Hâkka Suresi
Hâkka suresi 52 ayettir ve adı "gerçekleşecek olan" anlamına gelir. Merkezinde iki karşıt sahne vardır: kitabı sağından verilen ve solundan verilen.
- Sure numarası
- 69. sure
- Arapça adı
- الحاقة
- Ayet sayısı
- 52 ayet
- Nüzul yeri
- Mekki (Mekke dönemi)
- Nüzul sırası
- 78.
- Cüz
- 29. cüz
- Ana konusu
- Gerçekleşecek olan gün ve amel defterinin verilişi
Adının anlamı
Hâkka, h-k-k kökünden gelir ve mutlaka gerçekleşecek olan anlamındadır. El-Hakk ismi de aynı köktendir. Kıyametin adlarından biridir.
Temel temaları
- kıyamet
- hesap
- helak edilen kavimler
Hâkka suresi — Arapçası ve anlamı
Aşağıdaki Türkçe anlam bu siteye aittir; herhangi bir mealden alınmamıştır. Amacı ayetin ne dediğini açık Türkçeyle aktarmaktır, basılı bir mealin yerini tutmaz. Anlam metni Arapçanın karşılığı değil, karşılığının aktarımıdır — esas olan Arapça metindir.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
ٱلْحَآقَّةُ
Gerçekleşecek olan!
مَا ٱلْحَآقَّةُ
Nedir o gerçekleşecek olan?
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا ٱلْحَآقَّةُ
Gerçekleşecek olanın ne olduğunu sana bildiren nedir?
كَذَّبَتْ ثَمُودُ وَعَادٌۢ بِٱلْقَارِعَةِ
Semûd ve Âd, o çarpacak olanı yalanladılar.
فَأَمَّا ثَمُودُ فَأُهْلِكُوا۟ بِٱلطَّاغِيَةِ
Semûd'a gelince, onlar o korkunç sesle helak edildi.
وَأَمَّا عَادٌ فَأُهْلِكُوا۟ بِرِيحٍ صَرْصَرٍ عَاتِيَةٍ
Âd'a gelince, onlar uğultulu, azgın bir kasırgayla helak edildi.
سَخَّرَهَا عَلَيْهِمْ سَبْعَ لَيَالٍ وَثَمَٰنِيَةَ أَيَّامٍ حُسُومًا فَتَرَى ٱلْقَوْمَ فِيهَا صَرْعَىٰ كَأَنَّهُمْ أَعْجَازُ نَخْلٍ خَاوِيَةٍ
Allah onu yedi gece sekiz gün aralıksız onların üzerine musallat etti. O topluluğu orada, içi boş hurma kütükleri gibi serilmiş görürdün.
فَهَلْ تَرَىٰ لَهُم مِّنۢ بَاقِيَةٍ
Onlardan geriye kalan bir şey görüyor musun?
وَجَآءَ فِرْعَوْنُ وَمَن قَبْلَهُۥ وَٱلْمُؤْتَفِكَٰتُ بِٱلْخَاطِئَةِ
Firavun, ondan öncekiler ve altüst olan şehirler de o hatayı işlediler.
فَعَصَوْا۟ رَسُولَ رَبِّهِمْ فَأَخَذَهُمْ أَخْذَةً رَّابِيَةً
Rablerinin elçisine karşı geldiler; O da onları şiddetle yakaladı.
إِنَّا لَمَّا طَغَا ٱلْمَآءُ حَمَلْنَٰكُمْ فِى ٱلْجَارِيَةِ
Su taştığında sizi akıp giden gemide biz taşıdık.
لِنَجْعَلَهَا لَكُمْ تَذْكِرَةً وَتَعِيَهَآ أُذُنٌ وَٰعِيَةٌ
Onu size bir hatırlatma yapalım ve belleyen kulaklar bellesin diye.
فَإِذَا نُفِخَ فِى ٱلصُّورِ نَفْخَةٌ وَٰحِدَةٌ
Sûra bir kez üflendiğinde,
وَحُمِلَتِ ٱلْأَرْضُ وَٱلْجِبَالُ فَدُكَّتَا دَكَّةً وَٰحِدَةً
Yer ve dağlar kaldırılıp bir çarpışla birbirine çarpıldığında,
فَيَوْمَئِذٍ وَقَعَتِ ٱلْوَاقِعَةُ
İşte o gün olacak olan olur.
وَٱنشَقَّتِ ٱلسَّمَآءُ فَهِىَ يَوْمَئِذٍ وَاهِيَةٌ
Gök yarılır; o gün o, çökmeye yüz tutar.
وَٱلْمَلَكُ عَلَىٰٓ أَرْجَآئِهَا وَيَحْمِلُ عَرْشَ رَبِّكَ فَوْقَهُمْ يَوْمَئِذٍ ثَمَٰنِيَةٌ
Melekler onun kenarlarındadır. O gün Rabbinin arşını, üstlerinde sekiz melek taşır.
يَوْمَئِذٍ تُعْرَضُونَ لَا تَخْفَىٰ مِنكُمْ خَافِيَةٌ
O gün arz olunursunuz; hiçbir sırrınız gizli kalmaz.
فَأَمَّا مَنْ أُوتِىَ كِتَٰبَهُۥ بِيَمِينِهِۦ فَيَقُولُ هَآؤُمُ ٱقْرَءُوا۟ كِتَٰبِيَهْ
Kitabı sağından verilen der ki: "Alın, okuyun kitabımı!
إِنِّى ظَنَنتُ أَنِّى مُلَٰقٍ حِسَابِيَهْ
Ben zaten hesabıma kavuşacağımı sanıyordum."
فَهُوَ فِى عِيشَةٍ رَّاضِيَةٍ
Artık o, hoşnut bir hayat içindedir;
فِى جَنَّةٍ عَالِيَةٍ
Yüksek bir cennette;
قُطُوفُهَا دَانِيَةٌ
Devşirilmesi kolay meyveler yakınındadır.
كُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ هَنِيٓـًٔۢا بِمَآ أَسْلَفْتُمْ فِى ٱلْأَيَّامِ ٱلْخَالِيَةِ
"Geçmiş günlerde önden gönderdikleriniz sebebiyle afiyetle yiyin için."
وَأَمَّا مَنْ أُوتِىَ كِتَٰبَهُۥ بِشِمَالِهِۦ فَيَقُولُ يَٰلَيْتَنِى لَمْ أُوتَ كِتَٰبِيَهْ
Kitabı solundan verilen ise der ki: "Keşke kitabım bana verilmeseydi.
وَلَمْ أَدْرِ مَا حِسَابِيَهْ
Hesabımın ne olduğunu bilmeseydim.
يَٰلَيْتَهَا كَانَتِ ٱلْقَاضِيَةَ
Keşke o iş bitmiş olsaydı.
مَآ أَغْنَىٰ عَنِّى مَالِيَهْ
Malım bana fayda vermedi.
هَلَكَ عَنِّى سُلْطَٰنِيَهْ
Gücüm de benden gitti."
خُذُوهُ فَغُلُّوهُ
"Tutun onu, bağlayın!
ثُمَّ ٱلْجَحِيمَ صَلُّوهُ
Sonra alevli ateşe atın!
ثُمَّ فِى سِلْسِلَةٍ ذَرْعُهَا سَبْعُونَ ذِرَاعًا فَٱسْلُكُوهُ
Sonra yetmiş arşın uzunluğunda bir zincire vurun onu!"
إِنَّهُۥ كَانَ لَا يُؤْمِنُ بِٱللَّهِ ٱلْعَظِيمِ
Çünkü o, yüce Allah'a inanmıyordu.
وَلَا يَحُضُّ عَلَىٰ طَعَامِ ٱلْمِسْكِينِ
Yoksulu doyurmaya da teşvik etmiyordu.
فَلَيْسَ لَهُ ٱلْيَوْمَ هَٰهُنَا حَمِيمٌ
Bugün burada onun bir dostu yoktur.
وَلَا طَعَامٌ إِلَّا مِنْ غِسْلِينٍ
Kanlı irinden başka yiyeceği de yoktur.
لَّا يَأْكُلُهُۥٓ إِلَّا ٱلْخَٰطِـُٔونَ
Onu ancak hata edenler yer.
فَلَآ أُقْسِمُ بِمَا تُبْصِرُونَ
Hayır! Yemin ederim gördüklerinize,
وَمَا لَا تُبْصِرُونَ
Ve görmediklerinize;
إِنَّهُۥ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ
Şüphesiz o, değerli bir elçinin sözüdür.
وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَاعِرٍ قَلِيلًا مَّا تُؤْمِنُونَ
O, bir şairin sözü değildir. Ne kadar da az inanıyorsunuz!
وَلَا بِقَوْلِ كَاهِنٍ قَلِيلًا مَّا تَذَكَّرُونَ
Bir kâhinin sözü de değildir. Ne kadar da az düşünüyorsunuz!
تَنزِيلٌ مِّن رَّبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
O, âlemlerin Rabbinden indirilmedir.
وَلَوْ تَقَوَّلَ عَلَيْنَا بَعْضَ ٱلْأَقَاوِيلِ
Eğer bize karşı bazı sözler uydursaydı,
لَأَخَذْنَا مِنْهُ بِٱلْيَمِينِ
Elbette onu kuvvetle yakalardık,
ثُمَّ لَقَطَعْنَا مِنْهُ ٱلْوَتِينَ
Sonra can damarını koparırdık.
فَمَا مِنكُم مِّنْ أَحَدٍ عَنْهُ حَٰجِزِينَ
Sizden hiçbiriniz de buna engel olamazdı.
وَإِنَّهُۥ لَتَذْكِرَةٌ لِّلْمُتَّقِينَ
Şüphesiz o, sakınanlar için bir öğüttür.
وَإِنَّا لَنَعْلَمُ أَنَّ مِنكُم مُّكَذِّبِينَ
İçinizde yalanlayanlar bulunduğunu elbette biliyoruz.
وَإِنَّهُۥ لَحَسْرَةٌ عَلَى ٱلْكَٰفِرِينَ
Şüphesiz o, gerçeği örtenler için bir hasrettir.
وَإِنَّهُۥ لَحَقُّ ٱلْيَقِينِ
Ve o, kesin gerçeğin ta kendisidir.
فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ
Öyleyse yüce Rabbinin adını tesbih et.
Arapça Kur’an metni Tanzil Project tarafından hazırlanmıştır (Uthmani imlası, sürüm 1.1). Lisans: Creative Commons Attribution 3.0 —tanzil.net
İki gerekçe
33 ve 34. ayetler, kitabı solundan verilen kişinin durumunu iki gerekçeyle açıklar.
Birincisi inançla ilgilidir: yüce Allah'a inanmıyordu. İkincisi davranışla: yoksulu doyurmaya teşvik etmiyordu.
Klasik tefsirlerde bu ikilinin birlikte anılması üzerinde durulur. Aynı yapı Mâûn suresinde de bulunur: dini yalanlamak, yoksulu doyurmaya teşvik etmemekle tarif edilir.
Dikkat çekici olan, ikinci gerekçenin doyurmak değil "teşvik etmek" olmasıdır; yani kişinin kendi imkânı bile şart koşulmaz.
"Zaten sanıyordum"
Yirminci ayet kısa bir cümle taşır: "Ben zaten hesabıma kavuşacağımı sanıyordum."
Klasik tefsirlerde bu cümle, kitabı sağından verilen kişinin sevincinin sebebi olarak ele alınır: beklenmedik bir sonuç değil, beklenen bir sonuçtur.
Karşıtı 25-26. ayetlerdedir: "Keşke kitabım bana verilmeseydi, hesabımın ne olduğunu bilmeseydim."
Kaynaklar
- Kur’anHâkka 69:1-52 — Surenin metni
- Kur’anMâûn 107:1-3 — Yoksulu doyurmaya teşvik etmemek
- Kur’anİnşikâk 84:7-12 — Kitabın sağdan ve arkadan verilmesi
Son güncelleme: