Kalem Suresi
Kalem suresi 52 ayettir. Dördüncü ayeti Kur'an'daki en kısa ve en kapsamlı övgülerden biridir: "Sen büyük bir ahlak üzeresin." Ortasında bahçe sahipleri kıssası yer alır.
- Sure numarası
- 68. sure
- Arapça adı
- القلم
- Ayet sayısı
- 52 ayet
- Nüzul yeri
- Mekki (Mekke dönemi)
- Nüzul sırası
- 2.
- Cüz
- 29. cüz
- Ana konusu
- Ahlakın ölçü olması ve paylaşmaktan kaçınmanın sonucu
Adının anlamı
Kalem, yazı yazılan araçtır. Sure adını ilk ayetteki yeminden alır; kalem ve yazı Kur'an'ın erken dönem surelerinde birkaç kez anılır.
Temel temaları
- ahlak
- bahçe sahipleri
- cimrilik
- sabır
Kalem suresi — Arapçası ve anlamı
Aşağıdaki Türkçe anlam bu siteye aittir; herhangi bir mealden alınmamıştır. Amacı ayetin ne dediğini açık Türkçeyle aktarmaktır, basılı bir mealin yerini tutmaz. Anlam metni Arapçanın karşılığı değil, karşılığının aktarımıdır — esas olan Arapça metindir.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
نٓ وَٱلْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ
Nûn. Kaleme ve satır satır yazdıklarına yemin olsun.
مَآ أَنتَ بِنِعْمَةِ رَبِّكَ بِمَجْنُونٍ
Sen, Rabbinin nimetiyle deli değilsin.
وَإِنَّ لَكَ لَأَجْرًا غَيْرَ مَمْنُونٍ
Şüphesiz senin için kesintisiz bir karşılık vardır.
وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍ
Ve şüphesiz sen büyük bir ahlak üzeresin.
فَسَتُبْصِرُ وَيُبْصِرُونَ
Yakında sen de göreceksin, onlar da görecek;
بِأَييِّكُمُ ٱلْمَفْتُونُ
Hanginizin çılgın olduğunu.
إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِۦ وَهُوَ أَعْلَمُ بِٱلْمُهْتَدِينَ
Şüphesiz Rabbin, yolundan sapanı en iyi bilendir; doğru yolda olanları da en iyi bilen O'dur.
فَلَا تُطِعِ ٱلْمُكَذِّبِينَ
Öyleyse yalanlayanlara uyma.
وَدُّوا۟ لَوْ تُدْهِنُ فَيُدْهِنُونَ
Onlar isterler ki sen yumuşak davranasın, onlar da yumuşak davransın.
وَلَا تُطِعْ كُلَّ حَلَّافٍ مَّهِينٍ
Şuna da uyma: çok yemin eden, aşağılık,
هَمَّازٍ مَّشَّآءٍۭ بِنَمِيمٍ
Durmadan ayıplayan, laf götürüp getiren,
مَّنَّاعٍ لِّلْخَيْرِ مُعْتَدٍ أَثِيمٍ
Hayrı engelleyen, saldırgan, günahkâr,
عُتُلٍّۭ بَعْدَ ذَٰلِكَ زَنِيمٍ
Kaba saba, üstelik soysuz.
أَن كَانَ ذَا مَالٍ وَبَنِينَ
Mal ve oğullar sahibi olmuş diye.
إِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِ ءَايَٰتُنَا قَالَ أَسَٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ
Ona ayetlerimiz okunduğunda "Öncekilerin masalları" der.
سَنَسِمُهُۥ عَلَى ٱلْخُرْطُومِ
Yakında onun burnunu damgalayacağız.
إِنَّا بَلَوْنَٰهُمْ كَمَا بَلَوْنَآ أَصْحَٰبَ ٱلْجَنَّةِ إِذْ أَقْسَمُوا۟ لَيَصْرِمُنَّهَا مُصْبِحِينَ
Biz onları, o bahçe sahiplerini sınadığımız gibi sınadık. Hani sabah olunca onu mutlaka devşireceklerine yemin etmişlerdi.
وَلَا يَسْتَثْنُونَ
Bir istisna da yapmıyorlardı.
فَطَافَ عَلَيْهَا طَآئِفٌ مِّن رَّبِّكَ وَهُمْ نَآئِمُونَ
Onlar uyurken Rabbinden gelen bir felaket bahçeyi sardı.
فَأَصْبَحَتْ كَٱلصَّرِيمِ
Bahçe kapkara kesildi.
فَتَنَادَوْا۟ مُصْبِحِينَ
Sabahleyin birbirlerine seslendiler:
أَنِ ٱغْدُوا۟ عَلَىٰ حَرْثِكُمْ إِن كُنتُمْ صَٰرِمِينَ
"Devşirecekseniz erkenden ekininize gidin."
فَٱنطَلَقُوا۟ وَهُمْ يَتَخَٰفَتُونَ
Aralarında fısıldaşarak yola koyuldular:
أَن لَّا يَدْخُلَنَّهَا ٱلْيَوْمَ عَلَيْكُم مِّسْكِينٌ
"Bugün oraya hiçbir yoksul girmesin."
وَغَدَوْا۟ عَلَىٰ حَرْدٍ قَٰدِرِينَ
Engellemeye güçleri yeter sanarak erkenden gittiler.
فَلَمَّا رَأَوْهَا قَالُوٓا۟ إِنَّا لَضَآلُّونَ
Bahçeyi gördüklerinde dediler ki: "Herhâlde yolumuzu şaşırdık.
بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ
Hayır, biz mahrum bırakılmışız."
قَالَ أَوْسَطُهُمْ أَلَمْ أَقُل لَّكُمْ لَوْلَا تُسَبِّحُونَ
İçlerinden en dengeli olanı dedi ki: "Ben size 'tesbih etseydiniz ya' dememiş miydim?"
قَالُوا۟ سُبْحَٰنَ رَبِّنَآ إِنَّا كُنَّا ظَٰلِمِينَ
Dediler ki: "Rabbimizi tenzih ederiz; doğrusu biz zalimlermişiz."
فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَلَٰوَمُونَ
Sonra birbirlerini kınamaya başladılar.
قَالُوا۟ يَٰوَيْلَنَآ إِنَّا كُنَّا طَٰغِينَ
Dediler ki: "Yazıklar olsun bize! Biz gerçekten azgınmışız.
عَسَىٰ رَبُّنَآ أَن يُبْدِلَنَا خَيْرًا مِّنْهَآ إِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا رَٰغِبُونَ
Umulur ki Rabbimiz bize onun yerine daha hayırlısını verir. Biz Rabbimize yöneldik."
كَذَٰلِكَ ٱلْعَذَابُ وَلَعَذَابُ ٱلْـَٔاخِرَةِ أَكْبَرُ لَوْ كَانُوا۟ يَعْلَمُونَ
İşte azap böyledir. Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür; keşke bilselerdi.
إِنَّ لِلْمُتَّقِينَ عِندَ رَبِّهِمْ جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ
Şüphesiz sakınanlar için Rableri katında nimet cennetleri vardır.
أَفَنَجْعَلُ ٱلْمُسْلِمِينَ كَٱلْمُجْرِمِينَ
Müslümanları suçlular gibi mi tutacağız?
مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ
Size ne oluyor? Nasıl hüküm veriyorsunuz?
أَمْ لَكُمْ كِتَٰبٌ فِيهِ تَدْرُسُونَ
Yoksa size ait bir kitap var da ondan mı okuyorsunuz?
إِنَّ لَكُمْ فِيهِ لَمَا تَخَيَّرُونَ
Beğendiğiniz her şey onda sizin mi?
أَمْ لَكُمْ أَيْمَٰنٌ عَلَيْنَا بَٰلِغَةٌ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ إِنَّ لَكُمْ لَمَا تَحْكُمُونَ
Yoksa kıyamet gününe kadar sürecek, üzerimizde yeminlerle bağlanmış sözleriniz mi var; hükmettiğiniz şeyler sizin olacak diye?
سَلْهُمْ أَيُّهُم بِذَٰلِكَ زَعِيمٌ
Sor onlara: içlerinden hangisi buna kefildir?
أَمْ لَهُمْ شُرَكَآءُ فَلْيَأْتُوا۟ بِشُرَكَآئِهِمْ إِن كَانُوا۟ صَٰدِقِينَ
Yoksa ortakları mı var? Doğru söylüyorlarsa ortaklarını getirsinler.
يَوْمَ يُكْشَفُ عَن سَاقٍ وَيُدْعَوْنَ إِلَى ٱلسُّجُودِ فَلَا يَسْتَطِيعُونَ
Baldırın açılacağı ve secdeye çağrılacakları gün, buna güç yetiremezler.
خَٰشِعَةً أَبْصَٰرُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌ وَقَدْ كَانُوا۟ يُدْعَوْنَ إِلَى ٱلسُّجُودِ وَهُمْ سَٰلِمُونَ
Gözleri düşkün, kendilerini bir zillet bürümüş hâlde. Oysa onlar sapasağlamken secdeye çağrılıyorlardı.
فَذَرْنِى وَمَن يُكَذِّبُ بِهَٰذَا ٱلْحَدِيثِ سَنَسْتَدْرِجُهُم مِّنْ حَيْثُ لَا يَعْلَمُونَ
Bu sözü yalanlayanı bana bırak. Onları bilmedikleri yerden azar azar helake götüreceğiz.
وَأُمْلِى لَهُمْ إِنَّ كَيْدِى مَتِينٌ
Onlara mühlet veriyorum. Şüphesiz benim tuzağım sağlamdır.
أَمْ تَسْـَٔلُهُمْ أَجْرًا فَهُم مِّن مَّغْرَمٍ مُّثْقَلُونَ
Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da ağır bir borç altında mı kaldılar?
أَمْ عِندَهُمُ ٱلْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ
Yoksa gayb onların yanında da yazıyorlar mı?
فَٱصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ وَلَا تَكُن كَصَاحِبِ ٱلْحُوتِ إِذْ نَادَىٰ وَهُوَ مَكْظُومٌ
Rabbinin hükmüne sabret; balık sahibi gibi olma. Hani o, içi dolu bir hâlde seslenmişti.
لَّوْلَآ أَن تَدَٰرَكَهُۥ نِعْمَةٌ مِّن رَّبِّهِۦ لَنُبِذَ بِٱلْعَرَآءِ وَهُوَ مَذْمُومٌ
Rabbinden ona bir nimet yetişmeseydi, kınanmış olarak çıplak bir yere atılırdı.
فَٱجْتَبَٰهُ رَبُّهُۥ فَجَعَلَهُۥ مِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ
Fakat Rabbi onu seçti ve salihlerden kıldı.
وَإِن يَكَادُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَيُزْلِقُونَكَ بِأَبْصَٰرِهِمْ لَمَّا سَمِعُوا۟ ٱلذِّكْرَ وَيَقُولُونَ إِنَّهُۥ لَمَجْنُونٌ
İnkâr edenler Kur'an'ı işittiklerinde neredeyse seni gözleriyle devireceklerdi ve "O gerçekten delidir" diyorlardı.
وَمَا هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ لِّلْعَٰلَمِينَ
Oysa o, âlemler için bir öğütten başka bir şey değildir.
Arapça Kur’an metni Tanzil Project tarafından hazırlanmıştır (Uthmani imlası, sürüm 1.1). Lisans: Creative Commons Attribution 3.0 —tanzil.net
Bahçe sahipleri: eksik olan tek şey
17-32. ayetlerdeki kıssada bahçe sahipleri hasadı sabah erkenden toplamaya yemin ederler. 18. ayet eksikliği tek cümlede söyler: "Bir istisna da yapmıyorlardı."
Klasik tefsirlerde bu ifade "inşâallah" demeyi terk etmek olarak açıklanır; yani sonucu kendilerinden bilmek.
İkinci eksiklik 24. ayette gelir: "Bugün oraya hiçbir yoksul girmesin." Kıssanın iki kusuru budur — sonucu garanti saymak ve paylaşmaktan kaçınmak.
28. ayette içlerinden biri hatırlatır: "tesbih etseydiniz ya." Kıssa bir tövbeyle biter (32. ayet).
"Büyük bir ahlak üzeresin"
Dördüncü ayet kısadır ve Kur'an'da bir kişi hakkında kullanılan en kapsamlı övgülerden biridir.
Kullanılan kelime "hulûk"tur ve huy, karakter anlamındadır. "Halk" (yaratılış) kelimesiyle aynı köktendir; klasik tefsirlerde bu yakınlık, ahlakın sonradan takılan bir şey değil yerleşmiş bir hâl olması bakımından ele alınır.
Övgünün konusu bilgi veya güç değil, ahlaktır.
"Balık sahibi gibi olma"
48. ayette Hz. Yûnus'a atıf yapılır ve sabır emriyle birlikte gelir.
Klasik tefsirlerde bu atfın bir kınama değil bir uyarı olduğu belirtilir; nitekim 50. ayet Hz. Yûnus'un seçildiğini ve salihlerden kılındığını bildirir.
Hz. Yûnus'un duası bu sitede ayrı bir sayfada ele alınmaktadır.
Kaynaklar
- Kur’anKalem 68:1-52 — Surenin metni
- Kur’anEnbiyâ 21:87-88 — Hz. Yûnus'un duası
- Kur’anKehf 18:23-24 — İstisna yapmak (inşâallah)
Son güncelleme: