Sünnete Bağlılık ile İlgili Hadisler
Buhârî Sahîh'inin sondan ikinci kitâbını Kur'an'a ve Sünnet'e tutunma konusuna ayırır: Kitâbü'l-İ'tisâm bi'l-Kitâb ve's-Sünne. Aşağıdaki on beş hadis o bölümden seçildi ve dört şeyi konu ediyor: dinî bilginin nereden alındığı, bilmediğini söyleyebilmek, kendi görüşünü dinin yerine koymamak ve aşırılıktan uzak durmak. Sayfa hiçbir grubu, mezhebi ya da kişiyi konu etmez.
Hadisler
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ سَأَلْتُ الأَعْمَشَ فَقَالَ عَنْ زَيْدِ بْنِ وَهْبٍ، سَمِعْتُ حُذَيْفَةَ، يَقُولُ حَدَّثَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَنَّ الأَمَانَةَ نَزَلَتْ مِنَ السَّمَاءِ فِي جَذْرِ قُلُوبِ الرِّجَالِ، وَنَزَلَ الْقُرْآنُ فَقَرَءُوا الْقُرْآنَ وَعَلِمُوا مِنَ السُّنَّةِ ".
Huzeyfe şöyle dedi: Allah Resûlü bize şunu anlattı: Emanet, gökten inip insanların kalplerinin köküne yerleşti; sonra Kur'an indi. Böylece Kur'an'ı okudular ve Sünnet'ten öğrendiler.
Rivayet iki kaynağı arka arkaya sıralar: önce indirilen metin, sonra ondan öğrenilen uygulama. «Cezr» kelimesi kök, dip demektir — emanetin yüzeyde değil kalbin dibinde yer ettiğini anlatır. Bölümün adı da buradan gelir: i'tisâm, tutunmak demektir.
Sahih hadisBuhârî, İ'tisâm 2
حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ سَعِيدٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَا مِنَ الأَنْبِيَاءِ نَبِيٌّ إِلاَّ أُعْطِيَ مِنَ الآيَاتِ مَا مِثْلُهُ أُومِنَ ـ أَوْ آمَنَ ـ عَلَيْهِ الْبَشَرُ، وَإِنَّمَا كَانَ الَّذِي أُوتِيتُ وَحْيًا أَوْحَاهُ اللَّهُ إِلَىَّ، فَأَرْجُو أَنِّي أَكْثَرُهُمْ تَابِعًا يَوْمَ الْقِيَامَةِ ".
Ebû Hüreyre'den: Peygamber şöyle buyurdu: Peygamberlerden her birine, insanların onun benzeri sayesinde iman ettiği işaretler verilmiştir. Bana verilen ise Allah'ın bana vahyettiği bir vahiydir. Bu yüzden kıyamet günü onların en çok uyulanı olmayı umarım.
Karşılaştırma şudur: gösterilen bir işaret görenle sınırlı kalır, geriye metin kalmaz; burada geriye kalan metnin kendisidir. «Ümine — yahut âmene» arasındaki tereddüt râviye aittir ve silinmemiştir; rivayette hangi kelimenin söylendiği kesinleştirilmemiştir.
Sahih hadisBuhârî, İ'tisâm 1
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ صَبَّاحٍ، حَدَّثَنَا مُعْتَمِرٌ، قَالَ سَمِعْتُ عَوْفًا، أَنَّ أَبَا الْمِنْهَالِ، حَدَّثَهُ أَنَّهُ، سَمِعَ أَبَا بَرْزَةَ، قَالَ إِنَّ اللَّهَ يُغْنِيكُمْ أَوْ نَغَشَكُمْ بِالإِسْلاَمِ وَبِمُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم. قَالَ أَبُو عَبْد اللَّهِ وَقَعَ هَاهُنَا يُغْنِيكُمْ وَإِنَّمَا هُوَ نَعَشَكُمْ يُنْظَرُ فِي أَصْلِ كِتَابِ الِاعْتِصَامِ
Ebû Berze şöyle dedi: Allah sizi İslâm ile ve Muhammed ile zengin kıldı — yahut doğrultup kaldırdı. Ebû Abdullah der ki: Burada «yuğnîküm» (zengin kılar) yazılmış; oysa doğrusu «ne'aşeküm»dür (doğrultup kaldırdı). İ'tisâm kitâbının aslına bakılsın.
«Ebû Abdullah» Buhârî'nin kendi künyesidir; son cümle hadisin değil, derleyicinin kendi notudur. Bir kelimenin yazımından şüphelenmiş, düzeltmeyi metne işlemek yerine nüshaya bakılmasını istemiştir. Bölümün konusu tam da budur — metin hatırlanana değil, kaydına bırakılır. Bu sayfada rivayet notuyla birlikte durur, çünkü not olmadan hangi kelimenin şüpheli olduğu görünmez.
Sahih hadisBuhârî, İ'tisâm
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ هَمَّامٍ، عَنْ حُذَيْفَةَ، قَالَ يَا مَعْشَرَ الْقُرَّاءِ اسْتَقِيمُوا فَقَدْ سُبِقْتُمْ سَبْقًا بَعِيدًا فَإِنْ أَخَذْتُمْ يَمِينًا وَشِمَالاً، لَقَدْ ضَلَلْتُمْ ضَلاَلاً بَعِيدًا.
Huzeyfe şöyle dedi: Ey Kur'an okuyanlar topluluğu! Dosdoğru olun; sizden öncekiler çok ilerideler. Sağa sola saparsanız uzak bir sapıklığa düşersiniz.
Söz Peygamber'e değil Huzeyfe'ye aittir. «İstikamet» burada bir duygu değil yön tarifidir: yol bellidir, sapma iki yandadır. Hitabın Kur'an'ı okuyup bilenlere olması dikkate değer — uyarı bilmeyene değil, bilene yapılır.
Sahih hadisBuhârî, İ'tisâm 2
حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، حَدَّثَنَا مُسْلِمٌ، عَنْ مَسْرُوقٍ، قَالَ قَالَتْ عَائِشَةُ ـ رَضِيَ الله عنها ـ صَنَعَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم شَيْئًا تَرَخَّصَ وَتَنَزَّهَ عَنْهُ قَوْمٌ، فَبَلَغَ ذَلِكَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَحَمِدَ اللَّهَ ثُمَّ قَالَ " مَا بَالُ أَقْوَامٍ يَتَنَزَّهُونَ عَنِ الشَّىْءِ أَصْنَعُهُ، فَوَاللَّهِ إِنِّي أَعْلَمُهُمْ بِاللَّهِ، وَأَشَدُّهُمْ لَهُ خَشْيَةً ".
Âişe şöyle dedi: Peygamber bir kolaylığı kullanarak bir şey yaptı; bir topluluk ise ondan uzak durdu. Bu Peygamber'e ulaşınca Allah'a hamd etti, sonra şöyle dedi: Benim yaptığım bir şeyden uzak duran şu insanlara ne oluyor? Allah'a yemin olsun ki ben Allah'ı onlardan daha iyi bilirim ve O'ndan onlardan daha çok korkarım.
Uyarı yapılan işe değil ölçüye yöneliktir: örneği bırakıp daha ağırını seçmek, örneğin kendisini eksik saymak anlamına gelir. Rivayette hiçbir topluluk adlandırılmaz — «bir topluluk» denir ve geçilir. Bu sayfa da adlandırmaz.
Sahih hadisBuhârî, İ'tisâm 5
حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، عَنِ الْحُسَيْنِ، عَنِ ابْنِ بُرَيْدَةَ، حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ الْمُزَنِيُّ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " صَلُّوا قَبْلَ صَلاَةِ الْمَغْرِبِ ـ قَالَ فِي الثَّالِثَةِ ـ لِمَنْ شَاءَ ". كَرَاهِيَةَ أَنْ يَتَّخِذَهَا النَّاسُ سُنَّةً.
Abdullah el-Müzenî'den: Peygamber, «Akşam namazından önce namaz kılın» buyurdu; üçüncüsünde «dileyen kılsın» dedi. Bu, insanların onu sünnet edinmelerinden hoşlanmadığı içindi.
Son cümle râviye aittir ve sebebini söyler; oradaki «sünnet edinmek», yerleşik ve bağlayıcı bir âdet hâline getirmek demektir. Kayıtta dikkat çeken şey, teşvikin üçüncü tekrarda sınırlandırılmasıdır: söz aynı kalsaydı duyan onu bağlayıcı sayabilirdi. Bu sayfa rivayetten bir hüküm çıkarmaz; kaydettiği şey, sınırın kaynağın kendisi tarafından konmuş olmasıdır.
Sahih hadisBuhârî, İ'tisâm 27
حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ صَبَّاحٍ، حَدَّثَنَا شَبَابَةُ، حَدَّثَنَا وَرْقَاءُ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، سَمِعْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لَنْ يَبْرَحَ النَّاسُ يَتَسَاءَلُونَ حَتَّى يَقُولُوا هَذَا اللَّهُ خَالِقُ كُلِّ شَىْءٍ فَمَنْ خَلَقَ اللَّهَ ".
Enes b. Mâlik'ten: Allah Resûlü şöyle buyurdu: İnsanlar birbirine sorup durmayı bırakmayacaklar; öyle ki «İşte Allah her şeyin yaratıcısı; peki Allah'ı kim yarattı?» diyeceklerdir.
Rivayet soruyu değil, sorunun kendi kendini yediği noktayı anlatır: «yaratan» ile «yaratılan» aynı cümleye sokulduğunda soru anlamını yitirir. Bâb, çok soru sormanın ve kişiyi ilgilendirmeyeni kurcalamanın hoş görülmemesi üzerinedir; hoş görülmeyen öğrenmek değil, cevabı olmayanı zorlamaktır.
Sahih hadisBuhârî, İ'tisâm 3
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يَزِيدَ الْمُقْرِئُ، حَدَّثَنَا سَعِيدٌ، حَدَّثَنِي عُقَيْلٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عَامِرِ بْنِ سَعْدِ بْنِ أَبِي وَقَّاصٍ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِنَّ أَعْظَمَ الْمُسْلِمِينَ جُرْمًا مَنْ سَأَلَ عَنْ شَىْءٍ لَمْ يُحَرَّمْ، فَحُرِّمَ مِنْ أَجْلِ مَسْأَلَتِهِ ".
Sa'd b. Ebû Vakkās'tan: Peygamber şöyle buyurdu: Müslümanlar içinde en büyük suçu işleyen, yasaklanmamış bir şeyi sorup da sorusu yüzünden o şeyin yasaklanmasına sebep olandır.
Rivayetin bağlamı vahyin indiği dönemdir; orada bir soru gerçekten yeni bir hüküm doğurabiliyordu. Buraya alınma sebebi, cevabı zorlamanın herkesi bağlayan bir sonuç üretebilmesidir. Sayfa bundan bir hüküm çıkarmaz; rivayetin ne dediğini aktarır.
Sahih hadisBuhârî, İ'tisâm 3
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، ح حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ سَلاَمٍ، أَخْبَرَنَا عَتَّابُ بْنُ بَشِيرٍ، عَنْ إِسْحَاقَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، أَخْبَرَنِي عَلِيُّ بْنُ حُسَيْنٍ، أَنَّ حُسَيْنَ بْنَ عَلِيٍّ ـ رضى الله عنهما ـ أَخْبَرَهُ أَنَّ عَلِيَّ بْنَ أَبِي طَالِبٍ قَالَ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم طَرَقَهُ وَفَاطِمَةَ ـ عَلَيْهَا السَّلاَمُ ـ بِنْتَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ لَهُمْ " أَلاَ تُصَلُّونَ ". فَقَالَ عَلِيٌّ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّمَا أَنْفُسُنَا بِيَدِ اللَّهِ، فَإِذَا شَاءَ أَنْ يَبْعَثَنَا بَعَثَنَا، فَانْصَرَفَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حِينَ قَالَ لَهُ ذَلِكَ وَلَمْ يَرْجِعْ إِلَيْهِ شَيْئًا، ثُمَّ سَمِعَهُ وَهْوَ مُدْبِرٌ يَضْرِبُ فَخِذَهُ وَهْوَ يَقُولُ {وَكَانَ الإِنْسَانُ أَكْثَرَ شَىْءٍ جَدَلاً}. قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ يُقَالُ مَا أَتَاكَ لَيْلاً فَهْوَ طَارِقٌ. وَيُقَالُ الطَّارِقُ النَّجْمُ، وَالثَّاقِبُ الْمُضِيءُ، يُقَالُ أَثْقِبْ نَارَكَ لِلْمُوقِدِ.
Ali b. Ebû Tâlib şöyle dedi: Allah Resûlü bir gece bana ve kızı Fâtıma'ya uğradı ve «Namaz kılmıyor musunuz?» dedi. «Ey Allah'ın Resûlü! Canlarımız Allah'ın elindedir; bizi kaldırmak dilerse kaldırır» dedim. Bunu söyleyince Allah Resûlü ayrıldı, bana hiçbir karşılık vermedi. Sonra dönüp giderken elini uyluğuna vurarak «İnsan, tartışmaya her şeyden daha düşkündür» dediğini işittim. Ebû Abdullah der ki: Sana geceleyin gelene «târık» denir; «târık»ın yıldız olduğu da söylenir. «Sâkıb» parlak demektir; ateş yakan kimseye «ateşini parlat» denir.
Karşılık verilmemesi cevabın kendisidir: söylenen cümle doğrudur ama yerinde değildir — kader üzerine bir söz, kalkmamanın gerekçesi yapılmıştır. Okunan âyet Kehf 18:54'tür. Sondaki sözlük açıklaması Buhârî'ye aittir ve rivayetin ilk kelimesi olan «tarakahû» içindir.
Sahih hadisBuhârî, İ'tisâm 18
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ الْمُنْكَدِرِ، يَقُولُ سَمِعْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، يَقُولُ مَرِضْتُ فَجَاءَنِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَعُودُنِي وَأَبُو بَكْرٍ وَهُمَا مَاشِيَانِ، فَأَتَانِي وَقَدْ أُغْمِيَ عَلَىَّ فَتَوَضَّأَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ صَبَّ وَضُوءَهُ عَلَىَّ فَأَفَقْتُ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ ـ وَرُبَّمَا قَالَ سُفْيَانُ فَقُلْتُ أَىْ رَسُولَ اللَّهِ ـ كَيْفَ أَقْضِي فِي مَالِي كَيْفَ أَصْنَعُ فِي مَالِي قَالَ فَمَا أَجَابَنِي بِشَىْءٍ حَتَّى نَزَلَتْ آيَةُ الْمِيرَاثِ.
Câbir b. Abdullah şöyle dedi: Hastalandım; Allah Resûlü ile Ebû Bekir yürüyerek beni görmeye geldiler. Yanıma vardıklarında baygındım. Allah Resûlü abdest aldı, sonra abdest suyunu üzerime döktü; ayıldım ve «Ey Allah'ın Resûlü! Malım hakkında nasıl karar vereyim, malımı ne yapayım?» dedim. Bana hiçbir cevap vermedi; nihayet miras âyeti indi.
Bâb, kendisine vahiy inmemiş bir şey sorulduğunda Peygamber'in «bilmiyorum» demesi üzerinedir. Rivayette cevabın yerini sessizlik tutar: soru cevapsız kalır, çünkü henüz verilecek cevap indirilmemiştir. Beklemek de bir tutumdur.
Sahih hadisBuhârî, İ'tisâm 8
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ أَبِي بِشْرٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ امْرَأَةً، جَاءَتْ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ إِنَّ أُمِّي نَذَرَتْ أَنْ تَحُجَّ فَمَاتَتْ قَبْلَ أَنْ تَحُجَّ أَفَأَحُجَّ عَنْهَا قَالَ " نَعَمْ حُجِّي عَنْهَا، أَرَأَيْتِ لَوْ كَانَ عَلَى أُمِّكِ دَيْنٌ أَكُنْتِ قَاضِيَتَهُ ". قَالَتْ نَعَمْ. فَقَالَ " فَاقْضُوا الَّذِي لَهُ، فَإِنَّ اللَّهَ أَحَقُّ بِالْوَفَاءِ ".
İbn Abbâs'tan: Bir kadın Peygamber'e gelip «Annem hac etmeyi adamıştı, hac etmeden öldü; onun yerine ben hac edeyim mi?» dedi. «Evet, onun yerine hac et» dedi ve ekledi: «Söyle bakalım, annenin bir borcu olsaydı onu öder miydin?» Kadın «Evet» dedi. Bunun üzerine «Öyleyse Allah'ın hakkını ödeyin; Allah, kendisine olan borcun yerine getirilmesine daha lâyıktır» dedi.
Cevap iki adımdır: önce soru karşılanır, sonra sebebi soranın zaten bildiği bir örnekle gösterilir. Bölüm bu yöntemi ayrı bir bâbda toplar — bilinen bir asıl, hükmü açıklanmış başka bir asla benzetilerek anlatılır. Öğretilen şey, hükmün kendisi kadar hükmün niçin öyle olduğudur.
Sahih hadisBuhârî, İ'tisâm 12
حَدَّثَنَا أَصْبَغُ بْنُ الْفَرَجِ، حَدَّثَنِي ابْنُ وَهْبٍ، عَنْ يُونُسَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ أَعْرَابِيًّا، أَتَى رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ إِنَّ امْرَأَتِي وَلَدَتْ غُلاَمًا أَسْوَدَ، وَإِنِّي أَنْكَرْتُهُ. فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " هَلْ لَكَ مِنْ إِبِلٍ ". قَالَ نَعَمْ. قَالَ " فَمَا أَلْوَانُهَا ". قَالَ حُمْرٌ. قَالَ " هَلْ فِيهَا مِنْ أَوْرَقَ ". قَالَ إِنَّ فِيهَا لَوُرْقًا. قَالَ " فَأَنَّى تُرَى ذَلِكَ جَاءَهَا ". قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ عِرْقٌ نَزَعَهَا. قَالَ " وَلَعَلَّ هَذَا عِرْقٌ نَزَعَهُ ". وَلَمْ يُرَخِّصْ لَهُ فِي الاِنْتِفَاءِ مِنْهُ.
Ebû Hüreyre'den: Bir bedevî Allah Resûlü'ne gelip «Karım siyah bir oğlan doğurdu; ben onu kabul etmiyorum» dedi. Allah Resûlü ona «Develerin var mı?» dedi. «Evet» dedi. «Renkleri nedir?» «Kızıl» dedi. «İçlerinde boz olan var mı?» «Evet, boz olanı var» dedi. «Peki sence o ona nereden geldi?» «Ey Allah'ın Resûlü, bir damar çekmiştir» dedi. «Belki bu da bir damarın çekmesidir» buyurdu. Ve adama çocuğu reddetme izni vermedi.
Aynı yöntem, bu kez bir iddiayı çözmek için kullanılır: cevap doğrudan verilmez, soran kendi bildiği bir örneğe götürülür ve sonucu kendisi söyler. Son cümle râviye aittir ve sonucun ne olduğunu açıkça yazar.
Sahih hadisBuhârî, İ'tisâm 12
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ أَبِي بِشْرٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ أُمَّ حُفَيْدٍ بِنْتَ الْحَارِثِ بْنِ حَزْنٍ، أَهْدَتْ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم سَمْنًا وَأَقِطًا وَأَضُبًّا، فَدَعَا بِهِنَّ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَأُكِلْنَ عَلَى مَائِدَتِهِ، فَتَرَكَهُنَّ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم كَالْمُتَقَذِّرِ لَهُ، وَلَوْ كُنَّ حَرَامًا مَا أُكِلْنَ عَلَى مَائِدَتِهِ، وَلاَ أَمَرَ بِأَكْلِهِنَّ.
İbn Abbâs'tan: Ümmü Hufeyd bint Hâris b. Hazn, Peygamber'e yağ, keş ve keler hediye etti. Peygamber onları getirtti; sofrasında yenildiler. Kendisi ise onlardan tiksinen biri gibi el sürmedi. Eğer haram olsalardı onun sofrasında yenilmez, yenmelerini de emretmezdi.
Son cümle râvinin çıkarımıdır, Peygamber'in sözü değildir; rivayet bu ayrımı kendi içinde taşır. Buraya alınma sebebi de budur: kişisel olarak uzak durmak ile yasaklamak aynı şey değildir. Sayfa kelerin hükmünü tartışmaz.
Sahih hadisBuhârî, İ'tisâm 24
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ عُمَرَ، أَخْبَرَنَا عَلِيُّ بْنُ الْمُبَارَكِ، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ كَانَ أَهْلُ الْكِتَابِ يَقْرَءُونَ التَّوْرَاةَ بِالْعِبْرَانِيَّةِ وَيُفَسِّرُونَهَا بِالْعَرَبِيَّةِ لأَهْلِ الإِسْلاَمِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ تُصَدِّقُوا أَهْلَ الْكِتَابِ، وَلاَ تُكَذِّبُوهُمْ وَقُولُوا {آمَنَّا بِاللَّهِ وَمَا أُنْزِلَ إِلَيْنَا وَمَا أُنْزِلَ إِلَيْكُمْ} ". الآيَةَ.
Ebû Hüreyre şöyle dedi: Ehl-i kitap Tevrat'ı İbrânîce okur, müslümanlara Arapça açıklarlardı. Bunun üzerine Allah Resûlü şöyle dedi: Ehl-i kitabı ne doğrulayın ne yalanlayın; «Biz Allah'a, bize indirilene ve size indirilene iman ettik» deyin.
Ölçü iki refleksi birden keser: elde doğrulama imkânı yokken haber ne onaylanır ne reddedilir. Rivayet bir topluluk hakkında hüküm vermez; söylediği şey, ölçüsü elde olmayan bir nakil karşısında nasıl durulacağıdır. Söylenmesi istenen cümle Kur'an'dandır; metinde âyet tam yazılmaz, «el-âye» denilerek kısaltılır.
Sahih hadisBuhârî, İ'tisâm 25
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي ذِئْبٍ، عَنِ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، رضى الله عنه عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى تَأْخُذَ أُمَّتِي بِأَخْذِ الْقُرُونِ قَبْلَهَا، شِبْرًا بِشِبْرٍ وَذِرَاعًا بِذِرَاعٍ ". فَقِيلَ يَا رَسُولَ اللَّهِ كَفَارِسَ وَالرُّومِ. فَقَالَ " وَمَنِ النَّاسُ إِلاَّ أُولَئِكَ ".
Ebû Hüreyre'den: Peygamber şöyle buyurdu: Ümmetim kendinden önceki nesillerin tuttuğu yolu karış karış, arşın arşın tutmadıkça kıyamet kopmayacaktır. «Ey Allah'ın Resûlü, Persler ve Romalılar gibi mi?» denildi. «İnsanlar onlardan başka kim ki?» buyurdu.
Uyarının muhatabı ümmetin kendisidir; anılan kavimler hakkında bir hüküm verilmez — son cümle onların o günün bilinen büyük toplulukları olduğunu söyler. Ölçü «şu topluluk kötüdür» değil, başkasının yolunu ölçmeden tutmanın kendisidir.
Sahih hadisBuhârî, İ'tisâm 14
Hadislerin Arapça metni klasik hadis kaynaklarındandır. Türkçe anlam bu sitenin kendi metnidir ve basılı bir tercümenin yerini tutmaz; esas olan Arapça metindir.
Bu sayfanın girmediği tartışmalar
Bu bölüm, tarih boyunca en çok tartışmaya çekilen malzemedir: bid'at, re'y, kıyas ve ihtilaf başlıkları burada toplanır. Sayfanın tuttuğu sınır açıktır — hiçbir grup, mezhep, akım ya da kişi hedef alınmaz; adı anılmaz, tarifi yapılmaz.
Bunun somut karşılığı bir eleme ölçütüdür. Belirli bir topluluğu adıyla ya da tarifiyle mahkûm eden rivayetler alınmadı. Re'y ile kıyasın yeri, içtihat, taklit ve ihtilafın hükmü klasik fıkıh usulünün konusudur; bu sayfa o tartışmaya girmez ve bir tarafı doğru ilan etmez. Hilâfet ve iç savaş bağlamı taşıyan kayıtlar da dışarıda bırakıldı.
Geriye kalan iş şudur: rivayetlerin Kur'an'a ve Sünnet'e bağlılık, bilmediğini söyleyebilmek, kendi görüşünü dine karıştırmamak ve ilmi kaynağından almak hakkında ne söylediğini kaynağıyla aktarmak. Bu sayfa bir hüküm ya da fetva metni değildir.
Bâb başlığı tartışmanın adıdır, hadisin konusu değil
Bu bölümde bâb başlıkları çoğu zaman bir görüşü savunur: re'yin yerilmesi, kıyası zorlamanın hoş görülmemesi, ihtilaftan kaçınmak, çok soru sormanın hoş görülmemesi. Başlığın altındaki metin ise çoğu zaman sade bir olaydır — bir soru, bir düzeltme, bir sofra.
Sayfa bu ayrımı korur: başlığın savunduğu görüş değil, metnin anlattığı olay aktarılır. «Bid'at» kelimesinin geçtiği yerde de kimin neyi bid'at saydığı tartışmasına girilmez; rivayetin ne dediği yazılır, sınıflandırma yapılmaz.
Bâb numarası her hadisin altında ayrıca verilir; okuyan metni başlıktan bağımsız görebilsin diye.
Kırk dört adaydan on beşi
Bu bölümden çıkarılan aday havuzu kırk dört kayıttı; sayfaya on beşi girdi. Eleme iki ayrı ölçüyle yapıldı ve ikisi de sayı hedefinin önündeydi.
Birincisi kapsam. Sürgün ve savaş bağlamı taşıyanlar, kölelik dönemi hükümleri, diyet konusu, hilâfet ve iç savaş tartışmasına bağlı kayıtlar ve kısa bir notla dürüstçe çerçevelenemeyecek ağır bağlam taşıyanlar alınmadı. Bir topluluğu ya da bir kişiyi adıyla mahkûm eden rivayetler de aynı sebeple dışarıda kaldı.
İkincisi tekrar. Buhârî aynı metni farklı kitâblarda farklı senetlerle nakleder ve bu metinlerin bir kısmı sitede başka tema sayfalarında zaten duruyordu. On dört aday bu sebeple düştü; aralarında «Allah kimin için hayır dilerse onu dinde anlayışlı kılar», «iki kişi dışında kimseye imrenilmez», ilmin âlimlerin eksilmesiyle eksilmesi, «kalpleriniz onda birleştiği sürece Kur'an'ı okuyun», altın yüzük kaydı ve Nûh'un ümmetine sorulan tebliğ sorusu da vardı. Aynı metnin iki adreste durması okuyana bir şey kazandırmaz. Bölümün kendi içinde iki ayrı senetle tekrarlanan bir söz de sayfada bir kez durur.
Sık sorulan sorular
Kitâbü'l-İ'tisâm nedir?
Sahîh-i Buhârî'nin sondan ikinci kitâbıdır; tam adı «Kitâbü'l-İ'tisâm bi'l-Kitâb ve's-Sünne»dir. «İ'tisâm» tutunmak, sımsıkı sarılmak demektir. Yirmi sekiz bâbdan oluşur ve konusu, dinî bilginin nereden alınacağıdır.
Bu sayfa bid'at tartışmasına giriyor mu?
Hayır. Bölümde bid'at kelimesinin geçtiği bâblar vardır; ancak kimin neyi bid'at saydığı klasik kaynaklarda uzun uzun tartışılmış bir konudur ve bu sayfa o tartışmayı sürdürmez, bir tarafı doğru ilan etmez. Burada yapılan iş, seçilen rivayetin ne dediğini Arapça metni ve bâb numarasıyla birlikte aktarmaktır.
Bu sayfadaki Türkçe anlamlar hangi tercümeden alındı?
Hiçbirinden. Türkçe anlam bu sitenin kendi metnidir ve basılı bir tercümenin yerini tutmaz; esas olan Arapça metindir. Senet çevrilmemiş, yalnız hadisin metni verilmiştir. Râvinin ya da derleyicinin eklediği açıklamalar atılmamış, kime ait olduğu belirtilerek bırakılmıştır.
Kaynaklar
- Sahih hadisBuhârî, İ'tisâm — Sayfadaki on beş hadisin tamamı Sahîh-i Buhârî'nin Kitâbü'l-İ'tisâm bi'l-Kitâb ve's-Sünne bölümünden seçilmiştir; bâb numaraları hadislerin altında verilmiştir.
- Sahih hadisBuhârî, İ'tisâm 2 — Kur'an'ın okunup Sünnet'ten öğrenilmesini bildiren Huzeyfe rivayeti.
- Sahih hadisBuhârî, İ'tisâm 3 — Çok soru sormanın ve kişiyi ilgilendirmeyeni kurcalamanın hoş görülmediği bâb.
- Sahih hadisBuhârî, İ'tisâm 8 — Vahiy inmemiş bir mesele sorulduğunda cevabın beklendiğini gösteren rivayet.
- Sahih hadisBuhârî, İ'tisâm 12 — Bilinen bir örnekle açıklama yöntemini toplayan bâb.
- Sahih hadisBuhârî, İ'tisâm 24 — Hükmün delâletle anlaşıldığı bâb; râvinin çıkarımı metinde ayrı durur.
- Sahih hadisBuhârî, İ'tisâm 27 — Teşvikin üçüncü tekrarda «dileyen kılsın» ile sınırlandırılması.
- Kur’anKehf 18:54 — Ali rivayetinde okunan âyet.
Son güncelleme: