Kur'an Okumak ile İlgili Hadisler
Buhârî Sahîh'inde Kur'an'a ayrı bir bölüm ayırır: Kitâbü Fezâili'l-Kur'ân. Aşağıdaki otuz bir hadis o bölümden seçilmiştir — okumanın değeri, ezberleyenin ve unutanın hâli, ağır ağır ve güzel sesle okumak, başkasından dinlemek ve bazı sûreler hakkında nakledilenler.
Hadisler
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى، عَنْ شَيْبَانَ، عَنْ يَحْيَى، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، قَالَ أَخْبَرَتْنِي عَائِشَةُ، وَابْنُ، عَبَّاسٍ رضى الله عنهم قَالاَ لَبِثَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِمَكَّةَ عَشْرَ سِنِينَ يُنْزَلُ عَلَيْهِ الْقُرْآنُ وَبِالْمَدِينَةِ عَشْرَ سِنِينَ
Âişe ve İbn Abbâs şöyle dediler: Peygamber Mekke'de on yıl kaldı; Kur'an ona indiriliyordu. Medine'de de on yıl kaldı.
Bölümün ilk bâbı iniş sürecini konu eder: Kur'an tek seferde değil, yıllara yayılan bir zaman içinde indirilmiştir. Okumaya dair bâblar bundan sonra gelir.
Sahih hadisBuhârî, Fezâilü'l-Kur'ân 1
حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ يَزِيدَ، حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرٍ، عَنْ أَبِي حَصِينٍ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ كَانَ يَعْرِضُ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم الْقُرْآنَ كُلَّ عَامٍ مَرَّةً، فَعَرَضَ عَلَيْهِ مَرَّتَيْنِ فِي الْعَامِ الَّذِي قُبِضَ، وَكَانَ يَعْتَكِفُ كُلَّ عَامٍ عَشْرًا فَاعْتَكَفَ عِشْرِينَ فِي الْعَامِ الَّذِي قُبِضَ {فِيهِ}
Ebû Hüreyre şöyle dedi: Peygamber'e Kur'an her yıl bir kez arz edilirdi; vefat ettiği yıl iki kez arz edildi. Her yıl on gün i'tikâfa girerdi; vefat ettiği yıl yirmi gün i'tikâfa girdi.
İki sayı da aynı yıla işaret eder: son Ramazanda hem arz hem i'tikâf ikiye katlanmıştır. Rivayet bunun sebebini söylemez; yalnız sayıları verir.
Sahih hadisBuhârî, Fezâilü'l-Kur'ân 7
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ حَدَّثَنِي خُبَيْبُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ حَفْصِ بْنِ عَاصِمٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدِ بْنِ الْمُعَلَّى، قَالَ كُنْتُ أُصَلِّي فَدَعَانِي النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَلَمْ أُجِبْهُ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي كُنْتُ أُصَلِّي. قَالَ " أَلَمْ يَقُلِ اللَّهُ {اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ} ثُمَّ قَالَ أَلاَ أُعَلِّمُكَ أَعْظَمَ سُورَةٍ فِي الْقُرْآنِ قَبْلَ أَنْ تَخْرُجَ مِنَ الْمَسْجِدِ ". فَأَخَذَ بِيَدِي فَلَمَّا أَرَدْنَا أَنْ نَخْرُجَ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّكَ قُلْتَ لأُعَلِّمَنَّكَ أَعْظَمَ سُورَةٍ مِنَ الْقُرْآنِ. قَالَ "{الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ} هِيَ السَّبْعُ الْمَثَانِي وَالْقُرْآنُ الْعَظِيمُ الَّذِي أُوتِيتُهُ ".
Ebû Saîd b. el-Muallâ şöyle dedi: Namaz kılıyordum; Peygamber beni çağırdı, ben karşılık vermedim. Sonra "Ey Allah'ın Resûlü! Namaz kılıyordum" dedim. O, "Allah, 'Sizi çağırdığında Allah'a ve Resûlü'ne karşılık verin' buyurmadı mı?" dedi. Ardından, "Mescitten çıkmadan önce sana Kur'an'ın en büyük sûresini öğreteyim mi?" buyurdu ve elimden tuttu. Çıkmak üzereyken, "Ey Allah'ın Resûlü! Bana Kur'an'ın en büyük sûresini öğreteceğini söylemiştin" dedim. Şöyle buyurdu: "'Elhamdü lillâhi rabbi'l-âlemîn'dir; o, bana verilen yedi mesânî ve büyük Kur'an'dır."
Okunan âyet Enfâl 8:24'tür. Sondaki "yedi mesânî ve büyük Kur'an" tamlaması Hicr 15:87'den alınmıştır ve Fâtiha'nın yedi âyetine işaret eder. "En büyük sûre" nitelemesi rivayetin kendi lafzıdır; bir okuma sayısı ya da karşılık kaydı içermez.
Sahih hadisBuhârî, Fezâilü'l-Kur'ân 9
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا وَهْبٌ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ مُحَمَّدٍ، عَنْ مَعْبَدٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ كُنَّا فِي مَسِيرٍ لَنَا فَنَزَلْنَا فَجَاءَتْ جَارِيَةٌ فَقَالَتْ إِنَّ سَيِّدَ الْحَىِّ سَلِيمٌ، وَإِنَّ نَفَرَنَا غُيَّبٌ فَهَلْ مِنْكُمْ رَاقٍ فَقَامَ مَعَهَا رَجُلٌ مَا كُنَّا نَأْبُنُهُ بِرُقْيَةٍ فَرَقَاهُ فَبَرَأَ فَأَمَرَ لَهُ بِثَلاَثِينَ شَاةً وَسَقَانَا لَبَنًا فَلَمَّا رَجَعَ قُلْنَا لَهُ أَكُنْتَ تُحْسِنُ رُقْيَةً أَوْ كُنْتَ تَرْقِي قَالَ لاَ مَا رَقَيْتُ إِلاَّ بِأُمِّ الْكِتَابِ. قُلْنَا لاَ تُحْدِثُوا شَيْئًا حَتَّى نَأْتِيَ ـ أَوْ نَسْأَلَ ـ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَلَمَّا قَدِمْنَا الْمَدِينَةَ ذَكَرْنَاهُ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " وَمَا كَانَ يُدْرِيهِ أَنَّهَا رُقْيَةٌ اقْسِمُوا وَاضْرِبُوا لِي بِسَهْمٍ ". وَقَالَ أَبُو مَعْمَرٍ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ حَدَّثَنَا هِشَامٌ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سِيرِينَ حَدَّثَنِي مَعْبَدُ بْنُ سِيرِينَ عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ بِهَذَا
Ebû Saîd el-Hudrî şöyle dedi: Bir yolculuktaydık; konakladık. Bir câriye gelip "Kabilenin reisi sokuldu, adamlarımız da burada değil; içinizde okuyan var mı?" dedi. İçimizden, okuma yaptığını bilmediğimiz bir adam onunla gitti; ona okudu, adam iyileşti. Bunun üzerine kendisine otuz koyun verilmesini emretti, bize de süt içirdi. Adam dönünce ona, "Sen okumayı bilir miydin, yoksa okur muydun?" diye sorduk. "Hayır; ben yalnızca Ümmü'l-Kitâb ile okudum" dedi. Biz, "Peygamber'e varıp sormadan bir şey yapmayın" dedik. Medine'ye gelince durumu Peygamber'e anlattık. O, "Onun bir okuma olduğunu nereden bildi? Paylaştırın; bana da bir pay ayırın" buyurdu.
Ümmü'l-Kitâb, Fâtiha sûresinin adlarından biridir. Rivayet yaşanmış bir olayı nakleder; buradan "şu sûre okununca şu sonuç olur" biçiminde bir kural çıkarılmaz — hadisin kendisi de böyle bir kayıt koymaz. Verilen koyunların hükmü fıkıh kaynaklarında ayrıca ele alınmıştır; bu sayfa hüküm vermez.
Sahih hadisBuhârî, Fezâilü'l-Kur'ân 9
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ يَزِيدَ، عَنْ أَبِي مَسْعُودٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " مَنْ قَرَأَ بِالآيَتَيْنِ مِنْ آخِرِ سُورَةِ الْبَقَرَةِ فِي لَيْلَةٍ كَفَتَاهُ".
Ebû Mes'ûd şöyle dedi: Peygamber, "Kim bir gecede Bakara sûresinin sonundaki iki âyeti okursa, o iki âyet ona yeter" buyurdu.
Söz konusu iki âyet Bakara 2:285-286'dır. "Ona yeter" diye çevrilen kefetâhü kelimesinin neye yeteceği rivayette belirtilmez ve klasik şerhlerde farklı açıklanmıştır. Buradaki kayıt rivayetin kendi lafzıdır, sayfanın bir vaadi değildir.
Sahih hadisBuhârî, Fezâilü'l-Kur'ân 10
وَقَالَ عُثْمَانُ بْنُ الْهَيْثَمِ حَدَّثَنَا عَوْفٌ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ سِيرِينَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ وَكَّلَنِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِحِفْظِ زَكَاةِ رَمَضَانَ، فَأَتَانِي آتٍ، فَجَعَلَ يَحْثُو مِنَ الطَّعَامِ، فَأَخَذْتُهُ فَقُلْتُ لأَرْفَعَنَّكَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم. فَذَكَرَ الْحَدِيثَ فَقَالَ إِذَا أَوَيْتَ إِلَى فِرَاشِكَ فَاقْرَأْ آيَةَ الْكُرْسِيِّ لَنْ يَزَالَ عَلَيْكَ مِنَ اللَّهِ حَافِظٌ، وَلاَ يَقْرَبُكَ شَيْطَانٌ حَتَّى تُصْبِحَ. فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " صَدَقَكَ وَهْوَ كَذُوبٌ، ذَاكَ شَيْطَانٌ ".
Ebû Hüreyre şöyle dedi: Allah Resûlü beni Ramazan zekâtını korumakla görevlendirdi. Derken biri gelip yiyecekten avuçlamaya başladı. Onu yakaladım ve "Seni mutlaka Allah Resûlü'ne çıkaracağım" dedim. — Râvi burada rivayetin tamamını anlattı. — Sonra o kişi şöyle dedi: Yatağına girdiğinde Âyetü'l-Kürsî'yi oku; Allah tarafından üzerinde bir koruyucu bulunmaya devam eder ve sabaha kadar sana şeytan yaklaşamaz. Bunun üzerine Peygamber, "O sana doğruyu söylemiş, ama kendisi çok yalancıdır. O bir şeytandı" buyurdu.
Âyetü'l-Kürsî Bakara 2:255'tir. Buradaki kayıt — "sabaha kadar sana şeytan yaklaşamaz" — rivayetin kendi lafzıdır ve onu söyleyen, Ebû Hüreyre'nin yakaladığı kişidir; Peygamber verilen bilginin doğruluğunu onaylarken söyleyenin yalancılığını ayrıca belirtir. Sayfa bundan bir sonuç garantisi çıkarmaz. Arapça metin kısaltılmış biçimdedir: râvinin "hadisin tamamını anlattı" kaydı Buhârî'nin kendi ihtisarıdır.
Sahih hadisBuhârî, Fezâilü'l-Kur'ân 10
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، حَدَّثَنَا أَبُو إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ، قَالَ كَانَ رَجُلٌ يَقْرَأُ سُورَةَ الْكَهْفِ وَإِلَى جَانِبِهِ حِصَانٌ مَرْبُوطٌ بِشَطَنَيْنِ فَتَغَشَّتْهُ سَحَابَةٌ فَجَعَلَتْ تَدْنُو وَتَدْنُو وَجَعَلَ فَرَسُهُ يَنْفِرُ فَلَمَّا أَصْبَحَ أَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرَ ذَلِكَ لَهُ فَقَالَ " تِلْكَ السَّكِينَةُ تَنَزَّلَتْ بِالْقُرْآنِ ".
Berâ şöyle dedi: Bir adam Kehf sûresini okuyordu; yanında iki iple bağlı bir at vardı. Derken onu bir bulut kapladı; bulut yaklaştıkça yaklaştı, atı da ürkmeye başladı. Sabah olunca adam Peygamber'e gelip bunu anlattı. Peygamber, "O, Kur'an ile inen sekînedir" buyurdu.
Sekîne Kur'an'da iç sükûnet ve güven anlamında geçer; Fetih 48:4 onun mü'minlerin kalplerine indirildiğini söyler. Rivayet bunu okuma esnasında yaşanmış bir olay olarak anlatır, bir yöntem tarif etmez.
Sahih hadisBuhârî, Fezâilü'l-Kur'ân 11
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَسِيرُ فِي بَعْضِ أَسْفَارِهِ وَعُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ يَسِيرُ مَعَهُ لَيْلاً فَسَأَلَهُ عُمَرُ عَنْ شَىْءٍ فَلَمْ يُجِبْهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ سَأَلَهُ فَلَمْ يُجِبْهُ ثُمَّ سَأَلَهُ فَلَمْ يُجِبْهُ، فَقَالَ عُمَرُ ثَكِلَتْكَ أُمُّكَ نَزَرْتَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثَلاَثَ مَرَّاتٍ كُلَّ ذَلِكَ لاَ يُجِيبُكَ، قَالَ عُمَرُ فَحَرَّكْتُ بَعِيرِي حَتَّى كُنْتُ أَمَامَ النَّاسِ وَخَشِيتُ أَنْ يَنْزِلَ فِيَّ قُرْآنٌ فَمَا نَشِبْتُ أَنْ سَمِعْتُ صَارِخًا يَصْرُخُ ـ قَالَ ـ فَقُلْتُ لَقَدْ خَشِيتُ أَنْ يَكُونَ نَزَلَ فِيَّ قُرْآنٌ ـ قَالَ ـ فَجِئْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَسَلَّمْتُ عَلَيْهِ فَقَالَ " لَقَدْ أُنْزِلَتْ عَلَىَّ اللَّيْلَةَ سُورَةٌ لَهِيَ أَحَبُّ إِلَىَّ مِمَّا طَلَعَتْ عَلَيْهِ الشَّمْسُ ". ثُمَّ قَرَأَ {إِنَّا فَتَحْنَا لَكَ فَتْحًا مُبِينًا}
Zeyd b. Eslem babasından nakletti: Allah Resûlü seferlerinden birinde geceleyin yol alıyordu; Ömer b. el-Hattâb da onunla birlikte yol alıyordu. Ömer ona bir şey sordu, Allah Resûlü karşılık vermedi. Tekrar sordu, yine karşılık vermedi. Bir daha sordu, yine karşılık vermedi. Bunun üzerine Ömer, "Anan seni yitirsin! Allah Resûlü'ne üç kez üsteledin; hiçbirinde sana karşılık vermedi" dedi. Ömer der ki: Devemi sürüp insanların önüne geçtim; hakkımda Kur'an inmesinden korkuyordum. Çok geçmeden bir çağırıcının seslendiğini işittim ve "Hakkımda Kur'an indi diye korktum" dedim. Allah Resûlü'ne gelip selam verdim. O, "Bu gece bana öyle bir sûre indirildi ki, güneşin üzerine doğduğu her şeyden bana daha sevimlidir" buyurdu. Sonra "İnnâ fetahnâ leke fethan mübînâ"yı okudu.
Ömer'in kendine söylediği "anan seni yitirsin" Arapçada sitem için kullanılan kalıp bir sözdür, beddua değildir. Okunan âyet Fetih 48:1'dir. Rivayetteki değer ölçüsü sûrenin kendisine aittir; bir okuma sayısı ya da karşılık kaydı içermez.
Sahih hadisBuhârî, Fezâilü'l-Kur'ân 12
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي صَعْصَعَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، أَنَّ رَجُلاً، سَمِعَ رَجُلاً، يَقْرَأُ {قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ} يُرَدِّدُهَا فَلَمَّا أَصْبَحَ جَاءَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرَ ذَلِكَ لَهُ وَكَأَنَّ الرَّجُلَ يَتَقَالُّهَا فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ إِنَّهَا لَتَعْدِلُ ثُلُثَ الْقُرْآنِ ".
Ebû Saîd el-Hudrî şöyle dedi: Bir adam, başka birinin "Kul hüvallâhü ehad"i tekrar tekrar okuduğunu işitti. Sabah olunca Allah Resûlü'ne gelip bunu anlattı; adam sanki o sûreyi az görüyordu. Allah Resûlü, "Canım elinde olana yemin ederim ki o, Kur'an'ın üçte birine denktir" buyurdu.
İhlâs sûresi baştan sona Allah'ın nasıl bir varlık olduğunu anlatır. Denkliğin neye göre kurulduğu rivayette açıklanmaz ve klasik şerhlerde farklı izah edilmiştir. "Üçte bir" ifadesi rivayetin kendi lafzıdır; üç kez okumanın hatim yerine geçtiği anlamına gelmez.
Sahih hadisBuhârî, Fezâilü'l-Kur'ân 13
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، رضى الله عنها أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ إِذَا اشْتَكَى يَقْرَأُ عَلَى نَفْسِهِ بِالْمُعَوِّذَاتِ وَيَنْفُثُ، فَلَمَّا اشْتَدَّ وَجَعُهُ كُنْتُ أَقْرَأُ عَلَيْهِ وَأَمْسَحُ بِيَدِهِ رَجَاءَ بَرَكَتِهَا.
Âişe şöyle dedi: Allah Resûlü rahatsızlandığında muavvizâtı kendi üzerine okur ve üflerdi. Ağrısı şiddetlenince ben ona okur, bereketini umarak onun elini bedenine sürerdim.
Muavvizât, sığınma ile başlayan sûrelerdir; aynı bâbdaki öbür rivayette bunların hangileri olduğu tek tek sayılır. Metin Peygamber'in kendi uygulamasını anlatır; bir tedavi yöntemi ya da sonuç vaadi olarak kurulmaz.
Sahih hadisBuhârî, Fezâilü'l-Kur'ân 14
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا الْمُفَضَّلُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ إِذَا أَوَى إِلَى فِرَاشِهِ كُلَّ لَيْلَةٍ جَمَعَ كَفَّيْهِ ثُمَّ نَفَثَ فِيهِمَا فَقَرَأَ فِيهِمَا {قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ} وَ{قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ} وَ{قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ} ثُمَّ يَمْسَحُ بِهِمَا مَا اسْتَطَاعَ مِنْ جَسَدِهِ يَبْدَأُ بِهِمَا عَلَى رَأْسِهِ وَوَجْهِهِ وَمَا أَقْبَلَ مِنْ جَسَدِهِ يَفْعَلُ ذَلِكَ ثَلاَثَ مَرَّاتٍ.
Âişe şöyle dedi: Peygamber her gece yatağına girdiğinde iki avucunu birleştirir, sonra onlara üfler ve içlerine "Kul hüvallâhü ehad", "Kul eûzü bi-rabbi'l-felak" ve "Kul eûzü bi-rabbi'n-nâs"ı okurdu. Ardından iki eliyle bedeninden yetişebildiği yerleri mesheder; başından, yüzünden ve bedeninin ön tarafından başlardı. Bunu üç kez yapardı.
Muavvizât'ın hangi sûreler olduğu burada açıkça sayılır: İhlâs, Felak ve Nâs. "Üç kez" kaydı rivayetin kendi lafzıdır; anlatılan, Peygamber'in kendi âdetidir.
Sahih hadisBuhârî, Fezâilü'l-Kur'ân 14
وَقَالَ اللَّيْثُ حَدَّثَنِي يَزِيدُ بْنُ الْهَادِ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ أُسَيْدِ بْنِ حُضَيْرٍ، قَالَ بَيْنَمَا هُوَ يَقْرَأُ مِنَ اللَّيْلِ سُورَةَ الْبَقَرَةِ وَفَرَسُهُ مَرْبُوطٌ عِنْدَهُ إِذْ جَالَتِ الْفَرَسُ فَسَكَتَ فَسَكَتَتْ فَقَرَأَ فَجَالَتِ الْفَرَسُ، فَسَكَتَ وَسَكَتَتِ الْفَرَسُ ثُمَّ قَرَأَ فَجَالَتِ الْفَرَسُ، فَانْصَرَفَ وَكَانَ ابْنُهُ يَحْيَى قَرِيبًا مِنْهَا فَأَشْفَقَ أَنْ تُصِيبَهُ فَلَمَّا اجْتَرَّهُ رَفَعَ رَأْسَهُ إِلَى السَّمَاءِ حَتَّى مَا يَرَاهَا فَلَمَّا أَصْبَحَ حَدَّثَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " اقْرَأْ يَا ابْنَ حُضَيْرٍ اقْرَأْ يَا ابْنَ حُضَيْرٍ ". قَالَ فَأَشْفَقْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَنْ تَطَأَ يَحْيَى وَكَانَ مِنْهَا قَرِيبًا فَرَفَعْتُ رَأْسِي فَانْصَرَفْتُ إِلَيْهِ فَرَفَعْتُ رَأْسِي إِلَى السَّمَاءِ فَإِذَا مِثْلُ الظُّلَّةِ فِيهَا أَمْثَالُ الْمَصَابِيحِ فَخَرَجَتْ حَتَّى لاَ أَرَاهَا. قَالَ " وَتَدْرِي مَا ذَاكَ ". قَالَ لاَ. قَالَ " تِلْكَ الْمَلاَئِكَةُ دَنَتْ لِصَوْتِكَ وَلَوْ قَرَأْتَ لأَصْبَحَتْ يَنْظُرُ النَّاسُ إِلَيْهَا لاَ تَتَوَارَى مِنْهُمْ ". قَالَ ابْنُ الْهَادِ وَحَدَّثَنِي هَذَا الْحَدِيثَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ خَبَّابٍ عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ عَنْ أُسَيْدِ بْنِ حُضَيْرٍ.
Üseyd b. Hudayr şöyle dedi: O, geceleyin Bakara sûresini okuyordu; atı da yanında bağlıydı. Derken at şahlandı. O susunca at durdu; okuyunca at yine şahlandı. Sustu, at yine durdu. Sonra tekrar okudu, at yine şahlandı. Bunun üzerine okumayı bıraktı. Oğlu Yahyâ atın yakınındaydı; ona bir zarar gelmesinden korkup çocuğu çekti. Başını göğe kaldırınca gördüğü şey gözden kayboldu. Sabah olunca durumu Peygamber'e anlattı. Peygamber, "Oku ey Hudayr'ın oğlu! Oku ey Hudayr'ın oğlu!" buyurdu. Üseyd, "Ey Allah'ın Resûlü! Yahyâ ata yakındı, onu çiğnemesinden korktum; başımı kaldırıp ona doğru gittim. Sonra başımı göğe kaldırdım; bir de baktım ki gölgelik gibi bir şey var, içinde kandillere benzer şeyler. Sonra çıkıp gitti, artık göremedim" dedi. Peygamber, "Onun ne olduğunu biliyor musun?" diye sordu. "Hayır" dedi. Peygamber, "Onlar senin sesine yaklaşan meleklerdi. Okumayı sürdürseydin sabaha kadar kalırlardı ve insanlar onlara bakardı; kendilerinden gizlenmezlerdi" buyurdu.
Rivayet okumanın neden kesildiğini de söyler: Üseyd bir işaret aldığı için değil, çocuğuna zarar gelmesinden korktuğu için bırakmıştır. Peygamber'in "okumayı sürdürseydin" sözü bu yüzden anlamlıdır. Metnin sonunda aynı hadis için ikinci bir isnad daha nakledilir.
Sahih hadisBuhârî, Fezâilü'l-Kur'ân 15
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَبْدِ الْعَزِيزِ بْنِ رُفَيْعٍ، قَالَ دَخَلْتُ أَنَا وَشَدَّادُ بْنُ مَعْقِلٍ، عَلَى ابْنِ عَبَّاسٍ رضى الله عنهما فَقَالَ لَهُ شَدَّادُ بْنُ مَعْقِلٍ أَتَرَكَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مِنْ شَىْءٍ قَالَ مَا تَرَكَ إِلاَّ مَا بَيْنَ الدَّفَّتَيْنِ. قَالَ وَدَخَلْنَا عَلَى مُحَمَّدِ ابْنِ الْحَنَفِيَّةِ فَسَأَلْنَاهُ فَقَالَ مَا تَرَكَ إِلاَّ مَا بَيْنَ الدَّفَّتَيْنِ.
Abdülazîz b. Rufey' şöyle dedi: Şeddâd b. Ma'kıl ile birlikte İbn Abbâs'ın yanına girdik. Şeddâd ona, "Peygamber bir şey bıraktı mı?" diye sordu. İbn Abbâs, "İki kapak arasındakinden başka bir şey bırakmadı" dedi. Sonra Muhammed b. el-Hanefiyye'nin yanına girdik ve ona da sorduk. O da, "İki kapak arasındakinden başka bir şey bırakmadı" dedi.
"İki kapak arası" mushafı anlatır: cildin iki kapağı arasında duran metin. Aynı soru iki ayrı kişiye sorulmuş ve iki karşılık da aynı çıkmıştır. Bâb başlığı Buhârî'nin kendi kurduğu çerçevedir, rivayetin lafzı değildir.
Sahih hadisBuhârî, Fezâilü'l-Kur'ân 16
حَدَّثَنَا هُدْبَةُ بْنُ خَالِدٍ أَبُو خَالِدٍ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، حَدَّثَنَا أَنَسٌ، عَنْ أَبِي مُوسَى، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَثَلُ الَّذِي يَقْرَأُ الْقُرْآنَ كَالأُتْرُجَّةِ طَعْمُهَا طَيِّبٌ وَرِيحُهَا طَيِّبٌ وَالَّذِي لاَ يَقْرَأُ الْقُرْآنَ كَالتَّمْرَةِ طَعْمُهَا طَيِّبٌ وَلاَ رِيحَ لَهَا، وَمَثَلُ الْفَاجِرِ الَّذِي يَقْرَأُ الْقُرْآنَ كَمَثَلِ الرَّيْحَانَةِ رِيحُهَا طَيِّبٌ وَطَعْمُهَا مُرٌّ، وَمَثَلُ الْفَاجِرِ الَّذِي لاَ يَقْرَأُ الْقُرْآنَ كَمَثَلِ الْحَنْظَلَةِ طَعْمُهَا مُرٌّ وَلاَ رِيحَ لَهَا ".
Ebû Mûsâ'dan: Peygamber şöyle buyurdu: Kur'an okuyan kimsenin hâli ağaç kavunu gibidir; tadı güzeldir, kokusu da güzeldir. Kur'an okumayanın hâli hurma gibidir; tadı güzeldir ama kokusu yoktur. Kur'an okuyan günahkârın hâli fesleğen gibidir; kokusu güzeldir, tadı acıdır. Kur'an okumayan günahkârın hâli ise ebucehil karpuzu gibidir; tadı acıdır, kokusu da yoktur.
Buhârî'nin bu lafzında karşılaştırma okuyan ile okumayan arasında kurulur; metin "mü'min" ve "münafık" kelimelerini kullanmaz — yaygın olarak nakledilen o lafız başka rivayetlerdendir. Benzetmenin iki ölçüsü vardır: koku dışarıya, tat içeriye bakar.
Sahih hadisBuhârî, Fezâilü'l-Kur'ân 17
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ مِغْوَلٍ، حَدَّثَنَا طَلْحَةُ، قَالَ سَأَلْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ أَبِي أَوْفَى أَوْصَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ لاَ. فَقُلْتُ كَيْفَ كُتِبَ عَلَى النَّاسِ الْوَصِيَّةُ، أُمِرُوا بِهَا وَلَمْ يُوصِ قَالَ أَوْصَى بِكِتَابِ اللَّهِ.
Talha şöyle dedi: Abdullah b. Ebî Evfâ'ya, "Peygamber vasiyet etti mi?" diye sordum. "Hayır" dedi. Ben, "Öyleyse insanlara vasiyet nasıl yazıldı; onlar vasiyetle emrolundular da o mu etmedi?" dedim. O, "Allah'ın Kitabı'nı vasiyet etti" dedi.
Karşılık bir düzeltmedir: mal vasiyeti yoktur, ama vasiyet vardır ve konusu Kitap'tır. Bir önceki rivayetle birlikte okunur — geriye bırakılan Kur'an'dır.
Sahih hadisBuhârî, Fezâilü'l-Kur'ân 18
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَا أَذِنَ اللَّهُ لِشَىْءٍ مَا أَذِنَ لِلنَّبِيِّ أَنْ يَتَغَنَّى بِالْقُرْآنِ ". قَالَ سُفْيَانُ تَفْسِيرُهُ يَسْتَغْنِي بِهِ.
Ebû Hüreyre'den: Peygamber şöyle buyurdu: Allah hiçbir şeye, Kur'an'ı teğannî ile okuyan peygambere kulak verdiği kadar kulak vermemiştir. Süfyân dedi ki: Bunun açıklaması, "onunla yetinir" demektir.
Rivayet teğannî kelimesini kendisi açıklamaz; açıklama râvilerden gelir. Süfyân'ın verdiği karşılık "yestağnî bihî" — onunla yetinmek, başkasına muhtaç olmamak. Aynı bâbda nakledilen ikinci rivayette başka bir râvi "yecheru bihî" — sesli okumak der. Kelimenin ses güzelliğiyle ilgili anlamı da klasik kaynaklarda tartışılmıştır. Cümledeki ezine fiili de burada "kulak verme" anlamında açıklanır.
Sahih hadisBuhârî, Fezâilü'l-Kur'ân 19
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ حَدَّثَنِي سَالِمُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " لاَ حَسَدَ إِلاَّ عَلَى اثْنَتَيْنِ، رَجُلٌ آتَاهُ اللَّهُ الْكِتَابَ وَقَامَ بِهِ آنَاءَ اللَّيْلِ، وَرَجُلٌ أَعْطَاهُ اللَّهُ مَالاً فَهْوَ يَتَصَدَّقُ بِهِ آنَاءَ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ ".
Abdullah b. Ömer şöyle dedi: Allah Resûlü'nün şöyle buyurduğunu işittim: Ancak iki kişiye gıpta edilir — Allah'ın kendisine Kitap verdiği ve gecenin saatlerinde onunla kalkan kimse; bir de Allah'ın kendisine mal verdiği ve onu gece gündüz sadaka olarak dağıtan kimse.
Metindeki hased kelimesi burada kıskanmayı değil gıptayı anlatır: başkasındakinin kendisinde de olmasını istemek, ondan gitmesini değil. İki örnek de verilen bir şeyin kullanılmasıyla ilgilidir; biri Kitap, öbürü mal.
Sahih hadisBuhârî, Fezâilü'l-Kur'ân 20
حَدَّثَنَا حَجَّاجُ بْنُ مِنْهَالٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَلْقَمَةُ بْنُ مَرْثَدٍ، سَمِعْتُ سَعْدَ بْنَ عُبَيْدَةَ، عَنْ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ السُّلَمِيِّ، عَنْ عُثْمَانَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " خَيْرُكُمْ مَنْ تَعَلَّمَ الْقُرْآنَ وَعَلَّمَهُ ". قَالَ وَأَقْرَأَ أَبُو عَبْدِ الرَّحْمَنِ فِي إِمْرَةِ عُثْمَانَ حَتَّى كَانَ الْحَجَّاجُ، قَالَ وَذَاكَ الَّذِي أَقْعَدَنِي مَقْعَدِي هَذَا.
Osman'dan: Peygamber, "Sizin en hayırlınız Kur'an'ı öğrenen ve öğretendir" buyurdu. Râvi der ki: Ebû Abdurrahman, Osman'ın hilâfetinden Haccâc'ın zamanına kadar Kur'an okuttu ve "Beni bu makamda oturtan işte budur" dedi.
Râvinin eklediği cümle hadisin bir ömür boyu uygulanışını gösterir: Ebû Abdurrahman es-Sülemî'nin Kur'an okutma işine oturmasının gerekçesi bu hadistir. Ölçü ikilidir — yalnız öğrenmek ya da yalnız öğretmek değil, ikisi birlikte anılır.
Sahih hadisBuhârî, Fezâilü'l-Kur'ân 21
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ بُرَيْدٍ، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " تَعَاهَدُوا الْقُرْآنَ فَوَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لَهُوَ أَشَدُّ تَفَصِّيًا مِنَ الإِبِلِ فِي عُقُلِهَا ".
Ebû Mûsâ'dan: Peygamber şöyle buyurdu: Kur'an'ı gözetip durun. Canım elinde olana yemin ederim ki o, ayağı bağlı develerin bağından boşanmasından daha çabuk kaçıp gider.
Benzetmenin yönü ezberin kendiliğinden kalıcı olmadığıdır: bağ gevşerse deve gider. "Teâhüd" tekrar ederek gözetmektir. Rivayet unutmayı bir suç gibi değil, bakılmadığında olan bir şey gibi anar.
Sahih hadisBuhârî, Fezâilü'l-Kur'ân 23
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِنَّمَا مَثَلُ صَاحِبِ الْقُرْآنِ كَمَثَلِ صَاحِبِ الإِبِلِ الْمُعَقَّلَةِ إِنْ عَاهَدَ عَلَيْهَا أَمْسَكَهَا وَإِنْ أَطْلَقَهَا ذَهَبَتْ ".
İbn Ömer'den: Rasûlullah şöyle dedi: “Kur'an sahibinin hâli, bağlı develerin sahibinin hâli gibidir: onları gözetirse elinde tutar, salıverirse giderler.”
Benzetme ezberi bir mülk gibi değil bir bakım işi gibi anlatır: bağ çözülünce hayvan kaçar, kimse çalmaz. Metin bir tekrar programı ya da süre vermez.
Sahih hadisBuhârî, Fezâilü'l-Kur'ân 23
حَدَّثَنَا حَجَّاجُ بْنُ مِنْهَالٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو إِيَاسٍ، قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ مُغَفَّلٍ، قَالَ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ فَتْحِ مَكَّةَ وَهْوَ يَقْرَأُ عَلَى رَاحِلَتِهِ سُورَةَ الْفَتْحِ.
Abdullah b. Mugaffel şöyle dedi: Mekke'nin fethi günü Allah Resûlü'nü, bineği üzerinde Fetih sûresini okurken gördüm.
Buhârî rivayeti okumanın binek üstünde de yapılabildiğini gösteren bâba koyar. Aynı sahâbî aynı sahneyi okuyuşun biçimini ekleyerek de nakleder; bu sayfada tercî' bâbında yer alan rivayet odur.
Sahih hadisBuhârî, Fezâilü'l-Kur'ân 24
حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، أَخْبَرَنَا أَبُو بِشْرٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ جَمَعْتُ الْمُحْكَمَ فِي عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ لَهُ وَمَا الْمُحْكَمُ قَالَ الْمُفَصَّلُ.
Saîd b. Cübeyr, İbn Abbâs'tan nakletti: Allah Resûlü'nün zamanında muhkemi topladım. Ona, "Muhkem nedir?" dedim. "Mufassal'dır" dedi.
Buradaki "toplamak" ezberlemek anlamındadır. Mufassal, Kur'an'ın son bölümüne verilen addır; nereden başladığı klasik kaynaklarda farklı belirlenir. İbn Abbâs o sırada çocuktu; Buhârî rivayeti çocuklara Kur'an öğretmek bâbında nakleder.
Sahih hadisBuhârî, Fezâilü'l-Kur'ân 25
حَدَّثَنِي مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ أَبِي بِشْرٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، قَالَ إِنَّ الَّذِي تَدْعُونَهُ الْمُفَصَّلَ هُوَ الْمُحْكَمُ، قَالَ وَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ تُوُفِّيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَنَا ابْنُ عَشْرِ سِنِينَ وَقَدْ قَرَأْتُ الْمُحْكَمَ.
Saîd b. Cübeyr şöyle dedi: Sizin mufassal dediğiniz, muhkem olanıdır. İbn Abbâs da şöyle demiştir: Rasûlullah vefat ettiğinde ben on yaşındaydım ve muhkemi okumuştum.
Bâb çocuklara Kur'an öğretmek üzerinedir; kaydın taşıdığı şey bir yaş ölçüsü değil, bir örnektir. “Muhkem” ve “mufassal” Kur'an'ın son bölümü için kullanılan iki adlandırmadır ve râvi burada ikisini aynı saydığını söyler.
Sahih hadisBuhârî, Fezâilü'l-Kur'ân 25
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ أَبِي رَجَاءٍ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ سَمِعَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم رَجُلاً يَقْرَأُ فِي سُورَةٍ بِاللَّيْلِ فَقَالَ " يَرْحَمُهُ اللَّهُ لَقَدْ أَذْكَرَنِي كَذَا وَكَذَا آيَةً كُنْتُ أُنْسِيتُهَا مِنْ سُورَةِ كَذَا وَكَذَا ".
Âişe şöyle dedi: Rasûlullah geceleyin bir adamı bir sûre okurken işitti ve “Allah ona merhamet etsin; bana filan sûreden unutturulmuş olan şu şu âyetleri hatırlattı” dedi.
Rivayet iki şeyi birlikte kaydeder: unutmanın olabildiğini ve hatırlatanın hayırla anıldığını. Metin unutmayı bir kusur olarak nitelemez; “unutturuldum” kalıbı edilgendir.
Sahih hadisBuhârî, Fezâilü'l-Kur'ân 26
حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، حَدَّثَنَا مَهْدِيُّ بْنُ مَيْمُونٍ، حَدَّثَنَا وَاصِلٌ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ غَدَوْنَا عَلَى عَبْدِ اللَّهِ فَقَالَ رَجُلٌ قَرَأْتُ الْمُفَصَّلَ الْبَارِحَةَ. فَقَالَ هَذًّا كَهَذِّ الشِّعْرِ، إِنَّا قَدْ سَمِعْنَا الْقِرَاءَةَ وَإِنِّي لأَحْفَظُ الْقُرَنَاءَ الَّتِي كَانَ يَقْرَأُ بِهِنَّ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ثَمَانِيَ عَشْرَةَ سُورَةً مِنَ الْمُفَصَّلِ وَسُورَتَيْنِ مِنْ آلِ حم.
Ebû Vâil şöyle dedi: Sabahleyin Abdullah'ın yanına gittik. Bir adam, "Dün gece mufassalı okudum" dedi. Abdullah şöyle dedi: Şiir döker gibi dökmüşsün! Biz okumayı işittik; Peygamber'in birlikte okuduğu sûre eşlerini ezberimde tutuyorum: mufassaldan on sekiz sûre ve Hâ-mîm ailesinden iki sûre.
"Hezz" bir metni hızla döküp geçmektir; Abdullah okumanın hızını böyle eleştirir. "Karîn" burada bir rek'atta birlikte okunan sûre çiftidir; Hâ-mîm ailesi ise hâ-mîm ile başlayan sûrelerdir. Bâbın konusu tertîldir — Kur'an'ın ağır ağır ve ayırarak okunması; Müzzemmil 73:4 bunu emreder.
Sahih hadisBuhârî, Fezâilü'l-Kur'ân 28
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَاصِمٍ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، عَنْ قَتَادَةَ، قَالَ سُئِلَ أَنَسٌ كَيْفَ كَانَتْ قِرَاءَةُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم. فَقَالَ كَانَتْ مَدًّا. ثُمَّ قَرَأَ بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ، يَمُدُّ بِبِسْمِ اللَّهِ، وَيَمُدُّ بِالرَّحْمَنِ، وَيَمُدُّ بِالرَّحِيمِ.
Katâde şöyle dedi: Enes'e Peygamber'in okuyuşunun nasıl olduğu soruldu. "Medli idi" dedi. Sonra "Bismillâhirrahmânirrahîm"i okudu: "Bismillâh"ı uzatıyor, "er-Rahmân"ı uzatıyor, "er-Rahîm"i uzatıyordu.
Medd, harfin sesinin uzatılmasıdır. Enes soruya tarif ederek değil okuyarak karşılık verir; örnek olarak seçtiği metin de besmeledir.
Sahih hadisBuhârî, Fezâilü'l-Kur'ân 29
حَدَّثَنَا آدَمُ بْنُ أَبِي إِيَاسٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا أَبُو إِيَاسٍ، قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ مُغَفَّلٍ، قَالَ رَأَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقْرَأُ وَهْوَ عَلَى نَاقَتِهِ ـ أَوْ جَمَلِهِ ـ وَهْىَ تَسِيرُ بِهِ وَهْوَ يَقْرَأُ سُورَةَ الْفَتْحِ أَوْ مِنْ سُورَةِ الْفَتْحِ قِرَاءَةً لَيِّنَةً يَقْرَأُ وَهْوَ يُرَجِّعُ.
Abdullah b. Mugaffel şöyle dedi: Peygamber'i, devesi — yahut erkek devesi — kendisini taşıyıp yürürken gördüm; Fetih sûresini, ya da Fetih sûresinden bir bölümü yumuşak bir okuyuşla okuyordu ve okurken tercî' yapıyordu.
Tercî', sesin okuyuş sırasında titretilip yinelenmesidir; râvi bunu tarif etmeden aktarır ve Buhârî bâb başlığı olarak yalnız kelimeyi koyar. "Yumuşak bir okuyuş" kaydı da râvinin kendi gözlemidir. Bir önceki bâbdaki rivayetle aynı sahneyi anlatır.
Sahih hadisBuhârî, Fezâilü'l-Kur'ân 30
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ خَلَفٍ أَبُو بَكْرٍ، حَدَّثَنَا أَبُو يَحْيَى الْحِمَّانِيُّ، حَدَّثَنَا بُرَيْدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ جَدِّهِ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ لَهُ " يَا أَبَا مُوسَى لَقَدْ أُوتِيتَ مِزْمَارًا مِنْ مَزَامِيرِ آلِ دَاوُدَ ".
Ebû Mûsâ'dan: Peygamber ona, "Ey Ebû Mûsâ! Sana Dâvûd ailesinin mizmârlarından bir mizmâr verilmiş" buyurdu.
Mizmâr sözlükte üflemeli bir çalgıdır; burada güzel ses için kullanılan bir benzetmedir. "Dâvûd ailesi" ifadesi Dâvûd peygamberin sesine işaret eder: Sâd 38:18-19 dağların ve kuşların onunla birlikte tesbih ettiğini anlatır.
Sahih hadisBuhârî, Fezâilü'l-Kur'ân 31
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَبِيدَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ، قَالَ قَالَ لِي النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " اقْرَأْ عَلَىَّ ". قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ آقْرَأُ عَلَيْكَ وَعَلَيْكَ أُنْزِلَ قَالَ " نَعَمْ ". فَقَرَأْتُ سُورَةَ النِّسَاءِ حَتَّى أَتَيْتُ إِلَى هَذِهِ الآيَةِ {فَكَيْفَ إِذَا جِئْنَا مِنْ كُلِّ أُمَّةٍ بِشَهِيدٍ وَجِئْنَا بِكَ عَلَى هَؤُلاَءِ شَهِيدًا} قَالَ " حَسْبُكَ الآنَ ". فَالْتَفَتُّ إِلَيْهِ فَإِذَا عَيْنَاهُ تَذْرِفَانِ.
Abdullah b. Mes'ûd şöyle dedi: Peygamber bana, "Bana oku" dedi. "Ey Allah'ın Resûlü! Kur'an sana indirilmişken ben mi sana okuyayım?" dedim. "Evet" buyurdu. Ben de Nisâ sûresini okudum; şu âyete gelince — "Her ümmetten bir şahit getirdiğimiz, seni de bunların üzerine şahit getirdiğimiz zaman hâlleri nice olur!" — "Şimdilik yeter" buyurdu. Ona döndüğümde iki gözünden yaş boşandığını gördüm.
Okunan âyet Nisâ 4:41'dir ve kıyamette şahitlik sahnesini anlatır. Rivayet iki şeyi birden gösterir: Peygamber'in Kur'an'ı başkasından dinlemeyi istemesi ve okuma sırasında ağlaması. Buhârî aynı içerikteki rivayeti okurken ağlamaya ayırdığı bâbda da nakleder.
Sahih hadisBuhârî, Fezâilü'l-Kur'ân 33
حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ أَبِي عِمْرَانَ الْجَوْنِيِّ، عَنْ جُنْدَبِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " اقْرَءُوا الْقُرْآنَ مَا ائْتَلَفَتْ قُلُوبُكُمْ، فَإِذَا اخْتَلَفْتُمْ فَقُومُوا عَنْهُ ".
Cündeb b. Abdullah'tan: Peygamber şöyle buyurdu: Kalpleriniz onda birleştiği sürece Kur'an'ı okuyun; ihtilafa düştüğünüzde ondan kalkın.
Rivayet bir yasak koymaz; okumanın hangi hâlde sürdürüleceğine dair bir ölçü verir. "Ondan kalkın", okumayı bırakıp dağılmayı anlatır. Buhârî'nin bu kitâbının son bâbıdır.
Sahih hadisBuhârî, Fezâilü'l-Kur'ân 37
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ مَيْسَرَةَ، عَنِ النَّزَّالِ بْنِ سَبْرَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّهُ سَمِعَ رَجُلاً، يَقْرَأُ آيَةً، سَمِعَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم خِلاَفَهَا، فَأَخَذْتُ بِيَدِهِ فَانْطَلَقْتُ بِهِ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " كِلاَكُمَا مُحْسِنٌ فَاقْرَآ ـ أَكْبَرُ عِلْمِي قَالَ ـ فَإِنَّ مَنْ كَانَ قَبْلَكُمُ اخْتَلَفُوا فَأَهْلَكَهُمْ ".
Abdullah b. Mes'ûd bir adamı, Peygamber'den işittiğinden farklı okurken duydu ve şöyle dedi: Elinden tutup onu Peygamber'e götürdüm. Peygamber, “İkiniz de güzel yapıyorsunuz, okuyun” dedi. —Râvi: Bildiğim kadarıyla şunu da ekledi— “Sizden öncekiler ihtilafa düştüler ve bu onları helâk etti.”
Bâb başlığı “kalpleriniz uyuştuğu sürece Kur'an okuyun” der. Rivayetin kaydettiği şey iki okuyuştan hangisinin doğru olduğu değil, ikisinin de reddedilmemesidir. Okuyuş farklarının niteliği ve kapsamı ayrı bir konudur; bu sayfa o tartışmaya girmez.
Sahih hadisBuhârî, Fezâilü'l-Kur'ân 37
Hadislerin Arapça metni klasik hadis kaynaklarındandır. Türkçe anlam bu sitenin kendi metnidir ve basılı bir tercümenin yerini tutmaz; esas olan Arapça metindir.
Bu hadisler nasıl seçildi
Buhârî'nin Fezâilü'l-Kur'ân bölümü otuz yedi bâbdır. Bâb başlıkları konu etiketi değil, Buhârî'nin kendi kurduğu fıkhî çerçevelerdir; bu yüzden bir hadisin lafzı başlıkla birebir örtüşmeyebilir. Bu sayfadaki hadislerin tamamı o bölümdendir ve her birinin bâb numarası kendi altında verilmiştir.
Seçim ölçütü şuydu: hadis doğrudan Kur'an'ın okunmasını, öğrenilmesini, ezberlenmesini ya da dinlenmesini konu etmeli ve kısa bir notla anlaşılır olmalı. Bölümün içindeki aynı metni tekrarlayan rivayetlerden biri alındı — Bakara'nın son iki âyeti üç ayrı bâbda, "bana oku" rivayeti de üç ayrı bâbda geçer; her biri bir kez yazıldı. Aynı ölçü sonradan bir rivayeti daha çıkardı: yirmi altıncı bâbda Âişe'nin naklettiği iki metin aynı sahneyi anlatıyordu ve aralarındaki fark yalnız lafızdaydı; unutulan âyetlerin hatırlatıldığını açıkça söyleyen daha uzun olanı bırakıldı.
Alınmayanlar da bir ölçüye göre alınmadı: mushafın çoğaltılması ve toplanmasına dair uzun tarihî anlatılar, yedi harf ve kıraat farklarının fıkhî ayrıntısı, savaş bağlamı taşıyan rivayetler ve kısa bir notla anlatılamayacak ağır bağlamlar bu sayfaya girmedi. Sayı, kuralın önüne geçmedi. Bölümün yedinci bâbındaki iki rivayetten biri de sonradan çıkarıldı: Ramazan boyunca Cebrâil ile her gece buluşulduğunu ve cömertliğin arttığını anlatan metnin öznesi Ramazan'daki hâldir, arzın kendisi değil; o rivayet oruç sayfasında duruyor. Arzın her yıl bir kez, son yıl iki kez tekrarlandığını bildiren rivayet bu sayfada kaldı.
Sayfalar arası tarama sonradan bir rivayeti daha çıkardı. "Kur’an’ı dört kişiden öğrenin" sözü Buhârî’de üç ayrı kitâbda geçer ve sitede üç sayfaya birden girmişti. Metnin çerçevesi bir sahâbînin İbn Mes’ûd’u niçin sevdiğini anlatmasıdır ve en dolu nüshası — râvinin sıralamaya dair tereddüdüyle birlikte — sahâbeler hadisleri sayfasında duruyor. Kur’an’ın öğrenilmesi ve öğretilmesi bu sayfada yirmi birinci bâbdaki "Sizin en hayırlınız Kur’an’ı öğrenen ve öğretendir" rivayetiyle temsil edilmeye devam ediyor.
Sûre faziletleri nasıl okunmalı
Bu bölümde bazı sûreler hakkında kayıtlar geçer: Fâtiha için "en büyük sûre", İhlâs için "Kur'an'ın üçte birine denk", Bakara'nın son iki âyeti için "ona yeter", Âyetü'l-Kürsî için "sabaha kadar şeytan yaklaşamaz". Bu ifadelerin hepsi rivayetlerin kendi lafzıdır ve olduğu gibi aktarılmıştır.
Sayfanın kendisi bunlardan bir vaat üretmez. "Şu sûreyi şu kadar okuyan şunu kazanır" biçiminde bir kayıt hiçbir hadiste bulunmadığı hâlde bu sûreler etrafında yaygın biçimde dolaşır; buradaki metinlerde böyle bir sayı yoktur. Rivayetlerin verdiği kayıtlar da çoğu zaman açık değildir: "ona yeter" ifadesinin neye yeteceği, "üçte bire denk olmak"ın hangi ölçüye göre kurulduğu rivayetlerde söylenmez ve klasik şerhlerde farklı açıklanmıştır. Bu belirsizlik kapatılmadı.
Sayfa bir hüküm ya da fetva metni değildir; hadislerin ne söylediğini kaynağıyla göstermeyi amaçlar.
Sık sorulan sorular
Buhârî'nin Fezâilü'l-Kur'ân bölümü neyi anlatır?
Sahîh-i Buhârî'nin 66. kitâbıdır ve otuz yedi bâbdan oluşur. Kur'an'ın inişi, yazılması ve toplanmasıyla ilgili rivayetlerle başlar; sonra okumanın değeri, öğrenmek ve öğretmek, ezberlemek ve unutmak, tertîl, medd, güzel ses ve dinleme bâbları gelir. Bu sayfadaki otuz bir hadis o bölümden seçilmiştir.
İhlâs sûresini üç kez okumak hatim yerine geçer mi?
Rivayet böyle bir şey söylemez. Lafzı şudur: "Canım elinde olana yemin ederim ki o, Kur'an'ın üçte birine denktir." Denkliğin neye göre kurulduğu rivayette açıklanmaz ve klasik şerhlerde farklı izah edilmiştir. Metinde ne bir okuma sayısı ne de hatim yerine geçtiğine dair bir kayıt vardır.
Bu bölümdeki hadislerde belirli bir okuma sayısı geçiyor mu?
Sayfadaki metinlerde sayı olarak yalnız şunlar geçer: Bakara sûresinin sonundaki iki âyetin bir gecede okunması, Peygamber'in yatmadan önce üç sûreyi üç kez okuması ve İhlâs için "üçte bir" nitelemesi. Hepsi rivayetlerin kendi lafzıdır. "Şu duayı ya da sûreyi şu kadar okuyan mutlaka şunu elde eder" biçiminde bir kayıt bu bölümde bulunmaz.
Kaynaklar
- Sahih hadisBuhârî, Fezâilü'l-Kur'ân — Sayfadaki otuz bir hadisin tamamı Sahîh-i Buhârî'nin 66. kitâbı olan Kitâbü Fezâili'l-Kur'ân'dan seçilmiştir; bâb numaraları hadislerin altında verilmiştir.
- Sahih hadisBuhârî, Fezâilü'l-Kur'ân 9 — Fâtiha sûresi hakkındaki iki rivayet.
- Sahih hadisBuhârî, Fezâilü'l-Kur'ân 21 — "Sizin en hayırlınız Kur'an'ı öğrenen ve öğretendir."
- Sahih hadisBuhârî, Fezâilü'l-Kur'ân 23 — Ezberin gözetilmesi — bağlı deve benzetmesi.
- Sahih hadisBuhârî, Fezâilü'l-Kur'ân 33 — İbn Mes'ûd'un Nisâ sûresini okuması ve Peygamber'in ağlaması.
- Kur’anEnfâl 8:24 — Fâtiha rivayetinde okunan âyet.
- Kur’anHicr 15:87 — "Yedi mesânî ve büyük Kur'an" tamlamasının geçtiği âyet.
- Kur’anNisâ 4:41 — İbn Mes'ûd'un okuduğu ve Peygamber'in durdurduğu âyet.
- Kur’anBakara 2:285-286 — "Bir gecede okuyana yeter" denilen iki âyet.
- Kur’anMüzzemmil 73:4 — Tertîl emri — tertîl bâbının dayandığı âyet.
Son güncelleme: