İlim ile İlgili Hadisler

Sahih hadisBu sayfadaki bilgilerin ana kaynak seviyesi

Buhârî'nin Sahîh'inde ilim üçüncü kitabın konusudur ve bu kitap ilmin faziletini saymakla yetinmez: sorunun nasıl sorulacağını, dersin nasıl verileceğini ve bilginin nasıl aktarılacağını anlatır. Aşağıdaki hadisler o kitaptan derlendi; her birinin Arapça metni, Türkçe anlamı ve bâb numarası birlikte verilir.

Hadisler

  1. حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سِنَانٍ، قَالَ حَدَّثَنَا فُلَيْحٌ، ح وَحَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْمُنْذِرِ، قَالَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ فُلَيْحٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي قَالَ، حَدَّثَنِي هِلاَلُ بْنُ عَلِيٍّ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ بَيْنَمَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فِي مَجْلِسٍ يُحَدِّثُ الْقَوْمَ جَاءَهُ أَعْرَابِيٌّ فَقَالَ مَتَى السَّاعَةُ فَمَضَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُحَدِّثُ، فَقَالَ بَعْضُ الْقَوْمِ سَمِعَ مَا قَالَ، فَكَرِهَ مَا قَالَ، وَقَالَ بَعْضُهُمْ بَلْ لَمْ يَسْمَعْ، حَتَّى إِذَا قَضَى حَدِيثَهُ قَالَ ‏"‏ أَيْنَ ـ أُرَاهُ ـ السَّائِلُ عَنِ السَّاعَةِ ‏"‏‏.‏ قَالَ هَا أَنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَإِذَا ضُيِّعَتِ الأَمَانَةُ فَانْتَظِرِ السَّاعَةَ ‏"‏‏.‏ قَالَ كَيْفَ إِضَاعَتُهَا قَالَ ‏"‏ إِذَا وُسِّدَ الأَمْرُ إِلَى غَيْرِ أَهْلِهِ فَانْتَظِرِ السَّاعَةَ ‏"‏‏.‏

    Peygamber bir mecliste topluluğa konuşurken yanına bir bedevî geldi ve «Kıyamet ne zaman?» diye sordu. Allah Resûlü konuşmasını sürdürdü. Oradakilerden biri «Söylediğini duydu ama hoşlanmadı» dedi, bir başkası «Hayır, duymadı» dedi. Sözünü bitirince «Kıyameti soran nerede?» dedi. Adam «Buradayım, ey Allah'ın Resûlü» dedi. «Emanet zayi edildiğinde kıyameti bekle» buyurdu. Adam «Emanet nasıl zayi edilir?» diye sordu. «İş ehli olmayana bırakıldığında kıyameti bekle» buyurdu.

    Bâb başlığı davranışı tarif eder: soru sorulduğunda söz yarıda kesilmez, önce bitirilir, sonra soran aranıp cevaplanır. Cevabın kendisi de ilme bakar — işin ehline verilmemesi emanetin zayi edilmesi sayılır.

    Sahih hadisBuhârî, İlim 2

  2. حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، عَارِمُ بْنُ الْفَضْلِ قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ أَبِي بِشْرٍ، عَنْ يُوسُفَ بْنِ مَاهَكَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، قَالَ تَخَلَّفَ عَنَّا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فِي سَفْرَةٍ سَافَرْنَاهَا، فَأَدْرَكَنَا وَقَدْ أَرْهَقَتْنَا الصَّلاَةُ وَنَحْنُ نَتَوَضَّأُ، فَجَعَلْنَا نَمْسَحُ عَلَى أَرْجُلِنَا، فَنَادَى بِأَعْلَى صَوْتِهِ ‏ ‏ وَيْلٌ لِلأَعْقَابِ مِنَ النَّارِ ‏‏‏.‏ مَرَّتَيْنِ أَوْ ثَلاَثًا‏.‏

    Çıktığımız bir yolculukta Peygamber bizden geride kalmıştı. Namaz vakti bizi sıkıştırmışken bize yetişti; biz abdest alıyor, ayaklarımızı meshediyorduk. Sesinin çıkabildiği kadar yüksek sesle iki ya da üç kez «Topuklara ateşten yazıklar olsun!» diye seslendi.

    Hadis bu kitapta bir abdest tarifi olarak değil, öğretirken sesin yükseltilmesine örnek olarak yer alır: uyarının arkadakilere de ulaşması gerekiyordu.

    Sahih hadisBuhârî, İlim 3

  3. حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ مَخْلَدٍ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ دِينَارٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ إِنَّ مِنَ الشَّجَرِ شَجَرَةً لاَ يَسْقُطُ وَرَقُهَا، وَإِنَّهَا مَثَلُ الْمُسْلِمِ، حَدِّثُونِي مَا هِيَ ‏"‏‏.‏ قَالَ فَوَقَعَ النَّاسُ فِي شَجَرِ الْبَوَادِي‏.‏ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ فَوَقَعَ فِي نَفْسِي أَنَّهَا النَّخْلَةُ، ثُمَّ قَالُوا حَدِّثْنَا مَا هِيَ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ ‏"‏ هِيَ النَّخْلَةُ ‏"‏‏.‏

    «Ağaçlar içinde bir ağaç vardır ki yaprağı dökülmez; o, müslümanın misalidir. Bana onun ne olduğunu söyleyin» buyurdu. Bunun üzerine insanların aklına çöl ağaçları geldi. Abdullah der ki: İçimden onun hurma ağacı olduğu geçti. Sonra «Bize onun ne olduğunu söyle, ey Allah'ın Resûlü» dediler. «O, hurma ağacıdır» buyurdu.

    Bâb başlığı bunu bir yöntem olarak adlandırır: hoca, karşısındakilerde ne olduğunu ölçmek için soruyu ortaya atar. Cevap hemen verilmez.

    Sahih hadisBuhârî, İlim 5

  4. حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ سَعِيدٍ ـ هُوَ الْمَقْبُرِيُّ ـ عَنْ شَرِيكِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي نَمِرٍ، أَنَّهُ سَمِعَ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، يَقُولُ بَيْنَمَا نَحْنُ جُلُوسٌ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي الْمَسْجِدِ، دَخَلَ رَجُلٌ عَلَى جَمَلٍ فَأَنَاخَهُ فِي الْمَسْجِدِ، ثُمَّ عَقَلَهُ، ثُمَّ قَالَ لَهُمْ أَيُّكُمْ مُحَمَّدٌ وَالنَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مُتَّكِئٌ بَيْنَ ظَهْرَانَيْهِمْ‏.‏ فَقُلْنَا هَذَا الرَّجُلُ الأَبْيَضُ الْمُتَّكِئُ‏.‏ فَقَالَ لَهُ الرَّجُلُ ابْنَ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ فَقَالَ لَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ قَدْ أَجَبْتُكَ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ الرَّجُلُ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم إِنِّي سَائِلُكَ فَمُشَدِّدٌ عَلَيْكَ فِي الْمَسْأَلَةِ فَلاَ تَجِدْ عَلَىَّ فِي نَفْسِكَ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ سَلْ عَمَّا بَدَا لَكَ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ أَسْأَلُكَ بِرَبِّكَ وَرَبِّ مَنْ قَبْلَكَ، آللَّهُ أَرْسَلَكَ إِلَى النَّاسِ كُلِّهِمْ فَقَالَ ‏"‏ اللَّهُمَّ نَعَمْ ‏"‏‏.‏ قَالَ أَنْشُدُكَ بِاللَّهِ، آللَّهُ أَمَرَكَ أَنْ نُصَلِّيَ الصَّلَوَاتِ الْخَمْسَ فِي الْيَوْمِ وَاللَّيْلَةِ قَالَ ‏"‏ اللَّهُمَّ نَعَمْ ‏"‏‏.‏ قَالَ أَنْشُدُكَ بِاللَّهِ، آللَّهُ أَمَرَكَ أَنْ نَصُومَ هَذَا الشَّهْرَ مِنَ السَّنَةِ قَالَ ‏"‏ اللَّهُمَّ نَعَمْ ‏"‏‏.‏ قَالَ أَنْشُدُكَ بِاللَّهِ، آللَّهُ أَمَرَكَ أَنْ تَأْخُذَ هَذِهِ الصَّدَقَةَ مِنْ أَغْنِيَائِنَا فَتَقْسِمَهَا عَلَى فُقَرَائِنَا فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ اللَّهُمَّ نَعَمْ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ الرَّجُلُ آمَنْتُ بِمَا جِئْتَ بِهِ، وَأَنَا رَسُولُ مَنْ وَرَائِي مِنْ قَوْمِي، وَأَنَا ضِمَامُ بْنُ ثَعْلَبَةَ أَخُو بَنِي سَعْدِ بْنِ بَكْرٍ‏.‏

    Biz Peygamber'le birlikte mescitte otururken bir adam deveyle geldi, deveyi mescitte çöktürüp bağladı, sonra «Hanginiz Muhammed?» dedi. Peygamber onların arasında dayanmış oturuyordu. «Şu dayanmış duran beyaz tenli adam» dedik. Adam ona «Ey Abdülmuttalib'in oğlu!» dedi. Peygamber «Buyur, cevap veriyorum» dedi. Adam «Sana soracağım ve soruda üsteleyeceğim; bana darılma» dedi. «Aklına ne geliyorsa sor» buyurdu. Adam: «Senin Rabbin ve senden öncekilerin Rabbi adına soruyorum: Seni bütün insanlara Allah mı gönderdi?» dedi. «Allah şahit, evet» buyurdu. «Allah adına soruyorum: Gece ve gündüz beş vakit namaz kılmamızı sana Allah mı emretti?» dedi. «Allah şahit, evet» buyurdu. «Allah adına soruyorum: Yılın bu ayında oruç tutmamızı sana Allah mı emretti?» dedi. «Allah şahit, evet» buyurdu. «Allah adına soruyorum: Bu sadakayı zenginlerimizden alıp fakirlerimize dağıtmanı sana Allah mı emretti?» dedi. Peygamber «Allah şahit, evet» buyurdu. Bunun üzerine adam «Getirdiğine iman ettim. Ben arkamdaki kavmimin elçisiyim; Sa'd b. Bekiroğullarından Dimâm b. Sa'lebe'yim» dedi.

    Soran kişi baştan üsteleyeceğini söyleyip izin ister, sorularını tek tek ve açık biçimde sorar. Kitâbü'l-İlm'de bu rivayet, sorunun nasıl sorulacağına örnek olarak yer alır.

    Sahih hadisBuhârî, İlim 6

  5. حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مُقَاتِلٍ أَبُو الْحَسَنِ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، قَالَ أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ كَتَبَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم كِتَابًا ـ أَوْ أَرَادَ أَنْ يَكْتُبَ ـ فَقِيلَ لَهُ إِنَّهُمْ لاَ يَقْرَءُونَ كِتَابًا إِلاَّ مَخْتُومًا‏.‏ فَاتَّخَذَ خَاتَمًا مِنْ فِضَّةٍ نَقْشُهُ مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللَّهِ‏.‏ كَأَنِّي أَنْظُرُ إِلَى بَيَاضِهِ فِي يَدِهِ‏.‏ فَقُلْتُ لِقَتَادَةَ مَنْ قَالَ نَقْشُهُ مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللَّهِ قَالَ أَنَسٌ‏.‏

    Peygamber bir mektup yazdı — ya da yazmak istedi — kendisine «Onlar mühürlü olmayan mektubu okumazlar» denildi. Bunun üzerine gümüşten, üzerinde «Muhammed Resûlullah» yazılı bir mühür edindi. Enes der ki: Onun elindeki beyazlığını hâlâ görür gibiyim.

    Bâb, ilmin yazıyla başka beldelere ulaştırılmasını konu edinir. Mühür, yazılanın karşı tarafta okunmaya değer bulunması için gerekendir; aktarmanın tekniği de ilmin bir parçası sayılmıştır.

    Sahih hadisBuhârî, İlim 7

  6. حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ، أَنَّ أَبَا مُرَّةَ، مَوْلَى عَقِيلِ بْنِ أَبِي طَالِبٍ أَخْبَرَهُ عَنْ أَبِي وَاقِدٍ اللَّيْثِيِّ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَيْنَمَا هُوَ جَالِسٌ فِي الْمَسْجِدِ وَالنَّاسُ مَعَهُ، إِذْ أَقْبَلَ ثَلاَثَةُ نَفَرٍ، فَأَقْبَلَ اثْنَانِ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَذَهَبَ وَاحِدٌ، قَالَ فَوَقَفَا عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَمَّا أَحَدُهُمَا فَرَأَى فُرْجَةً فِي الْحَلْقَةِ فَجَلَسَ فِيهَا، وَأَمَّا الآخَرُ فَجَلَسَ خَلْفَهُمْ، وَأَمَّا الثَّالِثُ فَأَدْبَرَ ذَاهِبًا، فَلَمَّا فَرَغَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ ‏ أَلاَ أُخْبِرُكُمْ عَنِ النَّفَرِ الثَّلاَثَةِ أَمَّا أَحَدُهُمْ فَأَوَى إِلَى اللَّهِ، فَآوَاهُ اللَّهُ، وَأَمَّا الآخَرُ فَاسْتَحْيَا، فَاسْتَحْيَا اللَّهُ مِنْهُ، وَأَمَّا الآخَرُ فَأَعْرَضَ، فَأَعْرَضَ اللَّهُ عَنْهُ ‏‏‏.‏

    Allah Resûlü mescitte oturmuş, insanlar da yanındayken üç kişi çıkageldi. İkisi Allah Resûlü'ne yöneldi, biri gitti. İkisi onun yanında durdu; biri halkada bir boşluk görüp oraya oturdu, öbürü arkalarına oturdu, üçüncüsü ise dönüp gitti. Allah Resûlü sözünü bitirince şöyle buyurdu: «Size şu üç kişiyi haber vereyim mi? Biri Allah'a sığındı, Allah da onu barındırdı. Öbürü utandı, Allah da ondan hayâ etti. Diğeri yüz çevirdi, Allah da ondan yüz çevirdi.»

    Bâb, ilim halkasına sonradan gelenin nereye oturacağını konu eder: boşluk varsa oraya, yoksa arkaya. Hadiste üç davranışın karşılığı aynı fiille verilir — sığınana barınma, utanana hayâ, yüz çevirene yüz çevirme.

    Sahih hadisBuhârî, İlim 8

  7. حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، قَالَ حَدَّثَنَا بِشْرٌ، قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ عَوْنٍ، عَنِ ابْنِ سِيرِينَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي بَكْرَةَ، عَنْ أَبِيهِ، ذَكَرَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَعَدَ عَلَى بَعِيرِهِ، وَأَمْسَكَ إِنْسَانٌ بِخِطَامِهِ ـ أَوْ بِزِمَامِهِ ـ قَالَ ‏"‏ أَىُّ يَوْمٍ هَذَا ‏"‏‏.‏ فَسَكَتْنَا حَتَّى ظَنَنَّا أَنَّهُ سَيُسَمِّيهِ سِوَى اسْمِهِ‏.‏ قَالَ ‏"‏ أَلَيْسَ يَوْمَ النَّحْرِ ‏"‏‏.‏ قُلْنَا بَلَى‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَأَىُّ شَهْرٍ هَذَا ‏"‏‏.‏ فَسَكَتْنَا حَتَّى ظَنَنَّا أَنَّهُ سَيُسَمِّيهِ بِغَيْرِ اسْمِهِ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ أَلَيْسَ بِذِي الْحِجَّةِ ‏"‏‏.‏ قُلْنَا بَلَى‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَإِنَّ دِمَاءَكُمْ وَأَمْوَالَكُمْ وَأَعْرَاضَكُمْ بَيْنَكُمْ حَرَامٌ كَحُرْمَةِ يَوْمِكُمْ هَذَا، فِي شَهْرِكُمْ هَذَا، فِي بَلَدِكُمْ هَذَا‏.‏ لِيُبَلِّغِ الشَّاهِدُ الْغَائِبَ، فَإِنَّ الشَّاهِدَ عَسَى أَنْ يُبَلِّغَ مَنْ هُوَ أَوْعَى لَهُ مِنْهُ ‏"‏‏.‏

    Peygamber devesinin üzerine oturdu, biri de yularını tutuyordu. «Bu hangi gündür?» diye sordu. Biz sustuk; öyle ki ona adından başka bir ad verecek sandık. «Kurban günü değil mi?» buyurdu. «Evet» dedik. «Bu hangi aydır?» diye sordu. Yine sustuk; adından başka bir ad verecek sandık. «Zilhicce değil mi?» buyurdu. «Evet» dedik. Bunun üzerine şöyle buyurdu: «Kanlarınız, mallarınız ve onurunuz, bu gününüzün, bu ayınızın ve bu beldenizin dokunulmazlığı gibi birbirinize haramdır. Burada bulunan bulunmayana ulaştırsın; çünkü burada bulunan, belki sözü kendisinden daha iyi kavrayacak birine ulaştırır.»

    Bâb başlığı son cümleden alınmıştır. Nakil zinciri burada bir yükümlülük olarak kurulur ve gerekçesi de veriliyor: duyan her zaman en iyi anlayan değildir.

    Sahih hadisBuhârî, İlim 9

  8. حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ، قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَتَخَوَّلُنَا بِالْمَوْعِظَةِ فِي الأَيَّامِ، كَرَاهَةَ السَّآمَةِ عَلَيْنَا‏.‏

    Peygamber bize belli günlerde öğüt verirdi; üzerimize bıkkınlık çökmesini istemezdi.

    Cümledeki fiil, aralıklarla ve zamanını gözeterek ilgilenmeyi anlatır. Öğüt kesintisiz değil, ölçülüdür.

    Sahih hadisBuhârî, İlim 11

  9. حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو التَّيَّاحِ، عَنْ أَنَسٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ ‏ يَسِّرُوا وَلاَ تُعَسِّرُوا، وَبَشِّرُوا وَلاَ تُنَفِّرُوا ‏‏‏.‏

    «Kolaylaştırın, zorlaştırmayın; müjdeleyin, nefret ettirmeyin.»

    Dört emir iki çift hâlinde verilir: kolaylık zorluğun, müjde nefret ettirmenin karşısındadır. Bâb başlığı gerekçeyi yazar — insanlar ürkmesin diye.

    Sahih hadisBuhârî, İlim 11

  10. حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، قَالَ حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، قَالَ كَانَ عَبْدُ اللَّهِ يُذَكِّرُ النَّاسَ فِي كُلِّ خَمِيسٍ، فَقَالَ لَهُ رَجُلٌ يَا أَبَا عَبْدِ الرَّحْمَنِ لَوَدِدْتُ أَنَّكَ ذَكَّرْتَنَا كُلَّ يَوْمٍ‏.‏ قَالَ أَمَا إِنَّهُ يَمْنَعُنِي مِنْ ذَلِكَ أَنِّي أَكْرَهُ أَنْ أُمِلَّكُمْ، وَإِنِّي أَتَخَوَّلُكُمْ بِالْمَوْعِظَةِ كَمَا كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَتَخَوَّلُنَا بِهَا، مَخَافَةَ السَّآمَةِ عَلَيْنَا‏.‏

    Abdullah b. Mes'ûd her perşembe insanlara öğüt verirdi. Bir adam ona «Ey Ebû Abdurrahman! Keşke bize her gün öğüt versen» dedi. Şöyle cevap verdi: «Bunu yapmama engel olan şey, sizi usandırmaktan hoşlanmamamdır. Peygamber bize nasıl aralıklarla öğüt verdiyse ben de size öyle veriyorum; üzerimize bıkkınlık çökmesin diye.»

    Bu söz Peygamber'e değil İbn Mes'ûd'a aittir. Buhârî onu, ilim için belli günler belirlemenin uygulanmış hâli olarak aktarır.

    Sahih hadisBuhârî, İlim 12

  11. حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عُفَيْرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، عَنْ يُونُسَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ قَالَ حُمَيْدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ سَمِعْتُ مُعَاوِيَةَ، خَطِيبًا يَقُولُ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ ‏ مَنْ يُرِدِ اللَّهُ بِهِ خَيْرًا يُفَقِّهْهُ فِي الدِّينِ، وَإِنَّمَا أَنَا قَاسِمٌ وَاللَّهُ يُعْطِي، وَلَنْ تَزَالَ هَذِهِ الأُمَّةُ قَائِمَةً عَلَى أَمْرِ اللَّهِ لاَ يَضُرُّهُمْ مَنْ خَالَفَهُمْ حَتَّى يَأْتِيَ أَمْرُ اللَّهِ ‏‏‏.‏

    «Allah kimin için hayır dilerse onu dinde derin anlayış sahibi kılar. Ben yalnızca taksim ediciyim, veren Allah'tır. Bu ümmet Allah'ın emri üzere durmayı sürdürecek; Allah'ın emri gelinceye kadar kendilerine muhalefet edenler onlara zarar veremeyecektir.»

    Buradaki «fıkıh» bir ilim dalının adı değil, dini derinden anlama hâlidir. İkinci cümle öğreteni de yerine oturtur: dağıtan odur, veren Allah'tır.

    Sahih hadisBuhârî, İlim 13

  12. حَدَّثَنَا عَلِيٌّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ قَالَ لِي ابْنُ أَبِي نَجِيحٍ عَنْ مُجَاهِدٍ، قَالَ صَحِبْتُ ابْنَ عُمَرَ إِلَى الْمَدِينَةِ فَلَمْ أَسْمَعْهُ يُحَدِّثُ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلاَّ حَدِيثًا وَاحِدًا، قَالَ كُنَّا عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَأُتِيَ بِجُمَّارٍ فَقَالَ ‏"‏ إِنَّ مِنَ الشَّجَرِ شَجَرَةً مَثَلُهَا كَمَثَلِ الْمُسْلِمِ ‏"‏‏.‏ فَأَرَدْتُ أَنْ أَقُولَ هِيَ النَّخْلَةُ، فَإِذَا أَنَا أَصْغَرُ الْقَوْمِ فَسَكَتُّ، قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ هِيَ النَّخْلَةُ ‏"‏‏.‏

    Mücâhid şöyle dedi: İbn Ömer'e Medine'ye kadar arkadaşlık ettim; ondan Rasûlullah'a dayandırdığı tek bir hadisten başkasını işitmedim. İbn Ömer dedi ki: Peygamber'in yanındaydık; ona hurma özü getirildi. “Ağaçlar arasında bir ağaç vardır ki müslümanın benzeridir” dedi. Ben “O, hurma ağacıdır” demek istedim; ama topluluğun en küçüğü bendim, sustum. Peygamber “O, hurma ağacıdır” dedi.

    Bâb “ilimde anlayış” başlığını taşır: çocuk cevabı bilmiştir, susmasının sebebi bilgisizlik değil yaşıdır. Rivayetin kendi çerçevesi de kayda değer — Mücâhid, bütün bir yolculuk boyunca İbn Ömer'den yalnız bu hadisi işittiğini söyler.

    Sahih hadisBuhârî, İlim 14

  13. حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ حَدَّثَنِي إِسْمَاعِيلُ بْنُ أَبِي خَالِدٍ، عَلَى غَيْرِ مَا حَدَّثَنَاهُ الزُّهْرِيُّ، قَالَ سَمِعْتُ قَيْسَ بْنَ أَبِي حَازِمٍ، قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ مَسْعُودٍ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ ‏ لاَ حَسَدَ إِلاَّ فِي اثْنَتَيْنِ رَجُلٌ آتَاهُ اللَّهُ مَالاً فَسُلِّطَ عَلَى هَلَكَتِهِ فِي الْحَقِّ، وَرَجُلٌ آتَاهُ اللَّهُ الْحِكْمَةَ، فَهْوَ يَقْضِي بِهَا وَيُعَلِّمُهَا ‏‏‏.‏

    «İki kişi dışında kimseye imrenilmez: Allah'ın kendisine mal verdiği ve o malı hak yolunda harcamaya yönelttiği kimse ile Allah'ın kendisine hikmet verdiği, onunla hükmeden ve onu öğreten kimse.»

    Bâb başlığı bu imrenmeyi «iğtibât» diye adlandırır ve Ömer'in şu sözünü de taşır: «Başa geçmeden önce dinde anlayış sahibi olun.» Hikmet sahibinde iki şart birlikte anılır: onunla hükmetmek ve onu öğretmek.

    Sahih hadisBuhârî, İlim 15

  14. حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو مُسْهِرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنِي الزُّبَيْدِيُّ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ مَحْمُودِ بْنِ الرَّبِيعِ، قَالَ عَقَلْتُ مِنَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مَجَّةً مَجَّهَا فِي وَجْهِي وَأَنَا ابْنُ خَمْسِ سِنِينَ مِنْ دَلْوٍ‏.‏

    Peygamber'in kovadan alıp yüzüme püskürttüğü bir ağız suyunu hatırlıyorum; o sırada beş yaşındaydım.

    Bâb, «küçüğün işittiği ne zaman geçerli sayılır?» sorusunu sorar. Buhârî bu rivayeti oraya koyarak soruyu bir hatırayla cevaplar.

    Sahih hadisBuhârî, İlim 18

  15. حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، قَالَ حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ أُسَامَةَ، عَنْ بُرَيْدِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ ‏ مَثَلُ مَا بَعَثَنِي اللَّهُ بِهِ مِنَ الْهُدَى وَالْعِلْمِ كَمَثَلِ الْغَيْثِ الْكَثِيرِ أَصَابَ أَرْضًا، فَكَانَ مِنْهَا نَقِيَّةٌ قَبِلَتِ الْمَاءَ، فَأَنْبَتَتِ الْكَلأَ وَالْعُشْبَ الْكَثِيرَ، وَكَانَتْ مِنْهَا أَجَادِبُ أَمْسَكَتِ الْمَاءَ، فَنَفَعَ اللَّهُ بِهَا النَّاسَ، فَشَرِبُوا وَسَقَوْا وَزَرَعُوا، وَأَصَابَتْ مِنْهَا طَائِفَةً أُخْرَى، إِنَّمَا هِيَ قِيعَانٌ لاَ تُمْسِكُ مَاءً، وَلاَ تُنْبِتُ كَلأً، فَذَلِكَ مَثَلُ مَنْ فَقِهَ فِي دِينِ اللَّهِ وَنَفَعَهُ مَا بَعَثَنِي اللَّهُ بِهِ، فَعَلِمَ وَعَلَّمَ، وَمَثَلُ مَنْ لَمْ يَرْفَعْ بِذَلِكَ رَأْسًا، وَلَمْ يَقْبَلْ هُدَى اللَّهِ الَّذِي أُرْسِلْتُ بِهِ ‏‏‏.‏ قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ قَالَ إِسْحَاقُ وَكَانَ مِنْهَا طَائِفَةٌ قَيَّلَتِ الْمَاءَ‏.‏ قَاعٌ يَعْلُوهُ الْمَاءُ، وَالصَّفْصَفُ الْمُسْتَوِي مِنَ الأَرْضِ‏.‏

    «Allah'ın benimle gönderdiği hidayet ve ilmin misali, bir araziye düşen bol yağmura benzer. Toprağın bir bölümü verimliydi, suyu kabul etti ve bol ot bitirdi. Bir bölümü sertti, suyu tuttu; Allah onunla insanları faydalandırdı: içtiler, suladılar, ektiler. Yağmur bir bölüme daha düştü ki orası çıplak düzlüktü; ne su tutar ne ot bitirir. İşte bu, Allah'ın dininde derin anlayış sahibi olan, Allah'ın benimle gönderdiğinden faydalanan, öğrenen ve öğreten kimsenin misalidir; bir de buna başını kaldırıp bakmayan, Allah'ın benimle gönderdiği hidayeti kabul etmeyen kimsenin misalidir.»

    Benzetme ikiye değil üçe ayrılır. Ortadaki toprak kendisi ot bitirmez ama suyu tutup başkasına ulaştırır — ezberleyip nakleden, anlamasa bile faydalıdır.

    Sahih hadisBuhârî, İlim 20

  16. حَدَّثَنَا عِمْرَانُ بْنُ مَيْسَرَةَ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، عَنْ أَبِي التَّيَّاحِ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ ‏ إِنَّ مِنْ أَشْرَاطِ السَّاعَةِ أَنْ يُرْفَعَ الْعِلْمُ، وَيَثْبُتَ الْجَهْلُ، وَيُشْرَبَ الْخَمْرُ، وَيَظْهَرَ الزِّنَا ‏‏‏.‏

    «Kıyametin alametlerindendir: ilmin kaldırılması, cehaletin yerleşmesi, içkinin içilmesi ve zinanın açıkça yapılması.»

    İlmin «kaldırılması» ile cehaletin «yerleşmesi» aynı cümlede anılır: biri çekildiğinde öbürü boş kalan yere oturur.

    Sahih hadisBuhârî, İlim 21

  17. حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عُفَيْرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي اللَّيْثُ، قَالَ حَدَّثَنِي عُقَيْلٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ حَمْزَةَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، أَنَّ ابْنَ عُمَرَ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ بَيْنَا أَنَا نَائِمٌ أُتِيتُ بِقَدَحِ لَبَنٍ، فَشَرِبْتُ حَتَّى إِنِّي لأَرَى الرِّيَّ يَخْرُجُ فِي أَظْفَارِي، ثُمَّ أَعْطَيْتُ فَضْلِي عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ ‏"‏‏.‏ قَالُوا فَمَا أَوَّلْتَهُ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ ‏"‏ الْعِلْمَ ‏"‏‏.‏

    «Ben uyurken bana bir süt kabı getirildi; içtim, öyle ki kanışın tırnaklarımdan çıktığını görüyordum. Sonra artanı Ömer b. Hattâb'a verdim.» «Bunu neyle yorumladın, ey Allah'ın Resûlü?» dediler. «İlimle» buyurdu.

    Bâb başlığı «ilmin fazileti»dir. Rüya sayfada yorumsuz bırakılmaz: yorumu soran da cevabı veren de metnin içindedir.

    Sahih hadisBuhârî, İlim 22

  18. حَدَّثَنَا الْمَكِّيُّ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ أَخْبَرَنَا حَنْظَلَةُ بْنُ أَبِي سُفْيَانَ، عَنْ سَالِمٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ ‏ يُقْبَضُ الْعِلْمُ، وَيَظْهَرُ الْجَهْلُ وَالْفِتَنُ، وَيَكْثُرُ الْهَرْجُ ‏‏‏.‏ قِيلَ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَمَا الْهَرْجُ فَقَالَ هَكَذَا بِيَدِهِ، فَحَرَّفَهَا، كَأَنَّهُ يُرِيدُ الْقَتْلَ‏.‏

    «İlim kaldırılır, cehalet ve fitneler ortaya çıkar, herc çoğalır.» «Ey Allah'ın Resûlü, herc nedir?» denildi. Eliyle şöyle yaptı, elini yana çevirdi; öldürmeyi kastediyor gibiydi.

    Bâb, soruya elle ya da başla işaret ederek cevap vermeyi konu edinir. Burada cevap sözle değil hareketle verilir; râvi de yorumlamak yerine hareketi tarif etmekle yetinir.

    Sahih hadisBuhârî, İlim 24

  19. حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، قَالَ حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، قَالَ حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ فَاطِمَةَ، عَنْ أَسْمَاءَ، قَالَتْ أَتَيْتُ عَائِشَةَ وَهِيَ تُصَلِّي فَقُلْتُ مَا شَأْنُ النَّاسِ فَأَشَارَتْ إِلَى السَّمَاءِ، فَإِذَا النَّاسُ قِيَامٌ، فَقَالَتْ سُبْحَانَ اللَّهِ‏.‏ قُلْتُ آيَةٌ فَأَشَارَتْ بِرَأْسِهَا، أَىْ نَعَمْ، فَقُمْتُ حَتَّى تَجَلاَّنِي الْغَشْىُ، فَجَعَلْتُ أَصُبُّ عَلَى رَأْسِي الْمَاءَ، فَحَمِدَ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَأَثْنَى عَلَيْهِ، ثُمَّ قَالَ ‏ ‏ مَا مِنْ شَىْءٍ لَمْ أَكُنْ أُرِيتُهُ إِلاَّ رَأَيْتُهُ فِي مَقَامِي حَتَّى الْجَنَّةَ وَالنَّارَ، فَأُوحِيَ إِلَىَّ أَنَّكُمْ تُفْتَنُونَ فِي قُبُورِكُمْ، مِثْلَ ـ أَوْ قَرِيبًا لاَ أَدْرِي أَىَّ ذَلِكَ قَالَتْ أَسْمَاءُ ـ مِنْ فِتْنَةِ الْمَسِيحِ الدَّجَّالِ، يُقَالُ مَا عِلْمُكَ بِهَذَا الرَّجُلِ فَأَمَّا الْمُؤْمِنُ ـ أَوِ الْمُوقِنُ لاَ أَدْرِي بِأَيِّهِمَا قَالَتْ أَسْمَاءُ ـ فَيَقُولُ هُوَ مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللَّهِ جَاءَنَا بِالْبَيِّنَاتِ وَالْهُدَى، فَأَجَبْنَا وَاتَّبَعْنَا، هُوَ مُحَمَّدٌ‏.‏ ثَلاَثًا، فَيُقَالُ نَمْ صَالِحًا، قَدْ عَلِمْنَا إِنْ كُنْتَ لَمُوقِنًا بِهِ، وَأَمَّا الْمُنَافِقُ ـ أَوِ الْمُرْتَابُ لاَ أَدْرِي أَىَّ ذَلِكَ قَالَتْ أَسْمَاءُ ـ فَيَقُولُ لاَ أَدْرِي، سَمِعْتُ النَّاسَ يَقُولُونَ شَيْئًا فَقُلْتُهُ ‏‏‏.‏

    Âişe'nin yanına vardım, namaz kılıyordu. «İnsanlara ne oluyor?» dedim. Göğe işaret etti; bir de baktım ki insanlar namaza durmuş. «Sübhânallah» dedi. «Bir alâmet mi?» dedim. Başıyla «evet» diye işaret etti. Ben de namaza durdum, öyle ki üzerime baygınlık çöktü; başıma su dökmeye başladım. Peygamber Allah'a hamdedip O'nu övdükten sonra şöyle buyurdu: «Bana gösterilmemiş hiçbir şey kalmadı; cennet ve cehennem dâhil, hepsini şu durduğum yerde gördüm. Bana, kabirlerinizde Mesîh Deccâl fitnesi gibi — ya da ona yakın — bir imtihandan geçirileceğiniz vahyedildi. Kişiye ‹Bu adam hakkında bilgin nedir?› denecek. Mümin — ya da yakîn sahibi — ‹O Muhammed'dir, Allah'ın Resûlü'dür; bize apaçık deliller ve hidayetle geldi, biz de kabul edip uyduk› diyecek ve ‹O Muhammed'dir› sözünü üç kez tekrarlayacak. Ona ‹Sâlih biri olarak uyu; senin ona kesin inandığını zaten biliyorduk› denecek. Münafık — ya da şüpheci — ise ‹Bilmiyorum; insanların bir şey söylediğini duydum, ben de onu söyledim› diyecek.»

    Son cümle bu sayfanın konusudur: duyduğunu doğrulamadan tekrarlamak, hadiste bilgi sayılmaz. Râvi Esmâ'nın hangi kelimenin söylendiğini hatırlamadığı yerler metinde açıkça belirtilmiştir — «mümin ya da yakîn sahibi» gibi.

    Sahih hadisBuhârî, İlim 24

  20. حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، ح قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ وَقَالَ ابْنُ وَهْبٍ أَخْبَرَنَا يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي ثَوْرٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبَّاسٍ، عَنْ عُمَرَ، قَالَ كُنْتُ أَنَا وَجَارٌ، لِي مِنَ الأَنْصَارِ فِي بَنِي أُمَيَّةَ بْنِ زَيْدٍ، وَهْىَ مِنْ عَوَالِي الْمَدِينَةِ، وَكُنَّا نَتَنَاوَبُ النُّزُولَ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَنْزِلُ يَوْمًا وَأَنْزِلُ يَوْمًا، فَإِذَا نَزَلْتُ جِئْتُهُ بِخَبَرِ ذَلِكَ الْيَوْمِ مِنَ الْوَحْىِ وَغَيْرِهِ، وَإِذَا نَزَلَ فَعَلَ مِثْلَ ذَلِكَ، فَنَزَلَ صَاحِبِي الأَنْصَارِيُّ يَوْمَ نَوْبَتِهِ، فَضَرَبَ بَابِي ضَرْبًا شَدِيدًا‏.‏ فَقَالَ أَثَمَّ هُوَ فَفَزِعْتُ فَخَرَجْتُ إِلَيْهِ فَقَالَ قَدْ حَدَثَ أَمْرٌ عَظِيمٌ‏.‏ قَالَ فَدَخَلْتُ عَلَى حَفْصَةَ فَإِذَا هِيَ تَبْكِي فَقُلْتُ طَلَّقَكُنَّ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَتْ لاَ أَدْرِي‏.‏ ثُمَّ دَخَلْتُ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ وَأَنَا قَائِمٌ أَطَلَّقْتَ نِسَاءَكَ قَالَ ‏ ‏ لاَ ‏‏‏.‏ فَقُلْتُ اللَّهُ أَكْبَرُ‏.‏

    Ben ve Ensar'dan bir komşum, Medine'nin yukarı taraflarındaki Benî Ümeyye b. Zeyd yurdunda otururduk. Allah Resûlü'nün yanına inmeyi nöbetleşe yapardık: bir gün o iner, bir gün ben inerdim. Ben indiğimde o günün vahyine ve başka şeylere dair haberi ona getirirdim; o indiğinde de aynısını yapardı. Ensarlı arkadaşım nöbeti gününde indi ve kapımı şiddetle çaldı. «O burada mı?» dedi. Telaşlandım, yanına çıktım. «Büyük bir iş oldu» dedi. Hafsa'nın yanına girdim; bir de baktım ki ağlıyor. «Allah Resûlü sizi boşadı mı?» dedim. «Bilmiyorum» dedi. Sonra Peygamber'in yanına girdim ve ayakta durarak «Hanımlarını boşadın mı?» dedim. «Hayır» buyurdu. «Allahu ekber» dedim.

    Nöbetleşme bir öğrenme düzenidir: bir kişi gider, duyduğunu öbürüne aktarır. Rivayetin gövdesi aynı zamanda bir haberin nasıl büyüdüğünü gösterir — «büyük bir iş oldu» diye gelen haber, kaynağına sorulunca «hayır» çıkar.

    Sahih hadisBuhârî, İlim 27

  21. حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ بُرَيْدٍ، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى، قَالَ سُئِلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَنْ أَشْيَاءَ كَرِهَهَا، فَلَمَّا أُكْثِرَ عَلَيْهِ غَضِبَ، ثُمَّ قَالَ لِلنَّاسِ ‏"‏ سَلُونِي عَمَّا شِئْتُمْ ‏"‏‏.‏ قَالَ رَجُلٌ مَنْ أَبِي قَالَ ‏"‏ أَبُوكَ حُذَافَةُ ‏"‏‏.‏ فَقَامَ آخَرُ فَقَالَ مَنْ أَبِي يَا رَسُولَ اللَّهِ فَقَالَ ‏"‏ أَبُوكَ سَالِمٌ مَوْلَى شَيْبَةَ ‏"‏‏.‏ فَلَمَّا رَأَى عُمَرُ مَا فِي وَجْهِهِ قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، إِنَّا نَتُوبُ إِلَى اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ‏.‏

    Peygamber'e hoşlanmadığı şeyler soruldu; sorular çoğalınca öfkelendi. Sonra insanlara «Bana dilediğinizi sorun» dedi. Bir adam «Benim babam kim?» dedi. «Baban Huzâfe'dir» buyurdu. Bir başkası kalkıp «Benim babam kim, ey Allah'ın Resûlü?» dedi. «Baban, Şeybe'nin azatlısı Sâlim'dir» buyurdu. Ömer, onun yüzündeki ifadeyi görünce «Ey Allah'ın Resûlü! Biz Allah'a tövbe ediyoruz» dedi.

    Bu kitapta soru sormak baştan sona teşvik edilir; burada karşılık bulan sorunun kendisi değil, sorulma biçimi ve amacıdır. Cevap verilir ama meclis öfkeyle kapanır.

    Sahih hadisBuhârî, İlim 28

  22. حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، قَالَ أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَرَجَ، فَقَامَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ حُذَافَةَ فَقَالَ مَنْ أَبِي فَقَالَ ‏"‏ أَبُوكَ حُذَافَةُ ‏"‏‏.‏ ثُمَّ أَكْثَرَ أَنْ يَقُولَ ‏"‏ سَلُونِي ‏"‏‏.‏ فَبَرَكَ عُمَرُ عَلَى رُكْبَتَيْهِ فَقَالَ رَضِينَا بِاللَّهِ رَبًّا، وَبِالإِسْلاَمِ دِينًا، وَبِمُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم نَبِيًّا، فَسَكَتَ‏.‏

    Allah Resûlü dışarı çıktı. Abdullah b. Huzâfe kalkıp «Benim babam kim?» dedi. «Baban Huzâfe'dir» buyurdu. Sonra çokça «Bana sorun» demeye başladı. Bunun üzerine Ömer iki dizi üstüne çöküp «Rab olarak Allah'tan, din olarak İslam'dan, peygamber olarak Muhammed'den razı olduk» dedi. Bunun üzerine sustu.

    Bâb, hocanın ya da imamın önünde diz çökmeyi konu edinir. Ömer'in sözü bir soruya cevap değil, meclisi yatıştıran bir teslimiyettir.

    Sahih hadisBuhârî, İlim 29

  23. حَدَّثَنَا عَبْدَةُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الصَّمَدِ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُثَنَّى، قَالَ حَدَّثَنَا ثُمَامَةُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ أَنَسٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ كَانَ إِذَا تَكَلَّمَ بِكَلِمَةٍ أَعَادَهَا ثَلاَثًا حَتَّى تُفْهَمَ عَنْهُ، وَإِذَا أَتَى عَلَى قَوْمٍ فَسَلَّمَ عَلَيْهِمْ سَلَّمَ عَلَيْهِمْ ثَلاَثًا‏.‏

    Peygamber bir söz söylediğinde, kendisinden anlaşılsın diye onu üç kez tekrar ederdi. Bir topluluğa varıp selam verdiğinde de onlara üç kez selam verirdi.

    Tekrarın gerekçesi metnin içindedir: «anlaşılsın diye». Öğretimde tekrar bir üslup tercihi değil, anlamanın şartı sayılmıştır.

    Sahih hadisBuhârî, İlim 30

  24. حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَيُّوبَ، قَالَ سَمِعْتُ عَطَاءً، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ، قَالَ أَشْهَدُ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ـأَوْ قَالَ عَطَاءٌ أَشْهَدُ عَلَى ابْنِ عَبَّاسٍ ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَرَجَ وَمَعَهُ بِلاَلٌ، فَظَنَّ أَنَّهُ لَمْ يُسْمِعِ النِّسَاءَ فَوَعَظَهُنَّ، وَأَمَرَهُنَّ بِالصَّدَقَةِ، فَجَعَلَتِ الْمَرْأَةُ تُلْقِي الْقُرْطَ وَالْخَاتَمَ، وَبِلاَلٌ يَأْخُذُ فِي طَرَفِ ثَوْبِهِ‏.‏

    Allah Resûlü, yanında Bilâl olduğu hâlde çıktı. Sesini kadınlara duyuramadığını düşünerek onlara öğüt verdi ve sadaka vermelerini söyledi. Kadınlar küpelerini ve yüzüklerini atmaya başladı; Bilâl de onları elbisesinin ucunda topluyordu.

    Bâb başlığı «kadınlara öğüt vermek ve onlara öğretmek»tir. Yanlarına ayrıca gidilmesinin sebebi metinde yazılıdır: sesin onlara ulaşmadığı düşünülmüştür.

    Sahih hadisBuhârî, İlim 32

  25. حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي سُلَيْمَانُ، عَنْ عَمْرِو بْنِ أَبِي عَمْرٍو، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّهُ قَالَ قِيلَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، مَنْ أَسْعَدُ النَّاسِ بِشَفَاعَتِكَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ ‏ لَقَدْ ظَنَنْتُ يَا أَبَا هُرَيْرَةَ أَنْ لاَ يَسْأَلَنِي عَنْ هَذَا الْحَدِيثِ أَحَدٌ أَوَّلُ مِنْكَ، لِمَا رَأَيْتُ مِنْ حِرْصِكَ عَلَى الْحَدِيثِ، أَسْعَدُ النَّاسِ بِشَفَاعَتِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ مَنْ قَالَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ، خَالِصًا مِنْ قَلْبِهِ أَوْ نَفْسِهِ ‏‏‏.‏

    «Ey Allah'ın Resûlü! Kıyamet gününde şefaatinle insanların en bahtiyarı kim olacak?» denildi. Allah Resûlü şöyle buyurdu: «Ey Ebû Hüreyre! Hadise olan düşkünlüğünü gördüğüm için, bu hadisi bana senden önce kimsenin sormayacağını tahmin etmiştim. Kıyamet gününde şefaatimle insanların en bahtiyarı, kalbinden — ya da içinden — hâlisçe ‹lâ ilâhe illallâh› diyendir.»

    Bâb başlığı «hadise düşkünlük»tür. Cevap sorudan önce soranı anar: Peygamber, bu soruyu kimin soracağını Ebû Hüreyre'nin ilme düşkünlüğünden tahmin etmiştir.

    Sahih hadisBuhârî, İlim 33

  26. حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ أَبِي أُوَيْسٍ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ إِنَّ اللَّهَ لاَ يَقْبِضُ الْعِلْمَ انْتِزَاعًا، يَنْتَزِعُهُ مِنَ الْعِبَادِ، وَلَكِنْ يَقْبِضُ الْعِلْمَ بِقَبْضِ الْعُلَمَاءِ، حَتَّى إِذَا لَمْ يُبْقِ عَالِمًا، اتَّخَذَ النَّاسُ رُءُوسًا جُهَّالاً فَسُئِلُوا، فَأَفْتَوْا بِغَيْرِ عِلْمٍ، فَضَلُّوا وَأَضَلُّوا ‏"‏‏. قَالَ الْفِرَبْرِيُّ حَدَّثَنَا عَبَّاسٌ قَالَ حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ حَدَّثَنَا جَرِيرٌ عَنْ هِشَامٍ نَحْوَهُ‏.‏

    Abdullah b. Amr b. el-Âs'tan: Rasûlullah'ı şöyle derken işittim: “Allah ilmi, kullardan çekip koparmak suretiyle almaz; ilmi âlimleri almakla alır. Nihayet geriye hiçbir âlim bırakmayınca insanlar cahilleri baş edinir; onlara sorulur, onlar da bilmeden fetva verirler; hem kendileri sapar hem de başkalarını saptırırlar.”

    Rivayet ilmin kayboluşunu kitapların yok olmasına değil, bilenlerin eksilmesine bağlar. Adı konan tehlike bilgisizliğin kendisi değil, bilmeden cevap vermektir.

    Sahih hadisBuhârî, İlim 34

  27. حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي مَرْيَمَ، قَالَ أَخْبَرَنَا نَافِعُ بْنُ عُمَرَ، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ أَبِي مُلَيْكَةَ، أَنَّ عَائِشَةَ، زَوْجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم كَانَتْ لاَ تَسْمَعُ شَيْئًا لاَ تَعْرِفُهُ إِلاَّ رَاجَعَتْ فِيهِ حَتَّى تَعْرِفَهُ، وَأَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ مَنْ حُوسِبَ عُذِّبَ ‏"‏‏.‏ قَالَتْ عَائِشَةُ فَقُلْتُ أَوَ لَيْسَ يَقُولُ اللَّهُ تَعَالَى ‏{‏فَسَوْفَ يُحَاسَبُ حِسَابًا يَسِيرًا‏}‏ قَالَتْ فَقَالَ ‏"‏ إِنَّمَا ذَلِكَ الْعَرْضُ، وَلَكِنْ مَنْ نُوقِشَ الْحِسَابَ يَهْلِكْ ‏"‏‏.‏

    İbn Ebî Müleyke'den: Peygamber'in eşi Âişe, bilmediği bir şey işittiğinde onu öğreninceye kadar mutlaka dönüp sorardı. Peygamber “Hesaba çekilen azap görür” demişti. Âişe der ki: “Allah ‘kolay bir hesapla hesaba çekilecek’ buyurmuyor mu?” dedim. Bunun üzerine “O, yalnızca arzdır; fakat hesapta didiklenen helâk olur” dedi.

    Âişe'nin andığı âyet İnşikāk 84:8'dir. Bâbın konusu sorunun kendisidir: anlamadığını duyduğunda geri dönüp sormak. Cevap da iki şeyi ayırır — arz edilmek ile hesapta didiklenmek aynı şey değildir.

    Sahih hadisBuhârî, İlim 36

  28. حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، عَنْ عَبْدِ الْعَزِيزِ، قَالَ أَنَسٌ إِنَّهُ لَيَمْنَعُنِي أَنْ أُحَدِّثَكُمْ حَدِيثًا كَثِيرًا أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَنْ تَعَمَّدَ عَلَىَّ كَذِبًا فَلْيَتَبَوَّأْ مَقْعَدَهُ مِنَ النَّارِ ‏"‏‏.‏

    Abdülazîz'den: Enes dedi ki: Size çok hadis nakletmekten beni alıkoyan şudur — Peygamber, “Kim bana kasten yalan isnat ederse cehennemdeki yerine hazırlansın” dedi.

    Enes bu sözü, kendisinin neden az rivayet ettiğini açıklarken anar. Yasaklanan yanılmak değil kasıttır (“teammede”); sahâbînin bundan çıkardığı sonuç ise susmaya yaklaşmak olmuştur.

    Sahih hadisBuhârî, İlim 38

  29. حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ حَدَّثَنَا عَمْرٌو، قَالَ أَخْبَرَنِي وَهْبُ بْنُ مُنَبِّهٍ، عَنْ أَخِيهِ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ، يَقُولُ مَا مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَحَدٌ أَكْثَرَ حَدِيثًا عَنْهُ مِنِّي، إِلاَّ مَا كَانَ مِنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو فَإِنَّهُ كَانَ يَكْتُبُ وَلاَ أَكْتُبُ‏.‏ تَابَعَهُ مَعْمَرٌ عَنْ هَمَّامٍ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ‏.‏

    Vehb b. Münebbih'in kardeşinden: Ebû Hüreyre'yi şöyle derken işittim: Peygamber'in ashabı içinde ondan benden çok hadis nakleden kimse yoktur; ancak Abdullah b. Amr müstesna — çünkü o yazardı, ben yazmazdım.

    Bâbın başlığı “ilmi yazmak”tır. Ebû Hüreyre'nin kendi kaydına göre tek istisna, yazan kişidir.

    Sahih hadisBuhârî, İlim 39

  30. حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ أَبِي بَكْرٍ أَبُو مُصْعَبٍ، قَالَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ بْنِ دِينَارٍ، عَنِ ابْنِ أَبِي ذِئْبٍ، عَنْ سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ، إِنِّي أَسْمَعُ مِنْكَ حَدِيثًا كَثِيرًا أَنْسَاهُ‏.‏ قَالَ ‏"‏ ابْسُطْ رِدَاءَكَ ‏"‏ فَبَسَطْتُهُ‏.‏ قَالَ فَغَرَفَ بِيَدَيْهِ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ ضُمُّهُ ‏"‏ فَضَمَمْتُهُ فَمَا نَسِيتُ شَيْئًا بَعْدَهُ‏. حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْمُنْذِرِ قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي فُدَيْكٍ بِهَذَا أَوْ قَالَ غَرَفَ بِيَدِهِ فِيهِ‏.‏

    Ebû Hüreyre'den: “Ey Allah'ın Rasûlü, senden çok hadis işitiyorum, unutuyorum” dedim. “Ridânı yay” dedi; yaydım. Elleriyle avuçladı, sonra “Onu topla” dedi; topladım. Ondan sonra hiçbir şeyi unutmadım.

    Rivayet belli bir kişi hakkındadır; bir ezberleme yöntemi tarif etmez ve bu sayfa ondan yöntem çıkarmaz. Metnin sonunda Buhârî ikinci bir senedi ve lafız farkını da kaydeder.

    Sahih hadisBuhârî, İlim 42

Hadislerin Arapça metni klasik hadis kaynaklarındandır. Türkçe anlam bu sitenin kendi metnidir ve basılı bir tercümenin yerini tutmaz; esas olan Arapça metindir.

Bâb başlıkları bir yöntem anlatır

Kitâbü'l-İlm'in bâb başlıklarının çoğu bir fazilet değil, bir davranış tarif eder: soru sorulduğunda sözü bitirip sonra cevap vermek, öğretirken sesi arkadakilere ulaşacak kadar yükseltmek, karşısındakileri ölçmek için soruyu ortaya atmak, halkada boşluk görünce oraya oturmak, ders için belli günler belirlemek, anlaşılsın diye sözü üç kez tekrarlamak.

Bu yüzden sayfadaki hadislerin bir kısmı ilk bakışta başka bir konuya ait görünür. Abdest uyarısının buraya girmesinin sebebi abdest değil, uyarının yüksek sesle yapılmasıdır; hac sorusuna elle verilen cevabın buraya girmesinin sebebi hac değil, cevabın işaretle verilmesidir. Bunun tersi de var: Mûsâ ile Hızır rivayeti Buhârî'nin bu kitâbında ilim için yola çıkmayı anlatan bâbda geçer; metni bir peygamber kıssası olduğu için sitede peygamberler hadisleri sayfasında durur.

Bir hadis bu ölçüyü açıkça koyar: «Kolaylaştırın, zorlaştırmayın; müjdeleyin, nefret ettirmeyin». Aynı ölçüyü taşıyan ikinci rivayet — namazı uzatan imama duyulan öfke — cemaatle namaz hadisleri sayfasında durur. İkisinde de eleştirilen bilginin kendisi değil, insanı kaçıran biçimidir.

Duyduğunu doğrulamadan aktarmak

Kitabın en çok tekrarlanan teması nakildir: «Burada bulunan bulunmayana ulaştırsın» sözü ve nöbetleşe inip duyduğunu öbürüne aktaran iki komşu. Aynı emrin en açık hâli Abdülkays heyetine söylenen «Bunu belleyin ve arkanızda bıraktıklarınıza haber verin» cümlesidir; o rivayetin metni baştan sona imanın ne olduğunun tarifi olduğu için sitede iman hadisleri sayfasında durur.

Ama aynı kitap naklin karşı yüzünü de gösterir. Ömer'in anlattığı rivayette «büyük bir iş oldu» diye gelen haber, kaynağına sorulunca «hayır» çıkar. Esmâ'nın naklettiği hadiste ise şüphecinin cevabı şudur: «Bilmiyorum; insanların bir şey söylediğini duydum, ben de onu söyledim.»

İkisi birlikte okunduğunda ortaya bir ölçü çıkar: aktarmak yükümlülüktür, doğrulamadan aktarmak ise bilgi sayılmaz. Bu, İsrâ 17:36'daki «Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme» yasağının hadis tarafındaki karşılığıdır ve bu sitenin kaynak seviyesi göstermesinin de gerekçesidir.

Metinde râvinin tereddüdü silinmez: «mümin — ya da yakîn sahibi», «kalbinden — ya da içinden» gibi yerlerde, nakleden kişinin hangi kelimenin söylendiğini hatırlamadığı açıkça yazılıdır.

İlim nasıl kaybolur

Kitâbü'l-İlm'in son bâbları kaybı bir kütüphane meselesi gibi ele almaz. Abdullah b. Amr'ın naklettiği rivayete göre ilim kullardan çekilip koparılmaz; bilenlerin eksilmesiyle eksilir ve boşluğu bilmeden cevap verenler doldurur. Bunun karşısına aynı kitap iki çare koyar: yazmak ve doğrulayarak sormak. Ebû Hüreyre kendisinden çok rivayet eden tek kişi olarak Abdullah b. Amr'ı anar ve sebebini tek cümleyle söyler: o yazardı. Âişe ise duyduğu her anlaşılmaz sözün peşine düşer, anlayana kadar geri döner.

Sık sorulan sorular

«Allah kimin için hayır dilerse onu dinde anlayışlı kılar» hadisi nerede geçer?

Buhârî, İlim 13'te Muâviye'den nakledilir. Hadisin devamı da birlikte okunur: «Ben yalnızca taksim ediciyim, veren Allah'tır.» Buradaki «fıkıh» bir ilim dalının adı değil, dini derinden anlama hâlidir.

Bu sayfadaki Türkçe anlamlar hangi tercümeden alındı?

Hiçbirinden. Türkçe anlam bu sitenin kendi metnidir ve basılı bir tercümenin yerini tutmaz; esas olan Arapça metindir. Senet çevrilmemiş, yalnız hadisin metni verilmiştir. Atıflar kitâb ve bâb numarasıyla gösterilir.

Kaynaklar

  • Sahih hadis
    Buhârî, İlim — Sayfadaki hadislerin tamamı bu kitâbdandır; bâb numarası her hadisin altında ayrıca verilir.
  • Kur’an
    Tâhâ 20:114 — «Rabbim, ilmimi artır»
  • Kur’an
    İsrâ 17:36 — Bilinmeyenin ardına düşmeme

Son güncelleme: