İman ile İlgili Hadisler
Buhârî'nin Sahîh'inde iman müstakil bir kitâb olarak işlenir. Bu sayfadaki hadisler o kitâbdan seçilmiştir ve imanı tek bir tanıma indirmez: kalpteki tasdik, dile ve ele yansıması, ibadetteki devamlılık ve niyet birlikte anlatılır.
Hadisler
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى، قَالَ أَخْبَرَنَا حَنْظَلَةُ بْنُ أَبِي سُفْيَانَ، عَنْ عِكْرِمَةَ بْنِ خَالِدٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بُنِيَ الإِسْلاَمُ عَلَى خَمْسٍ شَهَادَةِ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَأَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ، وَإِقَامِ الصَّلاَةِ، وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ، وَالْحَجِّ، وَصَوْمِ رَمَضَانَ
İslam beş şey üzerine kurulmuştur: Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın elçisi olduğuna şahitlik etmek, namazı kılmak, zekâtı vermek, haccetmek ve ramazan orucunu tutmak.
İbn Ömer rivayetinde hac, oruçtan önce anılır; başka yollarda sıra değişir. Beş maddenin kendisi her rivayette aynıdır.
Sahih hadisBuhârî, İman 2
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو عَامِرٍ الْعَقَدِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ بِلاَلٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ الإِيمَانُ بِضْعٌ وَسِتُّونَ شُعْبَةً، وَالْحَيَاءُ شُعْبَةٌ مِنَ الإِيمَانِ
İman altmış küsur şubedir; hayâ da imanın şubelerinden biridir.
Arapça "bid'" kelimesi üç ile dokuz arasını gösteren belirsiz bir sayıdır, bu yüzden rakam kesin değildir. Aynı hadisin "yetmiş küsur" şeklindeki rivayeti için bkz. Müslim, İman. Şubelerin tek tek sayıldığı bir liste hadiste yoktur.
Sahih hadisBuhârî, İman 3
حَدَّثَنَا آدَمُ بْنُ أَبِي إِيَاسٍ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي السَّفَرِ، وَإِسْمَاعِيلَ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ الْمُسْلِمُ مَنْ سَلِمَ الْمُسْلِمُونَ مِنْ لِسَانِهِ وَيَدِهِ، وَالْمُهَاجِرُ مَنْ هَجَرَ مَا نَهَى اللَّهُ عَنْهُ
Müslüman, diğer müslümanların elinden ve dilinden güvende olduğu kimsedir. Muhacir de Allah'ın yasakladığı şeyleri terk eden kimsedir.
İki cümle aynı kalıpla kurulur: kelimenin sözlük anlamı (teslim olmak, göç etmek) ahlaki bir ölçüye çevrilir.
Sahih hadisBuhârî, İman 4
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم. وَعَنْ حُسَيْنٍ الْمُعَلِّمِ، قَالَ حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، عَنْ أَنَسٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ لا يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَتَّى يُحِبَّ لأَخِيهِ مَا يُحِبُّ لِنَفْسِهِ
Sizden biri, kendisi için istediğini kardeşi için de istemedikçe iman etmiş olmaz.
"İman etmiş olmaz" kalıbı bu sayfada birkaç kez geçer; nasıl okunduğu aşağıdaki soru bölümünde ele alınmıştır.
Sahih hadisBuhârî, İman 7
حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ عُلَيَّةَ، عَنْ عَبْدِ الْعَزِيزِ بْنِ صُهَيْبٍ، عَنْ أَنَسٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ح وَحَدَّثَنَا آدَمُ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لاَ يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَتَّى أَكُونَ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِنْ وَالِدِهِ وَوَلَدِهِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ
Sizden biri, ben ona babasından, çocuğundan ve bütün insanlardan daha sevgili olmadıkça iman etmiş olmaz.
Aynı bâbda Ebû Hüreyre rivayeti "babasından ve çocuğundan" diye kısa geçer; Enes rivayeti "bütün insanlardan" ekiyle gelir. Buradaki daha geniş olanıdır.
Sahih hadisBuhârî, İman 8
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ الثَّقَفِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ أَنَسٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ثَلاَثٌ مَنْ كُنَّ فِيهِ وَجَدَ حَلاَوَةَ الإِيمَانِ أَنْ يَكُونَ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِمَّا سِوَاهُمَا، وَأَنْ يُحِبَّ الْمَرْءَ لاَ يُحِبُّهُ إِلاَّ لِلَّهِ، وَأَنْ يَكْرَهَ أَنْ يَعُودَ فِي الْكُفْرِ كَمَا يَكْرَهُ أَنْ يُقْذَفَ فِي النَّارِ
Üç şey vardır ki kimde bulunursa imanın tadını alır: Allah ve Resulü'nün ona bu ikisi dışındaki her şeyden daha sevgili olması; bir kimseyi yalnızca Allah için sevmesi; ateşe atılmaktan hoşlanmadığı gibi küfre dönmekten de hoşlanmaması.
"İmanın tadı" tabiri imanı bir bilgi maddesi olarak değil, yaşanan bir hâl olarak tarif eder. Aynı hadis birkaç bâb sonra ikinci bir senetle tekrar verilir.
Sahih hadisBuhârî, İman 9
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَلاَمٍ، قَالَ أَخْبَرَنَا عَبْدَةُ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا أَمَرَهُمْ أَمَرَهُمْ مِنَ الأَعْمَالِ بِمَا يُطِيقُونَ قَالُوا إِنَّا لَسْنَا كَهَيْئَتِكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، إِنَّ اللَّهَ قَدْ غَفَرَ لَكَ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِكَ وَمَا تَأَخَّرَ. فَيَغْضَبُ حَتَّى يُعْرَفَ الْغَضَبُ فِي وَجْهِهِ ثُمَّ يَقُولُ إِنَّ أَتْقَاكُمْ وَأَعْلَمَكُمْ بِاللَّهِ أَنَا
Âişe anlatır: Resûlullah onlara bir iş emrettiğinde güçlerinin yeteceği kadarını emrederdi. "Biz senin gibi değiliz ey Allah'ın Resulü; Allah senin geçmiş ve gelecek günahını bağışladı" dediler. Bunun üzerine öfkesi yüzünden okunacak kadar öfkelenir, sonra da "Sizin Allah'tan en çok sakınanınız ve O'nu en iyi bileniniz benim" derdi.
Rivayet, ibadette kendini zorlamanın bir üstünlük sayılmasına itiraz eder; bilgi ile takva da burada birbirinden ayrılmaz.
Sahih hadisBuhârî, İman 13
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ عَمْرِو بْنِ يَحْيَى الْمَازِنِيِّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " يَدْخُلُ أَهْلُ الْجَنَّةِ الْجَنَّةَ، وَأَهْلُ النَّارِ النَّارَ، ثُمَّ يَقُولُ اللَّهُ تَعَالَى أَخْرِجُوا مَنْ كَانَ فِي قَلْبِهِ مِثْقَالُ حَبَّةٍ مِنْ خَرْدَلٍ مِنْ إِيمَانٍ. فَيُخْرَجُونَ مِنْهَا قَدِ اسْوَدُّوا فَيُلْقَوْنَ فِي نَهَرِ الْحَيَا ـ أَوِ الْحَيَاةِ، شَكَّ مَالِكٌ ـ فَيَنْبُتُونَ كَمَا تَنْبُتُ الْحِبَّةُ فِي جَانِبِ السَّيْلِ، أَلَمْ تَرَ أَنَّهَا تَخْرُجُ صَفْرَاءَ مُلْتَوِيَةً ". قَالَ وُهَيْبٌ حَدَّثَنَا عَمْرٌو " الْحَيَاةِ ". وَقَالَ " خَرْدَلٍ مِنْ خَيْرٍ ".
Cennetlikler cennete, cehennemlikler ateşe girer. Sonra Allah Teâlâ, "Kalbinde hardal tanesi ağırlığınca iman bulunan kimseyi çıkarın" buyurur. Onlar kararmış hâlde oradan çıkarılır ve hayat nehrine atılırlar; selin kenarındaki tohumun bitmesi gibi biterler. Görmez misin, o tohum sapsarı ve kıvrılmış çıkar.
Râvi Mâlik'in nehrin adında (hayâ mı hayât mı) tereddüt ettiği metnin içinde kayıtlıdır; bu tereddüt silinmemiştir. Bâb başlığı "iman ehlinin amelde derece farkı"dır.
Sahih hadisBuhârî, İman 15
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عُبَيْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ صَالِحٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَبِي أُمَامَةَ بْنِ سَهْلٍ، أَنَّهُ سَمِعَ أَبَا سَعِيدٍ الْخُدْرِيَّ، يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " بَيْنَا أَنَا نَائِمٌ رَأَيْتُ النَّاسَ يُعْرَضُونَ عَلَىَّ، وَعَلَيْهِمْ قُمُصٌ مِنْهَا مَا يَبْلُغُ الثُّدِيَّ، وَمِنْهَا مَا دُونَ ذَلِكَ، وَعُرِضَ عَلَىَّ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ وَعَلَيْهِ قَمِيصٌ يَجُرُّهُ ". قَالُوا فَمَا أَوَّلْتَ ذَلِكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ " الدِّينَ ".
Ben uyurken insanların bana arz edildiğini gördüm; üzerlerinde gömlekler vardı, kimi göğse kadar geliyor, kimi ondan da kısa kalıyordu. Ömer b. Hattâb da üzerinde yerde sürünen bir gömlekle bana arz edildi. "Bunu neye yordun ey Allah'ın Resulü?" dediler. "Dine" buyurdu.
Gömlek boyu bir derece ölçüsüdür: aynı bâbın konusu olan derece farkı burada bir görüntüyle anlatılır.
Sahih hadisBuhârî, İman 15
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَالِمِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَرَّ عَلَى رَجُلٍ مِنَ الأَنْصَارِ وَهُوَ يَعِظُ أَخَاهُ فِي الْحَيَاءِ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم دَعْهُ فَإِنَّ الْحَيَاءَ مِنَ الإِيمَانِ
Resûlullah, kardeşine hayâ konusunda öğüt veren Ensardan bir adamın yanından geçti ve "Bırak onu, hayâ imandandır" buyurdu.
Sözün söylendiği an dikkat çekicidir: bir kişi kardeşini hayâsı yüzünden uyarırken araya girilmiş ve hayâ imanın parçası sayılmıştır.
Sahih hadisBuhârî, İman 16
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، قَالَ أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَامِرُ بْنُ سَعْدِ بْنِ أَبِي وَقَّاصٍ، عَنْ سَعْدٍ، رضى الله عنه أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَعْطَى رَهْطًا وَسَعْدٌ جَالِسٌ، فَتَرَكَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم رَجُلاً هُوَ أَعْجَبُهُمْ إِلَىَّ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا لَكَ عَنْ فُلاَنٍ فَوَاللَّهِ إِنِّي لأَرَاهُ مُؤْمِنًا. فَقَالَ " أَوْ مُسْلِمًا ". فَسَكَتُّ قَلِيلاً، ثُمَّ غَلَبَنِي مَا أَعْلَمُ مِنْهُ فَعُدْتُ لِمَقَالَتِي فَقُلْتُ مَا لَكَ عَنْ فُلاَنٍ فَوَاللَّهِ إِنِّي لأَرَاهُ مُؤْمِنًا فَقَالَ " أَوْ مُسْلِمًا ". ثُمَّ غَلَبَنِي مَا أَعْلَمُ مِنْهُ فَعُدْتُ لِمَقَالَتِي وَعَادَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ قَالَ " يَا سَعْدُ، إِنِّي لأُعْطِي الرَّجُلَ وَغَيْرُهُ أَحَبُّ إِلَىَّ مِنْهُ، خَشْيَةَ أَنْ يَكُبَّهُ اللَّهُ فِي النَّارِ ".
Sa'd anlatır: Resûlullah bir gruba bağışta bulundu, ben de oturuyordum. İçlerinde en beğendiğim adamı ise atladı. "Ey Allah'ın Resulü, filancaya ne oldu? Vallahi ben onu mümin görüyorum" dedim. "Ya da müslüman" buyurdu. Bir süre sustum, sonra onun hakkında bildiklerim bana ağır bastı ve sözümü tekrarladım. Yine "Ya da müslüman" buyurdu. Üçüncü kez tekrarladım, Resûlullah da cevabını tekrarladı. Ardından "Ey Sa'd! Ben bir adama, başkası bana ondan daha sevgili olduğu hâlde, Allah onu yüzüstü ateşe atar korkusuyla veririm" buyurdu.
"Ya da müslüman" düzeltmesi, dışarıdan görülen teslimiyet ile kalpteki tasdik arasındaki ayrımı korur: birincisi gözlenebilir, ikincisi hakkında başkası hüküm veremez.
Sahih hadisBuhârî, İman 19
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ وَاصِلٍ الأَحْدَبِ، عَنِ الْمَعْرُورِ، قَالَ لَقِيتُ أَبَا ذَرٍّ بِالرَّبَذَةِ، وَعَلَيْهِ حُلَّةٌ، وَعَلَى غُلاَمِهِ حُلَّةٌ، فَسَأَلْتُهُ عَنْ ذَلِكَ، فَقَالَ إِنِّي سَابَبْتُ رَجُلاً، فَعَيَّرْتُهُ بِأُمِّهِ، فَقَالَ لِيَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَا أَبَا ذَرٍّ أَعَيَّرْتَهُ بِأُمِّهِ إِنَّكَ امْرُؤٌ فِيكَ جَاهِلِيَّةٌ، إِخْوَانُكُمْ خَوَلُكُمْ، جَعَلَهُمُ اللَّهُ تَحْتَ أَيْدِيكُمْ، فَمَنْ كَانَ أَخُوهُ تَحْتَ يَدِهِ فَلْيُطْعِمْهُ مِمَّا يَأْكُلُ، وَلْيُلْبِسْهُ مِمَّا يَلْبَسُ، وَلاَ تُكَلِّفُوهُمْ مَا يَغْلِبُهُمْ، فَإِنْ كَلَّفْتُمُوهُمْ فَأَعِينُوهُمْ
Ma'rûr anlatır: Ebû Zer ile Rebeze'de karşılaştım; üzerinde bir kat elbise vardı, hizmetindeki gencin üzerinde de aynısından. Bunu sorunca şöyle dedi: Bir adama sövmüş, onu annesiyle ayıplamıştım. Peygamber bana, "Ey Ebû Zer! Onu annesiyle mi ayıpladın? Sen kendisinde hâlâ cahiliyeden bir şey kalmış bir kimsesin. Hizmetinizde bulunanlar sizin kardeşlerinizdir; Allah onları elinizin altına vermiştir. Kimin kardeşi elinin altındaysa ona yediğinden yedirsin, giydiğinden giydirsin. Onlara güçlerinin yetmeyeceği işi yüklemeyin; yüklerseniz kendiniz de yardım edin" buyurdu.
Uyarının nasıl uygulandığı anlatının içine yerleşmiştir: Ebû Zer'in üzerindeki elbise ile hizmetindekinin üzerindeki aynıdır, ve bunu hadis değil anlatan kişinin gözlemi söyler.
Sahih hadisBuhârî, İman 22
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ أَبُو الرَّبِيعِ، قَالَ حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ جَعْفَرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا نَافِعُ بْنُ مَالِكِ بْنِ أَبِي عَامِرٍ أَبُو سُهَيْلٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ آيَةُ الْمُنَافِقِ ثَلاَثٌ إِذَا حَدَّثَ كَذَبَ، وَإِذَا وَعَدَ أَخْلَفَ، وَإِذَا اؤْتُمِنَ خَانَ
Münafığın alameti üçtür: Konuştuğunda yalan söyler, söz verdiğinde sözünden döner, kendisine bir şey emanet edildiğinde ihanet eder.
Üç madde bir teşhis listesi değildir; hadis kimin münafık sayılacağına dair hüküm vermez. Hemen ardından gelen rivayet bu kaydı açıkça koyar.
Sahih hadisBuhârî, İman 24
حَدَّثَنَا قَبِيصَةُ بْنُ عُقْبَةَ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُرَّةَ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ أَرْبَعٌ مَنْ كُنَّ فِيهِ كَانَ مُنَافِقًا خَالِصًا، وَمَنْ كَانَتْ فِيهِ خَصْلَةٌ مِنْهُنَّ كَانَتْ فِيهِ خَصْلَةٌ مِنَ النِّفَاقِ حَتَّى يَدَعَهَا إِذَا اؤْتُمِنَ خَانَ وَإِذَا حَدَّثَ كَذَبَ وَإِذَا عَاهَدَ غَدَرَ، وَإِذَا خَاصَمَ فَجَرَ
Dört huy vardır ki kimde bulunursa o kişi katıksız münafık olur; kimde bunlardan biri bulunursa onu bırakıncaya kadar kendisinde nifaktan bir huy bulunmuş olur: Kendisine emanet edildiğinde ihanet eder, konuştuğunda yalan söyler, antlaşma yaptığında döneklik eder, tartıştığında haddi aşar.
"Onu bırakıncaya kadar" kaydı belirleyicidir: sayılan huy kalıcı bir kimlik değil, terk edilebilir bir davranış olarak konur.
Sahih hadisBuhârî, İman 24
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، قَالَ أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَنْ يَقُمْ لَيْلَةَ الْقَدْرِ إِيمَانًا وَاحْتِسَابًا غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ
Kim Kadir gecesini inanarak ve karşılığını Allah'tan bekleyerek ibadetle geçirirse geçmiş günahı bağışlanır.
"İnanarak ve karşılığını Allah'tan bekleyerek" kaydı (îmânen vahtisâben) birbirini izleyen dört bâbda tekrar eder; değişen yalnız amelin kendisidir.
Sahih hadisBuhârî, İman 25
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ حُمَيْدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ مَنْ قَامَ رَمَضَانَ إِيمَانًا وَاحْتِسَابًا غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ
Kim ramazanı inanarak ve karşılığını Allah'tan bekleyerek ibadetle geçirirse geçmiş günahı bağışlanır.
Bâb başlığı, ramazan gecelerini nafile ibadetle geçirmenin imandan sayıldığını söyler.
Sahih hadisBuhârî, İman 27
حَدَّثَنَا ابْنُ سَلاَمٍ، قَالَ أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ فُضَيْلٍ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَنْ صَامَ رَمَضَانَ إِيمَانًا وَاحْتِسَابًا غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ
Kim ramazan orucunu inanarak ve karşılığını Allah'tan bekleyerek tutarsa geçmiş günahı bağışlanır.
Aynı kalıbın üçüncü tekrarı. Üç rivayette de vaat, amelin kendisine değil onu yapanın niyetine bağlanmıştır.
Sahih hadisBuhârî, İman 28
حَدَّثَنَا عَبْدُ السَّلاَمِ بْنُ مُطَهَّرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ عَلِيٍّ، عَنْ مَعْنِ بْنِ مُحَمَّدٍ الْغِفَارِيِّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ إِنَّ الدِّينَ يُسْرٌ، وَلَنْ يُشَادَّ الدِّينَ أَحَدٌ إِلاَّ غَلَبَهُ، فَسَدِّدُوا وَقَارِبُوا وَأَبْشِرُوا، وَاسْتَعِينُوا بِالْغَدْوَةِ وَالرَّوْحَةِ وَشَىْءٍ مِنَ الدُّلْجَةِ
Din kolaylıktır. Kim dini zorlaştırmaya kalkarsa din ona galip gelir. Öyleyse doğruyu tutturun, ona yaklaşın, müjdeleyin; sabah vaktinden, ikindi sonrasının serinliğinden ve gecenin bir bölümünden yardım alın.
Son cümle yolculuk dilinden alınmadır: yolcu günün serin saatlerinde yol alır, kendini sıcakta tüketmez. Ölçü burada azaltmak değil, sürdürülebilir olanı seçmektir.
Sahih hadisBuhârî, İman 29
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ خَالِدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ أَوَّلَ مَا قَدِمَ الْمَدِينَةَ نَزَلَ عَلَى أَجْدَادِهِ ـ أَوْ قَالَ أَخْوَالِهِ ـ مِنَ الأَنْصَارِ، وَأَنَّهُ صَلَّى قِبَلَ بَيْتِ الْمَقْدِسِ سِتَّةَ عَشَرَ شَهْرًا، أَوْ سَبْعَةَ عَشَرَ شَهْرًا، وَكَانَ يُعْجِبُهُ أَنْ تَكُونَ قِبْلَتُهُ قِبَلَ الْبَيْتِ، وَأَنَّهُ صَلَّى أَوَّلَ صَلاَةٍ صَلاَّهَا صَلاَةَ الْعَصْرِ، وَصَلَّى مَعَهُ قَوْمٌ، فَخَرَجَ رَجُلٌ مِمَّنْ صَلَّى مَعَهُ، فَمَرَّ عَلَى أَهْلِ مَسْجِدٍ، وَهُمْ رَاكِعُونَ فَقَالَ أَشْهَدُ بِاللَّهِ لَقَدْ صَلَّيْتُ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قِبَلَ مَكَّةَ، فَدَارُوا كَمَا هُمْ قِبَلَ الْبَيْتِ، وَكَانَتِ الْيَهُودُ قَدْ أَعْجَبَهُمْ إِذْ كَانَ يُصَلِّي قِبَلَ بَيْتِ الْمَقْدِسِ، وَأَهْلُ الْكِتَابِ، فَلَمَّا وَلَّى وَجْهَهُ قِبَلَ الْبَيْتِ أَنْكَرُوا ذَلِكَ. قَالَ زُهَيْرٌ حَدَّثَنَا أَبُو إِسْحَاقَ عَنِ الْبَرَاءِ فِي حَدِيثِهِ هَذَا أَنَّهُ مَاتَ عَلَى الْقِبْلَةِ قَبْلَ أَنْ تُحَوَّلَ رِجَالٌ وَقُتِلُوا، فَلَمْ نَدْرِ مَا نَقُولُ فِيهِمْ، فَأَنْزَلَ اللَّهُ تَعَالَى {وَمَا كَانَ اللَّهُ لِيُضِيعَ إِيمَانَكُمْ}
Berâ anlatır: Peygamber Medine'ye ilk geldiğinde Ensardan dedelerinin — yahut dayılarının — yanına indi. On altı yahut on yedi ay Beytülmakdis'e doğru namaz kıldı; ama kıblesinin Kâbe'ye dönük olmasını arzu ediyordu. Kâbe'ye doğru kıldığı ilk namaz ikindi namazı oldu ve onunla birlikte bir topluluk da kıldı. Onunla namaz kılanlardan biri çıkıp bir mescidin cemaatine uğradı; onlar rükûdaydı. "Allah'a yemin ederim ki Resûlullah ile birlikte Mekke'ye doğru namaz kıldım" dedi; bunun üzerine oldukları gibi Kâbe'ye döndüler. Yahudiler ve kitap ehli, onun Beytülmakdis'e doğru namaz kılmasından memnundu; yüzünü Kâbe'ye çevirince bunu hoş karşılamadılar. Kıble değişmeden önce o yön üzere ölen ve öldürülen kimseler olmuştu; onlar hakkında ne diyeceğimizi bilemedik. Bunun üzerine Allah Teâlâ, "Allah imanınızı zayi edecek değildir" âyetini indirdi.
Âyet Bakara 2:143'tür. Bâbın dayanağı da budur: âyet, kılınmış namazlardan "imanınız" diye söz eder.
Sahih hadisBuhârî, İman 30
قَالَ مَالِكٌ أَخْبَرَنِي زَيْدُ بْنُ أَسْلَمَ، أَنَّ عَطَاءَ بْنَ يَسَارٍ، أَخْبَرَهُ أَنَّ أَبَا سَعِيدٍ الْخُدْرِيَّ أَخْبَرَهُ أَنَّهُ، سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ إِذَا أَسْلَمَ الْعَبْدُ فَحَسُنَ إِسْلاَمُهُ يُكَفِّرُ اللَّهُ عَنْهُ كُلَّ سَيِّئَةٍ كَانَ زَلَفَهَا، وَكَانَ بَعْدَ ذَلِكَ الْقِصَاصُ، الْحَسَنَةُ بِعَشْرِ أَمْثَالِهَا إِلَى سَبْعِمِائَةِ ضِعْفٍ، وَالسَّيِّئَةُ بِمِثْلِهَا إِلاَّ أَنْ يَتَجَاوَزَ اللَّهُ عَنْهَا
Kul müslüman olur ve müslümanlığı güzel olursa, Allah onun daha önce işlediği her kötülüğü siler. Bundan sonra karşılık şöyledir: iyilik on katından yedi yüz katına kadar yazılır, kötülük ise ancak misliyle yazılır — Allah onu da bağışlamazsa.
Sayılar hadisin kendi metnindendir. "Müslümanlığı güzel olursa" kaydı, müslüman olmayı bir kayıt işlemi değil sürüp giden bir hâl olarak tarif eder.
Sahih hadisBuhârî, İman 31
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ هِشَامٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبِي، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم دَخَلَ عَلَيْهَا وَعِنْدَهَا امْرَأَةٌ قَالَ " مَنْ هَذِهِ ". قَالَتْ فُلاَنَةُ. تَذْكُرُ مِنْ صَلاَتِهَا. قَالَ " مَهْ، عَلَيْكُمْ بِمَا تُطِيقُونَ، فَوَاللَّهِ لاَ يَمَلُّ اللَّهُ حَتَّى تَمَلُّوا ". وَكَانَ أَحَبَّ الدِّينِ إِلَيْهِ مَا دَامَ عَلَيْهِ صَاحِبُهُ.
Âişe anlatır: Peygamber yanıma girdi, yanımda bir kadın vardı. "Bu kim?" dedi. "Falancadır" dedim ve çok namaz kıldığından söz ettim. "Yeter! Gücünüzün yettiği kadarını yapın. Vallahi siz usanmadıkça Allah usanmaz" buyurdu. Ona en sevimli olan amel, sahibinin devam ettirdiği ameldi.
Son cümle Peygamber'in sözü değil, Âişe'nin gözlemidir; bâb başlığı bu cümleden kurulur.
Sahih hadisBuhârî, İman 32
حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ حَدَّثَنَا هِشَامٌ، قَالَ حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، عَنْ أَنَسٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " يَخْرُجُ مِنَ النَّارِ مَنْ قَالَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ، وَفِي قَلْبِهِ وَزْنُ شَعِيرَةٍ مِنْ خَيْرٍ، وَيَخْرُجُ مِنَ النَّارِ مَنْ قَالَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ، وَفِي قَلْبِهِ وَزْنُ بُرَّةٍ مِنْ خَيْرٍ، وَيَخْرُجُ مِنَ النَّارِ مَنْ قَالَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ، وَفِي قَلْبِهِ وَزْنُ ذَرَّةٍ مِنْ خَيْرٍ ". قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ قَالَ أَبَانُ حَدَّثَنَا قَتَادَةُ حَدَّثَنَا أَنَسٌ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم " مِنْ إِيمَانٍ ". مَكَانَ " مِنْ خَيْرٍ ".
"Lâ ilâhe illallah" diyen ve kalbinde arpa ağırlığınca hayır bulunan kimse ateşten çıkar. "Lâ ilâhe illallah" diyen ve kalbinde buğday ağırlığınca hayır bulunan kimse ateşten çıkar. "Lâ ilâhe illallah" diyen ve kalbinde zerre ağırlığınca hayır bulunan kimse ateşten çıkar.
Metnin sonunda, başka bir yolda "hayır" yerine "iman" dendiği kaydedilir. Bâbın konusu tam olarak budur: imanın artması ve eksilmesi.
Sahih hadisBuhârî, İman 33
حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ الصَّبَّاحِ، سَمِعَ جَعْفَرَ بْنَ عَوْنٍ، حَدَّثَنَا أَبُو الْعُمَيْسِ، أَخْبَرَنَا قَيْسُ بْنُ مُسْلِمٍ، عَنْ طَارِقِ بْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ، أَنَّ رَجُلاً، مِنَ الْيَهُودِ قَالَ لَهُ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ، آيَةٌ فِي كِتَابِكُمْ تَقْرَءُونَهَا لَوْ عَلَيْنَا مَعْشَرَ الْيَهُودِ نَزَلَتْ لاَتَّخَذْنَا ذَلِكَ الْيَوْمَ عِيدًا. قَالَ أَىُّ آيَةٍ قَالَ {الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ الإِسْلاَمَ دِينًا}. قَالَ عُمَرُ قَدْ عَرَفْنَا ذَلِكَ الْيَوْمَ وَالْمَكَانَ الَّذِي نَزَلَتْ فِيهِ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ قَائِمٌ بِعَرَفَةَ يَوْمَ جُمُعَةٍ.
Ömer b. Hattâb'a yahudilerden bir adam, "Ey müminlerin emiri! Kitabınızda okuduğunuz bir âyet var; o biz yahudi topluluğuna inseydi o günü bayram edinirdik" dedi. Ömer, "Hangi âyet?" diye sordu. Adam, "Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam'ı beğendim" âyetini okudu. Ömer, "O günü de, Peygamber'e indiği yeri de biliyoruz: cuma günüydü ve o, Arafat'ta ayakta duruyordu" dedi.
Âyet Mâide 5:3'tür. "İmanın artması ve eksilmesi" bâbına konmasının sebebi, âyetteki "kemale erdirme" ifadesidir.
Sahih hadisBuhârî, İman 33
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ، عَنْ عَمِّهِ أَبِي سُهَيْلِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ سَمِعَ طَلْحَةَ بْنَ عُبَيْدِ اللَّهِ، يَقُولُ جَاءَ رَجُلٌ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ أَهْلِ نَجْدٍ، ثَائِرُ الرَّأْسِ، يُسْمَعُ دَوِيُّ صَوْتِهِ، وَلاَ يُفْقَهُ مَا يَقُولُ حَتَّى دَنَا، فَإِذَا هُوَ يَسْأَلُ عَنِ الإِسْلاَمِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم " خَمْسُ صَلَوَاتٍ فِي الْيَوْمِ وَاللَّيْلَةِ ". فَقَالَ هَلْ عَلَىَّ غَيْرُهَا قَالَ " لاَ، إِلاَّ أَنْ تَطَوَّعَ ". قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " وَصِيَامُ رَمَضَانَ ". قَالَ هَلْ عَلَىَّ غَيْرُهُ قَالَ " لاَ، إِلاَّ أَنْ تَطَوَّعَ ". قَالَ وَذَكَرَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الزَّكَاةَ. قَالَ هَلْ عَلَىَّ غَيْرُهَا قَالَ " لاَ، إِلاَّ أَنْ تَطَوَّعَ ". قَالَ فَأَدْبَرَ الرَّجُلُ وَهُوَ يَقُولُ وَاللَّهِ لاَ أَزِيدُ عَلَى هَذَا وَلاَ أَنْقُصُ. قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَفْلَحَ إِنْ صَدَقَ ".
Talha b. Ubeydullah anlatır: Necid halkından, saçı başı dağınık bir adam Resûlullah'a geldi. Sesinin uğultusu duyuluyor, ne dediği anlaşılmıyordu; yaklaşınca İslam'ı sorduğu anlaşıldı. Resûlullah, "Gece ve gündüz içinde beş vakit namaz" buyurdu. Adam, "Bunun dışında bana bir şey var mı?" dedi. "Hayır, kendiliğinden fazladan kılarsan başka" buyurdu. Sonra "Bir de ramazan orucu" buyurdu. Adam yine, "Bunun dışında bana bir şey var mı?" dedi. "Hayır, kendiliğinden fazladan tutarsan başka" buyurdu. Râvi der ki: Resûlullah ona zekâtı da söyledi. Adam yine, "Bunun dışında bana bir şey var mı?" dedi. "Hayır, kendiliğinden fazladan verirsen başka" buyurdu. Adam, "Vallahi buna ne ekler ne de eksiltirim" diyerek dönüp gitti. Resûlullah, "Doğru söylediyse kurtuldu" buyurdu.
Adamın sorusu "en azı nedir?" sorusudur ve cevap onu azarlamaz. Bâb başlığı zekâtın İslam'dan olduğunu söyler.
Sahih hadisBuhârî, İman 34
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَلِيٍّ الْمَنْجُوفِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا رَوْحٌ، قَالَ حَدَّثَنَا عَوْفٌ، عَنِ الْحَسَنِ، وَمُحَمَّدٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ مَنِ اتَّبَعَ جَنَازَةَ مُسْلِمٍ إِيمَانًا وَاحْتِسَابًا، وَكَانَ مَعَهُ حَتَّى يُصَلَّى عَلَيْهَا، وَيَفْرُغَ مِنْ دَفْنِهَا، فَإِنَّهُ يَرْجِعُ مِنَ الأَجْرِ بِقِيرَاطَيْنِ، كُلُّ قِيرَاطٍ مِثْلُ أُحُدٍ، وَمَنْ صَلَّى عَلَيْهَا ثُمَّ رَجَعَ قَبْلَ أَنْ تُدْفَنَ فَإِنَّهُ يَرْجِعُ بِقِيرَاطٍ
Kim bir müslümanın cenazesine inanarak ve karşılığını Allah'tan bekleyerek katılır, namazı kılınıncaya ve defni bitinceye kadar onunla birlikte kalırsa iki kırat sevapla döner; her bir kırat Uhud gibidir. Kim de cenaze namazını kılar, defnedilmeden önce döner giderse bir kıratla döner.
Sayı ve ölçü hadisin kendi metnindendir. "İnanarak ve karşılığını bekleyerek" kaydı burada da durur: cenazeye katılmayı ibadete çeviren şey niyettir.
Sahih hadisBuhârî, İman 35
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَرْعَرَةَ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ زُبَيْدٍ، قَالَ سَأَلْتُ أَبَا وَائِلٍ عَنِ الْمُرْجِئَةِ،، فَقَالَ حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ سِبَابُ الْمُسْلِمِ فُسُوقٌ، وَقِتَالُهُ كُفْرٌ
Müslümana sövmek fâsıklık, onunla savaşmak küfürdür.
Metindeki "küfür" kelimesinin kapsamı klasik kaynaklarda tartışılmıştır: bir kısım âlim bunu dinden çıkaran küfür değil, ağır bir uyarı sayar; bir kısmı ise fiilin kendisinin küfür işi olarak nitelendiğini söyler. Bu sayfa taraf tutmaz. Rivayetin başında râvinin Mürcie hakkında soru sorması, sözün hangi tartışmanın içinde nakledildiğini gösterir.
Sahih hadisBuhârî, İman 36
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، قَالَ حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا أَبُو حَيَّانَ التَّيْمِيُّ، عَنْ أَبِي زُرْعَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بَارِزًا يَوْمًا لِلنَّاسِ، فَأَتَاهُ جِبْرِيلُ فَقَالَ مَا الإِيمَانُ قَالَ " الإِيمَانُ أَنْ تُؤْمِنَ بِاللَّهِ وَمَلاَئِكَتِهِ وَبِلِقَائِهِ وَرُسُلِهِ، وَتُؤْمِنَ بِالْبَعْثِ ". قَالَ مَا الإِسْلاَمُ قَالَ " الإِسْلاَمُ أَنْ تَعْبُدَ اللَّهَ وَلاَ تُشْرِكَ بِهِ، وَتُقِيمَ الصَّلاَةَ، وَتُؤَدِّيَ الزَّكَاةَ الْمَفْرُوضَةَ، وَتَصُومَ رَمَضَانَ ". قَالَ مَا الإِحْسَانُ قَالَ " أَنْ تَعْبُدَ اللَّهَ كَأَنَّكَ تَرَاهُ، فَإِنْ لَمْ تَكُنْ تَرَاهُ فَإِنَّهُ يَرَاكَ ". قَالَ مَتَى السَّاعَةُ قَالَ " مَا الْمَسْئُولُ عَنْهَا بِأَعْلَمَ مِنَ السَّائِلِ، وَسَأُخْبِرُكَ عَنْ أَشْرَاطِهَا إِذَا وَلَدَتِ الأَمَةُ رَبَّهَا، وَإِذَا تَطَاوَلَ رُعَاةُ الإِبِلِ الْبُهْمُ فِي الْبُنْيَانِ، فِي خَمْسٍ لاَ يَعْلَمُهُنَّ إِلاَّ اللَّهُ ". ثُمَّ تَلاَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم {إِنَّ اللَّهَ عِنْدَهُ عِلْمُ السَّاعَةِ} الآيَةَ. ثُمَّ أَدْبَرَ فَقَالَ " رُدُّوهُ ". فَلَمْ يَرَوْا شَيْئًا. فَقَالَ " هَذَا جِبْرِيلُ جَاءَ يُعَلِّمُ النَّاسَ دِينَهُمْ ". قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ جَعَلَ ذَلِكَ كُلَّهُ مِنَ الإِيمَانِ.
Ebû Hüreyre anlatır: Peygamber bir gün insanların arasında görünür hâldeydi. Cebrail ona geldi ve "İman nedir?" diye sordu. "İman; Allah'a, meleklerine, O'na kavuşmaya ve elçilerine inanman, bir de yeniden dirilmeye inanmandır" buyurdu. "İslam nedir?" dedi. "İslam; Allah'a kulluk etmen ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmaman, namazı kılman, farz olan zekâtı vermen ve ramazan orucunu tutmandır" buyurdu. "İhsan nedir?" dedi. "Allah'a, O'nu görüyormuşçasına kulluk etmendir; sen O'nu görmesen de O seni görür" buyurdu. "Kıyamet ne zaman?" dedi. "Bu konuda kendisine sorulan, sorandan daha bilgili değildir. Ama sana alametlerinden söz edeyim: cariye efendisini doğurduğunda, yalın ayak deve çobanları binalarda yarıştığında. Kıyamet, Allah'tan başkasının bilmediği beş şeyden biridir" buyurdu. Sonra "Kıyamet saatinin bilgisi Allah katındadır" âyetini okudu. Ardından adam dönüp gitti. "Onu bana geri getirin" buyurdu; ama bir şey göremediler. Bunun üzerine "Bu Cebrail'di; insanlara dinlerini öğretmeye geldi" buyurdu.
Okunan âyet Lokmân 31:34'tür. Rivayetin sonunda Buhârî'nin kendi kaydı vardır: bunların hepsini imandan saymıştır. İman, İslam ve ihsanı tek soru dizisinde ayırdığı için bu bâbın merkezindedir.
Sahih hadisBuhârî, İman 37
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ حَمْزَةَ، قَالَ حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ صَالِحٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَبَّاسٍ، أَخْبَرَهُ قَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو سُفْيَانَ، أَنَّ هِرَقْلَ، قَالَ لَهُ سَأَلْتُكَ هَلْ يَزِيدُونَ أَمْ يَنْقُصُونَ، فَزَعَمْتَ أَنَّهُمْ يَزِيدُونَ، وَكَذَلِكَ الإِيمَانُ حَتَّى يَتِمَّ. وَسَأَلْتُكَ هَلْ يَرْتَدُّ أَحَدٌ سَخْطَةً لِدِينِهِ بَعْدَ أَنْ يَدْخُلَ فِيهِ، فَزَعَمْتَ أَنْ لاَ، وَكَذَلِكَ الإِيمَانُ حِينَ تُخَالِطُ بَشَاشَتُهُ الْقُلُوبَ، لاَ يَسْخَطُهُ أَحَدٌ.
İbn Abbâs'ın naklettiğine göre Bizans imparatoru Herakleios, Ebû Süfyân'a şöyle demişti: Sana onların artıp artmadıklarını sordum, arttıklarını söyledin; iman da tamamlanıncaya kadar böyledir. Sana, içine girdikten sonra dinini beğenmeyip dönen var mı diye sordum, yok dedin; iman da böyledir: neşesi kalplere karıştığında kimse ondan hoşnutsuz olmaz.
Sözün sahibi Peygamber değil, dışarıdan bakan bir gözlemcidir. Bâb "imanın artması ve eksilmesi" konusundadır ve rivayet oraya bu gözlem olduğu için konmuştur.
Sahih hadisBuhârî, İman 38
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ الْجَعْدِ، قَالَ أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي جَمْرَةَ، قَالَ كُنْتُ أَقْعُدُ مَعَ ابْنِ عَبَّاسٍ، يُجْلِسُنِي عَلَى سَرِيرِهِ فَقَالَ أَقِمْ عِنْدِي حَتَّى أَجْعَلَ لَكَ سَهْمًا مِنْ مَالِي، فَأَقَمْتُ مَعَهُ شَهْرَيْنِ، ثُمَّ قَالَ إِنَّ وَفْدَ عَبْدِ الْقَيْسِ لَمَّا أَتَوُا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَنِ الْقَوْمُ أَوْ مَنِ الْوَفْدُ ". قَالُوا رَبِيعَةُ. قَالَ " مَرْحَبًا بِالْقَوْمِ ـ أَوْ بِالْوَفْدِ ـ غَيْرَ خَزَايَا وَلاَ نَدَامَى ". فَقَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ، إِنَّا لاَ نَسْتَطِيعُ أَنْ نَأْتِيَكَ إِلاَّ فِي شَهْرِ الْحَرَامِ، وَبَيْنَنَا وَبَيْنَكَ هَذَا الْحَىُّ مِنْ كُفَّارِ مُضَرَ، فَمُرْنَا بِأَمْرٍ فَصْلٍ، نُخْبِرْ بِهِ مَنْ وَرَاءَنَا، وَنَدْخُلْ بِهِ الْجَنَّةَ. وَسَأَلُوهُ عَنِ الأَشْرِبَةِ. فَأَمَرَهُمْ بِأَرْبَعٍ، وَنَهَاهُمْ عَنْ أَرْبَعٍ، أَمَرَهُمْ بِالإِيمَانِ بِاللَّهِ وَحْدَهُ. قَالَ " أَتَدْرُونَ مَا الإِيمَانُ بِاللَّهِ وَحْدَهُ ". قَالُوا اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ. قَالَ " شَهَادَةُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَأَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ، وَإِقَامُ الصَّلاَةِ، وَإِيتَاءُ الزَّكَاةِ، وَصِيَامُ رَمَضَانَ، وَأَنْ تُعْطُوا مِنَ الْمَغْنَمِ الْخُمُسَ ". وَنَهَاهُمْ عَنْ أَرْبَعٍ عَنِ الْحَنْتَمِ وَالدُّبَّاءِ وَالنَّقِيرِ وَالْمُزَفَّتِ. وَرُبَّمَا قَالَ الْمُقَيَّرِ. وَقَالَ " احْفَظُوهُنَّ وَأَخْبِرُوا بِهِنَّ مَنْ وَرَاءَكُمْ ".
İbn Abbâs anlatır: Abdülkays heyeti Peygamber'e geldiğinde, "Bunlar hangi kavimdir?" yahut "hangi heyettir?" diye sordu. "Rebîa" dediler. "Hoş geldiniz; utandırılmadan ve pişman olmadan" buyurdu. "Ey Allah'ın Resulü! Biz sana ancak haram ayda gelebiliyoruz; seninle aramızda Mudar kâfirlerinden şu kabile var. Bize kesin bir şey emret de arkamızda bıraktıklarımıza haber verelim ve onunla cennete girelim" dediler. İçecekler hakkında da sordular. Resûlullah onlara dört şeyi emretti, dört şeyden nehyetti. Yalnız Allah'a imanı emretti ve "Yalnız Allah'a iman nedir, bilir misiniz?" buyurdu. "Allah ve Resulü daha iyi bilir" dediler. "Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın elçisi olduğuna şahitlik etmek, namazı kılmak, zekâtı vermek, ramazan orucunu tutmak ve ganimetten beşte biri vermenizdir" buyurdu. Dört şeyden nehyetti: hantem, dübbâ, nakīr ve müzeffet — bazen sonuncusuna mukayyer derdi. "Bunları belleyin ve arkanızda bıraktıklarınıza bildirin" buyurdu.
Nehyedilen dört ad içki kabı çeşitleridir; hadis adlarını verir, gerekçesini açıklamaz. Rivayetin bu bâbdaki yeri, "iman" sorusunun cevabının bir ameller listesiyle verilmiş olmasındandır.
Sahih hadisBuhârî, İman 40
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَلْقَمَةَ بْنِ وَقَّاصٍ، عَنْ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ الأَعْمَالُ بِالنِّيَّةِ، وَلِكُلِّ امْرِئٍ مَا نَوَى، فَمَنْ كَانَتْ هِجْرَتُهُ إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ، فَهِجْرَتُهُ إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ، وَمَنْ كَانَتْ هِجْرَتُهُ لِدُنْيَا يُصِيبُهَا، أَوِ امْرَأَةٍ يَتَزَوَّجُهَا، فَهِجْرَتُهُ إِلَى مَا هَاجَرَ إِلَيْهِ
Ameller niyete göredir ve herkese ancak niyet ettiği vardır. Kimin hicreti Allah'a ve Resulü'ne ise hicreti Allah'a ve Resulü'nedir. Kimin hicreti elde edeceği bir dünyalığa yahut evleneceği bir kadına ise hicreti de göç ettiği şeyedir.
Buhârî aynı hadisi eserinin ilk sayfasında da verir. Buradaki yeri farklıdır: ölçünün dışarıdan görülen amel değil niyet olduğu, imanın kapsamı tartışmasının içine konur.
Sahih hadisBuhârî, İman 42
حَدَّثَنَا حَجَّاجُ بْنُ مِنْهَالٍ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَدِيُّ بْنُ ثَابِتٍ، قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ يَزِيدَ، عَنْ أَبِي مَسْعُودٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ إِذَا أَنْفَقَ الرَّجُلُ عَلَى أَهْلِهِ يَحْتَسِبُهَا فَهُوَ لَهُ صَدَقَةٌ
Kişi ailesine, karşılığını Allah'tan bekleyerek harcama yaparsa bu onun için sadaka olur.
Yine aynı kayıt: harcamanın kendisi değişmez, niyeti değişince başka bir şey olur.
Sahih hadisBuhârî, İman 42
حَدَّثَنَا الْحَكَمُ بْنُ نَافِعٍ قَالَ أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ عَنْ الزُّهْرِيِّ قَالَ حَدَّثَنِي عَامِرُ بْنُ سَعْدٍ عَنْ سَعْدِ بْنِ أَبِي وَقَّاصٍ أَنَّهُ أَخْبَرَهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ إِنَّكَ لَنْ تُنْفِقَ نَفَقَةً تَبْتَغِي بِهَا وَجْهَ اللَّهِ إِلَّا أُجِرْتَ عَلَيْهَا حَتَّى مَا تَجْعَلُ فِي فَمِ امْرَأَتِكَ
Allah'ın rızasını umarak yaptığın hiçbir harcama yoktur ki karşılığını almayasın; eşinin ağzına koyduğun lokma bile buna dahildir.
Bir önceki rivayetin sınırını gösterir: en küçük ve en gündelik olan da sayılır.
Sahih hadisBuhârî, İman 42
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ إِسْمَاعِيلَ، قَالَ حَدَّثَنِي قَيْسُ بْنُ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ جَرِيرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ بَايَعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى إِقَامِ الصَّلاَةِ، وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ، وَالنُّصْحِ لِكُلِّ مُسْلِمٍ.
Cerîr b. Abdullah der ki: Resûlullah'a namazı kılmak, zekâtı vermek ve her müslümanın iyiliğini istemek üzere bey'at ettim.
Buradaki "nush" öğüt vermekten geniştir: kişinin iyiliğini istemek, ona karşı aldatmasız olmak anlamındadır. Bâb başlığı "din nasihattir" sözünden gelir.
Sahih hadisBuhârî, İman 42
Hadislerin Arapça metni klasik hadis kaynaklarındandır. Türkçe anlam bu sitenin kendi metnidir ve basılı bir tercümenin yerini tutmaz; esas olan Arapça metindir.
Bu hadisler nereden alındı, nasıl seçildi
Sayfadaki hadislerin tamamı Sahîh-i Buhârî'nin İman kitâbındandır. Arapça metin kaynaktaki hâliyle, senediyle birlikte verilir. Türkçe anlam yalnızca matnı karşılar ve bu sitenin kendi metnidir; hiçbir basılı tercümeden alınmamıştır. Her maddenin altındaki bâb numarası, rivayetin Buhârî'nin kendi tasnifindeki yerini gösterir — bâb başlıkları çoğu zaman rivayetin niçin oraya konduğunu da söyler.
Bu bölümdeki elli rivayetten otuz üçü alındı. Elenenlerin bir kısmı aynı matnın ikinci yoludur: "elinden dilinden emin olunan" hadisi iki, "imanın tadı" hadisi iki, "yemek yedirmen ve selam vermen" hadisi iki ayrı senetle geçer. Her birinden tek metin alındı, farklılık varsa geniş olan tercih edildi ve not düşüldü. Bir rivayet ise başka bir sayfaya bırakıldı: "imanlarına zulüm karıştırmayanlar" âyeti inince sorulan soruyu ve onu sınırlayan ikinci âyeti anlatan nakil baştan sona bir âyet açıklamasıdır ve âyetlerin açıklaması hadisleri sayfasında durur.
Geri kalanlar kapsam dışı bırakıldı. Savaş, ceza hukuku ve müslümanlar arası iç çatışmayla ilgili rivayetler doğru okunabilmek için tarihî ve fıkhî bir çerçeve ister; bu platform dinî hüküm üretmez, o yüzden onları yarım aktarmak yerine hiç almadı.
Bir rivayet sonradan çıkarıldı: Kadir gecesinin haberinin iki kişinin çekişmesi yüzünden kaldırılması bu bölümde de nakledilir, ama metnin kendi dönüm noktası çekişmenin neye mal olduğudur ve rivayet dil ve söz hadisleri sayfasında durur.
İman artar mı, eksilir mi — metin ne diyor, tartışma nerede
Buhârî'nin bu kitâbdaki otuz üçüncü bâbının başlığı doğrudan budur: imanın artması ve eksilmesi. Bâbda verdiği rivayetlerden biri ateşten çıkarılacak kimseleri kalplerindeki hayrın ağırlığına göre sıralar — arpa, buğday, zerre. Metnin sonunda, başka bir yolda "hayır" yerine "iman" dendiği kaydedilir; yani derece farkı imanın kendisine bağlanmış olur. Aynı bâbdaki bir diğer rivayette sözü söyleyen Peygamber değil, Bizans imparatoru Herakleios'tur: iman, tamamlanıncaya kadar artar.
Bu konunun kelam tarihinde uzun bir tartışması vardır. Bir görüş imanın amelle birlikte artıp eksildiğini söyler; bir diğeri imanı kalpteki tasdikten ibaret sayar ve artma ile eksilmeyi amelde görür. Ayrım yalnız teorik değildir: "müslümanla savaşmak küfürdür" gibi sert ifadelerin nasıl okunacağı da buna bağlıdır. Bu sayfa tartışmada taraf tutmaz; Buhârî'nin bâb başlıklarını ve rivayetleri olduğu gibi aktarır, görüş ayrılığının nerede olduğunu söyler.
Sık sorulan sorular
İman ile İslam aynı şey midir?
Bu sayfadaki Sa'd b. Ebû Vakkās rivayeti tam bu ayrımın üzerinedir: Sa'd bir kişi için "onu mümin görüyorum" dediğinde cevap üç kez "ya da müslüman" olur. Klasik kaynaklarda bu, dışarıdan görülebilen teslimiyet ile kalpteki tasdik arasındaki farkla açıklanır; ikincisi hakkında başkası hüküm veremez. Cibril hadisi de iman, İslam ve ihsanı ayrı sorular hâlinde ele alır ve her birine ayrı cevap verir.
"Sizden biri ... iman etmiş olmaz" ifadesi ne anlama gelir?
Bu kalıp sayfada birkaç kez geçer: kendisi için istediğini kardeşi için istemeyen, Peygamber'i herkesten çok sevmeyen kimse için kullanılır. Klasik şerhlerde ifade çoğunlukla imanın büsbütün yok olması değil, kemalinin eksikliği olarak okunmuştur; bir kısım âlim ise sertliğin kasıtlı olduğunu, yumuşatılmaması gerektiğini söyler. Bu sayfa kimin mümin sayılacağına dair hüküm vermez; görüş ayrılığını olduğu gibi kaydeder.
Kaynaklar
- Sahih hadisBuhârî, İman — Sayfadaki bütün hadisler Sahîh-i Buhârî'nin İman kitâbındandır; her maddenin bâb numarası kendi altında verilmiştir.
- Sahih hadisMüslim, İman — İmanın şubeleri hadisinin sayıyı farklı veren rivayeti
- Kur’anBakara 2:143 — Kıble değişiminde namaza iman denmesi
- Kur’anMâide 5:3 — Dinin kemale erdirilmesi
- Kur’anLokmân 31:34 — Kıyamet bilgisinin Allah'a mahsus olması
Son güncelleme: