Takvâ ile İlgili Hadisler

Sahih hadisBu sayfadaki bilgilerin ana kaynak seviyesi

Takvâ, Allah’ın koyduğu sınırları gözeterek kendini sakınmaktır; kelime korkmayı değil korunmayı anlatır. Aşağıdaki elli iki hadis Buhârî’nin Rikāk bölümünden seçilmiştir ve takvânın günlük karşılığını altı yerde gösterir: ömre bakış, mala bakış, dile hâkimiyet, amelde süreklilik, niyetin ağırlığı ve gösterişten uzak durmak.

Hadisler

  1. حَدَّثَنَا الْمَكِّيُّ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ ـ هُوَ ابْنُ أَبِي هِنْدٍ ـ عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ ‏ نِعْمَتَانِ مَغْبُونٌ فِيهِمَا كَثِيرٌ مِنَ النَّاسِ، الصِّحَّةُ وَالْفَرَاغُ ‏‏‏.‏

    İki nimet vardır ki insanların çoğu onlarda aldanır: sağlık ve boş vakit.

    “Mağbûn” alışverişte zarar eden kişidir; hadis sağlığı ve boş vakti, farkına varılmadan elden çıkan iki sermaye gibi anlatır.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 1

  2. حَدَّثَنِي أَحْمَدُ بْنُ الْمِقْدَامِ، حَدَّثَنَا الْفُضَيْلُ بْنُ سُلَيْمَانَ، حَدَّثَنَا أَبُو حَازِمٍ، حَدَّثَنَا سَهْلُ بْنُ سَعْدٍ السَّاعِدِيُّ، كُنَّا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي الْخَنْدَقِ وَهْوَ يَحْفِرُ وَنَحْنُ نَنْقُلُ التُّرَابَ وَيَمُرُّ بِنَا فَقَالَ ‏ ‏ اللَّهُمَّ لاَ عَيْشَ إِلاَّ عَيْشُ الآخِرَهْ، فَاغْفِرْ لِلأَنْصَارِ وَالْمُهَاجِرَهْ ‏‏‏.‏

    Hendek kazısında Rasûlullah ile birlikteydik; o kazıyor, biz toprağı taşıyorduk. Yanımızdan geçerken şöyle dedi: “Allah’ım! Asıl hayat ahiret hayatıdır; Ensar’ı ve Muhacirleri bağışla.”

    Cümle kafiyeli söylenmiştir: “el-âhireh” ile “el-muhâcireh”. Ağır iş sırasında topluca tekrarlanan bir çalışma mısraıdır.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 1

  3. حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ سَهْلٍ، قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ ‏ مَوْضِعُ سَوْطٍ فِي الْجَنَّةِ خَيْرٌ مِنَ الدُّنْيَا وَمَا فِيهَا، وَلَغَدْوَةٌ فِي سَبِيلِ اللَّهِ أَوْ رَوْحَةٌ خَيْرٌ مِنَ الدُّنْيَا وَمَا فِيهَا ‏‏‏.‏

    Cennette bir kamçı boyu yer, dünyadan ve içindeki her şeyden hayırlıdır. Allah yolunda bir sabah çıkışı yahut bir akşam dönüşü de dünyadan ve içindeki her şeyden hayırlıdır.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 2

  4. حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ أَبُو الْمُنْذِرِ الطُّفَاوِيُّ، عَنْ سُلَيْمَانَ الأَعْمَشِ، قَالَ حَدَّثَنِي مُجَاهِدٌ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ أَخَذَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِمَنْكِبِي فَقَالَ ‏ ‏ كُنْ فِي الدُّنْيَا كَأَنَّكَ غَرِيبٌ، أَوْ عَابِرُ سَبِيلٍ ‏‏‏.‏ وَكَانَ ابْنُ عُمَرَ يَقُولُ إِذَا أَمْسَيْتَ فَلاَ تَنْتَظِرِ الصَّبَاحَ، وَإِذَا أَصْبَحْتَ فَلاَ تَنْتَظِرِ الْمَسَاءَ، وَخُذْ مِنْ صِحَّتِكَ لِمَرَضِكَ، وَمِنْ حَيَاتِكَ لِمَوْتِكَ‏.‏

    Rasûlullah omzumdan tuttu ve şöyle dedi: “Dünyada bir garip yahut bir yolcu gibi ol.” İbn Ömer de şunu söylerdi: “Akşama erdiğinde sabahı bekleme, sabaha erdiğinde akşamı bekleme. Sağlığından hastalığın için, hayatından ölümün için pay ayır.”

    İkinci bölüm hadisin kendisi değil, râvi İbn Ömer’in sözüdür; kaynak ikisini ayırarak nakleder.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 3

  5. حَدَّثَنَا صَدَقَةُ بْنُ الْفَضْلِ، أَخْبَرَنَا يَحْيَى، عَنْ سُفْيَانَ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ مُنْذِرٍ، عَنْ رَبِيعِ بْنِ خُثَيْمٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ خَطَّ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم خَطًّا مُرَبَّعًا، وَخَطَّ خَطًّا فِي الْوَسَطِ خَارِجًا مِنْهُ، وَخَطَّ خُطُطًا صِغَارًا إِلَى هَذَا الَّذِي فِي الْوَسَطِ، مِنْ جَانِبِهِ الَّذِي فِي الْوَسَطِ وَقَالَ ‏ ‏ هَذَا الإِنْسَانُ، وَهَذَا أَجَلُهُ مُحِيطٌ بِهِ ـ أَوْ قَدْ أَحَاطَ بِهِ ـ وَهَذَا الَّذِي هُوَ خَارِجٌ أَمَلُهُ، وَهَذِهِ الْخُطُطُ الصِّغَارُ الأَعْرَاضُ، فَإِنْ أَخْطَأَهُ هَذَا نَهَشَهُ هَذَا، وَإِنْ أَخْطَأَهُ هَذَا نَهَشَهُ هَذَا ‏‏‏.‏

    Peygamber bir kare çizdi. Karenin ortasına, dışına taşan bir çizgi çekti. Sonra ortadaki bu çizginin yanlarına küçük çizgiler çizdi ve şöyle dedi: “Bu insandır. Şu, onu çepeçevre kuşatan ecelidir. Dışarı taşan şu çizgi ise emelidir. Şu küçük çizgiler de başa gelen sıkıntılardır: biri ıskalarsa öteki ısırır, o da ıskalarsa beriki ısırır.”

    Çizimin bütün anlamı yerleşimdedir: emel, eceli gösteren karenin dışına taşar. İnsanın planı ömründen uzun, ona varmasını engelleyen sıkıntılar ise yol boyuncadır.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 4

  6. حَدَّثَنِي عَبْدُ السَّلاَمِ بْنُ مُطَهَّرٍ، حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ عَلِيٍّ، عَنْ مَعْنِ بْنِ مُحَمَّدٍ الْغِفَارِيِّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏ ‏ أَعْذَرَ اللَّهُ إِلَى امْرِئٍ أَخَّرَ أَجَلَهُ حَتَّى بَلَّغَهُ سِتِّينَ سَنَةً ‏‏‏.‏

    Allah, ecelini geciktirip altmış yaşına ulaştırdığı kimseye özür bırakmamıştır.

    “A‘zera” mazeret bırakmamak demektir: uzun ömür, “fırsatım olmadı” demeyi ortadan kaldıran bir süredir.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 5

  7. حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا أَبُو صَفْوَانَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ ‏ لاَ يَزَالُ قَلْبُ الْكَبِيرِ شَابًّا فِي اثْنَتَيْنِ فِي حُبِّ الدُّنْيَا، وَطُولِ الأَمَلِ ‏‏‏.‏

    Yaşlının kalbi iki şeyde hep genç kalır: dünya sevgisi ve uzun emel.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 5

  8. قَالَ سَمِعْتُ عِتْبَانَ بْنَ مَالِكٍ الأَنْصَارِيَّ، ثُمَّ أَحَدَ بَنِي سَالِمٍ قَالَ غَدَا عَلَىَّ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏ ‏ لَنْ يُوَافِيَ عَبْدٌ يَوْمَ الْقِيَامَةِ يَقُولُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ‏.‏ يَبْتَغِي بِهِ وَجْهَ اللَّهِ، إِلاَّ حَرَّمَ اللَّهُ عَلَيْهِ النَّارَ ‏‏‏.‏

    Rasûlullah sabah erkenden yanıma geldi ve şöyle dedi: “Bir kul, bununla yalnız Allah’ın rızasını arayarak ‘Lâ ilâhe illallah’ demiş olarak kıyamet gününe gelirse, Allah mutlaka ona ateşi haram kılar.”

    Bâb başlığı “Allah rızası gözetilerek yapılan amel”dir. Hadisteki şart — “bununla Allah’ın rızasını arayarak” — dolaşan kısaltılmış nakillerde çoğu zaman düşer.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 6

  9. حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ ‏ يَقُولُ اللَّهُ تَعَالَى مَا لِعَبْدِي الْمُؤْمِنِ عِنْدِي جَزَاءٌ، إِذَا قَبَضْتُ صَفِيَّهُ مِنْ أَهْلِ الدُّنْيَا، ثُمَّ احْتَسَبَهُ إِلاَّ الْجَنَّةُ ‏‏‏.‏

    Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Mü’min kulumun dünyada en çok sevdiğini yanıma aldığımda, o da bunun karşılığını benden beklerse, katımda onun için cennetten başka karşılık yoktur.”

    “İhtisâb”, kaybı sabırla karşılayıp karşılığını Allah’tan beklemektir; hadis karşılığı kaybın kendisine değil, bu tutuma bağlar.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 6

  10. حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي إِسْمَاعِيلُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ بْنِ عُقْبَةَ، عَنْ مُوسَى بْنِ عُقْبَةَ، قَالَ ابْنُ شِهَابٍ حَدَّثَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، أَنَّ الْمِسْوَرَ بْنَ مَخْرَمَةَ، أَخْبَرَهُ أَنَّ عَمْرَو بْنَ عَوْفٍ وَهْوَ حَلِيفٌ لِبَنِي عَامِرِ بْنِ لُؤَىٍّ كَانَ شَهِدَ بَدْرًا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَخْبَرَهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَعَثَ أَبَا عُبَيْدَةَ بْنَ الْجَرَّاحِ إِلَى الْبَحْرَيْنِ يَأْتِي بِجِزْيَتِهَا، وَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم هُوَ صَالَحَ أَهْلَ الْبَحْرَيْنِ، وَأَمَّرَ عَلَيْهِمُ الْعَلاَءَ بْنَ الْحَضْرَمِيِّ، فَقَدِمَ أَبُو عُبَيْدَةَ بِمَالٍ مِنَ الْبَحْرَيْنِ، فَسَمِعَتِ الأَنْصَارُ بِقُدُومِهِ فَوَافَتْهُ صَلاَةَ الصُّبْحِ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَلَمَّا انْصَرَفَ تَعَرَّضُوا لَهُ فَتَبَسَّمَ حِينَ رَآهُمْ وَقَالَ ‏"‏ أَظُنُّكُمْ سَمِعْتُمْ بِقُدُومِ أَبِي عُبَيْدَةَ، وَأَنَّهُ جَاءَ بِشَىْءٍ ‏"‏‏.‏ قَالُوا أَجَلْ يَا رَسُولَ اللَّهِ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَأَبْشِرُوا وَأَمِّلُوا مَا يَسُرُّكُمْ، فَوَاللَّهِ مَا الْفَقْرَ أَخْشَى عَلَيْكُمْ، وَلَكِنْ أَخْشَى عَلَيْكُمْ أَنْ تُبْسَطَ عَلَيْكُمُ الدُّنْيَا، كَمَا بُسِطَتْ عَلَى مَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ، فَتَنَافَسُوهَا كَمَا تَنَافَسُوهَا وَتُلْهِيَكُمْ كَمَا أَلْهَتْهُمْ ‏"‏‏.‏

    Rasûlullah, Bahreyn’in cizyesini getirmesi için Ebû Ubeyde b. Cerrâh’ı oraya gönderdi. Bahreyn halkıyla antlaşmayı kendisi yapmış, başlarına da Alâ b. Hadramî’yi tayin etmişti. Ebû Ubeyde Bahreyn’den malla döndü. Ensar onun gelişini duyunca sabah namazını Rasûlullah ile birlikte kıldılar. Namaz bitince önüne çıktılar. Onları görünce gülümsedi ve “Sanırım Ebû Ubeyde’nin geldiğini, bir şey de getirdiğini duydunuz” dedi. “Evet, ey Allah’ın Rasûlü” dediler. Bunun üzerine şöyle dedi: “Sevinin ve sizi sevindirecek şeyi umun. Vallahi sizin için fakirlikten korkmuyorum. Sizin için korktuğum, sizden öncekilere serildiği gibi dünyanın size de serilmesi; onların yarıştığı gibi sizin de onun için yarışmanız ve onları oyaladığı gibi sizi de oyalamasıdır.”

    Uyarının zamanı önemlidir: yoklukta değil, mal gelmişken ve herkes sevinçliyken söylenmiştir.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 7

  11. حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي حَبِيبٍ، عَنْ أَبِي الْخَيْرِ، عَنْ عُقْبَةَ بْنِ عَامِرٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَرَجَ يَوْمًا فَصَلَّى عَلَى أَهْلِ أُحُدٍ صَلاَتَهُ عَلَى الْمَيِّتِ، ثُمَّ انْصَرَفَ إِلَى الْمِنْبَرِ فَقَالَ ‏ ‏ إِنِّي فَرَطُكُمْ وَأَنَا شَهِيدٌ عَلَيْكُمْ، وَإِنِّي وَاللَّهِ لأَنْظُرُ إِلَى حَوْضِي الآنَ، وَإِنِّي قَدْ أُعْطِيتُ مَفَاتِيحَ خَزَائِنِ الأَرْضِ ـ أَوْ مَفَاتِيحَ الأَرْضِ ـ وَإِنِّي وَاللَّهِ مَا أَخَافُ عَلَيْكُمْ أَنْ تُشْرِكُوا بَعْدِي، وَلَكِنِّي أَخَافُ عَلَيْكُمْ أَنْ تَنَافَسُوا فِيهَا ‏‏‏.‏

    Rasûlullah bir gün çıkıp Uhud şehitleri için, ölüye kılınan namaz gibi namaz kıldı. Sonra minbere yönelerek şöyle dedi: “Ben sizden önce gidip yerinizi hazırlayanım ve size şahidim. Vallahi şu anda havuzuma bakıyorum. Bana yeryüzü hazinelerinin anahtarları —yahut yeryüzünün anahtarları— verildi. Vallahi benden sonra şirke düşmenizden korkmuyorum; dünya için birbirinizle yarışa girmenizden korkuyorum.”

    “Feratuküm”, kafileden önce gidip konak yerini ve suyu hazırlayan öncüdür.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 7

  12. حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّ أَكْثَرَ مَا أَخَافُ عَلَيْكُمْ مَا يُخْرِجُ اللَّهُ لَكُمْ مِنْ بَرَكَاتِ الأَرْضِ ‏"‏‏.‏ قِيلَ وَمَا بَرَكَاتُ الأَرْضِ قَالَ ‏"‏ زَهْرَةُ الدُّنْيَا ‏"‏‏.‏ فَقَالَ لَهُ رَجُلٌ هَلْ يَأْتِي الْخَيْرُ بِالشَّرِّ فَصَمَتَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم حَتَّى ظَنَنَّا أَنَّهُ يُنْزَلُ عَلَيْهِ، ثُمَّ جَعَلَ يَمْسَحُ عَنْ جَبِينِهِ فَقَالَ ‏"‏ أَيْنَ السَّائِلُ ‏"‏‏.‏ قَالَ أَنَا‏.‏ قَالَ أَبُو سَعِيدٍ لَقَدْ حَمِدْنَاهُ حِينَ طَلَعَ ذَلِكَ‏.‏ قَالَ ‏"‏ لاَ يَأْتِي الْخَيْرُ إِلاَّ بِالْخَيْرِ، إِنَّ هَذَا الْمَالَ خَضِرَةٌ حُلْوَةٌ، وَإِنَّ كُلَّ مَا أَنْبَتَ الرَّبِيعُ يَقْتُلُ حَبَطًا أَوْ يُلِمُّ، إِلاَّ آكِلَةَ الْخَضِرَةِ، أَكَلَتْ حَتَّى إِذَا امْتَدَّتْ خَاصِرَتَاهَا اسْتَقْبَلَتِ الشَّمْسَ، فَاجْتَرَّتْ وَثَلَطَتْ وَبَالَتْ، ثُمَّ عَادَتْ فَأَكَلَتْ، وَإِنَّ هَذَا الْمَالَ حُلْوَةٌ، مَنْ أَخَذَهُ بِحَقِّهِ وَوَضَعَهُ فِي حَقِّهِ، فَنِعْمَ الْمَعُونَةُ هُوَ، وَمَنْ أَخَذَهُ بِغَيْرِ حَقِّهِ، كَانَ الَّذِي يَأْكُلُ وَلاَ يَشْبَعُ ‏"‏‏.‏

    Rasûlullah şöyle dedi: “Sizin adınıza en çok korktuğum şey, Allah’ın yerden sizin için çıkaracağı bereketlerdir.” “Yerin bereketleri nedir?” denildi. “Dünyanın süsü” dedi. Bir adam ona “Hayır, şer getirir mi?” diye sordu. Peygamber sustu; öyle ki kendisine vahiy indiriliyor sandık. Sonra alnını silmeye başladı ve “Soran nerede?” dedi. Adam “Benim” dedi. Ebû Saîd der ki: Bu hâl geçince ona hamdettik. Şöyle buyurdu: “Hayır ancak hayır getirir. Şu mal yeşil ve tatlıdır. Baharın bitirdiği otlar hayvanı ya şişkinlikten öldürür ya da ölüme yaklaştırır; yalnız yeşilliği ölçüyle yiyen bundan müstesnadır: yer, böğürleri dolunca güneşe döner, geviş getirir, dışarı atar, sonra dönüp yine yer. Şu mal da tatlıdır: kim onu hakkıyla alır ve yerine koyarsa ne güzel bir yardımcıdır; kim de hakkı olmadan alırsa, yiyip de doymayan kimse gibi olur.”

    Mesel malın kendisini değil ölçüsüz alınmasını hedef alır: telef olan hayvan çok yiyendir, otlayıp sonra güneşe dönen ve geviş getiren değil.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 7

  13. حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، عَنْ قَيْسٍ، قَالَ سَمِعْتُ خَبَّابًا، وَقَدِ اكْتَوَى يَوْمَئِذٍ سَبْعًا فِي بَطْنِهِ وَقَالَ لَوْلاَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَهَانَا أَنْ نَدْعُوَ بِالْمَوْتِ لَدَعَوْتُ بِالْمَوْتِ، إِنَّ أَصْحَابَ مُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم مَضَوْا وَلَمْ تَنْقُصْهُمُ الدُّنْيَا بِشَىْءٍ، وَإِنَّا أَصَبْنَا مِنَ الدُّنْيَا مَا لاَ نَجِدُ لَهُ مَوْضِعًا إِلاَّ التُّرَابَ‏.‏

    Habbâb’ı dinledim; o gün karnına yedi kez dağlama yaptırmıştı. Şöyle dedi: “Rasûlullah bize ölümü istemeyi yasaklamasaydı, ölümü isterdim. Muhammed’in ashabı göçüp gitti; dünya onlardan hiçbir şey eksiltmedi. Biz ise dünyadan öyle şeyler elde ettik ki toprağa gömmekten başka koyacak yer bulamıyoruz.”

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 7

  14. حَدَّثَنَا سَعْدُ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا شَيْبَانُ، عَنْ يَحْيَى، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ الْقُرَشِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي مُعَاذُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّ ابْنَ أَبَانَ، أَخْبَرَهُ قَالَ أَتَيْتُ عُثْمَانَ بِطَهُورٍ وَهْوَ جَالِسٌ عَلَى الْمَقَاعِدِ، فَتَوَضَّأَ فَأَحْسَنَ الْوُضُوءَ ثُمَّ قَالَ رَأَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم تَوَضَّأَ وَهْوَ فِي هَذَا الْمَجْلِسِ، فَأَحْسَنَ الْوُضُوءَ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ مَنْ تَوَضَّأَ مِثْلَ هَذَا الْوُضُوءِ، ثُمَّ أَتَى الْمَسْجِدَ فَرَكَعَ رَكْعَتَيْنِ، ثُمَّ جَلَسَ، غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ ‏"‏‏.‏ قَالَ وَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ لاَ تَغْتَرُّوا ‏"‏‏.‏

    Osman’a abdest suyu getirdim; oturuyordu. Abdest aldı, güzelce aldı. Sonra şöyle dedi: “Peygamber’i bu mecliste abdest alırken gördüm; güzelce abdest aldı, sonra ‘Kim böyle abdest alır, ardından mescide gelip iki rekât kılar, sonra oturursa geçmiş günahı bağışlanır’ dedi.” Osman ekledi: Peygamber şunu da söyledi: “Sakın aldanmayın.”

    Bâbın başlığı Fâtır 35:5 ayetidir. Müjdenin hemen ardından gelen “aldanmayın” uyarısı bâbın özüdür; kaynak ikisini bilerek birlikte nakleder.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 8

  15. حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ حَمَّادٍ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ بَيَانٍ، عَنْ قَيْسِ بْنِ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ مِرْدَاسٍ الأَسْلَمِيِّ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ يَذْهَبُ الصَّالِحُونَ الأَوَّلُ فَالأَوَّلُ، وَيَبْقَى حُفَالَةٌ كَحُفَالَةِ الشَّعِيرِ أَوِ التَّمْرِ، لاَ يُبَالِيهِمُ اللَّهُ بَالَةً ‏"‏‏.‏ قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ يُقَالُ حُفَالَةٌ وَحُثَالَةٌ‏.‏

    Sâlihler öndekinden başlayarak birer birer gider; geriye arpanın yahut hurmanın elenmiş döküntüsü gibi bir posa kalır ve Allah onlara hiç aldırmaz. Buhârî, bu kelimenin hem “hufâle” hem “husâle” söylendiğini ekler.

    “Hufâle”, elendikten sonra geriye kalan kabuk ve kırıktır. Bâbın başlığı “sâlihlerin gidişi”dir; cümle bir topluluğu adlandırmaz, iyi insanların eksilmesinden söz eder.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 9

  16. حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا أَبُو بَكْرٍ، عَنْ أَبِي حَصِينٍ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ ‏ تَعِسَ عَبْدُ الدِّينَارِ وَالدِّرْهَمِ وَالْقَطِيفَةِ وَالْخَمِيصَةِ، إِنْ أُعْطِيَ رَضِيَ، وَإِنْ لَمْ يُعْطَ لَمْ يَرْضَ ‏‏‏.‏

    Dinarın kulu, dirhemin kulu, kadifenin ve nakışlı elbisenin kulu helak olsun! Verilirse hoşnut olur, verilmezse hoşnut olmaz.

    “Dinarın kulu” malı kullanan kişiyi değil, mala kul olanı anlatır. Ölçüt ikinci cümledir: hoşnutluk verilene bağlanmışsa kulluk yer değiştirmiştir.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 10

  17. حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، عَنْ عَطَاءٍ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ يَقُولُ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ ‏ لَوْ كَانَ لاِبْنِ آدَمَ وَادِيَانِ مِنْ مَالٍ لاَبْتَغَى ثَالِثًا، وَلاَ يَمْلأُ جَوْفَ ابْنِ آدَمَ إِلاَّ التُّرَابُ، وَيَتُوبُ اللَّهُ عَلَى مَنْ تَابَ ‏‏‏.‏

    Âdemoğlunun iki vadi dolusu malı olsa üçüncüsünü ister. Âdemoğlunun içini topraktan başka bir şey doldurmaz. Allah, tevbe edenin tevbesini kabul eder.

    Son cümle kapıyı açık bırakır: hırs bir yazgı olarak değil, dönülebilir bir hâl olarak anlatılır. Aynı metin bu bölümde beş ayrı rivayetle gelir; burada biri alınmıştır.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 10

  18. حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ سَمِعْتُ الزُّهْرِيَّ، يَقُولُ أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ، وَسَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ، عَنْ حَكِيمِ بْنِ حِزَامٍ، قَالَ سَأَلْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَأَعْطَانِي، ثُمَّ سَأَلْتُهُ فَأَعْطَانِي، ثُمَّ سَأَلْتُهُ فَأَعْطَانِي، ثُمَّ قَالَ ‏ ‏ هَذَا الْمَالُ ـ وَرُبَّمَا قَالَ سُفْيَانُ قَالَ لِي يَا حَكِيمُ ـ إِنَّ هَذَا الْمَالَ خَضِرَةٌ حُلْوَةٌ، فَمَنْ أَخَذَهُ بِطِيبِ نَفْسٍ بُورِكَ لَهُ فِيهِ، وَمَنْ أَخَذَهُ بِإِشْرَافِ نَفْسٍ لَمْ يُبَارَكْ لَهُ فِيهِ، وَكَانَ كَالَّذِي يَأْكُلُ وَلاَ يَشْبَعُ، وَالْيَدُ الْعُلْيَا خَيْرٌ مِنَ الْيَدِ السُّفْلَى ‏‏‏.‏

    Peygamber’den istedim, verdi; sonra yine istedim, verdi; sonra yine istedim, verdi. Ardından şöyle dedi: “Ey Hakîm! Şu mal yeşil ve tatlıdır. Kim onu gönül tokluğuyla alırsa kendisi için bereketlenir; kim de göz dikerek alırsa onda bereket olmaz, yiyip de doymayan kimse gibi olur. Üstteki el alttaki elden hayırlıdır.”

    “Üstteki el” veren, “alttaki el” alan eldir. Ayrım malın miktarında değil, alınış biçimindedir.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 11

  19. حَدَّثَنِي عُمَرُ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنِي أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، قَالَ حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ التَّيْمِيُّ، عَنِ الْحَارِثِ بْنِ سُوَيْدٍ، قَالَ عَبْدُ اللَّهِ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَيُّكُمْ مَالُ وَارِثِهِ أَحَبُّ إِلَيْهِ مِنْ مَالِهِ ‏"‏‏.‏ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا مِنَّا أَحَدٌ إِلاَّ مَالُهُ أَحَبُّ إِلَيْهِ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَإِنَّ مَالَهُ مَا قَدَّمَ، وَمَالُ وَارِثِهِ مَا أَخَّرَ ‏"‏‏.‏

    “Hanginize mirasçısının malı kendi malından daha sevimlidir?” dedi. “Ey Allah’ın Rasûlü, içimizde kendi malı daha sevimli olmayan yoktur” dediler. Şöyle dedi: “Kişinin kendi malı önden gönderdiği, mirasçısının malı ise geride bıraktığıdır.”

    Soru bir tanımı tersine çevirir: “senin malın” elinde tuttuğun değil, harcadığındır.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 12

  20. حَدَّثَنِي أَحْمَدُ بْنُ شَبِيبٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ يُونُسَ،‏.‏ وَقَالَ اللَّيْثُ حَدَّثَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ، قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ ‏ لَوْ كَانَ لِي مِثْلُ أُحُدٍ ذَهَبًا لَسَرَّنِي أَنْ لاَ تَمُرَّ عَلَىَّ ثَلاَثُ لَيَالٍ وَعِنْدِي مِنْهُ شَىْءٌ، إِلاَّ شَيْئًا أُرْصِدُهُ لِدَيْنٍ ‏‏‏.‏

    Uhud dağı kadar altınım olsa, borç için ayırdığım dışında ondan yanımda bir şey kalmadan üç gecenin geçmesi beni sevindirirdi.

    İstisna kayda değerdir: borç karşılığı ayrılan mal elde tutulur.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 14

  21. حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ السَّاعِدِيِّ، أَنَّهُ قَالَ مَرَّ رَجُلٌ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ لِرَجُلٍ عِنْدَهُ جَالِسٍ ‏"‏ مَا رَأْيُكَ فِي هَذَا ‏"‏‏.‏ فَقَالَ رَجُلٌ مِنْ أَشْرَافِ النَّاسِ، هَذَا وَاللَّهِ حَرِيٌّ إِنْ خَطَبَ أَنْ يُنْكَحَ، وَإِنْ شَفَعَ أَنْ يُشَفَّعَ‏.‏ قَالَ فَسَكَتَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ مَرَّ رَجُلٌ فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مَا رَأْيُكَ فِي هَذَا ‏"‏‏.‏ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ هَذَا رَجُلٌ مِنْ فُقَرَاءِ الْمُسْلِمِينَ، هَذَا حَرِيٌّ إِنْ خَطَبَ أَنْ لاَ يُنْكَحَ، وَإِنْ شَفَعَ أَنْ لاَ يُشَفَّعَ، وَإِنْ قَالَ أَنْ لاَ يُسْمَعَ لِقَوْلِهِ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ هَذَا خَيْرٌ مِنْ مِلْءِ الأَرْضِ مِثْلَ هَذَا ‏"‏‏.‏

    Bir adam Rasûlullah’ın yanından geçti. Rasûlullah, yanında oturan birine “Bunun hakkında ne dersin?” dedi. Adam: “İnsanların ileri gelenlerinden biri. Vallahi bu kişi, kız istese verilmeye, aracı olsa aracılığının kabul edilmesine lâyıktır” dedi. Rasûlullah sustu. Sonra bir başka adam geçti. Rasûlullah yine “Bunun hakkında ne dersin?” diye sordu. “Ey Allah’ın Rasûlü, bu, müslümanların fakirlerinden biri. Kız istese verilmemeye, aracı olsa aracılığının kabul edilmemesine, konuşsa sözünün dinlenmemesine lâyıktır” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah: “Bu, yeryüzü dolusu öbürü gibisinden hayırlıdır” dedi.

    Hadis serveti yermez, ölçüyü değiştirir: ilk adam için sayılan üstünlüklerin hepsi toplumsal itibara aittir.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 16

  22. حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا وَائِلٍ، قَالَ عُدْنَا خَبَّابًا فَقَالَ هَاجَرْنَا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم نُرِيدُ وَجْهَ اللَّهِ، فَوَقَعَ أَجْرُنَا عَلَى اللَّهِ، فَمِنَّا مَنْ مَضَى لَمْ يَأْخُذْ مِنْ أَجْرِهِ، مِنْهُمْ مُصْعَبُ بْنُ عُمَيْرٍ قُتِلَ يَوْمَ أُحُدٍ، وَتَرَكَ نَمِرَةً فَإِذَا غَطَّيْنَا رَأْسَهُ بَدَتْ رِجْلاَهُ، وَإِذَا غَطَّيْنَا رِجْلَيْهِ بَدَا رَأْسُهُ، فَأَمَرَنَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَنْ نُغَطِّيَ رَأْسَهُ، وَنَجْعَلَ عَلَى رِجْلَيْهِ مِنَ الإِذْخِرِ، وَمِنَّا مَنْ أَيْنَعَتْ لَهُ ثَمَرَتُهُ فَهْوَ يَهْدُبُهَا‏.‏

    Habbâb’ı ziyarete gittik. Şöyle dedi: “Peygamber ile birlikte, yalnız Allah’ın rızasını dileyerek hicret ettik; ecrimiz Allah’a kaldı. İçimizden kimi ecrinden hiçbir şey almadan göçtü; Mus‘ab b. Umeyr onlardandır. Uhud günü öldürüldü ve geride bir hırka bıraktı; başını örttüğümüzde ayakları, ayaklarını örttüğümüzde başı açık kalıyordu. Peygamber bize başını örtmemizi, ayaklarının üzerine de izhir otu koymamızı söyledi. İçimizden kiminin de meyvesi olgunlaştı; şimdi onu devşiriyor.”

    “Meyvesi olgunlaştı” sonradan gelen bolluğu anlatır. Habbâb kendisini bu ikinci grupta sayar; cümle övgü değil, kendine yöneltilmiş bir sorudur.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 16

  23. حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي عَرُوبَةَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ لَمْ يَأْكُلِ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَلَى خِوَانٍ حَتَّى مَاتَ، وَمَا أَكَلَ خُبْزًا مُرَقَّقًا حَتَّى مَاتَ‏.‏

    Peygamber vefat edinceye kadar yüksek sofrada yemek yemedi; elenmiş undan yapılmış ince ekmek de yemedi.

    “Hıvân” yerden yüksek yemek masası, “murakkak” ise elenmiş undan yapılan ince ekmektir; ikisi de o günün refah göstergesiydi.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 16

  24. حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ لَقَدْ تُوُفِّيَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَمَا فِي رَفِّي مِنْ شَىْءٍ يَأْكُلُهُ ذُو كَبِدٍ، إِلاَّ شَطْرُ شَعِيرٍ فِي رَفٍّ لِي، فَأَكَلْتُ مِنْهُ حَتَّى طَالَ عَلَىَّ، فَكِلْتُهُ، فَفَنِيَ‏.‏

    Peygamber vefat ettiğinde rafımda, canlı bir varlığın yiyebileceği hiçbir şey yoktu; yalnız bir rafta bir miktar arpa vardı. Ondan yedim, uzun süre yetti. Sonra onu ölçtüm ve tükendi.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 16

  25. حَدَّثَنِي عُثْمَانُ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ الأَسْوَدِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ مَا شَبِعَ آلُ مُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم مُنْذُ قَدِمَ الْمَدِينَةَ مِنْ طَعَامِ بُرٍّ ثَلاَثَ لَيَالٍ تِبَاعًا حَتَّى قُبِضَ‏.‏

    Muhammed ailesi, Medine’ye geldiği günden Peygamber vefat edene kadar üç gece arka arkaya buğday ekmeğine doymadı.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 17

  26. حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الأُوَيْسِيُّ، حَدَّثَنِي ابْنُ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ رُومَانَ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّهَا قَالَتْ لِعُرْوَةَ ابْنَ أُخْتِي إِنْ كُنَّا لَنَنْظُرُ إِلَى الْهِلاَلِ ثَلاَثَةَ أَهِلَّةٍ فِي شَهْرَيْنِ، وَمَا أُوقِدَتْ فِي أَبْيَاتِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَارٌ‏.‏ فَقُلْتُ مَا كَانَ يُعِيشُكُمْ قَالَتِ الأَسْوَدَانِ التَّمْرُ وَالْمَاءُ إِلاَّ أَنَّهُ قَدْ كَانَ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم جِيرَانٌ مِنَ الأَنْصَارِ كَانَ لَهُمْ مَنَائِحُ، وَكَانُوا يَمْنَحُونَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ أَبْيَاتِهِمْ، فَيَسْقِينَاهُ‏.‏

    Âişe, yeğeni Urve’ye şöyle dedi: “Ey kız kardeşimin oğlu! İki ay içinde üç hilal görürdük de Rasûlullah’ın evlerinde ateş yanmazdı.” “Peki sizi ne yaşatıyordu?” diye sordum. “İki siyah: hurma ve su” dedi. “Şu var ki Rasûlullah’ın Ensar’dan, sağmal hayvanları olan komşuları vardı; sütlerinden ona gönderirler, o da bize içirirdi.”

    “İki siyah”, hurma ile suyun o dönemdeki deyimsel adıdır.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 17

  27. حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ فُضَيْلٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عُمَارَةَ، عَنْ أَبِي زُرْعَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ ‏ اللَّهُمَّ ارْزُقْ آلَ مُحَمَّدٍ قُوتًا ‏‏‏.‏

    Allah’ım! Muhammed ailesine yetecek kadar rızık ver.

    “Kūt”, günü geçirmeye yetecek azıktır. Duanın istediği bolluk değil, yeterliliktir.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 17

  28. حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ ـ هُوَ الأَزْرَقُ ـ عَنْ مِسْعَرِ بْنِ كِدَامٍ، عَنْ هِلاَلٍ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ مَا أَكَلَ آلُ مُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم أَكْلَتَيْنِ فِي يَوْمٍ، إِلاَّ إِحْدَاهُمَا تَمْرٌ‏.‏

    Muhammed ailesi bir günde iki öğün yediyse, bu öğünlerden biri mutlaka hurma olmuştur.

    Cümle olumsuzlukla kurulur: iki öğün yenen günlerde bile birinin hurma olması, evdeki çeşidin darlığını anlatır.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 17

  29. حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، أَخْبَرَنَا أَبِي، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ أَشْعَثَ، قَالَ سَمِعْتُ أَبِي قَالَ، سَمِعْتُ مَسْرُوقًا، قَالَ سَأَلْتُ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَىُّ الْعَمَلِ كَانَ أَحَبَّ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَتِ الدَّائِمُ‏.‏ قَالَ قُلْتُ فَأَىَّ حِينٍ كَانَ يَقُومُ قَالَتْ كَانَ يَقُومُ إِذَا سَمِعَ الصَّارِخَ‏.‏

    Âişe’ye “Peygamber’e en sevimli amel hangisiydi?” diye sordum. “Sürekli olanı” dedi. “Peki geceleyin ne zaman kalkardı?” dedim. “Horoz sesini duyunca kalkardı” dedi.

    Metindeki “sârih” horozdur; o dönemde horoz sesi gecenin vaktini belirleyen işaretti.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 18

  30. حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي ذِئْبٍ، عَنْ سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ لَنْ يُنَجِّيَ أَحَدًا مِنْكُمْ عَمَلُهُ ‏"‏‏.‏ قَالُوا وَلاَ أَنْتَ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ ‏"‏ وَلاَ أَنَا، إِلاَّ أَنْ يَتَغَمَّدَنِي اللَّهُ بِرَحْمَةٍ، سَدِّدُوا وَقَارِبُوا، وَاغْدُوا وَرُوحُوا، وَشَىْءٌ مِنَ الدُّلْجَةِ‏.‏ وَالْقَصْدَ الْقَصْدَ تَبْلُغُوا ‏"‏‏.‏

    “Hiçbirinizi ameli kurtarmaz” dedi. “Sen de mi, ey Allah’ın Rasûlü?” dediler. “Ben de — Allah beni rahmetiyle kuşatmadıkça. Doğru olun, orta yolu tutun; sabah gidin, akşam gidin, gecenin bir bölümünde de yol alın. Ölçülü olun, ölçülü olun ki menzile varasınız” dedi.

    Benzetme baştan sona yolculuktur: menzile koşarak değil, gücü güne bölerek varılır.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 18

  31. حَدَّثَنِي عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَلْقَمَةَ، قَالَ سَأَلْتُ أُمَّ الْمُؤْمِنِينَ عَائِشَةَ قُلْتُ يَا أُمَّ الْمُؤْمِنِينَ كَيْفَ كَانَ عَمَلُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم هَلْ كَانَ يَخُصُّ شَيْئًا مِنَ الأَيَّامِ قَالَتْ لاَ، كَانَ عَمَلُهُ دِيمَةً، وَأَيُّكُمْ يَسْتَطِيعُ مَا كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَسْتَطِيعُ‏.‏

    Mü’minlerin annesi Âişe’ye sordum: “Ey mü’minlerin annesi, Peygamber’in ameli nasıldı? Günlerden birini ayırır mıydı?” “Hayır” dedi, “onun ameli sürekliydi. Hem hanginiz Peygamber’in gücünün yettiğine güç yetirebilir?”

    Âişe’nin kullandığı “dîme” kelimesi, hafif ama durmadan yağan yağmurdur; amelin biçimini tek kelimeyle anlatır.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 18

  32. حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ عَرْعَرَةَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سَعْدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّهَا قَالَتْ سُئِلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَىُّ الأَعْمَالِ أَحَبُّ إِلَى اللَّهِ قَالَ ‏"‏ أَدْوَمُهَا وَإِنْ قَلَّ ‏"‏‏.‏ وَقَالَ ‏"‏ اكْلَفُوا مِنَ الأَعْمَالِ مَا تُطِيقُونَ ‏"‏‏.‏

    Peygamber’e “Allah’a en sevimli amel hangisidir?” diye soruldu. “En sürekli olanı — az da olsa” dedi. Şunu da söyledi: “Amellerden gücünüzün yettiğini üstlenin.”

    İki cümle birbirini tamamlar: ölçü amelin büyüklüğü değil taşınabilirliğidir. “İklefû” zahmetini göze alarak üstlenmek demektir.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 18

  33. حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ عَمْرِو بْنِ أَبِي عَمْرٍو، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ ‏ إِنَّ اللَّهَ خَلَقَ الرَّحْمَةَ يَوْمَ خَلَقَهَا مِائَةَ رَحْمَةٍ، فَأَمْسَكَ عِنْدَهُ تِسْعًا وَتِسْعِينَ رَحْمَةً، وَأَرْسَلَ فِي خَلْقِهِ كُلِّهِمْ رَحْمَةً وَاحِدَةً، فَلَوْ يَعْلَمُ الْكَافِرُ بِكُلِّ الَّذِي عِنْدَ اللَّهِ مِنَ الرَّحْمَةِ لَمْ يَيْأَسْ مِنَ الْجَنَّةِ، وَلَوْ يَعْلَمُ الْمُؤْمِنُ بِكُلِّ الَّذِي عِنْدَ اللَّهِ مِنَ الْعَذَابِ لَمْ يَأْمَنْ مِنَ النَّارِ ‏‏‏.‏

    Allah rahmeti yarattığı gün onu yüz rahmet olarak yarattı. Doksan dokuzunu kendi katında tuttu, yarattıklarının tamamına bir tek rahmet gönderdi. Kâfir, Allah katındaki rahmetin tamamını bilseydi cennetten ümidini kesmezdi; mü’min de Allah katındaki azabın tamamını bilseydi kendini ateşten emin görmezdi.

    Bâbın başlığı “korkuyla birlikte ümit”tir. Hadis ikisini birbirinin dengesi olarak kurar; cümlelerden biri tek başına alınırsa denge bozulur.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 19

  34. حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَطَاءُ بْنُ يَزِيدَ، أَنَّ أَبَا سَعِيدٍ، أَخْبَرَهُ أَنَّ أُنَاسًا مِنَ الأَنْصَارِ سَأَلُوا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَلَمْ يَسْأَلْهُ أَحَدٌ مِنْهُمْ إِلاَّ أَعْطَاهُ حَتَّى نَفِدَ مَا عِنْدَهُ فَقَالَ لَهُمْ حِينَ نَفِدَ كُلُّ شَىْءٍ أَنْفَقَ بِيَدَيْهِ ‏ ‏ مَا يَكُنْ عِنْدِي مِنْ خَيْرٍ لاَ أَدَّخِرْهُ عَنْكُمْ، وَإِنَّهُ مَنْ يَسْتَعِفَّ يُعِفُّهُ اللَّهُ، وَمَنْ يَتَصَبَّرْ يُصَبِّرْهُ اللَّهُ، وَمَنْ يَسْتَغْنِ يُغْنِهِ اللَّهُ، وَلَنْ تُعْطَوْا عَطَاءً خَيْرًا وَأَوْسَعَ مِنَ الصَّبْرِ ‏‏‏.‏

    Ensar’dan bazı kimseler Rasûlullah’tan istediler; o da her isteyene verdi, sonunda elindeki tükendi. Eliyle dağıttığı her şey bitince onlara şöyle dedi: “Yanımda bir hayır olsa onu sizden esirgemem. Kim iffetli kalmaya çalışırsa Allah onu iffetli kılar; kim sabretmeye çalışırsa Allah ona sabır verir; kim tok gözlü olmaya çalışırsa Allah onu muhtaç etmez. Size sabırdan daha hayırlı ve daha geniş bir bağış verilmemiştir.”

    Üç fiil de çabayı anlatan kalıpta gelir (isti‘fâf, tasabbur, istiğnâ): hadis karşılığı mevcut duruma değil, o yöne dönmeye bağlar.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 20

  35. حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، أَخْبَرَنَا غَيْرُ، وَاحِدٍ، مِنْهُمْ مُغِيرَةُ وَفُلاَنٌ وَرَجُلٌ ثَالِثٌ أَيْضًا عَنِ الشَّعْبِيِّ عَنْ وَرَّادٍ كَاتِبِ الْمُغِيرَةِ بْنِ شُعْبَةَ أَنَّ مُعَاوِيَةَ كَتَبَ إِلَى الْمُغِيرَةِ أَنِ اكْتُبْ إِلَىَّ بِحَدِيثٍ سَمِعْتَهُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ فَكَتَبَ إِلَيْهِ الْمُغِيرَةُ أَنِّي سَمِعْتُهُ يَقُولُ عِنْدَ انْصِرَافِهِ مِنَ الصَّلاَةِ ‏ "‏ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ، وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ، لَهُ الْمُلْكُ، وَلَهُ الْحَمْدُ، وَهْوَ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ ‏"‏‏.‏ ثَلاَثَ مَرَّاتٍ قَالَ وَكَانَ يَنْهَى عَنْ قِيلَ وَقَالَ وَكَثْرَةِ السُّؤَالِ، وَإِضَاعَةِ الْمَالِ، وَمَنْعٍ وَهَاتِ، وَعُقُوقِ الأُمَّهَاتِ، وَوَأْدِ الْبَنَاتِ‏.‏ وَعَنْ هُشَيْمٍ أَخْبَرَنَا عَبْدُ الْمَلِكِ بْنُ عُمَيْرٍ قَالَ سَمِعْتُ وَرَّادًا يُحَدِّثُ هَذَا الْحَدِيثَ عَنِ الْمُغِيرَةِ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏

    Muâviye, Muğîre’ye “Bana Rasûlullah’tan işittiğin bir hadis yaz” diye yazdı. Muğîre de ona şunu yazdı: Onu namazdan ayrılırken üç kez şöyle derken işittim: “Allah’tan başka ilah yoktur; O tektir, ortağı yoktur. Mülk O’nundur, hamd O’nadır ve O’nun gücü her şeye yeter.” Muğîre şunu da ekledi: O; dedikoduyu, çok soru sormayı, malı boşa harcamayı, vermeyip istemeyi, annelere karşı gelmeyi ve kız çocuklarını diri diri gömmeyi yasaklardı.

    “Kīle ve kāl”, kaynağı araştırılmadan dolaştırılan sözdür; bâbın başlığı da budur. “Men‘un ve hât” ise vermeyi kesip istemeyi sürdürmeyi anlatan iki kelimelik bir kalıptır. Kız çocuklarının gömülmesi İslam öncesi bir uygulamadır.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 22

  36. حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ أَبِي بَكْرٍ الْمُقَدَّمِيُّ، حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ عَلِيٍّ، سَمِعَ أَبَا حَازِمٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ ‏ مَنْ يَضْمَنْ لِي مَا بَيْنَ لَحْيَيْهِ وَمَا بَيْنَ رِجْلَيْهِ أَضْمَنْ لَهُ الْجَنَّةَ ‏‏‏.‏

    Kim bana iki çenesi arasındakine ve iki bacağı arasındakine kefil olursa, ben de ona cennete kefil olurum.

    “İki çene arası” dil, “iki bacak arası” iffettir; bâbın başlığı da “dili korumak”tır.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 23

  37. حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ حَمْزَةَ، حَدَّثَنِي ابْنُ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ يَزِيدَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عِيسَى بْنِ طَلْحَةَ التَّيْمِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ ‏ إِنَّ الْعَبْدَ لَيَتَكَلَّمُ بِالْكَلِمَةِ مَا يَتَبَيَّنُ فِيهَا، يَزِلُّ بِهَا فِي النَّارِ أَبْعَدَ مِمَّا بَيْنَ الْمَشْرِقِ ‏‏‏.‏

    Kul, üzerinde durup düşünmediği bir söz söyler de onun yüzünden ateşe, doğu ile batı arasındaki mesafeden daha uzağa kayar.

    Buhârî’nin bu rivayetinde cümle “doğu” kelimesiyle biter; “doğu ile batı arası” tamamlaması başka rivayetlerde yer alır.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 23

  38. حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُنِيرٍ، سَمِعَ أَبَا النَّضْرِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ ـ يَعْنِي ابْنَ دِينَارٍ ـ عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ ‏ إِنَّ الْعَبْدَ لَيَتَكَلَّمُ بِالْكَلِمَةِ مِنْ رِضْوَانِ اللَّهِ لاَ يُلْقِي لَهَا بَالاً، يَرْفَعُ اللَّهُ بِهَا دَرَجَاتٍ، وَإِنَّ الْعَبْدَ لَيَتَكَلَّمُ بِالْكَلِمَةِ مِنْ سَخَطِ اللَّهِ لاَ يُلْقِي لَهَا بَالاً يَهْوِي بِهَا فِي جَهَنَّمَ ‏‏‏.‏

    Kul, Allah’ın hoşnutluğuna uygun bir söz söyler, ona hiç önem vermez; Allah o sözle onun derecelerini yükseltir. Kul, Allah’ın gazabına uygun bir söz söyler, ona hiç önem vermez; o sözle cehenneme yuvarlanır.

    İki cümlenin ortak kelimesi “önemsememek”tir: sözün ağırlığı, söyleyenin ona yüklediği ağırlığa bağlı değildir.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 23

  39. حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ رِبْعِيٍّ، عَنْ حُذَيْفَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ ‏ كَانَ رَجُلٌ مِمَّنْ كَانَ قَبْلَكُمْ يُسِيءُ الظَّنَّ بِعَمَلِهِ، فَقَالَ لأَهْلِهِ إِذَا أَنَا مُتُّ فَخُذُونِي فَذَرُّونِي، فِي الْبَحْرِ فِي يَوْمٍ صَائِفٍ، فَفَعَلُوا بِهِ، فَجَمَعَهُ اللَّهُ ثُمَّ قَالَ مَا حَمَلَكَ عَلَى الَّذِي صَنَعْتَ قَالَ مَا حَمَلَنِي إِلاَّ مَخَافَتُكَ‏.‏ فَغَفَرَ لَهُ ‏‏‏.‏

    Sizden önceki topluluklardan bir adam, kendi ameli hakkında kötü zan besliyordu. Ailesine: “Ben ölünce beni alın, sıcak bir günde denize savurun” dedi. Onlar da öyle yaptılar. Allah onu topladı, sonra “Bunu yapmana ne sebep oldu?” dedi. Adam: “Senden korkmamdan başka bir şey değil” dedi. Allah da onu bağışladı.

    Bâbın başlığı “Allah’tan korkmak”tır. Hikâyede bağışlanma sebebi olarak adamın yaptığı iş değil, onu yaptıran korku anılır.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 25

  40. حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ بُرَيْدِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَثَلِي وَمَثَلُ مَا بَعَثَنِي اللَّهُ كَمَثَلِ رَجُلٍ أَتَى قَوْمًا فَقَالَ رَأَيْتُ الْجَيْشَ بِعَيْنَىَّ، وَإِنِّي أَنَا النَّذِيرُ الْعُرْيَانُ فَالنَّجَا النَّجَاءَ‏.‏ فَأَطَاعَتْهُ طَائِفَةٌ فَأَدْلَجُوا عَلَى مَهْلِهِمْ فَنَجَوْا، وَكَذَّبَتْهُ طَائِفَةٌ فَصَبَّحَهُمُ الْجَيْشُ فَاجْتَاحَهُمْ ‏"‏‏.‏

    Benim ve Allah’ın benimle gönderdiğinin durumu, bir topluluğa gelip “Orduyu gözümle gördüm; ben çıplak uyarıcıyım, kaçın, hemen kaçın!” diyen adamın durumuna benzer. Bir bölüğü ona uydu, geceleyin ağır ağır yola çıktı ve kurtuldu. Bir bölüğü ise onu yalanladı; sabahleyin ordu üzerlerine geldi ve onları silip süpürdü.

    “Çıplak uyarıcı” Arap dilinde bilinen bir deyimdir: tehlikeyi gören gözcü, sözüne inanılsın diye elbisesini çıkarıp sallar. Benzetmenin ağırlığı ikinci bölüktedir — haber doğruydu, eksik olan ona göre davranmaktı.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 26

  41. حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ كَانَ يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لَوْ تَعْلَمُونَ مَا أَعْلَمُ لَضَحِكْتُمْ قَلِيلاً، وَلَبَكَيْتُمْ كَثِيرًا ‏"‏‏.‏

    Benim bildiğimi bilseydiniz az güler, çok ağlardınız.

    Cümle bir yasak değil bir karşılaştırmadır; ölçü gülmenin kendisi değil, bilginin insanda bıraktığı ağırlıktır. Bâbın başlığı da hadisin kendi metnidir.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 27

  42. حَدَّثَنِي مُوسَى بْنُ مَسْعُودٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ مَنْصُورٍ، وَالأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ الْجَنَّةُ أَقْرَبُ إِلَى أَحَدِكُمْ مِنْ شِرَاكِ نَعْلِهِ، وَالنَّارُ مِثْلُ ذَلِكَ ‏"‏‏.‏

    Cennet, sizden birine ayakkabısının bağından daha yakındır; ateş de öyledir.

    “Şirâk”, sandaletin parmak arasından geçen ince kayışıdır. İki yönün de aynı yakınlıkta anılması bâbın dengesidir: yakınlık mesafe değil, bir kararın sonucu değiştirmesidir.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 29

  43. حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِذَا نَظَرَ أَحَدُكُمْ إِلَى مَنْ فُضِّلَ عَلَيْهِ فِي الْمَالِ وَالْخَلْقِ، فَلْيَنْظُرْ إِلَى مَنْ هُوَ أَسْفَلَ مِنْهُ ‏"‏‏.‏

    Biriniz malca ve yaratılışça kendisinden üstün kılınmış birine baktığında, kendisinden aşağıda olana da baksın.

    Buradaki “halk” boy bos, görünüş demektir. Hadis kıyaslamayı yasaklamaz, yönünü çevirir.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 30

  44. حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، حَدَّثَنَا جَعْدٌ أَبُو عُثْمَانَ، حَدَّثَنَا أَبُو رَجَاءٍ الْعُطَارِدِيُّ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِيمَا يَرْوِي عَنْ رَبِّهِ عَزَّ وَجَلَّ قَالَ قَالَ ‏ "‏ إِنَّ اللَّهَ كَتَبَ الْحَسَنَاتِ وَالسَّيِّئَاتِ، ثُمَّ بَيَّنَ ذَلِكَ فَمَنْ هَمَّ بِحَسَنَةٍ فَلَمْ يَعْمَلْهَا كَتَبَهَا اللَّهُ لَهُ عِنْدَهُ حَسَنَةً كَامِلَةً، فَإِنْ هُوَ هَمَّ بِهَا فَعَمِلَهَا كَتَبَهَا اللَّهُ لَهُ عِنْدَهُ عَشْرَ حَسَنَاتٍ إِلَى سَبْعِمِائَةِ ضِعْفٍ إِلَى أَضْعَافٍ كَثِيرَةٍ، وَمَنْ هَمَّ بِسَيِّئَةٍ فَلَمْ يَعْمَلْهَا كَتَبَهَا اللَّهُ لَهُ عِنْدَهُ حَسَنَةً كَامِلَةً، فَإِنْ هُوَ هَمَّ بِهَا فَعَمِلَهَا كَتَبَهَا اللَّهُ لَهُ سَيِّئَةً وَاحِدَةً ‏"‏‏.‏

    Peygamber, Rabbinden naklederek şöyle dedi: “Allah iyilikleri ve kötülükleri yazdı, sonra bunu açıkladı. Kim bir iyiliğe niyetlenir de onu yapmazsa, Allah bunu katında tam bir iyilik olarak yazar. Niyetlenir ve yaparsa, Allah bunu katında on iyilikten yedi yüz katına, daha da fazlasına kadar yazar. Kim bir kötülüğe niyetlenir de onu yapmazsa, Allah bunu katında tam bir iyilik olarak yazar. Niyetlenir ve yaparsa, Allah bunu bir tek kötülük olarak yazar.”

    Sayılar hadisin kendi metnindedir. Kalıbın asıl özelliği bakışımsızlığıdır: iyilik tarafında hem niyet hem amel kazandırır, kötülük tarafında yalnız işlenen yazılır ve katlanmaz.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 31

  45. حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا مَهْدِيٌّ، عَنْ غَيْلاَنَ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ إِنَّكُمْ لَتَعْمَلُونَ أَعْمَالاً هِيَ أَدَقُّ فِي أَعْيُنِكُمْ مِنَ الشَّعَرِ، إِنْ كُنَّا نَعُدُّهَا عَلَى عَهْدِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم الْمُوبِقَاتِ‏.‏ قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ يَعْنِي بِذَلِكَ الْمُهْلِكَاتِ‏.‏

    Enes şöyle dedi: Siz öyle işler yapıyorsunuz ki gözünüzde kıldan incedir; oysa biz Peygamber döneminde onları helak edicilerden sayardık. Buhârî, metindeki “mûbikāt” kelimesini “helak ediciler” diye açıklar.

    Söz Peygamber’in değil Enes’indir; kaynak bunu böyle nakleder. Bâbın konusu günahın büyüklüğü değil, ona verilen değerin küçülmesidir.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 32

  46. حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا الْمَاجِشُونُ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي صَعْصَعَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، أَنَّهُ سَمِعَهُ يَقُولُ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ خَيْرُ مَالِ الرَّجُلِ الْمُسْلِمِ الْغَنَمُ، يَتْبَعُ بِهَا شَعَفَ الْجِبَالِ وَمَوَاقِعَ الْقَطْرِ، يَفِرُّ بِدِينِهِ مِنَ الْفِتَنِ ‏"‏‏.‏

    İnsanlara öyle bir zaman gelir ki müslümanın en hayırlı malı koyun olur; onunla dağ başlarını ve yağmur düşen yerleri dolaşır, dinini fitnelerden kaçırır.

    “Şa‘af” dağın en üst noktalarıdır. Bâbın başlığı uzleti bir kaçış değil bir rahatlama sayar; hadis de ayrılmayı sürekli bir hâl olarak değil, belirli bir zamanın çaresi olarak anlatır.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 34

  47. حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ حَدَّثَنِي عَطَاءُ بْنُ يَزِيدَ، أَنَّ أَبَا سَعِيدٍ، حَدَّثَهُ قَالَ قِيلَ يَا رَسُولَ اللَّهِ‏.‏ وَقَالَ مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ حَدَّثَنَا الزُّهْرِيُّ عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَزِيدَ اللَّيْثِيِّ عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ قَالَ جَاءَ أَعْرَابِيٌّ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَىُّ النَّاسِ خَيْرٌ قَالَ ‏ "‏ رَجُلٌ جَاهَدَ بِنَفْسِهِ وَمَالِهِ، وَرَجُلٌ فِي شِعْبٍ مِنَ الشِّعَابِ يَعْبُدُ رَبَّهُ، وَيَدَعُ النَّاسَ مِنْ شَرِّهِ ‏"‏‏.‏ تَابَعَهُ الزُّبَيْدِيُّ وَسُلَيْمَانُ بْنُ كَثِيرٍ وَالنُّعْمَانُ عَنِ الزُّهْرِيِّ‏.‏ وَقَالَ مَعْمَرٌ عَنِ الزُّهْرِيِّ عَنْ عَطَاءٍ أَوْ عُبَيْدِ اللَّهِ عَنْ أَبِي سَعِيدٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏ وَقَالَ يُونُسُ وَابْنُ مُسَافِرٍ وَيَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ عَنِ ابْنِ شِهَابٍ عَنْ عَطَاءٍ عَنْ بَعْضِ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏

    Bir bedevî Peygamber’e gelip “Ey Allah’ın Rasûlü, insanların hangisi daha hayırlıdır?” diye sordu. Şöyle dedi: “Canıyla ve malıyla cihad eden kişi; bir de dağ vadilerinden birinde Rabbine kulluk eden ve insanları kendi şerrinden uzak tutan kişi.”

    İkinci tarif olumlu görünür ama ölçüsü olumsuzdur: kişi insanlara iyilik ettiği için değil, onlara zarar vermediği için sayılır. “Şi‘b” iki dağ arasındaki dar geçittir.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 34

  48. حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي سَالِمُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ إِنَّمَا النَّاسُ كَالإِبِلِ الْمِائَةُ لاَ تَكَادُ تَجِدُ فِيهَا رَاحِلَةً ‏"‏‏.‏

    İnsanlar yüz deve gibidir: içlerinde yolculuğa dayanacak bir binek bulmak neredeyse mümkün değildir.

    Bâbın başlığı “emanetin kaldırılması”dır. “Râhile” her deve değil, yük ve yol için seçilmiş dayanıklı devedir; sürünün çokluğu ile güvenilecek olanın azlığı arasındaki fark bâbın konusudur.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 35

  49. حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ سُفْيَانَ، حَدَّثَنِي سَلَمَةُ بْنُ كُهَيْلٍ،‏.‏ وَحَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ سَلَمَةَ، قَالَ سَمِعْتُ جُنْدَبًا، يَقُولُ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَلَمْ أَسْمَعْ أَحَدًا يَقُولُ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم غَيْرَهُ فَدَنَوْتُ مِنْهُ فَسَمِعْتُهُ يَقُولُ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَنْ سَمَّعَ سَمَّعَ اللَّهُ بِهِ، وَمَنْ يُرَائِي يُرَائِي اللَّهُ بِهِ ‏"‏‏.‏

    Kim duyulsun diye yaparsa Allah da onu duyurur; kim görülsün diye yaparsa Allah da onu gösterir.

    İki fiil de aynı kökten iki kez geçer; karşılık, fiilin kendi kelimesiyle anlatılır. “Süm‘a” duyurmak, “riyâ” göstermektir — biri kulağa, öteki göze çalışır.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 36

  50. حَدَّثَنَا هُدْبَةُ بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، حَدَّثَنَا أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ، عَنْ مُعَاذِ بْنِ جَبَلٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ بَيْنَمَا أَنَا رَدِيفُ النَّبِيِّ، صلى الله عليه وسلم لَيْسَ بَيْنِي وَبَيْنَهُ إِلاَّ آخِرَةُ الرَّحْلِ فَقَالَ ‏"‏ يَا مُعَاذُ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ لَبَّيْكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَسَعْدَيْكَ، ثُمَّ سَارَ سَاعَةً ثُمَّ قَالَ ‏"‏ يَا مُعَاذُ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ لَبَّيْكَ رَسُولَ اللَّهِ وَسَعْدَيْكَ، ثُمَّ سَارَ سَاعَةً ثُمَّ قَالَ ‏"‏ يَا مُعَاذُ بْنَ جَبَلٍ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ‏:‏ لَبَّيْكَ رَسُولَ اللَّهِ وَسَعْدَيْكَ‏.‏ قَالَ ‏"‏ هَلْ تَدْرِي مَا حَقُّ اللَّهِ عَلَى عِبَادِهِ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ‏.‏ قَالَ ‏"‏ حَقُّ اللَّهِ عَلَى عِبَادِهِ أَنْ يَعْبُدُوهُ، وَلاَ يُشْرِكُوا بِهِ شَيْئًا ‏"‏‏.‏ ثُمَّ سَارَ سَاعَةً ثُمَّ قَالَ ‏"‏ يَا مُعَاذُ بْنَ جَبَلٍ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ لَبَّيْكَ رَسُولَ اللَّهِ وَسَعْدَيْكَ‏.‏ قَالَ ‏"‏ هَلْ تَدْرِي مَا حَقُّ الْعِبَادِ عَلَى اللَّهِ إِذَا فَعَلُوهُ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ‏.‏ قَالَ ‏"‏ حَقُّ الْعِبَادِ عَلَى اللَّهِ أَنْ لاَ يُعَذِّبَهُمْ ‏"‏‏.‏

    Peygamber’in terkisindeydim; aramızda semerin arka kaşından başka bir şey yoktu. “Ey Muâz!” dedi. “Buyur ey Allah’ın Rasûlü, emrindeyim” dedim. Bir süre yol aldı, sonra yine “Ey Muâz!” dedi; aynı şekilde karşılık verdim. Bir süre daha yol aldı, sonra “Ey Muâz b. Cebel!” dedi; yine aynı şekilde karşılık verdim. “Allah’ın kulları üzerindeki hakkı nedir, biliyor musun?” dedi. “Allah ve Rasûlü daha iyi bilir” dedim. “Allah’ın kulları üzerindeki hakkı, O’na kulluk etmeleri ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmamalarıdır” dedi. Bir süre daha yol aldı, sonra “Ey Muâz b. Cebel!” dedi. Yine aynı şekilde karşılık verdim. “Kullar bunu yaptığında, kulların Allah üzerindeki hakkı nedir, biliyor musun?” dedi. “Allah ve Rasûlü daha iyi bilir” dedim. “Kulların Allah üzerindeki hakkı, onlara azap etmemesidir” dedi.

    Üç kez seslenip aralarda bir süre yol alınması metnin kendi ayrıntısıdır. “Hak” kelimesi iki cümlede de aynıdır ama yön değişir. Bu rivayet, Muâz’ın ardından sorduğu “insanlara müjdeleyeyim mi?” sorusunu kaydetmez; o kısım başka yerlerde gelir.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 37

  51. حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، حَدَّثَنَا حُمَيْدٌ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ كَانَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم نَاقَةٌ‏.‏ قَالَ وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدٌ أَخْبَرَنَا الْفَزَارِيُّ وَأَبُو خَالِدٍ الأَحْمَرُ عَنْ حُمَيْدٍ الطَّوِيلِ عَنْ أَنَسٍ قَالَ كَانَتْ نَاقَةٌ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم تُسَمَّى الْعَضْبَاءَ، وَكَانَتْ لاَ تُسْبَقُ، فَجَاءَ أَعْرَابِيٌّ عَلَى قَعُودٍ لَهُ فَسَبَقَهَا، فَاشْتَدَّ ذَلِكَ عَلَى الْمُسْلِمِينَ وَقَالُوا سُبِقَتِ الْعَضْبَاءُ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنَّ حَقًّا عَلَى اللَّهِ أَنْ لاَ يَرْفَعَ شَيْئًا مِنَ الدُّنْيَا إِلاَّ وَضَعَهُ ‏"‏‏.‏

    Rasûlullah’ın Adbâ adında bir devesi vardı ve geçilmezdi. Bir bedevî genç devesiyle gelip onu geçti. Bu, müslümanlara ağır geldi ve “Adbâ geçildi” dediler. Bunun üzerine Rasûlullah şöyle dedi: “Allah, dünyada yükselttiği hiçbir şeyi alçaltmadan bırakmamayı kendi üzerine almıştır.”

    Bâbın başlığı tevazudur ve ders bir öğütle değil bir yarış kaybıyla verilir: üzülen topluluk, devenin geçilmezliğini bir sıfat sanmıştı. “Kaûd” henüz olgunlaşmamış genç devedir.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 38

  52. حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ عُثْمَانَ، حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ مَخْلَدٍ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ بِلاَلٍ، حَدَّثَنِي شَرِيكُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي نَمِرٍ، عَنْ عَطَاءٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنَّ اللَّهَ قَالَ مَنْ عَادَى لِي وَلِيًّا فَقَدْ آذَنْتُهُ بِالْحَرْبِ، وَمَا تَقَرَّبَ إِلَىَّ عَبْدِي بِشَىْءٍ أَحَبَّ إِلَىَّ مِمَّا افْتَرَضْتُ عَلَيْهِ، وَمَا يَزَالُ عَبْدِي يَتَقَرَّبُ إِلَىَّ بِالنَّوَافِلِ حَتَّى أُحِبَّهُ، فَإِذَا أَحْبَبْتُهُ كُنْتُ سَمْعَهُ الَّذِي يَسْمَعُ بِهِ، وَبَصَرَهُ الَّذِي يُبْصِرُ بِهِ، وَيَدَهُ الَّتِي يَبْطُشُ بِهَا وَرِجْلَهُ الَّتِي يَمْشِي بِهَا، وَإِنْ سَأَلَنِي لأُعْطِيَنَّهُ، وَلَئِنِ اسْتَعَاذَنِي لأُعِيذَنَّهُ، وَمَا تَرَدَّدْتُ عَنْ شَىْءٍ أَنَا فَاعِلُهُ تَرَدُّدِي عَنْ نَفْسِ الْمُؤْمِنِ، يَكْرَهُ الْمَوْتَ وَأَنَا أَكْرَهُ مَسَاءَتَهُ ‏"‏‏.‏

    Rasûlullah şöyle dedi: “Allah buyurdu ki: Kim benim bir dostuma düşmanlık ederse, ona savaş açtığımı bildiririm. Kulum bana, kendisine farz kıldığım şeyden daha sevimli bir şeyle yaklaşmaz. Kulum nafilelerle bana yaklaşmayı sürdürür, sonunda onu severim. Onu sevdiğimde, işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli ve yürüdüğü ayağı olurum. Benden isterse ona mutlaka veririm, bana sığınırsa onu mutlaka korurum. Yapacağım hiçbir işte, mü’min kulumun canını alırken duraksadığım kadar duraksamadım: o ölümü sevmez, ben de onu üzmeyi sevmem.”

    Sıra metnin kendisindedir: önce farz, sonra nafile. “Kulağı, gözü olurum” cümlesinin hemen ardından gelen “benden isterse veririm” ifadesi kulu isteyen taraf olarak bırakır; yani cümle bir birleşme değil, bir yakınlık anlatır.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 38

Hadislerin Arapça metni klasik hadis kaynaklarındandır. Türkçe anlam bu sitenin kendi metnidir ve basılı bir tercümenin yerini tutmaz; esas olan Arapça metindir.

Bu hadisler nasıl seçildi

Sayfadaki hadislerin tamamı Buhârî’nin Rikāk bölümünden alınmıştır. Rikāk “inceltenler” demektir: kalbi katılıktan çıkarmayı amaçlayan hadisler bu başlık altında toplanır. Bölümün elli iki bâbı vardır; buradaki hadisler ilk otuz sekiz bâbdan seçilmiştir.

Dışarıda kalanlar üç grupta toplanıyor. Birincisi tekrarlardır: aynı metnin farklı rivayetlerinden yalnız biri alınmıştır — “iki vadi dolusu mal” hadisinin bu bölümde beş ayrı rivayeti vardır, sayfada biri yer alır; ölümünden sonra yakılmasını vasiyet eden adamın kıssası da iki rivayetle gelir, biri alınmıştır. İkincisi konu dışı kalanlardır: nesillerin fazileti, misafirliğin süresi ve cennet ile cehennem ehline dair rivayetler bu sayfanın çerçevesine girmediği için alınmamıştır. Üçüncüsü kısa bir notla anlatılamayacak ağır bağlam taşıyanlardır; bölümün “ameller sonuçlarına göredir” bâbındaki rivayet bir savaş sahnesine ve bir intihara bağlı olduğu için buraya alınmadı.

Sayfalar arası tarama iki rivayeti daha çıkardı. Birincisi “Allah’a ve ahiret gününe inanan hayır söylesin ya da sussun” cümlesiyle başlayan üçlemedir ve ahlak sayfasında duruyor: aynı metin komşuya eziyet etmemeyi ve misafire ikramı da sayar, üçü birden orada karşılık bulur; burada yalnız ilk cümlesi dil eksenine hizmet ediyordu. Dili korumak bâbı bu sayfada üç rivayetle temsil edilmeye devam ediyor. İkincisi “emanet zayi edildiğinde kıyameti bekle” rivayetidir: bölümün otuz beşinci bâbında yalnız bu iki cümleyle gelir, Kitâbü’l-İlm’in ikinci bâbında ise sahnesiyle birlikte — Peygamber sözünü yarıda kesmez, bitirdikten sonra soran bedevîyi arayıp bulur ve cevabı ona verir. Dolu nüsha ilim hadisleri sayfasında duruyor; otuz beşinci bâb burada yüz deve benzetmesiyle temsil edilmeye devam ediyor.

Bölümün son on üç bâbı — ölüm sekerâtı, haşir, hesap, sırât ve havz — ayrı sayfalara aittir. Onlar burada tekrarlanmaz; sayfanın altındaki bağlantılar o sayfalara gider.

Arapça metinler kaynaktaki hâliyle, tek karakteri değiştirilmeden basılmıştır. Türkçe anlam bu sitenin kendi metnidir; hiçbir basılı tercümeden alınmamıştır. Senetler çevrilmemiş, yalnızca hadisin metni verilmiştir.

Bir rivayet sonradan çıkarıldı: Peygamber'in ayakları şişinceye kadar namaza durması ve "Şükreden bir kul olmayayım mı?" demesi bu bölümde de nakledilir, ama metnin asıl konusu gece namazıdır ve sitede gece ibadeti hadisleri sayfasında durur.

Bir rivayet sonradan çıkarıldı: yedi kişinin gölgelendirilmesini anlatan rivayetin bu bölümdeki nakli yalnız bir sınıfı anar; yedisini birden sayan tam nüsha zekât ve infak hadisleri sayfasında durur.

Bu hadisleri birbirine bağlayan şey

Takvâ, “korunmak, sakınmak” anlamındaki و ق ي kökünden gelir; kök korkmayı değil korunmayı anlatır. Rikāk bölümündeki hadisler bu korunmanın neye karşı olduğunu somutlaştırır.

Birincisi ömrün kısalığıdır: eceli gösteren kare, altmış yaş, garip ve yolcu benzetmesi. İkincisi malın yeridir — hadisler malı kötülemez, ölçüyü değiştirir: “senin malın önden gönderdiğindir” ve “gönül tokluğuyla alınan bereketlenir”. Üçüncüsü dildir; iki çene arasına kefil olmak cennete kefil olmakla eşitlenir, düşünülmeden söylenen bir söz mesafe ölçüsüyle anlatılır, kaynağı araştırılmadan dolaştırılan söz ayrıca yasaklanır. Dördüncüsü amelde süreklilik ve ölçüdür: az da olsa devamlı olan, aralıklı ve taşkın olandan öne geçer; “gücünüzün yettiğini üstlenin” bunun ölçüsüdür.

Bölümün ilerleyen bâbları üç eksen daha ekler. Niyet: bir iyiliğe niyetlenip yapamayan da yazılır, kötülüğe niyetlenip vazgeçen de — kalıp bilerek bakışımsızdır. Küçük görülen günah: ölçü fiilin büyüklüğü değil, ona verilen değerin küçülmesidir. Gösteriş ve tevazu: duyulsun diye yapanın duyurulması, geçilmez sanılan devenin geçilmesi ve “Allah dünyada yükselttiğini alçaltmadan bırakmaz” cümlesi aynı yere çıkar.

Uyarının kime ve ne zaman yapıldığı da dikkat çeker. Mal ve dünya konusundaki en sert uyarılar yoklukta değil, Bahreyn’den mal geldiği ve “yeryüzünün anahtarları verildi” denildiği anlarda söylenmiştir.

Sık sorulan sorular

Rikāk ne demek?

Rikāk, “inceltmek, yumuşatmak” anlamındaki rikkat kökündendir. Buhârî’nin bu bölümü; ölüm, ahiret, mal ve amel karşısındaki tutumu konu alan, kalbi yumuşatmayı amaçlayan hadisleri bir araya getirir. Bölümde elli iki bâb bulunur; bu sayfadaki hadisler ilk otuz sekiz bâbdan seçilmiştir.

Takvâ, Allah korkusu demek midir?

Kelime و ق ي kökünden gelir ve kök korkmayı değil korunmayı anlatır. Bu sayfadaki hadisler de korkuyu tek başına bırakmaz: bölümün on dokuzuncu bâbı “korkuyla birlikte ümit” başlığını taşır ve oradaki hadis, rahmetin bilinmesi ile azabın bilinmesini yan yana koyarak ikisini birbirinin dengesi yapar. Aynı denge yirmi dokuzuncu bâbda da görülür: cennet de ateş de ayakkabı bağı kadar yakın sayılır.

Bir ameli sürekli yapmak mı, çok yapmak mı önemli?

Bölümün on sekizinci bâbı bu soruya ayrılmıştır. Âişe’ye Peygamber’e en sevimli amel sorulduğunda “sürekli olanı” demiş, başka bir rivayette “az da olsa en devamlısı” karşılığı gelmiştir. Aynı bâbda “gücünüzün yettiğini üstlenin” ve “ölçülü olun ki menzile varasınız” cümleleri bulunur; ölçü, amelin büyüklüğü değil taşınabilirliğidir.

Kaynaklar

  • Sahih hadis
    Buhârî, Rikāk — Sayfadaki hadislerin tamamı bu kitâbdandır; atıflar hadis başına bâb numarasıyla verilmiştir.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Rikāk 3 — Dünyada garip yahut yolcu gibi olmak
  • Sahih hadis
    Buhârî, Rikāk 10 — Malın fitnesinden sakınmak
  • Sahih hadis
    Buhârî, Rikāk 18 — Amelde ölçü ve süreklilik
  • Sahih hadis
    Buhârî, Rikāk 19 — Korkuyla birlikte ümit
  • Sahih hadis
    Buhârî, Rikāk 22 — Dedikodudan ve kaynaksız sözden sakınmak
  • Sahih hadis
    Buhârî, Rikāk 23 — Dili korumak
  • Sahih hadis
    Buhârî, Rikāk 31 — İyiliğe ve kötülüğe niyetlenmek
  • Sahih hadis
    Buhârî, Rikāk 32 — Küçük görülen günahlar
  • Sahih hadis
    Buhârî, Rikāk 35 — Emanetin kaldırılması
  • Sahih hadis
    Buhârî, Rikāk 36 — Riya ve duyurma isteği
  • Sahih hadis
    Buhârî, Rikāk 38 — Tevazu
  • Kur’an
    Fâtır 35:5 — Sekizinci bâbın başlığını oluşturan ayet

Son güncelleme: