Âyetlerin Açıklaması ile İlgili Hadisler
Buhârî Sahîh’inde âyetlerin açıklandığı ayrı bir bölüm vardır: Kitâbü’t-Tefsîr. Aşağıdaki kırk yedi rivayet o bölümden seçilmiştir ve her biri belirli bir âyete bağlanır — kimi âyetteki bir kelimenin anlamını açar, kimi âyetin hangi olay üzerine indiğini anlatır, kimi de âyetten çıkarılan yaygın bir yanlış anlamayı düzeltir. Hadisler Fâtiha’dan Nâs’a doğru, sure sırasına göre dizilmiştir.
Hadisler
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ سُمَىٍّ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِذَا قَالَ الإِمَامُ {غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلاَ الضَّالِّينَ} فَقُولُوا آمِينَ. فَمَنْ وَافَقَ قَوْلُهُ قَوْلَ الْمَلاَئِكَةِ غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ ".
Ebû Hüreyre’den, Allah Resûlü şöyle buyurdu: İmam “gazaba uğramışların da sapmışların da yolu değil” dediğinde siz “âmîn” deyin. Kimin sözü meleklerin sözüne denk gelirse geçmiş günahı bağışlanır.
Âyet Fâtiha 1:7’dir; rivayet âyetin son parçasını okuyarak anar. Sayfanın sure sırasındaki ilk kaydıdır. Hadis, Fâtiha’nın bitişini cemaatin “âmîn” demesi için bir işaret sayar. Sondaki cümle rivayetin kendi lafzıdır; bu sayfa ona bir sayı, şart ya da garanti eklemez.
Sahih hadisBuhârî, Tefsîr
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ سُفْيَانَ، حَدَّثَنِي أَبُو إِسْحَاقَ، قَالَ سَمِعْتُ الْبَرَاءَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ صَلَّيْنَا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم نَحْوَ بَيْتِ الْمَقْدِسِ سِتَّةَ عَشَرَ ـ أَوْ سَبْعَةَ عَشَرَ ـ شَهْرًا، ثُمَّ صَرَفَهُ نَحْوَ الْقِبْلَةِ.
Berâ’ şöyle dedi: Peygamber’le birlikte on altı — yahut on yedi — ay Beytülmakdis’e doğru namaz kıldık; sonra Allah onu kıbleye doğru çevirdi.
Âyet Bakara 2:144’tür: Peygamber’in yüzünü göğe çevirip durduğu bildirilir ve yön Mescid-i Harâm’a döndürülür. Rivayet âyetten önceki sürenin ne kadar olduğunu söyler. Râvinin iki sayı arasında tereddüt etmesi nakilde olduğu gibi bırakılmıştır.
Sahih hadisBuhârî, Tefsîr
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، قَالَ أَخْبَرَنِي نَافِعٌ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَانَ عَاشُورَاءُ يَصُومُهُ أَهْلُ الْجَاهِلِيَّةِ، فَلَمَّا نَزَلَ رَمَضَانُ قَالَ " مَنْ شَاءَ صَامَهُ، وَمَنْ شَاءَ لَمْ يَصُمْهُ ".
İbn Ömer şöyle dedi: Âşûrâ gününü Câhiliye halkı da oruçlu geçirirdi. Ramazan indirildiğinde Peygamber, “Dileyen onu tutsun, dileyen tutmasın” buyurdu.
Âyet Bakara 2:185’tir; Ramazan orucu bu âyetle bildirilir. Rivayet âyetin öncesini anlatır: Âşûrâ orucu Ramazan’dan önce de biliniyordu. Metin bir hüküm tartışması açmaz, Peygamber’in o gün söylediği sözü nakleder.
Sahih hadisBuhârî, Tefsîr
حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، عَنْ عَبْدِ الْعَزِيزِ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " اللَّهُمَّ رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الآخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ ".
Enes şöyle dedi: Peygamber, “Allahım! Rabbimiz, bize dünyada iyilik ver, âhirette de iyilik ver ve bizi ateşin azabından koru” derdi.
Âyet Bakara 2:201’dir. Âyette insanlardan bir kısmının sözü olarak aktarılan cümle, rivayette Peygamber’in kendi duasıdır. Aradaki tek fark başa eklenen “Allahım” nidâsıdır.
Sahih hadisBuhârî, Tefsîr
حَدَّثَنَا قَبِيصَةُ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، تَرْفَعُهُ قَالَ " أَبْغَضُ الرِّجَالِ إِلَى اللَّهِ الأَلَدُّ الْخَصِمُ ". وَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنِي ابْنُ جُرَيْجٍ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم.
Âişe’den, Peygamber’e ulaştırdığı bir rivayette şöyle buyurdu: Allah’a insanların en sevimsizi, çekişmede diretip hasımlıkta direten kimsedir. Kaydın sonunda aynı metnin ikinci bir isnâdla da nakledildiği belirtilir.
Âyet Bakara 2:204’tür; sözü hoşa giden, kalbindekine Allah’ı şahit tutan kişi anlatılır ve âyet “oysa o, çekişmenin en azılısıdır” diye biter. Rivayet âyeti okumaz — bağ, hadisteki “eledd” ve “hasim” kelimelerinin âyetteki “eleddü’l-hısâm” ile aynı kökten ve aynı anlamda olmasından kurulmuş bir çıkarımdır ve bu sayfa onu böyle işaretler.
Sahih hadisBuhârî, Tefsîr
حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصِ بْنِ غِيَاثٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، حَدَّثَنَا مُسْلِمٌ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ لَمَّا نَزَلَتِ الآيَاتُ مِنْ آخِرِ سُورَةِ الْبَقَرَةِ فِي الرِّبَا قَرَأَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى النَّاسِ، ثُمَّ حَرَّمَ التِّجَارَةَ فِي الْخَمْرِ.
Âişe şöyle dedi: Bakara sûresinin sonundaki ribâ âyetleri indiğinde Allah Resûlü onları insanlara okudu, sonra şarap ticaretini yasakladı.
Âyetler Bakara 2:275-281’dir; sûrenin sonundaki ribâ bölümüdür. Rivayet âyetlerin iniş anını anlatır: önce halka okunmuş, ardından şarap ticareti yasaklanmıştır. İki olay nakilde art arda anılır; rivayet aradaki bağı kurmaz ve bu sayfa da bir yorum önermez.
Sahih hadisBuhârî, Tefsîr
حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، أَخْبَرَنَا عَبْدَةُ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ هَلَكَتْ قِلاَدَةٌ لأَسْمَاءَ فَبَعَثَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فِي طَلَبِهَا، رِجَالاً فَحَضَرَتِ الصَّلاَةُ وَلَيْسُوا عَلَى وُضُوءٍ. وَلَمْ يَجِدُوا مَاءً، فَصَلَّوْا وَهُمْ عَلَى غَيْرِ وُضُوءٍ، فَأَنْزَلَ اللَّهُ. يَعْنِي آيَةَ التَّيَمُّمِ.
Âişe şöyle dedi: Esmâ’nın gerdanlığı kayboldu. Peygamber onu aramak üzere birkaç kişi gönderdi. Namaz vakti girdiğinde abdestli değillerdi ve su da bulamadılar; abdestsiz olarak namazı kıldılar. Bunun üzerine Allah âyeti indirdi. Râvinin eklediği açıklamaya göre bu, teyemmüm âyetidir.
Rivayet âyeti okumaz, yalnız “teyemmüm âyeti” der. Kur’an’da teyemmüm emri Nisâ 4:43 ve Mâide 5:6’da geçer; bu sayfa bağı Nisâ 4:43 olarak kurar ve bunun bir çıkarım olduğunu, rivayetin kendi ifadesi olmadığını belirtir. Metin bir hüküm tartışması açmaz; âyetin inişinden önceki durumu anlatır.
Sahih hadisBuhârî, Tefsîr
حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ لَمَّا نَزَلَتْ {لاَ يَسْتَوِي الْقَاعِدُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ} دَعَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم زَيْدًا فَكَتَبَهَا، فَجَاءَ ابْنُ أُمِّ مَكْتُومٍ فَشَكَا ضَرَارَتَهُ، فَأَنْزَلَ اللَّهُ {غَيْرَ أُولِي الضَّرَرِ}
Berâ’ şöyle dedi: “Müminlerden oturup kalanlar bir olmaz” âyeti indiğinde Allah Resûlü Zeyd’i çağırdı, o da âyeti yazdı. Derken İbn Ümmü Mektûm geldi ve gözlerinin görmediğinden yakındı. Bunun üzerine Allah “özür sahipleri dışında” kaydını indirdi.
Âyet Nisâ 4:95’tir. Rivayet bir âyetin iki aşamada tamamlandığını gösterir: genel ifade önce yazıya geçirilmiş, görme engelli bir sahâbînin durumunu bildirmesi üzerine “özür sahipleri dışında” kaydı eklenmiştir. Âyetin yazılma ânı da metinde durur.
Sahih hadisBuhârî, Tefsîr
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ مَنْ حَدَّثَكَ أَنَّ مُحَمَّدًا صلى الله عليه وسلم كَتَمَ شَيْئًا مِمَّا أُنْزِلَ عَلَيْهِ، فَقَدْ كَذَبَ، وَاللَّهُ يَقُولُ {يَا أَيُّهَا الرَّسُولُ بَلِّغْ مَا أُنْزِلَ إِلَيْكَ} الآيَةَ.
Âişe şöyle dedi: Kim sana Muhammed’in kendisine indirilenden bir şey gizlediğini söylerse yalan söylemiştir. Allah, “Ey Resûl! Rabbinden sana indirileni tebliğ et” buyuruyor.
Âyet Mâide 5:67’dir. Rivayet bir iddiayı âyetle karşılar: Peygamber’in vahyin bir kısmını sakladığı söylentisine karşı Âişe tebliğ emrinin metnini okur. Âyetin devamı “eğer yapmazsan O’nun elçiliğini yapmamış olursun” der; cevabın ağırlığı buradan gelir.
Sahih hadisBuhârî, Tefsîr
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ سَلَمَةَ، حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ سُعَيْرٍ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنِ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أُنْزِلَتْ هَذِهِ الآيَةُ {لاَ يُؤَاخِذُكُمُ اللَّهُ بِاللَّغْوِ فِي أَيْمَانِكُمْ} فِي قَوْلِ الرَّجُلِ لاَ وَاللَّهِ، وَبَلَى وَاللَّهِ.
Âişe’den: “Allah sizi yeminlerinizdeki boş söz yüzünden sorumlu tutmaz” âyeti, kişinin “hayır, vallahi” ve “evet, vallahi” demesi hakkında indi.
Âyet Mâide 5:89’dur; aynı giriş cümlesi Bakara 2:225’te de geçer. Rivayet âyetteki “lağv” kelimesini tanımlar: konuşma arasına niyetsizce giren yemin sözü. Kastedilerek bağlanan yemin bunun dışındadır ve âyetin devamı onu ayrıca ele alır.
Sahih hadisBuhârî, Tefsîr
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بِشْرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عُمَرَ بْنِ عَبْدِ الْعَزِيزِ، قَالَ حَدَّثَنِي نَافِعٌ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ نَزَلَ تَحْرِيمُ الْخَمْرِ وَإِنَّ فِي الْمَدِينَةِ يَوْمَئِذٍ لَخَمْسَةَ أَشْرِبَةٍ، مَا فِيهَا شَرَابُ الْعِنَبِ.
İbn Ömer şöyle dedi: Hamrın haram kılınışı indiğinde Medine’de beş içki vardı ve bunların içinde üzüm içkisi yoktu.
Âyet Mâide 5:90’dır. Rivayetin işi kelime düzeyindedir: âyetteki “hamr” yalnız üzümden yapılanı anlatmaz. İbn Ömer bunu bir gözlemle söyler — o gün Medine’de sayılan beş içkinin hiçbiri üzümden değildi.
Sahih hadisBuhârî, Tefsîr
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عَدِيٍّ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ سُلَيْمَانَ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَلْقَمَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ لَمَّا نَزَلَتْ {وَلَمْ يَلْبِسُوا إِيمَانَهُمْ بِظُلْمٍ} قَالَ أَصْحَابُهُ وَأَيُّنَا لَمْ يَظْلِمْ فَنَزَلَتْ {إِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظِيمٌ}
Abdullah b. Mes’ûd şöyle dedi: “İman edip imanlarına zulüm karıştırmayanlar” âyeti indiğinde Peygamber’in ashabı, “Hangimiz zulmetmemiştir ki?” dediler. Bunun üzerine “Şüphesiz şirk büyük bir zulümdür” indi.
İki âyet birbirini açıklar: En’âm 6:82 ve Lokmân 31:13. Rivayet âyetteki “zulüm” kelimesinin burada her günah değil şirk anlamına geldiğini gösterir. Nakil ikinci cümlenin “indiğini” söyler; o cümle Lokmân 31:13’te, Lokmân’ın oğluna öğüdü içinde geçer. Bu sayfa lafzı olduğu gibi bırakır.
Sahih hadisBuhârî, Tefsîr
حَدَّثَنَا آدَمُ بْنُ أَبِي إِيَاسٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، أَخْبَرَنَا سَعْدُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ سَمِعْتُ حُمَيْدَ بْنَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَا يَنْبَغِي لِعَبْدٍ أَنْ يَقُولَ أَنَا خَيْرٌ مِنْ يُونُسَ بْنِ مَتَّى ".
Ebû Hüreyre’den, Peygamber şöyle buyurdu: Hiçbir kulun “Ben Yûnus b. Mettâ’dan hayırlıyım” demesi yakışık almaz.
Âyet En’âm 6:86’dır: İsmâil, el-Yesa’, Yûnus ve Lût anılır ve “her birini âlemlere üstün kıldık” denir. Kur’an’da Yûnus’un sıkıntısı da anlatıldığı için (Kalem 68:48) onun hakkında eksiltici bir karşılaştırma kurulabileceği sanılır; rivayet bu kapıyı kapatır.
Sahih hadisBuhârî, Tefsîr
وَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ بَرَّادٍ حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الزُّبَيْرِ، قَالَ أَمَرَ اللَّهُ نَبِيَّهُ صلى الله عليه وسلم أَنْ يَأْخُذَ الْعَفْوَ مِنْ أَخْلاَقِ النَّاسِ. أَوْ كَمَا قَالَ.
Abdullah b. ez-Zübeyr şöyle dedi: Allah, peygamberine insanların huylarından “afv”ı almasını emretti. Yahut râvi buna yakın bir söz söyledi.
Âyet A’râf 7:199’dur: “Affı al, iyiliği emret, cahillerden yüz çevir.” Rivayet âyetteki “afv” kelimesinin burada bağışlamadan çok, insanların huylarından kolayca verebildikleri ölçüyü kabul etmek anlamına geldiğini söyler. Sondaki “yahut böyle dedi” kaydı, râvinin lafzı birebir hatırlamadığını bildiren bir ihtiyattır.
Sahih hadisBuhârî, Tefsîr
حَدَّثَنَا الْحَكَمُ بْنُ نَافِعٍ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، أَنَّ عَبْدَ الرَّحْمَنِ الأَعْرَجَ، حَدَّثَهُ أَنَّهُ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " يَكُونُ كَنْزُ أَحَدِكُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ شُجَاعًا أَقْرَعَ ".
Ebû Hüreyre, Allah Resûlü’nü şöyle derken işitti: Sizden birinin biriktirdiği hazine kıyamet günü başı tüysüz bir yılan olur.
Âyet Tevbe 9:34-35’tir: altını ve gümüşü biriktirip Allah yolunda harcamayanlar uyarılır, biriktirilenin ateşte kızdırılacağı bildirilir. Rivayet âyetteki “kenz” kelimesinin karşılığını bir sahneye çevirir; “şücâ’ akra’” Arapçada başının tüyü dökülmüş yılanı anlatır.
Sahih hadisBuhârî, Tefsîr
وَقَالَ أَحْمَدُ بْنُ شَبِيبِ بْنِ سَعِيدٍ حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ يُونُسَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ خَالِدِ بْنِ أَسْلَمَ، قَالَ خَرَجْنَا مَعَ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ فَقَالَ هَذَا قَبْلَ أَنْ تُنْزَلَ، الزَّكَاةُ، فَلَمَّا أُنْزِلَتْ جَعَلَهَا اللَّهُ طُهْرًا لِلأَمْوَالِ.
Hâlid b. Eslem şöyle dedi: Abdullah b. Ömer ile birlikte çıkmıştık. Şöyle dedi: Bu, zekât indirilmeden önceydi. Zekât indirilince Allah onu mallar için bir temizlik kıldı.
Âyet Tevbe 9:34’tür. İbn Ömer, biriktirme uyarısının zekâttan önceki bir duruma ait olduğunu söyler: zekât indirildikten sonra mal, zekâtı verilmekle temizlenir. Bir önceki rivayetle birlikte okunur — ikisi aynı âyetin iki yüzüdür.
Sahih hadisBuhârî, Tefsîr
حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي ذِئْبٍ، حَدَّثَنَا سَعِيدٌ الْمَقْبُرِيُّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أُمُّ الْقُرْآنِ هِيَ السَّبْعُ الْمَثَانِي وَالْقُرْآنُ الْعَظِيمُ ".
Ebû Hüreyre’den, Allah Resûlü şöyle buyurdu: Ümmü’l-Kur’ân, tekrarlanan yedili ve büyük Kur’an’dır.
Âyet Hicr 15:87’dir: “Sana tekrarlanan yediyi ve büyük Kur’an’ı verdik.” Rivayet âyetteki “seb’u’l-mesânî” ifadesinin karşılığını adlandırır: Fâtiha sûresi. “Ümmü’l-Kur’ân” Fâtiha’nın adlarındandır.
Sahih hadisBuhârî, Tefsîr
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا هَارُونُ بْنُ مُوسَى أَبُو عَبْدِ اللَّهِ الأَعْوَرُ، عَنْ شُعَيْبٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ. أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَدْعُو " أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْبُخْلِ وَالْكَسَلِ، وَأَرْذَلِ الْعُمُرِ، وَعَذَابِ الْقَبْرِ، وَفِتْنَةِ الدَّجَّالِ، وَفِتْنَةِ الْمَحْيَا وَالْمَمَاتِ ".
Enes b. Mâlik’ten: Allah Resûlü şöyle dua ederdi: Cimrilikten, tembellikten, ömrün en düşkün çağından, kabir azabından, deccâl fitnesinden, hayatın ve ölümün fitnesinden sana sığınırım.
Âyet Nahl 16:70’tir: insanın “bildikten sonra hiçbir şey bilmez olsun diye ömrün en düşkün çağına döndürülmesi” anlatılır. Rivayet âyeti okumaz; bağ, duadaki “erzeli’l-ömür” ifadesinin âyettekiyle aynı olmasından kurulmuş bir çıkarımdır ve bu sayfa onu böyle işaretler. Aynı ifade Hac 22:5’te de geçer.
Sahih hadisBuhârî, Tefsîr
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، أَخْبَرَنَا مَنْصُورٌ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ كُنَّا نَقُولُ لِلْحَىِّ إِذَا كَثُرُوا فِي الْجَاهِلِيَّةِ أَمِرَ بَنُو فُلاَنٍ. حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ وَقَالَ أَمِرَ.
Abdullah b. Mes’ûd şöyle dedi: Câhiliye döneminde bir oymak çoğaldığında onun için “filan oğulları emira” derdik. Kaydın sonunda ikinci bir isnâd anılır ve kelimenin orada da “emira” diye geçtiği belirtilir.
Âyet İsrâ 17:16’dır: bir belde helâk edilmek istendiğinde oranın şımarmış varlıklılarına “emredilir” denir. Rivayet âyeti okumaz; İbn Mes’ûd âyetteki fiilin kökünü Câhiliye’deki bir kullanımla açıklar — “emira”, bir topluluğun çoğalması demektir. Bağ kelime üzerinden kurulmuş bir çıkarımdır ve bu sayfa onu böyle işaretler.
Sahih hadisBuhârî, Tefsîr
حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ خَالِدٍ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ سُلَيْمَانَ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ أَبِي مَعْمَرٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ فِي هَذِهِ الآيَةِ {الَّذِينَ يَدْعُونَ يَبْتَغُونَ إِلَى رَبِّهِمِ الْوَسِيلَةَ} قَالَ نَاسٌ مِنَ الْجِنِّ {كَانُوا} يُعْبَدُونَ فَأَسْلَمُوا.
Abdullah b. Mes’ûd, “Onların yalvardıkları, Rablerine ulaşmak için vesile ararlar” âyeti hakkında şöyle dedi: Cinlerden bir topluluktu; kendilerine tapılıyordu, sonra Müslüman oldular.
Âyet İsrâ 17:57’dir. Rivayet âyetin kime baktığını söyler: kendilerine tapılanların bir kısmı, tapanların sandığı gibi bir ilah değil, Rablerine yaklaşmak isteyen kullardır. İbn Mes’ûd bunları cinlerden bir topluluk olarak tanıtır.
Sahih hadisBuhârî, Tefsîr
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنه ـ {وَمَا جَعَلْنَا الرُّؤْيَا الَّتِي أَرَيْنَاكَ إِلاَّ فِتْنَةً لِلنَّاسِ} قَالَ هِيَ رُؤْيَا عَيْنٍ أُرِيَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَيْلَةَ أُسْرِيَ بِهِ {وَالشَّجَرَةَ الْمَلْعُونَةَ} شَجَرَةُ الزَّقُّومِ.
İbn Abbâs, “Sana gösterdiğimiz o görüntüyü insanlar için bir imtihan kıldık” âyeti hakkında şöyle dedi: O, Allah Resûlü’ne geceleyin yürütüldüğü gecede gösterilen, gözle görülmüş bir görüntüdür. “Lânetlenmiş ağaç” ise zakkum ağacıdır.
Âyet İsrâ 17:60’tır ve rivayet iki ifadeyi birden açıklar. Birincisi “rü’yâ”: İbn Abbâs bunun uykuda görülen bir rüya değil, gözle görme olduğunu söyler. İkincisi “lânetlenmiş ağaç”: karşılığı zakkum ağacıdır — Kur’an’da zakkum Sâffât 37:62, Duhân 44:43 ve Vâkıa 56:52’de anılır.
Sahih hadisBuhârî, Tefsîr
وَقَالَ أَحْمَدُ بْنُ شَبِيبٍ حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ يُونُسَ، قَالَ ابْنُ شِهَابٍ عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ يَرْحَمُ اللَّهُ نِسَاءَ الْمُهَاجِرَاتِ الأُوَلَ، لَمَّا أَنْزَلَ اللَّهُ {وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلَى جُيُوبِهِنَّ} شَقَّقْنَ مُرُوطَهُنَّ فَاخْتَمَرْنَ بِها.
Âişe şöyle dedi: Allah ilk muhacir kadınlara rahmet etsin! Allah “başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar” âyetini indirince, onlar dış örtülerini yarıp onlarla başlarını örttüler.
Âyet Nûr 24:31’dir. Rivayet âyetin iniş anındaki karşılığını anlatır: yeni bir kumaş beklenmemiş, eldeki örtü yarılmıştır. Âişe’nin cümlesi bir hüküm bildirimi değil, bir övgüdür.
Sahih hadisBuhârî, Tefsîr
حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصِ بْنِ غِيَاثٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، حَدَّثَنَا مُسْلِمٌ، عَنْ مَسْرُوقٍ، قَالَ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ خَمْسٌ قَدْ مَضَيْنَ الدُّخَانُ وَالْقَمَرُ وَالرُّومُ وَالْبَطْشَةُ وَاللِّزَامُ {فَسَوْفَ يَكُونُ لِزَامًا}
Mesrûk’tan: Abdullah b. Mes’ûd şöyle dedi: Beşi geçti — duhân, kamer, Rûm, batşe ve lizâm. Âyet şöyledir: “Artık kaçınılmaz olacaktır.”
İbn Mes’ûd’un saydığı beş işaretin tamamı Kur’an’da geçer: duhân (Duhân 44:10), ayın yarılması (Kamer 54:1), Rûm’un yenilmesi (Rûm 30:2), büyük yakalayış (Duhân 44:16) ve lizâm (Furkân 25:77). Rivayet bunların gerçekleşmiş olduğunu söyler; klasik kaynaklarda özellikle duhân konusunda farklı görüşler vardır ve bu sayfa bir görüşü tercih etmez.
Sahih hadisBuhârî, Tefsîr
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الأَنْصَارِيُّ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ ثُمَامَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ نُرَى هَذِهِ الآيَةَ نَزَلَتْ فِي أَنَسِ بْنِ النَّضْرِ {مِنَ الْمُؤْمِنِينَ رِجَالٌ صَدَقُوا مَا عَاهَدُوا اللَّهَ عَلَيْهِ}.
Enes b. Mâlik şöyle dedi: Bu âyetin — “Müminler arasında Allah’a verdikleri sözde duran adamlar vardır” — Enes b. en-Nadr hakkında indiğini düşünüyoruz.
Âyet Ahzâb 33:23’tür. Râvinin lafzı dikkat çeker: “indiğini düşünüyoruz” der, “indi” demez — kesinlik iddiası taşımayan bir aktarımdır. Enes b. en-Nadr, râvi Enes b. Mâlik’in amcasıdır.
Sahih hadisBuhârî, Tefsîr
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، عَنْ يَحْيَى، عَنْ حُمَيْدٍ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ قَالَ عُمَرُ ـ رضى الله عنه ـ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ، يَدْخُلُ عَلَيْكَ الْبَرُّ وَالْفَاجِرُ، فَلَوْ أَمَرْتَ أُمَّهَاتِ الْمُؤْمِنِينَ بِالْحِجَابِ، فَأَنْزَلَ اللَّهُ آيَةَ الْحِجَابِ.
Enes’ten: Ömer şöyle dedi: “Ey Allah’ın Resûlü! Yanına iyisi de kötüsü de giriyor; müminlerin annelerine hicâbı emretsen” dedim. Bunun üzerine Allah hicâb âyetini indirdi.
Âyet Ahzâb 33:53’tür; sonunda “onlardan bir şey istediğinizde perde arkasından isteyin” buyrulur. Rivayet, âyetin inişinden önce Ömer’in aynı yönde bir teklif getirdiğini aktarır. Klasik kaynaklarda Ömer’in görüşüyle örtüşen âyetlerden biri olarak anılır.
Sahih hadisBuhârî, Tefsîr
حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ التَّيْمِيِّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي ذَرٍّ، قَالَ سَأَلْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم عَنْ قَوْلِهِ تَعَالَى {وَالشَّمْسُ تَجْرِي لِمُسْتَقَرٍّ لَهَا} قَالَ " مُسْتَقَرُّهَا تَحْتَ الْعَرْشِ ".
Ebû Zer şöyle dedi: Peygamber’e, “Güneş kendisi için belirlenmiş bir karar yerine doğru akıp gider” âyetini sordum. “Onun karar yeri arşın altındadır” buyurdu.
Âyet Yâsîn 36:38’dir. Sayfadaki az sayıdaki örnekten biridir: soru doğrudan Peygamber’e sorulmuş ve açıklama ondan gelmiştir. Âyetin devamı “bu, Azîz ve Alîm olanın takdiridir” der.
Sahih hadisBuhârî, Tefsîr
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الْعَوَّامِ، قَالَ سَأَلْتُ مُجَاهِدًا عَنِ السَّجْدَةِ، فِي ص قَالَ سُئِلَ ابْنُ عَبَّاسٍ فَقَالَ {أُولَئِكَ الَّذِينَ هَدَى اللَّهُ فَبِهُدَاهُمُ اقْتَدِهْ}. وَكَانَ ابْنُ عَبَّاسٍ يَسْجُدُ فِيهَا.
Avvâm şöyle dedi: Mücâhid’e Sâd sûresindeki secdeyi sordum. Dedi ki: İbn Abbâs’a soruldu; o da “İşte onlar Allah’ın doğru yola ilettikleridir; sen de onların yoluna uy” âyetini okudu. İbn Abbâs o sûrede secde ederdi.
İki âyet birbirine bağlanır: Sâd 38:24’te Dâvûd eğilip Rabbine yönelir, En’âm 6:90’da peygamberlerin yoluna uyulması istenir. İbn Abbâs’ın cevabı bir âyeti başka bir âyetle açıklamanın örneğidir. Bu sayfa uygulamaya dair bir hüküm bildirmez; rivayetin kurduğu bağı gösterir.
Sahih hadisBuhârî, Tefsîr
حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا الزُّهْرِيُّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " قَالَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ يُؤْذِينِي ابْنُ آدَمَ، يَسُبُّ الدَّهْرَ وَأَنَا الدَّهْرُ، بِيَدِي الأَمْرُ، أُقَلِّبُ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ ".
Ebû Hüreyre’den, Allah Resûlü şöyle buyurdu: Allah Azze ve Celle diyor ki: Âdemoğlu bana eziyet ediyor; zamana sövüyor, oysa dehr benim. Buyruk benim elimdedir; geceyi ve gündüzü ben çeviririm.
Âyet Câsiye 45:24’tür: “Bizi ancak dehr helâk eder” diyenlerin sözü aktarılır. Rivayet âyeti anmaz; bağ içerikten kurulmuş bir çıkarımdır ve bu sayfa onu böyle işaretler — Kur’an’da “dehr” bu anlamda yalnız o âyette geçer. Metin “dehr benim” sözünü hemen ardından kendisi açıklar: buyruk Allah’ın elindedir, geceyi ve gündüzü çeviren O’dur.
Sahih hadisBuhârî, Tefsîr
حَدَّثَنَا صَدَقَةُ بْنُ الْفَضْلِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ عُيَيْنَةَ، حَدَّثَنَا زِيَادٌ، أَنَّهُ سَمِعَ الْمُغِيرَةَ، يَقُولُ قَامَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم حَتَّى تَوَرَّمَتْ قَدَمَاهُ فَقِيلَ لَهُ غَفَرَ اللَّهُ لَكَ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِكَ وَمَا تَأَخَّرَ قَالَ " أَفَلاَ أَكُونُ عَبْدًا شَكُورًا ".
Mugîre şöyle dedi: Peygamber ayakları şişinceye kadar namaza durdu. Kendisine, “Allah senin geçmiş ve gelecek günahını bağışladı” denildi. “Şükreden bir kul olmayayım mı?” buyurdu.
Âyet Feth 48:2’dir; bağışlanmanın bildirildiği yer orasıdır. Rivayet âyetten çıkarılabilecek yanlış sonucu kapatır: bağışlanma ibadetin gerekçesini ortadan kaldırmaz, onu şükre çevirir.
Sahih hadisBuhârî, Tefsîr
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي الأَسْوَدِ، حَدَّثَنَا حَرَمِيٌّ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " يُلْقَى فِي النَّارِ وَتَقُولُ هَلْ مِنْ مَزِيدٍ. حَتَّى يَضَعَ قَدَمَهُ فَتَقُولُ قَطِ قَطِ ".
Enes’ten, Peygamber şöyle buyurdu: Ateşe atılır da o, “Daha var mı?” der. Nihayet oraya ayağını koyar; bunun üzerine ateş, “Yeter, yeter” der.
Âyet Kāf 50:30’dur: “O gün cehenneme, doldun mu, deriz; o da, daha var mı, der.” Rivayet âyetteki soruyu bir sahneye bağlar. Metinde geçen “ayağını koyar” ifadesi haberî sıfatlardandır; nasıl anlaşılacağı klasik kaynaklarda farklı açıklanmıştır ve bu sayfa bir açıklamayı tercih etmez.
Sahih hadisBuhârî, Tefsîr
حَدَّثَنَا طَلْقُ بْنُ غَنَّامٍ، حَدَّثَنَا زَائِدَةُ، عَنِ الشَّيْبَانِيِّ، قَالَ سَأَلْتُ زِرًّا عَنْ قَوْلِهِ تَعَالَى {فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَى * فَأَوْحَى إِلَى عَبْدِهِ مَا أَوْحَى} قَالَ أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ أَنَّ مُحَمَّدًا صلى الله عليه وسلم رَأَى جِبْرِيلَ لَهُ سِتُّمِائَةِ جَنَاحٍ.
Şeybânî şöyle dedi: Zir’e, “İki yay aralığı kadar, hatta daha yakın oldu; sonra kuluna vahyettiğini vahyetti” âyetini sordum. Dedi ki: Bize Abdullah b. Mes’ûd, Muhammed’in Cibrîl’i altı yüz kanatlı olarak gördüğünü haber verdi.
Âyet Necm 53:9-10’dur. Rivayet yaygın bir yanlış anlamayı düzeltir: İbn Mes’ûd’a göre âyette yaklaşan ve görülen Cibrîl’dir. Altı yüz kanat tarifi, görmenin melek görmesi olduğunu belirtir.
Sahih hadisBuhârî, Tefsîr
حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ سَجَدَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِالنَّجْمِ وَسَجَدَ مَعَهُ الْمُسْلِمُونَ وَالْمُشْرِكُونَ وَالْجِنُّ وَالإِنْسُ. تَابَعَهُ ابْنُ طَهْمَانَ عَنْ أَيُّوبَ. وَلَمْ يَذْكُرِ ابْنُ عُلَيَّةَ ابْنَ عَبَّاسٍ.
İbn Abbâs şöyle dedi: Peygamber Necm sûresini okuyup secde etti; onunla birlikte Müslümanlar da müşrikler de, cinler de insanlar da secde etti. Kaydın sonunda iki isnâd notu vardır: bir râvi aynı nakli desteklemiş, bir başkası senette İbn Abbâs’ı anmamıştır.
Âyet Necm 53:62’dir; sûrenin son âyetidir ve “Haydi Allah’a secde edin ve kulluk edin” buyurur. Rivayet secdenin hangi âyette yapıldığını söylemez — bağ, sûrenin secde âyetiyle bitmesinden kurulmuş bir çıkarımdır ve bu sayfa onu böyle işaretler. Metin bir uygulama hükmü bildirmez; o gün orada bulunanların ne yaptığını aktarır.
Sahih hadisBuhârî, Tefsîr
حَدَّثَنَا عَلِيٌّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، أَخْبَرَنَا ابْنُ أَبِي نَجِيحٍ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ أَبِي مَعْمَرٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ انْشَقَّ الْقَمَرُ وَنَحْنُ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَصَارَ فِرْقَتَيْنِ، فَقَالَ لَنَا " اشْهَدُوا، اشْهَدُوا ".
Abdullah b. Mes’ûd şöyle dedi: Biz Peygamber’le birlikteyken ay yarıldı ve iki parça oldu. Peygamber bize, “Şahit olun, şahit olun” buyurdu.
Âyet Kamer 54:1’dir: “Saat yaklaştı ve ay yarıldı.” Rivayet âyetin geçmiş zaman kipini bir olaya bağlar ve görenlerden şahitlik ister.
Sahih hadisBuhârî, Tefsîr
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي بَكْرٌ، عَنْ جَعْفَرٍ، عَنْ عِرَاكِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ بْنِ مَسْعُودٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ انْشَقَّ الْقَمَرُ فِي زَمَانِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم.
İbn Abbâs şöyle dedi: Ay, Peygamber’in zamanında yarıldı.
Aynı âyetin (Kamer 54:1) ikinci tanığıdır. Önceki rivayet olayı gören birinden, bu rivayet İbn Abbâs’tan gelir; ikisi ayrı senetlerle nakledilmiştir. Kısalığı bir eksiklik değil, tek cümlelik bir tespittir.
Sahih hadisBuhârî, Tefsîr
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ يُوسُفَ، أَنَّ ابْنَ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَهُمْ قَالَ أَخْبَرَنِي يُوسُفُ بْنُ مَاهَكَ، قَالَ إِنِّي عِنْدَ عَائِشَةَ أُمِّ الْمُؤْمِنِينَ قَالَتْ لَقَدْ أُنْزِلَ عَلَى مُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم بِمَكَّةَ، وَإِنِّي لَجَارِيَةٌ أَلْعَبُ {بَلِ السَّاعَةُ مَوْعِدُهُمْ وَالسَّاعَةُ أَدْهَى وَأَمَرُّ}
Yûsuf b. Mâhek şöyle dedi: Müminlerin annesi Âişe’nin yanındaydım. Dedi ki: “Hayır, onlara vaat edilen vakit kıyamet saatidir; o saat daha belâlı ve daha acıdır” âyeti Muhammed’e Mekke’de indirildi; ben o sırada oynayan küçük bir kızdım.
Âyet Kamer 54:46’dır. Rivayetin işi âyetin nerede indiğini tespit etmektir: Mekke. Âişe bunu kendi yaşından bir ölçüyle söyler — âyet indiğinde henüz oyun çağındadır.
Sahih hadisBuhârî, Tefsîr
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا وَهْبُ بْنُ جَرِيرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبِي قَالَ، سَمِعْتُ الزُّبَيْرَ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، فِي قَوْلِهِ تَعَالَى {وَلاَ يَعْصِينَكَ فِي مَعْرُوفٍ} قَالَ إِنَّمَا هُوَ شَرْطٌ شَرَطَهُ اللَّهُ لِلنِّسَاءِ.
İbn Abbâs, “İyi olanda sana karşı gelmezler” âyeti hakkında şöyle dedi: Bu, Allah’ın kadınlar için koyduğu bir şarttır.
Âyet Mümtehine 60:12’dir; mümin kadınların biat ederken üstlendikleri maddeler sayılır ve sonuncusu budur. İbn Abbâs cümleyi bir şart olarak tanıtır: biat, sayılanların üzerine bu kayıtla alınır. Âyetteki “ma’rûf” kaydı metinde durur — söz konusu olan, iyi ve doğru bilinen şeylerdir.
Sahih hadisBuhârî, Tefsîr
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَوْنٍ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، عَنْ حُمَيْدٍ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ قَالَ عُمَرُ ـ رضى الله عنه ـ اجْتَمَعَ نِسَاءُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي الْغَيْرَةِ عَلَيْهِ فَقُلْتُ لَهُنَّ عَسَى رَبُّهُ إِنْ طَلَّقَكُنَّ أَنْ يُبَدِّلَهُ أَزْوَاجًا خَيْرًا مِنْكُنَّ. فَنَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةُ.
Enes’ten: Ömer şöyle dedi: Peygamber’in hanımları ona karşı kıskançlıkta birleşmişlerdi. Onlara, “Sizi boşarsa Rabbi ona sizden daha hayırlı eşler verebilir” dedim. Bunun üzerine bu âyet indi.
Âyet Tahrîm 66:5’tir. Rivayet âyeti okumaz ama Ömer’in söylediği cümle âyetin lafzıyla örtüşür; bağ buradan kurulur. Sayfadaki Ahzâb 33:53 rivayetiyle aynı türdendir: klasik kaynaklarda Ömer’in görüşüyle örtüşen âyetlerden biri olarak anılır.
Sahih hadisBuhârî, Tefsîr
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَابِسٍ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ، إِنَّهَا تَرْمِي بِشَرَرٍ كَالْقَصْرِ قَالَ كُنَّا نَرْفَعُ الْخَشَبَ بِقَصَرٍ ثَلاَثَةَ أَذْرُعٍ أَوْ أَقَلَّ، فَنَرْفَعُهُ لِلشِّتَاءِ فَنُسَمِّيهِ الْقَصَرَ.
Abdurrahman b. Âbis, İbn Abbâs’ı “O, kasr gibi kıvılcımlar saçar” âyeti hakkında şöyle derken işitti: Biz odunu üç arşın yahut daha kısa parçalar hâlinde kaldırırdık; kış için ayırır ve ona “kasar” derdik.
Âyet Mürselât 77:32’dir. Rivayet yaygın bir yanlış okumayı düzeltir: buradaki “kasr” saray değil, kış için ayrılmış kütüklerdir. İbn Abbâs ölçüyü de verir — üç arşın ya da daha kısa.
Sahih hadisBuhârî, Tefsîr
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ الْمِقْدَامِ، حَدَّثَنَا الْفُضَيْلُ بْنُ سُلَيْمَانَ، حَدَّثَنَا أَبُو حَازِمٍ، حَدَّثَنَا سَهْلُ بْنُ سَعْدٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ بِإِصْبَعَيْهِ هَكَذَا بِالْوُسْطَى وَالَّتِي تَلِي الإِبْهَامَ " بُعِثْتُ وَالسَّاعَةَ كَهَاتَيْنِ ".
Sehl b. Sa’d şöyle dedi: Allah Resûlü’nü iki parmağıyla — orta parmağı ve baş parmağın yanındaki parmakla — böyle işaret ederken gördüm: “Ben ve kıyamet şu ikisi gibi gönderildik.”
Âyet Nâzi’ât 79:42-43’tür: kıyametin ne zaman kopacağı sorulur ve “sen onu anmanın neresindesin” denir. Rivayet “ne zaman” sorusuna bir tarih vermez; iki parmak arasındaki mesafeyle yakınlığı gösterir.
Sahih hadisBuhârî, Tefsîr
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْمُنْذِرِ، حَدَّثَنَا مَعْنٌ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " {يَوْمَ يَقُومُ النَّاسُ لِرَبِّ الْعَالَمِينَ} حَتَّى يَغِيبَ أَحَدُهُمْ فِي رَشْحِهِ إِلَى أَنْصَافِ أُذُنَيْهِ ".
İbn Ömer’den, Peygamber şöyle buyurdu: “İnsanların âlemlerin Rabbi için ayağa kalkacağı gün” — öyle ki kimileri kulaklarının ortasına kadar kendi terine gömülür.
Âyet Mutaffifîn 83:6’dır. Rivayet âyetteki ayağa kalkışın ne kadar süreceğini söylemez; bekleyişin ağırlığını bir ölçüyle anlatır.
Sahih hadisBuhârî, Tefsîr
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، غُنْدَرٌ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الأَسْوَدِ بْنِ قَيْسٍ، قَالَ سَمِعْتُ جُنْدَبًا الْبَجَلِيَّ، قَالَتِ امْرَأَةٌ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا أُرَى صَاحِبَكَ إِلاَّ أَبْطَأَكَ. فَنَزَلَتْ {مَا وَدَّعَكَ رَبُّكَ وَمَا قَلَى}
Cündeb el-Becelî şöyle dedi: Bir kadın, “Ey Allah’ın Resûlü! Arkadaşın seni geciktirmiş olmalı” dedi. Bunun üzerine “Rabbin seni bırakmadı ve sana darılmadı” âyeti indi.
Âyet Duhâ 93:3’tür. Rivayetteki “arkadaşın” sözü klasik kaynaklarda vahiy meleği olarak açıklanır. Vahyin bir süre gecikmesi üzerine söylenen söze karşılık âyet inmiştir.
Sahih hadisBuhârî, Tefsîr
حَدَّثَنَا حَجَّاجُ بْنُ مِنْهَالٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَدِيٌّ، قَالَ سَمِعْتُ الْبَرَاءَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ فِي سَفَرٍ فَقَرَأَ فِي الْعِشَاءِ فِي إِحْدَى الرَّكْعَتَيْنِ بِالتِّينِ وَالزَّيْتُونِ. {تَقْوِيمٍ} الْخَلْقِ.
Berâ’ şöyle dedi: Peygamber bir yolculuktayken yatsı namazının iki rekâtından birinde Tîn sûresini okudu. — Kaynağın eklediği kısa açıklama: âyetteki “takvîm” yaratılış demektir.
Âyetler Tîn 95:1 ve 95:4’tür. Rivayetin sonundaki sözlük açıklaması hadise değil kaynağa aittir: “insanı en güzel takvîmde yarattık” âyetindeki takvîm, yaratılış ve biçim anlamındadır.
Sahih hadisBuhârî, Tefsîr
حَدَّثَنَا ابْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ، أَنَّ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ أَوَّلُ مَا بُدِئَ بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الرُّؤْيَا الصَّالِحَةُ فَجَاءَهُ الْمَلَكُ فَقَالَ {اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِي خَلَقَ * خَلَقَ الإِنْسَانَ مِنْ عَلَقٍ * اقْرَأْ وَرَبُّكَ الأَكْرَمُ}
Âişe şöyle dedi: Allah Resûlü’ne ilk olarak doğru rüya ile başlandı. Sonra melek ona geldi ve şöyle dedi: “Yaratan Rabbinin adıyla oku. O, insanı tutunup asılan bir şeyden yarattı. Oku; Rabbin en cömert olandır.”
Âyetler Alak 96:1-3’tür ve Kur’an’ın ilk inen bölümüdür. Rivayet o ânı anlatır ve âyetleri meleğin sözü olarak aktarır. Daha uzun nakillerde olay Hira ve Hatice ile birlikte anlatılır; buradaki metin âyetlerde durur.
Sahih hadisBuhârî, Tefsîr
حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شَيْبَانُ، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ لَمَّا عُرِجَ بِالنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم إِلَى السَّمَاءِ قَالَ " أَتَيْتُ عَلَى نَهَرٍ حَافَتَاهُ قِبَابُ اللُّؤْلُؤِ مُجَوَّفًا فَقُلْتُ مَا هَذَا يَا جِبْرِيلُ قَالَ هَذَا الْكَوْثَرُ ".
Enes şöyle dedi: Peygamber göğe yükseltildiğinde şöyle anlattı: Bir ırmağın başına vardım; iki yakası oyulmuş inciden kubbelerdi. “Bu nedir, ey Cibrîl?” dedim. “Bu Kevser’dir” dedi.
Âyet Kevser 108:1’dir: “Sana Kevser’i verdik.” Rivayet âyette adı geçen Kevser’e dair bir tarif verir ve tarifi Peygamber’in kendi sözü olarak değil, Cibrîl’in cevabı olarak aktarır.
Sahih hadisBuhârî, Tefsîr
حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ أَبِي الضُّحَى، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُكْثِرُ أَنْ يَقُولَ فِي رُكُوعِهِ وَسُجُودِهِ " سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ رَبَّنَا وَبِحَمْدِكَ، اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِي ". يَتَأَوَّلُ الْقُرْآنَ.
Âişe şöyle dedi: Allah Resûlü rükûunda ve secdesinde çokça, “Seni tenzih ederim Allahım, Rabbimiz; hamd sanadır. Allahım, beni bağışla” derdi. Bu sözle Kur’an’ı uyguluyordu.
Âyet Nasr 110:3’tür: “Rabbini hamd ile tenzih et ve O’ndan bağışlanma dile.” Sondaki “Kur’an’ı uyguluyordu” kaydı râviye aittir ve bağı açıkça kurar: duanın iki parçası âyetin iki emrine karşılık gelir — önce hamd ile tesbih, sonra istiğfar.
Sahih hadisBuhârî, Tefsîr
حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ مُرَّةَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ أَبُو لَهَبٍ تَبًّا لَكَ أَلِهَذَا جَمَعْتَنَا فَنَزَلَتْ {تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ}.
İbn Abbâs şöyle dedi: Ebû Leheb, “Kurusun elin! Bizi bunun için mi topladın?” dedi. Bunun üzerine “Ebû Leheb’in iki eli kurusun” âyeti indi.
Âyet Mesed 111:1’dir. Rivayet âyetin hangi söz üzerine indiğini bildirir: âyetin “tebbet” kelimesi, söylenen “tebben” sözünün karşılığıdır. Daha uzun nakillerde Peygamber’in yakınlarını toplayıp onları uyarması anlatılır.
Sahih hadisBuhârî, Tefsîr
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَاصِمٍ، وَعَبْدَةَ، عَنْ زِرِّ بْنِ حُبَيْشٍ، قَالَ سَأَلْتُ أُبَىَّ بْنَ كَعْبٍ عَنِ الْمُعَوِّذَتَيْنِ، فَقَالَ سَأَلْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ قِيلَ لِي فَقُلْتُ فَنَحْنُ نَقُولُ كَمَا قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم.
Zir b. Hubeyş şöyle dedi: Übeyy b. Kâ’b’a muavvizeteyni sordum. Dedi ki: Ben de Allah Resûlü’ne sormuştum; “Bana denildi, ben de dedim” buyurdu. Biz de Allah Resûlü’nün dediği gibi deriz.
İki sûre Felak 113:1 ve Nâs 114:1’dir; ikisi de “De ki” emriyle başlar. Übeyy’in aktardığı cevap tam bu noktayı gösterir: “De ki” sözü metnin dışında bir yönerge değil, okunan metnin kendisidir.
Sahih hadisBuhârî, Tefsîr
Hadislerin Arapça metni klasik hadis kaynaklarındandır. Türkçe anlam bu sitenin kendi metnidir ve basılı bir tercümenin yerini tutmaz; esas olan Arapça metindir.
Bu hadisler nasıl seçildi
Ölçüt tekti: rivayet belirli bir âyete bağlanabilmeli. Her hadisin altındaki not, hangi âyetin açıklandığını sure adı ve numarasıyla yazar; âyeti tespit edilemeyen rivayet sayfaya alınmamıştır. Birkaç rivayette bağ, metnin âyeti okumasından değil kullandığı kelimeden kurulur; o notlar bunun bir çıkarım olduğunu açıkça söyler ve kesinmiş gibi sunmaz.
Alınmayanlar da bir kurala göre ayrıldı. Savaş ve ganimet anlatısı, kölelik dönemi hükümleri, fıkhî usul tartışmaları, nesih tartışmaları ve kıraat farkı tartışmaları dışarıda bırakıldı — sonuncusu Tefsîr bölümünde özellikle çoktur ve Arapça imlâ bilgisi olmadan kısa bir notla anlatılamaz. Tek bir kişinin âhiretteki durumunu bildiren ağır bağlamlı rivayetler de alınmadı; bu sayfa kimse hakkında hüküm vermez. Metni senedinde kesilen, yani gövdesi “ve hadisi zikretti” diye özetlenen rivayetler de dışarıda kaldı; bunlarda açıklanan şeyin ne olduğu metinde durmaz.
Son eleme sitenin kendi içinde yapıldı: aynı metin başka bir tema sayfasında zaten yayımlanmışsa buraya ikinci kez alınmadı. Buhârî aynı sözü farklı kitâblarda farklı senetlerle tekrarladığı için bu karşılaştırma senede değil metnin gövdesine bakılarak yapılır — tam metin karşılaştırması, senedi farklı olan aynı hadisi kaçırır. Son genişletmede bu eleme tek başına, incelenen adayların üçte birini düşürdü.
Bir rivayet sonradan çıkarıldı: İbrâhîm–İshâk–Ya'kûb–Yûsuf zincirini sayan "kerem sahibinin oğlu kerem sahibi" sözü Yûsuf 12:6 ile bağlanabilir, ama bu bağ rivayetin kendisinde yoktur; metin bir peygamber soyunu saydığı için peygamberler hadisleri sayfasında durur.
İki rivayet daha aynı gerekçeyle çıkarıldı. Şirk üzere ölenle şirksiz ölen hakkındaki İbn Mes’ûd rivayeti Bakara 2:22 ile yalnız metinde geçen bir kelime üzerinden bağlanıyordu; anlattığı şey kendi başına bir konudur ve ölüm ile ilgili hadisler sayfasında durur. Dâvûd’a okumanın kolaylaştırıldığını bildiren rivayet ise İsrâ 17:55 ile bağlanıyordu, ama metin âyetin lafzını açıklamaz; bir peygamberin gününü anlatır ve daha dolu lafzıyla peygamberler hadisleri sayfasındadır.
Neden bâb numarası yazılmıyor
Sitedeki diğer hadis sayfalarında atıf kitâb adı ve bâb numarasıyla verilir. Bu sayfada yalnızca kitâb adı vardır ve bu bilinçlidir.
Buhârî’nin Tefsîr bölümü, öbür kitâblar gibi numaralı bâblara değil, Kur’an’ın sure sırasına göre düzenlenmiştir: önce sure adı, sonra o surenin açıklanan âyeti gelir. Kaynak nüshada bu bölüm için bâb numarası bulunmaz. Numara uydurmak yerine atıf kitap düzeyinde bırakıldı; “ölçülemedi” ile “yanlış” aynı şey değildir. Sıralama da bu yüzden Fâtiha’dan Nâs’a doğru gider: kaynağın kendi düzeni budur.
Bir hadisin âyeti açıklaması ne demek
Bu sayfadaki rivayetler üç işten birini yapar. Birincisi kelime açıklamasıdır: Mürselât 77:32’deki “kasr” saray değil kış için ayrılmış kütüktür, Mâide 5:89’daki “lağv” konuşma arasına niyetsizce giren yemin sözüdür, En’âm 6:82’deki “zulüm” ise her günah değil şirktir. İsrâ 17:60’ta iki ifade birden açıklanır: oradaki “rü’yâ” uykuda görülen bir rüya değil gözle görmedir, “lânetlenmiş ağaç” ise zakkum ağacıdır.
İkincisi iniş bağlamıdır: bir âyetin hangi söz ya da olay üzerine indiği bildirilir; Nisâ 4:95’te âyetin bir kaydının sonradan eklendiği bile görülür. Üçüncüsü düzeltmedir — Necm 53:9-10’da yaklaşan ve görülenin kim olduğu, Feth 48:2’deki bağışlanmanın ibadeti gereksiz kılıp kılmadığı, Mâide 5:67’de vahyin bir kısmının gizlendiği iddiası gibi. Bu üçü bir arada, âyeti anlamanın ilk dayanağının yine nakil olduğunu gösterir.
Sık sorulan sorular
Buhârî’nin Tefsîr bölümü neyi anlatır?
Sahîh-i Buhârî’nin 65. kitâbıdır. Âyetlerle ilgili rivayetleri Kur’an’ın sure sırasına göre toplar: önce sure adı verilir, sonra o surede açıklanan âyet ve o âyete bağlı hadis gelir. Bu düzen yüzünden bölümde numaralı bâb yoktur; bu sayfadaki atıflar da kitap düzeyinde bırakılmıştır.
Bir hadis âyetin anlamını kesin olarak belirler mi?
Rivayet, âyetin nasıl anlaşıldığına dair en erken tanıklığı verir; bu yüzden ağırlığı büyüktür. Ama her rivayet aynı kesinlikte değildir: bu sayfadaki bazı nakiller “bu âyetin şu kişi hakkında indiğini düşünüyoruz” gibi ihtiyat kaydı taşır, bazılarında açıklama Peygamber’e değil bir sahâbîye aittir. Notlar bu ayrımı gizlemez.
Bu sayfadaki Türkçe anlamlar hangi mealden alındı?
Hiçbirinden. Hem hadis metinlerinin hem de hadis içinde geçen âyet parçalarının Türkçesi bu site için yazılmıştır. Arapça metin kaynaktan programla kopyalanır ve harfi harfine korunur; Türkçe anlam ise sitenin kendi metnidir.
Buhârî’nin Tefsîr bölümündeki bütün hadisler bu sayfada mı?
Hayır. Bölüm bu sayfadakinden çok daha geniştir; buraya yalnızca açıkladığı âyet tespit edilebilen ve sayfanın kapsamına giren rivayetler alındı. Kıraat farkı ve nesih tartışmaları, savaş anlatıları, fıkhî hüküm bildiren metinler, tek bir kişinin âhiretteki durumunu konu eden ağır bağlamlı nakiller, gövdesi kaynakta özetlenmiş rivayetler ve sitenin başka bir sayfasında zaten yayımlanmış metinler dışarıda kaldı. Sayı hedefi bu ölçütlerin önüne geçmez.
Kaynaklar
- Sahih hadisBuhârî, Tefsîr — Sayfadaki kırk yedi rivayetin tamamı Sahîh-i Buhârî’nin Kitâbü’t-Tefsîr bölümündendir. Bu bölüm sure sırasına göre düzenlendiği için bâb numarası verilmemiştir.
- Kur’anFâtiha 1:7 — Sûrenin bitişi ve cemaatin “âmîn” demesi.
- Kur’anBakara 2:144 — Kıblenin çevrilmesi — Berâ’ rivayeti.
- Kur’anBakara 2:204 — “Eleddü’l-hısâm” — çekişmede direten kimse.
- Kur’anNisâ 4:43 — Teyemmüm âyeti — Esmâ’nın gerdanlığı rivayeti.
- Kur’anNisâ 4:95 — “Özür sahipleri dışında” kaydının eklenmesi.
- Kur’anMâide 5:67 — Tebliğ emri — Âişe’nin düzeltmesi.
- Kur’anMâide 5:89 — Yeminlerdeki “lağv” — Âişe rivayeti.
- Kur’anEn’âm 6:82 — “Zulüm” kelimesinin anlamı — Lokmân 31:13 ile açıklanır.
- Kur’anEn’âm 6:86 — Yûnus’un peygamberler arasında anılması.
- Kur’anA’râf 7:199 — “Affı al” emrinin anlamı.
- Kur’anTevbe 9:34-35 — Biriktirme uyarısı ve zekât — iki rivayet.
- Kur’anHicr 15:87 — “Tekrarlanan yedi” — Fâtiha sûresi.
- Kur’anNahl 16:70 — “Erzeli’l-ömür” — ömrün en düşkün çağı.
- Kur’anİsrâ 17:16 — Âyetteki fiilin Câhiliye kullanımıyla açıklanması.
- Kur’anİsrâ 17:57 — Vesile arayanların kim olduğu — İbn Mes’ûd rivayeti.
- Kur’anİsrâ 17:60 — “Rü’yâ” ve “lânetlenmiş ağaç” — İbn Abbâs rivayeti.
- Kur’anYâsîn 36:38 — Güneşin karar yeri — Ebû Zer’in sorusu.
- Kur’anCâsiye 45:24 — “Dehr” sözüne verilen karşılık.
- Kur’anNecm 53:9-10 — Görülenin Cibrîl olduğunu bildiren rivayet.
- Kur’anNecm 53:62 — Sûrenin secde âyeti.
- Kur’anKamer 54:1 — Ayın yarılması — iki ayrı tanık.
- Kur’anKamer 54:46 — Âyetin Mekke’de indiğinin tespiti.
- Kur’anTahrîm 66:5 — Âyetin iniş bağlamı — Ömer rivayeti.
- Kur’anMürselât 77:32 — “Kasr” kelimesinin anlamı.
- Kur’anDuhâ 93:3 — Sûrenin iniş bağlamı.
- Kur’anAlak 96:1-3 — İlk inen âyetler — Âişe rivayeti.
- Kur’anNasr 110:3 — Rükû ve secdedeki tesbih ile istiğfarın karşılığı.
Son güncelleme: