İsim Koymak ile İlgili Hadisler
Sahîh-i Buhârî'nin Kitâbü'l-Edeb bölümünde isim, künye ve nesep konusuna ayrılmış bâblar vardır. Aşağıdaki on dört rivayet o bâblardan seçilmiştir: Peygamber'in koyduğu adlar, bir ismin daha güzeliyle değiştirilmesi, çocuğa künye verilmesi, isimden harf eksilterek seslenmek ve kişinin baba adıyla anılması. Sayfa rivayetlerin ne söylediğini aktarır; hangi ismin konulacağına dair hüküm vermez.
Hadisler
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " الْغَادِرُ يُرْفَعُ لَهُ لِوَاءٌ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، يُقَالُ هَذِهِ غَدْرَةُ فُلاَنِ بْنِ فُلاَنٍ ".
Ahdini bozan kişi için kıyamet günü bir sancak kaldırılır ve “Bu, falan oğlu falanın ahdi bozmasıdır” denir.
Bâb başlığı “insanların babalarıyla çağrılması”dır; rivayetin kendi konusu ise ahde vefasızlıktır. Başlığa dayanak, metindeki “falan oğlu falan” ifadesidir: kişi baba adıyla anılır. Kur'an'daki karşılığı Ahzâb 33:5'tir — “onları babalarına nispet ederek çağırın”.
Sahih hadisBuhârî, Edeb 99
حَدَّثَنَا صَدَقَةُ بْنُ الْفَضْلِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ عُيَيْنَةَ، حَدَّثَنَا ابْنُ الْمُنْكَدِرِ، عَنْ جَابِرٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ وُلِدَ لِرَجُلٍ مِنَّا غُلاَمٌ فَسَمَّاهُ الْقَاسِمَ فَقُلْنَا لاَ نَكْنِيكَ أَبَا الْقَاسِمِ وَلاَ كَرَامَةَ. فَأَخْبَرَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " سَمِّ ابْنَكَ عَبْدَ الرَّحْمَنِ ".
Câbir şöyle dedi: İçimizden bir adamın oğlu oldu; ona Kāsım adını verdi. Biz ona, “Sana Ebü'l-Kāsım künyesini vermeyiz, böyle bir ikramda da bulunmayız” dedik. Adam durumu Peygamber'e bildirdi. Peygamber, “Oğluna Abdurrahman adını ver” buyurdu.
Bâb başlığı “Allah'a en sevimli isimler”dir; bu cümle rivayetin lafzında GEÇMEZ. Metinde yalnızca tek bir yönlendirme vardır: “Oğluna Abdurrahman adını ver”. Yaygın olarak aktarılan “en sevimli isimler” listesinin kaynağı bu rivayet değildir. Abdurrahman bir isim değil, kulluk terkibidir: er-Rahmân'ın kulu.
Sahih hadisBuhârî, Edeb 105
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا خَالِدٌ، حَدَّثَنَا حُصَيْنٌ، عَنْ سَالِمٍ، عَنْ جَابِرٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ وُلِدَ لِرَجُلٍ مِنَّا غُلاَمٌ فَسَمَّاهُ الْقَاسِمَ فَقَالُوا لاَ نَكْنِيهِ حَتَّى نَسْأَلَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " سَمُّوا بِاسْمِي، وَلاَ تَكْتَنُوا بِكُنْيَتِي ".
Câbir şöyle dedi: İçimizden bir adamın oğlu oldu; ona Kāsım adını verdi. Ashâb, “Peygamber'e sormadan ona künye vermeyiz” dediler. Peygamber, “Benim adımla adlandırın, künyemle künyelenmeyin” buyurdu.
Aynı olay bir önceki bâbda başka bir cevapla nakledilir: orada “Oğluna Abdurrahman adını ver”, burada “benim adımla adlandırın”. İki cevap iki ayrı bâba konmuştur. Cümlenin ikinci yarısındaki künye yasağının kapsamı klasik kaynaklarda farklı açıklanmıştır; rivayetin lafzı bir sınır ya da gerekçe belirtmez.
Sahih hadisBuhârî, Edeb 106
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، أَنَّ ابْنَ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَهُمْ قَالَ أَخْبَرَنِي عَبْدُ الْحَمِيدِ بْنُ جُبَيْرِ بْنِ شَيْبَةَ، قَالَ جَلَسْتُ إِلَى سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ فَحَدَّثَنِي أَنَّ جَدَّهُ حَزْنًا قَدِمَ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم. فَقَالَ " مَا اسْمُكَ ". قَالَ اسْمِي حَزْنٌ. قَالَ " بَلْ أَنْتَ سَهْلٌ ". قَالَ مَا أَنَا بِمُغَيِّرٍ اسْمًا سَمَّانِيهِ أَبِي. قَالَ ابْنُ الْمُسَيَّبِ فَمَا زَالَتْ فِينَا الْحُزُونَةُ بَعْدُ.
Abdülhamîd b. Cübeyr şöyle dedi: Saîd b. el-Müseyyeb'in yanına oturdum; bana dedesi Hazn'ın Peygamber'e geldiğini anlattı. Peygamber, “Adın ne?” diye sordu. O, “Adım Hazn” dedi. Peygamber, “Hayır, sen Sehl'sin” buyurdu. O, “Babamın bana verdiği ismi değiştirecek değilim” dedi. İbnü'l-Müseyyeb, “O günden sonra bizde sertlik hep sürdü” dedi.
Değişiklik teklifi ismin anlamı üzerinedir: “hazn” sert ve engebeli yer, “sehl” düz ve yumuşak yer demektir. Rivayet teklifin kabul edilmemesini ayrıca kınamaz. Sondaki cümle râvi Saîd b. el-Müseyyeb'in kendi gözlemidir, Peygamber'in sözü değildir.
Sahih hadisBuhârî, Edeb 108
حَدَّثَنَا صَدَقَةُ بْنُ الْفَضْلِ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ أَبِي مَيْمُونَةَ، عَنْ أَبِي رَافِعٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ زَيْنَبَ، كَانَ اسْمُهَا بَرَّةَ، فَقِيلَ تُزَكِّي نَفْسَهَا. فَسَمَّاهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم زَيْنَبَ.
Zeyneb'in adı Berre idi. “Kendini temize çıkarıyor” denildi; bunun üzerine Allah Resûlü ona Zeyneb adını verdi.
Gerekçe ismin anlamındadır: “berre” iyi, dindar ve itaatkâr demektir; itiraz kişinin kendini bu sıfatla anmasına yöneliktir. “Denildi” ifadesi edilgendir — itirazı kimin yaptığı rivayette geçmez.
Sahih hadisBuhârî, Edeb 108
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي مَرْيَمَ، حَدَّثَنَا أَبُو غَسَّانَ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو حَازِمٍ، عَنْ سَهْلٍ، قَالَ أُتِيَ بِالْمُنْذِرِ بْنِ أَبِي أُسَيْدٍ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم حِينَ وُلِدَ، فَوَضَعَهُ عَلَى فَخِذِهِ وَأَبُو أُسَيْدٍ جَالِسٌ، فَلَهَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِشَىْءٍ بَيْنَ يَدَيْهِ، فَأَمَرَ أَبُو أُسَيْدٍ بِابْنِهِ فَاحْتُمِلَ مِنْ فَخِذِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَاسْتَفَاقَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " أَيْنَ الصَّبِيُّ ". فَقَالَ أَبُو أُسَيْدٍ قَلَبْنَاهُ يَا رَسُولَ اللَّهِ. قَالَ " مَا اسْمُهُ ". قَالَ فُلاَنٌ. قَالَ " وَلَكِنْ أَسْمِهِ الْمُنْذِرَ ". فَسَمَّاهُ يَوْمَئِذٍ الْمُنْذِرَ.
Sehl şöyle dedi: Münzir b. Ebî Üseyd doğduğunda Peygamber'e getirildi. Peygamber onu dizine koydu; Ebû Üseyd de orada oturuyordu. Derken Peygamber'in dikkati önündeki bir şeye kaydı. Ebû Üseyd oğlunu aldırdı ve çocuk Peygamber'in dizinden kaldırıldı. Peygamber dalgınlıktan sıyrılınca, “Çocuk nerede?” diye sordu. Ebû Üseyd, “Onu geri gönderdik, ey Allah'ın Resûlü” dedi. Peygamber, “Adı ne?” diye sordu. “Falan” dedi. Peygamber, “Hayır, adını Münzir koy” buyurdu. O gün adını Münzir koydu.
Rivayet çocuğun önceki adını anmaz; râvi “falan” der. Yani metin hangi ismin bırakıldığını söylemez ve bir isim yasağı kurmaz. “Münzir” uyaran demektir.
Sahih hadisBuhârî, Edeb 108
حَدَّثَنَا ابْنُ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بِشْرٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قُلْتُ لاِبْنِ أَبِي أَوْفَى رَأَيْتَ إِبْرَاهِيمَ ابْنَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ مَاتَ صَغِيرًا، وَلَوْ قُضِيَ أَنْ يَكُونَ بَعْدَ مُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم نَبِيٌّ عَاشَ ابْنُهُ، وَلَكِنْ لاَ نَبِيَّ بَعْدَهُ.
İsmâil şöyle dedi: İbn Ebî Evfâ'ya, “Peygamber'in oğlu İbrâhîm'i gördün mü?” diye sordum. Şöyle dedi: Küçükken öldü. Muhammed'den sonra bir peygamber gelmesi takdir edilmiş olsaydı oğlu yaşardı; ama ondan sonra peygamber yoktur.
Rivayetin bu bâbda bulunma sebebi, Peygamber'in kendi oğluna bir peygamber adı vermiş olmasıdır — metin bunu anlatmaz, varsayar. İkinci cümle sahâbî İbn Ebî Evfâ'nın kendi sözüdür; metinde Peygamber'e nispet eden bir kalıp yoktur.
Sahih hadisBuhârî, Edeb 109
حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ حُصَيْنِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ سَالِمِ بْنِ أَبِي الْجَعْدِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ الأَنْصَارِيِّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " سَمُّوا بِاسْمِي، وَلاَ تَكْتَنُوا بِكُنْيَتِي، فَإِنَّمَا أَنَا قَاسِمٌ أَقْسِمُ بَيْنَكُمْ ". وَرَوَاهُ أَنَسٌ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم.
Allah Resûlü şöyle buyurdu: Benim adımla adlandırın, künyemle künyelenmeyin; ben ancak taksim ediciyim, aranızda taksim ederim.
Cümlenin ikinci yarısına burada bir gerekçe eklenir: “Kāsım” taksim eden demektir ve Peygamber kendisini bu işle niteler. Rivayetin sonunda kaynak, aynı hadisi Enes'in de naklettiğini kaydeder.
Sahih hadisBuhârî, Edeb 109
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ بُرَيْدِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى، قَالَ وُلِدَ لِي غُلاَمٌ، فَأَتَيْتُ بِهِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَسَمَّاهُ إِبْرَاهِيمَ، فَحَنَّكَهُ بِتَمْرَةٍ، وَدَعَا لَهُ بِالْبَرَكَةِ، وَدَفَعَهُ إِلَىَّ، وَكَانَ أَكْبَرَ وَلَدِ أَبِي مُوسَى.
Ebû Mûsâ şöyle dedi: Bir oğlum oldu. Onu Peygamber'e götürdüm; ona İbrâhîm adını verdi, bir hurmayı çiğneyip damağına sürdü ve onun için bereket duası etti, sonra onu bana verdi. Bu çocuk Ebû Mûsâ'nın en büyük oğluydu.
Adı koyan Peygamber'in kendisidir ve koyduğu ad bir peygamber adıdır — bâbın konusu budur. Hurmayı çiğneyip yeni doğanın damağına sürmek (tahnîk) rivayetin kendi ayrıntısıdır. Metin hiçbir sayı ya da zaman şartı vermez. Son cümle râviye aittir.
Sahih hadisBuhârî, Edeb 109
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كَانَتْ أُمُّ سُلَيْمٍ فِي الثَّقَلِ وَأَنْجَشَةُ غُلاَمُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يَسُوقُ بِهِنَّ، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " يَا أَنْجَشَ، رُوَيْدَكَ، سَوْقَكَ بِالْقَوَارِيرِ ".
Enes şöyle dedi: Ümmü Süleym yük kafilesindeydi; Peygamber'in hizmetinde bulunan Enceşe de kadınların develerini sürüyordu. Peygamber, “Yâ Enceş! Yavaş ol; cam kaplar taşıyorsun” buyurdu.
Bâbın konusu şudur: “Enceşe” adı son harfi düşürülerek “Enceş” diye çağrılır. “Cam kaplar” sözü klasik şerhlerde kafiledeki kadınlar için bir benzetme olarak açıklanır; rivayetin lafzı bir açıklama vermez.
Sahih hadisBuhârî, Edeb 111
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، عَنْ أَبِي التَّيَّاحِ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَحْسَنَ النَّاسِ خُلُقًا، وَكَانَ لِي أَخٌ يُقَالُ لَهُ أَبُو عُمَيْرٍ ـ قَالَ أَحْسِبُهُ فَطِيمٌ ـ وَكَانَ إِذَا جَاءَ قَالَ " يَا أَبَا عُمَيْرٍ مَا فَعَلَ النُّغَيْرُ ". نُغَرٌ كَانَ يَلْعَبُ بِهِ، فَرُبَّمَا حَضَرَ الصَّلاَةَ وَهُوَ فِي بَيْتِنَا، فَيَأْمُرُ بِالْبِسَاطِ الَّذِي تَحْتَهُ فَيُكْنَسُ وَيُنْضَحُ، ثُمَّ يَقُومُ وَنَقُومُ خَلْفَهُ فَيُصَلِّي بِنَا.
Enes şöyle dedi: Peygamber insanların ahlâkça en güzeliydi. Ebû Umeyr diye çağrılan bir kardeşim vardı; râvi, sütten yeni kesilmiş olduğunu sandığını söyler. Peygamber geldiğinde ona, “Yâ Ebâ Umeyr! Nuğayr ne yaptı?” derdi. Nuğayr, çocuğun oynadığı küçük bir kuştu. Bazen namaz vakti bizim evimizde olurdu; altındaki yaygının süpürülüp üzerine su serpilmesini söyler, sonra kalkardı; biz de arkasında durur, bize namaz kıldırırdı.
Bâbın konusu, henüz çocuğu olmayan birine künye verilmesidir; burada künye verilen, sütten yeni kesilmiş bir çocuktur. “Nuğayr”, küçük bir kuş olan “nuğar”ın küçültme biçimidir ve cümle Arapçada kafiyelidir. Namazla ilgili kısım aynı rivayetin devamıdır.
Sahih hadisBuhârî, Edeb 112
حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ مَخْلَدٍ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو حَازِمٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ، قَالَ إِنْ كَانَتْ أَحَبَّ أَسْمَاءِ عَلِيٍّ ـ رضى الله عنه ـ إِلَيْهِ لأَبُو تُرَابٍ، وَإِنْ كَانَ لَيَفْرَحُ أَنْ يُدْعَى بِهَا، وَمَا سَمَّاهُ أَبُو تُرَابٍ إِلاَّ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم غَاضَبَ يَوْمًا فَاطِمَةَ فَخَرَجَ فَاضْطَجَعَ إِلَى الْجِدَارِ إِلَى الْمَسْجِدِ، فَجَاءَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَتْبَعُهُ، فَقَالَ هُوَ ذَا مُضْطَجِعٌ فِي الْجِدَارِ فَجَاءَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَامْتَلأَ ظَهْرُهُ تُرَابًا، فَجَعَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَمْسَحُ التُّرَابَ عَنْ ظَهْرِهِ يَقُولُ " اجْلِسْ يَا أَبَا تُرَابٍ ".
Sehl b. Sa'd şöyle dedi: Ali'nin en sevdiği adı Ebû Türâb'tı; bu adla çağrılmaktan sevinirdi. Ona Ebû Türâb adını Peygamber'den başkası vermemiştir. Ali bir gün Fâtıma'ya darılmış, çıkıp mescidin duvarının dibine uzanmıştı. Peygamber onu arayarak geldi; biri, “İşte duvarın dibinde uzanmış” dedi. Peygamber yanına vardığında Ali'nin sırtı toprak içindeydi. Peygamber sırtındaki toprağı silkelemeye başladı ve “Otur ey Ebû Türâb” dedi.
Künye burada bir olaydan doğar ve sonradan benimsenir. Bâb başlığı Ali'nin başka bir künyesi de bulunduğunu açıkça söyler; yani rivayet tek künye şartı koymaz. “En sevdiği ad” değerlendirmesi râvi Sehl'e aittir.
Sahih hadisBuhârî, Edeb 113
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَخْنَى الأَسْمَاءِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ عِنْدَ اللَّهِ رَجُلٌ تَسَمَّى مَلِكَ الأَمْلاَكِ ".
Allah Resûlü şöyle buyurdu: Kıyamet günü Allah katında isimlerin en bayağısı, kendisine “meliklerin meliki” adını veren kişinin adıdır.
Bâb başlığı “Allah'a en sevimsiz isimler”dir; rivayetin lafzı ise “en bayağı” der. Metin TEK bir tabiri anar: meliklerin meliki. Bir liste vermez, başka hiçbir ada değinmez — yaygın olarak dolaşan “yasak isimler” listeleri bu rivayetin parçası değildir. el-Melik ve Mâlikü'l-mülk Allah'ın isimlerindendir.
Sahih hadisBuhârî, Edeb 114
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، رِوَايَةً قَالَ " أَخْنَعُ اسْمٍ عِنْدَ اللَّهِ ـ وَقَالَ سُفْيَانُ غَيْرَ مَرَّةٍ أَخْنَعُ الأَسْمَاءِ عِنْدَ اللَّهِ ـ رَجُلٌ تَسَمَّى بِمَلِكِ الأَمْلاَكِ ". قَالَ سُفْيَانُ يَقُولُ غَيْرُهُ تَفْسِيرُهُ شَاهَانْ شَاهْ.
Ebû Hüreyre, Peygamber'e ulaştırdığı bir rivayette şöyle dedi: Allah katında en alçak isim — Süfyân bunu birçok kez “Allah katında isimlerin en alçağı” diye de nakletmiştir — kendisine “Melikü'l-emlâk” adını veren kişinin adıdır. Süfyân ekler: Bir başkası, bu tabirin karşılığının “şâhân şâh” olduğunu söyler.
İkinci nakil iki şey ekler: râvi Süfyân'ın lafız farkını kaydetmesi ve tabirin Farsça karşılığının söylenmesi. Buradan görülür ki söz konusu olan bir şahıs adı değil, bir hükümdarlık unvanıdır. “Şâhân şâh” açıklaması râvi sözüdür, hadisin lafzı değildir.
Sahih hadisBuhârî, Edeb 114
Hadislerin Arapça metni klasik hadis kaynaklarındandır. Türkçe anlam bu sitenin kendi metnidir ve basılı bir tercümenin yerini tutmaz; esas olan Arapça metindir.
Bu hadisler nasıl seçildi
Sahîh-i Buhârî'nin 78. kitâbı Kitâbü'l-Edeb'dir. Bu kitâbın 99 ile 115 arasındaki bâbları isim, künye ve kişinin baba adıyla anılması konusunu işler. Sayfadaki on dört rivayet o bâblardan seçilmiştir; her birinin bâb numarası kendi altında verilmiştir.
Ölçüt şuydu: rivayet doğrudan ad koymayı, adı değiştirmeyi, künyeyi ya da kişinin baba adıyla anılmasını konu etmeli. Aday havuzundaki yirmi üç rivayetten sekizi alınmadı. Dördü aynı olayın ikinci ya da üçüncü nakliydi ve ilkine bir şey eklemiyordu — Hazn kıssası, Kāsım kıssası, “falan oğlu falan” rivayeti ve “benim adımla adlandırın” cümlesinin üçüncü tariki. İkisi isim değil hitap kalıbıydı (“anam babam sana feda olsun”, “Allah beni sana feda etsin”). Biri, içinde yalnızca Velîd adı geçtiği için o bâbda bulunan bir duaydı; metnin konusu isim değildir ve ağır bir savaş bağlamı taşır. Sonuncusu da kısa bir notla verilemeyecek kadar ağır bir bağlam taşıdığı için alınmadı. Sayı, ölçütün önüne geçmedi. Alınan on beşten biri de sonradan çıkarıldı: Cibrîl’in Âişe’ye selam ettiği rivayet buraya isminden harf eksiltilerek seslenmenin ikinci örneği olarak alınmıştı, aynı kullanım bir önceki rivayette zaten vardı; metnin kendi konusu ise iletilen ve karşılık verilen selamdır ve rivayet selam ve görgü hadisleri sayfasında duruyor.
Bâb başlığı ile rivayetin lafzı aynı şey değildir
Sahîh'te bâb başlığı bir konu etiketi değil, müellifin rivayetten çıkardığı iddiadır. Bu sayfada bunun üç açık örneği var.
105. bâbın başlığı “Allah'a en sevimli isimler”dir; altındaki rivayette böyle bir cümle geçmez, yalnızca “Oğluna Abdurrahman adını ver” vardır. 99. bâbın başlığı “insanların babalarıyla çağrılması”dır; rivayetin konusu ise ahde vefasızlıktır — başlığa dayanak, metindeki “falan oğlu falan” ifadesidir. 114. bâbın başlığı “en sevimsiz isimler” der, rivayetin lafzı ise “en bayağı” der ve tek bir tabiri anar.
Bu sayfa iddiayı başlığa değil rivayetin lafzına dayandırır. Bâb numaraları her hadisin altında verilir ki okuyan ikisini ayırt edebilsin.
Bu sayfa hüküm vermez
Buradaki rivayetler bir ismin konulup konulamayacağına dair hüküm kurmaz. Hüküm çıkarmak fıkıh kaynaklarının işidir ve bu platformun kapsamı dışındadır. Yapılan, rivayetin ne söylediğini kaynağıyla göstermek ve nerede sustuğunu belirtmektir.
En çok karıştırılan yer 114. bâbdır. “Allah katında isimlerin en bayağısı” ifadesi yaygın olarak bir yasak isimler listesinin başlığı gibi dolaşır. Rivayetin lafzı tek bir tabiri anar: meliklerin meliki. Metin ne bir liste verir ne de başka bir ada değinir; ikinci nakilde bu tabirin bir hükümdarlık unvanı olduğu ayrıca söylenir.
Aynı şekilde “künyemle künyelenmeyin” cümlesinin kapsamı — kimleri ve hangi süreyi bağladığı — klasik kaynaklarda farklı açıklanmıştır; rivayetin kendisi bir sınır belirtmez. Hazn kıssasında da Peygamber'in teklifi kabul edilmemiş, rivayet bunu ayrıca kınamamıştır.
Sık sorulan sorular
Buhârî'nin Kitâbü'l-Edeb bölümünde isimle ilgili hangi bâblar var?
99 ile 115 arasındaki bâblar bu konudadır: insanların babalarıyla çağrılması, Allah'a en sevimli isimler, Hazn ismi, ismi daha güzeliyle değiştirmek, peygamber isimleriyle adlandırmak, bir kişiyi çağırırken isminden harf eksiltmek, çocuğa künye vermek, Ebû Türâb künyesi ve en sevimsiz isimler. Sayfadaki on dört rivayet bu bâblardan seçilmiştir.
“Allah katında en sevilmeyen isim” rivayeti bir yasak isimler listesi midir?
Hayır. Rivayetin lafzı tek bir tabiri anar: “meliklerin meliki”. Metin bir liste vermez ve başka hiçbir ada değinmez; ikinci nakilde bu tabirin bir hükümdarlık unvanı olduğu söylenir. Bir ismin konulup konulamayacağı fıkhî bir sorudur ve bu sayfanın kapsamı dışındadır.
Kur'an isim konusunda ne der?
İki ayet doğrudan ilgilidir. Ahzâb 33:5 kişinin baba adıyla anılmasını “Allah katında daha adaletli” sayar; 99. bâbın konusu bu ayetle örtüşür. Hucurât 49:11 ise birbirine kötü lakap takmayı yasaklar. Bu sayfadaki rivayetler Kur'an'ın bu iki hükmünün yanında durur, onların yerine geçmez.
Kaynaklar
- Sahih hadisBuhârî, Edeb — Sayfadaki on dört rivayetin tamamı Sahîh-i Buhârî'nin 78. kitâbı olan Kitâbü'l-Edeb'in isim ve künye bâblarından seçilmiştir; bâb numaraları hadislerin altında verilmiştir.
- Sahih hadisBuhârî, Edeb 105 — Abdurrahman adının verilmesi — bâb başlığı “Allah'a en sevimli isimler”dir.
- Sahih hadisBuhârî, Edeb 108 — İsmi daha güzeliyle değiştirmek — Hazn, Berre ve Münzir rivayetleri.
- Sahih hadisBuhârî, Edeb 109 — Peygamber isimleriyle adlandırmak.
- Sahih hadisBuhârî, Edeb 114 — “Meliklerin meliki” rivayeti ve râvinin “şâhân şâh” açıklaması.
- Kur’anAhzâb 33:5 — Kişinin baba adıyla anılması: “Allah katında daha adaletli”.
- Kur’anHucurât 49:11 — Birbirine kötü lakap takmanın yasaklanması.
Son güncelleme: