Peygamberimizin Ahlakı ile İlgili Hadisler

Sahih hadisBu sayfadaki bilgilerin ana kaynak seviyesi

Buhârî Sahîh'inde Peygamber'in kendi şahsına ayrı bir bölüm ayırır: Kitâbü'l-Menâkıb. Aşağıdaki yirmi altı hadis o bölümden seçilmiştir — hayâsı, gündelik hâli, isimleri, yakınlarına karşı tutumu ve nübüvvetine delil sayılan olaylar. Bölüm bir övgü derlemesi değildir: Peygamber bir ölçü koyduğunda aynı ölçüyü önce kendi ailesine uygular.

Hadisler

  1. حَدَّثَنَا قَيْسُ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ، حَدَّثَنَا كُلَيْبُ بْنُ وَائِلٍ، قَالَ حَدَّثَتْنِي رَبِيبَةُ النَّبِيِّ، صلى الله عليه وسلم زَيْنَبُ ابْنَةُ أَبِي سَلَمَةَ قَالَ قُلْتُ لَهَا أَرَأَيْتِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَكَانَ مِنْ مُضَرَ قَالَتْ فَمِمَّنْ كَانَ إِلاَّ مِنْ مُضَرَ مِنْ بَنِي النَّضْرِ بْنِ كِنَانَةَ‏.‏

    Küleyb b. Vâil anlatıyor: Peygamber'in üvey kızı Zeyneb bint Ebû Seleme'ye, "Söyler misin, Peygamber Mudar'dan mıydı?" diye sordum. O da, "Mudar'dan değil de kimden olacaktı? Kinâne oğlu Nadr'ın soyundandı" dedi.

    Bölüm, Hucurât 49:13 âyetiyle açılır: üstünlük soyda değil takvâdadır. Nesep bilgisi bu bâbda bir övünme olarak değil, kimin kim olduğunu kaydeden bir bilgi olarak nakledilir. Cevabı veren Zeyneb, Peygamber'in hanımı Ümmü Seleme'nin kızıdır; bilgiyi evin içinden aktarır.

    Sahih hadisBuhârî, Menâkıb 1

  2. حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَيَّاشٍ، حَدَّثَنَا حَرِيزٌ، قَالَ حَدَّثَنِي عَبْدُ الْوَاحِدِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ النَّصْرِيُّ، قَالَ سَمِعْتُ وَاثِلَةَ بْنَ الأَسْقَعِ، يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنَّ مِنْ أَعْظَمِ الْفِرَى أَنْ يَدَّعِيَ الرَّجُلُ إِلَى غَيْرِ أَبِيهِ، أَوْ يُرِيَ عَيْنَهُ مَا لَمْ تَرَ، أَوْ يَقُولُ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَا لَمْ يَقُلْ ‏"‏‏.‏

    Vâsile b. Eska' şöyle dedi: Resûlullah, "En büyük uydurmalardan biri, kişinin kendisini babasından başkasına nispet etmesi, gözünün görmediği bir şeyi gördüğünü ileri sürmesi ve Resûlullah'a söylemediği bir sözü söyletmesidir" buyurdu.

    Üç maddenin ortak noktası, olmamış bir şeyi olmuş gibi göstermektir. Üçüncüsü bu sayfanın da ölçüsüdür: Peygamber'e söylemediği sözü mal etmek, rivayetin kendi ifadesiyle en büyük uydurmalar arasında sayılır. İkinci madde klasik şerhlerde "görmediği bir rüyayı gördüm demek" diye açıklanmıştır.

    Sahih hadisBuhârî, Menâkıb 5

  3. حَدَّثَنِي ثَابِتُ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُرَّةَ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏ وَعَنْ سُفْيَانَ، عَنْ زُبَيْدٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لَيْسَ مِنَّا مَنْ ضَرَبَ الْخُدُودَ، وَشَقَّ الْجُيُوبَ، وَدَعَا بِدَعْوَى الْجَاهِلِيَّةِ ‏"‏‏.‏

    Abdullah b. Mes'ûd'dan: Peygamber, "Yanaklarını döven, yakalarını yırtan ve cahiliye çağrısıyla çağıran bizden değildir" buyurdu.

    "Cahiliye çağrısı", kişinin yardıma hakkı değil soyunu çağırmasıdır — "ey falan oğulları!" diye saf tutmak. "Bizden değildir" ifadesi klasik şerhlerde dinden çıkma değil, "bizim yolumuz bu değildir" anlamında açıklanmıştır. Rivayet aynı cümlede yas tutarken kendine zarar vermeyi de anar.

    Sahih hadisBuhârî, Menâkıb 8

  4. حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، أَخْبَرَنَا مَخْلَدُ بْنُ يَزِيدَ، أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَمْرُو بْنُ دِينَارٍ، أَنَّهُ سَمِعَ جَابِرًا ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ غَزَوْنَا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَقَدْ ثَابَ مَعَهُ نَاسٌ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ حَتَّى كَثُرُوا، وَكَانَ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ رَجُلٌ لَعَّابٌ فَكَسَعَ أَنْصَارِيًّا، فَغَضِبَ الأَنْصَارِيُّ غَضَبًا شَدِيدًا، حَتَّى تَدَاعَوْا، وَقَالَ الأَنْصَارِيُّ يَا لَلأَنْصَارِ‏.‏ وَقَالَ الْمُهَاجِرِيُّ يَا لَلْمُهَاجِرِينَ‏.‏ فَخَرَجَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏"‏ مَا بَالُ دَعْوَى أَهْلِ الْجَاهِلِيَّةِ ‏"‏‏.‏ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ مَا شَأْنُهُمْ ‏"‏‏.‏ فَأُخْبِرَ بِكَسْعَةِ الْمُهَاجِرِيِّ الأَنْصَارِيَّ قَالَ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ دَعُوهَا فَإِنَّهَا خَبِيثَةٌ ‏"‏‏.‏ وَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أُبَىٍّ ابْنُ سَلُولَ أَقَدْ تَدَاعَوْا عَلَيْنَا، لَئِنْ رَجَعْنَا إِلَى الْمَدِينَةِ لَيُخْرِجَنَّ الأَعَزُّ مِنْهَا الأَذَلَّ‏.‏ فَقَالَ عُمَرُ أَلاَ نَقْتُلُ يَا رَسُولَ اللَّهِ هَذَا الْخَبِيثَ لِعَبْدِ اللَّهِ‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ لاَ يَتَحَدَّثُ النَّاسُ أَنَّهُ كَانَ يَقْتُلُ أَصْحَابَهُ ‏"‏‏.‏

    Câbir şöyle dedi: Peygamber'le birlikte bir sefere çıkmıştık; muhacirlerden insanlar onun yanında toplanmış, sayıları iyice çoğalmıştı. Muhacirler arasında şakacı bir adam vardı; bir Ensârîye arkadan vurdu. Ensârî çok öfkelendi, öyle ki iki taraf birbirini yardıma çağırdı. Ensârî, "Yetişin ey Ensâr!" dedi; muhacir de, "Yetişin ey muhacirler!" dedi. Bunun üzerine Peygamber çıkageldi ve "Bu cahiliye ehlinin çağrısı da nedir?" dedi. Sonra, "Ne oluyor onlara?" diye sordu. Kendisine muhacirin Ensârîye vurduğu haber verildi. Peygamber, "Bırakın bu çağrıyı, çirkin bir şeydir" buyurdu. Abdullah b. Übey b. Selûl ise, "Demek bize karşı birbirlerini çağırıyorlar! Medine'ye dönersek, üstün olan zelil olanı oradan mutlaka çıkaracaktır" dedi. Ömer, "Ey Allah'ın Resûlü! Şu alçağı öldürmeyelim mi?" dedi — Abdullah'ı kastediyordu. Peygamber, "İnsanlar, 'Arkadaşlarını öldürüyor' demesinler" buyurdu.

    Aynı bâbın kısa rivayeti cahiliye çağrısını yasaklar; bu rivayet o çağrının somut sahnesidir. "Yetişin ey Ensâr!" haklıyı değil safı çağıran sözdür ve Peygamber onu "çirkin" diye niteler. Abdullah b. Übey, klasik kaynaklarda Medine'de münafıkların başında sayılan kişidir; sözünün bir benzeri Münâfikûn 63:8'de geçer. Son cümlede Peygamber kendisinden üçüncü kişi olarak söz eder; gerekçe olarak adamın kendisini değil, olayın nasıl konuşulacağını gösterir. Sefer yalnızca olayın geçtiği yerdir, rivayetin konusu değildir.

    Sahih hadisBuhârî, Menâkıb 8

  5. حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ مُرَّةَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ لَمَّا نَزَلَتْ ‏{‏وَأَنْذِرْ عَشِيرَتَكَ الأَقْرَبِينَ‏}‏ جَعَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يُنَادِي ‏"‏ يَا بَنِي فِهْرٍ، يَا بَنِي عَدِيٍّ لِبُطُونِ قُرَيْشٍ ‏"‏‏.‏

    İbn Abbâs şöyle dedi: "Yakın akrabanı uyar" âyeti indiğinde Peygamber, Kureyş'in kollarına, "Ey Fihr oğulları! Ey Adiy oğulları!" diye seslenmeye başladı.

    Âyet Şuarâ 26:214'tür. Davet en yakından başlar. Bunun bir ayrıcalık değil bir sorumluluk çağrısı olduğu, aynı bâbdaki bir sonraki rivayette Peygamber'in kendi kızına seslenişiyle görünür.

    Sahih hadisBuhârî, Menâkıb 13

  6. حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، أَخْبَرَنَا أَبُو الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ يَا بَنِي عَبْدِ مَنَافٍ، اشْتَرُوا أَنْفُسَكُمْ مِنَ اللَّهِ، يَا بَنِي عَبْدِ الْمُطَّلِبِ اشْتَرُوا أَنْفُسَكُمْ مِنَ اللَّهِ، يَا أُمَّ الزُّبَيْرِ بْنِ الْعَوَّامِ عَمَّةَ رَسُولِ اللَّهِ، يَا فَاطِمَةُ بِنْتَ مُحَمَّدٍ، اشْتَرِيَا أَنْفُسَكُمَا مِنَ اللَّهِ، لاَ أَمْلِكُ لَكُمَا مِنَ اللَّهِ شَيْئًا، سَلاَنِي مِنْ مَالِي مَا شِئْتُمَا ‏"‏‏.‏

    Ebû Hüreyre'den: Peygamber şöyle buyurdu: "Ey Abdümenâf oğulları! Kendinizi Allah'tan satın alın. Ey Abdülmuttalib oğulları! Kendinizi Allah'tan satın alın. Ey Resûlullah'ın halası, Zübeyr b. Avvâm'ın annesi! Ey Muhammed'in kızı Fâtıma! İkiniz de kendinizi Allah'tan satın alın. Ben sizin için Allah katında hiçbir şeye sahip değilim. Malımdan ise dilediğinizi benden isteyin."

    Yakınlık bir güvence değildir; rivayet bunu Peygamber'in kendi halasını ve kendi kızını adıyla anarak söyler. İki şey açıkça ayrılır: verebileceği maldır, kurtuluş değil. Peygamber'e yakınlığın kendiliğinden bir sonuç doğurduğu yolundaki yaygın kanaat bu rivayetin tam tersidir.

    Sahih hadisBuhârî, Menâkıb 13

  7. حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ دَعَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم الأَنْصَارَ فَقَالَ ‏"‏ هَلْ فِيكُمْ أَحَدٌ مِنْ غَيْرِكُمْ ‏"‏‏.‏ قَالُوا لاَ، إِلاَّ ابْنُ أُخْتٍ لَنَا‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ ابْنُ أُخْتِ الْقَوْمِ مِنْهُمْ ‏"‏‏.‏

    Enes'ten: Peygamber Ensâr'ı çağırdı ve "İçinizde sizden olmayan biri var mı?" diye sordu. "Hayır; yalnız bir kızkardeşimizin oğlu var" dediler. Bunun üzerine Resûlullah, "Bir topluluğun kızkardeşinin oğlu da onlardandır" buyurdu.

    Arap âdetinde bir kişi baba tarafından sayılırdı; anne tarafı "dışarıdan" kalırdı. Cümle bu sınırı kaldırır. Buhârî bâb başlığında aynı hükme mevlâyı, yani himayesine girileni de katar.

    Sahih hadisBuhârî, Menâkıb 14

  8. حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ أَبَا بَكْرٍ ـ رضى الله عنه ـ دَخَلَ عَلَيْهَا وَعِنْدَهَا جَارِيَتَانِ فِي أَيَّامِ مِنًى تُدَفِّفَانِ وَتَضْرِبَانِ، وَالنَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مُتَغَشٍّ بِثَوْبِهِ، فَانْتَهَرَهُمَا أَبُو بَكْرٍ، فَكَشَفَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَنْ وَجْهِهِ، فَقَالَ ‏"‏ دَعْهُمَا يَا أَبَا بَكْرٍ، فَإِنَّهَا أَيَّامُ عِيدٍ، وَتِلْكَ الأَيَّامُ أَيَّامُ مِنًى ‏"‏‏.‏ وَقَالَتْ عَائِشَةُ رَأَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَسْتُرُنِي، وَأَنَا أَنْظُرُ إِلَى الْحَبَشَةِ، وَهُمْ يَلْعَبُونَ فِي الْمَسْجِدِ فَزَجَرَهُمْ ‏{‏عُمَرُ‏}‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ دَعْهُمْ أَمْنًا بَنِي أَرْفَدَةَ ‏"‏‏.‏ يَعْنِي مِنَ الأَمْنِ‏.‏

    Âişe anlatıyor: Ebû Bekir, Minâ günlerinde yanıma girdi; yanımda def çalıp söyleyen iki genç kız vardı, Peygamber de elbisesine bürünmüştü. Ebû Bekir kızları azarladı. Peygamber yüzünü açtı ve "Bırak onları ey Ebû Bekir, bunlar bayram günleridir" buyurdu; o günler Minâ günleriydi. Âişe şunu da anlattı: Habeşliler mescidde oyun oynarken Peygamber'in önümde durup beni örttüğünü ve benim onları seyrettiğimi gördüm. Ömer onları azarlayınca Peygamber, "Bırak onları; güven içinde olun, ey Erfide oğulları" buyurdu. Râvi, buradaki kelimenin "emniyet" anlamında olduğunu belirtir.

    İki sahne aynı çizgide durur: bayram günü bir ev, bir de mescid avlusu. İkisinde de araya giren bir sahâbî ve engel olmayan bir Peygamber vardır. "Erfide oğulları" Habeşliler için kullanılan bir hitaptır; Buhârî rivayeti Habeşistan kıssasına ayırdığı bâbda nakleder.

    Sahih hadisBuhârî, Menâkıb 15

  9. حَدَّثَنِي عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدَةُ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتِ اسْتَأْذَنَ حَسَّانُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فِي هِجَاءِ الْمُشْرِكِينَ، قَالَ ‏ "‏ كَيْفَ بِنَسَبِي ‏"‏‏.‏ فَقَالَ حَسَّانُ لأَسُلَّنَّكَ مِنْهُمْ كَمَا تُسَلُّ الشَّعَرَةُ مِنَ الْعَجِينِ‏.‏ وَعَنْ أَبِيهِ قَالَ ذَهَبْتُ أَسُبُّ حَسَّانَ عِنْدَ عَائِشَةَ فَقَالَتْ لاَ تَسُبُّهُ فَإِنَّهُ كَانَ يُنَافِحُ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏

    Âişe şöyle dedi: Hassân, müşrikleri hicvetmek için Peygamber'den izin istedi. Peygamber, "Peki benim nesebim ne olacak?" dedi. Hassân, "Kılı hamurdan çeker gibi seni onların arasından çekip alacağım" dedi. Urve de şöyle dedi: Âişe'nin yanında Hassân'a sövmeye kalktım; bana, "Ona sövme, çünkü o Peygamber'i savunurdu" dedi.

    Hicâ', dönemin tartışmalarında kullanılan yergi şiiridir. Peygamber'in ilk sorusu izinle değil kendi nesebiyle ilgilidir: hedef alınan topluluk onun da akrabalarıdır, yani bir topluluğa atılan söz ona bağlı olanlara da değer. Hassân'ın cevabı bir benzetmedir; ayırmayı hamurdan kıl çekmeye benzetir. İkinci parça Urve'nindir: Âişe, Hassân'a sövülmesine izin vermez ve gerekçesini onun Peygamber'i savunmuş olmasına bağlar. Rivayet bir hüküm koymaz, geçen konuşmayı aktarır.

    Sahih hadisBuhârî, Menâkıb 16

  10. حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْمُنْذِرِ، قَالَ حَدَّثَنِي مَعْنٌ، عَنْ مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ جُبَيْرِ بْنِ مُطْعِمٍ، عَنْ أَبِيهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لِي خَمْسَةُ أَسْمَاءٍ أَنَا مُحَمَّدٌ، وَأَحْمَدُ، وَأَنَا الْمَاحِي الَّذِي يَمْحُو اللَّهُ بِي الْكُفْرَ، وَأَنَا الْحَاشِرُ الَّذِي يُحْشَرُ النَّاسُ عَلَى قَدَمِي، وَأَنَا الْعَاقِبُ ‏"‏‏.‏

    Cübeyr b. Mut'im'den: Resûlullah şöyle buyurdu: "Benim beş ismim vardır: Ben Muhammed'im, ben Ahmed'im; ben Mâhî'yim — Allah küfrü benimle siler; ben Hâşir'im — insanlar benim ardımdan haşredilir; ve ben Âkıb'ım."

    Hâşir maddesinin lafzı "insanlar ayağımın üzerine haşredilir" biçimindedir; klasik şerhlerde "benden sonra, benim izimde" diye açıklanmıştır. Âkıb, "en sonra gelen" demektir ve rivayette açıklanmadan bırakılır. Tâhâ ile Yâsîn'in Peygamber'in isimlerinden olduğu görüşü klasik tefsirlerde geçer; bu rivayetin parçası değildir.

    Sahih hadisBuhârî, Menâkıb 17

  11. حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ أَلاَ تَعْجَبُونَ كَيْفَ يَصْرِفُ اللَّهُ عَنِّي شَتْمَ قُرَيْشٍ وَلَعْنَهُمْ يَشْتِمُونَ مُذَمَّمًا وَيَلْعَنُونَ مُذَمَّمًا وَأَنَا مُحَمَّدٌ ‏"‏‏.‏

    Ebû Hüreyre'den: Resûlullah, "Allah'ın, Kureyş'in sövgüsünü ve lânetini benden nasıl çevirdiğine şaşmıyor musunuz? Onlar Müzemmem'e sövüyor, Müzemmem'e lânet ediyor; bense Muhammed'im" buyurdu.

    Müzemmem "yerilmiş" demektir ve Muhammed'in ("çokça övülen") tam karşıtıdır. Ona bu adı takıp sövüyorlardı. Rivayet sövgüye sövgüyle karşılık vermez; sözün kime değdiğini adın anlamı üzerinden gösterir.

    Sahih hadisBuhârî, Menâkıb 17

  12. حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِنَّ مَثَلِي وَمَثَلَ الأَنْبِيَاءِ مِنْ قَبْلِي كَمَثَلِ رَجُلٍ بَنَى بَيْتًا فَأَحْسَنَهُ وَأَجْمَلَهُ، إِلاَّ مَوْضِعَ لَبِنَةٍ مِنْ زَاوِيَةٍ، فَجَعَلَ النَّاسُ يَطُوفُونَ بِهِ وَيَعْجَبُونَ لَهُ، وَيَقُولُونَ هَلاَّ وُضِعَتْ هَذِهِ اللَّبِنَةُ قَالَ فَأَنَا اللَّبِنَةُ، وَأَنَا خَاتِمُ النَّبِيِّينَ ‏"‏‏.‏

    Ebû Hüreyre'den: Resûlullah şöyle buyurdu: "Benim ve benden önceki peygamberlerin durumu şuna benzer: Bir adam bir ev yaptı, onu güzelce ve eksiksiz tamamladı; yalnız bir köşesinde tek bir kerpiç yeri boş kaldı. İnsanlar evin çevresinde dolaşıyor, hayran kalıyor ve 'Şu kerpiç de konulsaydı!' diyorlardı. İşte o kerpiç benim; ben nebîlerin sonuncusuyum."

    Benzetme iki şeyi birden söyler: yapı öncekilerle ortaktır ve eksik olan tek taştır. "Hâtemü'n-nebiyyîn" tabiri Ahzâb 33:40'ta geçer; Buhârî bâbını bu adla açar.

    Sahih hadisBuhârî, Menâkıb 18

  13. حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم تُوُفِّيَ وَهْوَ ابْنُ ثَلاَثٍ وَسِتِّينَ‏.‏ وَقَالَ ابْنُ شِهَابٍ وَأَخْبَرَنِي سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ مِثْلَهُ‏.‏

    Âişe'den: Peygamber altmış üç yaşındayken vefat etti. İbn Şihâb, Saîd b. Müseyyeb'in de aynısını haber verdiğini söyler.

    Buhârî vefat yaşını burada iki ayrı yoldan nakleder. Klasik kaynaklarda başka rakamlar da aktarılmıştır; bu sayfa bir sayı tercih etmez, Buhârî'nin bu bâbda verdiği rivayeti aktarır.

    Sahih hadisBuhârî, Menâkıb 19

  14. حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ، أَخْبَرَنَا الْفَضْلُ بْنُ مُوسَى، عَنِ الْجُعَيْدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، رَأَيْتُ السَّائِبَ بْنَ يَزِيدَ ابْنَ أَرْبَعٍ وَتِسْعِينَ جَلْدًا مُعْتَدِلاً فَقَالَ قَدْ عَلِمْتُ مَا مُتِّعْتُ بِهِ سَمْعِي وَبَصَرِي إِلاَّ بِدُعَاءِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، إِنَّ خَالَتِي ذَهَبَتْ بِي إِلَيْهِ فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ ابْنَ أُخْتِي شَاكٍ فَادْعُ اللَّهَ‏.‏ قَالَ فَدَعَا لِي‏.‏

    Cuayd b. Abdurrahman şöyle dedi: Sâib b. Yezîd'i doksan dört yaşında, dinç ve dimdik gördüm. Şöyle dedi: "İşitmemden ve görmemden hâlâ yararlanabiliyorsam bunun yalnızca Resûlullah'ın duası sayesinde olduğunu bilirim. Teyzem beni ona götürmüş ve 'Ey Allah'ın Resûlü! Kızkardeşimin oğlu rahatsız, ona dua et' demişti; o da bana dua etmişti."

    Bu sözü söyleyen Peygamber değil, Sâib'in kendisidir: yaşlı bir sahâbî kendi hâlini böyle okur. Rivayet bir sonuç vaat etmez ve bir ölçü de vermez; bir kişinin kendi hayatı hakkındaki kanaatini kaydeder.

    Sahih hadisBuhârî, Menâkıb 21

  15. حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عُبَيْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا حَاتِمٌ، عَنِ الْجُعَيْدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، قَالَ سَمِعْتُ السَّائِبَ بْنَ يَزِيدَ، قَالَ ذَهَبَتْ بِي خَالَتِي إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ ابْنَ أُخْتِي‏.‏ وَقَعَ فَمَسَحَ رَأْسِي وَدَعَا لِي بِالْبَرَكَةِ، وَتَوَضَّأَ فَشَرِبْتُ مِنْ وَضُوئِهِ، ثُمَّ قُمْتُ خَلْفَ ظَهْرِهِ فَنَظَرْتُ إِلَى خَاتَمٍ بَيْنَ كَتِفَيْهِ‏.‏ قَالَ ابْنُ عُبَيْدِ اللَّهِ الْحُجْلَةُ مِنْ حُجَلِ الْفَرَسِ الَّذِي بَيْنَ عَيْنَيْهِ‏.‏ قَالَ إِبْرَاهِيمُ بْنُ حَمْزَةَ مِثْلَ زِرِّ الْحَجَلَةِ

    Sâib b. Yezîd şöyle dedi: Teyzem beni Resûlullah'a götürdü ve "Ey Allah'ın Resûlü! Kızkardeşimin oğlu rahatsızlandı" dedi. Peygamber başımı meshetti ve bana bereket duası etti; sonra abdest aldı, ben de abdest suyundan içtim. Ardından arkasına geçtim ve iki omzu arasındaki mührü gördüm. Râviler bu mührün benzetildiği "hacele" kelimesini iki ayrı biçimde açıklar: biri atın iki gözü arasındaki akıtma, öteki gelin çadırının düğmesi.

    Nübüvvet mührü diye anılan iz budur; Buhârî bâbını da bu adla açar. Sondaki iki açıklama râvilere aittir, hadis metninin parçası değildir. Sâib'in abdest suyundan içmesi sahâbenin bir uygulamasıdır; rivayet onu anlatır, bir hüküm koymaz.

    Sahih hadisBuhârî, Menâkıb 22

  16. حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ بُعِثْتُ مِنْ خَيْرِ قُرُونِ بَنِي آدَمَ قَرْنًا فَقَرْنًا، حَتَّى كُنْتُ مِنَ الْقَرْنِ الَّذِي كُنْتُ فِيهِ ‏"‏‏.‏

    Ebû Hüreyre'den: Resûlullah şöyle buyurdu: "Ben Âdemoğlunun kuşakları içinde en hayırlı olandan gönderildim; kuşaktan kuşağa, nihayet içinde bulunduğum kuşaktan oldum."

    "Karn" burada kuşak, yani bir insan nesli demektir. Cümle Peygamber'in gönderilişini anlatır; topluluklar arasında bir sıralama yapmaz, ne bir kabile ne bir bölge ne de bir dönem adlandırır. Buhârî onu Peygamber'in tarifine ayırdığı bâbda, hayâ ve görünüş rivayetlerinin yanına koyar. Sayfanın ilk rivayetindeki ölçü burada da geçerlidir: nesep bir bilgidir, üstünlük ölçüsü takvâdır.

    Sahih hadisBuhârî, Menâkıb 23

  17. حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي عُتْبَةَ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَشَدَّ حَيَاءً مِنَ الْعَذْرَاءِ فِي خِدْرِهَا‏.‏

    Ebû Saîd el-Hudrî şöyle dedi: Peygamber, perdesi ardındaki genç kızdan daha utangaçtı.

    Ölçü bir sıfatla değil bir karşılaştırmayla verilir; hayânın en fazla beklendiği yer ölçüt yapılır. Ebû Saîd'in bu cümlesi Buhârî'nin Peygamber'in tarifine ayırdığı bâbdadır.

    Sahih hadisBuhârî, Menâkıb 23

  18. حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ مَا مَسِسْتُ حَرِيرًا وَلاَ دِيبَاجًا أَلْيَنَ مِنْ كَفِّ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم، وَلاَ شَمِمْتُ رِيحًا قَطُّ أَوْ عَرْفًا قَطُّ أَطْيَبَ مِنْ رِيحِ أَوْ عَرْفِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏

    Enes'ten: "Peygamber'in avucundan daha yumuşak ne bir ipeğe ne de bir dîbâca dokundum; onun kokusundan daha güzel bir koku da koklamadım."

    Enes ona yıllarca hizmet etmiş biridir; tarif uzaktan bir tasvir değil, gündelik temasın kaydıdır. Bu sayfada fizikî tarif rivayeti azdır ve bu bilinçlidir — bölümün konusu Peygamber'in hâli ve huyudur, bir görünüş dökümü değil.

    Sahih hadisBuhârî, Menâkıb 23

  19. حَدَّثَنَا عِصَامُ بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا حَرِيزُ بْنُ عُثْمَانَ، أَنَّهُ سَأَلَ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ بُسْرٍ صَاحِبَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ أَرَأَيْتَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ شَيْخًا قَالَ كَانَ فِي عَنْفَقَتِهِ شَعَرَاتٌ بِيضٌ‏.‏

    Harîz b. Osman, Peygamber'in sahâbîsi Abdullah b. Büsr'e, "Söyler misin, Peygamber yaşlı mıydı?" diye sordu. O da, "Alt dudağı ile çenesi arasındaki kıllarda birkaç beyaz vardı" dedi.

    Soru yaşlılıkla ilgilidir; cevap ölçülüdür — bir portre değil, tek bir ayrıntı. Buhârî bu kısa cevabı Peygamber'in tarifine ayırdığı bâbda nakleder.

    Sahih hadisBuhârî, Menâkıb 23

  20. حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّهُ سَأَلَ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ كَيْفَ كَانَتْ صَلاَةُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي رَمَضَانَ قَالَتْ مَا كَانَ يَزِيدُ فِي رَمَضَانَ وَلاَ غَيْرِهِ عَلَى إِحْدَى عَشْرَةَ رَكْعَةً، يُصَلِّي أَرْبَعَ رَكَعَاتٍ فَلاَ تَسْأَلْ عَنْ حُسْنِهِنَّ وَطُولِهِنَّ، ثُمَّ يُصَلِّي أَرْبَعًا فَلاَ تَسْأَلْ عَنْ حُسْنِهِنَّ وَطُولِهِنَّ، ثُمَّ يُصَلِّي ثَلاَثًا فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ تَنَامُ قَبْلَ أَنْ تُوتِرَ قَالَ ‏ "‏ تَنَامُ عَيْنِي وَلاَ يَنَامُ قَلْبِي ‏"‏‏.‏

    Ebû Seleme b. Abdurrahman, Âişe'ye "Resûlullah'ın ramazandaki namazı nasıldı?" diye sordu. Âişe şöyle dedi: Ne ramazanda ne de başka zamanda on bir rekâtı geçerdi. Dört rekât kılardı — güzelliğini ve uzunluğunu hiç sorma; sonra dört rekât daha kılardı — güzelliğini ve uzunluğunu hiç sorma; sonra üç rekât kılardı. "Ey Allah'ın Resûlü! Vitri kılmadan uyuyor musun?" dedim. "Gözüm uyur, kalbim uyumaz" buyurdu.

    Rekât sayısı bu sayfanın konusu değildir; rivayet burada son cümlesi için durur. "Gözüm uyur, kalbim uyumaz" ifadesi Buhârî'nin bâb başlığıdır ve bir sonraki rivayette peygamberlerin ortak hâli olarak anlatılır.

    Sahih hadisBuhârî, Menâkıb 24

  21. حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي أَخِي، عَنْ سُلَيْمَانَ، عَنْ شَرِيكِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي نَمِرٍ، سَمِعْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، يُحَدِّثُنَا عَنْ لَيْلَةِ، أُسْرِيَ بِالنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِنْ مَسْجِدِ الْكَعْبَةِ جَاءَ ثَلاَثَةُ نَفَرٍ قَبْلَ أَنْ يُوحَى إِلَيْهِ، وَهُوَ نَائِمٌ فِي مَسْجِدِ الْحَرَامِ، فَقَالَ أَوَّلُهُمْ أَيُّهُمْ هُوَ فَقَالَ أَوْسَطُهُمْ هُوَ خَيْرُهُمْ وَقَالَ آخِرُهُمْ خُذُوا خَيْرَهُمْ‏.‏ فَكَانَتْ تِلْكَ، فَلَمْ يَرَهُمْ حَتَّى جَاءُوا لَيْلَةً أُخْرَى، فِيمَا يَرَى قَلْبُهُ، وَالنَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم نَائِمَةٌ عَيْنَاهُ وَلاَ يَنَامُ قَلْبُهُ وَكَذَلِكَ الأَنْبِيَاءُ تَنَامُ أَعْيُنُهُمْ وَلاَ تَنَامُ قُلُوبُهُمْ، فَتَوَلاَّهُ جِبْرِيلُ ثُمَّ عَرَجَ بِهِ إِلَى السَّمَاءِ‏.‏

    Enes b. Mâlik, Peygamber'in Kâbe Mescidi'nden geceleyin yürütüldüğü geceyi anlatırdı: Kendisine daha vahiy gelmemişken, Mescid-i Harâm'da uyurken üç kişi geldi. İlki, "Hangisidir o?" dedi. Ortadaki, "O, onların en hayırlısıdır" dedi. Sonuncusu, "En hayırlılarını alın" dedi. İşte o gece böyle geçti. Onları, bir başka gece gelinceye kadar görmedi; gördüğü de kalbinin gördüğüydü. Çünkü Peygamber'in gözleri uyur, kalbi uyumazdı; peygamberler de böyledir: gözleri uyur, kalpleri uyumaz. Sonra Cibrîl onu aldı ve göğe yükseltti.

    Rivayet İsrâ gecesine dair uzun bir anlatımın başıdır; Buhârî onu bu bâbda yalnız "gözleri uyur, kalpleri uyumaz" cümlesi için nakleder. Gecenin kendisi bu sayfanın konusu değildir. Cümle bir üstünlük iddiası olarak değil, bir hâl tarifi olarak kurulur ve peygamberlerin tamamına verilir.

    Sahih hadisBuhârî, Menâkıb 24

  22. حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ حُمَيْدِ بْنِ هِلاَلٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم نَعَى جَعْفَرًا وَزَيْدًا قَبْلَ أَنْ يَجِيءَ خَبَرُهُمْ، وَعَيْنَاهُ تَذْرِفَانِ‏.‏

    Enes b. Mâlik'ten: Peygamber, Ca'fer ile Zeyd'in ölüm haberini, haberleri daha gelmeden bildirdi; bunu söylerken gözleri yaşarıyordu.

    Ca'fer b. Ebû Tâlib ile Zeyd b. Hârise bir sefer sırasında vefat etmişti. Buhârî rivayeti nübüvvet alâmetlerine ayırdığı bâbda nakleder; metin bir açıklama getirmez, yalnız haberi ve gözyaşını kaydeder. Ağlamanın kendisi aynı külliyatta merhametin belirtisi sayılır, sabırsızlık değil.

    Sahih hadisBuhârî, Menâkıb 25

  23. حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ عُيَيْنَةَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ أُسَامَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أَشْرَفَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَلَى أُطُمٍ مِنَ الآطَامِ، فَقَالَ ‏ "‏ هَلْ تَرَوْنَ مَا أَرَى إِنِّي أَرَى الْفِتَنَ تَقَعُ خِلاَلَ بُيُوتِكُمْ مَوَاقِعَ الْقَطْرِ ‏"‏‏.‏

    Üsâme'den: Peygamber, Medine'nin yüksek taş evlerinden (âtâm) birinin üstüne çıktı ve "Benim gördüğümü görüyor musunuz? Ben, fitnelerin evlerinizin aralarına, yağmur damlalarının düştüğü yerler gibi düştüğünü görüyorum" buyurdu.

    Cümle bir tarih değil, bir görüntü verir: dağınık ve her yere ulaşan. Buhârî'nin bu bâbda topladığı rivayetler ileriye dönük haberlerdir. Sayfa bunları aktarır; hangi olaya, hangi topluluğa ya da hangi döneme karşılık geldiğini iddia etmez.

    Sahih hadisBuhârî, Menâkıb 25

  24. حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا يُونُسُ، حَدَّثَنَا شَيْبَانُ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ،‏.‏ وَقَالَ لِي خَلِيفَةُ حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، حَدَّثَنَا سَعِيدٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ حَدَّثَهُمْ أَنَّ أَهْلَ مَكَّةَ سَأَلُوا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ يُرِيَهُمْ آيَةً، فَأَرَاهُمُ انْشِقَاقَ الْقَمَرِ‏.‏

    Enes b. Mâlik'ten: Mekke halkı Resûlullah'tan kendilerine bir alâmet göstermesini istedi; o da onlara ayın yarılmasını gösterdi.

    Bu rivayet olayın sebebini verir: istek onlardan gelmiştir ve Buhârî bâbını da bu sebeple adlandırır. Bir sonraki rivayet ise Peygamber'in bunu gösterirken ne dediğini aktarır. İkisi ancak birlikte bâbı tamamlar.

    Sahih hadisBuhârî, Menâkıb 27

  25. حَدَّثَنَا صَدَقَةُ بْنُ الْفَضْلِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ عُيَيْنَةَ، عَنِ ابْنِ أَبِي نَجِيحٍ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ أَبِي مَعْمَرٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ انْشَقَّ الْقَمَرُ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم شِقَّتَيْنِ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ اشْهَدُوا ‏"‏‏.‏

    Abdullah b. Mes'ûd şöyle dedi: Resûlullah zamanında ay iki parçaya ayrıldı. Peygamber, "Şahit olun" buyurdu.

    Ayın yarılması Kamer 54:1'de de anılır. Âyetin geçmiş bir olayı mı yoksa kıyamet alâmetini mi bildirdiği klasik tefsirlerde ayrı ayrı savunulmuştur; bu sayfa bir tarafı seçmez. Buhârî rivayeti olmuş bir olay olarak, gören sahâbîlerin diliyle nakleder — "şahit olun" sözü de bunu ister.

    Sahih hadisBuhârî, Menâkıb 27

  26. حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي الأَسْوَدِ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا قَيْسٌ، سَمِعْتُ الْمُغِيرَةَ بْنَ شُعْبَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ يَزَالُ نَاسٌ مِنْ أُمَّتِي ظَاهِرِينَ حَتَّى يَأْتِيَهُمْ أَمْرُ اللَّهِ وَهُمْ ظَاهِرُونَ ‏"‏‏.‏

    Mugîre b. Şu'be'den: Peygamber, "Ümmetimden bir topluluk, Allah'ın emri kendilerine gelinceye kadar üstün gelmeyi sürdürür; o emir geldiğinde de onlar bu hâldedir" buyurdu.

    "Zâhirîn" kelimesi sözlükte hem "üstün gelen" hem "açıkta, görünür duran" anlamına gelir ve klasik şerhlerde her iki yönde açıklanmıştır. Rivayet bu topluluğu adlandırmaz: bir grup, bir bölge ya da bir dönem belirtmez. Belirtilmemiş olanı doldurmak metnin değil, okuyanın işi olur.

    Sahih hadisBuhârî, Menâkıb 28

Hadislerin Arapça metni klasik hadis kaynaklarındandır. Türkçe anlam bu sitenin kendi metnidir ve basılı bir tercümenin yerini tutmaz; esas olan Arapça metindir.

Bu hadisler nasıl seçildi

Kitâbü'l-Menâkıb, Sahîh-i Buhârî'nin 61. kitâbıdır. Konusu Peygamber'in kendi şahsıdır: nesebi, isimleri, tarifi, gündelik hâli ve nübüvvetine delil sayılan olaylar. Bu sayfadaki hadislerin tamamı o bölümdendir ve her birinin bâb numarası kendi altında verilmiştir.

Bölüm iki turda tarandı: toplam seksen yedi aday incelendi, yirmi altısı alındı. Alınmayanların en büyük grubu kabile menâkıbıdır — hangi kabilenin hangisinden üstün olduğunu söyleyen rivayetler. Bir topluluğu adıyla öne çıkaran ya da adıyla geride bırakan hiçbir rivayet bu sayfaya konmadı; ikinci turda bakılan otuz iki adayın on biri tek başına bu sebeple elendi. Konusu fıkıh olanlar (ganimet payı, had cezası, kap kacak hükmü), kısa bir notla anlatılamayacak ağır bir bağlam gerektirenler, ileriye dönük fitne ve savaş haberleri ve konusu Peygamber'in şahsı değil de bir kelimenin açıklaması olan kayıtlar da alınmadı.

On bir rivayet, sitede zaten bulunduğu için alınmadı: dördü Enbiyâ bölümünden peygamberler sayfasında, ikisi Edeb bölümünden ahlak sayfasında, ikisi yine Edeb bölümünden isim koymak sayfasında, ikisi İlim bölümünden ilim sayfasında, biri de bir âyetin açıklaması olarak ayetlerin açıklaması sayfasında aynı sözle duruyordu. Aynı hadisin iki sayfada iki kez çıkması okura yeni bir şey vermez.

Son olarak, sayfada zaten bulunan bir rivayeti daha dar ya da daha sert bir lafızla tekrarlayanlar, kardeşleri lehine bırakıldı: kerpiç benzetmesinin sonuç cümlesi düşmüş kısa nüshası, nesep uydurmanın "küfre girmiştir" lafızlı ikizi, yakın akrabaya çağrının kısaltılmış rivayeti ve nesep sorusunun ardına bir kap kacak hükmü eklenmiş nüshası bu sebeple dışarıda kaldı.

Mucize ve alâmet rivayetleri

Bu bölümde nübüvvet alâmeti olarak nakledilen rivayetler vardır: ayın yarılması, bir ölüm haberinin ulaşmadan bildirilmesi, ileriye dönük haberler. Sayfa bunlarda bir delil tartışmasına girmez.

İzlenen yol şudur: rivayetin ne dediği aktarılır, klasik kaynaklarda nasıl ele alındığı tarafsız olarak belirtilir, bir görüş tercih edilmez. Örneğin ayın yarılmasının geçmiş bir olay mı yoksa kıyamet alâmetinin haberi mi olduğu klasik tefsirlerde ayrı ayrı savunulmuştur; sayfa her iki açıklamanın varlığını yazar, aralarında seçim yapmaz. İleriye dönük haberlerin hangi olaya karşılık geldiği de belirtilmez — metin söylemediği sürece bunu doldurmak okuyanın yorumu olur.

Aynı şekilde bu sayfa bir hüküm ya da fetva metni değildir. Hadislerin ne söylediğini kaynağıyla göstermeyi amaçlar.

Fizikî tarif rivayetleri neden az

Buhârî'nin bu bölümünde Peygamber'in boyu, teni, saçı ve elleri üzerine birçok rivayet vardır. Sayfaya bunlardan yalnız üçü alındı: avucunun yumuşaklığı ve kokusu, alt dudağındaki birkaç beyaz kıl, iki omzu arasındaki iz.

Gerekçe basit: tarif rivayetlerini üst üste yığmak sayfayı bir görünüş dökümüne çevirir. Bölümün asıl konusu ise hâl ve huydur — bayram günü çocukların def çalmasına karışmaması, kendi kızına "seni Allah'tan kurtaramam" demesi, kendisine sövenlere, takılan adın anlamı üzerinden karşılık vermesi. Üç tarif rivayeti, o kısmı boğmadan bölümün bu yanını da temsil eder.

Sık sorulan sorular

Buhârî'nin Menâkıb bölümü neyi anlatır?

Sahîh-i Buhârî'nin 61. kitâbıdır. Peygamber'in kendi şahsına dair rivayetleri toplar: nesebi, isimleri, tarifi, vefat yaşı, gündelik hâli ve nübüvvetine delil sayılan olaylar. Bölümün önemli bir kısmı ayrıca kabilelerin menâkıbına ayrılmıştır; bu sayfaya o kısımdan rivayet alınmamıştır.

Peygamberimizin kaç ismi vardır?

Bu sayfadaki rivayette beş isim sayılır: Muhammed, Ahmed, Mâhî, Hâşir ve Âkıb. Rivayet bir sayı sınırı koymaz, kendi saydıklarını söyler. Klasik kaynaklarda çok daha uzun isim listeleri derlenmiştir; bu listeler farklı rivayetlerden ve âyetlerden toplanmıştır, tek bir hadisin parçası değildir. Tâhâ ve Yâsîn'in Peygamber'in ismi olduğu görüşü de klasik tefsirlerde geçen bir görüştür, sahih hadisle sabit değildir.

Bu sayfanın ahlak hadisleri sayfasından farkı nedir?

Ahlak sayfası Buhârî'nin Edeb bölümünden seçilmiştir ve konusu genel edebdir: anne baba hakkı, akraba bağı, komşuluk, dil edebi. Bu sayfa ise Menâkıb bölümünden gelir ve konusu Peygamber'in kendi şahsıdır — hâli, huyu, insanlarla ilişkisi. Peygamberler sayfası da ayrıdır: o Enbiyâ bölümünden gelir ve önceki peygamberleri anlatır.

Peygamberimiz kabile taassubu için ne demiştir?

Bu sayfadaki rivayetlerde iki sahne vardır. Birincisinde yas tutarken kendine zarar vermeyi ve cahiliye çağrısını, yani kişinin yardıma hakkı değil soyunu çağırmasını anar. İkincisinde bir sefer sırasında iki taraf "Yetişin ey Ensâr!", "Yetişin ey muhacirler!" diye bağırınca, "Bırakın bu çağrıyı, çirkin bir şeydir" der. Aynı bölümde bir topluluğun kızkardeşinin oğlunun da o topluluktan sayıldığını söyler.

Kaynaklar

  • Sahih hadis
    Buhârî, Menâkıb — Sayfadaki yirmi altı hadisin tamamı Sahîh-i Buhârî'nin 61. kitâbı olan Kitâbü'l-Menâkıb'dan seçilmiştir; bâb numaraları hadislerin altında verilmiştir.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Menâkıb 8 — Cahiliye çağrısının yasaklanması: soyu yardıma çağırmanın "çirkin" diye nitelendiği rivayetler.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Menâkıb 13 — Yakın akrabaya çağrı ve "ben sizin için Allah katında hiçbir şeye sahip değilim" rivayeti.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Menâkıb 16 — Nesebin sövgüye konu olması: Hassân b. Sâbit'in izin istemesi rivayeti.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Menâkıb 17 — Peygamber'in isimleri: beş isim rivayeti ve "Müzemmem" rivayeti.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Menâkıb 23 — Peygamber'in tarifi: hayâsı ve fizikî tarif rivayetleri.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Menâkıb 27 — Ayın yarılması rivayetleri.
  • Kur’an
    Hucurât 49:13 — Bölümün ilk bâbının başlığını oluşturan âyet: üstünlük soyda değil takvâdadır.
  • Kur’an
    Şuarâ 26:214 — Yakın akrabaya çağrı rivayetinde okunan âyet.
  • Kur’an
    Ahzâb 33:40 — Kerpiç benzetmesinin bağlandığı âyet: hâtemü'n-nebiyyîn.
  • Kur’an
    Kamer 54:1 — Ayın yarılmasının anıldığı âyet.
  • Kur’an
    Münâfikûn 63:8 — Abdullah b. Übey'in sözünün âyetteki karşılığı.

Son güncelleme: