Cemaatle Namaz ile İlgili Hadisler

Sahih hadisBu sayfadaki bilgilerin ana kaynak seviyesi

Buhârî’nin ezan bölümü bir çağrıyla açılır: topluluk büyüyünce namaz vaktini duyuracak bir işaret arandı ve seçilen şey bir alet değil, insan sesi oldu. Aşağıdaki otuz bir rivayet o çağrının etrafında toplanan cemaati anlatır — mescide giden adımlar, beklemenin kendisi, öne geçen ve yerini devreden imam, bir de imamın arkasındakileri gözetmesi. Namazın kılınış biçimi, ezanın lafzı ve cemaatin hükmü gibi fıkhî sorular bu sayfanın konusu değildir.

Hadisler

  1. حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، قَالَ أَخْبَرَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، قَالَ أَخْبَرَنَا خَالِدٌ الْحَذَّاءُ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ لَمَّا كَثُرَ النَّاسُ قَالَ ـ ذَكَرُوا ـ أَنْ يَعْلَمُوا وَقْتَ الصَّلاَةِ بِشَىْءٍ يَعْرِفُونَهُ، فَذَكَرُوا أَنْ يُورُوا نَارًا أَوْ يَضْرِبُوا نَاقُوسًا، فَأُمِرَ بِلاَلٌ أَنْ يَشْفَعَ الأَذَانَ وَأَنْ يُوتِرَ الإِقَامَةَ‏.‏

    İnsanlar çoğalınca, namaz vaktini tanıyabilecekleri bir şeyle bilmeyi konuştular. Ateş yakmayı ya da çan çalmayı andılar. Sonunda Bilâl’e, ezanı çift, kameti tek söylemesi emredildi.

    Rivayet çağrının nasıl ortaya çıktığını anlatır: topluluk büyüyünce vakti duyuracak bir işaret arandı ve seçilen şey bir alet değil, insan sesi oldu. Cümlenin sonundaki çift/tek ayrımı bâbın fıkhî konusudur; ezanın lafzı ve tekrar sayısı fıkıh kaynaklarının işidir, bu sayfanın değil.

    Sahih hadisBuhârî, Ezân 2

  2. حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي صَعْصَعَةَ الأَنْصَارِيِّ، ثُمَّ الْمَازِنِيِّ عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ أَخْبَرَهُ أَنَّ أَبَا سَعِيدٍ الْخُدْرِيَّ قَالَ لَهُ ‏ "‏ إِنِّي أَرَاكَ تُحِبُّ الْغَنَمَ وَالْبَادِيَةَ، فَإِذَا كُنْتَ فِي غَنَمِكَ أَوْ بَادِيَتِكَ فَأَذَّنْتَ بِالصَّلاَةِ فَارْفَعْ صَوْتَكَ بِالنِّدَاءِ، فَإِنَّهُ لاَ يَسْمَعُ مَدَى صَوْتِ الْمُؤَذِّنِ جِنٌّ وَلاَ إِنْسٌ وَلاَ شَىْءٌ إِلاَّ شَهِدَ لَهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ‏"‏‏.‏ قَالَ أَبُو سَعِيدٍ سَمِعْتُهُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏

    Ebû Saîd el-Hudrî ona şöyle dedi: Seni koyunları ve kırı sever görüyorum. Koyunlarının ya da kırın içindeyken namaz için ezan okursan sesini yükselt. Çünkü müezzinin sesinin ulaştığı yere kadar onu işiten hiçbir cin, hiçbir insan ve başka hiçbir şey yoktur ki kıyamet günü onun lehine şahitlik etmesin. Ebû Saîd, bunu Allah’ın Resûlü’nden işittiğini söyledi.

    Çağrı kalabalık şartına bağlanmaz: söz, tek başına koyun otlatan bir adama söylenmiştir. Sondaki şahitlik ifadesi rivayetin kendi lafzıdır; sayfa bunun üzerine bir vaat kurmaz.

    Sahih hadisBuhârî, Ezân 5

  3. حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَزِيدَ اللَّيْثِيِّ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِذَا سَمِعْتُمُ النِّدَاءَ فَقُولُوا مِثْلَ ما يَقُولُ الْمُؤَذِّنُ ‏"‏‏.‏

    Çağrıyı işittiğinizde müezzinin söylediğinin aynısını söyleyin.

    Cemaat çağrıyı sessizce dinlemez, ona katılır. Rivayet tek cümleliktir ve bir istisna saymaz; hangi cümlede ne söyleneceğine dair ayrıntı fıkıh kaynaklarında ele alınır.

    Sahih hadisBuhârî, Ezân 7

  4. حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَيَّاشٍ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعَيْبُ بْنُ أَبِي حَمْزَةَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ الْمُنْكَدِرِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَنْ قَالَ حِينَ يَسْمَعُ النِّدَاءَ اللَّهُمَّ رَبَّ هَذِهِ الدَّعْوَةِ التَّامَّةِ وَالصَّلاَةِ الْقَائِمَةِ آتِ مُحَمَّدًا الْوَسِيلَةَ وَالْفَضِيلَةَ وَابْعَثْهُ مَقَامًا مَحْمُودًا الَّذِي وَعَدْتَهُ، حَلَّتْ لَهُ شَفَاعَتِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ ‏"‏‏.‏

    Kim çağrıyı işittiğinde şöyle derse: “Allahım! Ey bu eksiksiz davetin ve kılınacak namazın Rabbi! Muhammed’e vesîleyi ve fazîleti ver; onu, kendisine vaat ettiğin övülmüş makama ulaştır” — kıyamet günü şefaatim ona helâl olur.

    Ezandan sonra okunan duanın kaynağı bu rivayettir. Sondaki karşılık metnin kendi lafzıdır ve bir sayı ya da şart içermez; duanın tam metni ayrı bir sayfada durur.

    Sahih hadisBuhârî, Ezân 8

  5. حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ سُمَىٍّ، مَوْلَى أَبِي بَكْرٍ عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لَوْ يَعْلَمُ النَّاسُ مَا فِي النِّدَاءِ وَالصَّفِّ الأَوَّلِ، ثُمَّ لَمْ يَجِدُوا إِلاَّ أَنْ يَسْتَهِمُوا عَلَيْهِ لاَسْتَهَمُوا، وَلَوْ يَعْلَمُونَ مَا فِي التَّهْجِيرِ لاَسْتَبَقُوا إِلَيْهِ، وَلَوْ يَعْلَمُونَ مَا فِي الْعَتَمَةِ وَالصُّبْحِ لأَتَوْهُمَا وَلَوْ حَبْوًا ‏"‏‏.‏

    İnsanlar ezan okumakta ve ilk safta ne olduğunu bilselerdi, sonra da kura çekmekten başka yol bulamasalardı kura çekerlerdi. Öğle namazına erken gitmekte ne olduğunu bilselerdi ona koşarlardı. Yatsı ile sabahta ne olduğunu bilselerdi, emekleyerek de olsa onlara gelirlerdi.

    Üç cümlenin ortak kurgusu “bilselerdi”dir: rivayet bir hüküm koymaz, bilinmeyen bir değeri anlatır. “Emekleyerek de olsa” ifadesi metnin kendi abartılı anlatımıdır.

    Sahih hadisBuhârî, Ezân 9

  6. حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَالِمِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِنَّ بِلاَلاً يُؤَذِّنُ بِلَيْلٍ، فَكُلُوا وَاشْرَبُوا حَتَّى يُنَادِيَ ابْنُ أُمِّ مَكْتُومٍ ‏"‏‏.‏ ثُمَّ قَالَ وَكَانَ رَجُلاً أَعْمَى لاَ يُنَادِي حَتَّى يُقَالَ لَهُ أَصْبَحْتَ أَصْبَحْتَ‏.‏

    Bilâl geceleyin ezan okur; siz İbn Ümmü Mektûm çağırıncaya kadar yiyip için. Râvi şunu ekler: İbn Ümmü Mektûm görmeyen bir adamdı; kendisine “sabah oldu, sabah oldu” denmedikçe çağrıya durmazdı.

    Mescidin iki müezzini vardı ve biri görmüyordu; vakti ona başkaları haber verirdi. Rivayetin yeme içmeyle ilgili kısmı bâbın fıkhî konusudur; burada iki çağrının birbirinden nasıl ayrıldığını göstermek için aktarılmıştır.

    Sahih hadisBuhârî, Ezân 11

  7. حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، قَالَ أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، أَنَّ عَائِشَةَ، قَالَتْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا سَكَتَ الْمُؤَذِّنُ بِالأُولَى مِنْ صَلاَةِ الْفَجْرِ قَامَ فَرَكَعَ رَكْعَتَيْنِ خَفِيفَتَيْنِ قَبْلَ صَلاَةِ الْفَجْرِ بَعْدَ أَنْ يَسْتَبِينَ الْفَجْرُ، ثُمَّ اضْطَجَعَ عَلَى شِقِّهِ الأَيْمَنِ حَتَّى يَأْتِيَهُ الْمُؤَذِّنُ لِلإِقَامَةِ‏.‏

    Allah’ın Resûlü, müezzin sabah namazının ilk ezanını bitirip susunca kalkar, fecir açıkça belirdikten sonra sabah namazından önce iki hafif rekât kılar, sonra da müezzin kamet için yanına gelinceye kadar sağ yanı üzerine uzanırdı.

    Ezan ile kamet arasındaki aralığı anlatan bir sahne: müezzin çağrıyı bitirir, sonra imamı almaya gelir. Âişe burada bir hüküm nakletmez, gördüğü alışkanlığı anlatır.

    Sahih hadisBuhârî, Ezân 15

  8. حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يَزِيدَ، قَالَ حَدَّثَنَا كَهْمَسُ بْنُ الْحَسَنِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ بُرَيْدَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُغَفَّلٍ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ بَيْنَ كُلِّ أَذَانَيْنِ صَلاَةٌ بَيْنَ كُلِّ أَذَانَيْنِ صَلاَةٌ ـ ثُمَّ قَالَ فِي الثَّالِثَةِ ـ لِمَنْ شَاءَ ‏"‏‏.‏

    Peygamber, “Her iki çağrı arasında bir namaz vardır, her iki çağrı arasında bir namaz vardır” buyurdu; üçüncüsünde ise “dileyen için” dedi.

    Cümle iki kez tekrarlanır, üçüncüsünde bir kayıt düşülür: “dileyen için”. Metin ne bir sayı verir ne de bir namaz adlandırır; bağlayıcı olmadığını kendi lafzıyla söyler. Buhârî bu sözü, ezandan sonra kamet beklenirken kılınan iki hafif rekâtı anlatan bâbın hemen ardından nakleder. Bu aralıkta ne kılınacağı fıkıh kaynaklarının konusudur.

    Sahih hadisBuhârî, Ezân 16

  9. حَدَّثَنَا مُعَلَّى بْنُ أَسَدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ مَالِكِ بْنِ الْحُوَيْرِثِ، أَتَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فِي نَفَرٍ مِنْ قَوْمِي فَأَقَمْنَا عِنْدَهُ عِشْرِينَ لَيْلَةً، وَكَانَ رَحِيمًا رَفِيقًا، فَلَمَّا رَأَى شَوْقَنَا إِلَى أَهَالِينَا قَالَ ‏ "‏ ارْجِعُوا فَكُونُوا فِيهِمْ وَعَلِّمُوهُمْ وَصَلُّوا، فَإِذَا حَضَرَتِ الصَّلاَةُ فَلْيُؤَذِّنْ لَكُمْ أَحَدُكُمْ وَلْيَؤُمَّكُمْ أَكْبَرُكُمْ ‏"‏‏.‏

    Kavmimden birkaç kişiyle Peygamber’e geldim; yanında yirmi gece kaldık. O merhametli ve yumuşak davranan biriydi. Ailelerimize olan özlemimizi görünce şöyle dedi: Dönün, onların arasında olun, onlara öğretin ve namaz kılın. Namaz vakti geldiğinde biriniz size ezan okusun, en büyüğünüz de size imamlık etsin.

    Cümlenin sırası dikkat çekicidir: dön, aralarında ol, öğret. Cemaat burada bir binanın değil, bir topluluğun içinde kurulur. “En büyüğünüz” ifadesi rivayetin kendi lafzıdır; imamlığın kime düştüğü fıkıh kaynaklarında ayrıca ele alınır.

    Sahih hadisBuhârî, Ezân 17

  10. حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ خَالِدٍ الْحَذَّاءِ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ مَالِكِ بْنِ الْحُوَيْرِثِ، قَالَ أَتَى رَجُلاَنِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يُرِيدَانِ السَّفَرَ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِذَا أَنْتُمَا خَرَجْتُمَا فَأَذِّنَا ثُمَّ أَقِيمَا ثُمَّ لِيَؤُمَّكُمَا أَكْبَرُكُمَا ‏"‏‏.‏

    İki adam yolculuğa çıkmak üzere Peygamber’e geldi. Peygamber onlara şöyle dedi: Yola çıktığınızda ezan okuyun, sonra kamet getirin, sonra da büyüğünüz size imamlık etsin.

    Muhatap iki kişidir; yine de çağrı yapılır ve biri öne geçer. Aynı lafız Buhârî’nin bu kitâbında ikinci kez, iki kişinin cemaat sayılıp sayılmayacağını konu edinen bir bâbda daha nakledilir.

    Sahih hadisBuhârî, Ezân 18

  11. حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، قَالَ حَدَّثَنَا شَيْبَانُ، عَنْ يَحْيَى، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي قَتَادَةَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ بَيْنَمَا نَحْنُ نُصَلِّي مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم إِذْ سَمِعَ جَلَبَةَ رِجَالٍ فَلَمَّا صَلَّى قَالَ ‏"‏ مَا شَأْنُكُمْ ‏"‏‏.‏ قَالُوا اسْتَعْجَلْنَا إِلَى الصَّلاَةِ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَلاَ تَفْعَلُوا، إِذَا أَتَيْتُمُ الصَّلاَةَ فَعَلَيْكُمْ بِالسَّكِينَةِ، فَمَا أَدْرَكْتُمْ فَصَلُّوا وَمَا فَاتَكُمْ فَأَتِمُّوا ‏"‏‏.‏

    Peygamber’le birlikte namaz kılarken bir grup adamın gürültüsünü işitti. Namazı bitirince, “Neyiniz var?” diye sordu. “Namaza yetişmek için acele ettik” dediler. Şöyle buyurdu: Öyle yapmayın. Namaza geldiğinizde sükûneti elden bırakmayın. Yetiştiğinizi kılın, kaçırdığınızı tamamlayın.

    Uyarı geç kalmaya değil koşmaya yapılır: cemaate yetişme telaşı, yetişilen şeyi bozar. Kaçırılan kısmın nasıl tamamlanacağı fıkıh kaynaklarının konusudur.

    Sahih hadisBuhârî, Ezân 20

  12. حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، قَالَ حَدَّثَنَا شَيْبَانُ، عَنْ يَحْيَى، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي قَتَادَةَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِذَا أُقِيمَتِ الصَّلاَةُ فَلاَ تَقُومُوا حَتَّى تَرَوْنِي وَعَلَيْكُمْ بِالسَّكِينَةِ ‏"‏‏.‏ تَابَعَهُ عَلِيُّ بْنُ الْمُبَارَكِ‏.‏

    Allah’ın Resûlü şöyle buyurdu: Namaz için kamet getirildiğinde beni görmedikçe kalkmayın; sükûneti de elden bırakmayın. (Buhârî ekler: Ali b. el-Mübârek de bunu böyle nakletmiştir.)

    Rivayet, cemaate koşarak gelenlere söylenen sözün eşidir: telaş burada da kesilir, ama bu kez mescidin içinde. Sondaki “Ali b. el-Mübârek de böyle nakletmiştir” cümlesi Buhârî’nin isnad kaydıdır, hadisin lafzı değildir. Kamet getirildiğinde tam olarak ne zaman kalkılacağı fıkıh kaynaklarında ele alınır.

    Sahih hadisBuhârî, Ezân 23

  13. حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ صَالِحِ بْنِ كَيْسَانَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَرَجَ وَقَدْ أُقِيمَتِ الصَّلاَةُ وَعُدِّلَتِ الصُّفُوفُ، حَتَّى إِذَا قَامَ فِي مُصَلاَّهُ انْتَظَرْنَا أَنْ يُكَبِّرَ انْصَرَفَ قَالَ ‏ "‏ عَلَى مَكَانِكُمْ ‏"‏‏.‏ فَمَكَثْنَا عَلَى هَيْئَتِنَا حَتَّى خَرَجَ إِلَيْنَا يَنْطُفُ رَأْسُهُ مَاءً وَقَدِ اغْتَسَلَ‏.‏

    Allah’ın Resûlü dışarı çıkmıştı; kamet getirilmiş, saflar düzenlenmişti. Namaz kılacağı yerde durunca tekbir almasını bekledik; o ise geri döndü ve “Olduğunuz yerde kalın” dedi. Biz de bulunduğumuz düzende bekledik. Sonunda başından sular damlayarak yanımıza çıktı; yıkanmıştı.

    Sahne bir bekleyişi anlatır: saflar dağılmaz, olduğu gibi durur. Peygamber’in geri dönme sebebi metinde sayılmaz; yalnız yıkandığı söylenir.

    Sahih hadisBuhârî, Ezân 24

  14. حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَمْرٍو، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ صُهَيْبٍ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ أُقِيمَتِ الصَّلاَةُ وَالنَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يُنَاجِي رَجُلاً فِي جَانِبِ الْمَسْجِدِ، فَمَا قَامَ إِلَى الصَّلاَةِ حَتَّى نَامَ الْقَوْمُ‏.‏

    Kamet getirildi; Peygamber ise mescidin bir kenarında bir adamla baş başa konuşuyordu. Halk uyuyuncaya kadar namaza kalkmadı.

    Kamet ile namaz arasında uzun bir ara oluşmuş, cemaat beklerken uyuyakalmıştır. Enes bunu bir kusur olarak anlatmaz, olduğu gibi nakleder; konuşmanın konusu söylenmez.

    Sahih hadisBuhârî, Ezân 27

  15. حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لَقَدْ هَمَمْتُ أَنْ آمُرَ بِحَطَبٍ فَيُحْطَبَ، ثُمَّ آمُرَ بِالصَّلاَةِ فَيُؤَذَّنَ لَهَا، ثُمَّ آمُرَ رَجُلاً فَيَؤُمَّ النَّاسَ، ثُمَّ أُخَالِفَ إِلَى رِجَالٍ فَأُحَرِّقَ عَلَيْهِمْ بُيُوتَهُمْ، وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لَوْ يَعْلَمُ أَحَدُهُمْ أَنَّهُ يَجِدُ عَرْقًا سَمِينًا أَوْ مِرْمَاتَيْنِ حَسَنَتَيْنِ لَشَهِدَ الْعِشَاءَ ‏"‏‏.‏

    Canım elinde olana yemin olsun ki, odun toplanmasını emretmeyi, sonra namaz için ezan okunmasını emretmeyi, sonra bir adama halka imamlık etmesini söylemeyi, sonra da gelmeyen adamların yanına varıp evlerini üzerlerine yakmayı içimden geçirdim. Canım elinde olana yemin olsun ki onlardan biri, orada semiz bir kemik ya da iki güzel paça bulacağını bilse yatsıya gelirdi.

    Cümle “içimden geçirdim” diye kurulur ve iş yapılmamıştır; metin bir uygulama değil bir sitemdir. Sondaki “mirmâteyn” kelimesi klasik sözlüklerde farklı açıklanır — koyunun ayak kemiği ya da atış talimi oku; iki açıklamada da kastedilen küçük ve önemsiz bir kazançtır. Bâb başlığı cemaatin vâcip oluşunu savunur; bu Buhârî’nin fıkhî tercihidir, rivayetin lafzı değildir.

    Sahih hadisBuhârî, Ezân 29

  16. حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا اللَّيْثُ، حَدَّثَنِي ابْنُ الْهَادِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ خَبَّابٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، أَنَّهُ سَمِعَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ صَلاَةُ الْجَمَاعَةِ تَفْضُلُ صَلاَةَ الْفَذِّ بِخَمْسٍ وَعِشْرِينَ دَرَجَةً ‏"‏‏.‏

    Cemaatle kılınan namaz, tek başına kılınan namazdan yirmi beş derece üstündür.

    Sayı rivayetin kendi lafzıdır. Aynı bâbda nakledilen başka bir rivayette yirmi yedi denir; iki lafız arasındaki farkın nasıl anlaşılacağı klasik şerhlerde ayrıca tartışılmıştır. Derecenin neyi ölçtüğü metinde açıklanmaz.

    Sahih hadisBuhârî, Ezân 30

  17. حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصٍ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبِي قَالَ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، قَالَ سَمِعْتُ سَالِمًا، قَالَ سَمِعْتُ أُمَّ الدَّرْدَاءِ، تَقُولُ دَخَلَ عَلَىَّ أَبُو الدَّرْدَاءِ وَهْوَ مُغْضَبٌ فَقُلْتُ مَا أَغْضَبَكَ فَقَالَ وَاللَّهِ مَا أَعْرِفُ مِنْ أُمَّةِ مُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم شَيْئًا إِلاَّ أَنَّهُمْ يُصَلُّونَ جَمِيعًا‏.‏

    Ümmü’d-Derdâ şöyle dedi: Ebü’d-Derdâ öfkeli bir hâlde yanıma girdi. “Seni ne öfkelendirdi?” dedim. “Vallahi” dedi, “Muhammed’in ümmetinden tanıdığım bir şey kalmamış; yalnızca hep birlikte namaz kılıyorlar.”

    Söz Peygamber’e değil Ebü’d-Derdâ’ya aittir; bu bölümde sahâbe sözleri de nakledilir. Cümle bir övgü değil bir sitemdir ve geriye kalan tek bağı işaret eder: birlikte kılınan namaz.

    Sahih hadisBuhârî, Ezân 31

  18. حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ حَوْشَبٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، قَالَ حَدَّثَنَا حُمَيْدٌ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ يَا بَنِي سَلِمَةَ أَلاَ تَحْتَسِبُونَ آثَارَكُمْ ‏"‏‏.‏ وَقَالَ مُجَاهِدٌ فِي قَوْلِهِ ‏{‏وَنَكْتُبُ مَا قَدَّمُوا وَآثَارَهُمْ‏}‏ قَالَ خُطَاهُمْ‏.‏ وَقَالَ ابْنُ أَبِي مَرْيَمَ أَخْبَرَنَا يَحْيَى بْنُ أَيُّوبَ، حَدَّثَنِي حُمَيْدٌ، حَدَّثَنِي أَنَسٌ، أَنَّ بَنِي سَلِمَةَ، أَرَادُوا أَنْ يَتَحَوَّلُوا، عَنْ مَنَازِلِهِمْ، فَيَنْزِلُوا قَرِيبًا مِنَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ فَكَرِهَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ يُعْرُوا ‏{‏الْمَدِينَةَ‏}‏ فَقَالَ ‏"‏ أَلاَ تَحْتَسِبُونَ آثَارَكُمْ ‏"‏‏.‏ قَالَ مُجَاهِدٌ خُطَاهُمْ آثَارُهُمْ أَنْ يُمْشَى فِي الأَرْضِ بِأَرْجُلِهِمْ‏.‏

    Peygamber, “Ey Selimeoğulları! Adımlarınızı hesaba katmıyor musunuz?” buyurdu. Mücâhid, “Onların önden gönderdiklerini de izlerini de yazarız” âyetindeki “izler” kelimesini “adımları” diye açıklamıştır. Rivayetin başka bir tarikinde şöyle anlatılır: Selimeoğulları evlerinden taşınıp Peygamber’in yakınına yerleşmek istediler; Allah’ın Resûlü Medine’nin boş kalmasını hoş görmedi ve “Adımlarınızı hesaba katmıyor musunuz?” buyurdu. Mücâhid ekler: İzleri, onların ayaklarıyla yeryüzünde yürümesidir.

    Âyet Yâsîn 36:12’dir. Metindeki Mücâhid açıklaması Buhârî’nin naklettiği tefsir kaydıdır, hadisin lafzı değildir. Uzakta oturmak burada bir eksiklik olarak değil, yolun kendisi sayıldığı için bir kazanç olarak anlatılır.

    Sahih hadisBuhârî, Ezân 33

  19. حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، قَالَ حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ حُمَيْدٍ، قَالَ سُئِلَ أَنَسٌ هَلِ اتَّخَذَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَاتَمًا فَقَالَ نَعَمْ، أَخَّرَ لَيْلَةً صَلاَةَ الْعِشَاءِ إِلَى شَطْرِ اللَّيْلِ، ثُمَّ أَقْبَلَ عَلَيْنَا بِوَجْهِهِ بَعْدَ مَا صَلَّى فَقَالَ ‏ "‏ صَلَّى النَّاسُ وَرَقَدُوا وَلَمْ تَزَالُوا فِي صَلاَةٍ مُنْذُ انْتَظَرْتُمُوهَا ‏"‏‏.‏ قَالَ فَكَأَنِّي أَنْظُرُ إِلَى وَبِيصِ خَاتَمِهِ‏.‏

    Enes’e, Allah’ın Resûlü yüzük edindi mi diye soruldu. “Evet” dedi ve şunu anlattı: Bir gece yatsı namazını gecenin yarısına kadar geciktirdi. Namazı kıldıktan sonra yüzünü bize döndürüp, “İnsanlar namazlarını kılıp uyudular; siz ise namazı beklediğinizden beri namazdasınız” buyurdu. Enes ekler: Hâlâ yüzüğünün parıltısını görür gibiyim.

    Soru yüzük hakkındadır; Enes cevabı o geceyi anlatarak verir, çünkü yüzüğü o sırada görmüştür. Ortadaki cümle beklemenin kendisini namazın devamı sayar. Yatsının ne kadar geciktirilebileceği fıkıh kaynaklarının konusudur.

    Sahih hadisBuhârî, Ezân 36

  20. حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، قَالَ أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مُطَرِّفٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَنْ غَدَا إِلَى الْمَسْجِدِ وَرَاحَ أَعَدَّ اللَّهُ لَهُ نُزُلَهُ مِنَ الْجَنَّةِ كُلَّمَا غَدَا أَوْ رَاحَ ‏"‏‏.‏

    Kim sabah mescide gider, akşamüstü yine giderse, her gidişinde Allah onun için cennette bir konukluk hazırlar.

    Rivayet mescide gitmeyi tek seferlik bir iş olarak değil, günün iki ucunda tekrarlanan bir gidiş olarak anar. “Nüzül” kelimesi misafir için hazırlanan ilk ikram demektir; karşılığın ne olduğu metinde ayrıca açıklanmaz.

    Sahih hadisBuhârî, Ezân 37

  21. حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ يَحْيَى، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، قَالَ سَأَلْتُ أَبَا سَعِيدٍ الْخُدْرِيَّ فَقَالَ جَاءَتْ سَحَابَةٌ فَمَطَرَتْ حَتَّى سَالَ السَّقْفُ، وَكَانَ مِنْ جَرِيدِ النَّخْلِ، فَأُقِيمَتِ الصَّلاَةُ، فَرَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَسْجُدُ فِي الْمَاءِ وَالطِّينِ، حَتَّى رَأَيْتُ أَثَرَ الطِّينِ فِي جَبْهَتِهِ‏.‏

    Bir bulut geldi ve öyle yağdı ki hurma dallarından örülü çatı su akıtmaya başladı. Kamet getirildi; Allah’ın Resûlü’nü su ve çamur içinde secde ederken gördüm. Öyle ki alnında çamurun izini gördüm.

    Mescidin çatısı hurma dalındandı ve yağmuru tutmuyordu; cemaat yine de dağılmadı. Bâb başlığı yağmurda imamlık ve hutbe meselesini sorar; rivayetin kendisi bir hüküm vermez, yalnızca o günü anlatır.

    Sahih hadisBuhârî, Ezân 41

  22. حَدَّثَنَا آدَمُ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ حَدَّثَنَا الْحَكَمُ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ الأَسْوَدِ، قَالَ سَأَلْتُ عَائِشَةَ مَا كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَصْنَعُ فِي بَيْتِهِ قَالَتْ كَانَ يَكُونُ فِي مِهْنَةِ أَهْلِهِ ـ تَعْنِي خِدْمَةَ أَهْلِهِ ـ فَإِذَا حَضَرَتِ الصَّلاَةُ خَرَجَ إِلَى الصَّلاَةِ‏.‏

    Âişe’ye, Peygamber evinde ne yapardı diye sordum. “Ev halkının işini görürdü” dedi — yani ailesine hizmet ederdi. Namaz vakti gelince de namaza çıkardı.

    İki cümle arasında kopukluk yoktur: ev işi vakit girene kadar sürer, vakit girince kişi namaza çıkar. Âişe’nin kullandığı kelimeyi râvi “hizmet” diye açıklama ihtiyacı duymuştur.

    Sahih hadisBuhârî, Ezân 44

  23. حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ لَمْ يَخْرُجِ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ثَلاَثًا، فَأُقِيمَتِ الصَّلاَةُ، فَذَهَبَ أَبُو بَكْرٍ يَتَقَدَّمُ فَقَالَ نَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِالْحِجَابِ فَرَفَعَهُ، فَلَمَّا وَضَحَ وَجْهُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مَا نَظَرْنَا مَنْظَرًا كَانَ أَعْجَبَ إِلَيْنَا مِنْ وَجْهِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم حِينَ وَضَحَ لَنَا، فَأَوْمَأَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِيَدِهِ إِلَى أَبِي بَكْرٍ أَنْ يَتَقَدَّمَ، وَأَرْخَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم الْحِجَابَ، فَلَمْ يُقْدَرْ عَلَيْهِ حَتَّى مَاتَ‏.‏

    Peygamber üç gün dışarı çıkmadı. Kamet getirildi, Ebû Bekir öne geçmek üzere ilerledi. Peygamber perdeyi tutup kaldırdı. Peygamber’in yüzü göründüğünde, bize göründüğü o hâlinden daha güzel bir manzaraya bakmış değiliz. Peygamber eliyle Ebû Bekir’e öne geçmesini işaret etti ve perdeyi indirdi. Vefat edinceye kadar bir daha onu görmek mümkün olmadı.

    Cemaatin onu son görüşü namaz sırasındadır ve arada tek bir el işareti vardır. Enes bunu bir hüküm olarak değil, gördüğü manzara olarak anlatır. Bâb başlığı imamlığa kimin daha lâyık olduğunu söyler; bu Buhârî’nin fıkhî çıkarımıdır, metnin ifadesi değildir.

    Sahih hadisBuhârî, Ezân 46

  24. حَدَّثَنَا زَكَرِيَّاءُ بْنُ يَحْيَى، قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ نُمَيْرٍ، قَالَ أَخْبَرَنَا هِشَامُ بْنُ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ أَمَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَبَا بَكْرٍ أَنْ يُصَلِّيَ بِالنَّاسِ فِي مَرَضِهِ، فَكَانَ يُصَلِّي بِهِمْ‏.‏ قَالَ عُرْوَةُ فَوَجَدَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي نَفْسِهِ خِفَّةً، فَخَرَجَ فَإِذَا أَبُو بَكْرٍ يَؤُمُّ النَّاسَ، فَلَمَّا رَآهُ أَبُو بَكْرٍ اسْتَأْخَرَ، فَأَشَارَ إِلَيْهِ أَنْ كَمَا أَنْتَ، فَجَلَسَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حِذَاءَ أَبِي بَكْرٍ إِلَى جَنْبِهِ، فَكَانَ أَبُو بَكْرٍ يُصَلِّي بِصَلاَةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَالنَّاسُ يُصَلُّونَ بِصَلاَةِ أَبِي بَكْرٍ‏.‏

    Allah’ın Resûlü hastalığı sırasında Ebû Bekir’e halka namaz kıldırmasını emretti; o da kıldırıyordu. Urve şöyle nakleder: Allah’ın Resûlü kendini biraz hafiflemiş hissedip dışarı çıktı; baktı ki Ebû Bekir halka imamlık ediyor. Ebû Bekir onu görünce geri çekilmek istedi; Peygamber ona “olduğun gibi kal” diye işaret etti ve Ebû Bekir’in hizasına, yanına oturdu. Ebû Bekir Allah’ın Resûlü’nün namazına uyarak kılıyor, insanlar da Ebû Bekir’in namazına uyarak kılıyorlardı.

    Son cümle iki halkalı bir bağ anlatır: öndeki bir başkasına uyar, cemaat de ona. Rivayet bu düzenden bir hüküm çıkarmaz, sahneyi olduğu gibi verir.

    Sahih hadisBuhârî, Ezân 47

  25. حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، قَالَ أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي مَحْمُودُ بْنُ الرَّبِيعِ،، وَزَعَمَ، أَنَّهُ عَقَلَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَعَقَلَ مَجَّةً مَجَّهَا مِنْ دَلْوٍ كَانَ فِي دَارِهِمْ‏.‏ قَالَ سَمِعْتُ عِتْبَانَ بْنَ مَالِكٍ الأَنْصَارِيَّ، ثُمَّ أَحَدَ بَنِي سَالِمٍ قَالَ كُنْتُ أُصَلِّي لِقَوْمِي بَنِي سَالِمٍ، فَأَتَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ إِنِّي أَنْكَرْتُ بَصَرِي، وَإِنَّ السُّيُولَ تَحُولُ بَيْنِي وَبَيْنَ مَسْجِدِ قَوْمِي، فَلَوَدِدْتُ أَنَّكَ جِئْتَ فَصَلَّيْتَ فِي بَيْتِي مَكَانًا، حَتَّى أَتَّخِذَهُ مَسْجِدًا فَقَالَ ‏"‏ أَفْعَلُ إِنْ شَاءَ اللَّهُ ‏"‏‏.‏ فَغَدَا عَلَىَّ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَبُو بَكْرٍ مَعَهُ بَعْدَ مَا اشْتَدَّ النَّهَارُ، فَاسْتَأْذَنَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَأَذِنْتُ لَهُ، فَلَمْ يَجْلِسْ حَتَّى قَالَ ‏"‏ أَيْنَ تُحِبُّ أَنْ أُصَلِّيَ مِنْ بَيْتِكَ ‏"‏‏.‏ فَأَشَارَ إِلَيْهِ مِنَ الْمَكَانِ الَّذِي أَحَبَّ أَنْ يُصَلِّيَ فِيهِ، فَقَامَ فَصَفَفْنَا خَلْفَهُ ثُمَّ سَلَّمَ، وَسَلَّمْنَا حِينَ سَلَّمَ‏.‏

    Mahmûd b. er-Rabî', Peygamber'in evlerindeki kovadan aldığı suyu ağzından püskürttüğünü hatırladığını söyler. Sonra şöyle dedi: İtbân b. Mâlik el-Ensârî'den — Benî Sâlim'dendir — işittim, dedi ki: Kavmim Benî Sâlim'e namaz kıldırırdım. Peygamber'e gelip, "Gözüm artık eskisi gibi görmüyor; seller de benimle kavmimin mescidi arasına giriyor. Gelip evimde bir yerde namaz kılmanı çok isterdim, orayı namazgâh edineyim" dedim. "İnşallah yaparım" buyurdu. Gün iyice ısındıktan sonra Allah'ın Resulü, yanında Ebû Bekir, sabah sabah yanıma geldi. Peygamber izin istedi, ben de izin verdim. Oturmadan, "Evinin neresinde namaz kılmamı istersin?" diye sordu. Namaz kılmasını istediği yer kendisine işaret edildi. Kalktı, biz de arkasında saf tuttuk. Sonra o selam verdi, biz de selam verdik.

    Sayfa daha önce bu olayın kısa naklini taşıyordu ve notu, İtbân'ın bunu neden istediğinin söylenmediğini yazıyordu. Buhârî'nin bu daha uzun nakli sebebi açıkça söyler: gözleri zayıflamıştır ve yağmurların açtığı sel, onunla kavminin mescidi arasına girmektedir. Cemaat burada mescitte değil bir evde kurulur ve yeri ev sahibi seçer; sondaki karşılıklı selam namazın bitişini anlatır. Baştaki cümle râvi Mahmûd b. er-Rabî'in kendi çocukluk hatırasıdır, olayın parçası değil naklin yaşına tanıklıktır. Rivayet bir ruhsat ölçüsü koymaz, bir olayı kaydeder.

    Sahih hadisBuhârî, Ezân 154

  26. حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْمُنْذِرِ، قَالَ حَدَّثَنَا أَنَسُ بْنُ عِيَاضٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ لَمَّا قَدِمَ الْمُهَاجِرُونَ الأَوَّلُونَ الْعُصْبَةَ ـ مَوْضِعٌ بِقُبَاءٍ ـ قَبْلَ مَقْدَمِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَؤُمُّهُمْ سَالِمٌ مَوْلَى أَبِي حُذَيْفَةَ، وَكَانَ أَكْثَرَهُمْ قُرْآنًا‏.‏

    İlk muhacirler, Allah’ın Resûlü Medine’ye varmadan önce Kubâ’daki Usbe denilen yere indiklerinde, onlara Ebû Huzeyfe’nin âzatlısı Sâlim imamlık ediyordu; çünkü aralarında Kur’an’ı en çok bilen oydu.

    Metnin verdiği tek ölçüt Kur’an bilgisidir. Öne geçen kişi topluluğun en kıdemlisi ya da en itibarlısı değil, en çok bilenidir. Rivayet hicretten önceki bir durumu aktarır; imamlığın kime düşeceğine dair hüküm fıkıh kaynaklarının konusudur.

    Sahih hadisBuhârî, Ezân 54

  27. وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، قَالَ حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَمْرٍو، قَالَ سَمِعْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ كَانَ مُعَاذُ بْنُ جَبَلٍ يُصَلِّي مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ يَرْجِعُ فَيَؤُمُّ قَوْمَهُ، فَصَلَّى الْعِشَاءَ فَقَرَأَ بِالْبَقَرَةِ، فَانْصَرَفَ الرَّجُلُ، فَكَأَنَّ مُعَاذًا تَنَاوَلَ مِنْهُ، فَبَلَغَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏"‏ فَتَّانٌ فَتَّانٌ فَتَّانٌ ‏"‏ ثَلاَثَ مِرَارٍ أَوْ قَالَ ‏"‏ فَاتِنًا فَاتِنًا فَاتِنٌ ‏"‏ وَأَمَرَهُ بِسُورَتَيْنِ مِنْ أَوْسَطِ الْمُفَصَّلِ‏.‏ قَالَ عَمْرٌو لاَ أَحْفَظُهُمَا‏.‏

    Câbir b. Abdullah şöyle dedi: Muâz b. Cebel, Peygamber’le birlikte namaz kılar, sonra dönüp kendi kavmine imamlık ederdi. Bir defasında yatsıyı kıldırırken Bakara’yı okudu; bir adam namazdan ayrıldı. Muâz’ın onu kınadığı anlaşılıyor; bu, Peygamber’e ulaştı. O da üç kez “Fettân! Fettân! Fettân!” — yahut “Fâtinen, fâtinen, fâtin” — dedi ve ona mufassalın ortasından iki sure okumasını söyledi. Râvi Amr, “O iki sureyi hatırlamıyorum” demiştir.

    “Fettân”, insanları zora sokan, gönlünü namazdan soğutan demektir; sözün üç kez tekrarlanması metnin kendi vurgusudur. Sitem, namazı bırakıp giden adama değil imamlık edene yapılır. Bâb başlığı, imam uzattığında işi olan kimsenin ayrılıp tek başına kılmasını konu eder; rivayet bu soruya cevap vermez. Okunacak surelere dair kısım fıkhî ayrıntıdır ve iki surenin hangisi olduğu râvinin hatırlamaması yüzünden metinde yoktur. Mufassal, Kur’an’ın sondaki kısa sureler bölümüne verilen addır.

    Sahih hadisBuhârî, Ezân 60

  28. حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ أَبِي خَالِدٍ، عَنْ قَيْسِ بْنِ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِي مَسْعُودٍ، قَالَ قَالَ رَجُلٌ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي لأَتَأَخَّرُ عَنِ الصَّلاَةِ فِي الْفَجْرِ مِمَّا يُطِيلُ بِنَا فُلاَنٌ فِيهَا‏.‏ فَغَضِبَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَا رَأَيْتُهُ غَضِبَ فِي مَوْضِعٍ كَانَ أَشَدَّ غَضَبًا مِنْهُ يَوْمَئِذٍ ثُمَّ قَالَ ‏ "‏ يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّ مِنْكُمْ مُنَفِّرِينَ، فَمَنْ أَمَّ النَّاسَ فَلْيَتَجَوَّزْ، فَإِنَّ خَلْفَهُ الضَّعِيفَ وَالْكَبِيرَ وَذَا الْحَاجَةِ ‏"‏‏.‏

    Ebû Mes‘ûd şöyle dedi: Bir adam, “Ey Allah’ın Resûlü! Falanca sabah namazını bize çok uzun kıldırdığı için namazdan geri kalıyorum” dedi. Allah’ın Resûlü öyle öfkelendi ki onu hiçbir yerde o günkünden daha öfkeli görmedim. Sonra şöyle buyurdu: Ey insanlar! İçinizde nefret ettirenler var. Kim halka imamlık ederse hafif tutsun; çünkü arkasında zayıf da vardır, yaşlı da vardır, işi olan da vardır.

    Öfkenin yönü kayda değer: geri kalan adama değil, öne geçene. Gerekçe de metnin kendi içindedir — imam kendi takatine göre değil arkasındakilere göre ölçer. Rivayet “hafif tutsun” der ama bir ölçü vermez; ne kadarın hafif sayılacağı fıkıh kaynaklarının konusudur.

    Sahih hadisBuhârî, Ezân 63

  29. حَدَّثَنَا مُوسَى، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ، قَالَ حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ عُمَارَةَ بْنِ عُمَيْرٍ، عَنْ أَبِي مَعْمَرٍ، قَالَ قُلْنَا لِخَبَّابٍ أَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقْرَأُ فِي الظُّهْرِ وَالْعَصْرِ قَالَ نَعَمْ‏.‏ قُلْنَا بِمَ كُنْتُمْ تَعْرِفُونَ ذَاكَ قَالَ بِاضْطِرَابِ لِحْيَتِهِ‏.‏

    Ebû Ma‘mer şöyle dedi: Habbâb’a, “Allah’ın Resûlü öğle ile ikindide okur muydu?” diye sorduk. “Evet” dedi. “Peki bunu neyle anlardınız?” dedik. “Sakalının kıpırdamasından” dedi.

    Cevap bir kuralla değil bir gözlemle verilir: cemaat, duymadığı bir okuyuşu imamın yüzünden anlamıştır. Hangi namazda sesin yükseltilip yükseltilmeyeceği fıkhî bir meseledir ve burada tartışılmaz; rivayetin anlattığı, arkadakilerin öndekini ne kadar yakından izlediğidir.

    Sahih hadisBuhârî, Ezân 91

  30. حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، وَأَبِي، سَلَمَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ أَنَّهُمَا أَخْبَرَاهُ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ إِذَا أَمَّنَ الإِمَامُ فَأَمِّنُوا فَإِنَّهُ مَنْ وَافَقَ تَأْمِينُهُ تَأْمِينَ الْمَلاَئِكَةِ غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ ‏"‏‏.‏ وَقَالَ ابْنُ شِهَابٍ وَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏"‏ آمِينَ ‏"‏‏.‏

    Peygamber şöyle buyurdu: İmam âmîn dediğinde siz de âmîn deyin. Çünkü kimin âmîn’i meleklerin âmîn’ine denk düşerse, geçmiş günahı bağışlanır. İbn Şihâb şunu ekler: Allah’ın Resûlü de “âmîn” derdi.

    Sayfadaki ezan rivayetiyle aynı kalıp: cemaat sessizce dinlemez, aynı sözü söyler. Sondaki karşılık metnin kendi lafzıdır; bir sayı ya da şart içermez ve sayfa bunun üzerine bir vaat kurmaz. Son cümle İbn Şihâb’ın eklemesidir, Peygamber’in sözü değildir. Bâb başlığı âmîn’in sesli söylenmesini konu eder; rivayetin lafzında ses yüksekliğine dair bir kayıt yoktur.

    Sahih hadisBuhârî, Ezân 111

  31. حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عُبَيْدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عِيسَى بْنُ يُونُسَ، عَنْ عُمَرَ بْنِ سَعِيدٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي ابْنُ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنْ عُقْبَةَ، قَالَ صَلَّيْتُ وَرَاءَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِالْمَدِينَةِ الْعَصْرَ فَسَلَّمَ ثُمَّ قَامَ مُسْرِعًا، فَتَخَطَّى رِقَابَ النَّاسِ إِلَى بَعْضِ حُجَرِ نِسَائِهِ، فَفَزِعَ النَّاسُ مِنْ سُرْعَتِهِ فَخَرَجَ عَلَيْهِمْ، فَرَأَى أَنَّهُمْ عَجِبُوا مِنْ سُرْعَتِهِ فَقَالَ ‏ "‏ ذَكَرْتُ شَيْئًا مِنْ تِبْرٍ عِنْدَنَا فَكَرِهْتُ أَنْ يَحْبِسَنِي، فَأَمَرْتُ بِقِسْمَتِهِ ‏"‏‏.‏

    Ukbe şöyle dedi: Medine’de Peygamber’in arkasında ikindiyi kıldım. Selam verdi, sonra hızla kalkıp oturanların arasından geçerek hanımlarının odalarından birine gitti. İnsanlar bu aceleden ürktüler. Sonra yanlarına çıktı; acelesine şaştıklarını görünce şöyle dedi: Yanımızda duran bir parça işlenmemiş altını hatırladım; beni alıkoymasını istemedim, dağıtılmasını emrettim.

    Cemaat öndekinin her hareketini okur: alışılmadık bir acele, topluluğu ürkütmeye yeter. Bunun üzerine geri dönüp sebebini söylemesi, sahnenin asıl konusudur. Bâb başlığı namaz kıldıranın safların arasından geçmesini fıkhî bir mesele olarak sorar; metin bu soruyu cevaplamaz, yalnızca o ikindiyi anlatır.

    Sahih hadisBuhârî, Ezân 158

Hadislerin Arapça metni klasik hadis kaynaklarındandır. Türkçe anlam bu sitenin kendi metnidir ve basılı bir tercümenin yerini tutmaz; esas olan Arapça metindir.

Bu sayfa neyi yapar, neyi yapmaz

Buhârî’nin bu bölümü — Kitâbü’l-Ezân — büyük ölçüde namaz fıkhıdır. Bâb başlıklarının çoğu bir hüküm cümlesidir: “cemaatin vâcip oluşu”, “imamlığa kimin daha lâyık olduğu”, “yağmurda cemaate gelmemenin ruhsatı”. Bu sayfa o hükümleri tartışmaz ve bir tarafı seçmez.

Burada yapılan şey daha dardır: rivayetlerin cemaatin değeri, mescide gitmek, birlikte beklemek, imamın sorumluluğu ve namazda huzur hakkında ne söylediğini Arapça metni ve kendi Türkçe anlamıyla aktarmak. Namazın nasıl kılınacağı, ezanın lafzı ve tekrar sayısı, imama uymanın hükmü, safın nasıl düzeltileceği ve cemaatin hangi durumda düşeceği fıkıh kaynaklarının işidir; bu platformun kapsamı dışındadır.

Bir ayrıntı kayda değer: bâb başlığı bir konu etiketi değil, Buhârî’nin o rivayetten çıkardığı fıkhî iddiadır. Bu yüzden başlık ile metin her zaman aynı şeyi söylemez. Aşağıda esas alınan, başlık değil rivayetin kendi lafzıdır; başlığın iddia taşıdığı yerlerde bu ayrıca belirtilmiştir.

Çağrıdan safa

Bölümün ilk rivayeti bir ihtiyaçla başlar: insanlar çoğalmıştır ve namaz vaktini duyuracak bir işaret gerekmektedir. Ateş yakmak ve çan çalmak konuşulur, sonunda bir insanın sesi seçilir. Bundan sonrası hep o sesin etrafındadır — sesi yükselten çoban, ezanı tekrarlayan cemaat, çağrıdan sonra okunan dua, görmeyen müezzine “sabah oldu” diyen komşusu.

İkinci halka mesafedir. Selimeoğulları mescide yakın oturmak için taşınmak ister; cevap, taşınmamaları yönünde olur ve gerekçe yolun kendisidir. Aynı fikir başka bir rivayette “gidip gelme” üzerinden tekrarlanır. Mescide giden adım burada namazın öncesi değil, parçası sayılır.

Üçüncüsü bekleyiştir. Kamet getirildikten sonra imam geri döner ve “olduğunuz yerde kalın” der; saflar dağılmaz. Başka bir gece yatsı gecenin yarısına kadar gecikir ve bekleyenlere “siz beklediğinizden beri namazdasınız” denir. Koşarak gelen bir gruba ise “sükûneti elden bırakmayın” denir: cemaate yetişme telaşı, yetişilen şeyi bozar.

Arkasında kim var

Bölümün bir kısmı imamın kendisine değil, arkasındakilere bakar. Bir adam sabah namazını çok uzun kıldıran birinden şikâyet eder; gelen tepki beklenenin tersi yöndedir. Öfke, namazdan geri kalan adama değil öne geçene yöneliktir ve gerekçe açıkça söylenir: arkasında zayıf da vardır, yaşlı da vardır, işi olan da vardır. Aynı mesele Muâz b. Cebel’in yatsıda Bakara’yı okuduğu gece tekrarlanır; orada da söz, namazı bırakıp gidene değil imamlık edene söylenir.

Tersi de vardır: cemaat öndekini gözler. Habbâb’a öğle ve ikindide okunup okunmadığı sorulduğunda cevabı bir kural değil bir gözlemdir — sakalının kıpırdamasından anlarlardı. Bir ikindinin ardından Peygamber’in alışılmadık aceleyle kalkıp safların arasından geçmesi topluluğu ürkütmeye yeter; geri dönüp sebebini söylemesi gerekir. Bağ iki yönlüdür ve iki taraf da birbirini okur.

Burada da sınır aynıdır. İmamın namazı ne kadar uzatabileceği, âmîn’in sesli söylenip söylenmeyeceği, kamet getirildiğinde tam olarak ne zaman kalkılacağı fıkhî sorulardır ve bu sayfa onları cevaplamaz. Aktarılan, rivayetlerin kendi lafzıdır.

Bu hadisler nasıl seçildi

Sayfa iki partide kuruldu. İlk partide bu bölümden elli iki rivayet elendi ve yirmi beşi alındı; ikinci partide aynı kitâbın kullanılmamış bâblarından otuz altı aday incelendi ve yedisi alındı. Toplam otuz iki; biri sonradan çıkarıldı ve sayfa otuz birde kaldı. Alınmayanların hepsinin bir gerekçesi var.

En büyük grup fıkhî usuldür ve bu platformun kapsamı dışındadır: kamet getirildikten sonra nafile kılmak, imamdan önce başını kaldırmak, imamın oturarak kıldırması hâlinde cemaatin ne yapacağı, yemekle namazın önceliği, yemekten sonra abdestin yenilenip yenilenmeyeceği. İkinci parti bu bakımdan daha da dardı: Kitâbü’l-Ezân’ın yetmiş üçüncü bâbdan sonraki kısmı büyük ölçüde namazın kendi mekaniğidir — tekbir, kıraat, rükû, secde, teşehhüd, sehiv secdesi, rekât sayısı. Otuz altı adayın on altısı bu gruba düştü ve hiçbiri alınmadı; on dördü yetmiş üçüncü bâbdan sonradır. Bir rivayet ise ayrıca ağırdı: rükû ve secdesini tamamlamayan bir adama söylenen sert söz, kısa bir notla çerçevelenemeyecek bir hüküm taşıyordu.

Bir kısmı savaş ve fitne bağlamındadır — Hayber ve Hendek rivayetleri, bir de Osmân’ın kuşatma altındayken kendisine sorulan soru. Bir kısmı yağmur ve soğukta cemaate gelmeme ruhsatını konu eder; bu da doğrudan hükümdür. Kadınlarla ilgili iki rivayet — biri mescide gitmek için izin istemeyi, diğeri namazdan sonra dağılma sırasını konu eder — kısa bir notla çerçevelenemeyecekleri için alınmadı.

Geri kalanlar tekrardır. Aynı metin bölüm içinde iki, üç, hatta dört ayrı bâbda nakledilir; her birinden en dolu olanı alındı. İkinci partide altı aday yalnızca bu yüzden elendi: ezanın başlangıcı, ilk safın değeri, evleri yakma sitemi, kamet sonrası konuşma, perdenin kaldırıldığı sabah ve İtbân b. Mâlik’in evinde kılınan namaz — hepsinin karşılığı sayfada zaten vardı. Sonradan çıkarılan rivayet de bir tekrardır ama sayfa dışıdır: ezan okunduğunda şeytanın uzaklaşmasını anlatan metnin öznesi ve bütün fiilleri şeytana aittir, ezan yalnızca zaman belirtir; melekler ve şeytan hadisleri sayfasında sehiv secdesini de içeren daha dolu bir nüshasıyla duruyor. Bir rivayet ise başka bir sebeple dışarıda kaldı: Peygamber’in son hastalığında iki kişinin arasında dışarı çıkışını anlatan metin, cemaatle ilgisini yalnızca bâb başlığından alıyordu. Metnin kendisinde namaz geçmiyordu; başlık delil sayılmadığı için o rivayet de alınmadı.

Sayı hedefi kuralın önüne geçmedi. İkinci partiden yirmi rivayet çıkarmak hedeflenmişti; kapsam filtresi uygulandığında yedide kalındı.

Sık sorulan sorular

Bu sayfa cemaatle namazın hükmünü söylüyor mu?

Hayır. Sayfa rivayetlerin ne söylediğini aktarır; bir hüküm ya da fetva vermez. Buhârî bu bölümde bir bâbı “cemaatin vâcip oluşu” diye adlandırır, fakat bu başlık onun fıkhî tercihidir, rivayetin lafzı değildir. Cemaatin hükmü, imama uymanın şartları ve benzeri sorular fıkıh kaynaklarının konusudur.

Cemaatle namaz yirmi beş derece mi, yirmi yedi derece mi üstün?

İki lafız da nakledilmiştir. Bu sayfadaki Ebû Saîd el-Hudrî rivayetinde sayı yirmi beştir; aynı bâbda nakledilen İbn Ömer rivayetinde yirmi yedidir. Sayı her iki durumda da rivayetin kendi lafzıdır ve derecenin neyi ölçtüğü metinde açıklanmaz. Aradaki farkın nasıl anlaşılacağı klasik şerhlerde ayrıca tartışılmıştır.

Ezanın lafzı ve kaç kez okunacağı burada anlatılıyor mu?

Hayır. Bölümün ilk bâbları tam olarak bunu konu eder, fakat ezanın lafzı ve tekrar sayısı fıkhî bir meseledir ve bu sayfanın kapsamı dışındadır. Buradaki rivayet yalnızca çağrının nasıl ortaya çıktığını — ateş ve çan yerine insan sesinin seçildiğini — anlatmak için alınmıştır.

İmam namazı uzatırsa ne olur?

Bu sayfa bir hüküm vermez, rivayetlerin ne söylediğini aktarır. Buhârî’nin ezan bölümünde konuyla ilgili iki metin vardır ve ikisinde de söz imamlık edene söylenir: “Kim halka imamlık ederse hafif tutsun; çünkü arkasında zayıf da vardır, yaşlı da vardır, işi olan da vardır.” Ne kadarın hafif sayılacağı, cemaatteki kimsenin ne yapabileceği ve benzeri sorular fıkıh kaynaklarının konusudur.

Kaynaklar

  • Sahih hadis
    Buhârî, Ezân — Sayfadaki otuz bir rivayetin tamamı Sahîh-i Buhârî’nin onuncu kitâbı olan Kitâbü’l-Ezân’dan seçildi; bâb numarası her rivayetin altında ayrıca verilir.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Ezân 9 — Ezan okumakta ve ilk safta bilinmeyen bir değer bulunduğunu anlatan rivayet.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Ezân 30 — Cemaatle kılınan namazın tek başına kılınandan üstünlüğü — yirmi beş derece lafzı.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Ezân 33 — Selimeoğulları’na söylenen söz: mescide giden adımların hesaba katılması.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Ezân 36 — “Namazı beklediğinizden beri namazdasınız” — yatsının geciktiği gece.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Ezân 47 — Ebû Bekir’in imamlığı ve Peygamber’in onun yanına oturması.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Ezân 63 — İmamlık edenin hafif tutması ve gerekçesi: arkasındaki zayıf, yaşlı ve işi olan.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Ezân 111 — İmam âmîn dediğinde cemaatin de âmîn demesi.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Ezân 158 — İkindiden sonra aceleyle kalkış ve sebebinin cemaate açıklanması.
  • Kur’an
    Yâsîn 36:12 — Selimeoğulları rivayetinin içinde geçen ve Mücâhid’in “adımları” diye açıkladığı âyet.

Son güncelleme: