Peygamberler ile İlgili Hadisler
Buhârî Sahîh'inde peygamberlere ayrı bir bölüm ayırır: Kitâbü Ehâdîsi'l-Enbiyâ. Aşağıdaki kırk beş hadis o bölümden seçilmiştir — peygamberlerin ortak çizgisi, kıssaların Kur'an'daki karşılıkları ve yaygın anlatılardan ayrılan noktalar.
Hadisler
حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصِ بْنِ غِيَاثٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، قَالَ حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُرَّةَ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ تُقْتَلُ نَفْسٌ ظُلْمًا إِلاَّ كَانَ عَلَى ابْنِ آدَمَ الأَوَّلِ كِفْلٌ مِنْ دَمِهَا، لأَنَّهُ أَوَّلُ مَنْ سَنَّ الْقَتْلَ ".
Haksız yere öldürülen hiçbir can yoktur ki onun kanından bir pay Âdem'in ilk oğluna da yazılmasın; çünkü öldürmeyi ilk başlatan odur.
Âdem'in iki oğlunun kıssası Mâide 5:27-31'de anlatılır; rivayet ad vermez. "Pay" ifadesi sonrakilerin günahının ona aktarılması değildir — gerekçe cümlenin kendisinde durur: kötü bir yolu ilk açmış olmak.
Sahih hadisBuhârî, Enbiyâ 1
قَالَ قَالَ اللَّيْثُ عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ عَمْرَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، رضى الله عنها قَالَتْ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " الأَرْوَاحُ جُنُودٌ مُجَنَّدَةٌ، فَمَا تَعَارَفَ مِنْهَا ائْتَلَفَ، وَمَا تَنَاكَرَ مِنْهَا اخْتَلَفَ ". وَقَالَ يَحْيَى بْنُ أَيُّوبَ حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ بِهَذَا.
Âişe şöyle dedi: Peygamber'in şöyle buyurduğunu işittim: Ruhlar, bölük bölük toplanmış ordulardır; onlardan birbirini tanıyanlar kaynaşır, birbirini tanımayanlar ayrışır.
Bâb başlığı hadisin kendi lafzından alınmıştır ve Âdem'in yaratılışını izleyen bölümde durur. Rivayet bir sebep açıklaması getirmez; yalnız tanışıklığın kaynaşmayı, yabancılığın ayrışmayı getirdiğini söyler.
Sahih hadisBuhârî, Enbiyâ 2
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا شَيْبَانُ، عَنْ يَحْيَى، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، سَمِعْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَلاَ أُحَدِّثُكُمْ حَدِيثًا عَنِ الدَّجَّالِ مَا حَدَّثَ بِهِ نَبِيٌّ قَوْمَهُ، إِنَّهُ أَعْوَرُ، وَإِنَّهُ يَجِيءُ مَعَهُ بِمِثَالِ الْجَنَّةِ وَالنَّارِ، فَالَّتِي يَقُولُ إِنَّهَا الْجَنَّةُ. هِيَ النَّارُ، وَإِنِّي أُنْذِرُكُمْ كَمَا أَنْذَرَ بِهِ نُوحٌ قَوْمَهُ ".
Size Deccâl hakkında, hiçbir peygamberin kendi kavmine anlatmadığı bir şey anlatayım mı? O tek gözlüdür ve yanında cennet ile ateşin bir benzerini getirir; cennet dediği aslında ateştir. Ben sizi ona karşı, Nûh'un kendi kavmini uyardığı gibi uyarıyorum.
Rivayetin peygamberler bölümünde Nûh bâbına konulmasının sebebi son cümledir: uyarı, Nûh'un uyarısına benzetilir. Nûh'un kavmi arasında geçirdiği uzun süre Ankebût 29:14'te anılır. Metin Deccâl'in çıkış zamanı ya da yeri hakkında bir bilgi vermez.
Sahih hadisBuhârî, Enbiyâ 3
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ بْنُ زِيَادٍ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يَجِيءُ نُوحٌ وَأُمَّتُهُ فَيَقُولُ اللَّهُ تَعَالَى هَلْ بَلَّغْتَ فَيَقُولُ نَعَمْ، أَىْ رَبِّ. فَيَقُولُ لأُمَّتِهِ هَلْ بَلَّغَكُمْ فَيَقُولُونَ لاَ، مَا جَاءَنَا مِنْ نَبِيٍّ. فَيَقُولُ لِنُوحٍ مَنْ يَشْهَدُ لَكَ فَيَقُولُ مُحَمَّدٌ صلى الله عليه وسلم وَأُمَّتُهُ، فَنَشْهَدُ أَنَّهُ قَدْ بَلَّغَ، وَهْوَ قَوْلُهُ جَلَّ ذِكْرُهُ {وَكَذَلِكَ جَعَلْنَاكُمْ أُمَّةً وَسَطًا لِتَكُونُوا شُهَدَاءَ عَلَى النَّاسِ} وَالْوَسَطُ الْعَدْلُ ".
Nûh ve ümmeti gelir. Yüce Allah, "Tebliğ ettin mi?" diye sorar; Nûh, "Evet Rabbim" der. Allah onun ümmetine, "O size tebliğ etti mi?" diye sorar; onlar, "Hayır, bize hiçbir peygamber gelmedi" derler. Allah Nûh'a, "Senin için kim şahitlik eder?" diye sorar; Nûh, "Muhammed ve ümmeti" der. Biz de onun tebliğ ettiğine şahitlik ederiz. İşte Yüce Allah'ın şu sözü budur: {Böylece sizi, insanlara şahit olasınız diye orta yolu tutan bir ümmet kıldık.} Vasat, adaletli demektir.
Okunan âyet Bakara 2:143'tür. Son cümle rivayetin lafzı değil, kaynağın kendi sözlük açıklamasıdır — "vasat" kelimesinin burada orta nokta değil denge ve adalet anlamına geldiğini söyler. Nûh'un kavmine tebliği Nûh 71:1-4 ve A'râf 7:59'da anlatılır. Sahne bir derece sıralaması kurmaz; anlattığı, şahitliğin nasıl işlediğidir.
Sahih hadisBuhârî, Enbiyâ 3
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ تَلِيدٍ الرُّعَيْنِيُّ، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي جَرِيرُ بْنُ حَازِمٍ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ مُحَمَّدٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لَمْ يَكْذِبْ إِبْرَاهِيمُ إِلاَّ ثَلاَثًا ".
İbrâhîm, üçü dışında yalan söylemedi.
Rivayet o üçünü burada saymaz. Başka nakillerde bunlar Saffât 37:89'daki "ben hastayım" sözü, Enbiyâ 21:63'teki "bunu şu büyükleri yapmıştır" sözü ve eşi Sâre için "kardeşimdir" demesi olarak geçer. Klasik şerhlerde üçü de gerçeği örtmek için değil, karşı tarafı düşündürmek için kurulmuş çift anlamlı sözler sayılmıştır.
Sahih hadisBuhârî, Enbiyâ 8
حَدَّثَنَا مُؤَمَّلٌ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، حَدَّثَنَا عَوْفٌ، حَدَّثَنَا أَبُو رَجَاءٍ، حَدَّثَنَا سَمُرَةُ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَتَانِي اللَّيْلَةَ آتِيَانِ، فَأَتَيْنَا عَلَى رَجُلٍ طَوِيلٍ، لاَ أَكَادُ أَرَى رَأْسَهُ طُولاً، وَإِنَّهُ إِبْرَاهِيمُ صلى الله عليه وسلم ".
Semüre b. Cündeb şöyle dedi: Allah Resûlü, "Bu gece bana iki kişi geldi; derken uzun boylu bir adamın yanına vardık — uzunluğundan başını neredeyse göremiyordum — ve o, İbrâhîm'di" buyurdu.
Anlatılan bir rüyadır, uyanıkken yapılmış bir gözlem değil; kaynak uzun rüya rivayetinin yalnız bu cümlesini İbrâhîm bâbına almıştır. Bâb, Allah'ın İbrâhîm'i dost edindiğini bildiren Nisâ 4:125 âyetiyle açılır. Metin bir üstünlük bildirmez; verdiği tek bilgi görülen boydur.
Sahih hadisBuhârî, Enbiyâ 8
حَدَّثَنِي أَحْمَدُ بْنُ سَعِيدٍ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا وَهْبُ بْنُ جَرِيرٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " يَرْحَمُ اللَّهُ أُمَّ إِسْمَاعِيلَ، لَوْلاَ أَنَّهَا عَجِلَتْ لَكَانَ زَمْزَمُ عَيْنًا مَعِينًا ". قَالَ الأَنْصَارِيُّ حَدَّثَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، أَمَّا كَثِيرُ بْنُ كَثِيرٍ فَحَدَّثَنِي قَالَ إِنِّي وَعُثْمَانَ بْنَ أَبِي سُلَيْمَانَ جُلُوسٌ مَعَ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، فَقَالَ مَا هَكَذَا حَدَّثَنِي ابْنُ عَبَّاسٍ، قَالَ أَقْبَلَ إِبْرَاهِيمُ بِإِسْمَاعِيلَ وَأُمِّهِ عَلَيْهِمُ السَّلاَمُ وَهْىَ تُرْضِعُهُ، مَعَهَا شَنَّةٌ ـ لَمْ يَرْفَعْهُ ـ ثُمَّ جَاءَ بِهَا إِبْرَاهِيمُ وَبِابْنِهَا إِسْمَاعِيلَ.
Allah, İsmâîl'in annesine rahmet etsin; acele etmeseydi zemzem akıp giden bir pınar olurdu. Rivayetin ardından râviler nakli karşılaştırır: Saîd b. Cübeyr'in, İbn Abbâs'ın kendisine böyle nakletmediğini söylediği aktarılır; onun naklinde İbrâhîm, İsmâîl ile onu emzirmekte olan annesini yanlarında bir su kırbasıyla getirmiştir — bu kısım Peygamber'e ulaştırılmaz.
"Acele etmek", klasik şerhlerde suyun etrafını çevirip toplaması diye açıklanır; rivayet bunu ayrıca söylemez. Metnin sonundaki bölüm râviler arasındaki nakil farkını gösterir ve Peygamber'e nispet edilmediği açıkça belirtilir.
Sahih hadisBuhârî, Enbiyâ 9
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ بْنِ نَصْرٍ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ أَبِي حَيَّانَ، عَنْ أَبِي زُرْعَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أُتِيَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَوْمًا بِلَحْمٍ فَقَالَ " إِنَّ اللَّهَ يَجْمَعُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ الأَوَّلِينَ وَالآخِرِينَ فِي صَعِيدٍ وَاحِدٍ، فَيُسْمِعُهُمُ الدَّاعِي، وَيُنْفِدُهُمُ الْبَصَرُ، وَتَدْنُو الشَّمْسُ مِنْهُمْ ـ فَذَكَرَ حَدِيثَ الشَّفَاعَةِ ـ فَيَأْتُونَ إِبْرَاهِيمَ فَيَقُولُونَ أَنْتَ نَبِيُّ اللَّهِ وَخَلِيلُهُ مِنَ الأَرْضِ، اشْفَعْ لَنَا إِلَى رَبِّكَ. فَيَقُولُ ـ فَذَكَرَ كَذَبَاتِهِ ـ نَفْسِي نَفْسِي اذْهَبُوا إِلَى مُوسَى ". تَابَعَهُ أَنَسٌ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم.
Bir gün Peygamber'e et getirildi ve şöyle buyurdu: Allah kıyamet günü öncekileri de sonrakileri de tek bir düzlükte toplar; çağıran sesini hepsine duyurur, bakan göz hepsini birden kuşatır ve güneş onlara yaklaşır. — Râvi burada şefaat rivayetini kısaltarak geçer. — Sonra İbrâhîm'e gelip, "Sen Allah'ın peygamberi ve yeryüzündeki dostusun; bizim için Rabbinden şefaat dile" derler. O da — râvi onun o sözlerini anar — "Kendim, kendim! Mûsâ'ya gidin" der.
Metindeki iki kısaltma râvinin kendi tasarrufudur; anlatılan sahne, mahşerde insanların sırayla peygamberlerden şefaat istemesidir. Anılan "sözler", bu sayfadaki 8. bâb rivayetinde üç olarak geçen ve orada sayılmayan sözlerdir — İbrâhîm'in çekilme gerekçesi olarak burada yeniden anılır. Bâb başlığı Saffât 37:94'teki bir kelimenin sözlük açıklamasıdır. Rivayet peygamberler arasında derece kurmaz; her birinin kendi çekincesini anlatır.
Sahih hadisBuhârî, Enbiyâ 9
حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنِ الْمِنْهَالِ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يُعَوِّذُ الْحَسَنَ وَالْحُسَيْنَ وَيَقُولُ " إِنَّ أَبَاكُمَا كَانَ يُعَوِّذُ بِهَا إِسْمَاعِيلَ وَإِسْحَاقَ، أَعُوذُ بِكَلِمَاتِ اللَّهِ التَّامَّةِ مِنْ كُلِّ شَيْطَانٍ وَهَامَّةٍ، وَمِنْ كُلِّ عَيْنٍ لاَمَّةٍ ".
Peygamber, Hasan ile Hüseyin'i şu sözlerle Allah'a emanet eder ve şöyle derdi: Babanız bunlarla İsmâîl'i ve İshâk'ı Allah'a emanet ederdi: Allah'ın eksiksiz kelimelerine sığınırım — her şeytandan, her zehirli hayvandan ve dokunan her gözden.
"Babanız" ifadesi İbrâhîm'e işaret eder; rivayet çocuk için okunan bu sığınmayı ona dayandırır. "Hâmme" sözlükte zehirli hayvan, "âynin lâmme" değen göz demektir. Metin bir sayı ya da tekrar ölçüsü vermez.
Sahih hadisBuhârî, Enbiyâ 10
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي بَكْرِ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ عَمْرِو بْنِ حَزْمٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَمْرِو بْنِ سُلَيْمٍ الزُّرَقِيِّ، أَخْبَرَنِي أَبُو حُمَيْدٍ السَّاعِدِيُّ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُمْ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ كَيْفَ نُصَلِّي عَلَيْكَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " قُولُوا اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَأَزْوَاجِهِ وَذُرِّيَّتِهِ، كَمَا صَلَّيْتَ عَلَى آلِ إِبْرَاهِيمَ، وَبَارِكْ عَلَى مُحَمَّدٍ وَأَزْوَاجِهِ وَذُرِّيَّتِهِ، كَمَا بَارَكْتَ عَلَى آلِ إِبْرَاهِيمَ، إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ ".
Ebû Humeyd es-Sâidî anlatıyor: "Ey Allah'ın Resûlü! Sana nasıl salât getirelim?" dediler. Allah Resûlü şöyle buyurdu: Şöyle deyin: Allah'ım! İbrâhîm'in ailesine salât ettiğin gibi Muhammed'e, eşlerine ve soyuna da salât et. İbrâhîm'in ailesini bereketli kıldığın gibi Muhammed'i, eşlerini ve soyunu da bereketli kıl. Şüphesiz sen övgüye lâyıksın, şanı yücesin.
Sözün iki yarısı da İbrâhîm'e bağlanır: istenen şey, daha önce bir peygamber ailesine verilmiş olanın benzeridir. Rivayetin peygamberler bölümüne konulma sebebi budur. İbrâhîm ailesinin seçilmişliği Âl-i İmrân 3:33'te anılır. Metin bir sayı, bir vakit ya da bir yer bildirmez; aktarılan yalnız sözün kendisidir.
Sahih hadisBuhârî, Enbiyâ 10
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ أَبِي عَمْرٍو، مَوْلَى الْمُطَّلِبِ عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم طَلَعَ لَهُ أُحُدٌ فَقَالَ " هَذَا جَبَلٌ يُحِبُّنَا وَنُحِبُّهُ، اللَّهُمَّ إِنَّ إِبْرَاهِيمَ حَرَّمَ مَكَّةَ، وَإِنِّي أُحَرِّمُ مَا بَيْنَ لاَبَتَيْهَا ". رَوَاهُ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ زَيْدٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم.
Enes b. Mâlik şöyle dedi: Allah Resûlü'nün karşısına Uhud çıkınca şöyle buyurdu: Bu, bizi seven ve bizim de sevdiğimiz bir dağdır. Allah'ım! İbrâhîm Mekke'yi harem kıldı; ben de onun iki kara taşlığı arasını harem kılıyorum. — Aynı hadisi Abdullah b. Zeyd de Peygamber'den nakletmiştir.
Cümlenin iki yarısı bir örneğe dayanır: Peygamber kendi beldesi için yaptığı bildirimi İbrâhîm'in Mekke için yaptığına bağlar; rivayetin peygamberler bölümünde durma sebebi budur. İbrâhîm'in Mekke için duası Bakara 2:126'da geçer. "Harem kılmak" bir yeri dokunulmaz saymaktır; metinde şehrin adı anılmaz — "iki kara taşlık" (lâbe) Medine'yi iki yandan çevreleyen volkanik taş alanlarıdır ve sınır onlarla anlatılır. Bu sayfa cümleden bir hüküm çıkarmaz; aktardığı, bildirimin hangi örneğe dayandırıldığıdır.
Sahih hadisBuhârî, Enbiyâ 10
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، وَسَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " نَحْنُ أَحَقُّ مِنْ إِبْرَاهِيمَ إِذْ قَالَ {رَبِّ أَرِنِي كَيْفَ تُحْيِي الْمَوْتَى قَالَ أَوَلَمْ تُؤْمِنْ قَالَ بَلَى وَلَكِنْ لِيَطْمَئِنَّ قَلْبِي} وَيَرْحَمُ اللَّهُ لُوطًا، لَقَدْ كَانَ يَأْوِي إِلَى رُكْنٍ شَدِيدٍ وَلَوْ لَبِثْتُ فِي السِّجْنِ طُولَ مَا لَبِثَ يُوسُفُ لأَجَبْتُ الدَّاعِيَ ".
Biz İbrâhîm'den daha çok hak sahibiyiz; o, "Rabbim! Ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster" demiş, Allah "İnanmadın mı?" buyurmuş, o da "İnandım; fakat kalbim yatışsın diye" demişti. Allah Lût'a rahmet etsin; o gerçekten sağlam bir dayanağa sığınıyordu. Yûsuf'un kaldığı kadar uzun süre hapiste kalsaydım, çağıranın çağrısına hemen uyardım.
Bu nakilde ilk cümle kısadır; başka nakillerde "şüphe etmeye İbrâhîm'den daha lâyıkız" diye geçer ve klasik şerhlerde bunun şüphe ikrarı değil tevazu ifadesi olduğu belirtilir. Okunan âyet Bakara 2:260'tır. "Sağlam dayanak" Hûd 11:80'de Lût'un sözüdür; Yûsuf'un davet gelince hemen çıkmayıp önce suçsuzluğunun araştırılmasını istemesi Yûsuf 12:50'de anlatılır.
Sahih hadisBuhârî, Enbiyâ 11
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا حَاتِمٌ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي عُبَيْدٍ، عَنْ سَلَمَةَ بْنِ الأَكْوَعِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ مَرَّ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَلَى نَفَرٍ مِنْ أَسْلَمَ يَنْتَضِلُونَ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " ارْمُوا بَنِي إِسْمَاعِيلَ، فَإِنَّ أَبَاكُمْ كَانَ رَامِيًا، وَأَنَا مَعَ بَنِي فُلاَنٍ ". قَالَ فَأَمْسَكَ أَحَدُ الْفَرِيقَيْنِ بِأَيْدِيهِمْ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَا لَكُمْ لاَ تَرْمُونَ ". فَقَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ، نَرْمِي وَأَنْتَ مَعَهُمْ قَالَ " ارْمُوا وَأَنَا مَعَكُمْ كُلِّكُمْ ".
Peygamber, Eslem kabilesinden ok atışması yapan bir topluluğa uğradı ve "Atın ey İsmâîl oğulları! Babanız ok atardı. Ben de falan oğullarıyla beraberim" buyurdu. Bunun üzerine iki taraftan biri ellerini tuttu. Allah Resûlü, "Neyiniz var, niçin atmıyorsunuz?" diye sordu. "Ey Allah'ın Resûlü! Sen onlarla beraberken biz nasıl atalım?" dediler. "Atın; ben hepinizle beraberim" buyurdu.
Bâb, İsmâîl'in sözünde duran biri olarak anıldığı Meryem 19:54 âyetiyle açılır. Atış burada bir yarıştır. Kayda değer ayrıntı sondadır: taraf tutma yarışı durdurunca Peygamber tarafsızlığa döner.
Sahih hadisBuhârî, Enbiyâ 12
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، سَمِعَ الْمُعْتَمِرَ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قِيلَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مَنْ أَكْرَمُ النَّاسِ قَالَ " أَكْرَمُهُمْ أَتْقَاهُمْ ". قَالُوا يَا نَبِيَّ اللَّهِ، لَيْسَ عَنْ هَذَا نَسْأَلُكَ. قَالَ " فَأَكْرَمُ النَّاسِ يُوسُفُ نَبِيُّ اللَّهِ ابْنُ نَبِيِّ اللَّهِ ابْنِ نَبِيِّ اللَّهِ ابْنِ خَلِيلِ اللَّهِ ". قَالُوا لَيْسَ عَنْ هَذَا نَسْأَلُكَ. قَالَ " فَعَنْ مَعَادِنِ الْعَرَبِ تَسْأَلُونِي ". قَالُوا نَعَمْ. قَالَ " فَخِيَارُكُمْ فِي الْجَاهِلِيَّةِ خِيَارُكُمْ فِي الإِسْلاَمِ إِذَا فَقِهُوا ".
Peygamber'e "İnsanların en değerlisi kimdir?" diye soruldu. "En değerlileri, Allah'tan en çok sakınanlarıdır" buyurdu. "Ey Allah'ın peygamberi! Bunu sormuyoruz" dediler. "Öyleyse insanların en değerlisi Yûsuf'tur: Allah'ın peygamberi, Allah'ın peygamberinin oğlu, Allah'ın peygamberinin oğlunun oğlu, Allah'ın dostunun oğlunun oğlunun oğlu" buyurdu. "Bunu da sormuyoruz" dediler. "Bana Arapların soy damarlarını mı soruyorsunuz?" buyurdu. "Evet" dediler. "Câhiliyede hayırlı olanlarınız, dinî anlayış kazandıklarında İslâm'da da hayırlı olanlarınızdır" buyurdu.
Soru üç kez sorulur ve cevap her seferinde soruyu aşar: önce takvâ, sonra peygamber soyu, en sonda soy sorusunun kendisi. Son cümledeki asıl şart soy değil, "anlayış kazanmak"tır. Zincirin sonundaki "Allah'ın dostu" İbrâhîm'dir (Nisâ 4:125).
Sahih hadisBuhârî, Enbiyâ 14
حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ، حَدَّثَنَا وَهْبٌ، حَدَّثَنَا أَبِي، سَمِعْتُ يُونُسَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَالِمٍ، أَنَّ ابْنَ عُمَرَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ تَدْخُلُوا مَسَاكِنَ الَّذِينَ ظَلَمُوا أَنْفُسَهُمْ إِلاَّ أَنْ تَكُونُوا بَاكِينَ، أَنْ يُصِيبَكُمْ مِثْلُ مَا أَصَابَهُمْ ".
Kendilerine zulmetmiş olanların yurtlarına, ağlayanlar olmadıkça girmeyin; yoksa onlara isabet edenin benzeri size de isabet eder.
Bâb Sâlih ve Semûd kavmi hakkındadır; söz, Hicr bölgesindeki kalıntılar için söylenmiştir (Hicr 15:80-84). Rivayetin vurgusu yerin kendisinde değil, oraya hangi hâlle girildiğindedir: harabe seyirlik değil, ibret yeridir.
Sahih hadisBuhârî, Enbiyâ 17
حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنَ زَمْعَةَ، قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم. وَذَكَرَ الَّذِي عَقَرَ النَّاقَةَ قَالَ " انْتَدَبَ لَهَا رَجُلٌ ذُو عِزٍّ وَمَنَعَةٍ فِي قُوَّةٍ كَأَبِي زَمْعَةَ ".
Abdullah b. Zem'a şöyle dedi: Peygamber'i dinledim; deveyi boğazlayan adamı andı ve şöyle buyurdu: O işe, kavmi içinde itibarlı, arkası sağlam ve güçlü bir adam atıldı — Ebû Zem'a gibi.
Sâlih'in devesi ve onu boğazlayan adam A'râf 7:73-79 ile Şems 91:11-14'te anlatılır; Şems'te o kişi için "en bedbahtları ayaklandı" denir ve hadisteki "atıldı" fiili aynı hareketi karşılar. Ebû Zem'a râvinin kendi yakınıdır; benzetme dinleyicinin tanıdığı biri üzerinden kurulmuş bir ölçüdür, o kişi hakkında bir suçlama değildir. Kayda değer nokta şudur: işi yapan kenarda kalmış biri değil, kavminin güçlüsüdür.
Sahih hadisBuhârî, Enbiyâ 17
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْمُنْذِرِ، حَدَّثَنَا أَنَسُ بْنُ عِيَاضٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ نَافِعٍ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَخْبَرَهُ أَنَّ النَّاسَ نَزَلُوا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَرْضَ ثَمُودَ الْحِجْرَ، فَاسْتَقَوْا مِنْ بِئْرِهَا، وَاعْتَجَنُوا بِهِ، فَأَمَرَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ يُهَرِيقُوا مَا اسْتَقَوْا مِنْ بِئْرِهَا، وَأَنْ يَعْلِفُوا الإِبِلَ الْعَجِينَ، وَأَمَرَهُمْ أَنْ يَسْتَقُوا مِنَ الْبِئْرِ الَّتِي كَانَ تَرِدُهَا النَّاقَةُ. تَابَعَهُ أُسَامَةُ عَنْ نَافِعٍ.
Abdullah b. Ömer şöyle haber verdi: İnsanlar Allah Resûlü ile birlikte Semûd'un yurdu olan Hicr'e konakladılar; oranın kuyusundan su çektiler ve o suyla hamur yoğurdular. Allah Resûlü onlara, kuyudan çektikleri suyu dökmelerini, yoğurdukları hamuru develere yedirmelerini ve devenin su içmeye geldiği kuyudan su çekmelerini emretti.
Aynı yolculukta söylenen "ağlayanlar olmadıkça girmeyin" sözü bu sayfada 17. bâbın ilk rivayetidir; buradaki ise aynı yerde verilmiş somut bir tâlimattır. "Devenin geldiği kuyu", Sâlih'in devesine ayrılan su sırasıdır (Şuarâ 26:155). Bu sayfa emirden genel bir kural çıkarmaz; aktarılan, o menzilde olup bitendir.
Sahih hadisBuhârî, Enbiyâ 17
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الصَّمَدِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ قَالَ " الْكَرِيمُ ابْنُ الْكَرِيمِ ابْنِ الْكَرِيمِ ابْنِ الْكَرِيمِ يُوسُفُ ابْنُ يَعْقُوبَ بْنِ إِسْحَاقَ بْنِ إِبْرَاهِيمَ ـ عَلَيْهِمُ السَّلاَمُ ".
Kerem sahibi, kerem sahibinin oğlu, kerem sahibinin oğlunun oğlu, kerem sahibinin oğlunun oğlunun oğlu: İbrâhîm oğlu İshâk oğlu Ya'kûb oğlu Yûsuf.
Bâb, Ya'kûb'a ölüm gelip çattığında oğullarına ne sorduğunu anlatan Bakara 2:133 âyetiyle açılır. Sayfadaki 14. bâb rivayeti aynı zinciri ad vermeden kurar — "peygamber oğlu peygamber" diye; burada dört kuşak açıkça sayılır. "Kerem" metinde tanımlanmaz ve zincir bir sıralama cetveli değildir; gösterdiği, peygamberliğin dört kuşak boyunca aynı soyda sürmesidir.
Sahih hadisBuhârî, Enbiyâ 18
حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ الْجُعْفِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنْ هَمَّامٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " بَيْنَمَا أَيُّوبُ يَغْتَسِلُ عُرْيَانًا خَرَّ عَلَيْهِ رِجْلُ جَرَادٍ مِنْ ذَهَبٍ، فَجَعَلَ يَحْثِي فِي ثَوْبِهِ، فَنَادَى رَبُّهُ يَا أَيُّوبُ، أَلَمْ أَكُنْ أَغْنَيْتُكَ عَمَّا تَرَى قَالَ بَلَى يَا رَبِّ، وَلَكِنْ لاَ غِنَى لِي عَنْ بَرَكَتِكَ ".
Eyyûb çıplak hâlde yıkanırken üzerine altından bir çekirge sürüsü döküldü; o da avuç avuç elbisesine doldurmaya başladı. Rabbi ona seslendi: Ey Eyyûb! Ben seni gördüğün şeye muhtaç olmaktan kurtarmadım mı? Eyyûb, "Evet Rabbim; ama senin bereketinden müstağni kalamam" dedi.
Karşıtlık aynı kökten iki kelimeyle kurulur: "seni müstağni kıldım" ve "müstağni kalamam". Bâb, Eyyûb'un "bana bir dert dokundu" duasını anan Enbiyâ 21:83'le açılır. Rivayet bir zenginlik vaadi taşımaz; anlattığı, verilenin doyurmadığı bir şükür tutumudur.
Sahih hadisBuhârî, Enbiyâ 20
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، قَالَ حَدَّثَنِي عُقَيْلٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، سَمِعْتُ عُرْوَةَ، قَالَ قَالَتْ عَائِشَةُ ـ رضى الله عنها فَرَجَعَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِلَى خَدِيجَةَ يَرْجُفُ فُؤَادُهُ، فَانْطَلَقَتْ بِهِ إِلَى وَرَقَةَ بْنِ نَوْفَلٍ، وَكَانَ رَجُلاً تَنَصَّرَ يَقْرَأُ الإِنْجِيلَ بِالْعَرَبِيَّةِ. فَقَالَ وَرَقَةُ مَاذَا تَرَى فَأَخْبَرَهُ. فَقَالَ وَرَقَةُ هَذَا النَّامُوسُ الَّذِي أَنْزَلَ اللَّهُ عَلَى مُوسَى، وَإِنْ أَدْرَكَنِي يَوْمُكَ أَنْصُرْكَ نَصْرًا مُؤَزَّرًا. النَّامُوسُ صَاحِبُ السِّرِّ الَّذِي يُطْلِعُهُ بِمَا يَسْتُرُهُ عَنْ غَيْرِهِ.
Âişe şöyle dedi: Peygamber, kalbi titreyerek Hatice'ye döndü. Hatice onu Varaka b. Nevfel'e götürdü; Varaka, Hristiyan olmuş, İncil'i Arapça okuyan bir adamdı. Varaka, "Ne görüyorsun?" diye sordu; Peygamber ona anlattı. Varaka, "Bu, Allah'ın Mûsâ'ya indirdiği nâmûstur. Senin günün bana yetişirse sana var gücümle yardım ederim" dedi. Nâmûs, bir kimsenin başkasından gizlediğini kendisine açtığı sır ortağıdır.
Son cümle rivayetin lafzı değil, kaynağın kendi açıklamasıdır: "nâmûs" kelimesinin sözlük anlamını verir. Varaka'nın kurduğu bağ doğrudandır — gelen vahyi bildiği bir peygambere, Mûsâ'ya bağlar. Rivayetin Mûsâ bâbında yer alma sebebi budur.
Sahih hadisBuhârî, Enbiyâ 21
حَدَّثَنَا هُدْبَةُ بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ مَالِكِ بْنِ صَعْصَعَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَدَّثَهُمْ عَنْ لَيْلَةِ أُسْرِيَ بِهِ حَتَّى أَتَى السَّمَاءَ الْخَامِسَةَ، فَإِذَا هَارُونُ قَالَ هَذَا هَارُونُ فَسَلِّمْ عَلَيْهِ. فَسَلَّمْتُ عَلَيْهِ، فَرَدَّ ثُمَّ قَالَ مَرْحَبًا بِالأَخِ الصَّالِحِ وَالنَّبِيِّ الصَّالِحِ. تَابَعَهُ ثَابِتٌ وَعَبَّادُ بْنُ أَبِي عَلِيٍّ عَنْ أَنَسٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم.
Allah Resûlü, geceleyin yürütüldüğü geceyi anlattı; beşinci semâya vardığında orada Hârûn vardı. Yanındaki, "Bu Hârûn'dur, ona selâm ver" dedi. Selâm verdim; o selâmı aldı, sonra "Sâlih kardeşe ve sâlih peygambere merhaba" dedi.
Karşılama lafzı her semâda aynıdır: sâlih kardeş ve sâlih peygamber. Bâb, Mûsâ'nın Tûr'un sağ yanından çağrıldığını bildiren Meryem 19:51-52'yle açılır; Hârûn'un orada anılması Meryem 19:53'te geçen kardeşliğindendir.
Sahih hadisBuhârî, Enbiyâ 22
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ السَّخْتِيَانِيُّ، عَنِ ابْنِ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم لَمَّا قَدِمَ الْمَدِينَةَ وَجَدَهُمْ يَصُومُونَ يَوْمًا، يَعْنِي عَاشُورَاءَ، فَقَالُوا هَذَا يَوْمٌ عَظِيمٌ، وَهْوَ يَوْمٌ نَجَّى اللَّهُ فِيهِ مُوسَى، وَأَغْرَقَ آلَ فِرْعَوْنَ، فَصَامَ مُوسَى شُكْرًا لِلَّهِ. فَقَالَ " أَنَا أَوْلَى بِمُوسَى مِنْهُمْ ". فَصَامَهُ وَأَمَرَ بِصِيَامِهِ.
Peygamber Medine'ye geldiğinde onların bir gün — yani âşûrâ gününde — oruç tuttuklarını gördü. "Bu büyük bir gündür; Allah'ın Mûsâ'yı kurtardığı, Firavun hanedanını boğduğu gündür. Mûsâ da Allah'a şükür olarak o gün oruç tuttu" dediler. Bunun üzerine Peygamber, "Ben Mûsâ'ya onlardan daha yakınım" buyurdu; o gün oruç tuttu ve tutulmasını emretti.
Cümledeki iddia soy değil bağlılıktır: Peygamber kendini Mûsâ'nın getirdiği çizginin devamı sayar. Aynı bakış Kur'an'da peygamberler arasında ayrım yapmama ilkesiyle ifade edilir (Bakara 2:136). Rivayette orucun gerekçesi bir şükürdür.
Sahih hadisBuhârî, Enbiyâ 24
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا هِشَامُ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَيْلَةَ أُسْرِيَ بِهِ " رَأَيْتُ مُوسَى وَإِذَا رَجُلٌ ضَرْبٌ رَجِلٌ، كَأَنَّهُ مِنْ رِجَالِ شَنُوءَةَ، وَرَأَيْتُ عِيسَى، فَإِذَا هُوَ رَجُلٌ رَبْعَةٌ أَحْمَرُ كَأَنَّمَا خَرَجَ مِنْ دِيمَاسٍ، وَأَنَا أَشْبَهُ وَلَدِ إِبْرَاهِيمَ صلى الله عليه وسلم بِهِ، ثُمَّ أُتِيتُ بِإِنَاءَيْنِ، فِي أَحَدِهِمَا لَبَنٌ، وَفِي الآخَرِ خَمْرٌ فَقَالَ اشْرَبْ أَيَّهُمَا شِئْتَ. فَأَخَذْتُ اللَّبَنَ فَشَرِبْتُهُ فَقِيلَ أَخَذْتَ الْفِطْرَةَ، أَمَا إِنَّكَ لَوْ أَخَذْتَ الْخَمْرَ غَوَتْ أُمَّتُكَ ".
Allah Resûlü, geceleyin yürütüldüğü gece için şöyle buyurdu: Mûsâ'yı gördüm; zayıf yapılı, saçı dalgalı bir adamdı, sanki Şenûe kabilesinin adamlarından biriydi. Îsâ'yı da gördüm; orta boylu, al benizli bir adamdı, sanki hamamdan yeni çıkmış gibiydi. İbrâhîm'in çocukları içinde ona en çok benzeyen benim. Sonra bana iki kap getirildi; birinde süt, ötekinde şarap vardı. "Hangisini dilersen iç" denildi. Sütü alıp içtim. Bunun üzerine, "Fıtratı seçtin. Şarabı alsaydın ümmetin azardı" denildi.
Tasvirler bir gecede görülene aittir; klasik şerhlerde Şenûe uzun boylulukla bilinen bir Yemen kabilesi, "dîmâs" ise hamam diye açıklanır — benzetme tazelik içindir. "İbrâhîm'in çocukları içinde ona en çok benzeyen benim" cümlesi bir derece değil bir benzerlik bildirir. Süt ile şarap arasındaki seçim metinde bir işaret olarak durur ve karşılığı yine metinde verilir: fıtrat. Bu sayfa oradan bir hüküm çıkarmaz.
Sahih hadisBuhârî, Enbiyâ 24
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرِو بْنِ يَحْيَى، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " النَّاسُ يَصْعَقُونَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، فَأَكُونُ أَوَّلَ مَنْ يُفِيقُ، فَإِذَا أَنَا بِمُوسَى آخِذٌ بِقَائِمَةٍ مِنْ قَوَائِمِ الْعَرْشِ، فَلاَ أَدْرِي أَفَاقَ قَبْلِي، أَمْ جُوزِيَ بِصَعْقَةِ الطُّورِ ".
Kıyamet günü insanlar baygın düşer; ilk ayılan ben olurum. Bir de bakarım ki Mûsâ arşın direklerinden birini tutmuş. Benden önce mi ayıldı, yoksa Tûr'daki baygınlığın karşılığı mı verildi, bilmiyorum.
Rivayet bir sıralama kurmaz; tam tersine "bilmiyorum" der. Tûr'daki baygınlık A'râf 7:143'te anlatılır. Peygamberler arasında derece karşılaştırması bu metinde açıkça askıya alınmıştır.
Sahih hadisBuhârî, Enbiyâ 25
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ صَالِحٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَنَّ عُبَيْدَ اللَّهِ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، أَخْبَرَهُ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّهُ تَمَارَى هُوَ وَالْحُرُّ بْنُ قَيْسٍ الْفَزَارِيُّ فِي صَاحِبِ مُوسَى، قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ هُوَ خَضِرٌ، فَمَرَّ بِهِمَا أُبَىُّ بْنُ كَعْبٍ، فَدَعَاهُ ابْنُ عَبَّاسٍ، فَقَالَ إِنِّي تَمَارَيْتُ أَنَا وَصَاحِبِي، هَذَا فِي صَاحِبِ مُوسَى الَّذِي سَأَلَ السَّبِيلَ إِلَى لُقِيِّهِ، هَلْ سَمِعْتَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَذْكُرُ شَأْنَهُ قَالَ نَعَمْ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " بَيْنَمَا مُوسَى فِي مَلإٍ مِنْ بَنِي إِسْرَائِيلَ جَاءَهُ رَجُلٌ، فَقَالَ هَلْ تَعْلَمُ أَحَدًا أَعْلَمَ مِنْكَ قَالَ لاَ. فَأَوْحَى اللَّهُ إِلَى مُوسَى بَلَى عَبْدُنَا خَضِرٌ. فَسَأَلَ مُوسَى السَّبِيلَ إِلَيْهِ، فَجُعِلَ لَهُ الْحُوتُ آيَةً، وَقِيلَ لَهُ إِذَا فَقَدْتَ الْحُوتَ فَارْجِعْ، فَإِنَّكَ سَتَلْقَاهُ. فَكَانَ يَتْبَعُ الْحُوتَ فِي الْبَحْرِ، فَقَالَ لِمُوسَى فَتَاهُ أَرَأَيْتَ إِذْ أَوَيْنَا إِلَى الصَّخْرَةِ، فَإِنِّي نَسِيتُ الْحُوتَ، وَمَا أَنْسَانِيهِ إِلاَّ الشَّيْطَانُ أَنْ أَذْكُرَهُ. فَقَالَ مُوسَى ذَلِكَ مَا كُنَّا نَبْغِ. فَارْتَدَّا عَلَى آثَارِهِمَا قَصَصًا فَوَجَدَا خَضِرًا، فَكَانَ مِنْ شَأْنِهِمَا الَّذِي قَصَّ اللَّهُ فِي كِتَابِهِ ".
İbn Abbâs ile Hurr b. Kays, Mûsâ'nın arkadaşının kim olduğu konusunda tartıştı; İbn Abbâs "O Hızır'dır" dedi. Yanlarından Übey b. Kâ'b geçince İbn Abbâs onu çağırdı ve "Ben şu arkadaşımla, Mûsâ'nın kendisine ulaşmanın yolunu sorduğu arkadaşı hakkında tartıştım; Allah Resûlü'nün onun durumunu andığını işittin mi?" dedi. Übey, "Evet" dedi ve şöyle nakletti: Mûsâ, İsrâiloğulları'ndan bir topluluk içindeyken ona bir adam gelip "Senden daha bilgili birini biliyor musun?" diye sordu. Mûsâ "Hayır" dedi. Bunun üzerine Allah, Mûsâ'ya "Evet: kulumuz Hızır" diye vahyetti. Mûsâ ona ulaşmanın yolunu sordu; kendisine balık bir işaret kılındı ve "Balığı yitirdiğinde geri dön, onu bulacaksın" denildi. Mûsâ denizde balığın izini sürüyordu. Genç arkadaşı ona, "Gördün mü, kayaya sığındığımızda balığı unuttum; onu anmamı bana ancak şeytan unutturdu" dedi. Mûsâ, "İşte aradığımız buydu" dedi. Bunun üzerine kendi izlerini takip ederek geri döndüler ve Hızır'ı buldular. İkisi arasında geçen ise Allah'ın kitabında anlattığı şeydir.
Kıssanın tamamı Kehf 18:60-82'de anlatılır; rivayet onu tekrar etmez, "Allah'ın kitabında anlattığı" diyerek oraya bırakır. Çekirdek tek cümledir: "Senden daha bilgili birini biliyor musun?" sorusuna verilen "hayır" cevabı düzeltilir. Hızır burada "kulumuz" diye anılır; peygamber olduğu söylenmez ve bu, klasik kaynaklarda ayrı bir tartışma konusudur.
Sahih hadisBuhârî, Enbiyâ 27
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَعِيدٍ الأَصْبَهَانِيُّ، أَخْبَرَنَا ابْنُ الْمُبَارَكِ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنْ هَمَّامِ بْنِ مُنَبِّهٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِنَّمَا سُمِّيَ الْخَضِرُ أَنَّهُ جَلَسَ عَلَى فَرْوَةٍ بَيْضَاءَ فَإِذَا هِيَ تَهْتَزُّ مِنْ خَلْفِهِ خَضْرَاءَ ".
Hızır'a bu adın verilmesinin sebebi şudur: Beyaz, kuru bir otluğun üzerine oturdu; bir de bakıldı ki orası arkasından yemyeşil dalgalanıyor.
Buhârî'nin peygamberler bölümünde Hızır'ın adı hakkında verilen bilgi bundan ibarettir. Türkçede dolaşan anlatıların çoğu — darda kalana yetişmesi, belli günlerde görünmesi — bu rivayette yoktur; bu sayfa yalnız kaynakta bulunanı aktarır.
Sahih hadisBuhârî, Enbiyâ 27
حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الأَعْمَشِ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا وَائِلٍ، قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَسَمَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم قَسْمًا، فَقَالَ رَجُلٌ إِنَّ هَذِهِ لَقِسْمَةٌ مَا أُرِيدَ بِهَا وَجْهُ اللَّهِ. فَأَتَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرْتُهُ، فَغَضِبَ حَتَّى رَأَيْتُ الْغَضَبَ فِي وَجْهِهِ، ثُمَّ قَالَ " يَرْحَمُ اللَّهُ مُوسَى قَدْ أُوذِيَ بِأَكْثَرَ مِنْ هَذَا فَصَبَرَ ".
Peygamber bir paylaştırma yaptı. Bir adam, "Bu, kendisiyle Allah'ın rızası gözetilmemiş bir paylaştırmadır" dedi. Ben de Peygamber'e gidip haber verdim. Yüzünde görecek kadar öfkelendi, sonra şöyle buyurdu: Allah Mûsâ'ya rahmet etsin; ona bundan daha fazlasıyla eziyet edildi de sabretti.
Bâb, İsrâiloğulları'nın Mûsâ'ya söyledikleri hakkındadır; Mûsâ'nın gördüğü eziyet Ahzâb 33:69'da anılır. Rivayette sabır öfkenin yokluğu değildir — öfke açıkça anlatılır; sabır, öfkeye rağmen karşılık verilmemesinde görünür.
Sahih hadisBuhârî, Enbiyâ 28
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ يُونُسَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كُنَّا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَجْنِي الْكَبَاثَ، وَإِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " عَلَيْكُمْ بِالأَسْوَدِ مِنْهُ، فَإِنَّهُ أَطْيَبُهُ ". قَالُوا أَكُنْتَ تَرْعَى الْغَنَمَ قَالَ " وَهَلْ مِنْ نَبِيٍّ إِلاَّ وَقَدْ رَعَاهَا ".
Câbir b. Abdullah şöyle dedi: Allah Resûlü ile birlikte kebâs topluyorduk. Allah Resûlü, "Siyah olanlarına bakın, en tatlısı odur" buyurdu. "Sen koyun güder miydin?" dediler. "Koyun gütmemiş bir peygamber var mı ki?" buyurdu.
Kebâs, erâk ağacının meyvesidir. Bâb, İsrâiloğulları'nın putlara tapan bir topluluğa rastlamasını anlatan A'râf 7:138'le açılır; buradaki bağ çobanlıktır — Mûsâ'nın Medyen'deki çobanlığı Kasas 28:27'de geçer. Cevap soru biçimindedir ve rivayet bir istisna saymaz.
Sahih hadisBuhârî, Enbiyâ 29
حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ حُمَيْدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " احْتَجَّ آدَمُ وَمُوسَى فَقَالَ لَهُ مُوسَى أَنْتَ آدَمُ الَّذِي أَخْرَجَتْكَ خَطِيئَتُكَ مِنَ الْجَنَّةِ. فَقَالَ لَهُ آدَمُ أَنْتَ مُوسَى الَّذِي اصْطَفَاكَ اللَّهُ بِرِسَالاَتِهِ وَبِكَلاَمِهِ، ثُمَّ تَلُومُنِي عَلَى أَمْرٍ قُدِّرَ عَلَىَّ قَبْلَ أَنْ أُخْلَقَ ". فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " فَحَجَّ آدَمُ مُوسَى " مَرَّتَيْنِ.
Âdem ile Mûsâ tartıştı. Mûsâ ona, "Sen, hatan yüzünden cennetten çıkarılan Âdem'sin" dedi. Âdem de ona, "Sen, Allah'ın kendi mesajlarıyla ve kendisiyle konuşmasıyla seçtiği Mûsâ'sın; sonra beni, daha yaratılmadan önce hakkımda takdir edilmiş bir iş yüzünden mi kınıyorsun?" dedi. Allah Resûlü, "Böylece Âdem, Mûsâ'yı delille yendi" buyurdu; bunu iki kez söyledi.
Bu rivayet kader tartışmasında en çok atıf yapılan metinlerden biridir ve klasik kaynaklarda farklı açıklanmıştır: kimi Âdem'in cennetten çıkarılmayı bir musibet olarak karşıladığını, kimi tövbesinin kabul edilmiş olmasına dayandığını söyler. Metin bir açıklama getirmez ve gelecekteki bir davranış için gerekçe kurmaz.
Sahih hadisBuhârî, Enbiyâ 31
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا حُصَيْنُ بْنُ نُمَيْرٍ، عَنْ حُصَيْنِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ خَرَجَ عَلَيْنَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَوْمًا قَالَ " عُرِضَتْ عَلَىَّ الأُمَمُ، وَرَأَيْتُ سَوَادًا كَثِيرًا سَدَّ الأُفُقَ فَقِيلَ هَذَا مُوسَى فِي قَوْمِهِ ".
İbn Abbâs şöyle dedi: Peygamber bir gün yanımıza çıktı ve şöyle buyurdu: Ümmetler bana gösterildi; ufku kaplayan büyük bir karaltı gördüm. "Bu, kavmi içinde Mûsâ'dır" denildi.
Bâb, Mûsâ'nın vefatı ve sonrasında anılması hakkındadır. "Sevâd" uzaktan bakıldığında görülen kalabalık karaltıdır; metin bir sayı vermez, yalnız ufku kapladığını söyler. Mûsâ'ya uyan kalabalığın anılması bir üstünlük sıralaması değildir — rivayetin tamamı bir gösterme sahnesidir.
Sahih hadisBuhârî, Enbiyâ 31
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مُرَّةَ، عَنْ مُرَّةَ الْهَمْدَانِيِّ، عَنْ أَبِي مُوسَى ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " كَمَلَ مِنَ الرِّجَالِ كَثِيرٌ، وَلَمْ يَكْمُلْ مِنَ النِّسَاءِ إِلاَّ آسِيَةُ امْرَأَةُ فِرْعَوْنَ، وَمَرْيَمُ بِنْتُ عِمْرَانَ، وَإِنَّ فَضْلَ عَائِشَةَ عَلَى النِّسَاءِ كَفَضْلِ الثَّرِيدِ عَلَى سَائِرِ الطَّعَامِ ".
Erkeklerden kemale erenler çoktur; kadınlardan ise Firavun'un karısı Âsiye ile İmrân kızı Meryem'den başkası kemale ermemiştir. Âişe'nin kadınlara üstünlüğü de tiridin diğer yemeklere üstünlüğü gibidir.
Bâb, Firavun'un karısının inananlara örnek olarak anıldığı Tahrîm 66:11 âyetiyle açılır. "Kemal" metinde tanımlanmaz; klasik şerhlerde peygamberlik değil, erdemde tamamlanma diye açıklanır. Benzetme bir sıralama cetveli değildir: tirid, o günün en bilinen yemeğidir.
Sahih hadisBuhârî, Enbiyâ 32
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنْ هَمَّامٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " خُفِّفَ عَلَى دَاوُدَ ـ عَلَيْهِ السَّلاَمُ ـ الْقُرْآنُ، فَكَانَ يَأْمُرُ بِدَوَابِّهِ فَتُسْرَجُ، فَيَقْرَأُ الْقُرْآنَ قَبْلَ أَنْ تُسْرَجَ دَوَابُّهُ، وَلاَ يَأْكُلُ إِلاَّ مِنْ عَمَلِ يَدِهِ ". رَوَاهُ مُوسَى بْنُ عُقْبَةَ عَنْ صَفْوَانَ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم.
Dâvûd'a okuma kolaylaştırılmıştı: Bineklerinin eyerlenmesini emreder, eyerleri vurulmadan önce okumasını bitirirdi. Ayrıca yalnız kendi elinin emeğinden yerdi.
Metindeki "Kur'ân" kelimesi burada sözlük anlamıyla "okunan"dır; Dâvûd'a verilen kitap Zebûr'dur (Nisâ 4:163) ve bâb da o âyetle açılır. İkinci cümle ayrı bir ölçüdür: geçimini kendi emeğinden sağlamak. Dâvûd'un demir işçiliği Sebe 34:10-11'de anılır.
Sahih hadisBuhârî, Enbiyâ 37
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرِو بْنِ دِينَارٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ أَوْسٍ الثَّقَفِيِّ، سَمِعَ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَمْرٍو، قَالَ قَالَ لِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَحَبُّ الصِّيَامِ إِلَى اللَّهِ صِيَامُ دَاوُدَ، كَانَ يَصُومُ يَوْمًا وَيُفْطِرُ يَوْمًا، وَأَحَبُّ الصَّلاَةِ إِلَى اللَّهِ صَلاَةُ دَاوُدَ، كَانَ يَنَامُ نِصْفَ اللَّيْلِ وَيَقُومُ ثُلُثَهُ وَيَنَامُ سُدُسَهُ ".
Allah'a en sevimli oruç Dâvûd'un orucudur: bir gün tutar, bir gün tutmazdı. Allah'a en sevimli namaz da Dâvûd'un namazıdır: gecenin yarısını uyur, üçte birinde kalkar, altıda birini yine uyurdu.
Ölçü bir süreklilik ölçüsüdür, bir yoğunluk yarışı değil: gecenin tamamı değil ortası kalkılır, günlerin tamamı değil yarısı oruçla geçer. Bâb başlığı hadisin kendi lafzından alınmıştır. Bu sayfa bir hüküm vermez; aktarılan, rivayetin anlattığı düzendir.
Sahih hadisBuhârî, Enbiyâ 38
حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، حَدَّثَنَا سَهْلُ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ سَمِعْتُ الْعَوَّامَ، عَنْ مُجَاهِدٍ، قَالَ قُلْتُ لاِبْنِ عَبَّاسٍ أَسْجُدُ فِي {ص} فَقَرَأَ {وَمِنْ ذُرِّيَّتِهِ دَاوُدَ وَسُلَيْمَانَ} حَتَّى أَتَى {فَبِهُدَاهُمُ اقْتَدِهْ} فَقَالَ نَبِيُّكُمْ صلى الله عليه وسلم مِمَّنْ أُمِرَ أَنْ يَقْتَدِيَ بِهِمْ.
Mücâhid şöyle dedi: İbn Abbâs'a, "Sâd sûresinde secde eder miyim?" diye sordum. O da {onun soyundan Dâvûd'u ve Süleymân'ı da...} diye okudu, {işte onların yoluna uy} âyetine gelinceye kadar sürdürdü ve şöyle dedi: Sizin peygamberiniz de kendilerine uyması emredilenler arasındadır.
Okunan âyetler En'âm 6:84-90'dır; Dâvûd'un secdesi Sâd 38:24'te anılır. İbn Abbâs soruya doğrudan bir hüküm cümlesiyle değil, âyet okuyarak karşılık verir; bu sayfa da bir hüküm vermez. Kayda değer olan son cümledir: peygamberler zinciri kopmaz, sonra gelen öncekilerin hidayetine uymakla emrolunur.
Sahih hadisBuhârî, Enbiyâ 39
حَدَّثَنِي عُمَرُ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ التَّيْمِيُّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي ذَرٍّ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ. أَىُّ مَسْجِدٍ وُضِعَ أَوَّلُ قَالَ " الْمَسْجِدُ الْحَرَامُ ". قُلْتُ ثُمَّ أَىٌّ قَالَ " ثُمَّ الْمَسْجِدُ الأَقْصَى ". قُلْتُ كَمْ كَانَ بَيْنَهُمَا قَالَ " أَرْبَعُونَ ". ثُمَّ قَالَ " حَيْثُمَا أَدْرَكَتْكَ الصَّلاَةُ فَصَلِّ، وَالأَرْضُ لَكَ مَسْجِدٌ ".
Ebû Zer şöyle dedi: "Ey Allah'ın Resûlü! İlk konulan mescid hangisidir?" dedim. "Mescid-i Harâm" buyurdu. "Sonra hangisi?" dedim. "Sonra Mescid-i Aksâ" buyurdu. "İkisi arasında ne kadar vardı?" dedim. "Kırk" buyurdu. Sonra, "Namaz seni nerede yakalarsa orada kıl; yeryüzü senin için mesciddir" buyurdu.
Bu rivayette "kırk" sayısının birimi söylenmez; aynı hadisin Buhârî'deki başka bir naklinde "kırk yıl" denir. Bâb Süleymân hakkındadır. Mescid-i Aksâ'nın Süleymân tarafından yapıldığı yaygın olarak söylenir; buradaki cümle ise binanın ilk konuluşundan söz eder, sonradan onarıp genişletenden değil.
Sahih hadisBuhârî, Enbiyâ 40
حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ مَخْلَدٍ، حَدَّثَنَا مُغِيرَةُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " قَالَ سُلَيْمَانُ بْنُ دَاوُدَ لأَطُوفَنَّ اللَّيْلَةَ عَلَى سَبْعِينَ امْرَأَةً تَحْمِلُ كُلُّ امْرَأَةٍ فَارِسًا يُجَاهِدُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ، فَقَالَ لَهُ صَاحِبُهُ إِنْ شَاءَ اللَّهُ. فَلَمْ يَقُلْ، وَلَمْ تَحْمِلْ شَيْئًا إِلاَّ وَاحِدًا سَاقِطًا إِحْدَى شِقَّيْهِ ". فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " لَوْ قَالَهَا لَجَاهَدُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ ". قَالَ شُعَيْبٌ وَابْنُ أَبِي الزِّنَادِ " تِسْعِينَ ". وَهْوَ أَصَحُّ.
Ebû Hüreyre'den, Peygamber şöyle buyurdu: Dâvûd oğlu Süleymân, "Bu gece yetmiş kadını dolaşacağım; her biri Allah yolunda savaşan bir süvari doğuracak" dedi. Arkadaşı ona, "İnşâallah de" dedi; o ise demedi. Sonunda içlerinden yalnız biri, o da bir yanı düşük tek bir çocuk doğurdu. Peygamber, "Şayet o sözü söyleseydi, onlar Allah yolunda savaşırlardı" buyurdu. — Râvilerden Şuayb ile İbn Ebü'z-Zinâd "doksan" demiştir; daha sahih olan budur.
Çekirdek, söylenmeyen sözdür: "Allah dilerse". Kur'an aynı ölçüyü açıkça koyar — hiçbir şey için "yarın şunu yapacağım" deme, ancak "Allah dilerse" de (Kehf 18:23-24). Sondaki sayı kaydı rivayetin lafzı değil kaynağın kendi tercihidir: iki râvi "yetmiş" yerine "doksan" demiştir ve kaynak bunu daha sahih bulur — yani buradaki sayı bir ölçü değil, nakil farkının kaydıdır. Metin bir amel ölçüsü ya da sonuç vaadi vermez.
Sahih hadisBuhârî, Enbiyâ 40
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، حَدَّثَهُ أَنَّهُ، سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " مَثَلِي وَمَثَلُ النَّاسِ كَمَثَلِ رَجُلٍ اسْتَوْقَدَ نَارًا، فَجَعَلَ الْفَرَاشُ وَهَذِهِ الدَّوَابُّ تَقَعُ فِي النَّارِ ". وَقَالَ " كَانَتِ امْرَأَتَانِ مَعَهُمَا ابْنَاهُمَا جَاءَ الذِّئْبُ فَذَهَبَ بِابْنِ إِحْدَاهُمَا، فَقَالَتْ صَاحِبَتُهَا إِنَّمَا ذَهَبَ بِابْنِكِ. وَقَالَتِ الأُخْرَى إِنَّمَا ذَهَبَ بِابْنِكِ. فَتَحَاكَمَتَا إِلَى دَاوُدَ، فَقَضَى بِهِ لِلْكُبْرَى فَخَرَجَتَا عَلَى سُلَيْمَانَ بْنِ دَاوُدَ فَأَخْبَرَتَاهُ. فَقَالَ ائْتُونِي بِالسِّكِّينِ أَشُقُّهُ بَيْنَهُمَا. فَقَالَتِ الصُّغْرَى لاَ تَفْعَلْ يَرْحَمُكَ اللَّهُ، هُوَ ابْنُهَا. فَقَضَى بِهِ لِلصُّغْرَى ". قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ وَاللَّهِ إِنْ سَمِعْتُ بِالسِّكِّينِ إِلاَّ يَوْمَئِذٍ، وَمَا كُنَّا نَقُولُ إِلاَّ الْمُدْيَةُ.
Ebû Hüreyre, Allah Resûlü'nü şöyle derken işitti: Benim ve insanların durumu, ateş yakan bir adamın durumu gibidir; pervaneler ve şu hayvanlar ateşe düşmeye başlar. Aynı nakilde şunu da buyurdu: İki kadın vardı, yanlarında iki oğulları bulunuyordu. Kurt gelip birinin oğlunu kapıp götürdü. Arkadaşı ona, "Kurt senin oğlunu götürdü" dedi; öteki, "Hayır, seninkini götürdü" dedi. Davayı Dâvûd'a götürdüler; o, çocuğa büyük olanın lehine hükmetti. Sonra ikisi Dâvûd oğlu Süleymân'ın yanına çıkıp durumu ona anlattılar. Süleymân, "Bana bıçak getirin, çocuğu ikiye bölüp aralarında paylaştırayım" dedi. Küçük olan, "Yapma, Allah sana merhamet etsin; çocuk onundur" dedi. Bunun üzerine Süleymân çocuğa küçük olanın lehine hükmetti. Ebû Hüreyre şöyle der: Vallahi "sikkîn" kelimesini o gün dışında hiç işitmemiştim; biz bıçağa ancak "müdye" derdik.
Nakilde iki söz birlikte gelir; ilki Peygamber'in kendi durumunu anlatan bir benzetmedir, bâbın konusu ve bu sayfanın ilgisi ise ikincisidir. Süleymân'ın bıçak istemesi bir karar değil, iddiayı ayıran bir sınamadır: çocuktan vazgeçen taraf gerçek anne çıkar. Kur'an, Dâvûd ile Süleymân'ın bir davada ayrı hüküm verdiğini ve Süleymân'a o meselede kavrayış verildiğini bildirir (Enbiyâ 21:78-79); metin anılan davanın bu olduğunu söylemez. Ebû Hüreyre'nin sondaki kaydı hükme değil kelimeye dairdir — "sikkîn" onun için o gün duyduğu yeni bir sözdü.
Sahih hadisBuhârî, Enbiyâ 40
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ زِيَادٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ عِفْرِيتًا مِنَ الْجِنِّ تَفَلَّتَ الْبَارِحَةَ لِيَقْطَعَ عَلَىَّ صَلاَتِي، فَأَمْكَنَنِي اللَّهُ مِنْهُ، فَأَخَذْتُهُ، فَأَرَدْتُ أَنْ أَرْبُطَهُ عَلَى سَارِيَةٍ مِنْ سَوَارِي الْمَسْجِدِ حَتَّى تَنْظُرُوا إِلَيْهِ كُلُّكُمْ فَذَكَرْتُ دَعْوَةَ أَخِي سُلَيْمَانَ رَبِّ هَبْ لِي مُلْكًا لاَ يَنْبَغِي لأَحَدٍ مِنْ بَعْدِي. فَرَدَدْتُهُ خَاسِئًا ". عِفْرِيتٌ مُتَمَرِّدٌ مِنْ إِنْسٍ أَوْ جَانٍّ، مِثْلُ زِبْنِيَةٍ جَمَاعَتُهَا الزَّبَانِيَةُ.
Dün gece cinlerden bir ifrit, namazımı bozmak için üzerime saldırdı. Allah bana onu tutma imkânı verdi ve onu yakaladım. Hepiniz göresiniz diye mescidin direklerinden birine bağlamak istedim; derken kardeşim Süleymân'ın "Rabbim! Bana, benden sonra kimseye yaraşmayacak bir mülk bağışla" duasını hatırladım ve onu hor ve hakir geri çevirdim. — İfrit, ins ya da cinden azgın olan demektir; "zibniye" kelimesi gibi, onun çoğulu "zebâniye"dir.
Son cümle rivayetin lafzı değil, kaynağın kendi sözlük açıklamasıdır. Süleymân'ın duası Sâd 38:35'tedir. Metnin çekirdeği vazgeçiştir: gösterilebilecek bir şey, bir başka peygambere verilmiş bir isteğin alanına girdiği için gösterilmez. "Kardeşim Süleymân" ifadesi, bu sayfadaki 48. bâb rivayetinde geçen peygamber kardeşliğiyle aynı bakıştır.
Sahih hadisBuhârî, Enbiyâ 40
حَدَّثَنَا هُدْبَةُ بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا هَمَّامُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ مَالِكِ بْنِ صَعْصَعَةَ، أَنَّ نَبِيَّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَدَّثَهُمْ عَنْ لَيْلَةَ أُسْرِيَ " ثُمَّ صَعِدَ حَتَّى أَتَى السَّمَاءَ الثَّانِيَةَ فَاسْتَفْتَحَ، قِيلَ مَنْ هَذَا قَالَ جِبْرِيلُ. قِيلَ وَمَنْ مَعَكَ قَالَ مُحَمَّدٌ. قِيلَ وَقَدْ أُرْسِلَ إِلَيْهِ قَالَ نَعَمْ. فَلَمَّا خَلَصْتُ، فَإِذَا يَحْيَى وَعِيسَى وَهُمَا ابْنَا خَالَةٍ. قَالَ هَذَا يَحْيَى وَعِيسَى فَسَلِّمْ عَلَيْهِمَا. فَسَلَّمْتُ فَرَدَّا ثُمَّ قَالاَ مَرْحَبًا بِالأَخِ الصَّالِحِ وَالنَّبِيِّ الصَّالِحِ ".
Allah'ın peygamberi, geceleyin yürütüldüğü geceyi anlattı: Sonra yükseldi, ikinci semâya vardı ve kapının açılmasını istedi. "Kim o?" denildi. "Cibrîl" dedi. "Yanındaki kim?" denildi. "Muhammed" dedi. "Ona haber gönderildi mi?" denildi. "Evet" dedi. Kapıdan geçtiğimde bir de baktım, Yahyâ ile Îsâ oradaydı; ikisi teyze çocuklarıydı. Cibrîl, "Bunlar Yahyâ ile Îsâ'dır, onlara selâm ver" dedi. Selâm verdim; ikisi de selâmı aldı, sonra "Sâlih kardeşe ve sâlih peygambere merhaba" dediler.
Bâb Zekeriyyâ hakkındadır (Meryem 19:2-7); Yahyâ onun oğludur. "Teyze çocukları" ifadesi rivayetin kendi lafzıdır ve Yahyâ ile Îsâ'nın anneleri üzerinden kurulan akrabalığa işaret eder.
Sahih hadisBuhârî, Enbiyâ 43
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ حَدَّثَنِي سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ، قَالَ قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " مَا مِنْ بَنِي آدَمَ مَوْلُودٌ إِلاَّ يَمَسُّهُ الشَّيْطَانُ حِينَ يُولَدُ، فَيَسْتَهِلُّ صَارِخًا مِنْ مَسِّ الشَّيْطَانِ، غَيْرَ مَرْيَمَ وَابْنِهَا ". ثُمَّ يَقُولُ أَبُو هُرَيْرَةَ {وَإِنِّي أُعِيذُهَا بِكَ وَذُرِّيَّتَهَا مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ }.
Âdemoğullarından doğan her çocuğa doğduğu anda şeytan dokunur ve çocuk şeytanın dokunuşundan çığlık atarak ağlar; Meryem ile oğlu bundan müstesnadır. Ebû Hüreyre sonra şu âyeti okurdu: {Onu ve soyunu kovulmuş şeytandan sana emanet ediyorum.}
Ebû Hüreyre'nin okuduğu âyet Âl-i İmrân 3:36'dır ve Meryem'in annesinin duasıdır; rivayet istisnayı o duayla ilişkilendirir. Metin yeni doğanın ağlamasını açıklar; bir korunma usulü ya da uygulama önermez.
Sahih hadisBuhârî, Enbiyâ 44
حَدَّثَنِي أَحْمَدُ بْنُ أَبِي رَجَاءٍ، حَدَّثَنَا النَّضْرُ، عَنْ هِشَامٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبِي قَالَ، سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ جَعْفَرٍ، قَالَ سَمِعْتُ عَلِيًّا ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " خَيْرُ نِسَائِهَا مَرْيَمُ ابْنَةُ عِمْرَانَ، وَخَيْرُ نِسَائِهَا خَدِيجَةُ ".
Onun kadınlarının en hayırlısı İmrân kızı Meryem'dir; onun kadınlarının en hayırlısı da Hatice'dir.
Cümledeki "onun" zamiri metinde açık bir isme bağlanmaz; klasik şerhlerde her birinin kendi zamanı ya da kendi topluluğu diye açıklanır — yani iki ayrı çağın en hayırlısı anılır, ikisi birbiriyle karşılaştırılmaz. Bâb, Meryem'in seçilmişliğini bildiren Âl-i İmrân 3:42'yle açılır.
Sahih hadisBuhârî, Enbiyâ 45
حَدَّثَنَا صَدَقَةُ بْنُ الْفَضْلِ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ، عَنِ الأَوْزَاعِيِّ، قَالَ حَدَّثَنِي عُمَيْرُ بْنُ هَانِئٍ، قَالَ حَدَّثَنِي جُنَادَةُ بْنُ أَبِي أُمَيَّةَ، عَنْ عُبَادَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَنْ شَهِدَ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ، وَأَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ، وَأَنَّ عِيسَى عَبْدُ اللَّهِ وَرَسُولُهُ وَكَلِمَتُهُ، أَلْقَاهَا إِلَى مَرْيَمَ، وَرُوحٌ مِنْهُ، وَالْجَنَّةُ حَقٌّ وَالنَّارُ حَقٌّ، أَدْخَلَهُ اللَّهُ الْجَنَّةَ عَلَى مَا كَانَ مِنَ الْعَمَلِ ". قَالَ الْوَلِيدُ حَدَّثَنِي ابْنُ جَابِرٍ عَنْ عُمَيْرٍ عَنْ جُنَادَةَ وَزَادَ " مِنْ أَبْوَابِ الْجَنَّةِ الثَّمَانِيَةِ، أَيَّهَا شَاءَ ".
Kim Allah'tan başka ilâh olmadığına, O'nun tek olduğuna ve ortağı bulunmadığına; Muhammed'in O'nun kulu ve elçisi olduğuna; Îsâ'nın da Allah'ın kulu, elçisi, Meryem'e ulaştırdığı kelimesi ve O'ndan bir ruh olduğuna; cennetin hak, ateşin hak olduğuna şehadet ederse, Allah onu ameli ne olursa olsun cennete koyar. Râvilerden biri şu ziyadeyi nakleder: Cennetin sekiz kapısından hangisini dilerse ondan.
Bâb, "dininizde aşırıya gitmeyin" diye başlayan Nisâ 4:171 âyetidir; hadisteki tarif de o âyetin kelimeleriyle kurulur — "kelimesi" ve "O'ndan bir ruh". "Ameli ne olursa olsun" ifadesi rivayetin kendi lafzıdır ve klasik kaynaklarda farklı açıklanmıştır. Bu sayfa bir sonuç garantisi vermez; metnin ne dediğini aktarır.
Sahih hadisBuhârî, Enbiyâ 47
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو سَلَمَةَ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عَنْهُ ـ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " أَنَا أَوْلَى النَّاسِ بِابْنِ مَرْيَمَ، وَالأَنْبِيَاءُ أَوْلاَدُ عَلاَّتٍ، لَيْسَ بَيْنِي وَبَيْنَهُ نَبِيٌّ ".
İnsanlar içinde Meryem oğluna en yakın olan benim. Peygamberler, babaları bir anneleri ayrı kardeşlerdir. Benimle onun arasında bir peygamber yoktur.
"Evlâdü allât" Arapçada babaları bir, anneleri ayrı kardeşler demektir; klasik şerhlerde benzetmenin karşılığı şöyle açıklanır: peygamberlerin kökü tektir, getirdikleri şeriatlar farklıdır. Son cümle bir zaman bildirimidir, bir derece bildirimi değil.
Sahih hadisBuhârî, Enbiyâ 48
وَحَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنْ هَمَّامٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " رَأَى عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ رَجُلاً يَسْرِقُ، فَقَالَ لَهُ أَسَرَقْتَ قَالَ كَلاَّ وَاللَّهِ الَّذِي لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ. فَقَالَ عِيسَى آمَنْتُ بِاللَّهِ وَكَذَّبْتُ عَيْنِي ".
Meryem oğlu Îsâ bir adamı çalarken gördü ve ona, "Çaldın mı?" dedi. Adam, "Hayır; kendisinden başka ilâh olmayan Allah'a yemin ederim ki hayır" dedi. Bunun üzerine Îsâ, "Allah'a inandım, kendi gözümü yalanladım" dedi.
Bâb, Meryem'in ailesinden ayrılıp bir yere çekilmesini anlatan Meryem 19:16 âyetiyle açılır. Rivayet bir yargılama usulü ya da delil sıralaması koymaz; anlattığı, Allah adına edilen bir yeminin karşısında Îsâ'nın kendi tanıklığını geri çekmesidir. Adamın gerçekten çalıp çalmadığı metinde söylenmez.
Sahih hadisBuhârî, Enbiyâ 48
حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، قَالَ حَدَّثَنِي شَقِيقٌ، قَالَ عَبْدُ اللَّهِ كَأَنِّي أَنْظُرُ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يَحْكِي نَبِيًّا مِنَ الأَنْبِيَاءِ ضَرَبَهُ قَوْمُهُ فَأَدْمَوْهُ، وَهْوَ يَمْسَحُ الدَّمَ عَنْ وَجْهِهِ، وَيَقُولُ " اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِقَوْمِي فَإِنَّهُمْ لاَ يَعْلَمُونَ ".
Abdullah b. Mes'ûd şöyle dedi: Peygamber'i, peygamberlerden birini anlatırken hâlâ görür gibiyim: Kavmi onu dövüp kanatmıştı; o ise yüzünden kanı siliyor ve "Allah'ım! Kavmimi bağışla, onlar bilmiyorlar" diyordu.
Râvi, Peygamber'in sahneyi canlandırarak anlattığını tarif eder — silme hareketi de o anlatımın parçasıdır. Peygamberin adı metinde verilmez ve bu sayfa da bir ad koymaz. Karşılık verme ile bağışlama arasındaki tercih burada bir öğüt cümlesiyle değil, kanı silen bir elle anlatılır; aynı bakış, Mûsâ'nın sabrını anan 28. bâb rivayetinde de görülür.
Sahih hadisBuhârî, Enbiyâ 54
Hadislerin Arapça metni klasik hadis kaynaklarındandır. Türkçe anlam bu sitenin kendi metnidir ve basılı bir tercümenin yerini tutmaz; esas olan Arapça metindir.
Bu hadisler nasıl seçildi
Kitâbü Ehâdîsi'l-Enbiyâ, Sahîh-i Buhârî'nin altmışıncı kitâbıdır. Bâb başlıkları çoğunlukla bir âyetten alınır; ardından o âyetin bağlamında bir rivayet nakledilir. Bu sayfadaki hadislerin tamamı o bölümdendir ve her birinin bâb numarası kendi altında verilmiştir.
Ölçüt şuydu: rivayet doğrudan bir peygamberi, peygamberlerin ortak bir vasfını ya da bir kıssanın Kur'an'daki karşılığını konu etmeli ve kısa bir notla anlaşılır olmalı. Aynı metnin bölüm içinde tekrarlanan nakillerinden yalnız biri alındı; bölüm Yûsuf'un soyunu, Yûnus hakkındaki sözü, Âsiye ile Meryem rivayetini ve Dâvûd'un orucunu birden çok kez nakleder.
Alınmayanlar ölçütün öbür yarısıdır. İlk turda ganimet paylaşımının ayrıntısına giren uzun rivayet, Ye'cûc ve Me'cûc bahsi, ezanın konuluşuna dair nakil ve konusu kıyamet alâmetleri olan Îsâ'nın inişi rivayeti dışarıda kaldı. İkinci turda üç gerekçe daha eklendi: başka bir topluluğu hedef alan lafız taşıyan rivayetler, savaş bağlamı taşıyan metinler ve kısa bir notla kapatılamayacak uzun tartışma açan anlatılar. Yüz üç adayın kırk üçü kaldı.
Bölümün geri kalanı sonradan bir kez daha tarandı: otuz dört aday bakıldı, üçü eklendi. Elenenlerin çoğu tekrardı — on sekiz aday, bu sayfada ya da sitedeki başka bir hadis sayfasında zaten duran bir metnin başka bir naklidir; Buhârî aynı sözü farklı kitâblarda farklı senetlerle tekrarladığı için bu ancak metin karşılaştırmasıyla görülür. Kalan on üçü yukarıdaki ölçütlere takıldı: kıyamet alâmetleri, ezanın konuluşu, ganimet paylaşımının ayrıntısı, bir topluluğu hedef alan lafız ve kısa bir notla kapatılamayacak uzun anlatılar.
Bir rivayet sonradan çıkarıldı: "imanlarına zulüm karıştırmayanlar" âyetinin ashâba açıklanması Buhârî'de Lokmân bâbında geçer, ama metnin baştan sona yaptığı iş bir kelimenin kapsamını daraltmaktır; rivayet âyetlerin açıklaması hadisleri sayfasında durur.
Kıssanın ayrıntısı burada aranmaz
Buhârî'nin bu bölümü bir kıssa derlemesi değildir. Rivayetlerin çoğu bir kıssayı baştan sona anlatmaz; bir cümleyi, bir düzeltmeyi ya da bir âyetin bağlamını taşır. Hızır rivayetinin sonu bunu açıkça söyler: aralarında geçen, Allah'ın kitabında anlatılandır.
Bu sayfa da aynı sınırda durur. Peygamber kıssalarının ayrıntısı için kaynak Kur'an metnidir; sayfadaki notlar hangi sûre ve âyete bakılacağını gösterir. Kaynağı gösterilemeyen anlatılar — özellikle Hızır etrafında Türkçede dolaşanlar — burada bilgi olarak verilmez.
Sayfa bir hüküm ya da fetva metni de değildir. Oruç, namaz, salât ve sığınma sözlerinin geçtiği rivayetlerde aktarılan, metnin ne söylediğidir; bir uygulama ölçüsü çıkarmak bu sayfanın işi değildir.
Sayfa peygamberler arasında sıralama yapmaz
Bölümdeki bazı rivayetler bir peygamberin adını üstünlük bildiren bir cümle içinde anar. Sayfa o cümleleri lafzıyla aktarır ama onlardan bir cetvel çıkarmaz — çıkarılamayacağını metinlerin kendisi söyler.
Yûnus hakkındaki söz — kimsenin "ben Yûnus b. Mettâ'dan hayırlıyım" demesi yakışık almaz — bir sıralama kurmaz, sıralamayı yasaklar; o rivayet bu sayfada değil, âyetlerin açıklamasına ayrılmış sayfada durur. Mûsâ'nın arşın direğini tuttuğu sahnede anlatan "bilmiyorum" der ve karşılaştırmayı açıkça askıya alır. Peygamberlerin baba bir anne ayrı kardeşler diye anılması da aynı yere çıkar: kök tektir, getirilen şeriatlar farklıdır.
Bu yüzden tasvir bildiren rivayetler — boy, renk, ardındaki kalabalık — burada bir derece işareti olarak okunmaz. Kur'an'ın ölçüsü de aynıdır: peygamberlerinden hiçbiri arasında ayrım yapılmaz (Bakara 2:136).
Sık sorulan sorular
Buhârî'nin peygamberler bölümü neyi anlatır?
Sahîh-i Buhârî'nin altmışıncı kitâbı olan Kitâbü Ehâdîsi'l-Enbiyâ, peygamberlerle ilgili rivayetleri bir araya getirir. Bâb başlıkları çoğunlukla bir âyettir ve hadis o âyetin bağlamında nakledilir. Âdem'den Îsâ'ya uzanan bir sıra izler; son bâblar İsrâiloğulları hakkındaki nakillere ayrılmıştır.
Hızır peygamber midir?
Bu bölümdeki rivayette Hızır, Allah'ın Mûsâ'ya vahyinde "kulumuz" diye anılır; peygamber olduğu söylenmez. Kehf sûresindeki anlatı da onu isimle anmaz. Peygamber mi yoksa velî mi olduğu klasik kaynaklarda tartışılmış ve farklı görüşler ileri sürülmüştür; rivayetin kendisi bu soruya cevap vermez.
Bu sayfadaki hadisler hangi peygamberlerden söz ediyor?
Âdem, Nûh, İbrâhîm, İsmâîl, İshâk, Ya'kûb, Yûsuf, Lût, Sâlih, Eyyûb, Mûsâ, Hârûn, Yûnus, Dâvûd, Süleymân, Zekeriyyâ, Yahyâ ve Îsâ. Ayrıca Hızır, Meryem, Âsiye ve Hâcer ile ilgili rivayetler de bölümün kendi bâblarında yer aldığı için sayfadadır. Bir rivayette ise peygamberin adı hiç verilmez: kavmi tarafından dövülüp yüzündeki kanı silerken onlar için bağışlanma dileyen peygamberi metin isimlendirmez, bu sayfa da isimlendirmez.
Bu sayfa peygamberler arasında üstünlük sıralaması yapıyor mu?
Hayır. Bölümdeki bazı rivayetler bir peygamberin adını üstünlük bildiren bir cümle içinde anar; sayfa o cümleleri lafzıyla aktarır, onlardan bir cetvel çıkarmaz. Rivayetlerin kendisi de buna izin vermez: Yûnus hakkındaki söz karşılaştırmayı yasaklar (o rivayet âyetlerin açıklaması sayfasındadır), Mûsâ'nın anıldığı sahnede anlatan "bilmiyorum" der ve peygamberler baba bir anne ayrı kardeşler diye tarif edilir — kök tektir, şeriatlar farklıdır.
Kaynaklar
- Sahih hadisBuhârî, Enbiyâ — Sayfadaki kırk beş hadisin tamamı Sahîh-i Buhârî'nin altmışıncı kitâbı olan Kitâbü Ehâdîsi'l-Enbiyâ'dan seçilmiştir; bâb numaraları hadislerin altında verilmiştir.
- Sahih hadisBuhârî, Enbiyâ 8 — İbrâhîm bâbı — “üçü dışında yalan söylemedi” rivayeti.
- Sahih hadisBuhârî, Enbiyâ 27 — Hızır ile Mûsâ bâbı — kıssanın çerçevesi ve Hızır adının açıklaması.
- Sahih hadisBuhârî, Enbiyâ 47 — Îsâ bâbı — şehâdet metninin Nisâ sûresindeki kelimelerle kurulması.
- Kur’anKehf 18:60-82 — Mûsâ ile Hızır kıssasının tamamı; rivayet ayrıntıyı buraya bırakır.
- Kur’anNisâ 4:171 — Îsâ bâbının başlığı; hadisteki tarif bu âyetin kelimeleriyle örtüşür.
- Kur’anÂl-i İmrân 3:36 — Ebû Hüreyre'nin Meryem rivayetinin ardından okuduğu âyet.
- Sahih hadisBuhârî, Enbiyâ 39 — Dâvûd bâbı — İbn Abbâs'ın “onların yoluna uy” âyetiyle kurduğu bağ.
- Sahih hadisBuhârî, Enbiyâ 40 — Süleymân bâbı — ifrit rivayeti ve Süleymân'ın duasına yapılan atıf.
- Sahih hadisBuhârî, Enbiyâ 54 — Son bâb — adı verilmeyen peygamberin kavmi için duası.
- Kur’anBakara 2:143 — Nûh rivayetinde okunan âyet: insanlara şahit olan orta ümmet.
- Kur’anEn'âm 6:84-90 — İbn Abbâs'ın okuduğu peygamberler dizisi ve “onların yoluna uy” emri.
- Kur’anSâd 38:35 — Süleymân'ın mülk duası; ifrit rivayetinde bu duaya atıf yapılır.
- Kur’anŞems 91:11-14 — Sâlih'in devesini boğazlayan kişi hakkındaki âyetler.
- Kur’anBakara 2:126 — İbrâhîm'in Mekke için duası; harem bildiriminin dayandığı örnek.
- Kur’anKehf 18:23-24 — "Allah dilerse" kaydı; Süleymân rivayetinin dayandığı ölçü.
- Kur’anEnbiyâ 21:78-79 — Dâvûd ile Süleymân'ın ayrı hüküm verdiği dava ve Süleymân'a verilen kavrayış.
Son güncelleme: