Selam ve Görgü ile İlgili Hadisler

Sahih hadisBu sayfadaki bilgilerin ana kaynak seviyesi

Buhârî Sahîh’inde selam vermeye ve izin istemeye ayrı bir bölüm ayırır: Kitâbü’l-İsti’zân. Aşağıdaki yirmi yedi hadisin yirmi dördü o bölümden, üçü de aksırma ve esnemeye ayrılmış Edeb bâblarından seçilmiştir — selamın kalıbı ve sırası, kapıda izin isteme, mecliste yer açma, fısıldaşma, sır saklama ve mektup yazma.

Hadisler

  1. حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنْ هَمَّامٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ خَلَقَ اللَّهُ آدَمَ عَلَى صُورَتِهِ، طُولُهُ سِتُّونَ ذِرَاعًا، فَلَمَّا خَلَقَهُ قَالَ اذْهَبْ فَسَلِّمْ عَلَى أُولَئِكَ النَّفَرِ مِنَ الْمَلاَئِكَةِ جُلُوسٌ، فَاسْتَمِعْ مَا يُحَيُّونَكَ، فَإِنَّهَا تَحِيَّتُكَ وَتَحِيَّةُ ذُرِّيَّتِكَ‏.‏ فَقَالَ السَّلاَمُ عَلَيْكُمْ‏.‏ فَقَالُوا السَّلاَمُ عَلَيْكَ وَرَحْمَةُ اللَّهِ‏.‏ فَزَادُوهُ وَرَحْمَةُ اللَّهِ، فَكُلُّ مَنْ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ عَلَى صُورَةِ آدَمَ، فَلَمْ يَزَلِ الْخَلْقُ يَنْقُصُ بَعْدُ حَتَّى الآنَ ‏"‏‏.‏

    Allah, Âdem’i sûreti üzere yarattı; boyu altmış arşındı. Onu yarattığında şöyle dedi: Git, şu oturmakta olan melek topluluğuna selam ver ve seni nasıl selamladıklarını dinle; çünkü o, senin ve zürriyetinin selamıdır. Âdem, "Es-selâmü aleyküm" dedi. Onlar, "Es-selâmü aleyke ve rahmetullâh" dediler; ona "ve rahmetullâh"ı eklediler. Cennete giren herkes Âdem’in sûreti üzeredir. Yaratılış ondan sonra şimdiye kadar küçülmeye devam etti.

    Selam kalıbının kaynağı olarak nakledilir: verilen selama "ve rahmetullâh"ın eklenmesi burada meleklerin karşılığından gelir. Rivayetin açılışındaki "sûret" ifadesindeki zamirin neye döndüğü ve boya dair bilgi klasik şerhlerde ayrıca ele alınmış, farklı biçimlerde açıklanmıştır; bu sayfa o tartışmaya girmez.

    Sahih hadisBuhârî, İsti'zân 1

  2. حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، أَخْبَرَنَا أَبُو عَامِرٍ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ ـ رضى الله عنه أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ إِيَّاكُمْ وَالْجُلُوسَ بِالطُّرُقَاتِ ‏"‏‏.‏ فَقَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا لَنَا مِنْ مَجَالِسِنَا بُدٌّ نَتَحَدَّثُ فِيهَا‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ إِذَا أَبَيْتُمْ إِلاَّ الْمَجْلِسَ فَأَعْطُوا الطَّرِيقَ حَقَّهُ ‏"‏‏.‏ قَالُوا وَمَا حَقُّ الطَّرِيقِ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ ‏"‏ غَضُّ الْبَصَرِ، وَكَفُّ الأَذَى، وَرَدُّ السَّلاَمِ، وَالأَمْرُ بِالْمَعْرُوفِ وَالنَّهْىُ عَنِ الْمُنْكَرِ ‏"‏‏.‏

    Peygamber, "Yollarda oturmaktan sakının" buyurdu. Ashab, "Ey Allah’ın Resûlü! Oturduğumuz yerlerden vazgeçemeyiz; orada konuşuyoruz" dediler. Bunun üzerine, "Oturmaktan vazgeçmiyorsanız yola hakkını verin" buyurdu. "Yolun hakkı nedir, ey Allah’ın Resûlü?" dediler. "Gözü sakınmak, eziyeti önlemek, selamı almak, iyiliği söylemek ve kötülükten sakındırmaktır" buyurdu.

    Yasak mutlak bırakılmaz: ısrar edilince kural, oturmayı men etmek yerine yola hakkını vermeye çevrilir. Sayılan beş maddenin hepsi karşılaşılan kişiye bakar. Bâb başlığı Nûr sûresinin izin isteme âyetleridir (24:27-29).

    Sahih hadisBuhârî, İsti'zân 2

  3. حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، قَالَ حَدَّثَنِي شَقِيقٌ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ كُنَّا إِذَا صَلَّيْنَا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قُلْنَا السَّلاَمُ عَلَى اللَّهِ قَبْلَ عِبَادِهِ، السَّلاَمُ عَلَى جِبْرِيلَ، السَّلاَمُ عَلَى مِيكَائِيلَ، السَّلاَمُ عَلَى فُلاَنٍ، فَلَمَّا انْصَرَفَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَقْبَلَ عَلَيْنَا بِوَجْهِهِ فَقَالَ ‏ "‏ إِنَّ اللَّهَ هُوَ السَّلاَمُ، فَإِذَا جَلَسَ أَحَدُكُمْ فِي الصَّلاَةِ فَلْيَقُلِ التَّحِيَّاتُ لِلَّهِ، وَالصَّلَوَاتُ وَالطَّيِّبَاتُ السَّلاَمُ عَلَيْكَ أَيُّهَا النَّبِيُّ وَرَحْمَةُ اللَّهِ وَبَرَكَاتُهُ، السَّلاَمُ عَلَيْنَا وَعَلَى عِبَادِ اللَّهِ الصَّالِحِينَ‏.‏ فَإِنَّهُ إِذَا قَالَ ذَلِكَ أَصَابَ كُلَّ عَبْدٍ صَالِحٍ فِي السَّمَاءِ وَالأَرْضِ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ‏.‏ ثُمَّ يَتَخَيَّرْ بَعْدُ مِنَ الْكَلاَمِ مَا شَاءَ ‏"‏‏.‏

    Abdullah şöyle dedi: Peygamber’le namaz kıldığımızda, "Selâm, kullarından önce Allah’ın üzerine olsun; selâm Cibrîl’in üzerine olsun; selâm Mîkâîl’in üzerine olsun; selâm falancanın üzerine olsun" derdik. Peygamber namazı bitirince yüzünü bize döndürdü ve şöyle buyurdu: Allah’ın kendisi es-Selâm’dır. Biriniz namazda oturduğunda şöyle desin: Bütün tahiyyeler, salâtlar ve temiz şeyler Allah’ındır. Ey Peygamber! Selâm, Allah’ın rahmeti ve bereketleri senin üzerine olsun. Selâm bizim üzerimize ve Allah’ın sâlih kullarının üzerine olsun. Bunu söylediğinde gökte ve yerde bulunan her sâlih kula isabet etmiş olur. Şehadet ederim ki Allah’tan başka ilâh yoktur ve şehadet ederim ki Muhammed O’nun kulu ve elçisidir. Sonra dilediği sözü seçsin.

    Düzeltilen şey selamın yönüdür: es-Selâm Allah’ın ismi olduğu için O’na selam dilenmez. Bu lafız, düzeltmeden önce ne söylendiğini de koruduğu için bâbın konusunu doğrudan gösterir. Aynı hadis Buhârî’nin Tevhîd bölümünde daha kısa bir lafızla geçer.

    Sahih hadisBuhârî, İsti'zân 3

  4. حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مُقَاتِلٍ أَبُو الْحَسَنِ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنْ هَمَّامِ بْنِ مُنَبِّهٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ يُسَلِّمُ الصَّغِيرُ عَلَى الْكَبِيرِ، وَالْمَارُّ عَلَى الْقَاعِدِ، وَالْقَلِيلُ عَلَى الْكَثِيرِ ‏"‏‏.‏

    Küçük büyüğe, yoldan geçen oturana, az olan çok olana selam verir.

    Sıralama bir üstünlük ölçüsü değil, "ilk kim davranır" sorusunun cevabıdır. Buhârî aynı cümleyi birbirini izleyen bâblarda, her seferinde tek bir maddesini başlığa taşıyarak nakleder.

    Sahih hadisBuhârî, İsti'zân 4

  5. حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، أَخْبَرَنَا مَخْلَدٌ، أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي زِيَادٌ، أَنَّهُ سَمِعَ ثَابِتًا، مَوْلَى عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ زَيْدٍ أَنَّهُ سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ، يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ يُسَلِّمُ الرَّاكِبُ عَلَى الْمَاشِي، وَالْمَاشِي عَلَى الْقَاعِدِ، وَالْقَلِيلُ عَلَى الْكَثِيرِ ‏"‏‏.‏

    Binekli olan yürüyene, yürüyen oturana, az olan çok olana selam verir.

    İki lafızda ortak olan madde az olanın çok olana selam vermesidir; ayrıldıkları yer binekli ile yürüyenin sırasıdır. Rivayet bir gerekçe bildirmez, yalnız sırayı verir.

    Sahih hadisBuhârî, İsti'zân 5

  6. حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنِ الشَّيْبَانِيِّ، عَنْ أَشْعَثَ بْنِ أَبِي الشَّعْثَاءِ، عَنْ مُعَاوِيَةَ بْنِ سُوَيْدِ بْنِ مُقَرِّنٍ، عَنِ الْبَرَاءِ بْنِ عَازِبٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ أَمَرَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِسَبْعٍ بِعِيَادَةِ الْمَرِيضِ، وَاتِّبَاعِ الْجَنَائِزِ، وَتَشْمِيتِ الْعَاطِسِ، وَنَصْرِ الضَّعِيفِ، وَعَوْنِ الْمَظْلُومِ، وَإِفْشَاءِ السَّلاَمِ، وَإِبْرَارِ الْمُقْسِمِ، وَنَهَى عَنِ الشُّرْبِ فِي الْفِضَّةِ، وَنَهَانَا عَنْ تَخَتُّمِ الذَّهَبِ، وَعَنْ رُكُوبِ الْمَيَاثِرِ، وَعَنْ لُبْسِ الْحَرِيرِ، وَالدِّيبَاجِ، وَالْقَسِّيِّ، وَالإِسْتَبْرَقِ‏.‏

    Berâ b. Âzib şöyle dedi: Allah Resûlü bize yedi şeyi emretti: hastayı ziyaret etmek, cenazelerin ardından gitmek, hapşırana dua ile karşılık vermek, zayıfa yardım etmek, haksızlığa uğrayana destek olmak, selamı yaymak ve yemin edenin yeminini boşa çıkarmamak. Gümüş kaptan içmeyi yasakladı; altın yüzük takmayı, meyâsir üzerine binmeyi, ipek, dîbâc, kassî ve istebrak giymeyi de bize yasakladı.

    Emredilen yedi şeyin tamamı karşısındaki insana bakar; selamı yaymak bu listenin içinde geçer. Rivayetin ikinci yarısı giyim ve kap kullanımıyla ilgili ayrı bir konudur — dîbâc, kassî ve istebrak ipekli kumaş adlarıdır, meyâsir ise eyer üstüne serilen ipek örtülerdir — ve bu sayfa oradan hüküm çıkarmaz.

    Sahih hadisBuhârî, İsti'zân 8

  7. حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، قَالَ حَدَّثَنِي يَزِيدُ، عَنْ أَبِي الْخَيْرِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، أَنَّ رَجُلاً، سَأَلَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَىُّ الإِسْلاَمِ خَيْرٌ قَالَ ‏ "‏ تُطْعِمُ الطَّعَامَ، وَتَقْرَأُ السَّلاَمَ عَلَى مَنْ عَرَفْتَ، وَعَلَى مَنْ لَمْ تَعْرِفْ ‏"‏‏.‏

    Bir adam Peygamber’e, "İslâm’ın hangisi daha hayırlıdır?" diye sordu. Peygamber, "Yemek yedirmen, tanıdığına da tanımadığına da selam vermendir" buyurdu.

    Cevapta seçilen iki iş de karşılık beklemez ve tanışıklık şartı taşımaz. "Tanımadığına da" kaydı bâbın konusudur: selam, tanıdıklar arasında bir nezaket olmaktan çıkar.

    Sahih hadisBuhârî, İsti'zân 9

  8. حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ ذَرٍّ،‏.‏ وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مُقَاتِلٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا عُمَرُ بْنُ ذَرٍّ، أَخْبَرَنَا مُجَاهِدٌ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ دَخَلْتُ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَوَجَدَ لَبَنًا فِي قَدَحٍ فَقَالَ ‏ "‏ أَبَا هِرٍّ الْحَقْ أَهْلَ الصُّفَّةِ فَادْعُهُمْ إِلَىَّ ‏"‏‏.‏ قَالَ فَأَتَيْتُهُمْ فَدَعَوْتُهُمْ، فَأَقْبَلُوا فَاسْتَأْذَنُوا فَأُذِنَ لَهُمْ، فَدَخَلُوا‏.‏

    Ebû Hüreyre şöyle dedi: Allah Resûlü ile birlikte girdim; bir kapta süt buldu ve bana, "Ebû Hirr! Suffe ehline git ve onları bana çağır" dedi. Ben de onlara gidip çağırdım. Geldiler, izin istediler, kendilerine izin verildi ve girdiler.

    Ayrıntı bâbın sorusunu cevaplar: çağrılan kişi de kapıda izin ister; davet, içeri girme iznini kendiliğinden vermiş sayılmaz. "Ebû Hirr" Peygamber’in Ebû Hüreyre’ye hitabıdır.

    Sahih hadisBuhârî, İsti'zân 14

  9. حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، هِشَامُ بْنُ عَبْدِ الْمَلِكِ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ الْمُنْكَدِرِ، قَالَ سَمِعْتُ جَابِرًا ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ أَتَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فِي دَيْنٍ كَانَ عَلَى أَبِي فَدَقَقْتُ الْبَابَ فَقَالَ ‏"‏ مَنْ ذَا ‏"‏‏.‏ فَقُلْتُ أَنَا‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ أَنَا أَنَا ‏"‏‏.‏ كَأَنَّهُ كَرِهَهَا‏.‏

    Câbir şöyle dedi: Babamın üzerindeki bir borç sebebiyle Peygamber’e gittim ve kapıyı çaldım. "Kim o?" dedi. "Benim" dedim. "Benim, benim!" dedi; sanki bu sözü hoş görmemişti.

    Kapıdaki "benim" cevabı soruyu karşılamaz, çünkü kim olduğunu bildirmez. Râvi hoşlanmama hâlini kendi gözlemi olarak "sanki" diyerek aktarır; metin bir yasak lafzı taşımaz.

    Sahih hadisBuhârî, İsti'zân 17

  10. حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا زَكَرِيَّاءُ، قَالَ سَمِعْتُ عَامِرًا، يَقُولُ حَدَّثَنِي أَبُو سَلَمَةَ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ حَدَّثَتْهُ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ لَهَا ‏ "‏ إِنَّ جِبْرِيلَ يُقْرِئُكِ السَّلاَمَ ‏"‏‏.‏ قَالَتْ وَعَلَيْهِ السَّلاَمُ وَرَحْمَةُ اللَّهِ‏.‏

    Peygamber, Âişe’ye "Cibrîl sana selam ediyor" dedi. Âişe, "Ona da selâm ve Allah’ın rahmeti olsun" diye karşılık verdi.

    Bâbın konusu selamın üçüncü bir kişi aracılığıyla iletilmesidir. Âişe’nin cevabı "ve aleyke" değil "ve aleyhi" kalıbındadır: karşılık, selamı getirene değil gönderene verilir.

    Sahih hadisBuhârî, İsti'zân 19

  11. حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مُقَاتِلٍ أَبُو الْحَسَنِ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا يُونُسُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ، أَنَّ ابْنَ عَبَّاسٍ، أَخْبَرَهُ أَنَّ أَبَا سُفْيَانَ بْنَ حَرْبٍ أَخْبَرَهُ أَنَّ هِرَقْلَ أَرْسَلَ إِلَيْهِ فِي نَفَرٍ مِنْ قُرَيْشٍ وَكَانُوا تِجَارًا بِالشَّأْمِ، فَأَتَوْهُ فَذَكَرَ الْحَدِيثَ قَالَ ثُمَّ دَعَا بِكِتَابِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقُرِئَ فَإِذَا فِيهِ ‏ "‏ بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ، مِنْ مُحَمَّدٍ عَبْدِ اللَّهِ وَرَسُولِهِ إِلَى هِرَقْلَ عَظِيمِ الرُّومِ، السَّلاَمُ عَلَى مَنِ اتَّبَعَ الْهُدَى، أَمَّا بَعْدُ ‏"‏‏.‏

    İbn Abbâs, Ebû Süfyân b. Harb’den şunu nakletti: Herakliyus, Şam’da ticaretle uğraşan Kureyşli bir gruba haber göndermiş, onlar da yanına varmışlardı — râvi burada uzun rivayetin tamamını anmayıp kısaltır. Sonra Herakliyus, Allah Resûlü’nün mektubunu istedi ve mektup okundu. İçinde şunlar vardı: Bismillâhirrahmânirrahîm. Allah’ın kulu ve elçisi Muhammed’den Rum’un büyüğü Herakliyus’a. Selâm, hidayete uyanın üzerine olsun. Bundan sonra…

    Bâbın konusu mektubun yazılış biçimidir; metinde üç şey görünür: besmeleyle başlama, gönderenin önce yazılması ve muhataba "Rum’un büyüğü" diye hitap edilmesi. Mektuptaki selam kalıbı bu yazışmanın kendi bağlamına aittir; buradan kimin kime nasıl selam vereceğine dair genel bir hüküm çıkarılmaz — o, fıkhın alanıdır. "Râvi hadisi anlattı" kaydı, uzun rivayetin burada kısaltıldığını gösterir.

    Sahih hadisBuhârî, İsti'zân 24

  12. وَقَالَ اللَّيْثُ حَدَّثَنِي جَعْفَرُ بْنُ رَبِيعَةَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ هُرْمُزَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ ذَكَرَ رَجُلاً مِنْ بَنِي إِسْرَائِيلَ أَخَذَ خَشَبَةً فَنَقَرَهَا، فَأَدْخَلَ فِيهَا أَلْفَ دِينَارٍ وَصَحِيفَةً مِنْهُ إِلَى صَاحِبِهِ‏.‏ وَقَالَ عُمَرُ بْنُ أَبِي سَلَمَةَ عَنْ أَبِيهِ سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ نَجَرَ خَشَبَةً، فَجَعَلَ الْمَالَ فِي جَوْفِهَا، وَكَتَبَ إِلَيْهِ صَحِيفَةً مِنْ فُلاَنٍ إِلَى فُلاَنٍ ‏"‏‏.‏

    Allah Resûlü, İsrâiloğulları’ndan bir adamı andı: Adam bir odun parçası alıp onu oydu, içine bin dinar ve arkadaşına yazdığı bir mektup koydu. Başka bir lafızda: Bir odunu yontup malı içine koydu ve ona "falancadan falancaya" diye bir mektup yazdı.

    Buhârî uzun bir rivayetin yalnız bu kısmını, mektubun başlangıç kalıbı için anar: önce yazan, sonra yazılan. Rivayetin bütünü borç ve emanet konusundadır ve burada anlatılmaz.

    Sahih hadisBuhârî, İsti'zân 25

  13. حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي حَيْوَةُ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو عَقِيلٍ، زُهْرَةُ بْنُ مَعْبَدٍ سَمِعَ جَدَّهُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ هِشَامٍ، قَالَ كُنَّا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ آخِذٌ بِيَدِ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ‏.‏

    Abdullah b. Hişâm şöyle dedi: Peygamber ile birlikteydik; o sırada Ömer b. Hattâb’ın elini tutuyordu.

    Buhârî bu kısa nakli tokalaşma bâbında anar. Cümle bir emir ya da yasak taşımaz; el tutmanın aralarında olağan bir davranış olduğunu gösteren bir gözlemdir.

    Sahih hadisBuhârî, İsti'zân 27

  14. حَدَّثَنَا خَلاَّدُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ نَهَى أَنْ يُقَامَ الرَّجُلُ مِنْ مَجْلِسِهِ وَيَجْلِسَ فِيهِ آخَرُ، وَلَكِنْ تَفَسَّحُوا وَتَوَسَّعُوا‏.‏ وَكَانَ ابْنُ عُمَرَ يَكْرَهُ أَنْ يَقُومَ الرَّجُلُ مِنْ مَجْلِسِهِ، ثُمَّ يُجْلِسَ مَكَانَهُ‏.‏

    Peygamber, bir kimsenin oturduğu yerden kaldırılıp yerine başkasının oturtulmasını yasakladı ve "Yer açın, genişletin" buyurdu. İbn Ömer de bir adamın oturduğu yerden kalkıp yerine kendisinin oturmasını hoş görmezdi.

    Yasak iki tarafa birden bakar: kaldırana da kalkanın yerine oturana da. Yerine konan çözüm yer açmaktır; bâb başlığı bu yüzden Mücâdele 58:11’dir. Son cümle râvinin kendi uygulamasıdır.

    Sahih hadisBuhârî, İsti'zân 32

  15. حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا مُعْتَمِرٌ، سَمِعْتُ أَبِي يَذْكُرُ، عَنْ أَبِي مِجْلَزٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ لَمَّا تَزَوَّجَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم زَيْنَبَ ابْنَةَ جَحْشٍ دَعَا النَّاسَ طَعِمُوا ثُمَّ جَلَسُوا يَتَحَدَّثُونَ ـ قَالَ ـ فَأَخَذَ كَأَنَّهُ يَتَهَيَّأُ لِلْقِيَامِ فَلَمْ يَقُومُوا، فَلَمَّا رَأَى ذَلِكَ قَامَ، فَلَمَّا قَامَ قَامَ مَنْ قَامَ مَعَهُ مِنَ النَّاسِ، وَبَقِيَ ثَلاَثَةٌ، وَإِنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم جَاءَ لِيَدْخُلَ فَإِذَا الْقَوْمُ جُلُوسٌ، ثُمَّ إِنَّهُمْ قَامُوا فَانْطَلَقُوا ـ قَالَ ـ فَجِئْتُ فَأَخْبَرْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُمْ قَدِ انْطَلَقُوا، فَجَاءَ حَتَّى دَخَلَ فَذَهَبْتُ أَدْخُلُ، فَأَرْخَى الْحِجَابَ بَيْنِي وَبَيْنَهُ، وَأَنْزَلَ اللَّهُ تَعَالَى ‏{‏يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لاَ تَدْخُلُوا بُيُوتَ النَّبِيِّ إِلاَّ أَنْ يُؤْذَنَ لَكُمْ‏}‏ إِلَى قَوْلِهِ ‏{‏إِنَّ ذَلِكُمْ كَانَ عِنْدَ اللَّهِ عَظِيمًا‏}‏‏.‏

    Enes şöyle dedi: Allah Resûlü, Zeyneb bint Cahş ile evlendiğinde insanları davet etti; yemeklerini yediler, sonra oturup konuşmaya koyuldular. Peygamber kalkacakmış gibi yaptı, ama onlar kalkmadı. Bunu görünce kendisi kalktı; o kalkınca insanlardan kalkan kalktı, üç kişi kaldı. Peygamber girmek için geldiğinde topluluğun hâlâ oturmakta olduğunu gördü; sonra onlar da kalkıp gittiler. Ben gidip Peygamber’e gittiklerini haber verdim. O da gelip içeri girdi; ben de girmeye davranınca benimle kendisi arasına perdeyi indirdi. Bunun üzerine Allah, "Ey iman edenler! Size izin verilmedikçe Peygamber’in evlerine girmeyin" âyetini "…bu, Allah katında büyük bir şeydir" sözüne kadar indirdi.

    Anlatılan, bir meclisin farkında olmadan uzatılmasıdır: ev sahibi kalkmaya hazırlanıyorsa işaret anlaşılmalıdır. Âyet Ahzâb 33:53’tür ve doğrudan girme-çıkma âdâbını düzenler. Metinde geçen perde ayrıntısı olayın kendi akışına aittir; bu sayfa oradan bir hüküm çıkarmaz.

    Sahih hadisBuhârî, İsti'zân 33

  16. حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ أَبِي غَالِبٍ، أَخْبَرَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْمُنْذِرِ الْحِزَامِيُّ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ فُلَيْحٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِفِنَاءِ الْكَعْبَةِ مُحْتَبِيًا بِيَدِهِ هَكَذَا‏.‏

    İbn Ömer şöyle dedi: Allah Resûlü’nü Kâbe’nin avlusunda, elleriyle dizlerini kavramış — işte böyle — otururken gördüm.

    İhtibâ, dizleri dikip kollarla kavrayarak oturmaktır; Arapça’da kurfusâ da denir. Râvi oturuşu sözle değil eliyle gösterdiği için "işte böyle" ifadesi metinde kalmıştır.

    Sahih hadisBuhârî, İsti'zân 34

  17. حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ، حَدَّثَنَا خَالِدٌ،‏.‏ وَحَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَوْنٍ، حَدَّثَنَا خَالِدٌ، عَنْ خَالِدٍ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو الْمَلِيحِ، قَالَ دَخَلْتُ مَعَ أَبِيكَ زَيْدٍ عَلَى عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو فَحَدَّثَنَا أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم ذُكِرَ لَهُ صَوْمِي، فَدَخَلَ عَلَىَّ، فَأَلْقَيْتُ لَهُ وِسَادَةً مِنْ أَدَمٍ حَشْوُهَا لِيفٌ، فَجَلَسَ عَلَى الأَرْضِ، وَصَارَتِ الْوِسَادَةُ بَيْنِي وَبَيْنَهُ، فَقَالَ لِي ‏"‏ أَمَا يَكْفِيكَ مِنْ كُلِّ شَهْرٍ ثَلاَثَةُ أَيَّامٍ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ‏.‏ قَالَ ‏"‏ خَمْسًا ‏"‏‏.‏ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ‏.‏ قَالَ ‏"‏ سَبْعًا ‏"‏‏.‏ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ‏.‏ قَالَ ‏"‏ تِسْعًا ‏"‏‏.‏ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ‏.‏ قَالَ ‏"‏ إِحْدَى عَشْرَةَ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ‏.‏ قَالَ ‏"‏ لاَ صَوْمَ فَوْقَ صَوْمِ دَاوُدَ، شَطْرَ الدَّهْرِ، صِيَامُ يَوْمٍ، وَإِفْطَارُ يَوْمٍ ‏"‏‏.‏

    Ebü’l-Melîh şöyle dedi: Baban Zeyd ile birlikte Abdullah b. Amr’ın yanına girdik. O bize şunu anlattı: Peygamber’e benim orucum söylenmişti; yanıma geldi. Ona, içi hurma lifiyle doldurulmuş deriden bir minder attım; o yere oturdu ve minder benimle onun arasında kaldı. Bana, "Her aydan üç gün sana yetmez mi?" dedi. "Ey Allah’ın Resûlü!" dedim. "Beş" dedi. "Ey Allah’ın Resûlü!" dedim. "Yedi" dedi. "Ey Allah’ın Resûlü!" dedim. "Dokuz" dedi. "Ey Allah’ın Resûlü!" dedim. "On bir" dedi. "Ey Allah’ın Resûlü!" dedim. "Dâvûd’un orucundan üstün oruç yoktur: günlerin yarısı — bir gün oruç, bir gün iftar" dedi.

    Bâbın konusu ilk cümledir: ev sahibi minder ikram eder, misafir yere oturur ve minder aradaki yerinde kalır. Rivayetin devamı nafile orucun ölçüsüyle ilgilidir, konusu ayrıdır ve burada oruca dair bir hüküm verilmez.

    Sahih hadisBuhârî, İsti'zân 38

  18. حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ، قَالَ مَا كَانَ لِعَلِيٍّ اسْمٌ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِنْ أَبِي تُرَابٍ، وَإِنْ كَانَ لَيَفْرَحُ بِهِ إِذَا دُعِيَ بِهَا، جَاءَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَيْتَ فَاطِمَةَ ـ عَلَيْهَا السَّلاَمُ ـ فَلَمْ يَجِدْ عَلِيًّا فِي الْبَيْتِ فَقَالَ ‏"‏ أَيْنَ ابْنُ عَمِّكِ ‏"‏‏.‏ فَقَالَتْ كَانَ بَيْنِي وَبَيْنَهُ شَىْءٌ، فَغَاضَبَنِي فَخَرَجَ فَلَمْ يَقِلْ عِنْدِي‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لإِنْسَانٍ ‏"‏ انْظُرْ أَيْنَ هُوَ ‏"‏ فَجَاءَ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ هُوَ فِي الْمَسْجِدِ رَاقِدٌ‏.‏ فَجَاءَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ مُضْطَجِعٌ، قَدْ سَقَطَ رِدَاؤُهُ عَنْ شِقِّهِ، فَأَصَابَهُ تُرَابٌ، فَجَعَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَمْسَحُهُ عَنْهُ ـ وَهْوَ يَقُولُ ‏"‏ قُمْ أَبَا تُرَابٍ، قُمْ أَبَا تُرَابٍ ‏"‏‏.‏

    Sehl b. Sa’d şöyle dedi: Ali’nin, Ebû Türâb’dan daha çok sevdiği bir adı yoktu; bu adla çağrıldığında sevinirdi. Allah Resûlü, Fâtıma’nın evine gelmiş, Ali’yi evde bulamamıştı. "Amcanın oğlu nerede?" diye sordu. Fâtıma, "Aramızda bir şey geçti; bana darıldı, çıkıp gitti ve yanımda öğle uykusuna yatmadı" dedi. Allah Resûlü birine, "Bak bakalım nerede" dedi. Adam gelip, "Ey Allah’ın Resûlü! Mescitte uyuyor" dedi. Allah Resûlü geldiğinde Ali yan yatmış, ridâsı bir yanından düşmüş, üzerine toprak bulaşmıştı. Allah Resûlü tozu üzerinden silerek, "Kalk Ebû Türâb, kalk Ebû Türâb" diyordu.

    Ad takma burada sevgi işaretidir; râvi Ali’nin bu adla çağrılmaktan hoşlandığını söyleyerek başlar. Buhârî rivayeti mescitte öğle uykusu bâbında anar. Görgü tarafı sondaki sıralamadadır: önce toz silinir, sonra seslenilir.

    Sahih hadisBuhârî, İsti'zân 40

  19. حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا الزُّهْرِيُّ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَبَّادُ بْنُ تَمِيمٍ، عَنْ عَمِّهِ، قَالَ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي الْمَسْجِدِ مُسْتَلْقِيًا، وَاضِعًا إِحْدَى رِجْلَيْهِ عَلَى الأُخْرَى‏.‏

    Abbâd b. Temîm amcasından şöyle nakletti: Allah Resûlü’nü mescitte sırtüstü uzanmış, bir ayağını diğerinin üzerine atmış hâlde gördüm.

    Buhârî bu nakli sırtüstü uzanma bâbında tek başına verir. Rivayet bir izin ya da yasak cümlesi taşımaz; görülen bir hâli aktarır.

    Sahih hadisBuhârî, İsti'zân 44

  20. حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ،‏.‏ وَحَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، رضى الله عنه أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِذَا كَانُوا ثَلاَثَةٌ فَلاَ يَتَنَاجَى اثْنَانِ دُونَ الثَّالِثِ ‏"‏‏.‏

    Üç kişi olduklarında, iki kişi üçüncüyü bırakıp gizlice konuşmasın.

    Kural sayıya bağlıdır: topluluk üç kişiyken fısıldaşma dışarıda tek kişi bırakır. Aynı bölümün ilerleyen bâblarında hem gerekçesi hem de sayı arttığında değişen durumu nakledilir.

    Sahih hadisBuhârî, İsti'zân 45

  21. حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ صَبَّاحٍ، حَدَّثَنَا مُعْتَمِرُ بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ سَمِعْتُ أَبِي قَالَ، سَمِعْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، أَسَرَّ إِلَىَّ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم سِرًّا فَمَا أَخْبَرْتُ بِهِ أَحَدًا بَعْدَهُ، وَلَقَدْ سَأَلَتْنِي أُمُّ سُلَيْمٍ فَمَا أَخْبَرْتُهَا بِهِ‏.‏

    Enes b. Mâlik şöyle dedi: Peygamber bana bir sır söyledi; ondan sonra onu kimseye söylemedim. Ümmü Süleym bana sordu, ona da söylemedim.

    Ümmü Süleym, Enes’in annesidir; cümlenin ağırlığı buradadır — sır en yakınından da saklanmıştır. Rivayet sırrın ne olduğunu değil, saklandığını bildirir.

    Sahih hadisBuhârî, İsti'zân 46

  22. حَدَّثَنَا عُثْمَانُ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏{‏إِذَا كُنْتُمْ ثَلاَثَةً فَلاَ يَتَنَاجَى رَجُلاَنِ دُونَ الآخَرِ، حَتَّى تَخْتَلِطُوا بِالنَّاسِ، أَجْلَ أَنْ يُحْزِنَهُ‏}‏‏.‏

    Üç kişi olduğunuzda, insanların arasına karışıncaya kadar iki kişi diğerini bırakıp gizlice konuşmasın; çünkü bu onu üzer.

    Aynı kuralın gerekçeli lafzıdır: yasak fısıldaşmanın kendisine değil, dışarıda kalanın üzülmesine bağlanır. "İnsanların arasına karışıncaya kadar" kaydı sınırı gösterir — kalabalıkta kimse dışarıda kalmış olmaz.

    Sahih hadisBuhârî, İsti'zân 47

  23. حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ كَثِيرٍ، عَنْ عَطَاءٍ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ خَمِّرُوا الآنِيَةَ وَأَجِيفُوا الأَبْوَابَ، وَأَطْفِئُوا الْمَصَابِيحَ، فَإِنَّ الْفُوَيْسِقَةَ رُبَّمَا جَرَّتِ الْفَتِيلَةَ فَأَحْرَقَتْ أَهْلَ الْبَيْتِ ‏"‏‏.‏

    Kapları örtün, kapıları kapayın ve kandilleri söndürün. Çünkü şu küçük fâsık — yani fare — bazen fitili sürükler ve ev halkını yakar.

    Metinde fare için kullanılan kelime "füveysika"dır; fâsık kelimesinin küçültülmüş hâlidir. Gerekçe rivayetin kendi içindedir: açık bırakılan bir alev evi yakabilir. Bâb, uyurken evde ateş bırakılmaması diye adlandırılmıştır.

    Sahih hadisBuhârî, İsti'zân 49

  24. حَدَّثَنَا حَسَّانُ بْنُ أَبِي عَبَّادٍ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، عَنْ عَطَاءٍ، عَنْ جَابِرٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَطْفِئُوا الْمَصَابِيحَ بِاللَّيْلِ إِذَا رَقَدْتُمْ، وَغَلِّقُوا الأَبْوَابَ، وَأَوْكُوا الأَسْقِيَةَ، وَخَمِّرُوا الطَّعَامَ وَالشَّرَابَ ‏"‏‏.‏ ـ قَالَ هَمَّامٌ وَأَحْسِبُهُ قَالَ ـ ‏"‏وَلَوْ بِعُودٍ يَعْرُضُهُ

    Geceleyin uyuduğunuzda kandilleri söndürün, kapıları kapatın, su tulumlarının ağzını bağlayın, yiyeceği ve içeceği örtün. Hemmâm şöyle dedi: Sanırım "enine bir çubuk koymakla olsa bile" de dedi.

    Dört maddenin hepsi geceye ve eve bakar. Sondaki ekleme râvinin kendi kaydıdır; "sanırım şöyle dedi" diyerek kesin konuşmaz. O lafız doğruysa örtmenin en küçüğü bile yeterli sayılmış olur.

    Sahih hadisBuhârî, İsti'zân 50

  25. حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ أَبِي سَلَمَةَ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ دِينَارٍ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِذَا عَطَسَ أَحَدُكُمْ فَلْيَقُلِ الْحَمْدُ لِلَّهِ‏.‏ وَلْيَقُلْ لَهُ أَخُوهُ أَوْ صَاحِبُهُ يَرْحَمُكَ اللَّهُ‏.‏ فَإِذَا قَالَ لَهُ يَرْحَمُكَ اللَّهُ‏.‏ فَلْيَقُلْ يَهْدِيكُمُ اللَّهُ وَيُصْلِحُ بَالَكُمْ ‏"‏‏.‏

    Ebû Hüreyre'den: Peygamber şöyle buyurdu: “Biriniz aksırdığında ‘Elhamdülillah’ desin. Kardeşi yahut arkadaşı da ona ‘Yerhamükellah’ desin. O bunu söyleyince aksıran, ‘Allah size hidayet versin ve hâlinizi düzeltsin’ desin.”

    Karşılık üç adımlıdır ve üçüncüsü çoğu zaman atlanır: aksıran, kendisine dua edene dua ederek karşılık verir. Metin bir sayı ya da vakit vermez.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 126

  26. حَدَّثَنَا آدَمُ بْنُ أَبِي إِيَاسٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ التَّيْمِيُّ، قَالَ سَمِعْتُ أَنَسًا ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ عَطَسَ رَجُلاَنِ عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَشَمَّتَ أَحَدَهُمَا وَلَمْ يُشَمِّتِ الآخَرَ‏.‏ فَقَالَ الرَّجُلُ يَا رَسُولَ اللَّهِ شَمَّتَّ هَذَا وَلَمْ تُشَمِّتْنِي‏.‏ قَالَ ‏ "‏ إِنَّ هَذَا حَمِدَ اللَّهَ، وَلَمْ تَحْمَدِ اللَّهَ ‏"‏‏.‏

    Enes b. Mâlik şöyle dedi: Peygamber'in yanında iki kişi aksırdı; birine karşılık verdi, ötekine vermedi. Adam, “Ey Allah'ın Rasûlü, buna karşılık verdin, bana vermedin” dedi. Peygamber, “Bu, Allah'a hamdetti; sen hamdetmedin” buyurdu.

    Karşılığın şartı metnin kendisinde duruyor: hamdetmeyen aksırana karşılık verilmemiştir. Rivayet bir ayrım gözetmeyi değil, karşılığın neye bağlı olduğunu gösterir.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 127

  27. حَدَّثَنَا عَاصِمُ بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي ذِئْبٍ، عَنْ سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْعُطَاسَ وَيَكْرَهُ التَّثَاؤُبَ، فَإِذَا عَطَسَ أَحَدُكُمْ وَحَمِدَ اللَّهَ كَانَ حَقًّا عَلَى كُلِّ مُسْلِمٍ سَمِعَهُ أَنْ يَقُولَ لَهُ يَرْحَمُكَ اللَّهُ‏.‏ وَأَمَّا التَّثَاؤُبُ فَإِنَّمَا هُوَ مِنَ الشَّيْطَانِ، فَإِذَا تَثَاوَبَ أَحَدُكُمْ فَلْيَرُدَّهُ مَا اسْتَطَاعَ، فَإِنَّ أَحَدَكُمْ إِذَا تَثَاءَبَ ضَحِكَ مِنْهُ الشَّيْطَانُ ‏"‏‏.‏

    Ebû Hüreyre'den: Peygamber şöyle buyurdu: “Allah aksırmayı sever, esnemeyi sevmez. Biriniz aksırıp Allah'a hamdettiğinde, bunu işiten her müslümanın ona ‘Yerhamükellah’ demesi bir haktır. Esnemeye gelince o şeytandandır; biriniz esnediğinde gücü yettiğince onu tutsun, çünkü esnediğinde şeytan ona güler.”

    Metnin kurduğu ayrım bedensel değil: aksırmaya bir karşılık bağlanmış, esnemeye tutma tavsiyesi getirilmiştir. “Şeytandandır” ifadesinin nasıl anlaşılacağı klasik kaynaklarda farklı açıklanmıştır; bu sayfa tercih bildirmez.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 128

Hadislerin Arapça metni klasik hadis kaynaklarındandır. Türkçe anlam bu sitenin kendi metnidir ve basılı bir tercümenin yerini tutmaz; esas olan Arapça metindir.

Bu hadisler nasıl seçildi

Kitâbü’l-İsti’zân, Sahîh-i Buhârî’nin 79. kitâbıdır ve elli üç bâbdan oluşur. Konusu tek bir sözcükle özetlenemez: selam vermek, bir eve ya da meclise girerken izin istemek, oturma ve kalkma, mektup yazma, tokalaşma, fısıldaşma ve sır saklama aynı bölümde durur. Bu sayfadaki hadislerin yirmi dördü o bölümdendir. Kalan üçü Kitâbü’l-Edeb’in aksırma ve esneme bâblarından alındı: aynı görgü çerçevesine girerler ve İsti’zân’da karşılıkları yoktur. Her hadisin bâb numarası kendi altında verilmiştir.

Seçim ölçütü şuydu: rivayet, insanların birbirine karşı davranışına dair doğrudan bir ayrıntı taşımalı. Aynı cümlenin farklı isnadlarla tekrarlandığı yerlerde bir lafız alındı. Bölümün içinde bulunduğu hâlde alınmayanlar da oldu: konusu fıkhî bir hüküm olan bâblar, savaş ve esirlik bağlamındaki rivayetler ve kısa bir notla anlatılamayacak kadar geniş arka plan isteyenler dışarıda bırakıldı. Sayı hedefi bu ölçütün önüne geçmedi. Sayfa kurulduktan sonra bir rivayet çıkarıldı: kamet getirildikten sonra süren ve cemaati uyutan konuşmayı anlatan metin başından ve sonundan namazla çerçevelenmiştir — fısıldaşmanın uzunluğundan başka bir görgü kaydı taşımaz — ve cemaatle namaz hadisleri sayfasında duruyor.

Bir rivayet sonradan çıkarıldı: sözü üç kez tekrarlama ve üç kez selam verme aynı metinde geçer; daha dolu nüshası tekrarın gerekçesini de ("anlaşılsın diye") taşıdığı için ilim hadisleri sayfasında durur.

Bâb başlığı ile metin aynı şey değildir

Buhârî’nin bâb başlıkları konu etiketi değil, çoğu zaman o bâbda savunulan fıkhî bir görüştür. Bu yüzden başlık ile altındaki metin her zaman birebir örtüşmez: bir hadis, başlığın tamamını değil tek bir kelimesini karşılıyor olabilir. Bu sayfada başlıklar yalnızca rivayetin nerede durduğunu göstermek için anılır; başlıktan hüküm çıkarılmaz.

Aynı sebeple bu sayfa bir fetva metni değildir. Kimin kime, hangi durumda selam vereceği, kimin selamının nasıl karşılanacağı gibi sorular fıkhın alanındadır ve mezheplerin bu konularda ayrıntılı, birbirinden farklı görüşleri vardır. Burada yapılan iş daha dardır: rivayetin ne dediğini kaynağıyla göstermek, bağlamı gerekiyorsa belirtmek ve taraf tutmamaktır.

Sık sorulan sorular

Buhârî’nin İsti’zân bölümü neyi anlatır?

Sahîh-i Buhârî’nin 79. kitâbıdır; adı "izin isteme" demektir. Elli üç bâb boyunca selam vermenin kalıbı ve sırası, bir eve girerken izin isteme, mecliste oturma ve kalkma, mektup yazma, tokalaşma, fısıldaşma ve sır saklama ele alınır. Bu sayfadaki yirmi yedi hadisin yirmi dördü bu bölümden, üçü Kitâbü’l-Edeb’in aksırma ve esneme bâblarından seçilmiştir.

Selamı önce kim verir?

Bu bölümde art arda gelen iki rivayet sırayı şöyle verir: küçük büyüğe, yoldan geçen oturana, binekli olan yürüyene, az olan çok olana selam verir. Rivayetler bir gerekçe bildirmez, yalnız sırayı söyler. Selamın hiç verilmemesi değil, kimin ilk davranacağı konu edilmektedir; selamın alınması ise aynı bölümde "yolun hakkı" sayılan davranışlar arasında geçer.

İki kişinin üçüncüyü bırakıp fısıldaşması neden anılıyor?

Bölümde bu kural iki ayrı bâbda nakledilir. İkincisinde gerekçesi de verilir: dışarıda kalan kişi üzülür. Aynı lafızda bir sınır da bulunur — yasak, "insanların arasına karışıncaya kadar" sürer; yani kalabalıkta kimse dışarıda bırakılmış olmaz.

Kaynaklar

  • Sahih hadis
    Buhârî, İsti'zân — Sayfadaki yirmi yedi hadisin yirmi dördü Sahîh-i Buhârî’nin 79. kitâbı olan Kitâbü’l-İsti’zân’dandır, üçü Kitâbü’l-Edeb’in aksırma ve esneme bâblarındandır; bâb numaraları hadislerin altında verilmiştir.
  • Sahih hadis
    Buhârî, İsti'zân 4 — Selam verme sırası — küçük, yoldan geçen ve az olan.
  • Sahih hadis
    Buhârî, İsti'zân 9 — Tanıdığa da tanımadığa da selam vermek.
  • Sahih hadis
    Buhârî, İsti'zân 45 — İki kişinin üçüncüyü bırakıp fısıldaşmaması.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Edeb — Aksıran kimseye söylenecek söz ve esnemenin hoş görülmemesi; 126-128. bâblar.
  • Kur’an
    Nûr 24:27-29 — İzin isteme âyetleri; yol hakkı rivayetinin bâb başlığıdır.
  • Kur’an
    Ahzâb 33:53 — Zeyneb bint Cahş düğünü rivayetinde okunan âyet.
  • Kur’an
    Mücâdele 58:11 — Mecliste yer açmayı bildiren âyet; ilgili bâbın başlığıdır.

Son güncelleme: