Hucurât Suresi

Kur’anBu sayfadaki bilgilerin ana kaynak seviyesi

Hucurât suresi 18 ayettir ve Kur'an'ın toplumsal ahlak konusundaki en yoğun suresidir. Haberin doğrulanması, alay, gıybet, zan ve üstünlük ölçüsü art arda ele alınır.

Sure numarası
49. sure
Arapça adı
الحجرات
Ayet sayısı
18 ayet
Nüzul yeri
Medeni (Medine dönemi)
Nüzul sırası
106.
Cüz
26. cüz
Ana konusu
Toplumsal ahlak ve üstünlüğün ölçüsü

Adının anlamı

Hucurât, hücre kelimesinin çoğuludur ve odalar anlamına gelir. Sure adını dördüncü ayetteki ifadeden alır.

Temel temaları

  • haber doğrulama
  • gıybet
  • zan
  • takva

Hucurât suresi — Arapçası ve anlamı

Aşağıdaki Türkçe anlam bu siteye aittir; herhangi bir mealden alınmamıştır. Amacı ayetin ne dediğini açık Türkçeyle aktarmaktır, basılı bir mealin yerini tutmaz. Anlam metni Arapçanın karşılığı değil, karşılığının aktarımıdır — esas olan Arapça metindir.

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

  1. يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تُقَدِّمُوا۟ بَيْنَ يَدَىِ ٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ إِنَّ ٱللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ

    Ey iman edenler! Allah'ın ve elçisinin önüne geçmeyin. Allah'a karşı sorumlu davranın. Şüphesiz Allah işitendir, bilendir.

  2. يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تَرْفَعُوٓا۟ أَصْوَٰتَكُمْ فَوْقَ صَوْتِ ٱلنَّبِىِّ وَلَا تَجْهَرُوا۟ لَهُۥ بِٱلْقَوْلِ كَجَهْرِ بَعْضِكُمْ لِبَعْضٍ أَن تَحْبَطَ أَعْمَٰلُكُمْ وَأَنتُمْ لَا تَشْعُرُونَ

    Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamber'in sesinin üstüne yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi ona yüksek sesle bağırmayın; yoksa farkında olmadan amelleriniz boşa gider.

  3. إِنَّ ٱلَّذِينَ يَغُضُّونَ أَصْوَٰتَهُمْ عِندَ رَسُولِ ٱللَّهِ أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ ٱمْتَحَنَ ٱللَّهُ قُلُوبَهُمْ لِلتَّقْوَىٰ لَهُم مَّغْفِرَةٌ وَأَجْرٌ عَظِيمٌ

    Allah'ın elçisinin yanında seslerini kısanlar; işte onlar, Allah'ın kalplerini takva için sınadığı kimselerdir. Onlar için bağışlanma ve büyük bir karşılık vardır.

  4. إِنَّ ٱلَّذِينَ يُنَادُونَكَ مِن وَرَآءِ ٱلْحُجُرَٰتِ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ

    Sana odaların arkasından seslenenlerin çoğu akletmiyor.

  5. وَلَوْ أَنَّهُمْ صَبَرُوا۟ حَتَّىٰ تَخْرُجَ إِلَيْهِمْ لَكَانَ خَيْرًا لَّهُمْ وَٱللَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ

    Sen yanlarına çıkıncaya kadar sabretselerdi, kendileri için daha hayırlı olurdu. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.

  6. يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِن جَآءَكُمْ فَاسِقٌۢ بِنَبَإٍ فَتَبَيَّنُوٓا۟ أَن تُصِيبُوا۟ قَوْمًۢا بِجَهَٰلَةٍ فَتُصْبِحُوا۟ عَلَىٰ مَا فَعَلْتُمْ نَٰدِمِينَ

    Ey iman edenler! Size bir fâsık bir haber getirirse, doğruluğunu araştırın; yoksa bilmeden bir topluluğa zarar verirsiniz de yaptığınıza pişman olursunuz.

  7. وَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّ فِيكُمْ رَسُولَ ٱللَّهِ لَوْ يُطِيعُكُمْ فِى كَثِيرٍ مِّنَ ٱلْأَمْرِ لَعَنِتُّمْ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ حَبَّبَ إِلَيْكُمُ ٱلْإِيمَٰنَ وَزَيَّنَهُۥ فِى قُلُوبِكُمْ وَكَرَّهَ إِلَيْكُمُ ٱلْكُفْرَ وَٱلْفُسُوقَ وَٱلْعِصْيَانَ أُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلرَّٰشِدُونَ

    Bilin ki Allah'ın elçisi aranızdadır. Eğer o birçok işte size uysaydı, sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah size imanı sevdirdi ve onu kalplerinizde süsledi; inkârı, yoldan çıkmayı ve karşı gelmeyi de size çirkin gösterdi. İşte doğru yolda olanlar bunlardır.

  8. فَضْلًا مِّنَ ٱللَّهِ وَنِعْمَةً وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ

    Allah'tan bir lütuf ve nimet olarak. Allah bilendir, hikmet sahibidir.

  9. وَإِن طَآئِفَتَانِ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ ٱقْتَتَلُوا۟ فَأَصْلِحُوا۟ بَيْنَهُمَا فَإِنۢ بَغَتْ إِحْدَىٰهُمَا عَلَى ٱلْأُخْرَىٰ فَقَٰتِلُوا۟ ٱلَّتِى تَبْغِى حَتَّىٰ تَفِىٓءَ إِلَىٰٓ أَمْرِ ٱللَّهِ فَإِن فَآءَتْ فَأَصْلِحُوا۟ بَيْنَهُمَا بِٱلْعَدْلِ وَأَقْسِطُوٓا۟ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلْمُقْسِطِينَ

    Müminlerden iki topluluk birbiriyle savaşırsa aralarını düzeltin. Biri diğerine saldırırsa, saldıran tarafla Allah'ın emrine dönünceye kadar savaşın. Dönerse, aralarını adaletle düzeltin ve adaletli davranın. Şüphesiz Allah adaletli olanları sever.

  10. إِنَّمَا ٱلْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ فَأَصْلِحُوا۟ بَيْنَ أَخَوَيْكُمْ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ

    Müminler ancak kardeştir. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'a karşı sorumlu davranın ki merhamet göresiniz.

  11. يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا يَسْخَرْ قَوْمٌ مِّن قَوْمٍ عَسَىٰٓ أَن يَكُونُوا۟ خَيْرًا مِّنْهُمْ وَلَا نِسَآءٌ مِّن نِّسَآءٍ عَسَىٰٓ أَن يَكُنَّ خَيْرًا مِّنْهُنَّ وَلَا تَلْمِزُوٓا۟ أَنفُسَكُمْ وَلَا تَنَابَزُوا۟ بِٱلْأَلْقَٰبِ بِئْسَ ٱلِٱسْمُ ٱلْفُسُوقُ بَعْدَ ٱلْإِيمَٰنِ وَمَن لَّمْ يَتُبْ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلظَّٰلِمُونَ

    Ey iman edenler! Bir topluluk başka bir toplulukla alay etmesin; belki onlar kendilerinden daha hayırlıdır. Kadınlar da başka kadınlarla alay etmesin; belki onlar kendilerinden daha hayırlıdır. Birbirinizi ayıplamayın ve birbirinize kötü lakaplar takmayın. İmandan sonra fâsıklık ne kötü bir addır! Kim tövbe etmezse, işte onlar zalimlerdir.

  12. يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱجْتَنِبُوا۟ كَثِيرًا مِّنَ ٱلظَّنِّ إِنَّ بَعْضَ ٱلظَّنِّ إِثْمٌ وَلَا تَجَسَّسُوا۟ وَلَا يَغْتَب بَّعْضُكُم بَعْضًا أَيُحِبُّ أَحَدُكُمْ أَن يَأْكُلَ لَحْمَ أَخِيهِ مَيْتًا فَكَرِهْتُمُوهُ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ إِنَّ ٱللَّهَ تَوَّابٌ رَّحِيمٌ

    Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının; çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin gizlisini araştırmayın ve kiminiz kiminizi arkasından çekiştirmesin. Sizden biri, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Bundan tiksindiniz. Allah'a karşı sorumlu davranın. Şüphesiz Allah tövbeleri çok kabul edendir, çok merhamet edendir.

  13. يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَٰكُم مِّن ذَكَرٍ وَأُنثَىٰ وَجَعَلْنَٰكُمْ شُعُوبًا وَقَبَآئِلَ لِتَعَارَفُوٓا۟ إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِندَ ٱللَّهِ أَتْقَىٰكُمْ إِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ

    Ey insanlar! Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık; birbirinizi tanıyasınız diye sizi halklara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerliniz, O'na karşı en çok sorumluluk bilinci taşıyanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, haberdardır.

  14. قَالَتِ ٱلْأَعْرَابُ ءَامَنَّا قُل لَّمْ تُؤْمِنُوا۟ وَلَٰكِن قُولُوٓا۟ أَسْلَمْنَا وَلَمَّا يَدْخُلِ ٱلْإِيمَٰنُ فِى قُلُوبِكُمْ وَإِن تُطِيعُوا۟ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ لَا يَلِتْكُم مِّنْ أَعْمَٰلِكُمْ شَيْـًٔا إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ

    Bedevîler "İman ettik" dediler. De ki: Siz iman etmediniz; ancak "teslim olduk" deyin. Çünkü iman henüz kalplerinize girmedi. Allah'a ve elçisine itaat ederseniz, amellerinizden hiçbir şey eksiltmez. Şüphesiz Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.

  15. إِنَّمَا ٱلْمُؤْمِنُونَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ ثُمَّ لَمْ يَرْتَابُوا۟ وَجَٰهَدُوا۟ بِأَمْوَٰلِهِمْ وَأَنفُسِهِمْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ أُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلصَّٰدِقُونَ

    Müminler ancak, Allah'a ve elçisine iman edip sonra şüpheye düşmeyen ve mallarıyla canlarıyla Allah yolunda cihat edenlerdir. İşte onlar doğru olanlardır.

  16. قُلْ أَتُعَلِّمُونَ ٱللَّهَ بِدِينِكُمْ وَٱللَّهُ يَعْلَمُ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ وَٱللَّهُ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ

    De ki: Dininizi Allah'a mı öğretiyorsunuz? Oysa Allah, göklerde ve yerde olanı bilir. Allah her şeyi bilendir.

  17. يَمُنُّونَ عَلَيْكَ أَنْ أَسْلَمُوا۟ قُل لَّا تَمُنُّوا۟ عَلَىَّ إِسْلَٰمَكُم بَلِ ٱللَّهُ يَمُنُّ عَلَيْكُمْ أَنْ هَدَىٰكُمْ لِلْإِيمَٰنِ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ

    Müslüman olmalarını sana bir lütuf sayıyorlar. De ki: Müslüman olmanızı bana bir lütuf saymayın. Aksine, sizi imana yönelttiği için Allah size lütufta bulunmuştur; eğer doğru söylüyorsanız.

  18. إِنَّ ٱللَّهَ يَعْلَمُ غَيْبَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَٱللَّهُ بَصِيرٌۢ بِمَا تَعْمَلُونَ

    Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gaybını bilir. Allah yaptıklarınızı görmektedir.

Arapça Kur’an metni Tanzil Project tarafından hazırlanmıştır (Uthmani imlası, sürüm 1.1). Lisans: Creative Commons Attribution 3.0 —tanzil.net

Haberin doğrulanması

Altıncı ayet tek bir emir verir: gelen haberin doğruluğunu araştırmak.

Gerekçe de ayetin içindedir: "yoksa bilmeden bir topluluğa zarar verirsiniz de yaptığınıza pişman olursunuz."

Klasik tefsirlerde bu ayetin kapsamı üzerinde durulur; haberin kaynağı sorgulanmadan hareket etmenin sonucu, geri alınamayan bir zarardır.

Bu ayet, bu sitenin kaynak seviyesi sisteminin dayanaklarından biridir: bir bilginin dolaşımda olması onu doğrulanmış hâle getirmez.

Üç yasak: zan, tecessüs, gıybet

On ikinci ayet üç şeyi sırayla yasaklar ve sıralama tesadüfi değildir.

Önce zan gelir: kanaatin kurulması. Sonra tecessüs: gizlinin araştırılması. Sonra gıybet: arkadan konuşma.

Klasik tefsirlerde bu sıra bir zincir olarak okunur; her adım bir öncekinden doğar.

Ayet gıybet için sert bir benzetme kullanır ve ardından "bundan tiksindiniz" der. Klasik tefsirlerde bu ifadenin, tiksinme duygusunun zaten mevcut olduğunu bildirdiği belirtilir.

Farklılığın gerekçesi

On üçüncü ayet, insanların halklara ve kabilelere ayrılmasına bir gerekçe verir: "birbirinizi tanıyasınız diye."

Gerekçe üstünlük değil tanışmadır. Ayet ardından tek ölçüyü koyar: takvâ.

Ve hemen "Allah bilendir, haberdardır" diye biter. Klasik tefsirlerde bu bitiş, ölçünün insanlar tarafından okunamayacağına dayanak sayılır.

Bu sitede kişiler veya gruplar hakkında dinî üstünlük değerlendirmesi yapılmaz; gerekçesi bu ayettir. Takvâ ayrı bir kavram sayfasında ele alınmaktadır.

Sık sorulan sorular

Gıybet Kur'an'da nasıl geçer?

Hucurât 12'de zan ve gizliyi araştırmayla birlikte yasaklanır. Ayet gıybet için sert bir benzetme kullanır ve tövbeyi hatırlatarak biter.

"En değerliniz" ayeti hangisidir?

Hucurât 13'tür: "Allah katında en değerliniz, O'na karşı en çok sorumluluk bilinci taşıyanınızdır." Ayet, farklılığın gerekçesini tanışma olarak bildirir.

Kaynaklar

  • Kur’an
    Hucurât 49:1-18 — Surenin metni
  • Kur’an
    Nûr 24:12 — Haber karşısında iyi zan
  • Sahih hadis
    Müslim, Birr 70 — Gıybetin tanımı

Son güncelleme: