Ahlak ile İlgili Hadisler

Sahih hadisBu sayfadaki bilgilerin ana kaynak seviyesi

Güzel ahlak, Buhârî'nin Sahîh'inde dağınık bir konu değil, Kitâbü'l-Edeb adıyla müstakil bir bölümdür. Bu sayfadaki 58 hadis o bölümün ilk yüz yirmi iki bâbından seçilmiştir ve şu alanlarda toplanır: anne baba hakkı, akrabalık bağı, çocuğa ve zayıfa merhamet, komşuluk ve misafir hakkı, öfke ile yumuşaklık, haya ve dilin edebi. Her hadisin Arapça metni, altında kitâb adı ve bâb numarasıyla birlikte verilmiştir.

Hadisler

  1. حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ عُمَارَةَ بْنِ الْقَعْقَاعِ بْنِ شُبْرُمَةَ، عَنْ أَبِي زُرْعَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ جَاءَ رَجُلٌ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَنْ أَحَقُّ بِحُسْنِ صَحَابَتِي قَالَ ‏"‏ أُمُّكَ ‏"‏‏.‏ قَالَ ثُمَّ مَنْ قَالَ ‏"‏ أُمُّكَ ‏"‏‏.‏ قَالَ ثُمَّ مَنْ قَالَ ‏"‏ أُمُّكَ ‏"‏‏.‏ قَالَ ثُمَّ مَنْ قَالَ ‏"‏ ثُمَّ أَبُوكَ ‏"‏‏.‏ وَقَالَ ابْنُ شُبْرُمَةَ وَيَحْيَى بْنُ أَيُّوبَ حَدَّثَنَا أَبُو زُرْعَةَ مِثْلَهُ‏.‏

    Ebû Hüreyre'den: Bir adam Resûlullah'a gelip, "Ey Allah'ın Resûlü, iyi davranmama en çok kim lâyıktır?" dedi. "Annen" buyurdu. "Sonra kim?" dedi. "Annen" buyurdu. "Sonra kim?" dedi. "Annen" buyurdu. "Sonra kim?" dedi. "Sonra baban" buyurdu.

    Soru dört kez sorulur, cevapların üçü annedir. Tekrar, metnin kendi vurgusudur; sonradan eklenen bir yorum değildir.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 2

  2. حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ سُفْيَانَ، وَشُعْبَةَ، قَالاَ حَدَّثَنَا حَبِيبٌ، ح قَالَ وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، عَنْ حَبِيبٍ، عَنْ أَبِي الْعَبَّاسِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، قَالَ قَالَ رَجُلٌ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أُجَاهِدُ‏.‏ قَالَ ‏"‏ لَكَ أَبَوَانِ ‏"‏‏.‏ قَالَ نَعَمْ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَفِيهِمَا فَجَاهِدْ ‏"‏‏.‏

    Abdullah b. Amr'dan: Bir adam Peygamber'e, "Cihada çıkayım mı?" dedi. "Annen baban sağ mı?" diye sordu. Adam "Evet" deyince, "Öyleyse çabanı onlara harca" buyurdu.

    Arapça metinde aynı kök hem soruda hem cevapta geçer: adam "cihad edeyim mi" diye sorar, cevap "onlar hakkında cihad et" olur. Söz, çabanın yerini değiştirir.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 3

  3. حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ حُمَيْدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّ مِنْ أَكْبَرِ الْكَبَائِرِ أَنْ يَلْعَنَ الرَّجُلُ وَالِدَيْهِ ‏"‏‏.‏ قِيلَ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَكَيْفَ يَلْعَنُ الرَّجُلُ وَالِدَيْهِ قَالَ ‏"‏ يَسُبُّ الرَّجُلُ أَبَا الرَّجُلِ، فَيَسُبُّ أَبَاهُ، وَيَسُبُّ أَمَّهُ ‏"‏‏.‏

    Abdullah b. Amr'dan: Resûlullah, "Büyük günahların en büyüklerinden biri, kişinin anne babasına lanet etmesidir" buyurdu. "Ey Allah'ın Resûlü, kişi kendi anne babasına nasıl lanet eder?" denildi. "Adam, başkasının babasına söver; o da onun babasına ve annesine söver" buyurdu.

    Hadis, doğrudan yapılmayan bir kötülüğün sebep olunarak işlenebileceğini söyler: sövmeyi başlatan, dönüp kendi anne babasına gelen sövgüden sorumlu tutulur.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 4

  4. حَدَّثَنَا سَعْدُ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا شَيْبَانُ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ وَرَّادٍ، عَنِ الْمُغِيرَةِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ ‏ إِنَّ اللَّهَ حَرَّمَ عَلَيْكُمْ عُقُوقَ الأُمَّهَاتِ، وَمَنْعَ وَهَاتِ، وَوَأْدَ الْبَنَاتِ، وَكَرِهَ لَكُمْ قِيلَ وَقَالَ، وَكَثْرَةَ السُّؤَالِ، وَإِضَاعَةَ الْمَالِ ‏‏‏.‏

    Mugîre b. Şu'be'den: Peygamber şöyle buyurdu: "Allah size annelere karşı gelmeyi, vermeyip durmadan istemeyi ve kız çocuklarını diri diri gömmeyi haram kıldı. Dedikoduyu, çok soru sormayı ve malı ziyan etmeyi de sizin için hoş görmedi."

    "Men' ve hât" ikilisi tek bir huyu anlatır: eldekini vermeyip sürekli istemek. Arapçada "hât" doğrudan "ver!" demektir.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 6

  5. حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ، حَدَّثَنَا خَالِدٌ الْوَاسِطِيُّ، عَنِ الْجُرَيْرِيِّ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي بَكْرَةَ، عَنْ أَبِيهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَلاَ أُنَبِّئُكُمْ بِأَكْبَرِ الْكَبَائِرِ ‏"‏‏.‏ قُلْنَا بَلَى يَا رَسُولَ اللَّهِ‏.‏ قَالَ ‏"‏ الإِشْرَاكُ بِاللَّهِ، وَعُقُوقُ الْوَالِدَيْنِ ‏"‏‏.‏ وَكَانَ مُتَّكِئًا فَجَلَسَ فَقَالَ ‏"‏ أَلاَ وَقَوْلُ الزُّورِ وَشَهَادَةُ الزُّورِ، أَلاَ وَقَوْلُ الزُّورِ وَشَهَادَةُ الزُّورِ ‏"‏‏.‏ فَمَا زَالَ يَقُولُهَا حَتَّى قُلْتُ لاَ يَسْكُتُ‏.‏

    Ebû Bekre'den: Resûlullah, "Size en büyük günahları bildireyim mi?" buyurdu. "Evet, ey Allah'ın Resûlü" dedik. "Allah'a ortak koşmak ve anne babaya karşı gelmek" dedi. Yaslanıyordu, doğrulup oturdu ve "Dikkat edin, bir de yalan söz ve yalancı şahitlik!" buyurdu. Bunu o kadar tekrarladı ki, "Keşke sussa" dedim.

    Râvi yalnız sözü değil duruşu da aktarır: Peygamber yaslandığı yerden doğrulur. Vurgu, tekrarla birlikte metne yerleşmiştir.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 6

  6. حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عُرْوَةَ، أَخْبَرَنِي أَبِي، أَخْبَرَتْنِي أَسْمَاءُ ابْنَةُ أَبِي بَكْرٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَتْ أَتَتْنِي أُمِّي رَاغِبَةً فِي عَهْدِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَسَأَلْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم آصِلُهَا قَالَ ‏"‏ نَعَمْ ‏"‏‏.‏ قَالَ ابْنُ عُيَيْنَةَ فَأَنْزَلَ اللَّهُ تَعَالَى فِيهَا ‏{‏لاَ يَنْهَاكُمُ اللَّهُ عَنِ الَّذِينَ لَمْ يُقَاتِلُوكُمْ فِي الدِّينِ‏}‏

    Esmâ bint Ebî Bekir anlatıyor: Peygamber zamanında annem, bir şey umarak yanıma geldi. Peygamber'e, "Onunla ilgimi sürdüreyim mi?" diye sordum. "Evet" buyurdu.

    Esmâ'nın annesi o sırada Müslüman değildi. İbn Uyeyne, Mümtehine sûresinin 8. ayetinin bu olay üzerine indiğini söyler.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 7

  7. حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَبَّاسٍ، أَخْبَرَهُ أَنَّ أَبَا سُفْيَانَ أَخْبَرَهُ أَنَّ هِرَقْلَ أَرْسَلَ إِلَيْهِ فَقَالَ يَعْنِي النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَأْمُرُنَا بِالصَّلاَةِ وَالصَّدَقَةِ وَالْعَفَافِ وَالصِّلَةِ‏.‏

    Ebû Süfyân'dan: Herakl ona haber gönderip çağırdı. Ebû Süfyân, Peygamber'i kastederek şöyle dedi: "Bize namazı, sadakayı, iffeti ve akrabalık bağını emrediyor."

    Bu cümle, Bizans hükümdarı Herakl'in Peygamber'i soruşturduğu uzun rivayetten alınmış bir parçadır. Sözü söyleyen Ebû Süfyân o sırada henüz Müslüman değildi; sayılan dört şey, karşı taraftan birinin tarifidir.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 8

  8. حَدَّثَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ، حَدَّثَنَا بَهْزٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا ابْنُ عُثْمَانَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَوْهَبٍ، وَأَبُوهُ، عُثْمَانُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ أَنَّهُمَا سَمِعَا مُوسَى بْنَ طَلْحَةَ، عَنْ أَبِي أَيُّوبَ الأَنْصَارِيِّ ـ رضى الله عنه أَنَّ رَجُلاً قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَخْبِرْنِي بِعَمَلٍ يُدْخِلُنِي الْجَنَّةَ‏.‏ فَقَالَ الْقَوْمُ مَالَهُ مَالَهُ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَرَبٌ مَالَهُ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ تَعْبُدُ اللَّهَ لاَ تُشْرِكُ بِهِ شَيْئًا، وَتُقِيمُ الصَّلاَةَ، وَتُؤْتِي الزَّكَاةَ، وَتَصِلُ الرَّحِمَ، ذَرْهَا ‏"‏‏.‏ قَالَ كَأَنَّهُ كَانَ عَلَى رَاحِلَتِهِ‏.‏

    Ebû Eyyûb el-Ensârî'den: Bir adam, "Ey Allah'ın Resûlü, beni cennete sokacak bir amel söyle" dedi. Oradakiler, "Ne oluyor buna, ne oluyor?" dediler. Resûlullah, "Bir ihtiyacı var" buyurdu. Sonra şöyle dedi: "Allah'a kulluk edersin, O'na hiçbir şeyi ortak koşmazsın, namazı kılarsın, zekâtı verirsin, akrabanla bağını sürdürürsün. Bırakın onu."

    Cennete götüren amel sorulduğunda sayılan dördüncü şey akraba bağıdır; namaz ve zekâtla aynı cümlede geçer.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 10

  9. حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَنَّ مُحَمَّدَ بْنَ جُبَيْرِ بْنِ مُطْعِمٍ، قَالَ إِنَّ جُبَيْرَ بْنَ مُطْعِمٍ أَخْبَرَهُ أَنَّهُ، سَمِعَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ ‏ لاَ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ قَاطِعٌ ‏‏‏.‏

    Cübeyr b. Mut'im'den: Peygamber'i şöyle derken işittim: "Bağı koparan cennete giremez."

    Metin "koparan" der, neyi kopardığını söylemez; bâb başlığı ve bölümün bağlamı bunun akrabalık bağı olduğunu gösterir.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 11

  10. حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْمُنْذِرِ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مَعْنٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي سَعِيدٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ ‏ مَنْ سَرَّهُ أَنْ يُبْسَطَ لَهُ فِي رِزْقِهِ، وَأَنْ يُنْسَأَ لَهُ فِي أَثَرِهِ، فَلْيَصِلْ رَحِمَهُ ‏‏‏.‏

    Ebû Hüreyre'den: Resûlullah'ı şöyle derken işittim: "Rızkının bollaşmasını ve ardında bıraktığı izin uzamasını isteyen, akrabasıyla bağını sürdürsün."

    Metindeki "eser" kelimesi "ardında kalan iz" demektir; tek bir karşılığa indirgenmediği için tercümede olduğu gibi bırakıldı.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 12

  11. حَدَّثَنِي بِشْرُ بْنُ مُحَمَّدٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا مُعَاوِيَةُ بْنُ أَبِي مُزَرِّدٍ، قَالَ سَمِعْتُ عَمِّي، سَعِيدَ بْنَ يَسَارٍ يُحَدِّثُ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ إِنَّ اللَّهَ خَلَقَ الْخَلْقَ حَتَّى إِذَا فَرَغَ مِنْ خَلْقِهِ، قَالَتِ الرَّحِمُ هَذَا مَقَامُ الْعَائِذِ بِكَ مِنَ الْقَطِيعَةِ‏.‏ قَالَ نَعَمْ أَمَا تَرْضَيْنَ أَنْ أَصِلَ مَنْ وَصَلَكِ‏.‏ وَأَقْطَعَ مَنْ قَطَعَكِ‏.‏ قَالَتْ بَلَى يَا رَبِّ‏.‏ قَالَ فَهْوَ لَكِ ‏"‏‏.‏ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ فَاقْرَءُوا إِنْ شِئْتُمْ ‏{‏فَهَلْ عَسَيْتُمْ إِنْ تَوَلَّيْتُمْ أَنْ تُفْسِدُوا فِي الأَرْضِ وَتُقَطِّعُوا أَرْحَامَكُمْ‏}‏‏"‏‏.‏

    Ebû Hüreyre'den: Peygamber şöyle buyurdu: "Allah yaratmayı tamamlayınca akrabalık bağı ayağa kalktı ve 'Bu, kopmaktan sana sığınanın durduğu yerdir' dedi. Allah, 'Evet. Seni gözeteni gözetmeme, seni koparandan ilgimi kesmeme razı değil misin?' buyurdu. 'Razıyım, Rabbim' dedi. Allah, 'Öyleyse bu senindir' buyurdu." Sonra Resûlullah, "İsterseniz şunu okuyun" dedi: {Demek işbaşına gelecek olursanız yeryüzünde bozgunculuk çıkaracak ve akrabalık bağlarınızı koparacaksınız, öyle mi?}

    Sondaki ayet Muhammed sûresinin 22. ayetidir. Hadis, akraba bağını koparmayı yeryüzünde bozgunculukla yan yana anan bir ayete dayandırılır.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 13

  12. حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الأَعْمَشِ، وَالْحَسَنِ بْنِ عَمْرٍو، وَفِطْرٍ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو ـ وَقَالَ سُفْيَانُ لَمْ يَرْفَعْهُ الأَعْمَشُ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَرَفَعَهُ حَسَنٌ وَفِطْرٌ ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ ‏ لَيْسَ الْوَاصِلُ بِالْمُكَافِئِ، وَلَكِنِ الْوَاصِلُ الَّذِي إِذَا قَطَعَتْ رَحِمُهُ وَصَلَهَا ‏‏‏.‏

    Abdullah b. Amr'dan: Peygamber şöyle buyurdu: "Bağı sürdüren, karşılık veren değildir. Bağı sürdüren, kendisiyle ilgi kesildiğinde yine de sürdürendir."

    Hadis akraba bağını bir alışveriş olmaktan çıkarır: karşılıklılık ölçü değildir.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 15

  13. حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، أَنَّ حَكِيمَ بْنَ حِزَامٍ، أَخْبَرَهُ أَنَّهُ، قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَرَأَيْتَ أُمُورًا كُنْتُ أَتَحَنَّثُ بِهَا فِي الْجَاهِلِيَّةِ مِنْ صِلَةٍ وَعَتَاقَةٍ وَصَدَقَةٍ، هَلْ لِي فِيهَا مِنْ أَجْرٍ‏.‏ قَالَ حَكِيمٌ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ أَسْلَمْتَ عَلَى مَا سَلَفَ مِنْ خَيْرٍ ‏"‏‏.‏ وَيُقَالُ أَيْضًا عَنْ أَبِي الْيَمَانِ أَتَحَنَّثُ‏.‏ وَقَالَ مَعْمَرٌ وَصَالِحٌ وَابْنُ الْمُسَافِرِ أَتَحَنَّثُ‏.‏ وَقَالَ ابْنُ إِسْحَاقَ التَّحَنُّثُ التَّبَرُّرُ، وَتَابَعَهُمْ هِشَامٌ عَنْ أَبِيهِ‏.‏

    Hakîm b. Hizâm anlatıyor: "Ey Allah'ın Resûlü, Câhiliye devrinde iyilik olsun diye yaptığım şeyler vardı: akraba bağını gözetmek, köle azat etmek, sadaka vermek. Bunlarda bana bir sevap var mı?" dedim. Resûlullah, "Geçmişteki hayrınla birlikte Müslüman oldun" buyurdu.

    Soru, İslam'dan önce yapılan iyiliğin ne olduğudur; cevap onu silmez. Râviler metnin sonunda "tehannüs" kelimesini tartışır ve İbn İshâk bunu "iyilik etmek" diye açıklar.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 16

  14. حَدَّثَنَا حِبَّانُ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، عَنْ خَالِدِ بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أُمِّ خَالِدٍ بِنْتِ خَالِدِ بْنِ سَعِيدٍ، قَالَتْ أَتَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَعَ أَبِي وَعَلَىَّ قَمِيصٌ أَصْفَرُ، قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ سَنَهْ سَنَهْ ‏"‏‏.‏ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ وَهْىَ بِالْحَبَشِيَّةِ حَسَنَةٌ‏.‏ قَالَتْ فَذَهَبْتُ أَلْعَبُ بِخَاتَمِ النُّبُوَّةِ، فَزَجَرَنِي أَبِي‏.‏ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ دَعْهَا ‏"‏‏.‏ ثُمَّ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَبْلِي وَأَخْلِقِي، ثُمَّ أَبْلِي وَأَخْلِقِي، ثُمَّ أَبْلِي وَأَخْلِقِي ‏"‏‏.‏ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ فَبَقِيَتْ حَتَّى ذَكَرَ‏.‏ يَعْنِي مِنْ بَقَائِهَا‏.‏

    Ümmü Hâlid bint Hâlid anlatıyor: Babamla birlikte Resûlullah'ın yanına gittim, üzerimde sarı bir gömlek vardı. Resûlullah, "Seneh seneh" buyurdu. Sonra nübüvvet mührüyle oynamaya gittim, babam beni azarladı. Resûlullah, "Bırak onu" buyurdu. Ardından, "Eskit ve yenisini giy, eskit ve yenisini giy, eskit ve yenisini giy" dedi.

    Râvi Abdullah, "seneh" kelimesinin Habeş dilinde "güzel" demek olduğunu metnin içinde açıklar.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 17

  15. حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي بَكْرٍ، أَنَّ عُرْوَةَ بْنَ الزُّبَيْرِ، أَخْبَرَهُ أَنَّ عَائِشَةَ زَوْجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم حَدَّثَتْهُ قَالَتْ جَاءَتْنِي امْرَأَةٌ مَعَهَا ابْنَتَانِ تَسْأَلُنِي، فَلَمْ تَجِدْ عِنْدِي غَيْرَ تَمْرَةٍ وَاحِدَةٍ، فَأَعْطَيْتُهَا، فَقَسَمَتْهَا بَيْنَ ابْنَتَيْهَا، ثُمَّ قَامَتْ فَخَرَجَتْ، فَدَخَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَحَدَّثْتُهُ فَقَالَ ‏ ‏ مَنْ يَلِي مِنْ هَذِهِ الْبَنَاتِ شَيْئًا فَأَحْسَنَ إِلَيْهِنَّ كُنَّ لَهُ سِتْرًا مِنَ النَّارِ ‏‏‏.‏

    Âişe anlatıyor: Yanımda iki kızıyla bir kadın geldi, bir şey istedi. Yanımda tek bir hurmadan başka bir şey yoktu, onu verdim. Kadın hurmayı iki kızı arasında paylaştırdı, sonra kalkıp çıktı. Peygamber girince olanı anlattım. Şöyle buyurdu: "Bu kızların bakımını üstlenip onlara iyi davranan kimse için, onlar ateşe karşı bir perde olur."

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 18

  16. حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، حَدَّثَنَا سَعِيدٌ الْمَقْبُرِيُّ، حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ سُلَيْمٍ، حَدَّثَنَا أَبُو قَتَادَةَ، قَالَ خَرَجَ عَلَيْنَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَأُمَامَةُ بِنْتُ أَبِي الْعَاصِ عَلَى عَاتِقِهِ، فَصَلَّى فَإِذَا رَكَعَ وَضَعَهَا، وَإِذَا رَفَعَ رَفَعَهَا‏.‏

    Ebû Katâde'den: Peygamber, Ebü'l-Âs'ın kızı Ümâme'yi omzunda taşıyarak yanımıza çıktı ve namaz kıldırdı. Rükûya varınca onu bırakıyor, doğrulunca yine kaldırıyordu.

    Ümâme, Peygamber'in torunudur. Rivayette namaz çocuk yüzünden kesilmez; çocuk namazın içinde kalır.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 18

  17. حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، حَدَّثَنَا أَبُو سَلَمَةَ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَبَّلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْحَسَنَ بْنَ عَلِيٍّ وَعِنْدَهُ الأَقْرَعُ بْنُ حَابِسٍ التَّمِيمِيُّ جَالِسًا‏.‏ فَقَالَ الأَقْرَعُ إِنَّ لِي عَشَرَةً مِنَ الْوَلَدِ مَا قَبَّلْتُ مِنْهُمْ أَحَدًا‏.‏ فَنَظَرَ إِلَيْهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ قَالَ ‏ ‏ مَنْ لاَ يَرْحَمُ لاَ يُرْحَمُ ‏‏‏.‏

    Ebû Hüreyre'den: Resûlullah, Hasan b. Ali'yi öptü. Yanında Akra' b. Hâbis oturuyordu. Akra', "Benim on çocuğum var, hiçbirini öpmedim" dedi. Resûlullah ona baktı, sonra "Merhamet etmeyene merhamet edilmez" buyurdu.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 18

  18. حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ جَاءَ أَعْرَابِيٌّ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ تُقَبِّلُونَ الصِّبْيَانَ فَمَا نُقَبِّلُهُمْ‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ أَوَ أَمْلِكُ لَكَ أَنْ نَزَعَ اللَّهُ مِنْ قَلْبِكَ الرَّحْمَةَ ‏"‏‏.‏

    Âişe'den: Bir bedevî Peygamber'e gelip, "Siz çocukları öpüyor musunuz? Biz onları öpmeyiz" dedi. Peygamber, "Allah senin kalbinden merhameti çekip almışsa ben senin için ne yapabilirim?" buyurdu.

    Sayfadaki Akra' b. Hâbis rivayeti aynı sahneyi anlatır ama cevap başkadır: orada ölçü karşılıklılıktır, burada merhametin kalpte bulunup bulunmaması. Buhârî ikisini de aynı bâba koyar.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 18

  19. حَدَّثَنَا الْحَكَمُ بْنُ نَافِعٍ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، أَخْبَرَنَا سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ ‏ جَعَلَ اللَّهُ الرَّحْمَةَ مِائَةَ جُزْءٍ، فَأَمْسَكَ عِنْدَهُ تِسْعَةً وَتِسْعِينَ جُزْءًا، وَأَنْزَلَ فِي الأَرْضِ جُزْءًا وَاحِدًا، فَمِنْ ذَلِكَ الْجُزْءِ يَتَرَاحَمُ الْخَلْقُ، حَتَّى تَرْفَعَ الْفَرَسُ حَافِرَهَا عَنْ وَلَدِهَا خَشْيَةَ أَنْ تُصِيبَهُ ‏‏‏.‏

    Ebû Hüreyre'den: Resûlullah'ı şöyle derken işittim: "Allah merhameti yüz parça yaptı; doksan dokuzunu kendi katında tuttu, yeryüzüne bir parça indirdi. Yaratılmışlar birbirine işte o bir parçadan merhamet eder; hatta at, yavrusuna basmasın diye ayağını kaldırır."

    Buradaki sayı sitenin eklediği bir rakam değil, metnin kendi ifadesidir.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 19

  20. حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا عَارِمٌ، حَدَّثَنَا الْمُعْتَمِرُ بْنُ سُلَيْمَانَ، يُحَدِّثُ عَنْ أَبِيهِ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا تَمِيمَةَ، يُحَدِّثُ عَنْ أَبِي عُثْمَانَ النَّهْدِيِّ، يُحَدِّثُهُ أَبُو عُثْمَانَ عَنْ أُسَامَةَ بْنِ زَيْدٍ ـ رضى الله عنهما كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَأْخُذُنِي فَيُقْعِدُنِي عَلَى فَخِذِهِ، وَيُقْعِدُ الْحَسَنَ عَلَى فَخِذِهِ الأُخْرَى، ثُمَّ يَضُمُّهُمَا ثُمَّ يَقُولُ ‏ "‏ اللَّهُمَّ ارْحَمْهُمَا فَإِنِّي أَرْحَمُهُمَا ‏"‏‏.‏ وَعَنْ عَلِيٍّ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ، عَنْ أَبِي عُثْمَانَ، قَالَ التَّيْمِيُّ فَوَقَعَ فِي قَلْبِي مِنْهُ شَىْءٌ، قُلْتُ حَدَّثْتُ بِهِ كَذَا وَكَذَا، فَلَمْ أَسْمَعْهُ مِنْ أَبِي عُثْمَانَ، فَنَظَرْتُ فَوَجَدْتُهُ عِنْدِي مَكْتُوبًا فِيمَا سَمِعْتُ‏.‏

    Üsâme b. Zeyd'den: Resûlullah beni alıp bir dizine oturtur, Hasan'ı öbür dizine oturturdu. Sonra ikimizi birden bağrına basar ve "Allahım, bunlara merhamet et; ben bunlara merhamet ediyorum" derdi.

    Dua, râvinin kendisi için de yapılmıştır: bir dizde Üsâme, öbür dizde Peygamber'in torunu Hasan vardır ve rivayette ikisi arasında bir ayrım geçmez.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 22

  21. حَدَّثَنَا عُبَيْدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ مَا غِرْتُ عَلَى امْرَأَةٍ مَا غِرْتُ عَلَى خَدِيجَةَ، وَلَقَدْ هَلَكَتْ قَبْلَ أَنْ يَتَزَوَّجَنِي بِثَلاَثِ سِنِينَ، لِمَا كُنْتُ أَسْمَعُهُ يَذْكُرُهَا، وَلَقَدْ أَمَرَهُ رَبُّهُ أَنْ يُبَشِّرَهَا بِبَيْتٍ فِي الْجَنَّةِ مِنْ قَصَبٍ، وَإِنْ كَانَ لَيَذْبَحُ الشَّاةَ ثُمَّ يُهْدِي فِي خُلَّتِهَا مِنْهَا‏.‏

    Âişe anlatıyor: Hiçbir kadını Hatice'yi kıskandığım kadar kıskanmadım. Oysa o, Peygamber benimle evlenmeden üç yıl önce vefat etmişti. Sebebi, Peygamber'in onu sürekli anmasıydı. Rabbi ona, Hatice'yi cennette kasabdan bir evle müjdelemesini emretmişti. Bir koyun kestiğinde, Hatice'nin dostlarına ondan pay gönderirdi.

    "Kasab" Arapçada hem kamış hem de içi oyuk inci anlamına gelir; tek bir karşılığa indirgenmediği için tercümede olduğu gibi bırakıldı. Bâb başlığı bu rivayeti vefa başlığı altına koyar.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 23

  22. حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الْوَهَّابِ، قَالَ حَدَّثَنِي عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ أَبِي حَازِمٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي قَالَ، سَمِعْتُ سَهْلَ بْنَ سَعْدٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ ‏ أَنَا وَكَافِلُ الْيَتِيمِ، فِي الْجَنَّةِ هَكَذَا ‏‏‏.‏ وَقَالَ بِإِصْبَعَيْهِ السَّبَّابَةِ وَالْوُسْطَى‏.‏

    Sehl b. Sa'd'dan: Peygamber, "Ben ve yetimi görüp gözeten kimse cennette böyleyiz" buyurdu ve işaret parmağıyla orta parmağını gösterdi.

    Râvi hangi parmakların gösterildiğini ayrıca kaydeder; işaret, sözün bir parçasıdır.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 24

  23. حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ صَفْوَانَ بْنِ سُلَيْمٍ، يَرْفَعُهُ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ ‏ السَّاعِي عَلَى الأَرْمَلَةِ وَالْمِسْكِينِ كَالْمُجَاهِدِ فِي سَبِيلِ اللَّهِ، أَوْ كَالَّذِي يَصُومُ النَّهَارَ وَيَقُومُ اللَّيْلَ ‏‏‏.‏ حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ ثَوْرِ بْنِ زَيْدٍ الدِّيلِيِّ، عَنْ أَبِي الْغَيْثِ، مَوْلَى ابْنِ مُطِيعٍ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِثْلَهُ

    Ebû Hüreyre'den: Peygamber şöyle buyurdu: "Dul kadının ve yoksulun ihtiyacı için koşturan kimse, Allah yolundaki mücahid gibidir" — yahut "gündüz oruç tutup gece namaza kalkan kimse gibidir."

    Buhârî aynı metni art arda iki senetle verir; ilkinde sahâbînin adı anılmaz.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 25

  24. حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ سُمَىٍّ، مَوْلَى أَبِي بَكْرٍ عَنْ أَبِي صَالِحٍ السَّمَّانِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ بَيْنَمَا رَجُلٌ يَمْشِي بِطَرِيقٍ اشْتَدَّ عَلَيْهِ الْعَطَشُ، فَوَجَدَ بِئْرًا فَنَزَلَ فِيهَا فَشَرِبَ ثُمَّ خَرَجَ، فَإِذَا كَلْبٌ يَلْهَثُ يَأْكُلُ الثَّرَى مِنَ الْعَطَشِ فَقَالَ الرَّجُلُ لَقَدْ بَلَغَ هَذَا الْكَلْبَ مِنَ الْعَطَشِ مِثْلُ الَّذِي كَانَ بَلَغَ بِي، فَنَزَلَ الْبِئْرَ فَمَلأَ خُفَّهُ، ثُمَّ أَمْسَكَهُ بِفِيهِ، فَسَقَى الْكَلْبَ، فَشَكَرَ اللَّهُ لَهُ فَغَفَرَ لَهُ ‏"‏‏.‏ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ وَإِنَّ لَنَا فِي الْبَهَائِمِ أَجْرًا‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ فِي كُلِّ ذَاتِ كَبِدٍ رَطْبَةٍ أَجْرٌ ‏"‏‏.‏

    Ebû Hüreyre'den: Resûlullah şöyle buyurdu: "Bir adam yolda giderken çok susadı. Bir kuyu bulup içine indi, su içti ve çıktı. Bir de baktı ki bir köpek, susuzluktan soluyarak ıslak toprağı yalıyor. Adam, 'Bu köpeğin susuzluğu, benim az önceki hâlim gibi' dedi. Kuyuya indi, ayakkabısını doldurdu, ağzıyla tutarak çıktı ve köpeği suladı. Allah bundan hoşnut oldu ve onu bağışladı." "Ey Allah'ın Resûlü, hayvanlar için de bize sevap var mı?" dediler. "Ciğeri yaş olan her canlı için bir sevap vardır" buyurdu.

    "Ciğeri yaş olan" metnin kendi deyimidir ve canlı demektir. Merhamet burada insanla sınırlandırılmaz.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 27

  25. حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو سَلَمَةَ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، قَالَ قَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي صَلاَةٍ وَقُمْنَا مَعَهُ، فَقَالَ أَعْرَابِيٌّ وَهْوَ فِي الصَّلاَةِ اللَّهُمَّ ارْحَمْنِي وَمُحَمَّدًا، وَلاَ تَرْحَمْ مَعَنَا أَحَدًا‏.‏ فَلَمَّا سَلَّمَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم قَالَ لِلأَعْرَابِيِّ ‏ ‏ لَقَدْ حَجَّرْتَ وَاسِعًا ‏‏‏.‏ يُرِيدُ رَحْمَةَ اللَّهِ‏.‏

    Ebû Hüreyre anlatıyor: Resûlullah namaza durdu, biz de onunla durduk. Namaz sürerken bir bedevî, "Allahım! Bana ve Muhammed'e merhamet et, bizimle birlikte başka kimseye merhamet etme" dedi. Peygamber selam verince bedevîye, "Geniş olan bir şeyi daralttın" buyurdu. Allah'ın rahmetini kastediyordu.

    Son cümle râviye aittir: daraltılan şeyin Allah'ın rahmeti olduğunu metnin içinde açıklar.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 27

  26. حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا زَكَرِيَّاءُ، عَنْ عَامِرٍ، قَالَ سَمِعْتُهُ يَقُولُ سَمِعْتُ النُّعْمَانَ بْنَ بَشِيرٍ، يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ ‏ تَرَى الْمُؤْمِنِينَ فِي تَرَاحُمِهِمْ وَتَوَادِّهِمْ وَتَعَاطُفِهِمْ كَمَثَلِ الْجَسَدِ إِذَا اشْتَكَى عُضْوًا تَدَاعَى لَهُ سَائِرُ جَسَدِهِ بِالسَّهَرِ وَالْحُمَّى ‏‏‏.‏

    Nu'mân b. Beşîr'den: Resûlullah şöyle buyurdu: "Müminleri birbirine merhamet etmekte, sevmekte ve şefkat göstermekte tek bir beden gibi görürsün: bir organı ağrıdığında, bedenin geri kalanı uykusuzluk ve ateşle ona katılır."

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 27

  27. حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ أَبِي أُوَيْسٍ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو بَكْرِ بْنُ مُحَمَّدٍ، عَنْ عَمْرَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ ‏ مَا زَالَ يُوصِينِي جِبْرِيلُ بِالْجَارِ حَتَّى ظَنَنْتُ أَنَّهُ سَيُوَرِّثُهُ ‏‏‏.‏

    Âişe'den: Peygamber şöyle buyurdu: "Cebrâil bana komşu hakkında o kadar çok tavsiyede bulundu ki, komşuyu mirasçı kılacak sandım."

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 28

  28. حَدَّثَنَا عَاصِمُ بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي ذِئْبٍ، عَنْ سَعِيدٍ، عَنْ أَبِي شُرَيْحٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ وَاللَّهِ لاَ يُؤْمِنُ، وَاللَّهِ لاَ يُؤْمِنُ، وَاللَّهِ لاَ يُؤْمِنُ ‏"‏‏.‏ قِيلَ وَمَنْ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ ‏"‏ الَّذِي لاَ يَأْمَنُ جَارُهُ بَوَايِقَهُ ‏"‏‏.‏ تَابَعَهُ شَبَابَةُ وَأَسَدُ بْنُ مُوسَى‏.‏ وَقَالَ حُمَيْدُ بْنُ الأَسْوَدِ وَعُثْمَانُ بْنُ عُمَرَ وَأَبُو بَكْرِ بْنُ عَيَّاشٍ وَشُعَيْبُ بْنُ إِسْحَاقَ عَنِ ابْنِ أَبِي ذِئْبٍ، عَنِ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ،‏.‏

    Ebû Şüreyh'ten: Peygamber, "Vallahi iman etmiş olmaz, vallahi iman etmiş olmaz, vallahi iman etmiş olmaz" buyurdu. "Kim, ey Allah'ın Resûlü?" denildi. "Komşusu kötülüklerinden emin olmayan kimse" buyurdu.

    Metindeki "bevâik" ani ve beklenmedik kötülük demektir. Ölçü, komşuya iyilik yapılması değil, komşunun zarardan emin olmasıdır.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 29

  29. حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، حَدَّثَنَا سَعِيدٌ ـ هُوَ الْمَقْبُرِيُّ ـ عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ ‏ يَا نِسَاءَ الْمُسْلِمَاتِ لاَ تَحْقِرَنَّ جَارَةٌ لِجَارَتِهَا وَلَوْ فِرْسِنَ شَاةٍ ‏‏‏.‏

    Ebû Hüreyre'den: Peygamber şöyle derdi: "Ey Müslüman kadınlar! Hiçbir komşu, komşusuna vereceği şeyi küçük görmesin; bir koyun paçası bile olsa."

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 30

  30. حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا أَبُو الأَحْوَصِ، عَنْ أَبِي حَصِينٍ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ ‏ مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلاَ يُؤْذِ جَارَهُ، وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيُكْرِمْ ضَيْفَهُ، وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيَقُلْ خَيْرًا أَوْ لِيَصْمُتْ ‏‏‏.‏

    Ebû Hüreyre'den: Resûlullah şöyle buyurdu: "Allah'a ve ahiret gününe inanan komşusuna eziyet etmesin. Allah'a ve ahiret gününe inanan misafirine ikram etsin. Allah'a ve ahiret gününe inanan ya hayır söylesin ya sussun."

    Üç cümlenin üçü de aynı şartla başlar; imanın karşılığı burada davranışla ölçülür.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 31

  31. حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، قَالَ حَدَّثَنِي سَعِيدٌ الْمَقْبُرِيُّ، عَنْ أَبِي شُرَيْحٍ الْعَدَوِيِّ، قَالَ سَمِعَتْ أُذُنَاىَ، وَأَبْصَرَتْ، عَيْنَاىَ حِينَ تَكَلَّمَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏"‏ مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيُكْرِمْ جَارَهُ، وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيُكْرِمْ ضَيْفَهُ جَائِزَتَهُ ‏"‏‏.‏ قَالَ وَمَا جَائِزَتُهُ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ ‏"‏ يَوْمٌ وَلَيْلَةٌ وَالضِّيَافَةُ ثَلاَثَةُ أَيَّامٍ، فَمَا كَانَ وَرَاءَ ذَلِكَ فَهْوَ صَدَقَةٌ عَلَيْهِ، وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيَقُلْ خَيْرًا أَوْ لِيَصْمُتْ ‏"‏‏.‏

    Ebû Şüreyh el-Adevî anlatıyor: Peygamber konuşurken kulaklarım işitti, gözlerim gördü. Şöyle buyurdu: "Allah'a ve ahiret gününe inanan komşusuna ikram etsin. Allah'a ve ahiret gününe inanan misafirine, hakkı olan ağırlamayı vererek ikram etsin." "Misafirin hakkı nedir, ey Allah'ın Resûlü?" denildi. "Bir gün bir gecedir. Misafirlik üç gündür; bundan sonrası ona yapılmış bir sadakadır. Allah'a ve ahiret gününe inanan ya hayır söylesin ya sussun" buyurdu.

    Rivayetin ilk ve son cümlesi, sayfada bir önce duran Ebû Hüreyre rivayetiyle aynıdır; yeni olan ortadaki ölçüdür. Râvi, duyduğunu kulağına ve gözüne dayandırarak aktarır.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 31

  32. حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي بُرْدَةَ بْنِ أَبِي مُوسَى الأَشْعَرِيِّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ عَلَى كُلِّ مُسْلِمٍ صَدَقَةٌ ‏"‏‏.‏ قَالُوا فَإِنْ لَمْ يَجِدْ قَالَ ‏"‏ فَيَعْمَلُ بِيَدَيْهِ فَيَنْفَعُ نَفْسَهُ وَيَتَصَدَّقُ ‏"‏‏.‏ قَالُوا فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ أَوْ لَمْ يَفْعَلْ قَالَ ‏"‏ فَيُعِينُ ذَا الْحَاجَةِ الْمَلْهُوفَ ‏"‏‏.‏ قَالُوا فَإِنْ لَمْ يَفْعَلْ قَالَ ‏"‏ فَيَأْمُرُ بِالْخَيْرِ ‏"‏‏.‏ أَوْ قَالَ ‏"‏ بِالْمَعْرُوفِ ‏"‏‏.‏ قَالَ فَإِنْ لَمْ يَفْعَلْ قَالَ ‏"‏ فَيُمْسِكُ عَنِ الشَّرِّ، فَإِنَّهُ لَهُ صَدَقَةٌ ‏"‏‏.‏

    Ebû Mûsâ el-Eş'arî'den: Peygamber, "Her Müslümanın sadaka vermesi gerekir" buyurdu. "Ya bulamazsa?" dediler. "Eliyle çalışsın; hem kendine faydası olsun hem sadaka versin" dedi. "Gücü yetmezse ya da yapmazsa?" dediler. "Sıkıntıdaki ihtiyaç sahibine yardım etsin" dedi. "Bunu da yapmazsa?" dediler. "İyiliği tavsiye etsin" dedi. "Onu da yapmazsa?" dediler. "Kötülükten elini çeksin; bu da onun için sadakadır" buyurdu.

    Zincirin sonunda sadaka, verilen bir şey olmaktan çıkar: kötülük yapmamak da sadaka sayılır.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 33

  33. حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الْوَهَّابِ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ أَعْرَابِيًّا، بَالَ فِي الْمَسْجِدِ، فَقَامُوا إِلَيْهِ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ ‏ لا تُزْرِمُوهُ ‏‏‏.‏ ثُمَّ دَعَا بِدَلْوٍ مِنْ مَاءٍ فَصُبَّ عَلَيْهِ‏.‏

    Enes b. Mâlik'ten: Bir bedevî mescidde küçük abdestini bozdu. İnsanlar üzerine yürüdüler. Resûlullah, "Onu kesmeyin, bırakın" buyurdu. Sonra bir kova su istedi ve su oraya döküldü.

    Peygamber önce insanları durdurur, sonra temizliği yaptırır. Müdahalenin sırası rivayetin asıl konusudur.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 35

  34. حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ صَالِحٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، أَنَّ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ زَوْجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَتْ دَخَلَ رَهْطٌ مِنَ الْيَهُودِ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالُوا السَّامُ عَلَيْكُمْ‏.‏ قَالَتْ عَائِشَةُ فَفَهِمْتُهَا فَقُلْتُ وَعَلَيْكُمُ السَّامُ وَاللَّعْنَةُ‏.‏ قَالَتْ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مَهْلاً يَا عَائِشَةُ، إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الرِّفْقَ فِي الأَمْرِ كُلِّهِ ‏"‏‏.‏ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَلَمْ تَسْمَعْ مَا قَالُوا قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ قَدْ قُلْتُ وَعَلَيْكُمْ ‏"‏‏.‏

    Âişe anlatıyor: Yahudilerden bir topluluk Resûlullah'ın yanına girdi ve "es-sâmü aleyküm" dediler. Ne dediklerini anladım ve "Ölüm de lanet de sizin üzerinize olsun" dedim. Bunun üzerine Resûlullah, "Yavaş ol ey Âişe! Allah her işte yumuşaklığı sever" buyurdu. "Ey Allah'ın Resûlü, ne dediklerini işitmedin mi?" dedim. "Ben de 'sizin üzerinize' dedim" buyurdu.

    "Sâm", selâma benzeyen ama "ölüm" demek olan bir kelimedir. Peygamber'in karşılığı iki kelimedir ve fazlasını eklemez; bâb başlığı rivayeti "her işte yumuşaklık" başlığı altına koyar.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 35

  35. حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ، بُرَيْدِ بْنِ أَبِي بُرْدَةَ قَالَ أَخْبَرَنِي جَدِّي أَبُو بُرْدَةَ، عَنْ أَبِيهِ أَبِي مُوسَى، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ الْمُؤْمِنُ لِلْمُؤْمِنِ كَالْبُنْيَانِ، يَشُدُّ بَعْضُهُ بَعْضًا ‏"‏‏.‏ ثُمَّ شَبَّكَ بَيْنَ أَصَابِعِهِ‏.‏ وَكَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم جَالِسًا إِذْ جَاءَ رَجُلٌ يَسْأَلُ أَوْ طَالِبُ حَاجَةٍ أَقْبَلَ عَلَيْنَا بِوَجْهِهِ فَقَالَ ‏"‏ اشْفَعُوا فَلْتُؤْجَرُوا، وَلْيَقْضِ اللَّهُ عَلَى لِسَانِ نَبِيِّهِ مَا شَاءَ ‏"‏‏.‏

    Ebû Mûsâ'dan: Peygamber, "Mümin mümine karşı, parçaları birbirini destekleyen bir yapı gibidir" buyurdu ve parmaklarını birbirine geçirdi. Peygamber otururken biri gelip bir şey ister yahut ihtiyacını söylerse bize döner ve "Aracı olun ki sevap kazanasınız; Allah, peygamberinin diliyle dilediğine hükmeder" buyururdu.

    İkinci cümle, yardımı yalnız verene değil aracılık edene de bağlar.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 36

  36. حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سُلَيْمَانَ، سَمِعْتُ أَبَا وَائِلٍ، سَمِعْتُ مَسْرُوقًا، قَالَ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَمْرٍو‏.‏ حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ شَقِيقِ بْنِ سَلَمَةَ، عَنْ مَسْرُوقٍ، قَالَ دَخَلْنَا عَلَى عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو حِينَ قَدِمَ مَعَ مُعَاوِيَةَ إِلَى الْكُوفَةِ فَذَكَرَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ لَمْ يَكُنْ فَاحِشًا وَلاَ مُتَفَحِّشًا، وَقَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ ‏ إِنَّ مِنْ أَخْيَرِكُمْ أَحْسَنَكُمْ خُلُقًا ‏‏‏.‏

    Abdullah b. Amr, Resûlullah'ı anarak şöyle dedi: O, ne kaba sözlüydü ne de kabalığa özenirdi. Ve Resûlullah şöyle buyurdu: "Sizin en hayırlılarınızdan biri, ahlakı en güzel olanınızdır."

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 38

  37. حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عِيسَى، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَوَاءٍ، حَدَّثَنَا رَوْحُ بْنُ الْقَاسِمِ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ الْمُنْكَدِرِ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ رَجُلاً، اسْتَأْذَنَ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَلَمَّا رَآهُ قَالَ ‏"‏ بِئْسَ أَخُو الْعَشِيرَةِ، وَبِئْسَ ابْنُ الْعَشِيرَةِ ‏"‏‏.‏ فَلَمَّا جَلَسَ تَطَلَّقَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فِي وَجْهِهِ وَانْبَسَطَ إِلَيْهِ، فَلَمَّا انْطَلَقَ الرَّجُلُ قَالَتْ لَهُ عَائِشَةُ يَا رَسُولَ اللَّهِ حِينَ رَأَيْتَ الرَّجُلَ قُلْتَ لَهُ كَذَا وَكَذَا، ثُمَّ تَطَلَّقْتَ فِي وَجْهِهِ وَانْبَسَطْتَ إِلَيْهِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ يَا عَائِشَةُ مَتَى عَهِدْتِنِي فَحَّاشًا، إِنَّ شَرَّ النَّاسِ عِنْدَ اللَّهِ مَنْزِلَةً يَوْمَ الْقِيَامَةِ مَنْ تَرَكَهُ النَّاسُ اتِّقَاءَ شَرِّهِ ‏"‏‏.‏

    Âişe anlatıyor: Bir adam Peygamber'in yanına girmek için izin istedi. Peygamber onu görünce, "Aşiretin kötü kardeşi, aşiretin kötü evladı" dedi. Adam oturunca Peygamber ona güler yüz gösterdi, tatlı davrandı. Adam gidince, "Ey Allah'ın Resûlü, adamı görünce şöyle şöyle dedin, sonra ona güler yüz gösterdin" dedim. Resûlullah şöyle buyurdu: "Ey Âişe, beni ne zaman kaba sözlü gördün? Kıyamet günü Allah katında insanların en kötüsü, kötülüğünden korkulduğu için kendisinden uzak durulan kimsedir."

    Rivayet iki şeyi ayırır: kişi hakkındaki kanaat ile ona gösterilen muamele. Kanaat değişmez, davranış kabalaşmaz.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 38

  38. حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي مَرْيَمَ، حَدَّثَنَا أَبُو غَسَّانَ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو حَازِمٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ، قَالَ جَاءَتِ امْرَأَةٌ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِبُرْدَةٍ‏.‏ فَقَالَ سَهْلٌ لِلْقَوْمِ أَتَدْرُونَ مَا الْبُرْدَةُ فَقَالَ الْقَوْمُ هِيَ شَمْلَةٌ‏.‏ فَقَالَ سَهْلٌ هِيَ شَمْلَةٌ مَنْسُوجَةٌ فِيهَا حَاشِيَتُهَا ـ فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَكْسُوكَ هَذِهِ‏.‏ فَأَخَذَهَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مُحْتَاجًا إِلَيْهَا، فَلَبِسَهَا، فَرَآهَا عَلَيْهِ رَجُلٌ مِنَ الصَّحَابَةِ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا أَحْسَنَ هَذِهِ فَاكْسُنِيهَا‏.‏ فَقَالَ ‏ ‏ نَعَمْ ‏‏‏.‏ فَلَمَّا قَامَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لاَمَهُ أَصْحَابُهُ قَالُوا مَا أَحْسَنْتَ حِينَ رَأَيْتَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَخَذَهَا مُحْتَاجًا إِلَيْهَا، ثُمَّ سَأَلْتَهُ إِيَّاهَا، وَقَدْ عَرَفْتَ أَنَّهُ لاَ يُسْأَلُ شَيْئًا فَيَمْنَعَهُ‏.‏ فَقَالَ رَجَوْتُ بَرَكَتَهَا حِينَ لَبِسَهَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لَعَلِّي أُكَفَّنُ فِيهَا‏.‏

    Sehl b. Sa'd anlatıyor: Bir kadın Peygamber'e dokuma bir bürde getirdi. Sehl oradakilere, "Bürde nedir, bilir misiniz?" dedi. "Şemledir" dediler. Sehl, "Evet, kenarı dokunmuş bir şemledir" dedi. Kadın, "Ey Allah'ın Resûlü, bunu sana giydireyim" dedi. Peygamber ona ihtiyacı olduğu hâlde aldı ve giydi. Sahâbeden biri üzerinde görüp, "Ey Allah'ın Resûlü, ne güzel! Bunu bana giydir" dedi. Peygamber, "Olur" buyurdu. Peygamber kalkınca arkadaşları adamı kınadılar: "İyi etmedin; Peygamber'in ona ihtiyacı olduğu hâlde aldığını gördün, sonra ondan istedin. Oysa ondan bir şey istenip de vermediğini bilmezsin" dediler. Adam, "Peygamber onu giydiğinde bereketini umdum; belki onunla kefenlenirim diye" dedi.

    Sehl anlatırken dinleyicilere kelimenin ne demek olduğunu sorar; açıklama rivayetin içindedir.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 39

  39. حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، سَمِعَ سَلاَّمَ بْنَ مِسْكِينٍ، قَالَ سَمِعْتُ ثَابِتًا، يَقُولُ حَدَّثَنَا أَنَسٌ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ خَدَمْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم عَشْرَ سِنِينَ، فَمَا قَالَ لِي أُفٍّ‏.‏ وَلاَ لِمَ صَنَعْتَ وَلاَ أَلاَّ صَنَعْتَ‏.‏

    Enes b. Mâlik'ten: Peygamber'e on yıl hizmet ettim. Bana bir kez bile "öf" demedi; "bunu niçin yaptın" ya da "şunu niçin yapmadın" demedi.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 39

  40. حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ ‏ لاَ يَجِدُ أَحَدٌ حَلاَوَةَ الإِيمَانِ حَتَّى يُحِبَّ الْمَرْءَ، لاَ يُحِبُّهُ إِلاَّ لِلَّهِ، وَحَتَّى أَنْ يُقْذَفَ فِي النَّارِ أَحَبُّ إِلَيْهِ مِنْ أَنْ يَرْجِعَ إِلَى الْكُفْرِ، بَعْدَ إِذْ أَنْقَذَهُ اللَّهُ، وَحَتَّى يَكُونَ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِمَّا سِوَاهُمَا ‏‏‏.‏

    Enes b. Mâlik'ten: Peygamber şöyle buyurdu: "Kimse imanın tadını bulamaz: bir kişiyi yalnızca Allah için sevmedikçe; Allah kendisini kurtardıktan sonra küfre dönmektense ateşe atılmayı daha sevimli bulmadıkça; ve Allah ile Resûlü kendisine her şeyden daha sevimli olmadıkça."

    Sayılan üç şartın ilki bir duygu değil, sevginin hangi sebeple kurulduğudur.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 42

  41. حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، أَخْبَرَنَا عَاصِمُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ زَيْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، رضى الله عنهما قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِمِنًى ‏"‏ أَتَدْرُونَ أَىُّ يَوْمٍ هَذَا ‏"‏‏.‏ قَالُوا اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَإِنَّ هَذَا يَوْمٌ حَرَامٌ، أَفَتَدْرُونَ أَىُّ بَلَدٍ هَذَا ‏"‏‏.‏ قَالُوا اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ‏.‏ قَالَ ‏"‏ بَلَدٌ حَرَامٌ، أَتَدْرُونَ أَىُّ شَهْرٍ هَذَا ‏"‏‏.‏ قَالُوا اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ‏.‏ قَالَ ‏"‏ شَهْرٌ حَرَامٌ ‏"‏‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَإِنَّ اللَّهَ حَرَّمَ عَلَيْكُمْ دِمَاءَكُمْ وَأَمْوَالَكُمْ وَأَعْرَاضَكُمْ، كَحُرْمَةِ يَوْمِكُمْ هَذَا فِي شَهْرِكُمْ هَذَا فِي بَلَدِكُمْ هَذَا ‏"‏‏.‏

    İbn Ömer anlatıyor: Peygamber Mina'da, "Bu hangi gündür, bilir misiniz?" dedi. "Allah ve Resûlü bilir" dediler. "Dokunulmaz bir gündür. Peki burası hangi beldedir, bilir misiniz?" dedi. "Allah ve Resûlü bilir" dediler. "Dokunulmaz bir beldedir. Bu hangi aydır, bilir misiniz?" dedi. "Allah ve Resûlü bilir" dediler. "Dokunulmaz bir aydır" dedi. Sonra şöyle buyurdu: "Allah kanlarınızı, mallarınızı ve onurunuzu; bu ayınızda, bu beldenizde, bu gününüzün dokunulmazlığı gibi size haram kılmıştır."

    Sayılan üçüncü şey "a'râd", yani kişinin onurudur. Can ve malla aynı cümlede, aynı dokunulmazlıkla anılır.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 43

  42. حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، عَنِ الْحُسَيْنِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ بُرَيْدَةَ، حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ يَعْمَرَ، أَنَّ أَبَا الأَسْوَدِ الدِّيلِيَّ، حَدَّثَهُ عَنْ أَبِي ذَرٍّ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ سَمِعَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ ‏ لاَ يَرْمِي رَجُلٌ رَجُلاً بِالْفُسُوقِ، وَلاَ يَرْمِيهِ بِالْكُفْرِ، إِلاَّ ارْتَدَّتْ عَلَيْهِ، إِنْ لَمْ يَكُنْ صَاحِبُهُ كَذَلِكَ ‏‏‏.‏

    Ebû Zer'den: Peygamber'i şöyle derken işitti: "Bir kimse başkasını fâsıklıkla ya da küfürle suçlarsa, suçladığı kişi öyle değilse, o söz kendisine döner."

    Ağır kelimeyi kullanan, karşılığını kendisi taşır.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 44

  43. حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، قَالَ حَدَّثَنِي عَدِيُّ بْنُ ثَابِتٍ، قَالَ سَمِعْتُ سُلَيْمَانَ بْنَ صُرَدٍ، رَجُلاً مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ اسْتَبَّ رَجُلاَنِ عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَغَضِبَ أَحَدُهُمَا، فَاشْتَدَّ غَضَبُهُ حَتَّى انْتَفَخَ وَجْهُهُ وَتَغَيَّرَ، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ ‏ إِنِّي لأَعْلَمُ كَلِمَةً لَوْ قَالَهَا لَذَهَبَ عَنْهُ الَّذِي يَجِدُ ‏‏‏.‏ فَانْطَلَقَ إِلَيْهِ الرَّجُلُ فَأَخْبَرَهُ بِقَوْلِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَقَالَ تَعَوَّذْ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ‏.‏ فَقَالَ أَتُرَى بِي بَأْسٌ أَمَجْنُونٌ أَنَا اذْهَبْ‏.‏

    Süleymân b. Surad anlatıyor: Peygamber'in yanında iki adam birbirine sövdü. Biri öyle öfkelendi ki yüzü şişti, rengi değişti. Peygamber, "Ben bir söz biliyorum; onu söylese içinde bulunduğu hâl kendisinden giderdi" buyurdu. Adamlardan biri öfkelenene gidip Peygamber'in sözünü aktardı ve "Şeytandan Allah'a sığın" dedi. Adam, "Bende bir rahatsızlık mı görüyorsun? Deli miyim? Git!" dedi.

    Rivayet, tavsiyenin kabul edilmemesiyle biter. Buhârî sonu düzeltmeden aktarır.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 44

  44. حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ صَفْوَانَ بْنِ مُحْرِزٍ، أَنَّ رَجُلاً، سَأَلَ ابْنَ عُمَرَ كَيْفَ سَمِعْتَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ فِي النَّجْوَى قَالَ ‏ "‏ يَدْنُو أَحَدُكُمْ مِنْ رَبِّهِ حَتَّى يَضَعَ كَنَفَهُ عَلَيْهِ فَيَقُولُ عَمِلْتَ كَذَا وَكَذَا‏.‏ فَيَقُولُ نَعَمْ‏.‏ وَيَقُولُ عَمِلْتَ كَذَا وَكَذَا‏.‏ فَيَقُولُ نَعَمْ‏.‏ فَيُقَرِّرُهُ ثُمَّ يَقُولُ إِنِّي سَتَرْتُ عَلَيْكَ فِي الدُّنْيَا، فَأَنَا أَغْفِرُهَا لَكَ الْيَوْمَ ‏"‏‏.‏

    Safvân b. Muhriz'den: Bir adam İbn Ömer'e, "Resûlullah'ı 'necvâ' hakkında nasıl derken işittin?" diye sordu. Şöyle dedi: "Biriniz Rabbine yaklaşır, öyle ki Rabbi onu örtüsü altına alır. Ona, 'Şunu şunu yaptın' der; kul 'Evet' der. 'Şunu şunu yaptın' der; kul 'Evet' der. Onu böylece ikrar ettirir, sonra şöyle buyurur: 'Ben dünyada onu senin için örtmüştüm; bugün de onu sana bağışlıyorum.'"

    "Necvâ" baş başa, gizlice konuşmaktır. Metindeki "kenef" kelimesi yan, kanat ve koruma altı demektir; tercümede örtme anlamı seçilmiştir. Rivayetin konusu budur: günahın dünyada örtülmüş olması, ahiretteki bağışlanmanın yanında anılır.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 60

  45. وَقَالَ مُحَمَّدُ بْنُ عِيسَى حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، أَخْبَرَنَا حُمَيْدٌ الطَّوِيلُ، حَدَّثَنَا أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ، قَالَ كَانَتِ الأَمَةُ مِنْ إِمَاءِ أَهْلِ الْمَدِينَةِ لَتَأْخُذُ بِيَدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَتَنْطَلِقُ بِهِ حَيْثُ شَاءَتْ‏.‏

    Enes b. Mâlik'ten: Medine halkının cariyelerinden biri Resûlullah'ın elinden tutar, onu dilediği yere götürürdü.

    Buhârî bu tek cümleyi kibir bâbına koyar. Ölçü kimin geldiği değil, kimin geri çevrilmediğidir: şehirde sözü en az geçen kişi elinden tutup gidebiliyordu.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 61

  46. حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ تَبَاغَضُوا، وَلاَ تَحَاسَدُوا، وَلاَ تَدَابَرُوا، وَكُونُوا عِبَادَ اللَّهِ إِخْوَانًا، وَلاَ يَحِلُّ لِمُسْلِمٍ أَنْ يَهْجُرَ أَخَاهُ فَوْقَ ثَلاَثِ لَيَالٍ ‏"‏‏.‏

    Enes b. Mâlik'ten: Resûlullah şöyle buyurdu: "Birbirinize buğzetmeyin, birbirinizi kıskanmayın, birbirinize sırt çevirmeyin; ey Allah'ın kulları, kardeş olun. Bir Müslümanın, kardeşini üç geceden fazla terk etmesi helal değildir."

    Üç yasak sayıldıktan sonra tek bir olumlu emir gelir. Sondaki süre metnin kendi ölçüsüdür, siteye ait bir rakam değildir.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 62

  47. حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، أَخْبَرَنَا عَبْدَةُ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنِّي لأَعْرِفُ غَضَبَكِ وَرِضَاكِ ‏"‏‏.‏ قَالَتْ قُلْتُ وَكَيْفَ تَعْرِفُ ذَاكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ ‏"‏ إِنَّكِ إِذَا كُنْتِ رَاضِيَةً قُلْتِ بَلَى وَرَبِّ مُحَمَّدٍ‏.‏ وَإِذَا كُنْتِ سَاخِطَةً قُلْتِ لاَ وَرَبِّ إِبْرَاهِيمَ ‏"‏‏.‏ قَالَتْ قُلْتُ أَجَلْ لَسْتُ أُهَاجِرُ إِلاَّ اسْمَكَ‏.‏

    Âişe anlatıyor: Resûlullah, "Ben senin öfkeni de hoşnutluğunu da bilirim" dedi. "Bunu nereden biliyorsun, ey Allah'ın Resûlü?" dedim. "Hoşnutsan 'Evet, Muhammed'in Rabbine yemin olsun' dersin; darıldığında 'Hayır, İbrahim'in Rabbine yemin olsun' dersin" buyurdu. "Doğru" dedim, "ben yalnızca adını anmaz olurum."

    Bâb, hangi dargınlığa izin verildiğini sorar. Âişe darıldığında ilişkiyi değil tek bir kelimeyi değiştirir; bunu da kendisi söyler.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 63

  48. حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَلاَمٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، عَنْ خَالِدٍ الْحَذَّاءِ، عَنْ أَنَسِ بْنِ سِيرِينَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم زَارَ أَهْلَ بَيْتٍ فِي الأَنْصَارِ فَطَعِمَ عِنْدَهُمْ طَعَامًا، فَلَمَّا أَرَادَ أَنْ يَخْرُجَ أَمَرَ بِمَكَانٍ مِنَ الْبَيْتِ، فَنُضِحَ لَهُ عَلَى بِسَاطٍ، فَصَلَّى عَلَيْهِ، وَدَعَا لَهُمْ‏.‏

    Enes b. Mâlik'ten: Resûlullah, Ensar'dan bir ailenin evini ziyaret etti ve orada yemek yedi. Çıkmak isteyince evin bir yerini gösterdi; oraya serili hasıra su serpildi, üzerinde namaz kıldı ve ev halkı için dua etti.

    Ziyaret yemekle bitmez: rivayette ayrılırken ev halkına dua edilir. Bâb başlığı da ziyareti ve ziyaret edilen yerde yemek yemeyi birlikte anar.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 65

  49. حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنَا عَمْرٌو، أَنَّ أَبَا النَّضْرِ، حَدَّثَهُ عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ مَا رَأَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم مُسْتَجْمِعًا قَطُّ ضَاحِكًا حَتَّى أَرَى مِنْهُ لَهَوَاتِهِ، إِنَّمَا كَانَ يَتَبَسَّمُ‏.‏

    Âişe'den: Peygamber'i hiçbir zaman, küçük dili görünecek kadar kahkahayla gülerken görmedim; o yalnızca tebessüm ederdi.

    Bâb gülmeyi ve tebessümü birlikte ele alır. Rivayet gülmeyi yasaklamaz; yalnızca Peygamber'in hangisini yaptığını kaydeder.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 68

  50. حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا أَبُو بَكْرٍ ـ هُوَ ابْنُ عَيَّاشٍ ـ عَنْ أَبِي حَصِينٍ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَجُلاً، قَالَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَوْصِنِي‏.‏ قَالَ ‏"‏ لاَ تَغْضَبْ ‏"‏‏.‏ فَرَدَّدَ مِرَارًا، قَالَ ‏"‏ لاَ تَغْضَبْ ‏"‏‏.‏

    Ebû Hüreyre'den: Bir adam Peygamber'e, "Bana bir tavsiyede bulun" dedi. "Öfkelenme" buyurdu. Adam isteğini birkaç kez tekrarladı; her seferinde "Öfkelenme" buyurdu.

    Soru tekrarlanır, cevap değişmez. Bâb başlığı öfkeden sakınmaktır; rivayette bütün tavsiye tek kelimeye indirilmiştir.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 76

  51. حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، حَدَّثَنَا مَنْصُورٌ، عَنْ رِبْعِيِّ بْنِ حِرَاشٍ، حَدَّثَنَا أَبُو مَسْعُودٍ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنَّ مِمَّا أَدْرَكَ النَّاسُ مِنْ كَلاَمِ النُّبُوَّةِ الأُولَى إِذَا لَمْ تَسْتَحِي فَاصْنَعْ مَا شِئْتَ ‏"‏‏.‏

    Ebû Mes'ûd'dan: Peygamber şöyle buyurdu: "İnsanların ilk peygamberlik sözünden devraldıklarından biri şudur: Utanmıyorsan dilediğini yap."

    Söz, önceki peygamberlerden kalma olarak aktarılır. Bâb başlığı cümleyi olduğu gibi taşır; klasik kaynaklarda bunun bir serbestlik mi yoksa bir uyarı mı olduğu tartışılmıştır ve sayfa bu tartışmaya girmez.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 78

  52. حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّهَا قَالَتْ مَا خُيِّرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَيْنَ أَمْرَيْنِ قَطُّ إِلاَّ أَخَذَ أَيْسَرَهُمَا، مَا لَمْ يَكُنْ إِثْمًا، فَإِنْ كَانَ إِثْمًا كَانَ أَبْعَدَ النَّاسِ مِنْهُ، وَمَا انْتَقَمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِنَفْسِهِ فِي شَىْءٍ قَطُّ، إِلاَّ أَنْ تُنْتَهَكَ حُرْمَةُ اللَّهِ، فَيَنْتَقِمَ بِهَا لِلَّهِ‏.‏

    Âişe'den: Resûlullah iki şey arasında serbest bırakıldığında, günah olmadığı sürece daima kolay olanı seçerdi; günah olduğunda ise insanların ondan en uzak duranı olurdu. Kendisi için hiçbir şeyde karşılık almadı; ancak Allah'ın koyduğu bir sınır çiğnenirse, o zaman Allah için karşılık verirdi.

    İki ölçü yan yana durur: kolayı seçmek ve kişisel öfkeyi bırakmak. İkisinin de bir sınırı vardır ve o sınır aynı yerdedir.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 80

  53. حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا أَبُو التَّيَّاحِ، قَالَ سَمِعْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ إِنْ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لَيُخَالِطُنَا حَتَّى يَقُولَ لأَخٍ لِي صَغِيرٍ ‏ "‏ يَا أَبَا عُمَيْرٍ مَا فَعَلَ النُّغَيْرُ ‏"‏‏.‏

    Enes b. Mâlik'ten: Peygamber bize öyle karışırdı ki, küçük kardeşime, "Ey Ebû Umeyr, nuğayr ne yaptı?" derdi.

    "Nuğayr" çocuğun oynadığı küçük kuştur ve Arapçada "Umeyr" ile kafiyelidir. Bâb başlığı insanlara yakın durmaktır; örnek olarak seçilen kişi bir çocuktur.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 81

  54. حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا جَعْفَرُ بْنُ عَوْنٍ، حَدَّثَنَا أَبُو الْعُمَيْسِ، عَنْ عَوْنِ بْنِ أَبِي جُحَيْفَةَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ آخَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بَيْنَ سَلْمَانَ، وَأَبِي الدَّرْدَاءِ، فَزَارَ سَلْمَانُ أَبَا الدَّرْدَاءِ، فَرَأَى أُمَّ الدَّرْدَاءِ مُتَبَذِّلَةً‏.‏ فَقَالَ لَهَا مَا شَأْنُكِ قَالَتْ أَخُوكَ أَبُو الدَّرْدَاءِ لَيْسَ لَهُ حَاجَةٌ فِي الدُّنْيَا‏.‏ فَجَاءَ أَبُو الدَّرْدَاءِ، فَصَنَعَ لَهُ طَعَامًا‏.‏ فَقَالَ كُلْ‏.‏ قَالَ فَإِنِّي صَائِمٌ‏.‏ قَالَ مَا أَنَا بِآكِلٍ حَتَّى تَأْكُلَ‏.‏ قَالَ فَأَكَلَ‏.‏ فَلَمَّا كَانَ اللَّيْلُ ذَهَبَ أَبُو الدَّرْدَاءِ يَقُومُ‏.‏ قَالَ نَمْ‏.‏ فَنَامَ، ثُمَّ ذَهَبَ يَقُومُ‏.‏ فَقَالَ نَمْ‏.‏ فَلَمَّا كَانَ مِنْ آخِرِ اللَّيْلِ قَالَ سَلْمَانُ قُمِ الآنَ‏.‏ فَصَلَّيَا، فَقَالَ لَهُ سَلْمَانُ إِنَّ لِرَبِّكَ عَلَيْكَ حَقًّا، وَلِنَفْسِكَ عَلَيْكَ حَقًّا، وَلأَهْلِكَ عَلَيْكَ حَقًّا، فَأَعْطِ كُلَّ ذِي حَقٍّ حَقَّهُ‏.‏ فَأَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرَ ذَلِكَ لَهُ، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ صَدَقَ سَلْمَانُ ‏"‏‏.‏

    Ebû Cuhayfe'den: Peygamber, Selmân ile Ebü'd-Derdâ'yı kardeş yaptı. Selmân, Ebü'd-Derdâ'yı ziyarete gitti ve Ümmü'd-Derdâ'yı kendine bakmamış, eski bir kılıkta gördü. "Bu ne hâl?" diye sordu. Kadın, "Kardeşin Ebü'd-Derdâ'nın dünyada bir isteği kalmadı" dedi. Ebü'd-Derdâ gelince Selmân'a yemek hazırladı ve "Ye" dedi. Selmân, "Ben oruçluyum" dedi. Ebü'd-Derdâ, "Sen yemedikçe ben de yemem" dedi; bunun üzerine Selmân yedi. Gece olunca Ebü'd-Derdâ namaza kalkmak istedi; Selmân "Uyu" dedi, uyudu. Sonra yine kalkmak istedi; "Uyu" dedi. Gecenin sonunda Selmân, "Şimdi kalk" dedi ve ikisi birlikte namaz kıldılar. Ardından Selmân ona, "Rabbinin senin üzerinde hakkı var, nefsinin senin üzerinde hakkı var, ailenin senin üzerinde hakkı var. Her hak sahibine hakkını ver" dedi. Ebü'd-Derdâ, Peygamber'e gelip olanı anlattı. Peygamber, "Selmân doğru söyledi" buyurdu.

    Ölçüyü söyleyen Peygamber değil bir sahâbîdir; Peygamber yalnızca onaylar. Selmân önce yemeği, sonra uykuyu paylaştırır; kuralı en sona bırakır.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 86

  55. حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنِي نَافِعٌ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَخْبِرُونِي بِشَجَرَةٍ مَثَلُهَا مَثَلُ الْمُسْلِمِ، تُؤْتِي أُكُلَهَا كُلَّ حِينٍ بِإِذْنِ رَبِّهَا، وَلاَ تَحُتُّ وَرَقَهَا ‏"‏‏.‏ فَوَقَعَ فِي نَفْسِي أَنَّهَا النَّخْلَةُ، فَكَرِهْتُ أَنْ أَتَكَلَّمَ وَثَمَّ أَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ، فَلَمَّا لَمْ يَتَكَلَّمَا قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ هِيَ النَّخْلَةُ ‏"‏‏.‏ فَلَمَّا خَرَجْتُ مَعَ أَبِي قُلْتُ يَا أَبَتَاهْ وَقَعَ فِي نَفْسِي أَنَّهَا النَّخْلَةُ‏.‏ قَالَ مَا مَنَعَكَ أَنْ تَقُولَهَا لَوْ كُنْتَ قُلْتَهَا كَانَ أَحَبَّ إِلَىَّ مِنْ كَذَا وَكَذَا‏.‏ قَالَ مَا مَنَعَنِي إِلاَّ أَنِّي لَمْ أَرَكَ وَلاَ أَبَا بَكْرٍ تَكَلَّمْتُمَا، فَكَرِهْتُ‏.‏

    İbn Ömer anlatıyor: Resûlullah, "Bana bir ağaç söyleyin: Müslümana benzer, Rabbinin izniyle her zaman meyvesini verir ve yaprağını dökmez" dedi. İçimden onun hurma ağacı olduğu geçti; ama Ebû Bekir ile Ömer oradayken konuşmayı uygun görmedim. İkisi de konuşmayınca Peygamber, "O, hurma ağacıdır" buyurdu. Babamla dışarı çıkınca, "Babacığım, içimden onun hurma olduğu geçmişti" dedim. "Söylemene ne engel oldu? Söyleseydin benim için şundan şundan daha sevimli olurdu" dedi. "Seni ve Ebû Bekir'i konuşurken görmedim, bu yüzden uygun bulmadım" dedim.

    Bâb, söze büyüğün başlamasını anlatır. Rivayet bu edebi anlatırken bedelini de kaydeder: doğru cevabı bilenin susmasını babası bir kayıp sayar.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 89

  56. حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ أَبِي مُوسَى، قَالَ قِيلَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم الرَّجُلُ يُحِبُّ الْقَوْمَ وَلَمَّا يَلْحَقْ بِهِمْ قَالَ ‏ "‏ الْمَرْءُ مَعَ مَنْ أَحَبَّ ‏"‏‏.‏ تَابَعَهُ أَبُو مُعَاوِيَةَ وَمُحَمَّدُ بْنُ عُبَيْدٍ‏.‏

    Ebû Mûsâ'dan: Peygamber'e, "Bir kimse bir topluluğu seviyor ama henüz onlara katılabilmiş değil" denildi. "Kişi sevdiğiyle beraberdir" buyurdu.

    Sorulan kişi, sevdiği topluluğa henüz yetişememiş olandır; cevap bu eksiği tamamlamaz, sevginin kendisini bir bağ sayar. Buhârî metnin sonuna aynı rivayeti destekleyen iki râviyi kaydeder.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 96

  57. حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ الْمُفَضَّلِ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّهُ أَقْبَلَ هُوَ وَأَبُو طَلْحَةَ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَمَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم صَفِيَّةُ، مُرْدِفَهَا عَلَى رَاحِلَتِهِ، فَلَمَّا كَانُوا بِبَعْضِ الطَّرِيقِ عَثَرَتِ النَّاقَةُ، فَصُرِعَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَالْمَرْأَةُ، وَأَنَّ أَبَا طَلْحَةَ ـ قَالَ أَحْسِبُ ـ اقْتَحَمَ عَنْ بَعِيرِهِ، فَأَتَى رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا نَبِيَّ اللَّهِ جَعَلَنِي اللَّهُ فِدَاكَ، هَلْ أَصَابَكَ مِنْ شَىْءٍ‏.‏ قَالَ ‏"‏ لاَ وَلَكِنْ عَلَيْكَ بِالْمَرْأَةِ ‏"‏‏.‏ فَأَلْقَى أَبُو طَلْحَةَ ثَوْبَهُ عَلَى وَجْهِهِ فَقَصَدَ قَصْدَهَا، فَأَلْقَى ثَوْبَهُ عَلَيْهَا فَقَامَتِ الْمَرْأَةُ، فَشَدَّ لَهُمَا عَلَى رَاحِلَتِهِمَا فَرَكِبَا، فَسَارُوا حَتَّى إِذَا كَانُوا بِظَهْرِ الْمَدِينَةِ ـ أَوْ قَالَ أَشْرَفُوا عَلَى الْمَدِينَةِ ـ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ آيِبُونَ تَائِبُونَ، عَابِدُونَ لِرَبِّنَا حَامِدُونَ ‏"‏‏.‏ فَلَمْ يَزَلْ يَقُولُهَا حَتَّى دَخَلَ الْمَدِينَةَ‏.‏

    Enes b. Mâlik anlatıyor: Ebû Talha ile birlikte Peygamber'in yanında yol alıyorduk; Peygamber Safiyye'yi bineğinde arkasına almıştı. Yolun bir yerinde deve tökezledi; Peygamber de kadın da yere düştü. Ebû Talha devesinden atladı — râvi "sanırım öyle dedi" der — ve Resûlullah'a gelip, "Ey Allah'ın peygamberi, Allah beni sana feda kılsın, sana bir zarar geldi mi?" dedi. "Hayır; sen kadınla ilgilen" buyurdu. Bunun üzerine Ebû Talha elbisesini kendi yüzüne örttü, ona doğru yöneldi ve elbisesini üzerine attı; kadın kalktı. İkisinin bineğini hazırladı, bindiler. Medine'nin sırtına vardıklarında — yahut râvinin dediği gibi Medine görününce — Peygamber, "Dönüyoruz, tövbe ediyoruz, Rabbimize kulluk ediyoruz, hamd ediyoruz" dedi ve Medine'ye girinceye kadar bunu söylemeyi sürdürdü.

    Kendi düşüşü sorulduğunda Peygamber cevabı kendine değil yanındakine çevirir. Ebû Talha da yardıma giderken elbisesini önce kendi yüzüne örter: bakmadan yaklaşır. Bâb başlığı "Allah beni sana feda kılsın" sözünü konu edinir; söz rivayetin içinde, Ebû Talha'nın ağzında geçer.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 104

  58. حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، قَالَ سَمِعْتُ عُقْبَةَ بْنَ صُهْبَانَ الأَزْدِيَّ، يُحَدِّثُ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُغَفَّلٍ الْمُزَنِيِّ، قَالَ نَهَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَنِ الْخَذْفِ وَقَالَ ‏ "‏ إِنَّهُ لاَ يَقْتُلُ الصَّيْدَ، وَلاَ يَنْكَأُ الْعَدُوَّ، وَإِنَّهُ يَفْقَأُ الْعَيْنَ، وَيَكْسِرُ السِّنَّ ‏"‏‏.‏

    Abdullah b. Mugaffel'den: Peygamber çakıl fırlatmayı yasakladı ve şöyle buyurdu: "O ne avı öldürür ne de bir düşmanı yaralar; ama gözü çıkarır, dişi kırar."

    "Hazf", çakılı iki parmak arasına sıkıştırıp fırlatmaktır. Gerekçe, faydayla zararın yan yana konmasıdır: yasak davranışın kendisine değil, bir işe yaramayıp birine zarar verebilmesine bağlanır.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 122

Hadislerin Arapça metni klasik hadis kaynaklarındandır. Türkçe anlam bu sitenin kendi metnidir ve basılı bir tercümenin yerini tutmaz; esas olan Arapça metindir.

Bu hadisler nasıl seçildi

Kaynak tek bir bölümdür: Buhârî'nin Kitâbü'l-Edeb'i. Üç turda elde yüz elli dört rivayet birikti, sayfaya elli sekizu alındı. Ayıklama üç ölçüte göre yapıldı.

Birincisi tekrar. Aynı söz farklı senetlerle iki ya da üç kez geçtiğinde yalnız biri alındı: akrabalık bağının rızkı genişletmesi, komşu hakkındaki Cebrâil tavsiyesi, "en hayırlınız ahlakı en güzel olanınızdır", dul ile yoksul için koşturanın mücahide benzetilmesi, aracılığa çağıran cümle ve "ya hayır söylesin ya sussun" üçlemesi ikişer rivayette geçiyor; ikinci nüshalar alınmadı. İkinci turda elenen yirmi yedi rivayetin onu bu gerekçeyle bırakıldı. Aynı metni iki kez basmak sayfayı uzatır, bilgiyi artırmaz.

İkincisi kapsam. Bu sayfa bir ahlak sayfasıdır; fıkhî ayrıntı, savaş ve esir bağlamı, sağlıkla ilgili tavsiye ve kısa bir notla açıklanamayacak kadar çok bağlam gerektiren rivayetler alınmadı. İkinci turda bu ölçüt on altı rivayeti eledi: ipek giyme hükmü, namazda imamlık, aile içi şiddet, kader tartışması ve bir kimsenin tekfir edilmesi bu sayfanın konusu değildir. Bir rivayet de başka bir sayfaya ait olduğu için bırakıldı: babalar adına yemin etmeyi yasaklayan rivayet yemin ve adak sayfasında duruyor. Bir rivayetin sahih olması, onun bu sayfaya ait olduğu anlamına gelmiyor.

Üçüncüsü sıra. Hadisler Buhârî'nin bâb sırasında bırakıldı; sonradan eklenenler sona yığılmadı, kendi bâb numaralarının yerine yerleştirildi. O sıra kendi başına bir düzen taşıyor: anne baba, akraba, çocuk, yetim ve dul, merhamet, komşu, söz, yumuşaklık, ahlak, ev, sevgi, onur, dil, günahın örtülmesi, kibir, dargınlık, ziyaret, tebessüm, haya, kolaylık ve büyüğe saygı. Sıralamayı bozmak bu düzeni görünmez kılardı.

Son turda otuz dört aday tarandı, sayfaya yalnız üçü girdi. Belirleyici olan ölçütler değil havuzun kendisiydi: adayların on sekizi sitede zaten duruyordu. Dördü bu sayfanın kendi rivayetlerinin başka senetle gelmiş nüshasıydı; kalan on dördü dil ve söz, isim koymak, namaz, iman, oruç, yemin ve adak, selam ve görgü, sahâbeler, Medine ve Ensâr ile Peygamberimizin ahlakı sayfalarında bulundu. Buhârî'nin aynı metni farklı kitâblarda tekrarlaması bunun sebebidir; karşılaştırma bu yüzden tam metin üzerinden değil, senedi ayıklanmış matn üzerinden yapıldı.

Kalan on üç aday kapsam dışında kaldı: tekfir tartışması, aile içi şiddet, giyime dair hükme bağlı iki soru, namazın mekaniği, bir beddua kalıbı ve kısa bir notla anlatılamayacak kadar ağır bağlam taşıyan üç rivayet. Aksırma ve esnemeyle ilgili iki rivayet, yeri selam ve görgü sayfası olduğu için buraya alınmadı. İki aday da mevcut bir ekseni kalabalıklaştıracağı için bırakıldı: çocuklara yakınlık sayfada zaten Ebû Umeyr rivayetiyle, misafirle ev sahibinin yemeği ise Selmân ile Ebü'd-Derdâ rivayetiyle duruyor. Alınan üçü sayfada bulunmayan üç ekseni getiriyor: sevginin insanı nereye bağladığı, kendi zararını değil yanındakininkini öne alma ve bir işe yaramadığı hâlde zarar verebilecek davranıştan kaçınma.

Sayfalar arası tarama sonradan üç rivayeti daha buradan çıkardı; üçü de sitede duruyor, yalnız yeri değişti. Müslümana sövmenin fısk, onunla vuruşmanın küfür olduğunu bildiren söz iman sayfasına bırakıldı: metnin asıl işi bir davranışı fısk ve küfür diye tarif etmektir ve o tarifin tartışması imanın sınırlarını anlatan sayfaya aittir. Peygamber'in ne sövücü ne kaba sözlü ne de lanet edici olduğunu söyleyen rivayet ise dil ve söz sayfasındadır; metnin tamamı neyin söylenmediği ve sitemin en ağır hâlinde bile ne söylendiği üzerinedir. Bu iki bâb sayfada başka rivayetlerle temsil edilmeye devam ediyor. Üçüncüsü hangi günahın en büyük olduğunu soran rivayettir; tevhîd ile ilgili hadisler sayfasında duruyor, çünkü verilen ilk cevap Allah'a denk koşmaktır ve metnin asıl iddiası budur. Sayılan öbür iki günah bu sayfanın alanına girer, ama en büyük günahları sayan Ebû Bekre rivayeti o ekseni sayfada zaten temsil ediyor.

Bir rivayet daha sonradan çıkarıldı: "işittiği eziyete Allah'tan daha sabırlı kimse yoktur" sözü insanın değil Allah'ın sabrını anlatır ve O'na çocuk isnat edilmesini reddeder; rivayet tevhîd hadisleri sayfasında durur.

Sayfalar arası tarama bu turda iki rivayeti daha buradan çıkardı; ikisi de sitede duruyor. Ateşi anıp ondan sığınmayı ve yarım hurmayla korunmayı anlatan Adiy b. Hâtim rivayeti kıyamet ve ahiret hadisleri sayfasındadır: metnin kurduğu sahne ateşin kendisidir ve oradaki nüsha üç tekrarıyla daha doludur. Güzel sözün sadaka yerine geçmesi ekseni bu sayfada Edeb 33 rivayetiyle sürüyor. Peygamber'in perdesi ardındaki genç kızdan daha utangaç olduğunu bildiren rivayet ise Peygamberimizin ahlakı sayfasında durur, çünkü metin doğrudan Peygamber'in kendi hâlini tarif eder; hayâ ekseni burada Edeb 78 rivayetiyle temsil edilmeye devam ediyor.

Bir rivayet daha sonradan çıkarıldı: Âişe'ye Peygamber'in evinde ne yaptığının sorulması bu bölümde de nakledilir, ama daha dolu nüshası ev işi ile namaza çıkış arasındaki bağı da kaydettiği için cemaatle namaz hadisleri sayfasında durur.

Arapça metin ve Türkçe anlam

Arapça metin kaynağından birebir alınmıştır; kırpma, sadeleştirme ya da karakter dönüşümü uygulanmamıştır.

Türkçe anlam bu sitenin kendi metnidir. Hiçbir basılı tercümeden alınmamış, Arapça metinden yazılmıştır ve basılı bir tercümenin yerini tutmaz. Senet, yani râvi zinciri çevrilmemiştir: sayfada yalnızca hadisin metni, gerektiğinde "Ebû Hüreyre'den:" gibi kısa bir girişle birlikte verilir. Senedin kendisi Arapça metinde olduğu gibi durur.

Atıflar kitâb adı ve bâb numarasıyla verilir. Bâb numaraları Sahîh'in kitâb yapısıyla karşılaştırılarak doğrulanır; doğrulanamayan bir numara yazılmaz, atıf kitap düzeyine indirilir.

Sık sorulan sorular

Bu sayfadaki hadislerin kaynağı nedir?

Tamamı Sahîh-i Buhârî'nin Kitâbü'l-Edeb bölümündendir. Her hadisin altında kaynak kitap, kitâb adı ve bâb numarası yazar; böylece her rivayet basılı nüshada tek tek bulunabilir.

Türkçe anlamlar hangi tercümeden alındı?

Hiçbirinden. Metinler bu site için Arapça aslından yazıldı; râvi zinciri çevrilmedi, yalnız hadisin metni verildi. Bu anlamlar basılı bir tercümenin yerini tutmaz — esas olan Arapça metindir.

Kaynaklar

  • Sahih hadis
    Buhârî, Edeb — Sayfadaki elli sekiz rivayetin tamamı Kitâbü'l-Edeb bölümünden alınmıştır.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Edeb 2 — İyi davranmaya en çok kimin lâyık olduğu bâbı
  • Sahih hadis
    Buhârî, Edeb 13 — Bağı gözeteni Allah'ın gözetmesi bâbı
  • Sahih hadis
    Buhârî, Edeb 18 — Çocuğa merhamet bâbı
  • Sahih hadis
    Buhârî, Edeb 27 — İnsanlara ve hayvanlara merhamet bâbı
  • Sahih hadis
    Buhârî, Edeb 31 — Komşuya eziyet etmeme bâbı
  • Sahih hadis
    Buhârî, Edeb 35 — Her işte yumuşaklık bâbı
  • Sahih hadis
    Buhârî, Edeb 44 — Sövmenin ve lanetin yasaklanması bâbı
  • Sahih hadis
    Buhârî, Edeb 62 — Dargınlık ve küsme bâbı
  • Sahih hadis
    Buhârî, Edeb 76 — Öfkeden sakınma bâbı
  • Sahih hadis
    Buhârî, Edeb 78 — Haya kalmayınca dilediğini yapma bâbı
  • Sahih hadis
    Buhârî, Edeb 89 — Büyüğe ikram ve söze büyüğün başlaması bâbı
  • Kur’an
    Muhammed 47:22 — Akrabalık bağını koparmanın bozgunculukla birlikte anıldığı ayet; sayfadaki bir rivayet bu ayetle bitirilir.
  • Kur’an
    Mümtehine 60:8 — Savaşmayanlara iyilik ve adaletin yasaklanmadığını bildiren ayet.

Son güncelleme: