Aile ve Evlilik ile İlgili Hadisler

Sahih hadisBu sayfadaki bilgilerin ana kaynak seviyesi

Buhârî Sahîh'inde evlilik ve aile hayatına ayrı bir bölüm ayırır: Kitâbü'n-Nikâh. Aşağıdaki yirmi yedi hadis o bölümden seçilmiştir — düğün ve davet âdâbı, eşler arasındaki güzel geçim, evin sorumluluğunun paylaşılması, aileye vakit ayırmak ve kıskançlığın dile getirilişi. Sayfa ne dendiğini kaynağıyla aktarır; hüküm vermez.

Hadisler

  1. حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصِ بْنِ غِيَاثٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، قَالَ حَدَّثَنِي عُمَارَةُ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ يَزِيدَ، قَالَ دَخَلْتُ مَعَ عَلْقَمَةَ وَالأَسْوَدِ عَلَى عَبْدِ اللَّهِ فَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ كُنَّا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم شَبَابًا لاَ نَجِدُ شَيْئًا فَقَالَ لَنَا رَسُولُ اللَّهُ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ يَا مَعْشَرَ الشَّبَابِ مَنِ اسْتَطَاعَ الْبَاءَةَ فَلْيَتَزَوَّجْ، فَإِنَّهُ أَغَضُّ لِلْبَصَرِ، وَأَحْصَنُ لِلْفَرْجِ، وَمَنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَعَلَيْهِ بِالصَّوْمِ، فَإِنَّهُ لَهُ وِجَاءٌ ‏"‏‏.‏

    Abdurrahmân b. Yezîd şöyle dedi: Alkame ve Esved ile birlikte Abdullah b. Mes'ûd'un yanına girdim. Abdullah dedi ki: Peygamber'in yanında gençtik ve elimizde hiçbir şey yoktu. Allah Resûlü bize şöyle buyurdu: Ey gençler topluluğu! İçinizden evlenmeye gücü yeten evlensin; çünkü bu, gözü daha çok sakındırır ve iffeti daha iyi korur. Gücü yetmeyen oruç tutsun; oruç onun için bir siperdir.

    Sözün muhatabı rivayette bellidir: elinde imkânı olmayan gençler. "Bâe" kelimesi klasik kaynaklarda hem evliliğin yükünü kaldırabilmek hem de evliliğe güç yetirmek diye açıklanır; iki açıklama da aynı şartı anlatır — imkân. Sondaki "vicâ" sözlükte şehveti kesen şey demektir.

    Sahih hadisBuhârî, Nikâh 3

  2. حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي قَيْسٌ، عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كُنَّا نَغْزُو مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَلَيْسَ لَنَا نِسَاءٌ فَقُلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ أَلاَ نَسْتَخْصِي فَنَهَانَا عَنْ ذَلِكَ‏.‏

    İbn Mes'ûd şöyle dedi: Peygamber'le birlikte sefere çıkardık ve yanımızda hanımlarımız olmazdı. "Ey Allah'ın Resûlü, kendimizi hadım ettirmeyelim mi?" dedik; bizi bundan menetti.

    "İstihsâ" sözlükte hadım etmek demektir. Sorunun geldiği yer metinde yazılıdır: uzun sefer ve ailesinden uzak kalmak. Teklif edilen şey bedende kalıcı bir değişikliktir ve cevap tek yönlüdür — menedilmişlerdir. Rivayet bir gerekçe vermez, yalnızca bu yolun kapandığını kaydeder; sayfanın ilk rivayeti aynı sıkıntıya verilen öteki cevabı taşır. Bâb başlığı ise darda kalmış kişinin evlendirilmesine dairdir, metin bambaşka bir soruyu kaydeder — başlık ile metin ayrımının bir örneği daha.

    Sahih hadisBuhârî, Nikâh 6

  3. حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا مُحَارِبٌ، قَالَ سَمِعْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، رضى الله عنهما يَقُولُ تَزَوَّجْتُ فَقَالَ لِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مَا تَزَوَّجْتَ ‏"‏‏.‏ فَقُلْتُ تَزَوَّجْتُ ثَيِّبًا‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ مَا لَكَ وَلِلْعَذَارَى وَلِعَابِهَا ‏"‏‏.‏ فَذَكَرْتُ ذَلِكَ لِعَمْرِو بْنِ دِينَارٍ فَقَالَ عَمْرٌو سَمِعْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ يَقُولُ قَالَ لِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ هَلاَّ جَارِيَةً تُلاَعِبُهَا وَتُلاَعِبُكَ ‏"‏‏.‏

    Muhârib şöyle dedi: Câbir b. Abdullah'ı şöyle derken işittim: Evlendim. Allah Resûlü bana, "Kiminle evlendin?" dedi. "Dul biriyle evlendim" dedim. "Peki genç kızlar ve onlarla şakalaşmak ne olacak?" buyurdu. Râvi ekler: Bunu Amr b. Dînâr'a anlattım. Amr, "Ben Câbir b. Abdullah'ı şöyle derken işittim: Allah Resûlü bana, 'Onunla oynaşacağın, onun da seninle oynaşacağı genç bir kızla evlenseydin ya!' dedi" dedi.

    Metindeki "câriye" sözlükte genç kız demektir; bu cümlede kölelikle ilgisi yoktur. "Seyyib" ise daha önce evlenmiş kadındır. Sözün ağırlık merkezi son cümledeki karşılıklı kalıptır: aynı fiil iki tarafa da kurulur — o ona, o da ona. Söz Câbir'in kendi durumuna söylenmiştir, genel bir tercih kuralı değil; aynı konuşmanın başka nakillerinde Câbir gerekçesini anlatır — babası vefat etmiş, bakmakla yükümlü olduğu küçük kız kardeşleri kalmıştı. Rivayetin sonundaki ikinci isnâd, aynı sözü başka bir râviden ayrıca nakleder.

    Sahih hadisBuhârî, Nikâh 10

  4. حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ خَيْرُ نِسَاءٍ رَكِبْنَ الإِبِلَ صَالِحُو نِسَاءِ قُرَيْشٍ، أَحْنَاهُ عَلَى وَلَدٍ فِي صِغَرِهِ وَأَرْعَاهُ عَلَى زَوْجٍ فِي ذَاتِ يَدِهِ ‏"‏‏.‏

    Ebû Hüreyre'den: Peygamber şöyle buyurdu: Deveye binen kadınların en hayırlısı Kureyş'in sâliha kadınlarıdır; çocuğuna küçüklüğünde en şefkatli, eşinin elindekini gözetmekte en titiz olanlar onlardır.

    "Deveye binen kadınlar" o coğrafyanın kadınlarını anlatan bir deyimdir — deve oranın bineğidir. Cümle bir övgüdür, görev tarifi değil; övülen iki nitelik şefkat ve emanettir. "Zâti yedih" sözlükte "elinin altındaki" demektir, yani malı ve geçimi. İfade karşılaştırmalıdır: belirli bir topluluk içinde "en" denmiş, bütün kadınlar için bir ölçü konmamıştır. Metindeki zamirler tekil ve eril gelir; klasik şerhlerde bu, tür bildiren bir kullanım olarak açıklanır.

    Sahih hadisBuhârî, Nikâh 12

  5. حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي سَعِيدُ بْنُ أَبِي سَعِيدٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ تُنْكَحُ الْمَرْأَةُ لأَرْبَعٍ لِمَالِهَا وَلِحَسَبِهَا وَجَمَالِهَا وَلِدِينِهَا، فَاظْفَرْ بِذَاتِ الدِّينِ تَرِبَتْ يَدَاكَ ‏"‏‏.‏

    Ebû Hüreyre'den: Peygamber şöyle buyurdu: Kadınla dört şey için evlenilir — malı, soyu, güzelliği ve dini için. Sen dindar olanı seç; elin toprağa bulansın.

    Cümlenin ilk yarısı bir tespit, ikincisi bir tercihtir: rivayet dönemin fiilen kullandığı dört ölçüyü sayar, sonra aralarından birini öne alır. Sondaki "teribet yedâk" sözlükte "elin toprağa bulansın" demektir; Arapçada beddua olarak değil, sözü pekiştiren ve teşvik eden bir kalıp olarak kullanılır. Cümle erkek muhataba kurulmuştur.

    Sahih hadisBuhârî, Nikâh 15

  6. حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ قَالَ لِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ رَأَيْتُكِ فِي الْمَنَامِ يَجِيءُ بِكِ الْمَلَكُ فِي سَرَقَةٍ مِنْ حَرِيرٍ فَقَالَ لِي هَذِهِ امْرَأَتُكَ‏.‏ فَكَشَفْتُ عَنْ وَجْهِكِ الثَّوْبَ، فَإِذَا أَنْتِ هِيَ فَقُلْتُ إِنْ يَكُ هَذَا مِنْ عِنْدِ اللَّهِ يُمْضِهِ ‏"‏‏.‏

    Âişe şöyle dedi: Allah Resûlü bana, "Seni rüyamda gördüm: melek seni ipek bir kumaş içinde getiriyor ve bana 'Bu senin eşindir' diyordu. Yüzündeki örtüyü açtım, bir de baktım ki sensin. 'Bu Allah katındansa O bunu gerçekleştirir' dedim" buyurdu.

    Buhârî bu rivayeti "evlenmeden önce bakmak" bâbında nakleder; oysa metinde geçen bakma uykuda görülen bir rüyadadır. Başlık Buhârî'nin çıkarımıdır, rivayetin lafzı değil — sayfadaki bâb başlığı ile metin ayrımının bir örneği daha. Sondaki cümle sonucu kendi eline almaz: "Allah katındansa gerçekleşir" denir, bir beklenti kurulmaz. Bu sayfa rüyayı bir bilgi kaynağı olarak sunmaz; buradaki metin bir anlatıdır. "Seraka" sözlükte ipek parçası demektir.

    Sahih hadisBuhârî, Nikâh 35

  7. حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ الْمُفَضَّلِ، حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ ذَكْوَانَ، قَالَ قَالَتِ الرُّبَيِّعُ بِنْتُ مُعَوِّذٍ ابْنِ عَفْرَاءَ‏.‏ جَاءَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَدَخَلَ حِينَ بُنِيَ عَلَىَّ، فَجَلَسَ عَلَى فِرَاشِي كَمَجْلِسِكَ مِنِّي، فَجَعَلَتْ جُوَيْرِيَاتٌ لَنَا يَضْرِبْنَ بِالدُّفِّ وَيَنْدُبْنَ مَنْ قُتِلَ مِنْ آبَائِي يَوْمَ بَدْرٍ، إِذْ قَالَتْ إِحْدَاهُنَّ وَفِينَا نَبِيٌّ يَعْلَمُ مَا فِي غَدٍ‏.‏ فَقَالَ ‏ "‏ دَعِي هَذِهِ، وَقُولِي بِالَّذِي كُنْتِ تَقُولِينَ ‏"‏‏.‏

    Rubeyyi' bint Muavviz şöyle dedi: Düğünüm yapıldığı sırada Peygamber geldi ve içeri girdi; senin bana olan yakınlığın kadar yakın bir yere, yatağıma oturdu. Bizden küçük kızlar def çalmaya ve Bedir günü öldürülen babalarımı ağıtla anmaya başladılar. İçlerinden biri, "Aramızda yarın ne olacağını bilen bir peygamber var" deyince, Peygamber, "Bunu bırak; az önce söylediğini söyle" buyurdu.

    Düzeltme tek bir cümleye gelir: yarın ne olacağını bilme iddiasına. Def de ağıt da olduğu gibi bırakılır. "Senin bana olan yakınlığın kadar" ifadesi rivayeti nakleden kişiye söylenmiştir ve mesafeyi anlatır. "Bedir günü öldürülen babalarım", kızın ailesinden o savaşta ölenleri anar.

    Sahih hadisBuhârî, Nikâh 48

  8. حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ حُمَيْدٍ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ أَوْلَمَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِزَيْنَبَ فَأَوْسَعَ الْمُسْلِمِينَ خَيْرًا فَخَرَجَ ـ كَمَا يَصْنَعُ إِذَا تَزَوَّجَ ـ فَأَتَى حُجَرَ أُمَّهَاتِ الْمُؤْمِنِينَ يَدْعُو وَيَدْعُونَ ‏{‏لَهُ‏}‏ ثُمَّ انْصَرَفَ فَرَأَى رَجُلَيْنِ فَرَجَعَ لاَ أَدْرِي آخْبَرْتُهُ أَوْ أُخْبِرَ بِخُرُوجِهِمَا‏.‏

    Enes şöyle dedi: Peygamber, Zeyneb ile evlendiğinde düğün yemeği verdi ve Müslümanlara bolca ikram etti. Sonra — evlendiğinde yaptığı gibi — çıkıp müminlerin annelerinin odalarına gitti; onlara duâ etti, onlar da ona duâ etti. Sonra ayrıldı; iki adam gördü ve geri döndü. Onların çıktığını ben mi haber verdim, yoksa kendisine mi haber verildi, bilmiyorum.

    Rivayet bir alışkanlığı kaydeder: "evlendiğinde yaptığı gibi" denir — düğünün ardından evleri tek tek dolaşmak. Duâ tek taraflı değildir; metinde iki fiil yan yana durur, biri gidenin biri karşılayanlarındır. Sondaki iki adam, yemekten sonra oturmayı uzatan misafirlerdir; aynı sahnenin uzun anlatımı bu sayfada ayrıca yer alır. Enes haberin kendisine nasıl ulaştığını hatırlamadığını söyler — bilinmeyeni bilinmiyor diye bırakmak nakil geleneğinin kendi işaretidir.

    Sahih hadisBuhârî, Nikâh 55

  9. حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ ـ هُوَ ابْنُ زَيْدٍ ـ عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم رَأَى عَلَى عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ أَثَرَ صُفْرَةٍ قَالَ ‏"‏ مَا هَذَا ‏"‏‏.‏ قَالَ إِنِّي تَزَوَّجْتُ امْرَأَةً عَلَى وَزْنِ نَوَاةٍ مِنْ ذَهَبٍ‏.‏ قَالَ ‏"‏ بَارَكَ اللَّهُ لَكَ، أَوْلِمْ وَلَوْ بِشَاةٍ ‏"‏‏.‏

    Enes'ten: Peygamber, Abdurrahmân b. Avf'ın üzerinde sarı bir iz gördü ve "Bu nedir?" diye sordu. O da, "Bir çekirdek ağırlığı altın karşılığında bir kadınla evlendim" dedi. Peygamber, "Allah sana bereket versin. Bir koyunla da olsa düğün yemeği ver" buyurdu.

    Rivayette bir mehir miktarı geçer; bu sayfanın konusu mehir değildir ve o bahis fıkıh kaynaklarına aittir. Buradaki iki şey düğüne dairdir: yeni evlenene yapılan dua ve velîme, yani düğün yemeği. "Bir koyunla da olsa" ifadesi bir alt sınır koymaz; imkâna göre yapılabileceğini söyler.

    Sahih hadisBuhârî, Nikâh 56

  10. حَدَّثَنَا فَرْوَةُ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْهِرٍ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ تَزَوَّجَنِي النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَأَتَتْنِي أُمِّي فَأَدْخَلَتْنِي الدَّارَ، فَإِذَا نِسْوَةٌ مِنَ الأَنْصَارِ فِي الْبَيْتِ فَقُلْنَ عَلَى الْخَيْرِ وَالْبَرَكَةِ، وَعَلَى خَيْرِ طَائِرٍ‏.‏

    Âişe şöyle dedi: Peygamber benimle evlendi. Annem gelip beni eve soktu; bir de baktım, evde Ensâr'dan kadınlar var. "Hayır ve bereket üzere olsun, hayırlı bir kısmet üzere olsun" dediler.

    Nakledilen şey söylenen sözün kendisidir: yeni geline yapılan bir hayır temennisi. Sondaki "tâir" kelimesi sözlükte kuş demektir — Câhiliye'de kuşların uçuşundan uğur çıkarma âdeti vardı ve kelime zamanla "baht, kısmet" anlamında kaldı. Cümlede uğur çıkarma değil, hayır dileme vardır.

    Sahih hadisBuhârî, Nikâh 57

  11. حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُنْكَدِرِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ هَلِ اتَّخَذْتُمْ أَنْمَاطًا ‏"‏‏.‏ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَأَنَّى لَنَا أَنْمَاطٌ‏.‏ قَالَ ‏"‏ إِنَّهَا سَتَكُونُ ‏"‏‏.‏

    Câbir b. Abdullah şöyle dedi: Allah Resûlü, "Enmât edindiniz mi?" diye sordu. "Ey Allah'ın Resûlü! Bizde enmât nereden olsun?" dedim. "Olacak" buyurdu.

    "Enmât" evde kullanılan renkli örtü ve döşemeliklerdir. Câbir'in cevabı dönemin darlığını gösterir: soruyu şaşkınlıkla karşılar, çünkü kimsede öyle bir şey yoktur. Rivayet bir tavsiye cümlesi değildir; kısa bir konuşmanın kaydıdır ve sonundaki "olacak" ilerideki genişliğe işaret eder.

    Sahih hadisBuhârî, Nikâh 62

  12. حَدَّثَنَا الْفَضْلُ بْنُ يَعْقُوبَ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَابِقٍ، حَدَّثَنَا إِسْرَائِيلُ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّهَا زَفَّتِ امْرَأَةً إِلَى رَجُلٍ مِنَ الأَنْصَارِ فَقَالَ نَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ يَا عَائِشَةُ مَا كَانَ مَعَكُمْ لَهْوٌ فَإِنَّ الأَنْصَارَ يُعْجِبُهُمُ اللَّهْوُ ‏"‏‏.‏

    Âişe'den: Kendisi bir gelini Ensâr'dan bir adama götürmüştü. Allah'ın nebîsi, "Ey Âişe! Yanınızda eğlence yok muydu? Ensâr eğlenceyi sever" buyurdu.

    Soru bir eksiği işaret eder, bir kusuru değil: düğünde neşe beklenmiştir. Gerekçe de cümlenin kendi içindedir — "Ensâr eğlenceyi sever"; ölçü, davet edilen topluluğun âdetidir. "Zeffe" sözlükte gelini eşinin evine götürmek demektir. "Lehv" burada def, şarkı ve oyun gibi düğün neşesini anlatır. Sayfadaki def ve ağıt rivayeti aynı sahneye başka bir düğünden bakar.

    Sahih hadisBuhârî, Nikâh 63

  13. حَدَّثَنَا سَعْدُ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا شَيْبَانُ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ سَالِمِ بْنِ أَبِي الْجَعْدِ، عَنْ كُرَيْبٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ أَمَا لَوْ أَنَّ أَحَدَهُمْ يَقُولُ حِينَ يَأْتِي أَهْلَهُ بِاسْمِ اللَّهِ، اللَّهُمَّ جَنِّبْنِي الشَّيْطَانَ، وَجَنِّبِ الشَّيْطَانَ مَا رَزَقْتَنَا، ثُمَّ قُدِّرَ بَيْنَهُمَا فِي ذَلِكَ، أَوْ قُضِيَ وَلَدٌ، لَمْ يَضُرَّهُ شَيْطَانٌ أَبَدًا ‏"‏‏.‏

    İbn Abbâs'tan: Peygamber şöyle buyurdu: Biriniz ailesinin yanına gelirken "Bismillâh. Allahım! Beni şeytandan uzak tut, bize rızık edeceğini de şeytandan uzak tut" dese, sonra aralarında bir çocuk takdir edilse, ona hiçbir şeytan asla zarar veremez.

    "Ailesinin yanına gelmek" Arapçada örtülü bir anlatımdır; metin sözü böyle söyler, çeviri de aynı örtüyü korur. Duâ iki cümledir ve ikincisi kişinin kendisi için değildir: "bize rızık edeceğin" denir. Metinde iki lafız yan yana durur — "takdir edildi" ve "hükmedildi"; bu, râvinin duyduğu kelimede tereddüt ettiğini gösteren bir kayıttır ve nakil geleneği böyle bir tereddüdü silmez. Sondaki cümle rivayetin kendi lafzıdır; bu sayfa onu bir formüle çevirmez — metinde ne bir sayı ne bir usûl vardır, sayfa da eklemez.

    Sahih hadisBuhârî, Nikâh 66

  14. حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ كَانَ ابْنَ عَشْرِ سِنِينَ مَقْدَمَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْمَدِينَةَ، فَكَانَ أُمَّهَاتِي يُوَاظِبْنَنِي عَلَى خِدْمَةِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَخَدَمْتُهُ عَشْرَ سِنِينَ، وَتُوُفِّيَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَأَنَا ابْنُ عِشْرِينَ سَنَةً، فَكُنْتُ أَعْلَمَ النَّاسِ بِشَأْنِ الْحِجَابِ حِينَ أُنْزِلَ، وَكَانَ أَوَّلَ مَا أُنْزِلَ فِي مُبْتَنَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِزَيْنَبَ ابْنَةِ جَحْشٍ، أَصْبَحَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِهَا عَرُوسًا، فَدَعَا الْقَوْمَ فَأَصَابُوا مِنَ الطَّعَامِ، ثُمَّ خَرَجُوا وَبَقِيَ رَهْطٌ مِنْهُمْ عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَأَطَالُوا الْمُكْثَ، فَقَامَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَخَرَجَ وَخَرَجْتُ مَعَهُ لِكَىْ يَخْرُجُوا، فَمَشَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَمَشَيْتُ، حَتَّى جَاءَ عَتَبَةَ حُجْرَةِ عَائِشَةَ، ثُمَّ ظَنَّ أَنَّهُمْ خَرَجُوا فَرَجَعَ وَرَجَعْتُ مَعَهُ، حَتَّى إِذَا دَخَلَ عَلَى زَيْنَبَ فَإِذَا هُمْ جُلُوسٌ لَمْ يَقُومُوا، فَرَجَعَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَرَجَعْتُ مَعَهُ، حَتَّى إِذَا بَلَغَ عَتَبَةَ حُجْرَةِ عَائِشَةَ، وَظَنَّ أَنَّهُمْ خَرَجُوا، فَرَجَعَ وَرَجَعْتُ مَعَهُ فَإِذَا هُمْ قَدْ خَرَجُوا فَضَرَبَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بَيْنِي وَبَيْنَهُ بِالسِّتْرِ، وَأُنْزِلَ الْحِجَابُ‏.‏

    İbn Şihâb'dan: Enes b. Mâlik haber verdi ve şöyle dedi: Allah Resûlü Medine'ye geldiğinde ben on yaşındaydım. Annelerim beni Peygamber'e hizmetten ayırmazlardı; ona on yıl hizmet ettim, vefat ettiğinde yirmi yaşındaydım. Hicâb âyetinin indiği günü en iyi bilen bendim. İlk indiği yer, Allah Resûlü'nün Zeyneb bint Cahş ile gerdeğe girdiği gündü. O sabah güveydi; halkı davet etti, yemeği yediler, sonra çıktılar. İçlerinden bir grup Peygamber'in yanında kaldı ve oturmayı uzattı. Peygamber kalkıp çıktı, onlar da çıksınlar diye ben de onunla çıktım. O yürüdü, ben de yürüdüm; Âişe'nin odasının eşiğine geldi. Sonra onların çıktığını sanıp döndü, ben de onunla döndüm. Zeyneb'in yanına girince baktı ki hâlâ oturuyorlar, kalkmamışlar. Tekrar döndü, ben de onunla döndüm. Âişe'nin odasının eşiğine varıp onların çıktığını sanınca geri döndü, ben de onunla döndüm; bu kez çıkmışlardı. Peygamber benimle kendi arasına perdeyi çekti ve hicâb indirildi.

    Sahnenin kaydettiği şey bir davranıştır: ev sahibi misafirlere kalkın demez, kendisi çıkar ve bekler. Rivayet bu gidip gelmeyi tek tek sayar; oturmanın ne kadar uzadığı böyle anlaşılır. "Annelerim" ifadesi Enes'in annesini ve ev halkındaki kadınları birlikte anar. On yaşında gelip yirmi yaşında ayrıldığını söylemesi, tanıklığının kaynağını gösterir. Rivayetin sonunda hicâb âyetinin indiği bildirilir; o âyetin hükmî tarafı tefsir ve fıkıh kaynaklarına aittir, bu sayfanın konusu değildir. "Mübtenâ" sözlükte gerdek demektir.

    Sahih hadisBuhârî, Nikâh 67

  15. حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ ثَابِتٍ، قَالَ ذُكِرَ تَزْوِيجُ زَيْنَبَ ابْنَةِ جَحْشٍ عِنْدَ أَنَسٍ فَقَالَ مَا رَأَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَوْلَمَ عَلَى أَحَدٍ مِنْ نِسَائِهِ مَا أَوْلَمَ عَلَيْهَا أَوْلَمَ بِشَاةٍ‏.‏

    Sâbit şöyle dedi: Enes'in yanında Zeyneb bint Cahş'ın evliliği anıldı. Enes, "Peygamber'in hanımlarından hiçbiri için, onun için yaptığı kadar düğün yemeği verdiğini görmedim; bir koyunla yemek verdi" dedi.

    Rivayet bir sınır koymaz, bir tanıklık kaydeder: Enes'in gördüğü en büyük düğün yemeği bir koyundur. Ölçü cümlenin kendi içindedir — "en çok" denen miktar budur.

    Sahih hadisBuhârî, Nikâh 69

  16. حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، رضى الله عنه أَنَّهُ كَانَ يَقُولُ شَرُّ الطَّعَامِ طَعَامُ الْوَلِيمَةِ يُدْعَى لَهَا الأَغْنِيَاءُ، وَيُتْرَكُ الْفُقَرَاءُ، وَمَنْ تَرَكَ الدَّعْوَةَ فَقَدْ عَصَى اللَّهَ وَرَسُولَهُ صلى الله عليه وسلم‏.‏

    Ebû Hüreyre şöyle derdi: Yemeğin kötüsü, zenginlerin çağrılıp fakirlerin bırakıldığı düğün yemeğidir. Davete gitmeyen de Allah'a ve Resûlü'ne karşı gelmiş olur.

    Buhârî bu sözü "derdi ki" kalıbıyla, Ebû Hüreyre'nin kendi sözü olarak nakleder. Ölçüt davetin kime yapıldığıdır: çağrılanlar servete göre seçilmişse yemek bozulmuştur. İkinci cümlenin hükmî karşılığı — davete gitmenin farz mı olduğu — fıkıh kaynaklarının konusudur, bu sayfanın değil.

    Sahih hadisBuhârî, Nikâh 72

  17. حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا الْحَجَّاجُ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالَ قَالَ ابْنُ جُرَيْجٍ أَخْبَرَنِي مُوسَى بْنُ عُقْبَةَ، عَنْ نَافِعٍ، قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ أَجِيبُوا هَذِهِ الدَّعْوَةَ إِذَا دُعِيتُمْ لَهَا ‏"‏‏.‏ قَالَ كَانَ عَبْدُ اللَّهِ يَأْتِي الدَّعْوَةَ فِي الْعُرْسِ وَغَيْرِ الْعُرْسِ وَهْوَ صَائِمٌ‏.‏

    Nâfi' şöyle dedi: Abdullah b. Ömer'den işittim, Allah Resûlü, "Bu davete çağrıldığınızda icabet edin" buyurdu. Nâfi' ekler: Abdullah, oruçlu olduğu hâlde düğün davetine de başka davetlere de giderdi.

    İkinci cümle Peygamber'in sözü değil, râvinin gözlemidir; rivayetin içinde ayrı durur. Gözlemin gösterdiği şey açıktır: gidilen yer sofra değil, çağrıdır — oruçluyken bile gidilmiştir.

    Sahih hadisBuhârî, Nikâh 74

  18. حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي مَرْيَمَ، حَدَّثَنَا أَبُو غَسَّانَ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو حَازِمٍ، عَنْ سَهْلٍ، قَالَ لَمَّا عَرَّسَ أَبُو أُسَيْدٍ السَّاعِدِيُّ دَعَا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَأَصْحَابَهُ، فَمَا صَنَعَ لَهُمْ طَعَامًا وَلاَ قَرَّبَهُ إِلَيْهِمْ إِلاَّ امْرَأَتُهُ أُمُّ أُسَيْدٍ، بَلَّتْ تَمَرَاتٍ فِي تَوْرٍ مِنْ حِجَارَةٍ مِنَ اللَّيْلِ، فَلَمَّا فَرَغَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مِنَ الطَّعَامِ أَمَاثَتْهُ لَهُ فَسَقَتْهُ، تُتْحِفُهُ بِذَلِكَ‏.‏

    Sehl şöyle dedi: Ebû Üseyd es-Sâidî düğününde Peygamber'i ve ashabını davet etti. Onlara yemeği hazırlayan ve önlerine koyan, karısı Ümmü Üseyd'den başkası değildi. Geceden taş bir kabın içinde hurma ıslatmıştı. Peygamber yemeğini bitirince onu ezip suyunu ona ikram etti.

    Bâb başlığı fıkhî bir konu koyar; rivayetin kendisi bir düğün gününü anlatır. Kaydedilen şey şudur: yemeği ev sahibinin eşi hazırlamış ve içeceği kendisi sunmuştur. İkram, geceden suda bekletilmiş hurmadır — dönemin en yaygın içeceği. Rivayet bir görev dağılımı bildirmez, olanı aktarır.

    Sahih hadisBuhârî, Nikâh 77

  19. حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كُنَّا نَتَّقِي الْكَلاَمَ وَالاِنْبِسَاطَ إِلَى نِسَائِنَا عَلَى عَهْدِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم هَيْبَةَ أَنْ يُنْزَلَ فِينَا شَىْءٌ فَلَمَّا تُوُفِّيَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم تَكَلَّمْنَا وَانْبَسَطْنَا‏.‏

    İbn Ömer şöyle dedi: Peygamber zamanında, hakkımızda bir şey inmesinden çekinerek hanımlarımıza karşı söz söylemekten ve serbest davranmaktan sakınırdık. Peygamber vefat edince konuştuk ve serbest davrandık.

    Söz İbn Ömer'in kendi sözüdür ve bir hüküm bildirmez; vahyin indiği dönemin havasını anlatır. Anlattığı şey de şudur: ev içindeki konuşma ve davranış, hakkında âyet inebilecek bir alandı. Buhârî rivayeti kadınlara iyi davranmanın tavsiye edildiği bâbda nakleder — yani bâb başlığı ile rivayetin lafzı aynı şey değildir.

    Sahih hadisBuhârî, Nikâh 80

  20. حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كَانَ الْحَبَشُ يَلْعَبُونَ بِحِرَابِهِمْ، فَسَتَرَنِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَنَا أَنْظُرُ، فَمَا زِلْتُ أَنْظُرُ حَتَّى كُنْتُ أَنَا أَنْصَرِفُ فَاقْدُرُوا قَدْرَ الْجَارِيَةِ الْحَدِيثَةِ السِّنِّ تَسْمَعُ اللَّهْوَ‏.‏

    Âişe şöyle dedi: Habeşliler mızraklarıyla oyun oynuyorlardı; Allah Resûlü beni perdeledi, ben de seyrediyordum. Ben kendiliğimden ayrılıncaya kadar seyretmeyi sürdürdüm. Artık eğlenceye kulak veren genç yaştaki bir kızın ne kadar durabileceğini siz düşünün.

    Rivayetin kaydettiği ölçü süredir: ayrılan taraf o olmuştur. Son cümle Âişe'nin kendi ilâvesidir, hadisin devamı değil — ne kadar uzun durduğunu okuyana kendi ifadesiyle anlatır. Buhârî rivayeti aile ile güzel geçim bâbında nakleder.

    Sahih hadisBuhârî, Nikâh 83

  21. حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا مُوسَى بْنُ عُقْبَةَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ كُلُّكُمْ رَاعٍ، وَكُلُّكُمْ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ، وَالأَمِيرُ رَاعٍ، وَالرَّجُلُ رَاعٍ عَلَى أَهْلِ بَيْتِهِ، وَالْمَرْأَةُ رَاعِيَةٌ عَلَى بَيْتِ زَوْجِهَا وَوَلَدِهِ، فَكُلُّكُمْ رَاعٍ وَكُلُّكُمْ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ ‏"‏‏.‏

    İbn Ömer'den: Peygamber şöyle buyurdu: Hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüğünden sorumludur. Emîr çobandır. Erkek, ev halkı üzerinde çobandır. Kadın, kocasının evi ve çocuğu üzerinde çobandır. Öyleyse hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüğünden sorumlusunuz.

    Cümlede yetkiden değil, sorulacak olmaktan söz edilir: sayılan her madde "sorumludur" ile kapanır ve söz bu yüklemle başlayıp onunla biter. Sayılanlar dönemin toplumsal yapısındaki alanlardır; rivayetin başka bir nakli listeye o düzene ait bir madde daha ekler. "Râî" kelimesi sözlükte sürüyü güden demektir.

    Sahih hadisBuhârî, Nikâh 90

  22. حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ، عَنْ يَحْيَى، عَنْ عُبَيْدِ بْنِ حُنَيْنٍ، سَمِعَ ابْنَ عَبَّاسٍ، عَنْ عُمَرَ ـ رضى الله عنهم ـ دَخَلَ عَلَى حَفْصَةَ فَقَالَ يَا بُنَيَّةِ لاَ يَغُرَّنَّكِ هَذِهِ الَّتِي أَعْجَبَهَا حُسْنُهَا حُبُّ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِيَّاهَا ـ يُرِيدُ عَائِشَةَ ـ فَقَصَصْتُ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَتَبَسَّمَ‏.‏

    Ömer'den: Hafsa'nın yanına girdi ve, "Kızım! Güzelliği ve Allah Resûlü'nün ona olan sevgisi kendini beğendirmiş olan şu kadın seni aldatmasın" dedi — Âişe'yi kastediyordu. Ömer der ki: Sonra bunu Allah Resûlü'ne anlattım; o da gülümsedi.

    Sahne bir ev içi konuşmasıdır: bir baba kızını uyarır, sonra söylediğini kendisi Peygamber'e aktarır. Cevap tek bir davranıştır — gülümseme. Ne onay ne azar vardır; rivayet bunu olduğu gibi kaydeder. Aktaranın Ömer olduğu isnâdda bellidir; "bunu anlattım" diyen odur. Buhârî bâb başlığında konuyu sevginin eşit dağılmamasına bağlar, metnin kendisi bir kural koymaz.

    Sahih hadisBuhârî, Nikâh 105

  23. حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ فَاطِمَةَ، عَنْ أَسْمَاءَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏ حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ هِشَامٍ، حَدَّثَتْنِي فَاطِمَةُ، عَنْ أَسْمَاءَ، أَنَّ امْرَأَةً، قَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ لِي ضَرَّةً، فَهَلْ عَلَىَّ جُنَاحٌ إِنْ تَشَبَّعْتُ مِنْ زَوْجِي غَيْرَ الَّذِي يُعْطِينِي فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ الْمُتَشَبِّعُ بِمَا لَمْ يُعْطَ كَلاَبِسِ ثَوْبَىْ زُورٍ ‏"‏‏.‏

    Esmâ'dan: Bir kadın, "Ey Allah'ın Resûlü! Benim bir kumam var. Kocamın bana vermediği bir şeyi vermiş gibi göstersem bana bir günah olur mu?" diye sordu. Allah Resûlü, "Kendisine verilmeyenle doymuş görünen, iki yalan elbise giymiş gibidir" buyurdu.

    Soru bir rekabetten doğar: "darra" sözlükte kuma, aynı erkekle evli öteki kadın demektir. Cevap soruyu aşar ve ölçüyü davranışa koyar — elinde olmayanı varmış gibi göstermek. "İki yalan elbise" Arapçada bir deyimdir; klasik şerhlerde, ödünç kıyafet giyip kendini o kıyafetin sahiplerinden biri gibi gösteren kişiye benzetilerek açıklanır. Sorunun hükmî karşılığı — günah olup olmadığı — fıkıh kaynaklarının konusudur; burada aktarılan sözün kendisidir. Rivayet iki ayrı isnâdla nakledilir.

    Sahih hadisBuhârî, Nikâh 106

  24. حَدَّثَنِي أَحْمَدُ بْنُ أَبِي رَجَاءٍ، حَدَّثَنَا النَّضْرُ، عَنْ هِشَامٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبِي، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّهَا قَالَتْ مَا غِرْتُ عَلَى امْرَأَةٍ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَمَا غِرْتُ عَلَى خَدِيجَةَ، لِكَثْرَةِ ذِكْرِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِيَّاهَا وَثَنَائِهِ عَلَيْهَا، وَقَدْ أُوحِيَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ يُبَشِّرَهَا بِبَيْتٍ لَهَا فِي الْجَنَّةِ مِنْ قَصَبٍ‏.‏

    Âişe şöyle dedi: Allah Resûlü'nün hanımlarından hiçbirini, Hatice'yi kıskandığım kadar kıskanmadım — Allah Resûlü onu çok andığı ve çok övdüğü için. Ona, cennette kasabdan bir ev müjdelemesi vahyedilmişti.

    Âişe, Hatice'yi hiç görmemiştir; Hatice ondan önce vefat etmişti. Kıskançlığın sebebi de rivayette söylenir: sürekli anılması ve övülmesi. Rivayet bu duyguyu ne över ne kınar, olduğu gibi kaydeder. Metindeki "kasab" sözlükte kamış demektir; klasik kaynaklarda burada içi oyulmuş inci diye açıklanmıştır.

    Sahih hadisBuhârî, Nikâh 109

  25. حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنِ الْمِسْوَرِ بْنِ مَخْرَمَةَ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ وَهْوَ عَلَى الْمِنْبَرِ ‏ "‏ إِنَّ بَنِي هِشَامِ بْنِ الْمُغِيرَةِ اسْتَأْذَنُوا فِي أَنْ يُنْكِحُوا ابْنَتَهُمْ عَلِيَّ بْنَ أَبِي طَالِبٍ فَلاَ آذَنُ، ثُمَّ لاَ آذَنُ، ثُمَّ لاَ آذَنُ، إِلاَّ أَنْ يُرِيدَ ابْنُ أَبِي طَالِبٍ أَنْ يُطَلِّقَ ابْنَتِي وَيَنْكِحَ ابْنَتَهُمْ، فَإِنَّمَا هِيَ بَضْعَةٌ مِنِّي، يُرِيبُنِي مَا أَرَابَهَا وَيُؤْذِينِي مَا آذَاهَا ‏"‏‏.‏ هَكَذَا قَالَ‏.‏

    Misver b. Mahreme şöyle dedi: Allah Resûlü'nü minberde şöyle derken işittim: Hişâm b. Mugîre oğulları, kızlarını Ali b. Ebî Tâlib ile evlendirmek için izin istediler; izin vermiyorum, sonra izin vermiyorum, sonra izin vermiyorum — meğer ki Ebû Tâlib'in oğlu kızımı boşayıp onların kızıyla evlenmek istesin. O benden bir parçadır; onu tedirgin eden beni tedirgin eder, ona eziyet veren bana eziyet verir. Râvi sözünü, "İşte böyle dedi" diye bitirir.

    Söz belirli bir teklife ve belirli kişilere söylenmiştir; konuşan, kızı için konuşan bir babadır. Rivayette kızının adı geçmez; kastedilen Fâtıma'dır. Üç kez tekrarlanan "izin vermiyorum" metnin kendi vurgusudur. "Bad'a" sözlükte bir bütünden kopmuş parça demektir. Cümledeki boşama ihtimali bir hüküm beyanı değil, teklifin karşısına konan şarttır; evliliğin hükmî tarafı fıkıh kaynaklarına aittir. Sondaki "işte böyle dedi", râvinin duyduğu lafzı değiştirmediğini belirtme kaydıdır.

    Sahih hadisBuhârî, Nikâh 109

  26. حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مُقَاتِلٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا عَاصِمُ بْنُ سُلَيْمَانَ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، أَنَّهُ سَمِعَ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِذَا أَطَالَ أَحَدُكُمُ الْغَيْبَةَ فَلاَ يَطْرُقْ أَهْلَهُ لَيْلاً ‏"‏‏.‏

    Câbir b. Abdullah'tan: Allah Resûlü şöyle buyurdu: Biriniz uzun süre uzakta kaldıysa ailesinin yanına gece ansızın girmesin.

    Rivayetin lafzında gerekçe yoktur; gerekçeyi bâb başlığında Buhârî yazar — habersiz gelen kişi ev halkını hazırlıksız yakalar ya da onların kusurunu arıyor duruma düşer. Başlık Buhârî'nin okumasıdır, hadisin parçası değil. Sözün dokunduğu yer bir güven meselesidir: dönüşün haber verilmesi.

    Sahih hadisBuhârî, Nikâh 121

  27. حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سَيَّارٍ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ إِذَا دَخَلْتَ لَيْلاً فَلاَ تَدْخُلْ عَلَى أَهْلِكَ حَتَّى تَسْتَحِدَّ الْمُغِيبَةُ وَتَمْتَشِطَ الشَّعِثَةُ ‏"‏‏.‏ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ فَعَلَيْكَ بِالْكَيْسِ الْكَيْسِ ‏"‏‏.‏ تَابَعَهُ عُبَيْدُ اللَّهِ عَنْ وَهْبٍ عَنْ جَابِرٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي الْكَيْسِ‏.‏

    Câbir b. Abdullah'tan: Peygamber şöyle buyurdu: Gece döndüğünde, kocası uzun süredir uzakta olan hanım hazırlanıncaya ve saçı dağınık olan taranıncaya kadar ailenin yanına girme. Allah Resûlü ayrıca, "Sana düşen, akıllı davranmak, akıllı davranmaktır" buyurdu.

    Bu rivayet bir öncekiyle aynı sahabîden gelir; Buhârî ikisini ayrı bâblara koymuş ve bu ikincisine "çocuk istemek" başlığını vermiştir. Başlığı çıkardığı yer sondaki "keys" kelimesidir: sözlükte akıllılık, işini iyi görmek demektir. Yani başlık bir konu etiketi değil, Buhârî'nin bir okumasıdır — rivayetin lafzında çocuk geçmez.

    Sahih hadisBuhârî, Nikâh 122

Hadislerin Arapça metni klasik hadis kaynaklarındandır. Türkçe anlam bu sitenin kendi metnidir ve basılı bir tercümenin yerini tutmaz; esas olan Arapça metindir.

Bu sayfa ne yapar, ne yapmaz

Buradaki rivayetler yedinci yüzyıl Medine'sinde, belirli kişilere ve belirli durumlara söylenmiştir. Bir düğüne gidilmiş, bir soru sorulmuş, bir sahabî kendi hâlini anlatmıştır. Sayfa bunları bugünün aile hayatı için bağlayıcı bir davranış listesi gibi sunmaz.

Yapılan iş üç adımdır: Arapça metin kaynağındaki hâliyle verilir, Türkçe anlamı yazılır, sözün söylendiği bağlam notta belirtilir. Bir rivayetten hüküm çıkarmak — neyin farz, neyin sünnet, neyin âdet olduğunu söylemek — fıkıh kaynaklarının işidir ve bu sayfanın kapsamı dışındadır.

Bu ayrım özellikle eşler arası ilişkiye dair rivayetlerde önemlidir. Sayfa "kadın şöyle yapmalıdır, erkek şöyle yapmalıdır" biçiminde bir cümle kurmaz; rivayetin ne dediğini aktarır, dönemin toplumsal düzenine ait olan yerleri de gizlemez.

Bir rivayet sonradan çıkarıldı: düğünden dönen kadın ve çocuklara söylenen "sizler bana insanların en sevdiklerindensiniz" sözü bu bölümde de nakledilir, ama muhatabı ensâr olduğu ve daha tam nüshası orada bulunduğu için Medine ve ensâr hadisleri sayfasında durur.

Bâb başlığı ile hadis metni aynı şey değildir

Sahîh-i Buhârî bâblara bölünmüştür ve her bâbın bir başlığı vardır. Bu başlıklar konu etiketi değildir; Buhârî'nin o rivayetten çıkardığı fıkhî sonucu bildirir. Bu yüzden başlık ile metin bazen örtüşmez ve bu bir tutarsızlık değildir.

Dört örnek sayfada duruyor. Uzun süre uzakta kalan kişinin eve gece ansızın girmemesini bildiren rivayetin lafzında hiçbir gerekçe yoktur; gerekçeyi — ev halkını hazırlıksız yakalamak ya da kusur aramak — bâb başlığında Buhârî yazar. Aynı sahabîden gelen ikinci rivayete ise "çocuk istemek" başlığı konmuştur; oysa metinde çocuk geçmez, sondaki "keys" kelimesi böyle okunmuştur. Üçüncüsü rüya rivayetidir: başlık "evlenmeden önce bakmak"tır, metinde geçen bakma ise uykuda görülen bir rüyadadır. Dördüncüsü, başlığı darda kalmış kişinin evlendirilmesine dair olan bâbdır; altındaki metin sefere çıkan gençlerin sorduğu bambaşka bir soruyu kaydeder.

Her hadisin altında bâb numarası verilmiştir. Numaralar Sahîh-i Buhârî'nin 67. kitâbı olan Kitâbü'n-Nikâh'a aittir.

Bu hadisler nasıl seçildi

Havuz Kitâbü'n-Nikâh'ın tamamıydı. Seçim ölçütü şuydu: rivayet aile hayatına dair bir davranışı, bir sözü ya da bir sahneyi kaydetmeli ve kısa bir notla bağlamı kurulabilmeli.

Alınmayanlar bir liste hâlinde sayılabilir: nikâh akdinin usulü, mehir hesabı, evlenilmesi yasak dereceler, süt akrabalığı, boşanma, çok eşlilikle ilgili hükümler, kölelik dönemine ait maddeler ve mahremiyet fıkhı. Bunların hepsi fıkıh konusudur ve bir hadis tema sayfasında karşılanamaz. Ayrıca kısa bir notla anlatılamayacak kadar ağır bağlam taşıyan, bugünün okuruna eksik aktarıldığında zarar verebilecek rivayetler de alınmadı — kaburga benzetmesi, cehennem halkının çoğunluğuna dair rivayet ve kadınların fitne olarak anıldığı rivayet bu sebeple dışarıda kaldı.

Bir rivayet sırf bölümde geçtiği için sayfaya girmedi: örneğin Allah'ın gayreti hakkındaki hadis Nikâh bölümünde de nakledilir ama konusu tevhîddir ve zaten tevhîd sayfasında durmaktadır. Amelin niyete göre olduğunu bildiren meşhur rivayet de öyledir: bu bölümde bir bâb başlığı gereği nakledilir, evlilik ise metinde sayılan örneklerden yalnız biridir; rivayet iman hadisleri sayfasında durur. Aynı olayı anlatan birden fazla nakilden yalnız biri alındı; bu yüzden Abdurrahmân b. Avf'ın düğünü, Ebû Üseyd'in düğünü ve Câbir'in sefer dönüşü sayfada birer kez geçer. Bâb başlığının güvenli görünmesi metnin de güvenli olduğu anlamına gelmez: "nikâha teşvik", "malda denklik" ve "velî aynı zamanda tâlip ise" başlıklı bâbların altındaki metinler yetim kızın mehrine dairdir ve bu sebeple alınmadı. Sayı hedefi ölçütün önüne geçmedi — sayfa yirmi yedi hadiste kaldı.

Kur'an'ın evlilik ve aile hakkında ne söylediği bu sayfada tekrar edilmez; o bahis evlilik ve aile ayetleri sayfalarındadır ve aşağıdan bağlanmıştır.

Sık sorulan sorular

Buhârî'nin Nikâh bölümündeki bütün hadisler bu sayfada mı?

Hayır. Kitâbü'n-Nikâh yüzü aşkın bâbdan oluşur ve büyük bölümü fıkhîdir: nikâh akdi, mehir, evlenilmesi yasak dereceler, süt akrabalığı ve boşanma. Bu sayfaya aile hayatına dair davranış, söz ve sahneleri kaydeden yirmi yedi rivayet alınmıştır; hüküm bildiren bâblar alınmamıştır.

Bu hadisler bugünkü aile hayatı için bağlayıcı bir kural listesi midir?

Bu sayfa öyle sunmaz. Rivayetler belirli kişilere, belirli durumlarda söylenmiştir ve burada ne dendikleri kaynağıyla aktarılır. Bir rivayetin bugün nasıl uygulanacağı, neyin farz neyin âdet olduğu fıkıh kaynaklarının konusudur.

Hadis metninin altındaki numara nedir?

Sahîh-i Buhârî'nin Kitâbü'n-Nikâh bölümündeki bâb numarasıdır. Bâb başlıkları Buhârî'nin o rivayetten çıkardığı sonucu bildirir; bu yüzden başlık ile metin her zaman birebir örtüşmez.

Kaynaklar

  • Sahih hadis
    Buhârî, Nikâh — Sayfadaki yirmi yedi hadisin tamamı Sahîh-i Buhârî'nin 67. kitâbı olan Kitâbü'n-Nikâh'tandır; bâb numaraları hadislerin altında verilmiştir.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Nikâh 15 — Evlenirken bakılan dört ölçüyü sayan rivayet.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Nikâh 72 — Düğün yemeğinde zengin-fakir ayrımı ve davete icabet.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Nikâh 83 — Aile ile güzel geçim bâbı.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Nikâh 90 — Evin sorumluluğunun paylaşılması — "hepiniz çobansınız" rivayeti.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Nikâh 63 — Düğünde neşe — Ensâr'ın âdetine yapılan atıf.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Nikâh 67 — Düğün yemeğinden sonra misafirin kalkma vakti.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Nikâh 106 — Elinde olmayanı varmış gibi göstermek.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Nikâh 109 — Babanın kızını savunması — "o benden bir parçadır".
  • Sahih hadis
    Buhârî, Nikâh 6 — Bedene kalıcı müdahale teklifinin reddi.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Nikâh 66 — Eve dönerken söylenen duâ.
  • Kur’an
    Rûm 30:21 — Evliliği huzur, sevgi ve merhametle tarif eden âyet; ayrıntısı evlilik ayetleri sayfasındadır.
  • Kur’an
    Tahrîm 66:6 — Kitâbü'n-Nikâh'ta bir bâb başlığı olarak geçen âyet.

Son güncelleme: