Tevhîd ile İlgili Hadisler
Buhârî Sahîh'inde Allah'ın birliği, isimleri ve sıfatlarına ayrı bir bölüm ayırır: Kitâbü't-Tevhîd. Aşağıdaki otuz dokuz hadis bu bölümden seçilmiştir — tevhîde çağrının önceliği, Allah'ın isimleriyle dua ve sığınma, rahmetin gazabı aşması, isimlerin sayısı ve bölümün ikinci yarısını kaplayan Allah'ın kelâmı bahsi.
Hadisler
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي حَصِينٍ، وَالأَشْعَثِ بْنِ سُلَيْمٍ، سَمِعَا الأَسْوَدَ بْنَ هِلاَلٍ، عَنْ مُعَاذِ بْنِ جَبَلٍ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " يَا مُعَاذُ أَتَدْرِي مَا حَقُّ اللَّهِ عَلَى الْعِبَادِ ". قَالَ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ. قَالَ " أَنْ يَعْبُدُوهُ وَلاَ يُشْرِكُوا بِهِ شَيْئًا، أَتَدْرِي مَا حَقُّهُمْ عَلَيْهِ ". قَالَ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ. قَالَ " أَنْ لاَ يُعَذِّبَهُمْ ".
Peygamber, "Ey Muâz! Allah'ın kullar üzerindeki hakkı nedir, bilir misin?" diye sordu. Muâz, "Allah ve Resûlü daha iyi bilir" dedi. Peygamber, "Kendisine kulluk etmeleri ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmamalarıdır" buyurdu. Sonra, "Peki kulların O'nun üzerindeki hakkı nedir, bilir misin?" diye sordu. Muâz yine, "Allah ve Resûlü daha iyi bilir" dedi. Peygamber, "Onlara azap etmemesidir" buyurdu.
Hadiste geçen "kulların Allah üzerindeki hakkı" ifadesi klasik şerhlerde ayrıca ele alınmış ve farklı biçimlerde açıklanmıştır; rivayetin kendisi bir açıklama getirmez.
Sahih hadisBuhârî, Tevhîd 1
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، حَدَّثَنَا عَمْرٌو، عَنِ ابْنِ أَبِي هِلاَلٍ، أَنَّ أَبَا الرِّجَالِ، مُحَمَّدَ بْنَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ حَدَّثَهُ عَنْ أُمِّهِ، عَمْرَةَ بِنْتِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ وَكَانَتْ فِي حَجْرِ عَائِشَةَ زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم عَنْ عَائِشَةَ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم بَعَثَ رَجُلاً عَلَى سَرِيَّةٍ، وَكَانَ يَقْرَأُ لأَصْحَابِهِ فِي صَلاَتِهِ فَيَخْتِمُ بِ ـ {قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ} فَلَمَّا رَجَعُوا ذَكَرُوا ذَلِكَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " سَلُوهُ لأَىِّ شَىْءٍ يَصْنَعُ ذَلِكَ ". فَسَأَلُوهُ فَقَالَ لأَنَّهَا صِفَةُ الرَّحْمَنِ، وَأَنَا أُحِبُّ أَنْ أَقْرَأَ بِهَا. فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " أَخْبِرُوهُ أَنَّ اللَّهَ يُحِبُّهُ ".
Peygamber bir seriyyenin başına bir adam göndermişti. Bu kişi arkadaşlarına namaz kıldırırken kıraatini hep "Kul hüvallâhü ehad" ile bitiriyordu. Döndüklerinde bunu Peygamber'e anlattılar. Peygamber, "Ona sorun bakalım, niçin böyle yapıyor?" buyurdu. Sordular; adam, "Çünkü o, Rahmân'ın sıfatıdır; ben onu okumayı seviyorum" dedi. Bunun üzerine Peygamber, "Ona bildirin ki Allah da onu seviyor" buyurdu.
Adamın gerekçesi doğrudan içerikle ilgilidir: sûre Allah'ın nasıl bir varlık olduğunu anlatır. Rivayette er-Rahmân ismi bu bağlamda geçer.
Sahih hadisBuhârî, Tevhîd 1
حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، عَنْ أَبِي حَمْزَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنْ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ السُّلَمِيِّ، عَنْ أَبِي مُوسَى الأَشْعَرِيِّ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مَا أَحَدٌ أَصْبَرُ عَلَى أَذًى سَمِعَهُ مِنَ اللَّهِ، يَدَّعُونَ لَهُ الْوَلَدَ، ثُمَّ يُعَافِيهِمْ وَيَرْزُقُهُمْ .
İşittiği incitici söze Allah'tan daha çok sabreden hiç kimse yoktur: O'na çocuk isnat ediyorlar; O ise sonra yine onlara âfiyet veriyor ve onları rızıklandırıyor.
Rivayet iki şeyi bir arada anar: incitilmeye rağmen verilmenin sürmesi. es-Sabûr ve er-Rezzâk isimlerinin anlam alanı burada birleşir.
Sahih hadisBuhârî, Tevhîd 3
حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ مَخْلَدٍ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ بِلاَلٍ، حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ دِينَارٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ مَفَاتِيحُ الْغَيْبِ خَمْسٌ لاَ يَعْلَمُهَا إِلاَّ اللَّهُ، لاَ يَعْلَمُ مَا تَغِيضُ الأَرْحَامُ إِلاَّ اللَّهُ، وَلاَ يَعْلَمُ مَا فِي غَدٍ إِلاَّ اللَّهُ، وَلاَ يَعْلَمُ مَتَى يَأْتِي الْمَطَرُ أَحَدٌ إِلاَّ اللَّهُ، وَلاَ تَدْرِي نَفْسٌ بِأَىِّ أَرْضٍ تَمُوتُ إِلاَّ اللَّهُ، وَلاَ يَعْلَمُ مَتَى تَقُومُ السَّاعَةُ إِلاَّ اللَّهُ .
Gaybın anahtarları beştir; onları Allah'tan başkası bilmez. Rahimlerin ne eksilttiğini Allah'tan başkası bilmez. Yarın ne olacağını Allah'tan başkası bilmez. Yağmurun ne zaman geleceğini Allah'tan başka kimse bilmez. Hiç kimse hangi toprakta öleceğini bilmez; bunu ancak Allah bilir. Kıyametin ne zaman kopacağını da Allah'tan başkası bilmez.
Beş maddenin tamamı Lokmân 31:34 ile örtüşür. Hadis bir bilgi sınırı çizer: gayb bilgisi Allah'a mahsustur ve paylaşılmaz.
Sahih hadisBuhârî, Tevhîd 4
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، حَدَّثَنَا مُغِيرَةُ، حَدَّثَنَا شَقِيقُ بْنُ سَلَمَةَ، قَالَ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ كُنَّا نُصَلِّي خَلْفَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَنَقُولُ السَّلاَمُ عَلَى اللَّهِ. فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِنَّ اللَّهَ هُوَ السَّلاَمُ وَلَكِنْ قُولُوا التَّحِيَّاتُ لِلَّهِ وَالصَّلَوَاتُ وَالطَّيِّبَاتُ، السَّلاَمُ عَلَيْكَ أَيُّهَا النَّبِيُّ وَرَحْمَةُ اللَّهِ وَبَرَكَاتُهُ، السَّلاَمُ عَلَيْنَا وَعَلَى عِبَادِ اللَّهِ الصَّالِحِينَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ .
Abdullah şöyle dedi: Peygamber'in arkasında namaz kılarken "Selâm Allah'ın üzerine olsun" derdik. Bunun üzerine Peygamber şöyle buyurdu: Allah'ın kendisi es-Selâm'dır. Siz şöyle deyin: Bütün tahiyyeler, salâtlar ve temiz şeyler Allah'ındır. Ey Peygamber! Selâm, Allah'ın rahmeti ve bereketleri senin üzerine olsun. Selâm bizim üzerimize ve Allah'ın sâlih kullarının üzerine olsun. Şehadet ederim ki Allah'tan başka ilâh yoktur ve şehadet ederim ki Muhammed O'nun kulu ve elçisidir.
Düzeltme tam olarak isim üzerinedir: es-Selâm Allah'ın ismi olduğu için O'na selâm dilenmez. Namazda okunan Tahiyyât metninin kaynağı bu rivayettir.
Sahih hadisBuhârî, Tevhîd 5
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَعِيدٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ يَقْبِضُ اللَّهُ الأَرْضَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، وَيَطْوِي السَّمَاءَ بِيَمِينِهِ ثُمَّ يَقُولُ أَنَا الْمَلِكُ أَيْنَ مُلُوكُ الأَرْضِ . وَقَالَ شُعَيْبٌ وَالزُّبَيْدِيُّ وَابْنُ مُسَافِرٍ وَإِسْحَاقُ بْنُ يَحْيَى عَنِ الزُّهْرِيِّ عَنْ أَبِي سَلَمَةَ.
Allah kıyamet günü yeri avucuna alır, göğü de sağıyla dürer; sonra "Melik benim; nerede yeryüzünün kralları?" buyurur.
el-Melik ismi burada karşılaştırmalı olarak geçer: mülk iddiasında bulunanların karşısında tek gerçek sahip. Rivayetteki "sağıyla" gibi ifadeler haberî sıfatlardandır ve klasik kaynaklarda farklı yorumlanmıştır.
Sahih hadisBuhârî, Tevhîd 6
حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، حَدَّثَنَا حُسَيْنٌ الْمُعَلِّمُ، حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ بُرَيْدَةَ، عَنْ يَحْيَى بْنِ يَعْمَرَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَقُولُ أَعُوذُ بِعِزَّتِكَ الَّذِي لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ، الَّذِي لاَ يَمُوتُ وَالْجِنُّ وَالإِنْسُ يَمُوتُونَ .
Peygamber şöyle derdi: Kendisinden başka ilâh bulunmayan, cinler ve insanlar ölürken ölmeyen izzetine sığınırım.
Cümledeki karşıtlık tevhîd bahsinin merkezindedir: ölen varlıklar ile ölmeyen. el-Azîz ve el-Hayy isimlerinin anlamı burada bir arada görünür.
Sahih hadisBuhârî, Tevhîd 7
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ أَبِي عُثْمَانَ، عَنْ أَبِي مُوسَى، قَالَ كُنَّا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي سَفَرٍ فَكُنَّا إِذَا عَلَوْنَا كَبَّرْنَا فَقَالَ " ارْبَعُوا عَلَى أَنْفُسِكُمْ، فَإِنَّكُمْ لاَ تَدْعُونَ أَصَمَّ وَلاَ غَائِبًا، تَدْعُونَ سَمِيعًا بَصِيرًا قَرِيبًا ". ثُمَّ أَتَى عَلَىَّ وَأَنَا أَقُولُ فِي نَفْسِي لاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ إِلاَّ بِاللَّهِ. فَقَالَ لِي " يَا عَبْدَ اللَّهِ بْنَ قَيْسٍ قُلْ لاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ إِلاَّ بِاللَّهِ. فَإِنَّهَا كَنْزٌ مِنْ كُنُوزِ الْجَنَّةِ ". أَوْ قَالَ أَلاَ أَدُلُّكَ بِهِ.
Bir yolculukta Peygamber'le birlikteydik. Bir yükseltiye çıktığımızda yüksek sesle tekbir getiriyorduk. Peygamber, "Kendinize acıyın! Siz sağır ya da uzakta olan birine seslenmiyorsunuz; işiten, gören ve yakın olana dua ediyorsunuz" buyurdu. Sonra ben içimden "Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh" derken yanıma geldi ve bana, "Ey Abdullah b. Kays! 'Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh' de; çünkü o, cennet hazinelerinden bir hazinedir" buyurdu.
es-Semî' ve el-Basîr isimleri burada bir davranış ölçüsüyle birlikte verilir: duanın işitilmesi için sesin yükseltilmesi gerekmez.
Sahih hadisBuhârî, Tevhîd 9
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، حَدَّثَنِي عُرْوَةُ، أَنَّ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ حَدَّثَتْهُ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ جِبْرِيلَ عَلَيْهِ السَّلاَمُ نَادَانِي قَالَ إِنَّ اللَّهَ قَدْ سَمِعَ قَوْلَ قَوْمِكَ وَمَا رَدُّوا عَلَيْكَ ".
Peygamber şöyle buyurdu: Cibrîl bana seslenip dedi ki: Allah, kavminin söylediğini ve sana verdikleri karşılığı işitti.
Bâb başlığı Nisâ 4:58'deki "Allah işitendir, görendir" âyetidir. Rivayette işitilen bir dua değil, Peygamber'e söylenen sözdür: es-Semî' isminin kapsamı lehte olanla aleyhte olanı ayırmaz.
Sahih hadisBuhârî, Tevhîd 9
حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْمُنْذِرِ، حَدَّثَنَا مَعْنُ بْنُ عِيسَى، حَدَّثَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبِي الْمَوَالِي، قَالَ سَمِعْتُ مُحَمَّدَ بْنَ الْمُنْكَدِرِ، يُحَدِّثُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ الْحَسَنِ يَقُولُ أَخْبَرَنِي جَابِرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ السَّلَمِيُّ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُعَلِّمُ أَصْحَابَهُ الاِسْتِخَارَةَ فِي الأُمُورِ كُلِّهَا، كَمَا يُعَلِّمُ السُّورَةَ مِنَ الْقُرْآنِ يَقُولُ إِذَا هَمَّ أَحَدُكُمْ بِالأَمْرِ فَلْيَرْكَعْ رَكْعَتَيْنِ مِنْ غَيْرِ الْفَرِيضَةِ ثُمَّ لِيَقُلِ اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْتَخِيرُكَ بِعِلْمِكَ، وَأَسْتَقْدِرُكَ بِقُدْرَتِكَ، وَأَسْأَلُكَ مِنْ فَضْلِكَ، فَإِنَّكَ تَقْدِرُ وَلاَ أَقْدِرُ، وَتَعْلَمُ وَلاَ أَعْلَمُ، وَأَنْتَ عَلاَّمُ الْغُيُوبِ، اللَّهُمَّ فَإِنْ كُنْتَ تَعْلَمُ هَذَا الأَمْرَ ـ ثُمَّ تُسَمِّيهِ بِعَيْنِهِ ـ خَيْرًا لِي فِي عَاجِلِ أَمْرِي وَآجِلِهِ ـ قَالَ أَوْ فِي دِينِي وَمَعَاشِي وَعَاقِبَةِ أَمْرِي ـ فَاقْدُرْهُ لِي، وَيَسِّرْهُ لِي، ثُمَّ بَارِكْ لِي فِيهِ، اللَّهُمَّ وَإِنْ كُنْتَ تَعْلَمُ أَنَّهُ شَرٌّ لِي فِي دِينِي وَمَعَاشِي وَعَاقِبَةِ أَمْرِي ـ أَوْ قَالَ فِي عَاجِلِ أَمْرِي وَآجِلِهِ ـ فَاصْرِفْنِي عَنْهُ، وَاقْدُرْ لِيَ الْخَيْرَ حَيْثُ كَانَ، ثُمَّ رَضِّنِي بِهِ .
Allah Resûlü, Kur'an'dan bir sûre öğretir gibi ashabına her iş için istihâreyi öğretirdi. Şöyle derdi: Biriniz bir işe niyetlendiğinde farz dışında iki rekât namaz kılsın, sonra şöyle desin: Allahım! Senin ilminle senden hayırlısını diliyorum, senin kudretinle senden güç istiyorum ve senin lütfundan istiyorum. Çünkü sen güç yetirirsin, ben yetiremem; sen bilirsin, ben bilmem. Gaybları bilen sensin. Allahım! Eğer bu işin — kişi burada işini adıyla anar — benim için dinimde, geçimimde ve işimin sonunda hayırlı olduğunu biliyorsan onu bana takdir et, onu bana kolaylaştır, sonra onu bana bereketli kıl. Allahım! Eğer bu işin benim için dinimde, geçimimde ve işimin sonunda kötü olduğunu biliyorsan beni ondan çevir, hayır nerede ise onu bana takdir et; sonra beni ona razı eyle.
Dua, Allah'ın ilmi ve kudreti ile kulun bilgisizliği ve güçsüzlüğünü karşı karşıya koyar. Belirli bir sonuç istenmez; "hayır nerede ise onu takdir et" denir. Râvi rivayette "işimin şimdisi ve geleceği" lafzını da nakleder.
Sahih hadisBuhârî, Tevhîd 10
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ إِنَّ لِلَّهِ تِسْعَةً وَتِسْعِينَ اسْمًا مِائَةً إِلاَّ وَاحِدًا، مَنْ أَحْصَاهَا دَخَلَ الْجَنَّةَ . {أَحْصَيْنَاهُ} حَفِظْنَاهُ.
Allah'ın doksan dokuz ismi vardır — yüzden bir eksik. Kim onları ihsâ ederse cennete girer. Rivayetin sonundaki açıklama kaynağın kendisine aittir: âyette geçen "ahsaynâhu" kelimesi "onu belledik" demektir.
İsimler bu rivayette tek tek sayılmaz. "İhsâ" kelimesinin anlamı klasik kaynaklarda farklı açıklanmıştır: ezberleme, sayma, anlamını kavrama ve gereğince davranma açıklamaları yapılmıştır.
Sahih hadisBuhârî, Tevhîd 12
حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ إِذَا جَاءَ أَحَدُكُمْ فِرَاشَهُ فَلْيَنْفُضْهُ بِصَنِفَةِ ثَوْبِهِ ثَلاَثَ مَرَّاتٍ، وَلْيَقُلْ بِاسْمِكَ رَبِّ وَضَعْتُ جَنْبِي وَبِكَ أَرْفَعُهُ، إِنْ أَمْسَكْتَ نَفْسِي فَاغْفِرْ لَهَا، وَإِنْ أَرْسَلْتَهَا فَاحْفَظْهَا بِمَا تَحْفَظُ بِهِ عِبَادَكَ الصَّالِحِينَ . تَابَعَهُ يَحْيَى وَبِشْرُ بْنُ الْمُفَضَّلِ عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ عَنْ سَعِيدٍ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم. وَزَادَ زُهَيْرٌ وَأَبُو ضَمْرَةَ وَإِسْمَاعِيلُ بْنُ زَكَرِيَّاءَ عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ عَنْ سَعِيدٍ عَنْ أَبِيهِ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم. وَرَوَاهُ ابْنُ عَجْلاَنَ عَنْ سَعِيدٍ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم.
Biriniz yatağına geldiğinde onu elbisesinin ucuyla üç kez silkelesin ve şöyle desin: Rabbim! Senin adınla yanımı yere koydum, seninle onu kaldırırım. Canımı alıkoyarsan onu bağışla; salıverirsen onu, sâlih kullarını koruduğun şeyle koru.
Dua Allah'ın adıyla başlar ve uykuyu, canın geçici olarak teslim edilmesi gibi anlatır. el-Hafîz isminin anlam alanıyla doğrudan bağlantılıdır.
Sahih hadisBuhârî, Tevhîd 13
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا وَرْقَاءُ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لاَ تَحْلِفُوا بِآبَائِكُمْ، وَمَنْ كَانَ حَالِفًا فَلْيَحْلِفْ بِاللَّهِ .
Babalarınız adına yemin etmeyin. Yemin edecek olan Allah adına yemin etsin.
Yemin, sözün doğruluğuna şahit tutma işidir; hadis bu şahitliği yalnız Allah adına bırakır. Buhârî rivayeti Allah'ın isimleriyle istemek ve sığınmak bâbında nakleder.
Sahih hadisBuhârî, Tevhîd 13
حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصِ بْنِ غِيَاثٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ شَقِيقٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ مَا مِنْ أَحَدٍ أَغْيَرُ مِنَ اللَّهِ، مِنْ أَجْلِ ذَلِكَ حَرَّمَ الْفَوَاحِشَ، وَمَا أَحَدٌ أَحَبَّ إِلَيْهِ الْمَدْحُ مِنَ اللَّهِ .
Allah'tan daha gayûr hiç kimse yoktur; bu sebeple çirkin işleri haram kılmıştır. Övülmeyi Allah'tan daha çok seven de hiç kimse yoktur.
Hadiste geçen "gayret" kelimesi sözlükte kıskanma ve koruma anlamı taşır; bu ifadenin Allah hakkında nasıl anlaşılacağı klasik kelâm kaynaklarında farklı yorumlanmıştır. Rivayet, haram kılmanın gerekçesini bu ifadeye bağlar.
Sahih hadisBuhârî, Tevhîd 15
حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، عَنْ أَبِي حَمْزَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ لَمَّا خَلَقَ اللَّهُ الْخَلْقَ كَتَبَ فِي كِتَابِهِ ـ هُوَ يَكْتُبُ عَلَى نَفْسِهِ، وَهْوَ وَضْعٌ عِنْدَهُ عَلَى الْعَرْشِ ـ إِنَّ رَحْمَتِي تَغْلِبُ غَضَبِي .
Allah mahlûkatı yarattığında kitabına — bunu kendi üzerine yazmaktadır ve o kitap arşın üzerinde O'nun katındadır — şunu yazdı: Rahmetim gazabımı aşar.
Cümle "kendi üzerine yazdı" diye kurulur: sınırı koyan başkası değildir. er-Rahmân ve er-Rahîm isimlerinin hadis tarafındaki en açık dayanaklarından biridir.
Sahih hadisBuhârî, Tevhîd 15
حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، سَمِعْتُ أَبَا صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ اللَّهُ تَعَالَى أَنَا عِنْدَ ظَنِّ عَبْدِي بِي، وَأَنَا مَعَهُ إِذَا ذَكَرَنِي، فَإِنْ ذَكَرَنِي فِي نَفْسِهِ ذَكَرْتُهُ فِي نَفْسِي، وَإِنْ ذَكَرَنِي فِي مَلأٍ ذَكَرْتُهُ فِي مَلأٍ خَيْرٍ مِنْهُمْ، وَإِنْ تَقَرَّبَ إِلَىَّ بِشِبْرٍ تَقَرَّبْتُ إِلَيْهِ ذِرَاعًا، وَإِنْ تَقَرَّبَ إِلَىَّ ذِرَاعًا تَقَرَّبْتُ إِلَيْهِ بَاعًا، وَإِنْ أَتَانِي يَمْشِي أَتَيْتُهُ هَرْوَلَةً .
Allah Teâlâ şöyle buyurur: Ben kulumun bana olan zannı üzereyim. Beni andığında onunla beraberim. Beni kendi içinde anarsa ben de onu kendi katımda anarım; bir topluluk içinde anarsa ben de onu onlardan daha hayırlı bir topluluk içinde anarım. Bana bir karış yaklaşırsa ben ona bir arşın yaklaşırım; bir arşın yaklaşırsa ben ona bir kulaç yaklaşırım; bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak gelirim.
Sözün Allah'a nispet edildiği, Peygamber'in aktardığı rivayet türündendir. Karış, arşın ve kulaç ölçüleri rivayetin kendi lafzıdır.
Sahih hadisBuhârî, Tevhîd 15
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ لَمَّا نَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةُ {قُلْ هُوَ الْقَادِرُ عَلَى أَنْ يَبْعَثَ عَلَيْكُمْ عَذَابًا مِنْ فَوْقِكُمْ} قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " أَعُوذُ بِوَجْهِكَ ". فَقَالَ {أَوْ مِنْ تَحْتِ أَرْجُلِكُمْ} فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " أَعُوذُ بِوَجْهِكَ ". قَالَ {أَوْ يَلْبِسَكُمْ شِيَعًا} فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " هَذَا أَيْسَرُ ".
Câbir b. Abdullah şöyle dedi: "De ki: O, size üstünüzden bir azap göndermeye gücü yetendir" âyeti indiğinde Peygamber, "Senin vechine sığınırım" dedi. "Yahut ayaklarınızın altından" buyrulunca yine, "Senin vechine sığınırım" dedi. "Yahut sizi gruplara ayırıp birbirinize düşürmeye" buyrulunca, "Bu daha hafiftir" dedi.
Âyet En'âm 6:65'tir. Sığınma "senin vechin" ifadesiyle kurulur; aynı kelime Kur'an'da da Allah'a nispetle geçer (Kasas 28:88, Rahmân 55:27). Bu tür haberî ifadelerin nasıl anlaşılacağı klasik kaynaklarda farklı yorumlanmıştır.
Sahih hadisBuhârî, Tevhîd 16
حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، أَخْبَرَنَا قَتَادَةُ، قَالَ سَمِعْتُ أَنَسًا ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ مَا بَعَثَ اللَّهُ مِنْ نَبِيٍّ إِلاَّ أَنْذَرَ قَوْمَهُ الأَعْوَرَ الْكَذَّابَ، إِنَّهُ أَعْوَرُ، وَإِنَّ رَبَّكُمْ لَيْسَ بِأَعْوَرَ، مَكْتُوبٌ بَيْنَ عَيْنَيْهِ كَافِرٌ .
Allah hiçbir peygamber göndermemiştir ki kavmini tek gözlü yalancıya karşı uyarmış olmasın. O tek gözlüdür; Rabbiniz ise tek gözlü değildir. Onun iki gözü arasında "kâfir" yazılıdır.
Cümlenin tevhîdle ilgisi olumsuzlamadadır: Allah hakkında eksiklik düşünülemez. Buhârî rivayeti Allah'a nispet edilen ifadelerin ele alındığı bâbda nakleder.
Sahih hadisBuhârî, Tevhîd 17
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ يَدُ اللَّهِ مَلأَى لاَ يَغِيضُهَا نَفَقَةٌ، سَحَّاءُ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ ـ وَقَالَ ـ أَرَأَيْتُمْ مَا أَنْفَقَ مُنْذُ خَلَقَ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضَ، فَإِنَّهُ لَمْ يَغِضْ مَا فِي يَدِهِ ـ وَقَالَ ـ عَرْشُهُ عَلَى الْمَاءِ وَبِيَدِهِ الأُخْرَى الْمِيزَانُ يَخْفِضُ وَيَرْفَعُ .
Allah'ın eli doludur; harcamak onu eksiltmez. Gece gündüz durmadan verir. Gördünüz mü, gökleri ve yeri yarattığından beri ne kadar harcadı; yine de elindeki eksilmedi. Arşı su üzerindeydi. Diğer elinde ise terazi vardır; alçaltır ve yükseltir.
Metnin verdiği ölçü açıktır: vermek azaltmaz. Rivayetteki "el" ifadesi haberî sıfatlardandır ve klasik kaynaklarda farklı yorumlanmıştır.
Sahih hadisBuhârî, Tevhîd 19
حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، عَنْ أَبِي حَمْزَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ جَامِعِ بْنِ شَدَّادٍ، عَنْ صَفْوَانَ بْنِ مُحْرِزٍ، عَنْ عِمْرَانَ بْنِ حُصَيْنٍ، قَالَ إِنِّي عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم إِذْ جَاءَهُ قَوْمٌ مِنْ بَنِي تَمِيمٍ فَقَالَ " اقْبَلُوا الْبُشْرَى يَا بَنِي تَمِيمٍ ". قَالُوا بَشَّرْتَنَا فَأَعْطِنَا. فَدَخَلَ نَاسٌ مِنْ أَهْلِ الْيَمَنِ فَقَالَ " اقْبَلُوا الْبُشْرَى يَا أَهْلَ الْيَمَنِ إِذْ لَمْ يَقْبَلْهَا بَنُو تَمِيمٍ ". قَالُوا قَبِلْنَا. جِئْنَاكَ لِنَتَفَقَّهَ فِي الدِّينِ وَلِنَسْأَلَكَ عَنْ أَوَّلِ هَذَا الأَمْرِ مَا كَانَ. قَالَ " كَانَ اللَّهُ وَلَمْ يَكُنْ شَىْءٌ قَبْلَهُ، وَكَانَ عَرْشُهُ عَلَى الْمَاءِ، ثُمَّ خَلَقَ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضَ، وَكَتَبَ فِي الذِّكْرِ كُلَّ شَىْءٍ ". ثُمَّ أَتَانِي رَجُلٌ فَقَالَ يَا عِمْرَانُ أَدْرِكْ نَاقَتَكَ فَقَدْ ذَهَبَتْ فَانْطَلَقْتُ أَطْلُبُهَا، فَإِذَا السَّرَابُ يَنْقَطِعُ دُونَهَا، وَايْمُ اللَّهِ لَوَدِدْتُ أَنَّهَا قَدْ ذَهَبَتْ وَلَمْ أَقُمْ.
İmrân b. Husayn şöyle dedi: Peygamber'in yanındaydım; Benî Temîm'den bir topluluk geldi. Peygamber, "Ey Benî Temîm! Müjdeyi kabul edin" buyurdu. Onlar, "Bizi müjdeledin; şimdi bir şey ver" dediler. Sonra Yemen halkından bazıları girdi. Peygamber, "Ey Yemen halkı! Benî Temîm kabul etmediğine göre siz müjdeyi kabul edin" buyurdu. Onlar, "Kabul ettik. Sana dinde derinleşmek ve bu işin başlangıcının ne olduğunu sormak için geldik" dediler. Peygamber şöyle buyurdu: Allah vardı ve O'ndan önce hiçbir şey yoktu. Arşı su üzerindeydi. Sonra gökleri ve yeri yarattı ve zikirde her şeyi yazdı. Sonra bana bir adam gelip "Ey İmrân! Devene yetiş, gitti" dedi; ben de aramaya gittim. Bir baktım ki serap onunla aramı kesiyor. Vallahi, keşke deve gitseydi de ben yerimden kalkmasaydım.
"Allah vardı ve O'ndan önce hiçbir şey yoktu" cümlesi el-Evvel isminin hadisteki karşılığıdır. Metinde geçen "zikir" kelimesi klasik kaynaklarda yazılı kayıt anlamında açıklanır. Son cümle İmrân'ın kendi sözüdür: sohbetten kalkmış olmaya üzüldüğünü söyler.
Sahih hadisBuhârî, Tevhîd 22
حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لَيُصِيبَنَّ أَقْوَامًا سَفْعٌ مِنَ النَّارِ بِذُنُوبٍ أَصَابُوهَا عُقُوبَةً، ثُمَّ يُدْخِلُهُمُ اللَّهُ الْجَنَّةَ بِفَضْلِ رَحْمَتِهِ يُقَالُ لَهُمُ الْجَهَنَّمِيُّونَ ". وَقَالَ هَمَّامٌ حَدَّثَنَا قَتَادَةٌ حَدَّثَنَا أَنَسٌ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم.
İşledikleri günahlar yüzünden ceza olarak bazı topluluklara ateşten bir kararma isabet edecek; sonra Allah, rahmetinin lütfuyla onları cennete koyacak. Onlara "cehennemlikler" denir.
Bâb başlığı A'râf 7:56'daki "Allah'ın rahmeti iyilik edenlere yakındır" âyetidir. Rivayet girişin gerekçesini amele değil "rahmetinin lütfu"na bağlar. "Cehennemlikler" adlandırması metnin kendi lafzıdır; rivayet bir süre ya da sayı vermez.
Sahih hadisBuhârî, Tevhîd 25
حَدَّثَنَا مُوسَى، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَلْقَمَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ جَاءَ حَبْرٌ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا مُحَمَّدُ إِنَّ اللَّهَ يَضَعُ السَّمَاءَ عَلَى إِصْبَعٍ، وَالأَرْضَ عَلَى إِصْبَعٍ، وَالْجِبَالَ عَلَى إِصْبَعٍ، وَالشَّجَرَ وَالأَنْهَارَ عَلَى إِصْبَعٍ، وَسَائِرَ الْخَلْقِ عَلَى إِصْبَعٍ، ثُمَّ يَقُولُ بِيَدِهِ أَنَا الْمَلِكُ فَضَحِكَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَقَالَ " {وَمَا قَدَرُوا اللَّهَ حَقَّ قَدْرِهِ}"
Abdullah şöyle dedi: Yahudi âlimlerinden biri Allah Resûlü'ne geldi ve, "Ey Muhammed! Allah göğü bir parmağa, yeri bir parmağa, dağları bir parmağa, ağaçları ve nehirleri bir parmağa, geri kalan yaratılmışları da bir parmağa koyar; sonra eliyle işaret ederek 'Melik benim' der" dedi. Bunun üzerine Allah Resûlü güldü ve "Onlar Allah'ı hakkıyla takdir edemediler" âyetini okudu.
Anlatılan sözü söyleyen Peygamber değil, gelen âlimdir; Peygamber'in karşılığı okuduğu âyettir. Gülmesinin ve âyetin neyi karşıladığı klasik kaynaklarda farklı açıklanmıştır. "Parmak" gibi ifadeler haberî sıfatlardandır ve aynı kaynaklarda farklı yorumlanmıştır.
Sahih hadisBuhârî, Tevhîd 26
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي مَرْيَمَ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، أَخْبَرَنِي شَرِيكُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي نَمِرٍ، عَنْ كُرَيْبٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ بِتُّ فِي بَيْتِ مَيْمُونَةَ لَيْلَةً وَالنَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عِنْدَهَا لأَنْظُرَ كَيْفَ صَلاَةُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِاللَّيْلِ، فَتَحَدَّثَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَعَ أَهْلِهِ سَاعَةً ثُمَّ رَقَدَ، فَلَمَّا كَانَ ثُلُثُ اللَّيْلِ الآخِرُ أَوْ بَعْضُهُ قَعَدَ فَنَظَرَ إِلَى السَّمَاءِ فَقَرَأَ {إِنَّ فِي خَلْقِ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ} إِلَى قَوْلِهِ {لأُولِي الأَلْبَابِ} ثُمَّ قَامَ فَتَوَضَّأَ وَاسْتَنَّ، ثُمَّ صَلَّى إِحْدَى عَشْرَةَ رَكْعَةً، ثُمَّ أَذَّنَ بِلاَلٌ بِالصَّلاَةِ فَصَلَّى رَكْعَتَيْنِ، ثُمَّ خَرَجَ فَصَلَّى لِلنَّاسِ الصُّبْحَ.
İbn Abbâs şöyle dedi: Allah Resûlü'nün gece namazını nasıl kıldığını görmek için Meymûne'nin evinde bir gece kaldım; Peygamber de oradaydı. Allah Resûlü bir süre ailesiyle konuştu, sonra uyudu. Gecenin son üçte biri ya da bir kısmı olunca oturdu, göğe baktı ve "Göklerin ve yerin yaratılışında..." âyetini "akıl sahipleri için" sözüne kadar okudu. Sonra kalktı, abdest aldı, dişlerini misvakladı, ardından on bir rekât namaz kıldı. Sonra Bilâl namaz için ezan okudu; Peygamber iki rekât kıldı, sonra çıkıp insanlara sabah namazını kıldırdı.
Okunan âyetler Âl-i İmrân 3:190-191'dir. Bâb göklerin ve yerin yaratılışına ayrılmıştır; rivayetteki sıra da öyledir — önce göğe bakış, sonra yaratılışı anan âyet, sonra namaz. Rekât sayısı bu gecenin anlatımıdır, bir kural olarak verilmez.
Sahih hadisBuhârî, Tevhîd 27
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ وَاصِلٍ، عَنِ الْمَعْرُورِ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا ذَرٍّ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " أَتَانِي جِبْرِيلُ فَبَشَّرَنِي أَنَّهُ مَنْ مَاتَ لاَ يُشْرِكُ بِاللَّهِ شَيْئًا دَخَلَ الْجَنَّةَ ". قُلْتُ وَإِنْ سَرَقَ وَإِنْ زَنَى قَالَ " وَإِنْ سَرَقَ وَإِنْ زَنَى ".
Peygamber şöyle buyurdu: Cibrîl bana gelip, Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmadan ölen kimsenin cennete gireceğini müjdeledi. Ben, "Hırsızlık yapsa ve zina etse de mi?" dedim. "Hırsızlık yapsa ve zina etse de" buyurdu.
Bâb, Cibrîl'in Allah'tan getirdiği sözü konu eder. Rivayet günahları önemsizleştirmez; söylediği, şirksiz ölmenin nihai sonucudur. Ebû Zer'in itirazı ve cevabın aynen tekrarı metnin kendi lafzıdır. Bu cümlenin günahların karşılığıyla nasıl birleştirileceği klasik kaynaklarda farklı açıklanmıştır; bu sayfa bir açıklamayı tercih etmez.
Sahih hadisBuhârî, Tevhîd 33
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " قَالَ اللَّهُ إِذَا أَحَبَّ عَبْدِي لِقَائِي أَحْبَبْتُ لِقَاءَهُ، وَإِذَا كَرِهَ لِقَائِي كَرِهْتُ لِقَاءَهُ ".
Allah Resûlü şöyle buyurdu: Allah dedi ki: Kulum bana kavuşmayı sevdiğinde ben de ona kavuşmayı severim; bana kavuşmayı hoş görmediğinde ben de ona kavuşmayı hoş görmem.
Söz Allah'a nispet edilerek nakledilir. Rivayet bir karşılıklılık kurar: kulun yönelişi karşılıksız bırakılmaz. "Kavuşma"nın ne zaman gerçekleştiği klasik kaynaklarda farklı açıklanmıştır; metnin kendisi bir vakit vermez.
Sahih hadisBuhârî, Tevhîd 35
حَدَّثَنَا يُوسُفُ بْنُ رَاشِدٍ، حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ عَيَّاشٍ، عَنْ حُمَيْدٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَنَسًا ـ رضى الله عنه ـ قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " إِذَا كَانَ يَوْمُ الْقِيَامَةِ شُفِّعْتُ، فَقُلْتُ يَا رَبِّ أَدْخِلِ الْجَنَّةَ مَنْ كَانَ فِي قَلْبِهِ خَرْدَلَةٌ. فَيَدْخُلُونَ، ثُمَّ أَقُولُ أَدْخِلِ الْجَنَّةَ مَنْ كَانَ فِي قَلْبِهِ أَدْنَى شَىْءٍ ". فَقَالَ أَنَسٌ كَأَنِّي أَنْظُرُ إِلَى أَصَابِعِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم.
Enes şöyle dedi: Peygamber'i şöyle derken işittim: Kıyamet günü olduğunda bana şefaat izni verilir; ben de, "Rabbim! Kalbinde hardal tanesi kadarı bulunanı cennete koy" derim. Onlar girer. Sonra, "Kalbinde en küçük şey bulunanı cennete koy" derim. Enes ekledi: Allah Resûlü'nün parmaklarına bakıyor gibiyim.
Bâb, Allah'ın kıyamet günü konuşmasını konu eder. Rivayetin bu lafzında ölçülen şeyin adı anılmaz; bâbın bağlamı imandır. Enes'in son cümlesi, Peygamber'in o miktarı parmaklarıyla gösterdiğini anlatır.
Sahih hadisBuhârî, Tevhîd 36
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سُلَيْمَانَ، حَدَّثَنِي ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ اللَّهَ يَقُولُ لأَهْلِ الْجَنَّةِ يَا أَهْلَ الْجَنَّةِ. فَيَقُولُونَ لَبَّيْكَ رَبَّنَا وَسَعْدَيْكَ وَالْخَيْرُ فِي يَدَيْكَ. فَيَقُولُ هَلْ رَضِيتُمْ فَيَقُولُونَ وَمَا لَنَا لاَ نَرْضَى يَا رَبِّ وَقَدْ أَعْطَيْتَنَا مَا لَمْ تُعْطِ أَحَدًا مِنْ خَلْقِكَ. فَيَقُولُ أَلاَ أُعْطِيكُمْ أَفْضَلَ مِنْ ذَلِكَ. فَيَقُولُونَ يَا رَبِّ وَأَىُّ شَىْءٍ أَفْضَلُ مِنْ ذَلِكَ فَيَقُولُ أُحِلُّ عَلَيْكُمْ رِضْوَانِي فَلاَ أَسْخَطُ عَلَيْكُمْ بَعْدَهُ أَبَدًا ".
Peygamber şöyle buyurdu: Allah cennet halkına "Ey cennet halkı!" diye seslenir. Onlar, "Buyur Rabbimiz, emrindeyiz; hayır senin elindedir" derler. Allah, "Razı oldunuz mu?" diye sorar. "Nasıl razı olmayalım Rabbimiz! Yarattıklarından hiçbirine vermediğini bize verdin" derler. Allah, "Size bundan daha üstününü vereyim mi?" buyurur. "Rabbimiz, bundan daha üstün ne olabilir?" derler. Allah, "Üzerinize rızâmı indiriyorum; bundan sonra size ebediyen gazap etmem" buyurur.
Bâb, Allah'ın cennet ehline hitabına ayrılmıştır. Rivayetin ölçüsü sondadır: verilenlerin en üstünü bir nimet değil, rızânın kendisi diye anılır. Cennet halkının cevabındaki "hayır senin elindedir" ifadesi haberî anlatımlardandır ve klasik kaynaklarda farklı yorumlanmıştır.
Sahih hadisBuhârî, Tevhîd 38
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سِنَانٍ، حَدَّثَنَا فُلَيْحٌ، حَدَّثَنَا هِلاَلٌ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَوْمًا يُحَدِّثُ وَعِنْدَهُ رَجُلٌ مِنْ أَهْلِ الْبَادِيَةِ " أَنَّ رَجُلاً مِنْ أَهْلِ الْجَنَّةِ اسْتَأْذَنَ رَبَّهُ فِي الزَّرْعِ فَقَالَ أَوَ لَسْتَ فِيمَا شِئْتَ. قَالَ بَلَى وَلَكِنِّي أُحِبُّ أَنْ أَزْرَعَ. فَأَسْرَعَ وَبَذَرَ فَتَبَادَرَ الطَّرْفَ نَبَاتُهُ وَاسْتِوَاؤُهُ وَاسْتِحْصَادُهُ وَتَكْوِيرُهُ أَمْثَالَ الْجِبَالِ فَيَقُولُ اللَّهُ تَعَالَى دُونَكَ يَا ابْنَ آدَمَ فَإِنَّهُ لاَ يُشْبِعُكَ شَىْءٌ ". فَقَالَ الأَعْرَابِيُّ يَا رَسُولَ اللَّهِ لاَ تَجِدُ هَذَا إِلاَّ قُرَشِيًّا أَوْ أَنْصَارِيًّا فَإِنَّهُمْ أَصْحَابُ زَرْعٍ، فَأَمَّا نَحْنُ فَلَسْنَا بِأَصْحَابِ زَرْعٍ. فَضَحِكَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم.
Ebû Hüreyre'den: Peygamber bir gün konuşuyordu; yanında çölden gelmiş bir adam vardı. Şöyle buyurdu: Cennet halkından biri Rabbinden ekin ekmek için izin ister. Allah, "Sen dilediğin her şeyin içinde değil misin?" buyurur. Adam, "Evet, ama ben ekin ekmeyi seviyorum" der. Bunun üzerine hemen tohumu atar; göz açıp kapayıncaya kadar biter, boy verir, biçilir ve dağlar gibi yığılır. Allah Teâlâ, "Al bakalım ey Âdemoğlu! Seni hiçbir şey doyurmuyor" buyurur. Bunu duyan bedevî, "Ey Allah'ın Resûlü! Böylesini ancak Kureyşli ya da Ensardan biri ister; onlar ekin ehlidir. Biz ise ekin ehli değiliz" dedi. Allah Resûlü de güldü.
Bâb, Allah'ın cennet halkıyla konuşmasını konu eder; rivayet baştan sona bir konuşmadır — istek, karşılık ve sonuç. Bedevînin sözü ve Peygamber'in gülmesi metnin kendi parçasıdır, sonradan eklenmiş bir açıklama değildir.
Sahih hadisBuhârî, Tevhîd 38
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ شُرَحْبِيلَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ سَأَلْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَىُّ الذَّنْبِ أَعْظَمُ عِنْدَ اللَّهِ قَالَ " أَنْ تَجْعَلَ لِلَّهِ نِدًّا وَهْوَ خَلَقَكَ ". قُلْتُ إِنَّ ذَلِكَ لَعَظِيمٌ. قُلْتُ ثُمَّ أَىّ قَالَ " ثُمَّ أَنْ تَقْتُلَ وَلَدَكَ تَخَافُ أَنْ يَطْعَمَ مَعَكَ ". قُلْتُ ثُمَّ أَىّ قَالَ " ثُمَّ أَنْ تُزَانِيَ بِحَلِيلَةِ جَارِكَ ".
Abdullah şöyle dedi: Peygamber'e, "Allah katında hangi günah en büyüktür?" diye sordum. "Seni yarattığı hâlde Allah'a bir denk koşmandır" buyurdu. "Bu gerçekten büyük" dedim. "Sonra hangisi?" dedim. "Seninle birlikte yemek yiyecek diye korkup çocuğunu öldürmendir" buyurdu. "Sonra hangisi?" dedim. "Komşunun eşiyle zina etmendir" buyurdu.
Bâb başlığı Bakara 2:22'deki "Allah'a denkler koşmayın" âyetidir. Rivayet şirkin ağırlığını bir gerekçeye bağlar: denk koşulan, kişiyi var edenin yanına konulandır. Sıralama ve örnekler metnin kendi lafzıdır; bir ceza ölçüsü verilmez.
Sahih hadisBuhârî, Tevhîd 40
حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا مَنْصُورٌ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ أَبِي مَعْمَرٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ اجْتَمَعَ عِنْدَ الْبَيْتِ ثَقَفِيَّانِ وَقُرَشِيٌّ، أَوْ قُرَشِيَّانِ وَثَقَفِيٌّ، كَثِيرَةٌ شَحْمُ بُطُونِهِمْ قَلِيلَةٌ فِقْهُ قُلُوبِهِمْ فَقَالَ أَحَدُهُمْ أَتَرَوْنَ أَنَّ اللَّهَ يَسْمَعُ مَا نَقُولُ قَالَ الآخَرُ يَسْمَعُ إِنْ جَهَرْنَا وَلاَ يَسْمَعُ إِنْ أَخْفَيْنَا وَقَالَ الآخَرُ إِنْ كَانَ يَسْمَعُ إِذَا جَهَرْنَا فَإِنَّهُ يَسْمَعُ إِذَا أَخْفَيْنَا. فَأَنْزَلَ اللَّهُ تَعَالَى {وَمَا كُنْتُمْ تَسْتَتِرُونَ أَنْ يَشْهَدَ عَلَيْكُمْ سَمْعُكُمْ وَلاَ أَبْصَارُكُمْ وَلاَ جُلُودُكُمْ} الآيَةَ.
Abdullah şöyle dedi: Kâbe'nin yanında Sakīf'ten iki kişiyle Kureyş'ten biri — ya da Kureyş'ten iki kişiyle Sakīf'ten biri — bir araya geldi; karınları semiz, kalplerinin kavrayışı kıttı. Biri, "Sizce Allah söylediklerimizi işitiyor mu?" dedi. Öbürü, "Yüksek sesle konuşursak işitir, gizlersek işitmez" dedi. Üçüncüsü, "Yüksek sesle konuştuğumuzda işitiyorsa gizlediğimizde de işitir" dedi. Bunun üzerine Allah, "Kulaklarınızın, gözlerinizin ve derilerinizin aleyhinize şahitlik etmesinden sakınmıyordunuz" âyetini indirdi.
Âyet Fussilet 41:22'dir. Konuşanları betimleyen cümle râvi Abdullah b. Mes'ûd'un kendi sözüdür. Tartışmanın konusu işitmenin varlığı değil sınırıdır; rivayetin cevabı da sınır tanımamasıdır.
Sahih hadisBuhârî, Tevhîd 41
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا حَاتِمُ بْنُ وَرْدَانَ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَيْفَ تَسْأَلُونَ أَهْلَ الْكِتَابِ عَنْ كُتُبِهِمْ وَعِنْدَكُمْ كِتَابُ اللَّهِ أَقْرَبُ الْكُتُبِ عَهْدًا بِاللَّهِ، تَقْرَءُونَهُ مَحْضًا لَمْ يُشَبْ
İbn Abbâs şöyle dedi: Yanınızda Allah'ın kitabı dururken Ehl-i kitâb'a kendi kitaplarını nasıl sorarsınız? O, Allah'tan gelişi en yakın zamanda olan kitaptır; siz onu katıksız, hiçbir şeyle karıştırılmamış olarak okuyorsunuz.
Söz İbn Abbâs'a aittir, Peygamber'e nispet edilmez. Bölümün bu kısmı Allah'ın kelâmına ayrılmıştır. Rivayetin iddiası elde bulunan metnin korunmuşluğudur; başka bir topluluk hakkında hüküm vermez.
Sahih hadisBuhârî, Tevhîd 42
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ مُوسَى بْنِ أَبِي عَائِشَةَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، فِي قَوْلِهِ تَعَالَى {لاَ تُحَرِّكْ بِهِ لِسَانَكَ} قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يُعَالِجُ مِنَ التَّنْزِيلِ شِدَّةً، وَكَانَ يُحَرِّكُ شَفَتَيْهِ ـ فَقَالَ لِي ابْنُ عَبَّاسٍ أُحَرِّكُهُمَا لَكَ كَمَا كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُحَرِّكُهُمَا فَقَالَ سَعِيدٌ أَنَا أُحَرِّكُهُمَا كَمَا كَانَ ابْنُ عَبَّاسٍ يُحَرِّكُهُمَا فَحَرَّكَ شَفَتَيْهِ ـ فَأَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ {لاَ تُحَرِّكْ بِهِ لِسَانَكَ لِتَعْجَلَ بِهِ * إِنَّ عَلَيْنَا جَمْعَهُ وَقُرْآنَهُ} قَالَ جَمْعُهُ فِي صَدْرِكَ ثُمَّ تَقْرَؤُهُ. {فَإِذَا قَرَأْنَاهُ فَاتَّبِعْ قُرْآنَهُ} قَالَ فَاسْتَمِعْ لَهُ وَأَنْصِتْ ثُمَّ إِنَّ عَلَيْنَا أَنْ تَقْرَأَهُ. قَالَ فَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا أَتَاهُ جِبْرِيلُ ـ عَلَيْهِ السَّلاَمُ ـ اسْتَمَعَ فَإِذَا انْطَلَقَ جِبْرِيلُ قَرَأَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم كَمَا أَقْرَأَهُ.
İbn Abbâs, "Onu çabucak almak için dilini kıpırdatma" âyeti hakkında şöyle dedi: Peygamber vahyin inişinde bir zorlukla karşılaşır, dudaklarını kıpırdatırdı. — İbn Abbâs bana, "Allah Resûlü'nün kıpırdattığı gibi ben de senin için kıpırdatayım" dedi; Saîd de "İbn Abbâs'ın kıpırdattığı gibi ben de kıpırdatıyorum" deyip dudaklarını kıpırdattı. — Bunun üzerine Allah, "Onu çabucak almak için dilini kıpırdatma; onu toplamak ve okutmak bize aittir" âyetlerini indirdi. İbn Abbâs, "onu toplamak" sözünü "göğsünde toplamak; sonra sen onu okursun" diye açıkladı. "Onu okuduğumuzda okunuşuna uy" âyeti için de "onu dinle ve sus; sonra onu okutmak bize aittir" dedi. Bundan sonra Allah Resûlü, Cibrîl kendisine geldiğinde dinler, Cibrîl gidince onu kendisine okutulduğu gibi okurdu.
Âyetler Kıyâme 75:16-18'dir. Rivayet vahyin alınış biçimini aktarır ve korumayı kime ait kıldığını âyetin kendi lafzıyla söyler: toplamak da okutmak da Peygamber'in işi olarak anılmaz. Âyetlerin açıklaması İbn Abbâs'a aittir.
Sahih hadisBuhârî, Tevhîd 43
حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا يُونُسُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، أَخْبَرَنِي سَالِمٌ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِنَّمَا بَقَاؤُكُمْ فِيمَنْ سَلَفَ مِنَ الأُمَمِ كَمَا بَيْنَ صَلاَةِ الْعَصْرِ إِلَى غُرُوبِ الشَّمْسِ، أُوتِيَ أَهْلُ التَّوْرَاةِ التَّوْرَاةَ فَعَمِلُوا بِهَا حَتَّى انْتَصَفَ النَّهَارُ، ثُمَّ عَجَزُوا فَأُعْطُوا قِيرَاطًا قِيرَاطًا، ثُمَّ أُوتِيَ أَهْلُ الإِنْجِيلِ الإِنْجِيلَ فَعَمِلُوا بِهِ حَتَّى صُلِّيَتِ الْعَصْرُ، ثُمَّ عَجَزُوا فَأُعْطُوا قِيرَاطًا قِيرَاطًا، ثُمَّ أُوتِيتُمُ الْقُرْآنَ فَعَمِلْتُمْ بِهِ حَتَّى غَرَبَتِ الشَّمْسُ، فَأُعْطِيتُمْ قِيرَاطَيْنِ قِيرَاطَيْنِ، فَقَالَ أَهْلُ الْكِتَابِ هَؤُلاَءِ أَقَلُّ مِنَّا عَمَلاً وَأَكْثَرُ أَجْرًا. قَالَ اللَّهُ هَلْ ظَلَمْتُكُمْ مِنْ حَقِّكُمْ شَيْئًا قَالُوا لاَ. قَالَ فَهْوَ فَضْلِي أُوتِيهِ مَنْ أَشَاءُ ".
Allah Resûlü şöyle buyurdu: Sizden önce geçen ümmetlere göre kalış süreniz, ikindi namazıyla güneşin batışı arası kadardır. Tevrat ehline Tevrat verildi; gün yarılanana kadar onunla amel ettiler, sonra güç yetiremediler ve kendilerine birer kīrât verildi. Sonra İncil ehline İncil verildi; ikindi kılınana kadar onunla amel ettiler, sonra güç yetiremediler ve kendilerine birer kīrât verildi. Sonra size Kur'an verildi; güneş batıncaya kadar onunla amel ettiniz ve size ikişer kīrât verildi. Kitap ehli, "Bunlar bizden az çalıştı, daha çok karşılık aldı" dedi. Allah, "Hakkınızdan bir şey eksilterek size haksızlık ettim mi?" buyurdu. "Hayır" dediler. Allah, "O benim lütfumdur; dilediğime veririm" buyurdu.
Anlatım bir meseldir; ölçüsü sondaki cümledir — fazlalık amele değil lütfa bağlanır ve haksızlık bulunmadığı karşı tarafın diliyle söylenir. "Kīrât" bir ölçü birimidir; rivayette karşılığı bir miktarla açıklanmaz.
Sahih hadisBuhârî, Tevhîd 47
حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، حَدَّثَنَا جَرِيرُ بْنُ حَازِمٍ، عَنِ الْحَسَنِ، حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ تَغْلِبَ، قَالَ أَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم مَالٌ فَأَعْطَى قَوْمًا وَمَنَعَ آخَرِينَ فَبَلَغَهُ أَنَّهُمْ عَتَبُوا فَقَالَ " إِنِّي أُعْطِي الرَّجُلَ وَأَدَعُ الرَّجُلَ، وَالَّذِي أَدَعُ أَحَبُّ إِلَىَّ مِنَ الَّذِي أُعْطِي، أُعْطِي أَقْوَامًا لِمَا فِي قُلُوبِهِمْ مِنَ الْجَزَعِ وَالْهَلَعِ، وَأَكِلُ أَقْوَامًا إِلَى مَا جَعَلَ اللَّهُ فِي قُلُوبِهِمْ مِنَ الْغِنَى وَالْخَيْرِ مِنْهُمْ عَمْرُو بْنُ تَغْلِبَ ". فَقَالَ عَمْرٌو مَا أُحِبُّ أَنَّ لِي بِكَلِمَةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حُمْرَ النَّعَمِ.
Amr b. Tağlib şöyle dedi: Peygamber'e mal geldi; bir kısım insana verdi, bir kısmına vermedi. Vermediklerinin sitem ettiği kendisine ulaşınca şöyle buyurdu: Ben bir adama veriyor, bir adamı bırakıyorum; bıraktığım bana verdiğimden daha sevgilidir. Kalplerinde sabırsızlık ve tamah bulunanlara veriyorum; kimilerini de Allah'ın kalplerine koyduğu gönül zenginliğine ve hayra bırakıyorum — Amr b. Tağlib onlardandır. Amr dedi ki: Allah Resûlü'nün bu sözüne karşılık bana kızıl develer verilmesini istemezdim.
Bâb başlığı Me'âric 70:19-21'deki "insan hırslı yaratılmıştır" âyetleridir. Rivayet dağıtımın ölçüsünü ihtiyaca değil kalpteki hâle bağlar ve o hâli "Allah'ın kalplerine koyduğu" diye anar. "Kızıl develer" Arap dilinde en değerli mal için kullanılan deyimdir.
Sahih hadisBuhârî, Tevhîd 49
حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ زِيَادٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يَرْوِيهِ عَنْ رَبِّكُمْ، قَالَ " لِكُلِّ عَمَلٍ كَفَّارَةٌ، وَالصَّوْمُ لِي وَأَنَا أَجْزِي بِهِ، وَلَخَلُوفُ فَمِ الصَّائِمِ أَطْيَبُ عِنْدَ اللَّهِ مِنْ رِيحِ الْمِسْكِ ".
Peygamber, Rabbinizden naklederek şöyle buyurdu: Her amelin bir kefâreti vardır; oruç ise banadır, karşılığını ben veririm. Oruçlunun ağzının kokusu Allah katında misk kokusundan daha hoştur.
Bâb, Peygamber'in Rabbinden naklettiği sözlere ayrılmıştır; rivayet bu türdendir. "Karşılığını ben veririm" cümlesi bir miktar bildirmez — ölçünün açıkça bırakılmadığı yerde sayı üretmek metnin dediğini aşar.
Sahih hadisBuhârî, Tevhîd 50
وَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ أَخْبَرَنِي أَبُو سُفْيَانَ بْنُ حَرْبٍ، أَنَّ هِرَقْلَ، دَعَا تَرْجُمَانَهُ، ثُمَّ دَعَا بِكِتَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَرَأَهُ " بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ مِنْ مُحَمَّدٍ عَبْدِ اللَّهِ وَرَسُولِهِ إِلَى هِرَقْلَ، وَ{يَا أَهْلَ الْكِتَابِ تَعَالَوْا إِلَى كَلِمَةٍ سَوَاءٍ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ }" الآيَةَ.
İbn Abbâs'ın naklettiğine göre Ebû Süfyân b. Harb şöyle haber verdi: Herakleios tercümanını çağırdı, sonra Peygamber'in mektubunu getirtip okudu: "Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla. Allah'ın kulu ve elçisi Muhammed'den Herakleios'a. Ey kitap ehli! Bizimle sizin aranızda ortak olan bir söze gelin..."
Bâb, Allah'ın kitaplarının Arapça ve başka dillere tercümesini konu eder; mektup da bir tercümanla okunmuştur. Okunan âyet Âl-i İmrân 3:64'tür; "ortak söz" âyetin devamında Allah'tan başkasına kulluk edilmemesi diye açıklanır. Mektup Peygamber'i önce "Allah'ın kulu" diye anar.
Sahih hadisBuhârî, Tevhîd 51
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا مِسْعَرٌ، عَنْ عَدِيِّ بْنِ ثَابِتٍ، أُرَاهُ عَنِ الْبَرَاءِ، قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقْرَأُ فِي الْعِشَاءِ {وَالتِّينِ وَالزَّيْتُونِ} فَمَا سَمِعْتُ أَحَدًا أَحْسَنَ صَوْتًا أَوْ قِرَاءَةً مِنْهُ.
Berâ şöyle dedi: Peygamber'i yatsı namazında "Ve't-tîni ve'z-zeytûn" okurken işittim. Ondan daha güzel sesli ya da ondan daha güzel okuyan birini duymadım.
Okunan sûre Tîn sûresidir. Rivayet bir hüküm koymaz; Berâ'nın işittiğini aktarır. Bölümün bu kısmı Allah'ın kelâmının okunmasına ayrılmıştır.
Sahih hadisBuhârî, Tevhîd 52
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، حَدَّثَنِي عُرْوَةُ، أَنَّ الْمِسْوَرَ بْنَ مَخْرَمَةَ، وَعَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ عَبْدٍ الْقَارِيَّ، حَدَّثَاهُ أَنَّهُمَا، سَمِعَا عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، يَقُولُ سَمِعْتُ هِشَامَ بْنَ حَكِيمٍ، يَقْرَأُ سُورَةَ الْفُرْقَانِ فِي حَيَاةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَاسْتَمَعْتُ لِقِرَاءَتِهِ، فَإِذَا هُوَ يَقْرَأُ عَلَى حُرُوفٍ كَثِيرَةٍ لَمْ يُقْرِئْنِيهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، فَكِدْتُ أُسَاوِرُهُ فِي الصَّلاَةِ، فَتَصَبَّرْتُ حَتَّى سَلَّمَ، فَلَبَبْتُهُ بِرِدَائِهِ فَقُلْتُ مَنْ أَقْرَأَكَ هَذِهِ السُّورَةَ الَّتِي سَمِعْتُكَ تَقْرَأُ قَالَ أَقْرَأَنِيهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ كَذَبْتَ، أَقْرَأَنِيهَا عَلَى غَيْرِ مَا قَرَأْتَ. فَانْطَلَقْتُ بِهِ أَقُودُهُ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ إِنِّي سَمِعْتُ هَذَا يَقْرَأُ سُورَةَ الْفُرْقَانِ عَلَى حُرُوفٍ لَمْ تُقْرِئْنِيهَا. فَقَالَ " أَرْسِلْهُ، اقْرَأْ يَا هِشَامُ ". فَقَرَأَ الْقِرَاءَةَ الَّتِي سَمِعْتُهُ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " كَذَلِكَ أُنْزِلَتْ ". ثُمَّ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " اقْرَأْ يَا عُمَرُ ". فَقَرَأْتُ الَّتِي أَقْرَأَنِي فَقَالَ " كَذَلِكَ أُنْزِلَتْ، إِنَّ هَذَا الْقُرْآنَ أُنْزِلَ عَلَى سَبْعَةِ أَحْرُفٍ فَاقْرَءُوا مَا تَيَسَّرَ مِنْهُ ".
Ömer b. Hattâb şöyle dedi: Allah Resûlü hayattayken Hişâm b. Hakîm'i Furkān sûresini okurken işittim. Okuyuşuna kulak verdim; bir de baktım ki Allah Resûlü'nün bana okutmadığı birçok harf üzere okuyor. Neredeyse namazdayken üzerine yürüyecektim; selâm verene kadar kendimi tuttum, sonra ridâsından tutup, "Bu sûreyi sana kim böyle okuttu?" dedim. "Bana Allah Resûlü okuttu" dedi. "Yalan söyledin; Allah Resûlü onu bana senin okuduğundan başka türlü okuttu" dedim. Onu çekerek Allah Resûlü'ne götürdüm ve "Bunu, Furkān sûresini senin bana okutmadığın harfler üzere okurken işittim" dedim. Peygamber, "Onu bırak. Oku ey Hişâm!" buyurdu. Hişâm, benim işittiğim okuyuşla okudu. Allah Resûlü, "İşte böyle indirildi" buyurdu. Sonra, "Oku ey Ömer!" buyurdu. Ben de bana okuttuğu gibi okudum. "İşte böyle indirildi" buyurdu ve ekledi: "Bu Kur'an yedi harf üzere indirilmiştir; ondan kolayınıza geleni okuyun."
Bâb başlığı Müzzemmil 73:20'deki "Kur'an'dan kolayınıza geleni okuyun" âyetidir. Rivayetin kendi çözümü tektir: iki okuyuş da "böyle indirildi" diye onaylanır. "Yedi harf" ifadesinin neyi karşıladığı klasik kaynaklarda farklı açıklanmıştır ve bu sayfa bir açıklamayı tercih etmez.
Sahih hadisBuhârî, Tevhîd 53
حَدَّثَنِي أَحْمَدُ بْنُ إِشْكَابٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ فُضَيْلٍ، عَنْ عُمَارَةَ بْنِ الْقَعْقَاعِ، عَنْ أَبِي زُرْعَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " كَلِمَتَانِ حَبِيبَتَانِ إِلَى الرَّحْمَنِ، خَفِيفَتَانِ عَلَى اللِّسَانِ، ثَقِيلَتَانِ فِي الْمِيزَانِ سُبْحَانَ اللَّهِ وَبِحَمْدِهِ، سُبْحَانَ اللَّهِ الْعَظِيمِ " .
Rahmân'a sevimli, dile hafif, mîzanda ağır iki söz vardır: "Sübhânallâhi ve bi-hamdih" ve "Sübhânallâhi'l-azîm".
Bâb başlığı Enbiyâ 21:47'deki "kıyamet günü adalet terazilerini kurarız" âyetidir. Rivayet er-Rahmân ismini anar ve ölçüyü üç yönden verir: sevilme, söylemenin kolaylığı, tartıdaki ağırlık. Bir tekrar sayısı ya da vakit şartı belirtilmez.
Sahih hadisBuhârî, Tevhîd 58
Hadislerin Arapça metni klasik hadis kaynaklarındandır. Türkçe anlam bu sitenin kendi metnidir ve basılı bir tercümenin yerini tutmaz; esas olan Arapça metindir.
Bu hadisler nasıl seçildi
Kitâbü't-Tevhîd Sahîh-i Buhârî'nin son kitâbıdır. Bâb başlıkları çoğunlukla bir âyetten alınır; ardından o âyetle ilgili rivayet nakledilir. Bu sayfadaki hadislerin tamamı o bölümdendir ve her birinin bâb numarası kendi altında verilmiştir.
Seçim ölçütü şuydu: hadis doğrudan Allah'ın birliğini, bir ismini, bir sıfatını ya da kelâmını konu etmeli. Bölümün ilk yarısı isimler ve sıfatlar etrafında döner; kırkıncı bâbdan sonrası ağırlıklı olarak Allah'ın kelâmına, yaratmaya ve mîzana ayrılmıştır. Sayfa her iki kısımdan da örnek taşır.
Bölümün kendi içinde tekrarlanan rivayetlerden biri alındı: rahmetin gazabı aştığını bildiren metin dört ayrı bâbda geçer, sayfada bir kez durur. Aynı ölçü sayfalar arasında da işler ve bu bölümde en çok uygulanan ölçü budur. Ebû Bekir'e namazında okuması için öğretilen dua bu bölümün dokuzuncu bâbında da yer alır, ama metnin asıl konusu dua olduğu için burada değil, dua ile ilgili hadisler sayfasında durur. Aynı gerekçeyle altı rivayet daha bu sayfada değil, konusunun ait olduğu sayfada duruyor: gece teheccüde kalkıldığında okunan hamd duası, sıkıntı anında okunan dua, duada kararlı istemeyi emreden söz ve her peygamberin kabul edilen bir duası bulunduğunu bildiren rivayet dua ile ilgili hadisler sayfasında; İhlâs sûresinin Kur'an'ın üçte birine denk sayıldığını bildiren rivayet ile Kitap verilip onunla gece kalkan kimseye gıpta edilebileceğini söyleyen rivayet Kur'an okumak ile ilgili hadisler sayfasındadır. Buhârî aynı metni birden çok kitâbda tekrarlar; aynı metin bu sitede iki ayrı sayfada iki kez yayımlanmaz. Av, kurban ve yiyecek hükümlerine dair olanlar, konusu tevhîd değil fıkıh olduğu için alınmadı. Savaş ve ganimet ayrıntısı taşıyanlar, kölelik dönemi hükümleri ve belirli bir topluluğu mahkûm eden rivayetler de dışarıda bırakıldı.
Aynı ölçü bu turda iki rivayeti daha buradan çıkardı. Muâz'ın Yemen'e gönderilişini anlatan rivayet zekât ve infak hadisleri sayfasındadır: o sayfanın nüshası farz kılınan yükümlülüğü "zekât" diye değil "mallarındaki bir sadaka" diye anar ve sayfanın kendi iddiası buna dayanır. Tevhîde çağrının önceliği burada, Muâz'a Allah'ın kullar üzerindeki hakkının sorulduğu öbür rivayetle karşılanıyor. Âişe'nin Hatice'yi kıskanmasını anlatan rivayet ise ahlak hadisleri sayfasında durur; metnin konusu vefadır ve oradaki nüsha Hatice'nin dostlarına gönderilen payı da taşıdığı için daha doludur.
Üç rivayet sonradan çıkarıldı: Allah'ın bir kulu sevmesinin Cibrîl'e bildirilmesi meleklerin taşıyıcı rolünü anlattığı için melekler ve şeytan sayfasında, amellerin sırasını soran rivayet namazın vaktini merkeze aldığı için namaz vakitleri sayfasında, Peygamber'in torununun ölümü ise bir ölüm sahnesi olduğu için ölüm hadisleri sayfasında durur.
Sıfat ifadeleri ve klasik yorum farkı
Bu bölümdeki bazı rivayetlerde Allah'a nispet edilen ifadeler geçer: el, vech, göz, sağ, parmak. Kelâm kaynaklarında bu ifadelerin nasıl anlaşılacağı uzun uzun tartışılmış ve farklı açıklamalar yapılmıştır; bir açıklamayı tercih etmek bu sayfanın işi değildir.
Burada izlenen yol şudur: rivayetin ne dediği aktarılır, ihtilaflı olduğu yerde ihtilafın varlığı belirtilir, taraf tutulmaz. Aynı ölçü bir eleme ölçütüdür de: kelâmî tartışmanın tam merkezinde duran ve kısa bir notla dürüstçe çerçevelenemeyen rivayetler sayfaya alınmamıştır. Allah'ın görülmesi ve kaderin ağır bağlamıyla ilgili rivayetler bu sebeple dışarıda kalmıştır — eksiklik değil, tercih edilmiş bir sınırdır.
Aynı şekilde bu sayfa bir hüküm ya da fetva metni değildir; hadislerin ne söylediğini kaynağıyla göstermeyi amaçlar.
Sık sorulan sorular
Buhârî'nin Kitâbü't-Tevhîd bölümü neyi anlatır?
Sahîh-i Buhârî'nin 97 ve son kitâbıdır. Allah'ın birliği, isimleri ve sıfatlarıyla ilgili rivayetleri bir araya getirir. Bâb başlıkları çoğunlukla bir âyettir; hadis o âyetin bağlamında nakledilir. Bu sayfadaki hadislerin tamamı bu bölümden seçilmiştir.
Allah'ın doksan dokuz ismi bu hadiste tek tek sayılıyor mu?
Hayır. Rivayette isimlerin sayısı verilir ama isimler sayılmaz. Yaygın olarak dolaşan doksan dokuzluk liste bu rivayetin parçası değildir; liste Tirmizî ve İbn Mâce nakillerinde bulunur ve klasik kaynaklarda listenin içeriği konusunda farklılıklar vardır.
Buhârî'nin Tevhîd bölümündeki bazı hadisler bu sayfada neden yok?
Dört sebeple: bölüm içinde tekrarlanan rivayetlerden biri alındı, asıl konusu tevhîd değil dua ya da Kur'an okumak olan metinler o sayfalara bırakıldı, konusu tevhîd değil fıkıh olanlar (kurban, av, yiyecek hükümleri) alınmadı, kelâmî tartışmanın tam merkezinde duran ve kısa bir notla dürüstçe çerçevelenemeyen rivayetler de dışarıda bırakıldı. Sonuncusu bir değerlendirme değil, taraf tutmama ölçüsünün sonucudur; sayfa bir görüşü diğerine üstün tutmaz.
Şirk koşmadan ölenin cennete gireceğini bildiren hadis günahları önemsiz mi sayıyor?
Rivayet böyle bir şey söylemez. Söylediği, Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmadan ölmenin nihai sonucudur; günahların karşılığını ortadan kaldırmaz. Ebû Zer'in "hırsızlık yapsa ve zina etse de mi?" sorusu ve cevabın aynen tekrarı metnin kendi lafzıdır. Bu cümlenin günahların karşılığıyla nasıl birleştirileceği klasik kaynaklarda farklı açıklanmıştır.
Kaynaklar
- Sahih hadisBuhârî, Tevhîd — Sayfadaki otuz dokuz hadisin tamamı Sahîh-i Buhârî'nin son kitâbı olan Kitâbü't-Tevhîd'den seçilmiştir; bâb numaraları hadislerin altında verilmiştir.
- Sahih hadisBuhârî, Tevhîd 1 — Tevhîde çağrının önceliği — Muâz b. Cebel rivayeti.
- Sahih hadisBuhârî, Tevhîd 12 — Allah'ın doksan dokuz ismi.
- Sahih hadisBuhârî, Tevhîd 15 — Rahmetin gazabı aşması ve kulun zannı.
- Sahih hadisBuhârî, Tevhîd 40 — En büyük günahın Allah'a denk koşmak olduğunu bildiren rivayet.
- Sahih hadisBuhârî, Tevhîd 53 — Kur'an'ın yedi harf üzere indirildiğini bildiren rivayet.
- Sahih hadisBuhârî, Tevhîd 58 — Mîzanda ağır olan iki söz.
- Kur’anLokmân 31:34 — Gaybın anahtarlarını sayan rivayetle örtüşen âyet.
- Kur’anEn'âm 6:65 — Câbir rivayetinde okunan âyet.
- Kur’anFussilet 41:22 — Kâbe yanındaki konuşma üzerine indiği nakledilen âyet.
- Kur’anÂl-i İmrân 3:190-191 — Peygamber'in gece kalkıp göğe bakarak okuduğu âyetler.
- Kur’anKıyâme 75:16-18 — Vahyin alınışını konu eden âyetler.
- Sahih hadisBuhârî, Tevhîd 33 — Allah'ın bir kulu sevmesi ve bunun Cibrîl'e bildirilmesi.
- Kur’anZümer 39:67 — Parmak rivayetinin ardından Peygamber'in okuduğu âyet.
Son güncelleme: