Namaz Vakitleri ile İlgili Hadisler
Buhârî Sahîh'inde namaz vakitlerine ayrı bir kitâb ayırır ve kırk bir bâb boyunca vakitle ilgili rivayetleri toplar. Aşağıdaki yirmi hadis o bölümden seçilmiştir: namazı vaktinde kılmanın değeri, vaktin geçirilmesinin ağırlığı ve vaktin saatle değil gökyüzüyle okunuşu. Sayfa bir vakit çizelgesi vermez.
Hadisler
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، قَالَ قَرَأْتُ عَلَى مَالِكٍ عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَنَّ عُمَرَ بْنَ عَبْدِ الْعَزِيزِ، أَخَّرَ الصَّلاَةَ يَوْمًا، فَدَخَلَ عَلَيْهِ عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، فَأَخْبَرَهُ أَنَّ الْمُغِيرَةَ بْنَ شُعْبَةَ أَخَّرَ الصَّلاَةَ يَوْمًا وَهْوَ بِالْعِرَاقِ، فَدَخَلَ عَلَيْهِ أَبُو مَسْعُودٍ الأَنْصَارِيُّ فَقَالَ مَا هَذَا يَا مُغِيرَةُ أَلَيْسَ قَدْ عَلِمْتَ أَنَّ جِبْرِيلَ نَزَلَ فَصَلَّى، فَصَلَّى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ صَلَّى فَصَلَّى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ صَلَّى فَصَلَّى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ صَلَّى فَصَلَّى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ صَلَّى فَصَلَّى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ قَالَ " بِهَذَا أُمِرْتُ ". فَقَالَ عُمَرُ لِعُرْوَةَ اعْلَمْ مَا تُحَدِّثُ أَوَإِنَّ جِبْرِيلَ هُوَ أَقَامَ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَقْتَ الصَّلاَةِ. قَالَ عُرْوَةُ كَذَلِكَ كَانَ بَشِيرُ بْنُ أَبِي مَسْعُودٍ يُحَدِّثُ عَنْ أَبِيهِ. قَالَ عُرْوَةُ وَلَقَدْ حَدَّثَتْنِي عَائِشَةُ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يُصَلِّي الْعَصْرَ، وَالشَّمْسُ فِي حُجْرَتِهَا قَبْلَ أَنْ تَظْهَرَ.
Ömer b. Abdülazîz bir gün namazı geciktirmişti. Urve b. Zübeyr yanına girdi ve ona şunu anlattı: Muğîre b. Şu'be Irak'ta valiyken bir gün namazı geciktirmiş, Ebû Mes'ûd el-Ensârî yanına girip şöyle demişti: Bu ne Muğîre! Cibrîl'in inip namaz kıldığını, Resûlullah'ın da onunla kıldığını; sonra yine kıldığını, Resûlullah'ın da kıldığını; sonra yine kıldığını, Resûlullah'ın da kıldığını; sonra yine kıldığını, Resûlullah'ın da kıldığını; sonra yine kıldığını, Resûlullah'ın da kıldığını, ardından "Ben bununla emrolundum" dediğini bilmiyor musun? Bunun üzerine Ömer, Urve'ye "Ne naklettiğini iyi bil! Cibrîl mi Resûlullah'a namaz vaktini belirledi?" dedi. Urve, "Beşîr b. Ebû Mes'ûd da babasından böyle naklederdi" dedi. Urve şunu da ekledi: Âişe bana, Resûlullah'ın ikindiyi güneş henüz odasının içindeyken, yükselmeden önce kıldığını anlattı.
Beş vakit bu rivayette sayılmaz, gösterilir: Cibrîl önce kılar, Peygamber ardından kılar ve bu beş kez tekrarlanır. Rivayetin anlatılma sebebi de kayda değer — bir valinin namazı geciktirmesine karşı hatırlatılmıştır. Sondaki Âişe nakli vakti bir saatle değil güneşin odadaki yeriyle tarif eder.
Sahih hadisBuhârî, Mevâkît 1
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، قَالَ حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، عَنْ سُلَيْمَانَ التَّيْمِيِّ، عَنْ أَبِي عُثْمَانَ النَّهْدِيِّ، عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ، أَنَّ رَجُلاً، أَصَابَ مِنَ امْرَأَةٍ قُبْلَةً، فَأَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرَهُ، فَأَنْزَلَ اللَّهُ {أَقِمِ الصَّلاَةَ طَرَفَىِ النَّهَارِ وَزُلَفًا مِنَ اللَّيْلِ إِنَّ الْحَسَنَاتِ يُذْهِبْنَ السَّيِّئَاتِ}. فَقَالَ الرَّجُلُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَلِي هَذَا قَالَ " لِجَمِيعِ أُمَّتِي كُلِّهِمْ ".
İbn Mes'ûd şöyle dedi: Bir adam bir kadını öptü, sonra Peygamber'e gelip durumu anlattı. Bunun üzerine Allah şu âyeti indirdi: "Gündüzün iki ucunda ve gecenin yakın saatlerinde namazı kıl; iyilikler kötülükleri giderir." Adam, "Ey Allah'ın Resûlü! Bu bana mı özeldir?" dedi. Peygamber, "Bütün ümmetimedir" buyurdu.
Okunan âyet Hûd 11:114'tür ve günün uçlarını anan âyetlerden biridir. Rivayet, vakitleri sayan bir âyetin nasıl anlaşıldığını gösterir: vakit yalnız bir zaman dilimi değil, arınmanın tekrarlandığı yerdir. Âyetin Kur'an tarafındaki karşılığı namaz vakitleriyle ilgili âyetler sayfasındadır.
Sahih hadisBuhârî, Mevâkît 4
حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، هِشَامُ بْنُ عَبْدِ الْمَلِكِ قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ الْوَلِيدُ بْنُ الْعَيْزَارِ أَخْبَرَنِي قَالَ سَمِعْتُ أَبَا عَمْرٍو الشَّيْبَانِيَّ، يَقُولُ حَدَّثَنَا صَاحِبُ، هَذِهِ الدَّارِ وَأَشَارَ إِلَى دَارِ عَبْدِ اللَّهِ قَالَ سَأَلْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَىُّ الْعَمَلِ أَحَبُّ إِلَى اللَّهِ قَالَ " الصَّلاَةُ عَلَى وَقْتِهَا ". قَالَ ثُمَّ أَىُّ قَالَ " ثُمَّ بِرُّ الْوَالِدَيْنِ ". قَالَ ثُمَّ أَىُّ قَالَ " الْجِهَادُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ ". قَالَ حَدَّثَنِي بِهِنَّ وَلَوِ اسْتَزَدْتُهُ لَزَادَنِي.
Abdullah b. Mes'ûd şöyle dedi: Peygamber'e sordum: "Hangi amel Allah'a daha sevimlidir?" "Vaktinde kılınan namaz" buyurdu. "Sonra hangisi?" dedim. "Sonra ana babaya iyilik" buyurdu. "Sonra hangisi?" dedim. "Allah yolunda cihad" buyurdu. Bunları bana anlattı; daha fazlasını isteseydim artırırdı.
Sayfanın merkezindeki rivayet budur. Soru namazın değeri değil, amellerin sırasıdır; namaz başa konurken "vaktinde" kaydıyla konur. Yani üstünlük namazın kendisine değil, vaktiyle birlikte kılınmasına verilir.
Sahih hadisBuhârî, Mevâkît 5
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ حَمْزَةَ، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ أَبِي حَازِمٍ، وَالدَّرَاوَرْدِيُّ، عَنْ يَزِيدَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّهُ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " أَرَأَيْتُمْ لَوْ أَنَّ نَهَرًا بِبَابِ أَحَدِكُمْ، يَغْتَسِلُ فِيهِ كُلَّ يَوْمٍ خَمْسًا، مَا تَقُولُ ذَلِكَ يُبْقِي مِنْ دَرَنِهِ ". قَالُوا لاَ يُبْقِي مِنْ دَرَنِهِ شَيْئًا. قَالَ " فَذَلِكَ مِثْلُ الصَّلَوَاتِ الْخَمْسِ، يَمْحُو اللَّهُ بِهَا الْخَطَايَا ".
Ebû Hüreyre, Resûlullah'ı şöyle derken işitti: "Ne dersiniz: birinizin kapısının önünde bir nehir olsa ve her gün onda beş kez yıkansa, kirinden bir şey bırakır mı?" "Kirinden hiçbir şey bırakmaz" dediler. "İşte beş vakit namazın misali budur; Allah onlarla hataları siler" buyurdu.
Benzetmedeki asıl unsur sayı değil, tekrarın güne yayılmış olmasıdır: nehir kapının önündedir ve gün içinde beş kez ona girilir. Rivayet beş vakti bu yönüyle anar.
Sahih hadisBuhârî, Mevâkît 6
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ زُرَارَةَ، قَالَ أَخْبَرَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ بْنُ وَاصِلٍ أَبُو عُبَيْدَةَ الْحَدَّادُ، عَنْ عُثْمَانَ بْنِ أَبِي رَوَّادٍ، أَخِي عَبْدِ الْعَزِيزِ قَالَ سَمِعْتُ الزُّهْرِيَّ، يَقُولُ دَخَلْتُ عَلَى أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ بِدِمَشْقَ وَهُوَ يَبْكِي فَقُلْتُ مَا يُبْكِيكَ فَقَالَ لاَ أَعْرِفُ شَيْئًا مِمَّا أَدْرَكْتُ إِلاَّ هَذِهِ الصَّلاَةَ، وَهَذِهِ الصَّلاَةُ قَدْ ضُيِّعَتْ. وَقَالَ بَكْرٌ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَكْرٍ الْبُرْسَانِيُّ أَخْبَرَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي رَوَّادٍ نَحْوَهُ.
Zührî şöyle dedi: Şam'da Enes b. Mâlik'in yanına girdim; ağlıyordu. "Seni ağlatan nedir?" dedim. "Yetiştiğim günlerden tanıdığım hiçbir şey kalmadı, şu namaz dışında; o da zayi edildi" dedi.
Söz Peygamber'e değil Enes'e aittir. "Zayi edildi" derken kastettiği namazın terk edilmesi değil vaktinden kaydırılmasıdır — Buhârî rivayeti namazın vaktinden geciktirilmesine ayırdığı bâbda nakleder.
Sahih hadisBuhârî, Mevâkît 7
حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصٍ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبِي قَالَ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، حَدَّثَنَا أَبُو صَالِحٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَبْرِدُوا بِالظُّهْرِ، فَإِنَّ شِدَّةَ الْحَرِّ مِنْ فَيْحِ جَهَنَّمَ ". تَابَعَهُ سُفْيَانُ وَيَحْيَى وَأَبُو عَوَانَةَ عَنِ الأَعْمَشِ.
Ebû Saîd şöyle dedi: Resûlullah, "Öğleyi serinliğe bırakın; çünkü sıcağın şiddeti cehennemin kaynamasındandır" buyurdu.
"İbrâd", öğle namazını sıcağın kırıldığı vakte bırakmaktır. Rivayet vaktin başını değil, vaktin içinde tercih edilen aralığı gösterir — yani vakit bir an değil, bir aralıktır.
Sahih hadisBuhârî, Mevâkît 9
حَدَّثَنَا آدَمُ بْنُ أَبِي إِيَاسٍ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ حَدَّثَنَا مُهَاجِرٌ أَبُو الْحَسَنِ، مَوْلًى لِبَنِي تَيْمِ اللَّهِ قَالَ سَمِعْتُ زَيْدَ بْنَ وَهْبٍ، عَنْ أَبِي ذَرٍّ الْغِفَارِيِّ، قَالَ كُنَّا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي سَفَرٍ، فَأَرَادَ الْمُؤَذِّنُ أَنْ يُؤَذِّنَ لِلظُّهْرِ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " أَبْرِدْ ". ثُمَّ أَرَادَ أَنْ يُؤَذِّنَ فَقَالَ لَهُ " أَبْرِدْ ". حَتَّى رَأَيْنَا فَىْءَ التُّلُولِ، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ شِدَّةَ الْحَرِّ مِنْ فَيْحِ جَهَنَّمَ، فَإِذَا اشْتَدَّ الْحَرُّ فَأَبْرِدُوا بِالصَّلاَةِ ". وَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ تَتَفَيَّأُ تَتَمَيَّلُ.
Ebû Zer el-Gıfârî şöyle dedi: Bir yolculukta Peygamber'le birlikteydik. Müezzin öğle için ezan okumak istedi; Peygamber, "Serinliğe bırak" buyurdu. Sonra tekrar okumak istedi; ona yine "Serinliğe bırak" buyurdu. Nihayet tepelerin gölgesini gördük. Bunun üzerine Peygamber, "Sıcağın şiddeti cehennemin kaynamasındandır; sıcak şiddetlenince namazı serinliğe bırakın" buyurdu. Rivayetin sonunda kaynağın kendi sözlük açıklaması yer alır: gölgenin yön değiştirmesini anlatan fiil "eğilmek" demektir.
Bekleme süresi bir saatle değil bir görüntüyle sınırlanır: tepelerin gölgesinin belirmesi. Sondaki sözlük açıklaması Nahl 16:48'de geçen ve gölgelerin yön değiştirmesini anlatan fiile dairdir. Bağlam yolculuktur; rivayetin verdiği ölçü ise yolculuğa özel değildir.
Sahih hadisBuhârî, Mevâkît 10
حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي الْمِنْهَالِ، عَنْ أَبِي بَرْزَةَ، كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يُصَلِّي الصُّبْحَ وَأَحَدُنَا يَعْرِفُ جَلِيسَهُ، وَيَقْرَأُ فِيهَا مَا بَيْنَ السِّتِّينَ إِلَى الْمِائَةِ، وَيُصَلِّي الظُّهْرَ إِذَا زَالَتِ الشَّمْسُ، وَالْعَصْرَ وَأَحَدُنَا يَذْهَبُ إِلَى أَقْصَى الْمَدِينَةِ ثُمَّ يَرْجِعُ وَالشَّمْسُ حَيَّةٌ، وَنَسِيتُ مَا قَالَ فِي الْمَغْرِبِ، وَلاَ يُبَالِي بِتَأْخِيرِ الْعِشَاءِ إِلَى ثُلُثِ اللَّيْلِ. ثُمَّ قَالَ إِلَى شَطْرِ اللَّيْلِ. وَقَالَ مُعَاذٌ قَالَ شُعْبَةُ ثُمَّ لَقِيتُهُ مَرَّةً فَقَالَ أَوْ ثُلُثِ اللَّيْلِ.
Ebû Berze şöyle anlattı: Peygamber sabah namazını, birimiz yanındaki kişiyi tanıyabilecek kadar aydınlıkta kılar ve onda altmış ile yüz arası okurdu. Öğleyi güneş kaydığında kılardı. İkindiyi öyle kılardı ki, birimiz Medine'nin en uzak yerine gider, sonra dönerdi ve güneş hâlâ diri olurdu. Akşam hakkında ne dediğini unuttum. Yatsıyı gecenin üçte birine kadar geciktirmeyi ise önemsemezdi. Sonra "gecenin yarısına kadar" dedi.
Beş vaktin tamamı tek rivayette ve hep bir görüntüyle: aydınlığın derecesi, güneşin kayması, ışığın hâlâ "diri" olması. Okunan miktar sayılırken âyet kelimesi metinde geçmez, sayı tek başına verilir. Râvi yatsının sınırını bir kez gecenin üçte biri, bir kez gecenin yarısı olarak nakleder; kaynak her iki lafzı da kaydeder.
Sahih hadisBuhârî, Mevâkît 11
حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ ـ يَعْنِي ابْنَ مُقَاتِلٍ ـ قَالَ أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، قَالَ أَخْبَرَنَا خَالِدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، حَدَّثَنِي غَالِبٌ الْقَطَّانُ، عَنْ بَكْرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ الْمُزَنِيِّ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ كُنَّا إِذَا صَلَّيْنَا خَلْفَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِالظَّهَائِرِ فَسَجَدْنَا عَلَى ثِيَابِنَا اتِّقَاءَ الْحَرِّ.
Enes b. Mâlik şöyle dedi: Resûlullah'ın arkasında öğlenin en sıcak saatlerinde namaz kıldığımızda, sıcaktan korunmak için elbiselerimizin üzerine secde ederdik.
Bir önceki rivayetle birlikte okunur: orada namaz serinliğe bırakılır, burada sıcağın ortasında kılınır. İkisi arasındaki ilişki klasik kaynaklarda ayrıca ele alınmıştır. Kur'an'da öğle sıcağı yalnız Nûr 24:58'de "zahîre" kelimesiyle geçer; aynı kelimenin çoğulu bu rivayette uygulamanın içinde görünür.
Sahih hadisBuhârî, Mevâkît 11
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ كُنَّا نُصَلِّي الْعَصْرَ ثُمَّ يَخْرُجُ الإِنْسَانُ إِلَى بَنِي عَمْرِو بْنِ عَوْفٍ فَنَجِدُهُمْ يُصَلُّونَ الْعَصْرَ.
Enes b. Mâlik şöyle dedi: İkindiyi kılardık; sonra biri Benî Amr b. Avf'a giderdi ve onları hâlâ ikindiyi kılarken bulurduk.
Vakit burada yine saatle değil, katedilen yolla ölçülür: ikindi kılındıktan sonra yürüyüp başka bir yerleşime varmak ve orada aynı namazın hâlâ kılınıyor olması. Rivayet ikindinin ne kadar erken kılındığını böyle anlatır.
Sahih hadisBuhârî, Mevâkît 13
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مِهْرَانَ، قَالَ حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ، قَالَ حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو النَّجَاشِيِّ، صُهَيْبٌ مَوْلَى رَافِعِ بْنِ خَدِيجٍ قَالَ سَمِعْتُ رَافِعَ بْنَ خَدِيجٍ، يَقُولُ كُنَّا نُصَلِّي الْمَغْرِبَ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَيَنْصَرِفُ أَحَدُنَا وَإِنَّهُ لَيُبْصِرُ مَوَاقِعَ نَبْلِهِ.
Râfi' b. Hadîc şöyle dedi: Akşam namazını Peygamber'le birlikte kılardık; sonra birimiz ayrılır ve attığı okun düştüğü yeri görebilirdi.
Ölçü ışıktır: namazdan sonra ortalık, atılan bir okun nereye düştüğünün izlenebileceği kadar aydınlıktır. Rivayet akşamın vaktin başında kılındığını bir saat vermeden anlatır.
Sahih hadisBuhârî, Mevâkît 18
حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ ـ هُوَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَمْرٍو ـ قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، عَنِ الْحُسَيْنِ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ بُرَيْدَةَ، قَالَ حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ الْمُزَنِيُّ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ تَغْلِبَنَّكُمُ الأَعْرَابُ عَلَى اسْمِ صَلاَتِكُمُ الْمَغْرِبِ ". قَالَ الأَعْرَابُ وَتَقُولُ هِيَ الْعِشَاءُ.
Abdullah el-Müzenî'den: Peygamber, "Bedevîler namazınızın adı konusunda size üstün gelmesin: o, akşam namazıdır" buyurdu. Râvi ekler: Bedevîler ona "yatsı" derlerdi.
Mesele adlandırmanın karışmasıdır: "işâ" başka bir vaktin adıdır ve ikisi aynı kelimeyle anılırsa hangi vakitten söz edildiği belirsizleşir. Rivayetin son cümlesi râviye aittir ve karışıklığın nereden geldiğini açıklar.
Sahih hadisBuhârî, Mevâkît 19
حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سَعْدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَمْرٍو ـ هُوَ ابْنُ الْحَسَنِ بْنِ عَلِيٍّ ـ قَالَ سَأَلْنَا جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ عَنْ صَلاَةِ النَّبِيِّ، صلى الله عليه وسلم فَقَالَ كَانَ يُصَلِّي الظُّهْرَ بِالْهَاجِرَةِ، وَالْعَصْرَ وَالشَّمْسُ حَيَّةٌ، وَالْمَغْرِبَ إِذَا وَجَبَتْ، وَالْعِشَاءَ إِذَا كَثُرَ النَّاسُ عَجَّلَ، وَإِذَا قَلُّوا أَخَّرَ، وَالصُّبْحَ بِغَلَسٍ.
Muhammed b. Amr şöyle dedi: Câbir b. Abdullah'a Peygamber'in namazını sorduk. Şöyle dedi: Öğleyi gün ortasının sıcağında kılardı; ikindiyi güneş hâlâ diriyken; akşamı vakti girdiğinde; yatsıyı, cemaat çok olduğunda öne alır, az olduğunda geciktirirdi; sabahı ise alacakaranlıkta kılardı.
Beş vaktin tamamını veren ikinci rivayet. Bir öncekiyle karşılaştırıldığında sabah namazının aydınlığı farklı tarif edilir — burada alacakaranlık, orada yanındakini tanıyacak kadar ışık. Bu fark klasik kaynaklarda ayrıca tartışılmıştır ve bu sayfa taraf tutmaz. Yatsıdaki uygulama ise sabit bir ana değil cemaatin durumuna bağlanır.
Sahih hadisBuhârî, Mevâkît 21
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَلاَمٍ، قَالَ أَخْبَرَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ الثَّقَفِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا خَالِدٌ الْحَذَّاءُ، عَنْ أَبِي الْمِنْهَالِ، عَنْ أَبِي بَرْزَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَكْرَهُ النَّوْمَ قَبْلَ الْعِشَاءِ وَالْحَدِيثَ بَعْدَهَا.
Ebû Berze'den: Resûlullah yatsıdan önce uyumayı ve ondan sonra konuşmayı hoş görmezdi.
İki yasak da vaktin iki yanındadır: önce uyumak namazın kaçırılmasına, sonra uzayan sohbet gecenin dağılmasına açılır. Rivayet gerekçe vermez; yalnız bu iki şeyin hoş görülmediğini kaydeder.
Sahih hadisBuhârî, Mevâkît 23
حَدَّثَنَا أَيُّوبُ بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو بَكْرٍ، عَنْ سُلَيْمَانَ، قَالَ صَالِحُ بْنُ كَيْسَانَ أَخْبَرَنِي ابْنُ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ، أَنَّ عَائِشَةَ، قَالَتْ أَعْتَمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِالْعِشَاءِ حَتَّى نَادَاهُ عُمَرُ الصَّلاَةَ، نَامَ النِّسَاءُ وَالصِّبْيَانُ. فَخَرَجَ فَقَالَ " مَا يَنْتَظِرُهَا أَحَدٌ مِنْ أَهْلِ الأَرْضِ غَيْرُكُمْ ". قَالَ وَلاَ يُصَلَّى يَوْمَئِذٍ إِلاَّ بِالْمَدِينَةِ، وَكَانُوا يُصَلُّونَ فِيمَا بَيْنَ أَنْ يَغِيبَ الشَّفَقُ إِلَى ثُلُثِ اللَّيْلِ الأَوَّلِ.
Âişe şöyle dedi: Resûlullah bir gece yatsıyı geciktirdi; nihayet Ömer, "Namaz! Kadınlar ve çocuklar uyudu" diye seslendi. Bunun üzerine çıktı ve "Yeryüzü halkından sizden başkası bu namazı beklemiyor" buyurdu. Râvi ekler: O gün bu namaz Medine'den başka yerde kılınmıyordu; onlar da şafağın kaybolmasıyla gecenin ilk üçte biri arasında kılarlardı.
Son cümle râvinin kendi kaydıdır ve iki bilgi verir: yatsının o günkü aralığı — şafağın kaybolmasından gecenin ilk üçte birine — ve namazın henüz Medine dışına yayılmamış olduğu bir dönemden söz edildiği. Bâb başlığı uyku hakkındadır, matn ise geciktirmeyi anlatır; başlık rivayetin konusunu değil kaynağın çıkardığı sonucu gösterir.
Sahih hadisBuhârî, Mevâkît 24
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا قَيْسٌ، قَالَ لِي جَرِيرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ كُنَّا عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم إِذْ نَظَرَ إِلَى الْقَمَرِ لَيْلَةَ الْبَدْرِ فَقَالَ " أَمَا إِنَّكُمْ سَتَرَوْنَ رَبَّكُمْ كَمَا تَرَوْنَ هَذَا، لاَ تُضَامُّونَ ـ أَوْ لاَ تُضَاهُونَ ـ فِي رُؤْيَتِهِ، فَإِنِ اسْتَطَعْتُمْ أَنْ لاَ تُغْلَبُوا عَلَى صَلاَةٍ قَبْلَ طُلُوعِ الشَّمْسِ، وَقَبْلَ غُرُوبِهَا فَافْعَلُوا ". ثُمَّ قَالَ " فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ قَبْلَ طُلُوعِ الشَّمْسِ وَقَبْلَ غُرُوبِهَا ".
Cerîr b. Abdullah şöyle dedi: Peygamber'in yanındaydık; dolunay gecesinde aya baktı ve şöyle buyurdu: "Siz Rabbinizi, şunu gördüğünüz gibi göreceksiniz; O'nu görmekte sıkışıklık çekmeyeceksiniz. Güneşin doğuşundan önceki ve batışından önceki namazda yenilmemeye gücünüz yeterse bunu yapın." Sonra şu âyeti okudu: "Rabbini, güneşin doğuşundan önce ve batışından önce hamd ile tesbih et."
Okunan âyet Tâhâ 20:130'dur ve günün iki ucunu anan âyetler arasında sayfasında yer alır. "Güneşin doğuşundan önceki ve batışından önceki namaz" ifadesi sabah ile ikindiyi işaret eder. Rivayetteki görme ifadesi ayrı bir kelâm konusudur ve klasik kaynaklarda uzun uzun ele alınmıştır; buradaki bağlam iki vakit namazının önemidir.
Sahih hadisBuhârî, Mevâkît 26
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، وَعَنْ بُسْرِ بْنِ سَعِيدٍ، وَعَنِ الأَعْرَجِ، يُحَدِّثُونَهُ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَنْ أَدْرَكَ مِنَ الصُّبْحِ رَكْعَةً قَبْلَ أَنْ تَطْلُعَ الشَّمْسُ فَقَدْ أَدْرَكَ الصُّبْحَ، وَمَنْ أَدْرَكَ رَكْعَةً مِنَ الْعَصْرِ قَبْلَ أَنْ تَغْرُبَ الشَّمْسُ فَقَدْ أَدْرَكَ الْعَصْرَ ".
Ebû Hüreyre'den: Resûlullah şöyle buyurdu: "Kim güneş doğmadan önce sabah namazından bir rekât yetişirse sabaha yetişmiş olur; kim güneş batmadan önce ikindiden bir rekât yetişirse ikindiye yetişmiş olur."
Rivayet iki vaktin son sınırını çizer ve sınırı yine gökyüzüne bağlar: güneşin doğması ve batması. Yetişilen namazın nasıl tamamlanacağı ve bunun hükmü fıkıh kaynaklarının konusudur; metnin kendisi yalnız ölçüyü verir.
Sahih hadisBuhârî, Mevâkît 28
حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، قَالَ حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَبِي الْعَالِيَةِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ شَهِدَ عِنْدِي رِجَالٌ مَرْضِيُّونَ وَأَرْضَاهُمْ عِنْدِي عُمَرُ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم نَهَى عَنِ الصَّلاَةِ بَعْدَ الصُّبْحِ حَتَّى تَشْرُقَ الشَّمْسُ، وَبَعْدَ الْعَصْرِ حَتَّى تَغْرُبَ. حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ قَتَادَةَ، سَمِعْتُ أَبَا الْعَالِيَةِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ حَدَّثَنِي نَاسٌ، بِهَذَا.
İbn Abbâs şöyle dedi: Yanımda, kendilerinden razı olunan kimseler şahitlik etti — bana göre en güvenilirleri Ömer'dir — ki Peygamber sabah namazından sonra güneş doğuncaya kadar, ikindiden sonra da güneş batıncaya kadar namaz kılmayı yasakladı.
İbn Abbâs bunu doğrudan Peygamber'den değil aracılarla nakleder ve aracıları kimler olduğunu söyleyerek nakleder; rivayetin kendi içinde taşıdığı bu kayıt kayda değerdir. Metin iki vaktin ardındaki aralığı işaretler; bu aralığın kapsamı ve hükmü fıkıh kaynaklarının konusudur.
Sahih hadisBuhârî, Mevâkît 30
حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ أُصَلِّي كَمَا رَأَيْتُ أَصْحَابِي يُصَلُّونَ، لاَ أَنْهَى أَحَدًا يُصَلِّي بِلَيْلٍ وَلاَ نَهَارٍ مَا شَاءَ، غَيْرَ أَنْ لاَ تَحَرَّوْا طُلُوعَ الشَّمْسِ وَلاَ غُرُوبَهَا.
İbn Ömer şöyle dedi: Arkadaşlarımı nasıl namaz kılarken gördümse öyle kılarım. Gece ya da gündüz dilediği kadar namaz kılan kimseyi menetmem; yalnız güneşin doğuşunu ve batışını kollamayın.
Söz Peygamber'e değil İbn Ömer'e aittir; bir sahâbînin kendi uygulamasıdır. Bir önceki rivayetle birlikte okunduğunda yasağın neye bağlandığı görünür: günün tamamı değil, güneşin doğduğu ve battığı an. İkisi arasındaki ilişkiyi hükme bağlamak fıkıh kaynaklarının işidir.
Sahih hadisBuhârî, Mevâkît 32
حَدَّثَنَا مُعَاذُ بْنُ فَضَالَةَ، قَالَ حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ يَحْيَى ـ هُوَ ابْنُ أَبِي كَثِيرٍ ـ عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، أَنَّ أَبَا الْمَلِيحِ، حَدَّثَهُ قَالَ كُنَّا مَعَ بُرَيْدَةَ فِي يَوْمٍ ذِي غَيْمٍ فَقَالَ بَكِّرُوا بِالصَّلاَةِ فَإِنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَنْ تَرَكَ صَلاَةَ الْعَصْرِ حَبِطَ عَمَلُهُ ".
Ebû'l-Melîh şöyle dedi: Bulutlu bir günde Bureyde ile birlikteydik. Bureyde, "Namazı erken kılın; çünkü Peygamber 'İkindi namazını terk edenin ameli boşa gitmiştir' buyurdu" dedi.
Bulut, vaktin okunduğu işareti görünmez kılar; Bureyde'nin çıkardığı sonuç şüphede kalınca öne almaktır ve bu söz ona aittir. Hadisin kendisi bir uyarıdır; "ameli boşa gider" ifadesinin kapsamı klasik kaynaklarda farklı açıklanmıştır ve bu sayfa bir açıklamayı tercih etmez.
Sahih hadisBuhârî, Mevâkît 34
Hadislerin Arapça metni klasik hadis kaynaklarındandır. Türkçe anlam bu sitenin kendi metnidir ve basılı bir tercümenin yerini tutmaz; esas olan Arapça metindir.
Bu sayfa çizelge ya da hüküm vermez
Hangi vaktin kaçta başlayıp kaçta bittiği, bir vakit kaçırıldığında ne yapılacağı, iki namazın bir arada kılınması ve mazeret hâlleri fıkıh kaynaklarının konusudur. Bu sayfa onları anlatmaz ve bir hüküm bildirmez.
Burada yapılan şey daha dar: Buhârî'nin namaz vakitlerine ayırdığı bölümdeki rivayetlerin ne söylediği, Arapça metniyle birlikte aktarılır. Metinler üç şeyin etrafında toplanır — vaktinde kılmanın değeri, vaktin geçirilmesinin ağırlığı ve vaktin nasıl okunduğu. Günlük vakit çizelgesi için takvimlere bakılır; bu sayfa öyle bir çizelgenin yerine geçmez.
İki rivayet sonradan çıkarıldı: Sehl b. Sa'd'ın sahurdan sonra namaza yetişmek için acele etmesi bu bölümde de nakledilir, ama metnin ölçtüğü şey sahurun ne kadar geciktiği olduğu için oruç hadisleri sayfasında durur. İkincisi Enes'in, yatsının gecenin yarısına kadar geciktiği geceyi anlattığı rivayettir: aynı metin ezan ve cemaat bölümünde de nakledilir ve orada asıl ağırlığı taşıyan cümle beklemenin kendisini namazın devamı sayar; rivayet cemaatle namaz hadisleri sayfasında duruyor. Yatsının geç sınırı bu sayfada Âişe ve Câbir rivayetlerinde zaten kayıtlıdır.
Vakit gökyüzünden okunur, saatten değil
Bu rivayetlerin ortak yanı, vakti her defasında görünür bir işaretle tarif etmeleridir. Sayfada geçen ölçüler şunlardır: güneşin odanın içindeki yeri, tepelerin gölgesinin belirmesi, güneşin hâlâ "diri" olması yani ışığının henüz sararmaması, akşamdan sonra atılan okun düştüğü yerin görülebilmesi, sabah namazında yanındakini tanıyacak kadar aydınlık bulunması, alacakaranlık, şafağın kaybolması ve gecenin üçte biri.
Bu yüzden bulutlu gün ayrı bir rivayetin konusudur: işaret görünmediğinde ne yapılacağı sorulmuştur. Mesafe de bir ölçüdür — ikindiden sonra yürünen yol, vaktin genişliğini anlatmak için kullanılır. Hiçbirinde saat yoktur; bakılan şey gökyüzüdür.
Kur'an tarafı ayrı sayfadadır
Kur'an vakitleri adıyla anar — fecr, gündüzün iki ucu, öğle, akşam, gecenin bir kısmı — ve namazın vakitleri belirlenmiş bir farz olduğunu bildirir. O âyetler ayrı bir sayfada toplanmıştır ve burada tekrarlanmaz.
Bu sayfadaki iki rivayet doğrudan o âyetlerle kesişir: Hûd 11:114 bir olayın ardından indirilir, Tâhâ 20:130 ise iki vakit namazıyla birlikte okunur. İkisinde de hadis, âyetin nasıl anlaşıldığını gösterir; âyetin kendisi Kur'an tarafındaki sayfada durur. İki sayfa aynı soruyu iki ayrı kaynak seviyesinden karşılar.
Bu hadisler nasıl seçildi
Sahîh-i Buhârî'nin dokuzuncu kitâbı namaz vakitlerine ayrılmıştır ve kırk bir bâb taşır. Bu sayfadaki hadislerin tamamı o bölümdendir; her birinin bâb numarası kendi altında verilmiştir.
Ölçüt şuydu: rivayet doğrudan vakti, vaktinde kılmayı ya da vaktin geçirilmesini konu etmeli. Bölümün içinde bulunan ama konusu vakit olmayan rivayetler alınmadı — namaz sırasındaki davranışlara, ganimet ve kap çeşitlerine, fitne bahsine dair olanlar. Kaza ve cem' usulüne dair rivayetler de alınmadı: bunlar hüküm konusudur ve bu sayfanın kapsamı dışındadır. Aynı olayı iki ayrı senetle veren rivayetlerden yalnız biri alındı. Aynı ölçüt sonradan bir rivayeti daha düşürdü: meleklerin gece ve gündüz nöbetleşmesini anlatan metin sabah ile ikindiyi anar, ama konusu vakit değil meleklerdir; o rivayet melekler ve şeytan hadisleri sayfasında duruyor.
Bâb başlıkları bu bölümde çoğunlukla fıkhî bir iddia taşır; rivayetin konusunu değil kaynağın ondan çıkardığı sonucu gösterir. Bu yüzden başlıkla matn arasındaki fark bir hiza sorunu sayılmadı.
Sık sorulan sorular
Buhârî'nin namaz vakitlerine ayırdığı bölüm neyi anlatır?
Sahîh-i Buhârî'nin dokuzuncu kitâbıdır ve kırk bir bâb taşır. Vakitlerin tarifi, her vaktin uygulamadaki yeri, vaktinde kılmanın değeri ve vaktin geçirilmesi bu bölümde toplanır. Bu sayfadaki hadislerin tamamı oradan seçilmiştir ve her birinin bâb numarası verilmiştir.
Bu sayfada namaz vakitlerinin saatleri var mı?
Hayır. Vakitlerin saat karşılığı bulunulan yere ve güne göre değişir; takvimlerden öğrenilir. Bu sayfa rivayetlerin ne söylediğini aktarır. Vakitlerin sınırları, kaçırılan namaz ve iki namazın bir arada kılınması gibi konular fıkıh kaynaklarının işidir.
Hadislerde namaz vakti neye göre ölçülüyor?
Görünür işaretlerle: güneşin yeri, gölgenin belirmesi, ışığın durumu, şafağın kaybolması. Akşam namazından sonra ortalığın atılan okun düştüğü yeri görecek kadar aydınlık olması bunlardan biridir. Bulutlu günde bu işaretler görünmediği için o durum ayrı bir rivayetin konusudur.
Kaynaklar
- Sahih hadisBuhârî, Mevâkît — Sayfadaki yirmi hadisin tamamı Sahîh-i Buhârî'nin dokuzuncu kitâbı olan namaz vakitleri bölümünden seçilmiştir; bâb numaraları hadislerin altında verilmiştir.
- Sahih hadisBuhârî, Mevâkît 5 — Namazı vaktinde kılmanın amellerin sıralamasındaki yeri.
- Sahih hadisBuhârî, Mevâkît 7 — Namazın vaktinden geciktirilmesi — Enes b. Mâlik rivayeti.
- Sahih hadisBuhârî, Mevâkît 21 — Beş vaktin uygulamadaki tarifi — Câbir b. Abdullah rivayeti.
- Sahih hadisBuhârî, Mevâkît 34 — Bulutlu günde vaktin okunamaması.
- Kur’anHûd 11:114 — İbn Mes’ûd rivayetinde okunan âyet: gündüzün iki ucu ve gecenin yakın saatleri.
- Kur’anTâhâ 20:130 — Cerîr b. Abdullah rivayetinin sonunda okunan âyet.
Son güncelleme: