Tâhâ Suresi

Kur’anBu sayfadaki bilgilerin ana kaynak seviyesi

Tâhâ suresi 135 ayettir. Bu sitedeki konuşma kolaylığı duası ve ilim duası sayfalarının dayandığı ayetler burada yer alır.

Sure numarası
20. sure
Arapça adı
طه
Ayet sayısı
135 ayet
Nüzul yeri
Mekki (Mekke dönemi)
Nüzul sırası
45.
Cüz
16. cüz
Ana konusu
Hz. Mûsâ'nın görevi, kolaylık duası ve zikirden yüz çevirmenin sonucu

Adının anlamı

Tâhâ, Kur'an'da bazı surelerin başında bulunan harflerdendir. Klasik tefsirlerde anlamı üzerinde farklı görüşler bulunur ve kesin bir açıklama yapılmaz.

Temel temaları

  • kolaylık
  • ilim
  • sabır
  • rızık

Tâhâ suresi — Arapçası ve anlamı

Aşağıdaki Türkçe anlam bu siteye aittir; herhangi bir mealden alınmamıştır. Amacı ayetin ne dediğini açık Türkçeyle aktarmaktır, basılı bir mealin yerini tutmaz. Anlam metni Arapçanın karşılığı değil, karşılığının aktarımıdır — esas olan Arapça metindir.

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

  1. طه

    Tâ Hâ.

  2. مَآ أَنزَلْنَا عَلَيْكَ ٱلْقُرْءَانَ لِتَشْقَىٰٓ

    Biz Kur'an'ı sana sıkıntıya düşesin diye indirmedik.

  3. إِلَّا تَذْكِرَةً لِّمَن يَخْشَىٰ

    Ancak, korkanlara bir öğüt olarak.

  4. تَنزِيلًا مِّمَّنْ خَلَقَ ٱلْأَرْضَ وَٱلسَّمَٰوَٰتِ ٱلْعُلَى

    Yeri ve yüce gökleri yaratan tarafından indirilmedir.

  5. ٱلرَّحْمَٰنُ عَلَى ٱلْعَرْشِ ٱسْتَوَىٰ

    Rahmân, arşa istivâ etmiştir.

  6. لَهُۥ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَمَا تَحْتَ ٱلثَّرَىٰ

    Göklerde, yerde, ikisi arasında ve toprağın altında ne varsa O'nundur.

  7. وَإِن تَجْهَرْ بِٱلْقَوْلِ فَإِنَّهُۥ يَعْلَمُ ٱلسِّرَّ وَأَخْفَى

    Sözü açığa vursan da, şüphesiz O gizliyi de gizlinin gizlisini de bilir.

  8. ٱللَّهُ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ لَهُ ٱلْأَسْمَآءُ ٱلْحُسْنَىٰ

    Allah; O'ndan başka ilah yoktur. En güzel isimler O'nundur.

  9. وَهَلْ أَتَىٰكَ حَدِيثُ مُوسَىٰٓ

    Mûsâ'nın haberi sana geldi mi?

  10. إِذْ رَءَا نَارًا فَقَالَ لِأَهْلِهِ ٱمْكُثُوٓا۟ إِنِّىٓ ءَانَسْتُ نَارًا لَّعَلِّىٓ ءَاتِيكُم مِّنْهَا بِقَبَسٍ أَوْ أَجِدُ عَلَى ٱلنَّارِ هُدًى

    Hani bir ateş görmüştü de ailesine demişti ki: "Bekleyin; ben bir ateş gördüm. Belki size ondan bir kor getiririm ya da ateşin yanında bir yol gösteren bulurum."

  11. فَلَمَّآ أَتَىٰهَا نُودِىَ يَٰمُوسَىٰٓ

    Ona geldiğinde şöyle seslenildi: "Ey Mûsâ!

  12. إِنِّىٓ أَنَا۠ رَبُّكَ فَٱخْلَعْ نَعْلَيْكَ إِنَّكَ بِٱلْوَادِ ٱلْمُقَدَّسِ طُوًى

    Şüphesiz ben senin Rabbinim. Ayakkabılarını çıkar; sen kutsal vadi Tuvâ'dasın.

  13. وَأَنَا ٱخْتَرْتُكَ فَٱسْتَمِعْ لِمَا يُوحَىٰٓ

    Ben seni seçtim; öyleyse vahyolunanı dinle.

  14. إِنَّنِىٓ أَنَا ٱللَّهُ لَآ إِلَٰهَ إِلَّآ أَنَا۠ فَٱعْبُدْنِى وَأَقِمِ ٱلصَّلَوٰةَ لِذِكْرِىٓ

    Şüphesiz ben Allah'ım; benden başka ilah yoktur. Öyleyse bana kulluk et ve beni anmak için namazı kıl.

  15. إِنَّ ٱلسَّاعَةَ ءَاتِيَةٌ أَكَادُ أُخْفِيهَا لِتُجْزَىٰ كُلُّ نَفْسٍۭ بِمَا تَسْعَىٰ

    Şüphesiz kıyamet gelecektir. Herkes çabasının karşılığını görsün diye onu neredeyse gizli tutuyorum.

  16. فَلَا يَصُدَّنَّكَ عَنْهَا مَن لَّا يُؤْمِنُ بِهَا وَٱتَّبَعَ هَوَىٰهُ فَتَرْدَىٰ

    Ona inanmayan ve arzusuna uyan kimse, sakın seni ondan alıkoymasın; yoksa helak olursun.

  17. وَمَا تِلْكَ بِيَمِينِكَ يَٰمُوسَىٰ

    Sağ elindeki nedir, ey Mûsâ?"

  18. قَالَ هِىَ عَصَاىَ أَتَوَكَّؤُا۟ عَلَيْهَا وَأَهُشُّ بِهَا عَلَىٰ غَنَمِى وَلِىَ فِيهَا مَـَٔارِبُ أُخْرَىٰ

    Dedi ki: "O benim asamdır; ona dayanırım, onunla koyunlarıma yaprak silkelerim ve onda benim için başka yararlar da vardır."

  19. قَالَ أَلْقِهَا يَٰمُوسَىٰ

    Dedi ki: "Onu at, ey Mûsâ!"

  20. فَأَلْقَىٰهَا فَإِذَا هِىَ حَيَّةٌ تَسْعَىٰ

    Onu attı; bir de baktı ki koşan bir yılan.

  21. قَالَ خُذْهَا وَلَا تَخَفْ سَنُعِيدُهَا سِيرَتَهَا ٱلْأُولَىٰ

    Dedi ki: "Onu al ve korkma; onu ilk hâline döndüreceğiz.

  22. وَٱضْمُمْ يَدَكَ إِلَىٰ جَنَاحِكَ تَخْرُجْ بَيْضَآءَ مِنْ غَيْرِ سُوٓءٍ ءَايَةً أُخْرَىٰ

    Elini koltuğunun altına sok; başka bir ayet olarak, kusursuz bir biçimde bembeyaz çıksın.

  23. لِنُرِيَكَ مِنْ ءَايَٰتِنَا ٱلْكُبْرَى

    Sana en büyük ayetlerimizden gösterelim diye.

  24. ٱذْهَبْ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ إِنَّهُۥ طَغَىٰ

    Firavun'a git; çünkü o azdı."

  25. قَالَ رَبِّ ٱشْرَحْ لِى صَدْرِى

    Dedi ki: "Rabbim! Göğsümü genişlet.

  26. وَيَسِّرْ لِىٓ أَمْرِى

    İşimi bana kolaylaştır.

  27. وَٱحْلُلْ عُقْدَةً مِّن لِّسَانِى

    Dilimdeki düğümü çöz.

  28. يَفْقَهُوا۟ قَوْلِى

    Ki sözümü anlasınlar.

  29. وَٱجْعَل لِّى وَزِيرًا مِّنْ أَهْلِى

    Ailemden bana bir yardımcı ver:

  30. هَٰرُونَ أَخِى

    Kardeşim Hârûn'u.

  31. ٱشْدُدْ بِهِۦٓ أَزْرِى

    Onunla gücümü pekiştir.

  32. وَأَشْرِكْهُ فِىٓ أَمْرِى

    Ve onu işime ortak et.

  33. كَىْ نُسَبِّحَكَ كَثِيرًا

    Ki seni çokça tesbih edelim.

  34. وَنَذْكُرَكَ كَثِيرًا

    Ve seni çokça analım.

  35. إِنَّكَ كُنتَ بِنَا بَصِيرًا

    Şüphesiz sen bizi görmektesin."

  36. قَالَ قَدْ أُوتِيتَ سُؤْلَكَ يَٰمُوسَىٰ

    Dedi ki: "İstediğin sana verildi, ey Mûsâ.

  37. وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَيْكَ مَرَّةً أُخْرَىٰٓ

    Andolsun sana bir kez daha lütufta bulunmuştuk.

  38. إِذْ أَوْحَيْنَآ إِلَىٰٓ أُمِّكَ مَا يُوحَىٰٓ

    Hani annene vahyedileni vahyetmiştik:

  39. أَنِ ٱقْذِفِيهِ فِى ٱلتَّابُوتِ فَٱقْذِفِيهِ فِى ٱلْيَمِّ فَلْيُلْقِهِ ٱلْيَمُّ بِٱلسَّاحِلِ يَأْخُذْهُ عَدُوٌّ لِّى وَعَدُوٌّ لَّهُۥ وَأَلْقَيْتُ عَلَيْكَ مَحَبَّةً مِّنِّى وَلِتُصْنَعَ عَلَىٰ عَيْنِىٓ

    'Onu sandığa koy, sonra suya bırak; su onu kıyıya atsın. Onu, bana da ona da düşman olan biri alsın.' Sana katımdan bir sevgi bıraktım; gözümün önünde yetiştirilesin diye.

  40. إِذْ تَمْشِىٓ أُخْتُكَ فَتَقُولُ هَلْ أَدُلُّكُمْ عَلَىٰ مَن يَكْفُلُهُۥ فَرَجَعْنَٰكَ إِلَىٰٓ أُمِّكَ كَىْ تَقَرَّ عَيْنُهَا وَلَا تَحْزَنَ وَقَتَلْتَ نَفْسًا فَنَجَّيْنَٰكَ مِنَ ٱلْغَمِّ وَفَتَنَّٰكَ فُتُونًا فَلَبِثْتَ سِنِينَ فِىٓ أَهْلِ مَدْيَنَ ثُمَّ جِئْتَ عَلَىٰ قَدَرٍ يَٰمُوسَىٰ

    Hani kız kardeşin gidiyor ve diyordu ki: 'Size onu üstlenecek birini göstereyim mi?' Böylece seni annene döndürdük; gözü aydın olsun ve üzülmesin diye. Bir de bir cana kıymıştın; biz seni o üzüntüden kurtardık ve seni iyice denedik. Yıllarca Medyen halkı arasında kaldın; sonra bir kader üzerine geldin, ey Mûsâ.

  41. وَٱصْطَنَعْتُكَ لِنَفْسِى

    Seni kendim için yetiştirdim.

  42. ٱذْهَبْ أَنتَ وَأَخُوكَ بِـَٔايَٰتِى وَلَا تَنِيَا فِى ذِكْرِى

    Sen ve kardeşin ayetlerimle gidin; beni anmakta gevşeklik göstermeyin.

  43. ٱذْهَبَآ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ إِنَّهُۥ طَغَىٰ

    Firavun'a gidin; çünkü o azdı.

  44. فَقُولَا لَهُۥ قَوْلًا لَّيِّنًا لَّعَلَّهُۥ يَتَذَكَّرُ أَوْ يَخْشَىٰ

    Ona yumuşak söz söyleyin; belki öğüt alır ya da korkar."

  45. قَالَا رَبَّنَآ إِنَّنَا نَخَافُ أَن يَفْرُطَ عَلَيْنَآ أَوْ أَن يَطْغَىٰ

    Dediler ki: "Rabbimiz! Bize aşırı davranmasından ya da azmasından korkuyoruz."

  46. قَالَ لَا تَخَافَآ إِنَّنِى مَعَكُمَآ أَسْمَعُ وَأَرَىٰ

    Dedi ki: "Korkmayın; şüphesiz ben sizinle beraberim; işitirim ve görürüm.

  47. فَأْتِيَاهُ فَقُولَآ إِنَّا رَسُولَا رَبِّكَ فَأَرْسِلْ مَعَنَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ وَلَا تُعَذِّبْهُمْ قَدْ جِئْنَٰكَ بِـَٔايَةٍ مِّن رَّبِّكَ وَٱلسَّلَٰمُ عَلَىٰ مَنِ ٱتَّبَعَ ٱلْهُدَىٰٓ

    Ona gidin ve deyin ki: 'Biz Rabbinin iki elçisiyiz. İsrâiloğullarını bizimle gönder ve onlara azap etme. Sana Rabbinden bir ayet getirdik. Selam, doğru yola uyana olsun.

  48. إِنَّا قَدْ أُوحِىَ إِلَيْنَآ أَنَّ ٱلْعَذَابَ عَلَىٰ مَن كَذَّبَ وَتَوَلَّىٰ

    Bize, yalanlayan ve yüz çevirene azabın olduğu vahyedildi.'"

  49. قَالَ فَمَن رَّبُّكُمَا يَٰمُوسَىٰ

    Dedi ki: "Sizin Rabbiniz kimdir, ey Mûsâ?"

  50. قَالَ رَبُّنَا ٱلَّذِىٓ أَعْطَىٰ كُلَّ شَىْءٍ خَلْقَهُۥ ثُمَّ هَدَىٰ

    Dedi ki: "Rabbimiz, her şeye yaratılışını veren, sonra da yol gösterendir."

  51. قَالَ فَمَا بَالُ ٱلْقُرُونِ ٱلْأُولَىٰ

    Dedi ki: "Peki önceki nesillerin durumu nedir?"

  52. قَالَ عِلْمُهَا عِندَ رَبِّى فِى كِتَٰبٍ لَّا يَضِلُّ رَبِّى وَلَا يَنسَى

    Dedi ki: "Onların bilgisi Rabbimin katında bir kitaptadır. Rabbim şaşırmaz ve unutmaz."

  53. ٱلَّذِى جَعَلَ لَكُمُ ٱلْأَرْضَ مَهْدًا وَسَلَكَ لَكُمْ فِيهَا سُبُلًا وَأَنزَلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءً فَأَخْرَجْنَا بِهِۦٓ أَزْوَٰجًا مِّن نَّبَاتٍ شَتَّىٰ

    O ki yeri sizin için bir beşik yaptı, orada size yollar açtı ve gökten su indirdi. Onunla çeşit çeşit bitkilerden çiftler çıkardık.

  54. كُلُوا۟ وَٱرْعَوْا۟ أَنْعَٰمَكُمْ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَٰتٍ لِّأُو۟لِى ٱلنُّهَىٰ

    Yiyin ve hayvanlarınızı otlatın. Şüphesiz bunda akıl sahipleri için ayetler vardır.

  55. مِنْهَا خَلَقْنَٰكُمْ وَفِيهَا نُعِيدُكُمْ وَمِنْهَا نُخْرِجُكُمْ تَارَةً أُخْرَىٰ

    Sizi ondan yarattık, ona döndüreceğiz ve bir kez daha ondan çıkaracağız.

  56. وَلَقَدْ أَرَيْنَٰهُ ءَايَٰتِنَا كُلَّهَا فَكَذَّبَ وَأَبَىٰ

    Andolsun ona bütün ayetlerimizi gösterdik; fakat o yalanladı ve direndi.

  57. قَالَ أَجِئْتَنَا لِتُخْرِجَنَا مِنْ أَرْضِنَا بِسِحْرِكَ يَٰمُوسَىٰ

    Dedi ki: "Ey Mûsâ! Büyünle bizi yurdumuzdan çıkarmaya mı geldin?

  58. فَلَنَأْتِيَنَّكَ بِسِحْرٍ مِّثْلِهِۦ فَٱجْعَلْ بَيْنَنَا وَبَيْنَكَ مَوْعِدًا لَّا نُخْلِفُهُۥ نَحْنُ وَلَآ أَنتَ مَكَانًا سُوًى

    Biz de sana onun gibi bir büyü getireceğiz. Aramızda bir buluşma vakti belirle; ne biz ne sen ondan cayalım; düz bir yerde olsun."

  59. قَالَ مَوْعِدُكُمْ يَوْمُ ٱلزِّينَةِ وَأَن يُحْشَرَ ٱلنَّاسُ ضُحًى

    Dedi ki: "Buluşma vaktiniz süs günüdür ve insanların kuşluk vakti toplanmasıdır."

  60. فَتَوَلَّىٰ فِرْعَوْنُ فَجَمَعَ كَيْدَهُۥ ثُمَّ أَتَىٰ

    Firavun dönüp gitti, tuzağını topladı, sonra geldi.

  61. قَالَ لَهُم مُّوسَىٰ وَيْلَكُمْ لَا تَفْتَرُوا۟ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًا فَيُسْحِتَكُم بِعَذَابٍ وَقَدْ خَابَ مَنِ ٱفْتَرَىٰ

    Mûsâ onlara dedi ki: "Yazıklar olsun size! Allah hakkında yalan uydurmayın; yoksa sizi bir azapla kökünüzden koparır. Yalan uyduran hüsrana uğramıştır."

  62. فَتَنَٰزَعُوٓا۟ أَمْرَهُم بَيْنَهُمْ وَأَسَرُّوا۟ ٱلنَّجْوَىٰ

    Aralarında işlerini tartıştılar ve gizlice fısıldaştılar.

  63. قَالُوٓا۟ إِنْ هَٰذَٰنِ لَسَٰحِرَٰنِ يُرِيدَانِ أَن يُخْرِجَاكُم مِّنْ أَرْضِكُم بِسِحْرِهِمَا وَيَذْهَبَا بِطَرِيقَتِكُمُ ٱلْمُثْلَىٰ

    Dediler ki: "Bu ikisi gerçekten iki büyücüdür; büyüleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak ve örnek yolunuzu gidermek istiyorlar.

  64. فَأَجْمِعُوا۟ كَيْدَكُمْ ثُمَّ ٱئْتُوا۟ صَفًّا وَقَدْ أَفْلَحَ ٱلْيَوْمَ مَنِ ٱسْتَعْلَىٰ

    Öyleyse tuzağınızı toplayın, sonra sıra hâlinde gelin. Bugün üstün gelen kurtulmuştur."

  65. قَالُوا۟ يَٰمُوسَىٰٓ إِمَّآ أَن تُلْقِىَ وَإِمَّآ أَن نَّكُونَ أَوَّلَ مَنْ أَلْقَىٰ

    Dediler ki: "Ey Mûsâ! Ya sen at, ya da ilk atan biz olalım."

  66. قَالَ بَلْ أَلْقُوا۟ فَإِذَا حِبَالُهُمْ وَعِصِيُّهُمْ يُخَيَّلُ إِلَيْهِ مِن سِحْرِهِمْ أَنَّهَا تَسْعَىٰ

    Dedi ki: "Hayır, siz atın." Bir de baktı ki büyüleri yüzünden ipleri ve değnekleri ona koşuyormuş gibi göründü.

  67. فَأَوْجَسَ فِى نَفْسِهِۦ خِيفَةً مُّوسَىٰ

    Mûsâ içinde bir korku hissetti.

  68. قُلْنَا لَا تَخَفْ إِنَّكَ أَنتَ ٱلْأَعْلَىٰ

    Dedik ki: "Korkma; şüphesiz üstün gelecek olan sensin.

  69. وَأَلْقِ مَا فِى يَمِينِكَ تَلْقَفْ مَا صَنَعُوٓا۟ إِنَّمَا صَنَعُوا۟ كَيْدُ سَٰحِرٍ وَلَا يُفْلِحُ ٱلسَّاحِرُ حَيْثُ أَتَىٰ

    Sağ elindekini at; onların yaptıklarını yutsun. Onların yaptığı ancak bir büyücü tuzağıdır. Büyücü nereye gitse kurtulamaz."

  70. فَأُلْقِىَ ٱلسَّحَرَةُ سُجَّدًا قَالُوٓا۟ ءَامَنَّا بِرَبِّ هَٰرُونَ وَمُوسَىٰ

    Sonunda büyücüler secdeye kapandı ve dediler ki: "Hârûn'un ve Mûsâ'nın Rabbine iman ettik."

  71. قَالَ ءَامَنتُمْ لَهُۥ قَبْلَ أَنْ ءَاذَنَ لَكُمْ إِنَّهُۥ لَكَبِيرُكُمُ ٱلَّذِى عَلَّمَكُمُ ٱلسِّحْرَ فَلَأُقَطِّعَنَّ أَيْدِيَكُمْ وَأَرْجُلَكُم مِّنْ خِلَٰفٍ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمْ فِى جُذُوعِ ٱلنَّخْلِ وَلَتَعْلَمُنَّ أَيُّنَآ أَشَدُّ عَذَابًا وَأَبْقَىٰ

    Dedi ki: "Ben size izin vermeden ona iman ettiniz ha! Şüphesiz o, size büyüyü öğreten büyüğünüzdür. Andolsun ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve sizi hurma kütüklerine asacağım. Hangimizin azabının daha şiddetli ve kalıcı olduğunu bileceksiniz."

  72. قَالُوا۟ لَن نُّؤْثِرَكَ عَلَىٰ مَا جَآءَنَا مِنَ ٱلْبَيِّنَٰتِ وَٱلَّذِى فَطَرَنَا فَٱقْضِ مَآ أَنتَ قَاضٍ إِنَّمَا تَقْضِى هَٰذِهِ ٱلْحَيَوٰةَ ٱلدُّنْيَآ

    Dediler ki: "Bize gelen apaçık delillere ve bizi yaratana seni tercih edecek değiliz. Ne hükmedeceksen hükmet; sen ancak bu dünya hayatında hükmedersin.

  73. إِنَّآ ءَامَنَّا بِرَبِّنَا لِيَغْفِرَ لَنَا خَطَٰيَٰنَا وَمَآ أَكْرَهْتَنَا عَلَيْهِ مِنَ ٱلسِّحْرِ وَٱللَّهُ خَيْرٌ وَأَبْقَىٰٓ

    Şüphesiz biz, hatalarımızı ve bizi zorladığın büyüyü bağışlaması için Rabbimize iman ettik. Allah daha hayırlı ve daha kalıcıdır."

  74. إِنَّهُۥ مَن يَأْتِ رَبَّهُۥ مُجْرِمًا فَإِنَّ لَهُۥ جَهَنَّمَ لَا يَمُوتُ فِيهَا وَلَا يَحْيَىٰ

    Şüphesiz kim Rabbine suçlu olarak gelirse, ona cehennem vardır; orada ne ölür ne yaşar.

  75. وَمَن يَأْتِهِۦ مُؤْمِنًا قَدْ عَمِلَ ٱلصَّٰلِحَٰتِ فَأُو۟لَٰٓئِكَ لَهُمُ ٱلدَّرَجَٰتُ ٱلْعُلَىٰ

    Kim de ona mümin olarak, salih ameller işlemiş hâlde gelirse; işte onlar için yüksek dereceler vardır.

  76. جَنَّٰتُ عَدْنٍ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَا وَذَٰلِكَ جَزَآءُ مَن تَزَكَّىٰ

    Altlarından ırmaklar akan Adn cennetleri; orada sürekli kalacaklardır. İşte arınanın karşılığı budur.

  77. وَلَقَدْ أَوْحَيْنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنْ أَسْرِ بِعِبَادِى فَٱضْرِبْ لَهُمْ طَرِيقًا فِى ٱلْبَحْرِ يَبَسًا لَّا تَخَٰفُ دَرَكًا وَلَا تَخْشَىٰ

    Andolsun Mûsâ'ya vahyettik: "Kullarımı geceleyin yürüt ve onlara denizde kuru bir yol aç. Yetişilmekten korkma ve endişelenme."

  78. فَأَتْبَعَهُمْ فِرْعَوْنُ بِجُنُودِهِۦ فَغَشِيَهُم مِّنَ ٱلْيَمِّ مَا غَشِيَهُمْ

    Firavun, ordularıyla onları izledi; denizden onları bürüyen bürüdü.

  79. وَأَضَلَّ فِرْعَوْنُ قَوْمَهُۥ وَمَا هَدَىٰ

    Firavun kavmini saptırdı ve doğru yola iletmedi.

  80. يَٰبَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ قَدْ أَنجَيْنَٰكُم مِّنْ عَدُوِّكُمْ وَوَٰعَدْنَٰكُمْ جَانِبَ ٱلطُّورِ ٱلْأَيْمَنَ وَنَزَّلْنَا عَلَيْكُمُ ٱلْمَنَّ وَٱلسَّلْوَىٰ

    Ey İsrâiloğulları! Sizi düşmanınızdan kurtardık, Tûr'un sağ yanında size söz verdik ve size kudret helvasıyla bıldırcın indirdik.

  81. كُلُوا۟ مِن طَيِّبَٰتِ مَا رَزَقْنَٰكُمْ وَلَا تَطْغَوْا۟ فِيهِ فَيَحِلَّ عَلَيْكُمْ غَضَبِى وَمَن يَحْلِلْ عَلَيْهِ غَضَبِى فَقَدْ هَوَىٰ

    Size verdiğimiz rızıkların temizlerinden yiyin ve bu konuda haddi aşmayın; yoksa üzerinize öfkem iner. Kimin üzerine öfkem inerse, düşmüş demektir.

  82. وَإِنِّى لَغَفَّارٌ لِّمَن تَابَ وَءَامَنَ وَعَمِلَ صَٰلِحًا ثُمَّ ٱهْتَدَىٰ

    Şüphesiz ben; tövbe eden, iman eden, salih amel işleyen, sonra da doğru yolda giden kimseyi çokça bağışlayanım.

  83. وَمَآ أَعْجَلَكَ عَن قَوْمِكَ يَٰمُوسَىٰ

    "Seni kavminden acele ettiren nedir, ey Mûsâ?"

  84. قَالَ هُمْ أُو۟لَآءِ عَلَىٰٓ أَثَرِى وَعَجِلْتُ إِلَيْكَ رَبِّ لِتَرْضَىٰ

    Dedi ki: "İşte onlar benim izimdeler. Ben, razı olasın diye sana acele geldim, Rabbim."

  85. قَالَ فَإِنَّا قَدْ فَتَنَّا قَوْمَكَ مِنۢ بَعْدِكَ وَأَضَلَّهُمُ ٱلسَّامِرِىُّ

    Dedi ki: "Biz senden sonra kavmini denedik ve Sâmirî onları saptırdı."

  86. فَرَجَعَ مُوسَىٰٓ إِلَىٰ قَوْمِهِۦ غَضْبَٰنَ أَسِفًا قَالَ يَٰقَوْمِ أَلَمْ يَعِدْكُمْ رَبُّكُمْ وَعْدًا حَسَنًا أَفَطَالَ عَلَيْكُمُ ٱلْعَهْدُ أَمْ أَرَدتُّمْ أَن يَحِلَّ عَلَيْكُمْ غَضَبٌ مِّن رَّبِّكُمْ فَأَخْلَفْتُم مَّوْعِدِى

    Mûsâ, öfkeli ve üzgün olarak kavmine döndü. Dedi ki: "Ey kavmim! Rabbiniz size güzel bir söz vermemiş miydi? Süre size uzun mu geldi, yoksa Rabbinizden bir öfkenin üzerinize inmesini mi istediniz de bana verdiğiniz sözden döndünüz?"

  87. قَالُوا۟ مَآ أَخْلَفْنَا مَوْعِدَكَ بِمَلْكِنَا وَلَٰكِنَّا حُمِّلْنَآ أَوْزَارًا مِّن زِينَةِ ٱلْقَوْمِ فَقَذَفْنَٰهَا فَكَذَٰلِكَ أَلْقَى ٱلسَّامِرِىُّ

    Dediler ki: "Sana verdiğimiz sözden kendi isteğimizle dönmedik. Fakat bize o topluluğun süslerinden yükler yükletildi; biz de onları attık. Sâmirî de böyle attı."

  88. فَأَخْرَجَ لَهُمْ عِجْلًا جَسَدًا لَّهُۥ خُوَارٌ فَقَالُوا۟ هَٰذَآ إِلَٰهُكُمْ وَإِلَٰهُ مُوسَىٰ فَنَسِىَ

    Onlara böğüren bir buzağı heykeli çıkardı. Dediler ki: "Bu, sizin de ilahınız, Mûsâ'nın da ilahıdır; fakat o unuttu."

  89. أَفَلَا يَرَوْنَ أَلَّا يَرْجِعُ إِلَيْهِمْ قَوْلًا وَلَا يَمْلِكُ لَهُمْ ضَرًّا وَلَا نَفْعًا

    Görmüyorlar mı ki o, onlara bir söz döndüremiyor ve onlara ne zarar ne fayda verebiliyor?

  90. وَلَقَدْ قَالَ لَهُمْ هَٰرُونُ مِن قَبْلُ يَٰقَوْمِ إِنَّمَا فُتِنتُم بِهِۦ وَإِنَّ رَبَّكُمُ ٱلرَّحْمَٰنُ فَٱتَّبِعُونِى وَأَطِيعُوٓا۟ أَمْرِى

    Andolsun Hârûn daha önce onlara demişti ki: "Ey kavmim! Siz bununla ancak denendiniz. Şüphesiz sizin Rabbiniz Rahmân'dır. Bana uyun ve emrime itaat edin."

  91. قَالُوا۟ لَن نَّبْرَحَ عَلَيْهِ عَٰكِفِينَ حَتَّىٰ يَرْجِعَ إِلَيْنَا مُوسَىٰ

    Dediler ki: "Mûsâ bize dönünceye kadar buna bağlı kalmaktan vazgeçmeyeceğiz."

  92. قَالَ يَٰهَٰرُونُ مَا مَنَعَكَ إِذْ رَأَيْتَهُمْ ضَلُّوٓا۟

    Dedi ki: "Ey Hârûn! Onların saptığını gördüğünde seni ne alıkoydu?

  93. أَلَّا تَتَّبِعَنِ أَفَعَصَيْتَ أَمْرِى

    Bana uymaman mı? Emrime karşı mı geldin?"

  94. قَالَ يَبْنَؤُمَّ لَا تَأْخُذْ بِلِحْيَتِى وَلَا بِرَأْسِىٓ إِنِّى خَشِيتُ أَن تَقُولَ فَرَّقْتَ بَيْنَ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ وَلَمْ تَرْقُبْ قَوْلِى

    Dedi ki: "Ey anamın oğlu! Sakalımı ve başımı tutma. Doğrusu ben, 'İsrâiloğulları arasında ayrılık çıkardın ve sözümü tutmadın' demenden korktum."

  95. قَالَ فَمَا خَطْبُكَ يَٰسَٰمِرِىُّ

    Dedi ki: "Peki senin derdin nedir, ey Sâmirî?"

  96. قَالَ بَصُرْتُ بِمَا لَمْ يَبْصُرُوا۟ بِهِۦ فَقَبَضْتُ قَبْضَةً مِّنْ أَثَرِ ٱلرَّسُولِ فَنَبَذْتُهَا وَكَذَٰلِكَ سَوَّلَتْ لِى نَفْسِى

    Dedi ki: "Ben onların görmediğini gördüm; elçinin izinden bir avuç aldım ve onu attım. Nefsim bana böyle hoş gösterdi."

  97. قَالَ فَٱذْهَبْ فَإِنَّ لَكَ فِى ٱلْحَيَوٰةِ أَن تَقُولَ لَا مِسَاسَ وَإِنَّ لَكَ مَوْعِدًا لَّن تُخْلَفَهُۥ وَٱنظُرْ إِلَىٰٓ إِلَٰهِكَ ٱلَّذِى ظَلْتَ عَلَيْهِ عَاكِفًا لَّنُحَرِّقَنَّهُۥ ثُمَّ لَنَنسِفَنَّهُۥ فِى ٱلْيَمِّ نَسْفًا

    Dedi ki: "Git! Hayatın boyunca 'bana dokunmayın' demek senin cezandır. Ayrıca senin için, asla caymayacağın bir vaat vardır. Bağlı kalıp durduğun ilahına bak; onu mutlaka yakacağız, sonra da denize savuracağız."

  98. إِنَّمَآ إِلَٰهُكُمُ ٱللَّهُ ٱلَّذِى لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ وَسِعَ كُلَّ شَىْءٍ عِلْمًا

    Sizin ilahınız ancak, kendisinden başka ilah olmayan Allah'tır. O, ilmiyle her şeyi kuşatmıştır.

  99. كَذَٰلِكَ نَقُصُّ عَلَيْكَ مِنْ أَنۢبَآءِ مَا قَدْ سَبَقَ وَقَدْ ءَاتَيْنَٰكَ مِن لَّدُنَّا ذِكْرًا

    Geçmişlerin haberlerinden bir kısmını sana böyle anlatıyoruz. Sana katımızdan bir zikir verdik.

  100. مَّنْ أَعْرَضَ عَنْهُ فَإِنَّهُۥ يَحْمِلُ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ وِزْرًا

    Kim ondan yüz çevirirse, kıyamet günü bir yük yüklenir.

  101. خَٰلِدِينَ فِيهِ وَسَآءَ لَهُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ حِمْلًا

    Onda sürekli kalacaklardır. Kıyamet günü bu yük onlar için ne kötüdür!

  102. يَوْمَ يُنفَخُ فِى ٱلصُّورِ وَنَحْشُرُ ٱلْمُجْرِمِينَ يَوْمَئِذٍ زُرْقًا

    Sûra üfleneceği gün; suçluları o gün gözleri gömgök toplarız.

  103. يَتَخَٰفَتُونَ بَيْنَهُمْ إِن لَّبِثْتُمْ إِلَّا عَشْرًا

    Aralarında gizlice fısıldaşırlar: "Ancak on gün kaldınız."

  104. نَّحْنُ أَعْلَمُ بِمَا يَقُولُونَ إِذْ يَقُولُ أَمْثَلُهُمْ طَرِيقَةً إِن لَّبِثْتُمْ إِلَّا يَوْمًا

    Ne diyeceklerini biz daha iyi biliriz. En doğru yolda olanları "Ancak bir gün kaldınız" der.

  105. وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلْجِبَالِ فَقُلْ يَنسِفُهَا رَبِّى نَسْفًا

    Sana dağlardan soruyorlar. De ki: Rabbim onları savurup dağıtacak.

  106. فَيَذَرُهَا قَاعًا صَفْصَفًا

    Yerlerini dümdüz, boş bir alan hâline getirecek.

  107. لَّا تَرَىٰ فِيهَا عِوَجًا وَلَآ أَمْتًا

    Orada ne bir çukur ne de bir tümsek göreceksin.

  108. يَوْمَئِذٍ يَتَّبِعُونَ ٱلدَّاعِىَ لَا عِوَجَ لَهُۥ وَخَشَعَتِ ٱلْأَصْوَاتُ لِلرَّحْمَٰنِ فَلَا تَسْمَعُ إِلَّا هَمْسًا

    O gün çağırana uyarlar; ona karşı bir eğrilik yoktur. Sesler Rahmân için kısılmıştır; ancak bir fısıltı işitirsin.

  109. يَوْمَئِذٍ لَّا تَنفَعُ ٱلشَّفَٰعَةُ إِلَّا مَنْ أَذِنَ لَهُ ٱلرَّحْمَٰنُ وَرَضِىَ لَهُۥ قَوْلًا

    O gün, Rahmân'ın izin verdiği ve sözünden razı olduğu kimseden başkasının şefaati fayda vermez.

  110. يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يُحِيطُونَ بِهِۦ عِلْمًا

    Önlerindekini de arkalarındakini de bilir; onlar ise O'nu bilgiyle kuşatamaz.

  111. وَعَنَتِ ٱلْوُجُوهُ لِلْحَىِّ ٱلْقَيُّومِ وَقَدْ خَابَ مَنْ حَمَلَ ظُلْمًا

    Yüzler, diri ve her şeyi ayakta tutan için eğilmiştir. Zulüm yüklenen hüsrana uğramıştır.

  112. وَمَن يَعْمَلْ مِنَ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَلَا يَخَافُ ظُلْمًا وَلَا هَضْمًا

    Kim mümin olarak salih ameller işlerse, ne bir haksızlıktan ne de bir eksiltilmeden korkar.

  113. وَكَذَٰلِكَ أَنزَلْنَٰهُ قُرْءَانًا عَرَبِيًّا وَصَرَّفْنَا فِيهِ مِنَ ٱلْوَعِيدِ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ أَوْ يُحْدِثُ لَهُمْ ذِكْرًا

    İşte böylece onu Arapça bir Kur'an olarak indirdik ve içinde uyarıları çeşitlendirdik; belki sakınırlar ya da onlara bir öğüt olur.

  114. فَتَعَٰلَى ٱللَّهُ ٱلْمَلِكُ ٱلْحَقُّ وَلَا تَعْجَلْ بِٱلْقُرْءَانِ مِن قَبْلِ أَن يُقْضَىٰٓ إِلَيْكَ وَحْيُهُۥ وَقُل رَّبِّ زِدْنِى عِلْمًا

    Gerçek hükümdar olan Allah yücedir. Sana vahyedilmesi tamamlanmadan Kur'an'ı okumakta acele etme ve de ki: "Rabbim! İlmimi artır."

  115. وَلَقَدْ عَهِدْنَآ إِلَىٰٓ ءَادَمَ مِن قَبْلُ فَنَسِىَ وَلَمْ نَجِدْ لَهُۥ عَزْمًا

    Andolsun daha önce Âdem'e söz verdik; fakat unuttu ve onda bir kararlılık bulmadık.

  116. وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلَٰٓئِكَةِ ٱسْجُدُوا۟ لِـَٔادَمَ فَسَجَدُوٓا۟ إِلَّآ إِبْلِيسَ أَبَىٰ

    Hani meleklere "Âdem'e secde edin" demiştik; İblîs hariç hepsi secde etti; o kaçındı.

  117. فَقُلْنَا يَٰٓـَٔادَمُ إِنَّ هَٰذَا عَدُوٌّ لَّكَ وَلِزَوْجِكَ فَلَا يُخْرِجَنَّكُمَا مِنَ ٱلْجَنَّةِ فَتَشْقَىٰٓ

    Dedik ki: "Ey Âdem! Şüphesiz bu, sana ve eşine düşmandır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın; yoksa sıkıntıya düşersin.

  118. إِنَّ لَكَ أَلَّا تَجُوعَ فِيهَا وَلَا تَعْرَىٰ

    Şüphesiz orada ne aç kalırsın ne de çıplak.

  119. وَأَنَّكَ لَا تَظْمَؤُا۟ فِيهَا وَلَا تَضْحَىٰ

    Orada ne susarsın ne de güneşte yanarsın."

  120. فَوَسْوَسَ إِلَيْهِ ٱلشَّيْطَٰنُ قَالَ يَٰٓـَٔادَمُ هَلْ أَدُلُّكَ عَلَىٰ شَجَرَةِ ٱلْخُلْدِ وَمُلْكٍ لَّا يَبْلَىٰ

    Derken şeytan ona fısıldadı: "Ey Âdem! Sana ölümsüzlük ağacını ve eskimeyecek bir mülkü göstereyim mi?"

  121. فَأَكَلَا مِنْهَا فَبَدَتْ لَهُمَا سَوْءَٰتُهُمَا وَطَفِقَا يَخْصِفَانِ عَلَيْهِمَا مِن وَرَقِ ٱلْجَنَّةِ وَعَصَىٰٓ ءَادَمُ رَبَّهُۥ فَغَوَىٰ

    İkisi de ondan yediler; bunun üzerine ayıp yerleri kendilerine göründü ve cennet yaprağından üzerlerine örtmeye başladılar. Âdem Rabbine karşı geldi ve yolunu şaşırdı.

  122. ثُمَّ ٱجْتَبَٰهُ رَبُّهُۥ فَتَابَ عَلَيْهِ وَهَدَىٰ

    Sonra Rabbi onu seçti, tövbesini kabul etti ve ona yol gösterdi.

  123. قَالَ ٱهْبِطَا مِنْهَا جَمِيعًۢا بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ فَإِمَّا يَأْتِيَنَّكُم مِّنِّى هُدًى فَمَنِ ٱتَّبَعَ هُدَاىَ فَلَا يَضِلُّ وَلَا يَشْقَىٰ

    Dedi ki: "Birbirinize düşman olarak hepiniz oradan inin. Benden size bir yol gösterme geldiğinde, kim benim yoluma uyarsa sapmaz ve mutsuz olmaz.

  124. وَمَنْ أَعْرَضَ عَن ذِكْرِى فَإِنَّ لَهُۥ مَعِيشَةً ضَنكًا وَنَحْشُرُهُۥ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ أَعْمَىٰ

    Kim de beni anmaktan yüz çevirirse, ona dar bir geçim vardır ve kıyamet günü onu kör olarak diriltiriz."

  125. قَالَ رَبِّ لِمَ حَشَرْتَنِىٓ أَعْمَىٰ وَقَدْ كُنتُ بَصِيرًا

    Der ki: "Rabbim! Beni neden kör olarak dirilttin? Oysa ben görüyordum."

  126. قَالَ كَذَٰلِكَ أَتَتْكَ ءَايَٰتُنَا فَنَسِيتَهَا وَكَذَٰلِكَ ٱلْيَوْمَ تُنسَىٰ

    Der ki: "İşte böyle; sana ayetlerimiz gelmişti de onları unutmuştun. Bugün de sen öylece unutuluyorsun."

  127. وَكَذَٰلِكَ نَجْزِى مَنْ أَسْرَفَ وَلَمْ يُؤْمِنۢ بِـَٔايَٰتِ رَبِّهِۦ وَلَعَذَابُ ٱلْـَٔاخِرَةِ أَشَدُّ وَأَبْقَىٰٓ

    Haddi aşan ve Rabbinin ayetlerine iman etmeyeni işte böyle cezalandırırız. Ahiret azabı ise elbette daha şiddetli ve daha kalıcıdır.

  128. أَفَلَمْ يَهْدِ لَهُمْ كَمْ أَهْلَكْنَا قَبْلَهُم مِّنَ ٱلْقُرُونِ يَمْشُونَ فِى مَسَٰكِنِهِمْ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَٰتٍ لِّأُو۟لِى ٱلنُّهَىٰ

    Kendilerinden önce nice nesilleri helak etmiş olmamız onları doğru yola iletmedi mi? Onların yurtlarında dolaşıyorlar. Şüphesiz bunda akıl sahipleri için ayetler vardır.

  129. وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِن رَّبِّكَ لَكَانَ لِزَامًا وَأَجَلٌ مُّسَمًّى

    Rabbinden geçmiş bir söz ve belirlenmiş bir süre olmasaydı, azap kaçınılmaz olurdu.

  130. فَٱصْبِرْ عَلَىٰ مَا يَقُولُونَ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ قَبْلَ طُلُوعِ ٱلشَّمْسِ وَقَبْلَ غُرُوبِهَا وَمِنْ ءَانَآئِ ٱلَّيْلِ فَسَبِّحْ وَأَطْرَافَ ٱلنَّهَارِ لَعَلَّكَ تَرْضَىٰ

    Öyleyse söylediklerine sabret. Güneşin doğuşundan önce de batışından önce de Rabbini hamd ile tesbih et. Gecenin bir kısmında ve gündüzün uçlarında da tesbih et; belki hoşnut olursun.

  131. وَلَا تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ إِلَىٰ مَا مَتَّعْنَا بِهِۦٓ أَزْوَٰجًا مِّنْهُمْ زَهْرَةَ ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا لِنَفْتِنَهُمْ فِيهِ وَرِزْقُ رَبِّكَ خَيْرٌ وَأَبْقَىٰ

    Onlardan bazılarını yararlandırdığımız şeylere gözlerini dikme; bunlar dünya hayatının süsüdür ve onları bununla deneriz. Rabbinin rızkı ise daha hayırlı ve daha kalıcıdır.

  132. وَأْمُرْ أَهْلَكَ بِٱلصَّلَوٰةِ وَٱصْطَبِرْ عَلَيْهَا لَا نَسْـَٔلُكَ رِزْقًا نَّحْنُ نَرْزُقُكَ وَٱلْعَٰقِبَةُ لِلتَّقْوَىٰ

    Ailene namazı emret ve kendin de ona sabırla devam et. Senden bir rızık istemiyoruz; seni biz rızıklandırırız. Güzel sonuç, takvânındır.

  133. وَقَالُوا۟ لَوْلَا يَأْتِينَا بِـَٔايَةٍ مِّن رَّبِّهِۦٓ أَوَلَمْ تَأْتِهِم بَيِّنَةُ مَا فِى ٱلصُّحُفِ ٱلْأُولَىٰ

    Dediler ki: "Bize Rabbinden bir ayet getirmeli değil miydi?" Onlara önceki sayfalarda bulunanın apaçık delili gelmedi mi?

  134. وَلَوْ أَنَّآ أَهْلَكْنَٰهُم بِعَذَابٍ مِّن قَبْلِهِۦ لَقَالُوا۟ رَبَّنَا لَوْلَآ أَرْسَلْتَ إِلَيْنَا رَسُولًا فَنَتَّبِعَ ءَايَٰتِكَ مِن قَبْلِ أَن نَّذِلَّ وَنَخْزَىٰ

    Bundan önce onları bir azapla helak etseydik, mutlaka derlerdi ki: "Rabbimiz! Bize bir elçi gönderseydin de alçalmadan ve rezil olmadan önce ayetlerine uysaydık."

  135. قُلْ كُلٌّ مُّتَرَبِّصٌ فَتَرَبَّصُوا۟ فَسَتَعْلَمُونَ مَنْ أَصْحَٰبُ ٱلصِّرَٰطِ ٱلسَّوِىِّ وَمَنِ ٱهْتَدَىٰ

    De ki: Herkes beklemektedir; siz de bekleyin. Yakında kimin dosdoğru yolun sahibi olduğunu ve kimin doğru yolu bulduğunu bileceksiniz.

Arapça Kur’an metni Tanzil Project tarafından hazırlanmıştır (Uthmani imlası, sürüm 1.1). Lisans: Creative Commons Attribution 3.0 —tanzil.net

Kolaylık duasının sırası

25-35. ayetler Hz. Mûsâ'nın duasıdır ve sırası dikkat çekicidir.

İlk istenen şey işin kolaylaşması değil, göğsün genişlemesi. Yani kişinin o işi taşıyabilecek hâle gelmesi. Kolaylık ikinci sırada gelir.

Sonra dilin çözülmesi ve sözün anlaşılması istenir. Ardından bir yardımcı: kardeşi.

Duanın bitişi ayrıca dikkat çekicidir. İstenen şeylerin gerekçesi kişisel bir rahatlık değildir: "Ki seni çokça tesbih edelim ve seni çokça analım."

Bu sitede konuşma kolaylığı duası ve kolaylık duası sayfaları bu ayetlere dayanır. Orada, Türkiye'de yaygın olan "Rabbi yessir velâ tuassir" kalıbının Kur'an'da geçmediği ve kaynağı kesin alternatifin bu ayetler olduğu belirtilmiştir.

Sert görev, yumuşak hitap

24. ve 43. ayetlerde görev açıktır: "Firavun'a git; çünkü o azdı."

44. ayet ise hitabın biçimini bildirir: "Ona yumuşak söz söyleyin."

Klasik tefsirlerde bu ikisi birlikte okunur. Görevin sertliği ile hitabın yumuşaklığı ayrı şeylerdir; muhatabın azgınlığı, üsluba gerekçe yapılmaz.

45. ayette Hz. Mûsâ ve Hz. Hârûn korkularını bildirir. 46. ayetteki cevap korkuyu yok saymaz, bir beraberlik bildirir: "Korkmayın; şüphesiz ben sizinle beraberim; işitirim ve görürüm."

Aynı olay bu sitede Nâziât suresi sayfasında da ele alınmaktadır.

Kur'an'da istenmesi emredilen tek artış

114. ayet iki emir taşır. Birincisi bir yasaklama: vahiy tamamlanmadan okumakta acele etmemek.

İkincisi bir duadır: "Rabbim! İlmimi artır."

Klasik tefsirlerde bu duanın kapsamı üzerinde durulur; Kur'an'da artırılması istenmesi emredilen tek şeyin ilim olduğu belirtilir.

Duanın acele etmeme emrinin hemen ardından gelmesi de dikkat çekicidir: artış istenirken hız istenmez.

Bu sitede ilim duası sayfası bu ayete dayanır.

"Dar bir geçim"

124. ayet zikirden yüz çevirmenin sonucunu bildirir: "ona dar bir geçim vardır."

Kullanılan kelime "dank"tır; sıkışıklık, darlık anlamındadır. Klasik tefsirlerde bunun maddi yoksulluk olarak anlaşılmaması gerektiği belirtilir; ayet miktardan değil, hâlden söz eder.

131. ayet aynı çerçeveyi tamamlar: başkalarına verilene gözünü dikmemek istenir ve bunun bir sınama olduğu bildirilir.

132. ayet ise ilişkiyi tersine çevirir: "Senden bir rızık istemiyoruz; seni biz rızıklandırırız." Aynı ifade Zâriyât 57-58'de de bulunur.

Bu sitede rızık kavramı ayrı bir sayfada ele alınmaktadır ve orada rızkın miktarının bir değer ölçüsü olmadığı belirtilmiştir.

Hz. Hârûn'un cevabı

92-94. ayetlerde Hz. Mûsâ kardeşini sorgular; Hz. Hârûn'un cevabı bir gerekçe sunar.

"İsrâiloğulları arasında ayrılık çıkardın ve sözümü tutmadın demenden korktum."

Klasik tefsirlerde bu ifade üzerinde durulur; müdahale etmemenin sebebi olarak topluluğun bölünme riski gösterilir. A'râf 150'de aynı olay bir başka ayrıntıyla anlatılır.

Bu sitede tek bir yorum kesin doğru olarak sunulmaz; klasik kaynaklarda bu tercih hakkında farklı değerlendirmeler bulunur.

Sık sorulan sorular

"Rabbim! İlmimi artır" duası hangi ayettedir?

Tâhâ suresi 114. ayettedir. Ayet önce vahiy tamamlanmadan okumakta acele edilmemesini bildirir, ardından bu duayı emreder.

Hz. Mûsâ'nın kolaylık duası hangi ayetlerdedir?

Tâhâ 25-28'dir: göğsün genişlemesi, işin kolaylaşması, dildeki düğümün çözülmesi ve sözün anlaşılması istenir.

Kaynaklar

  • Kur’an
    Tâhâ 20:1-135 — Surenin metni
  • Kur’an
    Nâziât 79:17-19 — Firavun'a söylenen ilk söz
  • Kur’an
    Zâriyât 51:57-58 — Rızkın istenmemesi
  • Kur’an
    A'râf 7:150 — Hz. Hârûn'un durumu

Son güncelleme: