Melekler ve Şeytan ile İlgili Hadisler

Sahih hadisBu sayfadaki bilgilerin ana kaynak seviyesi

Buhârî Sahîh'inde yaratılışın başlangıcına ayrı bir bölüm ayırır: Kitâbü Bed'i'l-halk. Aşağıdaki yirmi yedi hadis o bölümün meleklere ve İblîs'e ayrılmış üç bâbından seçilmiştir. Rivayetlerde meleklerin kendi kararı yoktur; şeytana verilen iş ise çağırmak, hatırlatmak ve dikkat çalmaktır.

Hadisler

  1. حَدَّثَنَا فَرْوَةُ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْهِرٍ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّ الْحَارِثَ بْنَ هِشَامٍ، سَأَلَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَيْفَ يَأْتِيكَ الْوَحْىُ قَالَ ‏ "‏ كُلُّ ذَاكَ يَأْتِي الْمَلَكُ أَحْيَانًا فِي مِثْلِ صَلْصَلَةِ الْجَرَسِ، فَيَفْصِمُ عَنِّي وَقَدْ وَعَيْتُ مَا قَالَ، وَهْوَ أَشَدُّهُ عَلَىَّ، وَيَتَمَثَّلُ لِي الْمَلَكُ أَحْيَانًا رَجُلاً، فَيُكَلِّمُنِي فَأَعِي مَا يَقُولُ ‏"‏‏.‏

    Hâris b. Hişâm, Peygamber'e "Sana vahiy nasıl geliyor?" diye sordu. Peygamber şöyle buyurdu: "Hepsi olur. Melek bana bazen çan çınlaması gibi gelir; benden ayrıldığında onun söylediğini kavramış olurum — bu, bana en ağır gelenidir. Bazen de melek bana bir adam şeklinde görünür; benimle konuşur, ben de söylediğini kavrarım."

    Rivayet meleği tek bir görünüşe bağlamaz: iki ayrı hâl anlatılır ve insan şeklinde görünmek bunlardan biridir. "Çan çınlaması" bir benzetmedir; metin sesin neye benzediğini söyler, ne olduğunu değil.

    Sahih hadisBuhârî, Bed'ü'l-halk 6

  2. حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا اللَّيْثُ، قَالَ حَدَّثَنِي عُقَيْلٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا سَلَمَةَ، قَالَ أَخْبَرَنِي جَابِرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّهُ سَمِعَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏"‏ ثُمَّ فَتَرَ عَنِّي الْوَحْىُ فَتْرَةً، فَبَيْنَا أَنَا أَمْشِي سَمِعْتُ صَوْتًا مِنَ السَّمَاءِ، فَرَفَعْتُ بَصَرِي قِبَلَ السَّمَاءِ فَإِذَا الْمَلَكُ الَّذِي جَاءَنِي بِحِرَاءٍ قَاعِدٌ عَلَى كُرْسِيٍّ بَيْنَ السَّمَاءِ وَالأَرْضِ، فَجُئِثْتُ مِنْهُ حَتَّى هَوَيْتُ إِلَى الأَرْضِ، فَجِئْتُ أَهْلِي فَقُلْتُ زَمِّلُونِي زَمِّلُونِي‏.‏ فَأَنْزَلَ اللَّهُ تَعَالَى ‏{‏يَا أَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ‏}‏ إِلَى ‏{‏فَاهْجُرْ‏}‏ ‏"‏‏.‏ قَالَ أَبُو سَلَمَةَ وَالرِّجْزُ الأَوْثَانُ‏.‏

    Câbir b. Abdullah, Peygamber'i şöyle derken işitti: "Sonra vahiy bir süre benden kesildi. Yürürken gökten bir ses işittim; başımı göğe kaldırdım. Bir de baktım, Hirâ'da bana gelen melek gökle yer arasında bir kürsü üzerinde oturuyor. Ondan öyle dehşete kapıldım ki yere yığıldım. Ailemin yanına gelip 'Beni örtün, beni örtün' dedim. Bunun üzerine Allah 'Ey örtüsüne bürünen!' âyetinden 'onu terk et' âyetine kadar indirdi." Ebû Seleme, "Ricz, putlardır" dedi.

    Melekle karşılaşma burada huzur veren bir sahne olarak değil, kişiyi yere yığan bir dehşet olarak anlatılır. Yaygın melek tasavvurunun tersidir. İnen âyetler Müddessir 74:1-5'tir; son cümle râvi Ebû Seleme'nin kelime açıklamasıdır.

    Sahih hadisBuhârî, Bed'ü'l-halk 7

  3. حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي سُلَيْمَانُ، عَنْ يُونُسَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ بْنِ مَسْعُودٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ أَقْرَأَنِي جِبْرِيلُ عَلَى حَرْفٍ، فَلَمْ أَزَلْ أَسْتَزِيدُهُ حَتَّى انْتَهَى إِلَى سَبْعَةِ أَحْرُفٍ ‏"‏‏.‏

    Rasûlullah şöyle buyurdu: "Cibrîl bana bir harf üzere okuttu. Ben ondan artırmasını istemeyi sürdürdüm; nihayet yedi harfe ulaştı."

    Cibrîl'in bu bölümdeki işi haber taşımaktır. "Yedi harf" ifadesinin neyi anlattığı klasik kaynaklarda farklı açıklanmıştır; rivayetin kendisi bir tanım vermez ve yedi ayrı Kur'an'dan söz etmez.

    Sahih hadisBuhârî, Bed'ü'l-halk 6

  4. حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الأَنْصَارِيُّ، عَنِ ابْنِ عَوْنٍ، أَنْبَأَنَا الْقَاسِمُ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ مَنْ زَعَمَ أَنَّ مُحَمَّدًا رَأَى رَبَّهُ فَقَدْ أَعْظَمَ، وَلَكِنْ قَدْ رَأَى جِبْرِيلَ فِي صُورَتِهِ، وَخَلْقُهُ سَادٌّ مَا بَيْنَ الأُفُقِ‏.‏

    Âişe şöyle dedi: "Kim Muhammed'in Rabbini gördüğünü ileri sürerse çok büyük bir söz söylemiş olur. Fakat o, Cibrîl'i kendi suretinde görmüştür; yaratılışı ufku kaplıyordu."

    Sayfadaki en açık düzeltme bir sahâbîye aittir. Necm sûresindeki "gördü" ifadelerinin kimi anlattığı klasik tefsirlerde tartışılmıştır; Âişe'nin bu sözü o tartışmanın taraflarından biridir ve görülenin melek olduğunu söyler.

    Sahih hadisBuhârî, Bed'ü'l-halk 7

  5. حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ ذَرٍّ، ح قَالَ حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ عُمَرَ بْنِ ذَرٍّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِجِبْرِيلَ ‏"‏ أَلاَ تَزُورُنَا أَكْثَرَ مِمَّا تَزُورُنَا ‏"‏ قَالَ فَنَزَلَتْ ‏{‏وَمَا نَتَنَزَّلُ إِلاَّ بِأَمْرِ رَبِّكَ لَهُ مَا بَيْنَ أَيْدِينَا وَمَا خَلْفَنَا‏}‏ الآيَةَ‏.‏

    İbn Abbâs şöyle dedi: Rasûlullah, Cibrîl'e "Bizi ziyaret ettiğinden daha sık ziyaret etsen olmaz mı?" dedi. Bunun üzerine "Biz ancak Rabbinin emriyle ineriz; önümüzde olan da arkamızda olan da O'nundur" âyeti ve devamı indi.

    Bu sayfadaki meleklerle ilgili en belirleyici cümledir: melek kendi isteğiyle gelmez. Âyet Meryem 19:64'tür ve Kur'an'da meleklerin sözü olarak nakledilir. Melekten bir şey dilemek ya da melek çağırmak fikri bu metnin tam karşısındadır.

    Sahih hadisBuhârî, Bed'ü'l-halk 6

  6. حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مُقَاتِلٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا يُونُسُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ حَدَّثَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَجْوَدَ النَّاسِ، وَكَانَ أَجْوَدَ مَا يَكُونُ فِي رَمَضَانَ حِينَ يَلْقَاهُ جِبْرِيلُ، وَكَانَ جِبْرِيلُ يَلْقَاهُ فِي كُلِّ لَيْلَةٍ مِنْ رَمَضَانَ، فَيُدَارِسُهُ الْقُرْآنَ، فَلَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حِينَ يَلْقَاهُ جِبْرِيلُ أَجْوَدُ بِالْخَيْرِ مِنَ الرِّيحِ الْمُرْسَلَةِ‏.‏ وَعَنْ عَبْدِ اللَّهِ حَدَّثَنَا مَعْمَرٌ بِهَذَا الإِسْنَادِ نَحْوَهُ‏.‏ وَرَوَى أَبُو هُرَيْرَةَ وَفَاطِمَةُ ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّ جِبْرِيلَ كَانَ يُعَارِضُهُ الْقُرْآنَ‏.‏

    İbn Abbâs şöyle dedi: Rasûlullah insanların en cömerdiydi; en cömert olduğu zaman ise ramazanda Cibrîl ile buluştuğu zamandı. Cibrîl onunla ramazanın her gecesi buluşur, birlikte Kur'an'ı okurlardı. Rasûlullah, Cibrîl ile buluştuğunda hayır konusunda salıverilmiş rüzgârdan daha cömert olurdu. Ebû Hüreyre ve Fâtıma da Peygamber'den, Cibrîl'in ona Kur'an'ı arz ettiğini rivayet etmiştir.

    Rivayette cömertlik ile Kur'an'ın karşılıklı okunması yan yana anılır. "Müdârese" iki tarafın birbirine okuması demektir; metin tek yönlü bir öğretme anlatmaz.

    Sahih hadisBuhârî, Bed'ü'l-halk 6

  7. حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا لَيْثٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَنَّ عُمَرَ بْنَ عَبْدِ الْعَزِيزِ، أَخَّرَ الْعَصْرَ شَيْئًا فَقَالَ لَهُ عُرْوَةُ أَمَا إِنَّ جِبْرِيلَ قَدْ نَزَلَ فَصَلَّى أَمَامَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏ فَقَالَ عُمَرُ اعْلَمْ مَا تَقُولُ يَا عُرْوَةُ‏.‏ قَالَ سَمِعْتُ بَشِيرَ بْنَ أَبِي مَسْعُودٍ يَقُولُ سَمِعْتُ أَبَا مَسْعُودٍ يَقُولُ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ نَزَلَ جِبْرِيلُ فَأَمَّنِي، فَصَلَّيْتُ مَعَهُ، ثُمَّ صَلَّيْتُ مَعَهُ، ثُمَّ صَلَّيْتُ مَعَهُ، ثُمَّ صَلَّيْتُ مَعَهُ، ثُمَّ صَلَّيْتُ مَعَهُ ‏"‏‏.‏ يَحْسُبُ بِأَصَابِعِهِ خَمْسَ صَلَوَاتٍ‏.‏

    Ömer b. Abdülazîz ikindiyi biraz geciktirdi. Urve ona, "Oysa Cibrîl inmiş ve Rasûlullah'ın önünde namaz kılmıştı" dedi. Ömer, "Ne dediğine dikkat et, ey Urve" dedi. Urve şöyle karşılık verdi: Beşîr b. Ebû Mes'ûd'u şöyle derken işittim: Ebû Mes'ûd'u şöyle derken işittim: Rasûlullah'ı şöyle buyururken işittim: "Cibrîl indi ve bana imamlık etti; onunla namaz kıldım, sonra onunla namaz kıldım, sonra onunla namaz kıldım, sonra onunla namaz kıldım, sonra onunla namaz kıldım." Parmaklarıyla beş vakit namazı sayıyordu.

    Tekrar beş defadır ve metin bunun parmakla sayıldığını ayrıca kaydeder; sayı rivayetin kendi içindedir. Rivayet vakitleri bir çizelge olarak değil, bir melek eşliğinde kılınmış namazlar olarak anlatır.

    Sahih hadisBuhârî, Bed'ü'l-halk 6

  8. حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا الزُّهْرِيُّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، قَالَ مَرَّ عُمَرُ فِي الْمَسْجِدِ وَحَسَّانُ يُنْشِدُ، فَقَالَ كُنْتُ أُنْشِدُ فِيهِ، وَفِيهِ مَنْ هُوَ خَيْرٌ مِنْكَ، ثُمَّ الْتَفَتَ إِلَى أَبِي هُرَيْرَةَ، فَقَالَ أَنْشُدُكَ بِاللَّهِ، أَسَمِعْتَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ أَجِبْ عَنِّي، اللَّهُمَّ أَيِّدْهُ بِرُوحِ الْقُدُسِ ‏"‏‏.‏ قَالَ نَعَمْ‏.‏

    Saîd b. Müseyyeb şöyle dedi: Ömer mescitte geçerken Hassân şiir okuyordu. Hassân, "Ben burada, senden daha hayırlı biri varken de şiir okurdum" dedi. Sonra Ebû Hüreyre'ye dönüp, "Allah adına sana soruyorum: Rasûlullah'ın 'Benim adıma cevap ver; Allahım, onu Rûhu'l-kudüs ile destekle' dediğini işittin mi?" dedi. Ebû Hüreyre, "Evet" dedi.

    Rûhu'l-kudüs tabiri Kur'an'da da geçer ve klasik tefsirlerde çoğunlukla Cibrîl olarak açıklanır. Bu bâbda nakledilmesinin sebebi budur: destek bir melek üzerinden anılır.

    Sahih hadisBuhârî, Bed'ü'l-halk 6

  9. حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ حَدَّثَنِي عُرْوَةُ، أَنَّ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ زَوْجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم حَدَّثَتْهُ أَنَّهَا قَالَتْ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم هَلْ أَتَى عَلَيْكَ يَوْمٌ كَانَ أَشَدَّ مِنْ يَوْمِ أُحُدٍ قَالَ ‏ "‏ لَقَدْ لَقِيتُ مِنْ قَوْمِكِ مَا لَقِيتُ، وَكَانَ أَشَدُّ مَا لَقِيتُ مِنْهُمْ يَوْمَ الْعَقَبَةِ، إِذْ عَرَضْتُ نَفْسِي عَلَى ابْنِ عَبْدِ يَالِيلَ بْنِ عَبْدِ كُلاَلٍ، فَلَمْ يُجِبْنِي إِلَى مَا أَرَدْتُ، فَانْطَلَقْتُ وَأَنَا مَهْمُومٌ عَلَى وَجْهِي، فَلَمْ أَسْتَفِقْ إِلاَّ وَأَنَا بِقَرْنِ الثَّعَالِبِ، فَرَفَعْتُ رَأْسِي، فَإِذَا أَنَا بِسَحَابَةٍ قَدْ أَظَلَّتْنِي، فَنَظَرْتُ فَإِذَا فِيهَا جِبْرِيلُ فَنَادَانِي فَقَالَ إِنَّ اللَّهَ قَدْ سَمِعَ قَوْلَ قَوْمِكَ لَكَ وَمَا رَدُّوا عَلَيْكَ، وَقَدْ بَعَثَ إِلَيْكَ مَلَكَ الْجِبَالِ لِتَأْمُرَهُ بِمَا شِئْتَ فِيهِمْ، فَنَادَانِي مَلَكُ الْجِبَالِ، فَسَلَّمَ عَلَىَّ ثُمَّ قَالَ يَا مُحَمَّدُ، فَقَالَ ذَلِكَ فِيمَا شِئْتَ، إِنْ شِئْتَ أَنْ أُطْبِقَ عَلَيْهِمِ الأَخْشَبَيْنِ، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بَلْ أَرْجُو أَنْ يُخْرِجَ اللَّهُ مِنْ أَصْلاَبِهِمْ مَنْ يَعْبُدُ اللَّهَ وَحْدَهُ لاَ يُشْرِكُ بِهِ شَيْئًا ‏"‏‏.‏

    Âişe, Peygamber'e "Üzerinden Uhud gününden daha zor bir gün geçti mi?" diye sordu. Peygamber şöyle buyurdu: "Kavminden çok şey gördüm; onlardan gördüğümün en ağırı Akabe günüydü. Kendimi İbn Abdüyâlîl b. Abdükülâl'e arz etmiştim; istediğim şeye beni olumlu karşılamadı. Kederli bir hâlde önüme doğru yürüyüp gittim; ancak Karnüsseâlib'e vardığımda kendime gelebildim. Başımı kaldırdım; bir bulutun beni gölgelediğini gördüm. Baktım, içinde Cibrîl var. Bana seslendi: 'Allah kavminin sana söylediğini ve sana verdikleri cevabı işitti. Onlar hakkında dilediğini emretmen için sana dağlar meleğini gönderdi.' Dağlar meleği bana seslendi, selam verdi, sonra 'Ey Muhammed!' dedi ve 'Dilediğin senindir; istersen şu iki dağı onların üzerine kapatayım' dedi." Peygamber, "Hayır; ben Allah'ın onların soyundan, kendisine hiçbir şeyi ortak koşmadan yalnız O'na kulluk edecek kimseler çıkarmasını umuyorum" buyurdu.

    Meleğin gücü rivayette tartışmasızdır ama emri beklemektedir ve emir verilmez. "Melek istediğini yapar" tasavvuru bu metinle uyuşmaz. Sahnenin bir çatışma anlatısı olmadığına da dikkat edilmeli: istenen şey yıkım değil, yıkımın geri çevrilmesidir.

    Sahih hadisBuhârî, Bed'ü'l-halk 7

  10. حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَلاَمٍ، أَخْبَرَنَا مَخْلَدٌ، أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي مُوسَى بْنُ عُقْبَةَ، عَنْ نَافِعٍ، قَالَ قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏ وَتَابَعَهُ أَبُو عَاصِمٍ عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي مُوسَى بْنُ عُقْبَةَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِذَا أَحَبَّ اللَّهُ الْعَبْدَ نَادَى جِبْرِيلَ إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ فُلاَنًا فَأَحْبِبْهُ‏.‏ فَيُحِبُّهُ جِبْرِيلُ، فَيُنَادِي جِبْرِيلُ فِي أَهْلِ السَّمَاءِ إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ فُلاَنًا فَأَحِبُّوهُ‏.‏ فَيُحِبُّهُ أَهْلُ السَّمَاءِ، ثُمَّ يُوضَعُ لَهُ الْقَبُولُ فِي الأَرْضِ ‏"‏‏.‏

    Ebû Hüreyre'den, Peygamber şöyle buyurdu: "Allah bir kulu sevdiğinde Cibrîl'e seslenir: 'Allah falancayı seviyor, onu sev.' Cibrîl de onu sever. Sonra Cibrîl gök ehline seslenir: 'Allah falancayı seviyor, onu sevin.' Gök ehli de onu sever. Sonra yeryüzünde ona kabul konur."

    Sıra tek yönlüdür ve baştan sona Allah'tan başlar. Melek burada kararın kaynağı değil, haberin taşıyıcısıdır; yeryüzündeki kabul de sebep değil sonuçtur.

    Sahih hadisBuhârî, Bed'ü'l-halk 6

  11. حَدَّثَنَا مُوسَى، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، حَدَّثَنَا أَبُو رَجَاءٍ، عَنْ سَمُرَةَ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ رَأَيْتُ اللَّيْلَةَ رَجُلَيْنِ أَتَيَانِي قَالاَ الَّذِي يُوقِدُ النَّارَ مَالِكٌ خَازِنُ النَّارِ، وَأَنَا جِبْرِيلُ، وَهَذَا مِيكَائِيلُ ‏"‏‏.‏

    Semüre b. Cündüb'den, Peygamber şöyle buyurdu: "Bu gece bana gelen iki adam gördüm. Şöyle dediler: Ateşi tutuşturan, ateşin bekçisi Mâlik'tir; ben Cibrîl'im, bu da Mîkâîl'dir."

    Kısa metinde üç melek adı bir arada geçer. Mâlik adı Kur'an'da da anılır (Zuhruf 43:77). Bu bölümde melekler çoğunlukla adla değil görevle anılır; ad geçen yerler sayılıdır: Cibrîl, Mîkâîl ve Mâlik.

    Sahih hadisBuhârî, Bed'ü'l-halk 7

  12. حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شَيْبَانُ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ أَبِي كَثِيرٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏"‏ مَنْ أَنْفَقَ زَوْجَيْنِ فِي سَبِيلِ اللَّهِ دَعَتْهُ خَزَنَةُ الْجَنَّةِ أَىْ فُلُ هَلُمَّ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ ذَاكَ الَّذِي لاَ تَوَى عَلَيْهِ‏.‏ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَرْجُو أَنْ تَكُونَ مِنْهُمْ ‏"‏‏.‏

    Ebû Hüreyre şöyle dedi: Peygamber'i şöyle buyururken işittim: "Kim Allah yolunda bir çift infak ederse cennetin bekçileri onu 'Ey filan, buyur!' diye çağırır." Ebû Bekir, "Böyle birinin hiçbir kaybı yoktur" dedi. Peygamber, "Senin onlardan olmanı umuyorum" buyurdu.

    Melekler burada bir görevle anılır: cennetin bekçileri. Bir önceki rivayetteki Mâlik ile birlikte okunduğunda bölümün melek tarifi görev üzerinden kurulur. Peygamber'in Ebû Bekir'e sözü bir garanti değil, açıkça bir umuttur.

    Sahih hadisBuhârî, Bed'ü'l-halk 6

  13. حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ شِهَابٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، وَالأَغَرِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِذَا كَانَ يَوْمُ الْجُمُعَةِ كَانَ عَلَى كُلِّ باب مِنْ أَبْوَابِ الْمَسْجِدِ الْمَلاَئِكَةُ، يَكْتُبُونَ الأَوَّلَ فَالأَوَّلَ، فَإِذَا جَلَسَ الإِمَامُ طَوَوُا الصُّحُفَ وَجَاءُوا يَسْتَمِعُونَ الذِّكْرَ ‏"‏‏.‏

    Ebû Hüreyre'den, Peygamber şöyle buyurdu: "Cuma günü olduğunda mescidin kapılarının her birinde melekler bulunur; gelenleri geliş sırasına göre yazarlar. İmam oturunca sahifeleri dürer ve gelip zikri dinlerler."

    Yazma işinin bir sonu vardır: imam oturduğunda sahifeler dürülür. Bu ayrıntı aktarımlarda çoğu zaman düşer ve rivayet kesintisiz bir kayıt anlatıyor gibi okunur.

    Sahih hadisBuhârî, Bed'ü'l-halk 6

  14. حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ الْمَلاَئِكَةُ يَتَعَاقَبُونَ، مَلاَئِكَةٌ بِاللَّيْلِ وَمَلاَئِكَةٌ بِالنَّهَارِ، وَيَجْتَمِعُونَ فِي صَلاَةِ الْفَجْرِ وَالْعَصْرِ، ثُمَّ يَعْرُجُ إِلَيْهِ الَّذِينَ بَاتُوا فِيكُمْ، فَيَسْأَلُهُمْ وَهْوَ أَعْلَمُ، فَيَقُولُ كَيْفَ تَرَكْتُمْ ‏{‏عِبَادِي‏}‏ فَيَقُولُونَ تَرَكْنَاهُمْ يُصَلُّونَ، وَأَتَيْنَاهُمْ يُصَلُّونَ ‏"‏‏.‏

    Ebû Hüreyre'den, Peygamber şöyle buyurdu: "Melekler nöbetleşir: bir kısmı geceleyin, bir kısmı gündüzün. Sabah ve ikindi namazlarında bir araya gelirler. Sonra aranızda geceleyenler O'nun katına yükselir; Allah — en iyi bilen olduğu hâlde — onlara sorar: 'Kullarımı nasıl bıraktınız?' Onlar, 'Onları namaz kılarken bıraktık, yanlarına vardığımızda da namaz kılıyorlardı' derler."

    Sorunun bilgi edinmek için olmadığını metnin kendisi söyler: "en iyi bilen olduğu hâlde." Meleklerin bildirdiği şey de bir gözetleme raporu değil, bir övgüdür.

    Sahih hadisBuhârî, Bed'ü'l-halk 6

  15. حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْمُنْذِرِ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ فُلَيْحٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ هِلاَلِ بْنِ عَلِيٍّ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي عَمْرَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِنَّ أَحَدَكُمْ فِي صَلاَةٍ مَا دَامَتِ الصَّلاَةُ تَحْبِسُهُ، وَالْمَلاَئِكَةُ تَقُولُ اللَّهُمَّ اغْفِرْ لَهُ وَارْحَمْهُ‏.‏ مَا لَمْ يَقُمْ مِنْ صَلاَتِهِ أَوْ يُحْدِثْ ‏"‏‏.‏

    Ebû Hüreyre'den, Peygamber şöyle buyurdu: "Biriniz, namaz kendisini alıkoyduğu sürece namazdadır. Melekler de 'Allahım, onu bağışla, ona merhamet et' derler — namaz kıldığı yerden kalkmadığı ya da abdesti bozulmadığı sürece."

    Melekler burada gözeten değil, dua eden taraftır. Duanın sınırı da metnin içindedir; rivayet bir süre ya da sayı vermez.

    Sahih hadisBuhârî, Bed'ü'l-halk 7

  16. حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ سُمَىٍّ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِذَا قَالَ الإِمَامُ سَمِعَ اللَّهُ لِمَنْ حَمِدَهُ‏.‏ فَقُولُوا اللَّهُمَّ رَبَّنَا لَكَ الْحَمْدُ، فَإِنَّهُ مَنْ وَافَقَ قَوْلُهُ قَوْلَ الْمَلاَئِكَةِ، غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ ‏"‏‏.‏

    Ebû Hüreyre'den, Rasûlullah şöyle buyurdu: "İmam 'semi'allâhu limen hamideh' dediğinde siz 'Allahümme rabbenâ leke'l-hamd' deyin. Çünkü kimin sözü meleklerin sözüne denk gelirse geçmiş günahı bağışlanır."

    Bâbın başlığı da bu "denk gelme" üzerinedir. Bağışlanma ifadesi rivayetin kendi lafzıdır; metin bir sayı, bir tekrar ya da bir uygulama tarifi vermez. Denk gelmenin kişinin elinde olan bir şey olarak anlatılmadığına dikkat edilmeli.

    Sahih hadisBuhârî, Bed'ü'l-halk 7

  17. حَدَّثَنَا أَحْمَدُ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنَا عَمْرٌو، أَنَّ بُكَيْرَ بْنَ الأَشَجِّ، حَدَّثَهُ أَنَّ بُسْرَ بْنَ سَعِيدٍ حَدَّثَهُ أَنَّ زَيْدَ بْنَ خَالِدٍ الْجُهَنِيَّ ـ رضى الله عنه ـ حَدَّثَهُ وَمَعَ، بُسْرِ بْنِ سَعِيدٍ عُبَيْدُ اللَّهِ الْخَوْلاَنِيُّ الَّذِي كَانَ فِي حَجْرِ مَيْمُونَةَ ـ رضى الله عنها ـ زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم حَدَّثَهُمَا زَيْدُ بْنُ خَالِدٍ أَنَّ أَبَا طَلْحَةَ حَدَّثَهُ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ لاَ تَدْخُلُ الْمَلاَئِكَةُ بَيْتًا فِيهِ صُورَةٌ ‏"‏‏.‏ قَالَ بُسْرٌ فَمَرِضَ زَيْدُ بْنُ خَالِدٍ، فَعُدْنَاهُ فَإِذَا نَحْنُ فِي بَيْتِهِ بِسِتْرٍ فِيهِ تَصَاوِيرُ، فَقُلْتُ لِعُبَيْدِ اللَّهِ الْخَوْلاَنِيِّ أَلَمْ يُحَدِّثْنَا فِي التَّصَاوِيرِ فَقَالَ إِنَّهُ قَالَ ‏"‏ إِلاَّ رَقْمٌ فِي ثَوْبٍ ‏"‏‏.‏ أَلاَ سَمِعْتَهُ قُلْتُ لاَ‏.‏ قَالَ بَلَى قَدْ ذَكَرَهُ‏.‏

    Ebû Talha, Peygamber'in "Melekler içinde suret bulunan eve girmez" buyurduğunu anlattı. Büsr b. Saîd şöyle dedi: Zeyd b. Hâlid hastalandı; onu ziyarete gittik. Bir de baktık, evinde üzerinde resimler bulunan bir perde var. Ubeydullah el-Havlânî'ye, "O bize resimler hakkında rivayette bulunmamış mıydı?" dedim. O, "Ama şunu da söylemişti: 'Ancak kumaş üzerindeki nakış müstesna.' Sen bunu işitmedin mi?" dedi. "Hayır" dedim. "Evet, bunu da söylemişti" dedi.

    Mutlak biçimde dolaşan cümlenin kaydı aynı rivayetin içindedir: râviler arasındaki konuşma istisnayı kaydeder. Bu sayfa buradan bir hüküm çıkarmaz; yalnızca cümlenin kaynakta nasıl sınırlandığını gösterir.

    Sahih hadisBuhârî, Bed'ü'l-halk 7

  18. حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ، قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ يَأْتِي الشَّيْطَانُ أَحَدَكُمْ فَيَقُولُ مَنْ خَلَقَ كَذَا مَنْ خَلَقَ كَذَا حَتَّى يَقُولَ مَنْ خَلَقَ رَبَّكَ فَإِذَا بَلَغَهُ فَلْيَسْتَعِذْ بِاللَّهِ، وَلْيَنْتَهِ ‏"‏‏.‏

    Ebû Hüreyre'den, Rasûlullah şöyle buyurdu: "Şeytan birinize gelir ve 'Şunu kim yarattı? Bunu kim yarattı?' der; sonunda 'Rabbini kim yarattı?' der. İş buraya varınca kişi Allah'a sığınsın ve bıraksın."

    Vesvese burada bir soru zinciri olarak tarif edilir ve verilen karşılık tartışmaya girmek değil, durmaktır. Metin bu soruların kişinin kendi inancı sayılacağını söylemez. Kur'an tarafındaki karşılığı İbrâhîm 14:22'dir: şeytan yalnız çağıran taraftır.

    Sahih hadisBuhârî, Bed'ü'l-halk 11

  19. حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِذَا نُودِيَ بِالصَّلاَةِ أَدْبَرَ الشَّيْطَانُ وَلَهُ ضُرَاطٌ، فَإِذَا قُضِيَ أَقْبَلَ، فَإِذَا ثُوِّبَ بِهَا أَدْبَرَ، فَإِذَا قُضِيَ أَقْبَلَ، حَتَّى يَخْطِرَ بَيْنَ الإِنْسَانِ وَقَلْبِهِ، فَيَقُولُ اذْكُرْ كَذَا وَكَذَا‏.‏ حَتَّى لاَ يَدْرِي أَثَلاَثًا صَلَّى أَمْ أَرْبَعًا فَإِذَا لَمْ يَدْرِ ثَلاَثًا صَلَّى أَوْ أَرْبَعًا سَجَدَ سَجْدَتَىِ السَّهْوِ ‏"‏‏.‏

    Ebû Hüreyre'den, Peygamber şöyle buyurdu: "Namaz için ezan okunduğunda şeytan yellenerek arkasını döner. Ezan bitince gelir. Kamet getirilince yine arkasını döner; kamet bitince gelir ve insan ile kalbi arasına girer: 'Şunu hatırla, bunu hatırla' der. Sonunda kişi üç mü kıldı dört mü, bilemez olur. Üç mü dört mü kıldığını bilemezse, sehiv secdesi olarak iki secde yapar."

    Şeytana verilen iş burada açıkça tariflidir: hatırlatmak — namazdan başka şeyleri. Verilen karşılık da olağan bir davranıştır, bir formül değil: iki secde. İlk cümledeki ifadenin gerçek anlamda mı yoksa mecaz olarak mı anlaşılacağı klasik şerhlerde tartışılmıştır.

    Sahih hadisBuhârî, Bed'ü'l-halk 11

  20. حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ الرَّبِيعِ، حَدَّثَنَا أَبُو الأَحْوَصِ، عَنْ أَشْعَثَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ مَسْرُوقٍ، قَالَ قَالَتْ عَائِشَةُ ـ رضى الله عنها ـ سَأَلْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم عَنِ الْتِفَاتِ الرَّجُلِ فِي الصَّلاَةِ‏.‏ فَقَالَ ‏ "‏ هُوَ اخْتِلاَسٌ يَخْتَلِسُ الشَّيْطَانُ مِنْ صَلاَةِ أَحَدِكُمْ ‏"‏‏.‏

    Mesrûk şöyle dedi: Âişe dedi ki: Peygamber'e kişinin namazda başını çevirmesini sordum. "O, şeytanın birinizin namazından çalıp kaçırdığı bir şeydir" buyurdu.

    Rivayette şeytanın işi namazı bozmak değil, ondan bir şey aşırmaktır. "İhtilâs" kelimesi kapıp kaçırmayı anlatır; metnin çizdiği tablo bir saldırı değil, bir dikkat hırsızlığıdır.

    Sahih hadisBuhârî, Bed'ü'l-halk 11

  21. حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، حَدَّثَنَا يُونُسُ، عَنْ حُمَيْدِ بْنِ هِلاَلٍ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِذَا مَرَّ بَيْنَ يَدَىْ أَحَدِكُمْ شَىْءٌ وَهُوَ يُصَلِّي فَلْيَمْنَعْهُ، فَإِنْ أَبَى فَلْيَمْنَعْهُ، فَإِنْ أَبَى فَلْيُقَاتِلْهُ، فَإِنَّمَا هُوَ شَيْطَانٌ ‏"‏‏.‏

    Ebû Saîd'den, Peygamber şöyle buyurdu: "Biriniz namaz kılarken önünden bir şey geçmek isterse ona engel olsun; direnirse yine engel olsun; yine direnirse onunla çekişsin. Çünkü o ancak bir şeytandır."

    "Şeytan" kelimesi burada ısrarla geçmeye çalışan için kullanılır. Bu kullanım kelimenin hadis dilindeki alanını gösterir: her geçtiği yerde görünmez bir varlık kastedilmez. Cümlenin nasıl anlaşılacağı klasik şerhlerde farklı açıklanmıştır.

    Sahih hadisBuhârî, Bed'ü'l-halk 11

  22. حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ ذُكِرَ عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم رَجُلٌ نَامَ لَيْلَهُ حَتَّى أَصْبَحَ، قَالَ ‏ "‏ ذَاكَ رَجُلٌ بَالَ الشَّيْطَانُ فِي أُذُنَيْهِ ـ أَوْ قَالَ ـ فِي أُذُنِهِ ‏"‏‏.‏

    Abdullah b. Mes'ûd şöyle dedi: Peygamber'in yanında, sabaha kadar uyuyup kalan bir adam anıldı. Peygamber, "O, şeytanın kulaklarına — yahut kulağına — bevlettiği bir adamdır" buyurdu.

    İfadenin gerçek anlamda mı yoksa mecaz olarak mı anlaşılacağı klasik şerhlerde tartışılmıştır. Sayfa bu tartışmada taraf tutmaz. Kaydedilmesi gereken şudur: rivayet bir teşhis koymaz ve bir tedavi tarif etmez. Bağlam da bellidir — geceyi baştan sona uyuyarak geçiren bir kişi anılmaktadır.

    Sahih hadisBuhârî, Bed'ü'l-halk 11

  23. حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا عَمْرٌو، قَالَ أَخْبَرَنِي سَعِيدُ بْنُ جُبَيْرٍ، قَالَ قُلْتُ لاِبْنِ عَبَّاسٍ فَقَالَ حَدَّثَنَا أُبَىُّ بْنُ كَعْبٍ، أَنَّهُ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ إِنَّ مُوسَى قَالَ لِفَتَاهُ آتِنَا غَدَاءَنَا، قَالَ أَرَأَيْتَ إِذْ أَوَيْنَا إِلَى الصَّخْرَةِ، فَإِنِّي نَسِيتُ الْحُوتَ، وَمَا أَنْسَانِيهِ إِلاَّ الشَّيْطَانُ أَنْ أَذْكُرَهُ، وَلَمْ يَجِدْ مُوسَى النَّصَبَ حَتَّى جَاوَزَ الْمَكَانَ الَّذِي أَمَرَ اللَّهُ بِهِ ‏"‏‏.‏

    Übey b. Ka'b, Rasûlullah'ı şöyle derken işitti: "Mûsâ genç arkadaşına 'Kuşluk yemeğimizi getir' dedi. O, 'Gördün mü? Kayaya sığındığımızda balığı unuttum; onu hatırlamamı bana unutturan ancak şeytandır' dedi. Mûsâ, Allah'ın kendisine emrettiği yeri geçinceye kadar yorgunluk duymadı."

    Cümle Kehf 18:62-63'ün lafzıdır ve "bana unutturan ancak şeytandır" sözünü söyleyen Mûsâ değil, yanındaki gençtir. Metnin konusu bir suçlama değil, bir unutmanın anlatılmasıdır; ardından gelen cümlede sorumluluk ortadan kalkmaz, yolculuk sürer.

    Sahih hadisBuhârî, Bed'ü'l-halk 11

  24. حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، عَنْ أَبِي حَمْزَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ عَدِيِّ بْنِ ثَابِتٍ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ صُرَدٍ، قَالَ كُنْتُ جَالِسًا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَرَجُلاَنِ يَسْتَبَّانِ، فَأَحَدُهُمَا احْمَرَّ وَجْهُهُ وَانْتَفَخَتْ أَوْدَاجُهُ، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنِّي لأَعْلَمُ كَلِمَةً لَوْ قَالَهَا ذَهَبَ عَنْهُ مَا يَجِدُ، لَوْ قَالَ أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ‏.‏ ذَهَبَ عَنْهُ مَا يَجِدُ ‏"‏‏.‏ فَقَالُوا لَهُ إِنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ تَعَوَّذْ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ وَهَلْ بِي جُنُونٌ

    Süleymân b. Surad şöyle dedi: Peygamber'in yanında oturuyordum. İki adam birbirine sövüyordu; birinin yüzü kızarmış, boyun damarları şişmişti. Peygamber, "Ben bir söz biliyorum; onu söyleseydi içinde bulduğu şey kendisinden giderdi: 'Eûzü billâhi mine'ş-şeytân' deseydi, bulduğu şey ondan giderdi" buyurdu. Adama, "Peygamber 'Şeytandan Allah'a sığın' dedi" dediler. Adam, "Bende delilik mi var?" dedi.

    Bu sayfanın düzeltmek istediği yanlış anlama rivayetin içinde geçiyor: adam, şeytandan Allah'a sığınma sözünü kendisine delilik isnadı sanıyor. Metin öfkeyi bir musallat olma hâli olarak tarif etmez ve sığınma cümlesi bir teşhis değildir.

    Sahih hadisBuhârî, Bed'ü'l-halk 11

  25. حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي مَرْيَمَ، أَخْبَرَنَا اللَّيْثُ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي جَعْفَرٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهَا سَمِعَتْ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ إِنَّ الْمَلاَئِكَةَ تَنْزِلُ فِي الْعَنَانِ ـ وَهْوَ السَّحَابُ ـ فَتَذْكُرُ الأَمْرَ قُضِيَ فِي السَّمَاءِ، فَتَسْتَرِقُ الشَّيَاطِينُ السَّمْعَ، فَتَسْمَعُهُ فَتُوحِيهِ إِلَى الْكُهَّانِ، فَيَكْذِبُونَ مَعَهَا مِائَةَ كَذْبَةٍ مِنْ عِنْدِ أَنْفُسِهِمْ ‏"‏‏.‏

    Âişe, Rasûlullah'ı şöyle derken işitti: "Melekler bulutun içine iner — 'anân buluttur — ve gökte karara bağlanmış işi anarlar. Şeytanlar kulak hırsızlığı yapıp onu işitir ve kâhinlere ulaştırır. Kâhinler de onun yanına kendiliklerinden yüz yalan katar."

    Bu bölümün kehanet hakkında söylediği en açık şey buradadır: doğru çıkan kısım bile kâhinin bilgisi değildir. "Yüz yalan" sayısı rivayetin kendi lafzıdır. Sayfa fal, kehanet ve muska konusunda bir uygulama anlatmaz; rivayetin ne dediğini aktarır. Cümle içindeki "'anân buluttur" açıklaması metnin kendi içinde yer alır.

    Sahih hadisBuhârî, Bed'ü'l-halk 6

  26. حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ الرَّبِيعِ، حَدَّثَنَا أَبُو الأَحْوَصِ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ زَيْدِ بْنِ وَهْبٍ، قَالَ عَبْدُ اللَّهِ حَدَّثَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ الصَّادِقُ الْمَصْدُوقُ قَالَ ‏ "‏ إِنَّ أَحَدَكُمْ يُجْمَعُ خَلْقُهُ فِي بَطْنِ أُمِّهِ أَرْبَعِينَ يَوْمًا، ثُمَّ يَكُونُ عَلَقَةً مِثْلَ ذَلِكَ، ثُمَّ يَكُونُ مُضْغَةً مِثْلَ ذَلِكَ، ثُمَّ يَبْعَثُ اللَّهُ مَلَكًا، فَيُؤْمَرُ بِأَرْبَعِ كَلِمَاتٍ، وَيُقَالُ لَهُ اكْتُبْ عَمَلَهُ وَرِزْقَهُ وَأَجَلَهُ وَشَقِيٌّ أَوْ سَعِيدٌ‏.‏ ثُمَّ يُنْفَخُ فِيهِ الرُّوحُ، فَإِنَّ الرَّجُلَ مِنْكُمْ لَيَعْمَلُ حَتَّى مَا يَكُونُ بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْجَنَّةِ إِلاَّ ذِرَاعٌ، فَيَسْبِقُ عَلَيْهِ كِتَابُهُ، فَيَعْمَلُ بِعَمَلِ أَهْلِ النَّارِ، وَيَعْمَلُ حَتَّى مَا يَكُونُ بَيْنَهُ وَبَيْنَ النَّارِ إِلاَّ ذِرَاعٌ، فَيَسْبِقُ عَلَيْهِ الْكِتَابُ، فَيَعْمَلُ بِعَمَلِ أَهْلِ الْجَنَّةِ ‏"‏‏.‏

    Abdullah b. Mes'ûd şöyle dedi: Doğru sözlü ve doğrulanmış olan Rasûlullah bize şöyle anlattı: "Sizden birinin yaratılışı annesinin karnında kırk günde bir araya getirilir. Sonra aynı süre kadar bir alaka — asılıp tutunan bir şey — olur, sonra aynı süre kadar bir mudga — bir çiğnemlik et — olur. Sonra Allah bir melek gönderir; ona dört kelime emredilir ve 'Onun amelini, rızkını, ecelini, bedbaht mı bahtiyar mı olduğunu yaz' denir. Sonra ona ruh üflenir. Sizden biri, kendisiyle cennet arasında bir arşın kalıncaya kadar amel eder de yazısı onu geçer ve ateş ehlinin ameliyle amel eder; bir başkası da kendisiyle ateş arasında bir arşın kalıncaya kadar amel eder de yazı onu geçer ve cennet ehlinin ameliyle amel eder."

    Rivayetin meleklerin zikri bâbında durmasının sebebi tek bir cümledir: melek gönderilir ve kendisine emredilir. Yazan odur, karar veren değil — bu bölümün melek tarifi baştan sona böyledir. Kırk gün ve dört kelime rivayetin kendi lafzıdır; sayfa bunlardan bir çizelge ya da hüküm çıkarmaz, o alan bu platformun kapsamı dışındadır. Metnin kader tarafı klasik kelâmda uzun uzun tartışılmıştır; burada ihtilafa girilmez, yalnız rivayetin ne dediği aktarılır.

    Sahih hadisBuhârî, Bed'ü'l-halk 6

  27. حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُشِيرُ إِلَى الْمَشْرِقِ فَقَالَ ‏ "‏ هَا إِنَّ الْفِتْنَةَ هَا هُنَا إِنَّ الْفِتْنَةَ هَا هُنَا مِنْ حَيْثُ يَطْلُعُ قَرْنُ الشَّيْطَانِ ‏"‏‏.‏

    Abdullah b. Ömer şöyle dedi: Rasûlullah'ı doğuya doğru işaret ederken gördüm. "İşte, fitne buradadır; fitne buradadır — şeytanın boynuzunun doğduğu yerden" buyurdu.

    Rivayet bu bâbda, içinde geçen "şeytanın boynuzu" ifadesi sebebiyle yer alır. Metin hiçbir ülke ya da şehir adı vermez; kaydettiği şey, konuşmanın geçtiği yerden elle gösterilen bir yöndür. Dolaşan kullanımların çoğu bu ayrımı atlar ve cümleyi bir haritaya bağlar. "Boynuz" sözünün neyi anlattığı klasik şerhlerde farklı açıklanmıştır; sayfa bu açıklamalar arasında taraf tutmaz ve cümleye bir coğrafya yüklemez.

    Sahih hadisBuhârî, Bed'ü'l-halk 11

Hadislerin Arapça metni klasik hadis kaynaklarındandır. Türkçe anlam bu sitenin kendi metnidir ve basılı bir tercümenin yerini tutmaz; esas olan Arapça metindir.

Bu hadisler nasıl seçildi

Buhârî'nin Bed'ü'l-halk bölümü yaratılışın başlangıcını konu eder. Meleklere iki bâb ayrılmıştır (6 ve 7), İblîs ile ordularına bir bâb (11), cinlere bir bâb (12). Bu sayfadaki hadislerin tamamı ilk üç bâbdandır ve her birinin bâb numarası kendi altında verilmiştir. Cinlere ayrılan bâbdan alınmış tek rivayet sonradan çıkarıldı: metni ezanda sesin yükseltilmesini konu ediyor ve cemaatle namaz hadisleri sayfasında zaten duruyordu. Meleklerin zikri bâbından alınmış bir rivayet de sonradan aynı sebeple çıkarıldı: Cibrîl’in Âişe’ye selam ettiği metnin kendi konusu iletilen ve karşılık verilen selamdır; meleğin görülmemesi sondaki bir kayıttır. Rivayet selam ve görgü hadisleri sayfasında duruyor.

Aday havuzu kırk sekiz rivayetti; yirmi yedisi alındı, ikisi sonradan çıkarıldı. Alınmayanların gerekçesi şudur: aynı olayı anlatan ikinci nakiller (Cibrîl'in sureti üzerine iki Âişe rivayeti, kâhinlere ulaştırma üzerine iki nakil), bir kıraat farkı üzerine kurulu kısa bir haber, kısa bir notla verilemeyecek kadar ağır bağlam taşıyan anlatılar ve konusu bu sayfanın kapsamı dışında kalan rivayetler. Ramazanda şeytanların zincirlenmesini anlatan rivayet burada tekrarlanmadı; o metin oruç hadisleri sayfasında zaten duruyor ve bu sayfa ona bağlanıyor.

İkinci bir tarama aynı kitâbın kullanılmamış bâblarını gözden geçirdi ve otuz dört aday getirdi; bunlardan ikisi alındı. Sebep sayının azlığı değil, adayların nereden geldiğidir: otuz dördün yalnız dokuzu bu sayfanın çalıştığı bâblardandı; kalanlar gök ve yer, güneş ve ay, cennet ve ateş, hayvanlar bâblarındandı. O dokuzun dördü de sitede zaten duruyordu: Cibrîl'in müjdesi tevhîd ve ölüm sayfalarında, namazı kesmek isteyen ifrit ile her doğana dokunan şeytan peygamberler sayfasında, meleklerin suret bulunan eve girmemesi ise bu sayfanın kendi içinde. Aynı metni ikinci kez basmak sayıyı büyütür, sayfayı büyütmez.

Bâb başlıkları birer konu etiketi değildir; Buhârî'nin o bölümdeki iddiasını taşırlar. Bu yüzden bir rivayetin metni başlığın dar okumasıyla örtüşmeyebilir — bu bir hizasızlık değil, bölümün kendi düzenidir.

Bir rivayet daha sonradan çıkarıldı: Zirr b. Hubeyş'e Necm 53:9-10 sorulduğunda verilen cevap bir âyetin ne dediğini açıklar; rivayet âyetlerin açıklaması hadisleri sayfasında durur.

Bu sayfanın yapmadığı şey

Bu alanda en çok dolaşan içerik korunma formülleridir: belli bir metnin belli sayıda okunmasıyla şeytanın yaklaşmayacağını söyleyen, cin çarpmasına teşhis koyan, muska ve okuma tarif eden metinler. Bu sayfa bunların hiçbirini yapmaz. Kaynağı gösterilemeyen sayı, kesin sonuç garantisi ve fetva bu platformun kapsamı dışındadır; teşhis ve tedavi ise hiçbir biçimde bu sayfanın işi değildir.

Havuzdaki bazı rivayetler tam olarak bu sebeple alınmadı: içeriği bir koruma cümlesi olan ve yanlış anlaşıldığında formüle dönüşen nakiller dışarıda bırakıldı. Burada yapılan iş tektir — rivayetin ne dediğini kaynağıyla aktarmak ve yaygın yanlışı hadisin altındaki notta göstermek.

Hadis lafzında geçen sayılar aktarılır ama çerçevesi belirtilir: yüz yalan, beş vakit, kırk gün, dört kelime. Bunlar rivayetin kendi lafzıdır, bir uygulama ölçüsü değildir.

Rivayetlerin kendi koyduğu sınır

Bu bölümdeki metinler iki sınırı kendileri koyar. Melek tarafında sınır açıktır: "Biz ancak Rabbinin emriyle ineriz." Meryem sûresinin 64. âyeti Kur'an'da meleklerin sözü olarak geçer ve İbn Abbâs rivayetinde tam da bu bağlamda nakledilir. Dağlar meleği de emri bekler; güç onda, karar onda değildir.

Şeytan tarafında ise rivayetlerin verdiği iş dardır: çağırmak, hatırlatmak, dikkatten bir şey aşırmak. "Rabbini kim yarattı?" rivayetinde verilen karşılık tartışmaya girmek değil, sığınmak ve durmaktır. Kur'an tarafındaki karşılığı İbrâhîm sûresinin 22. âyetidir — şeytan orada kendi ağzıyla bir zorlayıcı olmadığını söyler. O âyet ve devamı şeytan ve vesvese ile ilgili ayetler sayfasında ele alınıyor; bu sayfa onu tekrar etmez, hadis tarafından tamamlar.

Bu bölümde geçen bazı ifadeler mecaz mı yoksa tarif mi olduğu tartışılan türdendir: şeytanın kulağa bevletmesi, ezandan kaçarken çıkardığı ses, namazdan bir şey çalması. Klasik şerhlerde bu ifadelerin nasıl anlaşılacağı farklı açıklanmıştır. Burada izlenen yol tevhîd sayfasındakiyle aynıdır: rivayetin ne dediği aktarılır, ihtilaflı olduğu yerde ihtilafın varlığı belirtilir, taraf tutulmaz.

Sık sorulan sorular

Buhârî'nin Bed'ü'l-halk bölümü neyi anlatır?

Sahîh-i Buhârî'nin 59. kitâbıdır ve yaratılışın başlangıcını konu eder: gökler ve yer, melekler, İblîs ve orduları, cinler, güneş ve ay. Bu sayfadaki hadisler o bölümün meleklerle ilgili iki bâbı ile İblîs ve ordularına ayrılmış bâbından seçilmiştir.

Bu hadisler vesveseye karşı bir formül veriyor mu?

Hayır. Rivayetlerde geçen karşılık iki cümleyle sınırlıdır: Allah'a sığınmak ve o düşünceyi sürdürmeyi bırakmak. Metinlerde bir sayı, bir tekrar ölçüsü ya da kesin sonuç vaadi yoktur. Muska, fal ve tedavi konularında bu sayfa hiçbir şey söylemez; kapsamı dışındadır.

Kaynaklar

  • Sahih hadis
    Buhârî, Bed'ü'l-halk — Sayfadaki yirmi yedi hadisin tamamı Sahîh-i Buhârî'nin Kitâbü Bed'i'l-halk bölümünden seçilmiştir; bâb numaraları hadislerin altında verilmiştir.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Bed'ü'l-halk 6 — Meleklerin zikri bâbı — Cibrîl, vahyin gelişi ve meleklerin görevleri.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Bed'ü'l-halk 7 — Kulun sözünün meleklerin sözüne denk gelmesi bâbı.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Bed'ü'l-halk 11 — İblîs ve ordularının sıfatı bâbı; vesveseyle ilgili rivayetler buradandır.
  • Kur’an
    Meryem 19:64 — Meleklerin sözü olarak nakledilen âyet — İbn Abbâs rivayetinde okunur.
  • Kur’an
    İbrâhîm 14:22 — Şeytanın yetkisinin sınırını kendi ağzından bildiren âyet.
  • Kur’an
    Kehf 18:62-63 — "Bana unutturan ancak şeytandır" — Übey b. Ka'b rivayetinde geçen âyetler.
  • Kur’an
    Necm 53:9-10 — Zirr b. Hubeyş'in sorduğu ve Cibrîl'in görülmesiyle açıklanan âyetler.
  • Kur’an
    Müddessir 74:1-5 — Câbir rivayetinde, meleğin görülmesinin ardından indiği bildirilen âyetler.
  • Kur’an
    Zuhruf 43:77 — Ateşin bekçisi Mâlik'in adının geçtiği âyet.

Son güncelleme: