Cuma ile İlgili Hadisler
Buhârî Sahîh'inde cumaya ayrı bir kitâb ayırır ve kırk bir bâb boyunca bu günün rivayetlerini toplar. Aşağıdaki yirmi bir hadis o bölümden seçilmiştir: cuma gününün ayrı bir gün olarak anılması, hazırlık ve temizlik, erken gitmek, hutbe sırasında susmak ve içinde duanın karşılık bulduğu bildirilen saat. Sayfa cumanın fıkhî hükümlerini anlatmaz.
Hadisler
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، قَالَ أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، أَنَّ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ هُرْمُزَ الأَعْرَجَ، مَوْلَى رَبِيعَةَ بْنِ الْحَارِثِ حَدَّثَهُ أَنَّهُ، سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " نَحْنُ الآخِرُونَ السَّابِقُونَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، بَيْدَ أَنَّهُمْ أُوتُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِنَا، ثُمَّ هَذَا يَوْمُهُمُ الَّذِي فُرِضَ عَلَيْهِمْ فَاخْتَلَفُوا فِيهِ، فَهَدَانَا اللَّهُ، فَالنَّاسُ لَنَا فِيهِ تَبَعٌ، الْيَهُودُ غَدًا وَالنَّصَارَى بَعْدَ غَدٍ ".
Biz sonuncularız, kıyamet gününde ise öne geçenleriz. Şu var ki kitap bizden önce onlara verildi. Sonra bu, kendilerine farz kılınan günleriydi; onda ayrılığa düştüler. Allah ise bizi ona ulaştırdı. İnsanlar bu günde bizim ardımızdan gelir: yahudiler yarın, hıristiyanlar öbür gün.
Rivayet cuma gününü bir sıranın içine yerleştirir: aynı gün daha önce de bilinmekte, üzerinde ayrılığa düşülmektedir. Metin bir fazilet sayısı vermez, bir gün ayrımı anlatır. Buhârî bölümün ilk bâbına bu rivayeti koymuştur.
Sahih hadisBuhârî, Cum'a 1
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ أَسْمَاءَ، قَالَ أَخْبَرَنَا جُوَيْرِيَةُ، عَنْ مَالِكٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَالِمِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، بَيْنَمَا هُوَ قَائِمٌ فِي الْخُطْبَةِ يَوْمَ الْجُمُعَةِ إِذْ دَخَلَ رَجُلٌ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ الأَوَّلِينَ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَنَادَاهُ عُمَرُ أَيَّةُ سَاعَةٍ هَذِهِ قَالَ إِنِّي شُغِلْتُ فَلَمْ أَنْقَلِبْ إِلَى أَهْلِي حَتَّى سَمِعْتُ التَّأْذِينَ، فَلَمْ أَزِدْ أَنْ تَوَضَّأْتُ. فَقَالَ وَالْوُضُوءُ أَيْضًا وَقَدْ عَلِمْتَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَأْمُرُ بِالْغُسْلِ.
İbn Ömer anlatıyor: Ömer b. Hattâb cuma günü hutbede ayaktayken, Peygamber'in ashabından ilk muhacirlerden bir adam içeri girdi. Ömer ona seslendi: Bu ne saat böyle? Adam: Meşgul oldum; ezanı işitinceye kadar evime dönemedim, abdest almaktan öteye de geçemedim, dedi. Ömer: Bir de abdest ha! Oysa Resûlullah'ın gusletmeyi emrettiğini biliyorsun, dedi.
Sahne bir hutbenin ortasında geçer ve konusu gecikmedir. Ömer'in sorduğu şey guslün derecesi değil, adamın hangi vakitte geldiğidir. Bu sayfa rivayeti aktarır; guslün hükmünü belirlemez.
Sahih hadisBuhârî, Cum'a 2
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ سُمَىٍّ، مَوْلَى أَبِي بَكْرِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ عَنْ أَبِي صَالِحٍ السَّمَّانِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَنِ اغْتَسَلَ يَوْمَ الْجُمُعَةِ غُسْلَ الْجَنَابَةِ ثُمَّ رَاحَ فَكَأَنَّمَا قَرَّبَ بَدَنَةً، وَمَنْ رَاحَ فِي السَّاعَةِ الثَّانِيَةِ فَكَأَنَّمَا قَرَّبَ بَقَرَةً، وَمَنْ رَاحَ فِي السَّاعَةِ الثَّالِثَةِ فَكَأَنَّمَا قَرَّبَ كَبْشًا أَقْرَنَ، وَمَنْ رَاحَ فِي السَّاعَةِ الرَّابِعَةِ فَكَأَنَّمَا قَرَّبَ دَجَاجَةً، وَمَنْ رَاحَ فِي السَّاعَةِ الْخَامِسَةِ فَكَأَنَّمَا قَرَّبَ بَيْضَةً، فَإِذَا خَرَجَ الإِمَامُ حَضَرَتِ الْمَلاَئِكَةُ يَسْتَمِعُونَ الذِّكْرَ ".
Kim cuma günü cünüplük guslü gibi gusleder, sonra yola çıkarsa bir deve kurban etmiş gibi olur. Kim ikinci saatte giderse bir sığır kurban etmiş gibi olur. Kim üçüncü saatte giderse boynuzlu bir koç kurban etmiş gibi olur. Kim dördüncü saatte giderse bir tavuk kurban etmiş gibi olur. Kim beşinci saatte giderse bir yumurta kurban etmiş gibi olur. İmam çıktığında melekler hazır olur ve zikri dinlerler.
Buradaki "saat" bir saatin göstergesi değil, gidiş sırasıdır: metin erken davranmayı basamak basamak azalan bir karşılaştırmayla anlatır. Son cümle sıranın nerede kapandığını söyler — imam çıktığında yazma biter, dinleme başlar.
Sahih hadisBuhârî, Cum'a 4
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، قَالَ أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ طَاوُسٌ قُلْتُ لاِبْنِ عَبَّاسٍ ذَكَرُوا أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " اغْتَسِلُوا يَوْمَ الْجُمُعَةِ وَاغْسِلُوا رُءُوسَكُمْ وَإِنْ لَمْ تَكُونُوا جُنُبًا، وَأَصِيبُوا مِنَ الطِّيبِ ". قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ أَمَّا الْغُسْلُ فَنَعَمْ، وَأَمَّا الطِّيبُ فَلاَ أَدْرِي.
Tâvûs anlatıyor: İbn Abbâs'a dedim ki, Peygamber'in şöyle buyurduğunu naklediyorlar: Cuma günü gusledin; cünüp olmasanız da başlarınızı yıkayın ve güzel kokudan sürünün. İbn Abbâs: Gusle gelince evet; güzel kokuya gelince bilmiyorum, dedi.
Rivayetin kayda değer yanı sonudur: İbn Abbâs nakledilenin bir kısmını doğrular, bir kısmı için "bilmiyorum" der. Doğrulanmayan kısım metinden silinmemiş, doğrulanmadığı belirtilerek bırakılmıştır.
Sahih hadisBuhârî, Cum'a 6
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لَوْلاَ أَنْ أَشُقَّ عَلَى أُمَّتِي ـ أَوْ عَلَى النَّاسِ ـ لأَمَرْتُهُمْ بِالسِّوَاكِ مَعَ كُلِّ صَلاَةٍ ".
Ümmetime — yahut insanlara — zorluk vermiş olmasaydım, her namazla birlikte misvak kullanmalarını emrederdim.
Râvi iki lafzı da nakleder: "ümmetime" ve "insanlara". Metinde cumaya özel bir kayıt yoktur; genel bir ölçü verir ve emretmeme gerekçesini açıkça söyler — zorluk. Buhârî'nin Cum'a bölümünde cuma günü misvak bâbında yer alır.
Sahih hadisBuhârî, Cum'a 8
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ سَعْدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ ـ هُوَ ابْنُ هُرْمُزَ ـ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَقْرَأُ فِي الْجُمُعَةِ فِي صَلاَةِ الْفَجْرِ {الم * تَنْزِيلُ} السَّجْدَةَ وَ{هَلْ أَتَى عَلَى الإِنْسَانِ}
Peygamber cuma günü sabah namazında Elif Lâm Mîm Tenzîl'i — yani Secde sûresini — ve Hel etâ ale'l-insân'ı okurdu.
Rivayet bir uygulamayı nakleder, bir kural koymaz; "şöyle okunur" değil "şöyle okurdu" der. Anılan iki sûre de insanın yaratılışı ve ardından geleni konu edinir.
Sahih hadisBuhârî, Cum'a 10
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو عَامِرٍ الْعَقَدِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ طَهْمَانَ، عَنْ أَبِي جَمْرَةَ الضُّبَعِيِّ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّهُ قَالَ إِنَّ أَوَّلَ جُمُعَةٍ جُمِّعَتْ بَعْدَ جُمُعَةٍ فِي مَسْجِدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي مَسْجِدِ عَبْدِ الْقَيْسِ بِجُوَاثَى مِنَ الْبَحْرَيْنِ.
İbn Abbâs şöyle dedi: Resûlullah'ın mescidinde kılınan cumadan sonra toplanılan ilk cuma, Bahreyn'deki Cüvâsâ'da, Abdülkays mescidinde kılınan cumadır.
Bu bir yer ve sıra kaydıdır: cumanın Medine dışında ilk nerede toplandığını bildirir. Rivayet hüküm taşımaz, tarih taşır.
Sahih hadisBuhârî, Cum'a 11
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، قَالَ أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ حَدَّثَنِي سَالِمُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّهُ سَمِعَ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ يَقُولُ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " مَنْ جَاءَ مِنْكُمُ الْجُمُعَةَ فَلْيَغْتَسِلْ ".
Abdullah b. Ömer, Resûlullah'ı şöyle derken işittiğini söyledi: Sizden kim cumaya gelirse gusletsin.
Hazırlık yönergesinin en kısa lafzı budur. Bu lafzın bağlayıcılık derecesi — vâcip mi, sünnet mi — fıkıh kaynaklarının konusudur ve burada karara bağlanmaz; sayfa yalnızca rivayetin ne dediğini aktarır.
Sahih hadisBuhârî, Cum'a 12
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَمْرُو بْنُ الْحَارِثِ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي جَعْفَرٍ، أَنَّ مُحَمَّدَ بْنَ جَعْفَرِ بْنِ الزُّبَيْرِ، حَدَّثَهُ عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ عَائِشَةَ، زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَتْ كَانَ النَّاسُ يَنْتَابُونَ يَوْمَ الْجُمُعَةِ مِنْ مَنَازِلِهِمْ وَالْعَوَالِي، فَيَأْتُونَ فِي الْغُبَارِ، يُصِيبُهُمُ الْغُبَارُ وَالْعَرَقُ، فَيَخْرُجُ مِنْهُمُ الْعَرَقُ، فَأَتَى رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِنْسَانٌ مِنْهُمْ وَهْوَ عِنْدِي، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " لَوْ أَنَّكُمْ تَطَهَّرْتُمْ لِيَوْمِكُمْ هَذَا ".
Âişe anlatıyor: İnsanlar cuma günü evlerinden ve Avâlî'den sırayla gelirlerdi. Toz içinde gelirler, toza ve tere bulanırlar, üzerlerinden ter boşanırdı. Onlardan biri Resûlullah'ın yanına geldi — ben de yanındaydım. Peygamber, "Şu gününüz için bir temizlenseniz" buyurdu.
Avâlî, Medine'nin yüksek kesimindeki yerleşimlerdir; oradan gelmek uzun bir yürüyüştür. Sözün gerekçesi rivayetin kendi içinde durur: toz ve ter. Cümle emir kipiyle değil temenni kipiyle kurulmuştur.
Sahih hadisBuhârî, Cum'a 15
حَدَّثَنَا سُرَيْجُ بْنُ النُّعْمَانِ، قَالَ حَدَّثَنَا فُلَيْحُ بْنُ سُلَيْمَانَ، عَنْ عُثْمَانَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عُثْمَانَ التَّيْمِيِّ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، رضى الله عنه أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ يُصَلِّي الْجُمُعَةَ حِينَ تَمِيلُ الشَّمْسُ.
Enes b. Mâlik'ten: Peygamber cumayı güneş meylettiğinde kılardı.
Vakit bir saatle değil güneşin yeriyle anlatılır. Rivayet bir uygulama nakli olarak durur; vaktin başlangıcı ve sonu hakkında bir sınır çizmez.
Sahih hadisBuhârî, Cum'a 16
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ أَبِي بَكْرٍ الْمُقَدَّمِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا حَرَمِيُّ بْنُ عُمَارَةَ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو خَلْدَةَ ـ هُوَ خَالِدُ بْنُ دِينَارٍ ـ قَالَ سَمِعْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، يَقُولُ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِذَا اشْتَدَّ الْبَرْدُ بَكَّرَ بِالصَّلاَةِ، وَإِذَا اشْتَدَّ الْحَرُّ أَبْرَدَ بِالصَّلاَةِ، يَعْنِي الْجُمُعَةَ. قَالَ يُونُسُ بْنُ بُكَيْرٍ أَخْبَرَنَا أَبُو خَلْدَةَ فَقَالَ بِالصَّلاَةِ، وَلَمْ يَذْكُرِ الْجُمُعَةَ. وَقَالَ بِشْرُ بْنُ ثَابِتٍ حَدَّثَنَا أَبُو خَلْدَةَ قَالَ صَلَّى بِنَا أَمِيرٌ الْجُمُعَةَ ثُمَّ قَالَ لأَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ كَيْفَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يُصَلِّي الظُّهْرَ
Enes b. Mâlik şöyle derdi: Peygamber soğuk şiddetlendiğinde namazı erkene alır, sıcak şiddetlendiğinde namazı serinliğe bırakırdı — cumayı kastediyor. Yûnus b. Bükeyr'in naklinde Ebû Halde yalnız "namazı" demiş, cumayı anmamıştır. Bişr b. Sâbit'in naklinde ise Ebû Halde şöyle demiştir: Bir emîr bize cumayı kıldırdı, sonra Enes'e sordu: Peygamber öğleyi nasıl kılardı?
Buhârî burada râviler arasındaki farkı gizlemez: bir nakil "cuma" kaydını taşır, bir başkası taşımaz. Son nakil kaynakta yarım bırakılmıştır, soru cevapsız durur. Aktarılan ölçü havaya göre değişir — vakit katı bir çizelge değildir.
Sahih hadisBuhârî, Cum'a 17
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، قَالَ حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ أَبِي مَرْيَمَ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبَايَةُ بْنُ رِفَاعَةَ، قَالَ أَدْرَكَنِي أَبُو عَبْسٍ وَأَنَا أَذْهَبُ، إِلَى الْجُمُعَةِ فَقَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " مَنِ اغْبَرَّتْ قَدَمَاهُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ حَرَّمَهُ اللَّهُ عَلَى النَّارِ ".
Abâye b. Rifâa anlatıyor: Cumaya giderken Ebû Abs bana yetişti ve şöyle dedi: Peygamber'i, "Allah yolunda iki ayağı tozlanan kimseyi Allah ateşe haram kılar" derken işittim.
Sözün lafzı geneldir; onu cumaya bağlayan şey söylendiği andır — sahâbî bunu cumaya yürüyen birine söylemiştir. Buhârî de rivayeti cumaya yürümek bâbında nakleder. Bağ yorumdan değil, sahneden gelir.
Sahih hadisBuhârî, Cum'a 18
حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، قَالَ أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، قَالَ أَخْبَرَنَا ابْنُ أَبِي ذِئْبٍ، عَنْ سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ وَدِيعَةَ، عَنْ سَلْمَانَ الْفَارِسِيِّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَنِ اغْتَسَلَ يَوْمَ الْجُمُعَةِ، وَتَطَهَّرَ بِمَا اسْتَطَاعَ مِنْ طُهْرٍ، ثُمَّ ادَّهَنَ أَوْ مَسَّ مِنْ طِيبٍ، ثُمَّ رَاحَ فَلَمْ يُفَرِّقْ بَيْنَ اثْنَيْنِ، فَصَلَّى مَا كُتِبَ لَهُ، ثُمَّ إِذَا خَرَجَ الإِمَامُ أَنْصَتَ، غُفِرَ لَهُ مَا بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْجُمُعَةِ الأُخْرَى ".
Selmân-ı Fârisî'den: Kim cuma günü gusleder, gücünün yettiği kadar temizlenir, sonra yağlanır yahut güzel kokuya dokunur, sonra yola çıkıp iki kişinin arasını ayırmaz, kendisine yazılan kadar namaz kılar, sonra imam çıktığında susup dinlerse, kendisiyle öbür cuma arasındaki şey bağışlanır.
Metin tek bir amel değil, altı halkalı bir zincir sayar ve ölçüyü kişinin gücüne bağlar. Son iki halka kendine değil başkasına bakar: kimseyi yerinden etmemek ve konuşmamak. Bağışlanacak şey rivayette adlandırılmaz; "iki cuma arasındaki" denmekle bırakılır.
Sahih hadisBuhârî, Cum'a 19
حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَخْلَدُ بْنُ يَزِيدَ، قَالَ أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، قَالَ سَمِعْتُ نَافِعًا، يَقُولُ سَمِعْتُ ابْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ يَقُولُ نَهَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَنْ يُقِيمَ الرَّجُلُ أَخَاهُ مِنْ مَقْعَدِهِ وَيَجْلِسَ فِيهِ. قُلْتُ لِنَافِعٍ الْجُمُعَةَ قَالَ الْجُمُعَةَ وَغَيْرَهَا.
İbn Ömer şöyle dedi: Peygamber, kişinin kardeşini oturduğu yerden kaldırıp oraya oturmasını yasakladı. Râvi anlatıyor: Nâfi'e "Cuma günü mü?" dedim; "Cuma ve başkası" dedi.
Sorunun kendisi kapsam sorusudur ve cevap kapsamı cumanın dışına genişletir. Buhârî rivayeti cuma bölümüne koyar, çünkü kalabalığın en çok toplandığı gün odur.
Sahih hadisBuhârî, Cum'a 20
حَدَّثَنَا آدَمُ، قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي ذِئْبٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنِ السَّائِبِ بْنِ يَزِيدَ، قَالَ كَانَ النِّدَاءُ يَوْمَ الْجُمُعَةِ أَوَّلُهُ إِذَا جَلَسَ الإِمَامُ عَلَى الْمِنْبَرِ عَلَى عَهْدِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَأَبِي بَكْرٍ وَعُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ فَلَمَّا كَانَ عُثْمَانُ ـ رضى الله عنه ـ وَكَثُرَ النَّاسُ زَادَ النِّدَاءَ الثَّالِثَ عَلَى الزَّوْرَاءِ.
Sâib b. Yezîd şöyle dedi: Cuma günü çağrının ilki, Peygamber, Ebû Bekir ve Ömer zamanında imam minbere oturduğu vakitti. Osman zamanı gelip insanlar çoğalınca, Zevrâ'da üçüncü çağrıyı ekledi.
Bir görgü tanığının kaydettiği tarihli bir değişiklik: ne zaman, kim ve niçin. Gerekçe metnin içindedir — insanların çoğalması. Zevrâ, Medine çarşısında bir yerdir. Sayfa çağrının kaç kez okunacağına dair bir hüküm çıkarmaz.
Sahih hadisBuhârî, Cum'a 21
حَدَّثَنَا ابْنُ مُقَاتِلٍ، قَالَ أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، قَالَ أَخْبَرَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ عُثْمَانَ بْنِ سَهْلِ بْنِ حُنَيْفٍ، عَنْ أَبِي أُمَامَةَ بْنِ سَهْلِ بْنِ حُنَيْفٍ، قَالَ سَمِعْتُ مُعَاوِيَةَ بْنَ أَبِي سُفْيَانَ،، وَهُوَ جَالِسٌ عَلَى الْمِنْبَرِ، أَذَّنَ الْمُؤَذِّنُ قَالَ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ. قَالَ مُعَاوِيَةُ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ. قَالَ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ. فَقَالَ مُعَاوِيَةُ وَأَنَا. فَقَالَ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ. فَقَالَ مُعَاوِيَةُ وَأَنَا. فَلَمَّا أَنْ قَضَى التَّأْذِينَ قَالَ يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى هَذَا الْمَجْلِسِ حِينَ أَذَّنَ الْمُؤَذِّنُ يَقُولُ مَا سَمِعْتُمْ مِنِّي مِنْ مَقَالَتِي.
Ebû Ümâme b. Sehl anlatıyor: Muâviye b. Ebû Süfyân minberde otururken müezzin ezan okudu. Müezzin "Allâhu ekber, Allâhu ekber" dedi; Muâviye de "Allâhu ekber, Allâhu ekber" dedi. Müezzin "Eşhedü en lâ ilâhe illallâh" dedi; Muâviye "Ben de" dedi. Müezzin "Eşhedü enne Muhammeden resûlullâh" dedi; Muâviye "Ben de" dedi. Ezan bitince şöyle dedi: Ey insanlar! Ben Resûlullah'ı, bu oturduğum yerde, müezzin ezan okurken benden işittiğiniz sözü söylerken işittim.
Rivayet sonunda kendi üzerine döner: az önce duyduğunuz şey, benim ondan duyduğumdur. Naklin dayanağı böylece dinleyenin kendi kulağına bırakılmış olur.
Sahih hadisBuhârî, Cum'a 23
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي مَرْيَمَ، قَالَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي ابْنُ أَنَسٍ، أَنَّهُ سَمِعَ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ كَانَ جِذْعٌ يَقُومُ إِلَيْهِ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَلَمَّا وُضِعَ لَهُ الْمِنْبَرُ سَمِعْنَا لِلْجِذْعِ مِثْلَ أَصْوَاتِ الْعِشَارِ حَتَّى نَزَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَوَضَعَ يَدَهُ عَلَيْهِ. قَالَ سُلَيْمَانُ عَنْ يَحْيَى أَخْبَرَنِي حَفْصُ بْنُ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ أَنَسٍ أَنَّهُ سَمِعَ جَابِرًا.
Câbir b. Abdullah şöyle dedi: Peygamber'in yanında durduğu bir hurma kütüğü vardı. Kendisine minber konulunca kütükten, gebeliğinin onuncu ayındaki develerin sesine benzer bir ses işittik; Peygamber inip elini üzerine koyuncaya kadar sürdü.
Rivayet cemaatin işittiği bir sesi kaydeder ve benzetmeyi belirsiz bırakmaz, bilinen bir hayvan sesiyle tarif eder. Anlattığı an, minberin mescide girdiği andır.
Sahih hadisBuhârî, Cum'a 26
حَدَّثَنَا آدَمُ، قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي ذِئْبٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ أَبِي عَبْدِ اللَّهِ الأَغَرِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " إِذَا كَانَ يَوْمُ الْجُمُعَةِ، وَقَفَتِ الْمَلاَئِكَةُ عَلَى باب الْمَسْجِدِ يَكْتُبُونَ الأَوَّلَ فَالأَوَّلَ، وَمَثَلُ الْمُهَجِّرِ كَمَثَلِ الَّذِي يُهْدِي بَدَنَةً، ثُمَّ كَالَّذِي يُهْدِي بَقَرَةً، ثُمَّ كَبْشًا، ثُمَّ دَجَاجَةً، ثُمَّ بَيْضَةً، فَإِذَا خَرَجَ الإِمَامُ طَوَوْا صُحُفَهُمْ، وَيَسْتَمِعُونَ الذِّكْرَ ".
Cuma günü olduğunda melekler mescidin kapısında durur, gelenleri sırayla yazarlar. Erken davrananın durumu deve hediye eden kimsenin durumu gibidir; sonra sığır hediye eden gibi, sonra koç, sonra tavuk, sonra yumurta. İmam çıktığında sahifelerini dürer ve zikri dinlerler.
Bu, erken gitmeyi anlatan rivayetin ikinci lafzıdır; Buhârî onu hutbeyi dinlemek bâbında nakleder, çünkü son cümlesi oraya bakar. Burada fazladan olan şey kayıt işidir: kapıda yazılır, imam çıkınca sahifeler dürülür.
Sahih hadisBuhârî, Cum'a 31
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، أَخْبَرَهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِذَا قُلْتَ لِصَاحِبِكَ يَوْمَ الْجُمُعَةِ أَنْصِتْ. وَالإِمَامُ يَخْطُبُ فَقَدْ لَغَوْتَ ".
Cuma günü imam hutbe okurken arkadaşına "sus" dersen, sen de boş söz söylemiş olursun.
Ölçü en keskin yerinden konur: susturmak için söylenen söz de söz sayılır. Rivayet bunun ardından ne olacağını söylemez, yalnız adını koyar.
Sahih hadisBuhârî, Cum'a 36
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ذَكَرَ يَوْمَ الْجُمُعَةِ فَقَالَ " فِيهِ سَاعَةٌ لاَ يُوَافِقُهَا عَبْدٌ مُسْلِمٌ، وَهْوَ قَائِمٌ يُصَلِّي، يَسْأَلُ اللَّهَ تَعَالَى شَيْئًا إِلاَّ أَعْطَاهُ إِيَّاهُ ". وَأَشَارَ بِيَدِهِ يُقَلِّلُهَا.
Ebû Hüreyre'den: Resûlullah cuma gününü andı ve şöyle buyurdu: Onda bir saat vardır ki, müslüman bir kul namaz kılarken ona denk gelir de Allah'tan bir şey isterse, Allah ona onu verir. Ve eliyle işaret ederek o vaktin kısalığını gösterdi.
Rivayet o saatin hangi saat olduğunu söylemez. Farklı rivayetler ve klasik şerhler onu farklı yerlere koyar; bu sayfa aralarında tercih yapmaz. Metnin verdiği tek ölçü el işaretidir: kısadır.
Sahih hadisBuhârî, Cum'a 37
حَدَّثَنَا مُعَاوِيَةُ بْنُ عَمْرٍو، قَالَ حَدَّثَنَا زَائِدَةُ، عَنْ حُصَيْنٍ، عَنْ سَالِمِ بْنِ أَبِي الْجَعْدِ، قَالَ حَدَّثَنَا جَابِرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ بَيْنَمَا نَحْنُ نُصَلِّي مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم إِذْ أَقْبَلَتْ عِيرٌ تَحْمِلُ طَعَامًا، فَالْتَفَتُوا إِلَيْهَا حَتَّى مَا بَقِيَ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم إِلاَّ اثْنَا عَشَرَ رَجُلاً، فَنَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةُ {وَإِذَا رَأَوْا تِجَارَةً أَوْ لَهْوًا انْفَضُّوا إِلَيْهَا وَتَرَكُوكَ قَائِمًا}
Câbir b. Abdullah şöyle dedi: Peygamber'le birlikte namazdayken yiyecek taşıyan bir kervan geldi. İnsanlar ona yöneldi; öyle ki Peygamber'in yanında on iki kişi kaldı. Bunun üzerine şu âyet indi: "Bir ticaret yahut eğlence gördüklerinde ona yönelip seni ayakta bıraktılar."
Cuma sûresinin on birinci âyetinin iniş sebebini anlatan rivayet budur; on iki sayısı da rivayetin kendi içindedir. Sûrenin dokuz ve onuncu âyetleri ayrı sayfada ele alınır — bu nakil on birinci âyeti açıklar.
Sahih hadisBuhârî, Cum'a 38
Hadislerin Arapça metni klasik hadis kaynaklarındandır. Türkçe anlam bu sitenin kendi metnidir ve basılı bir tercümenin yerini tutmaz; esas olan Arapça metindir.
Bu sayfa hüküm vermez
Cumanın kimlere farz olduğu, kaç kişiyle kılınacağı, hutbenin şartları, kaç rekât kılınacağı, cumaya yetişemeyen kişinin ne yapacağı ve guslün bağlayıcılık derecesi fıkıh kaynaklarının konusudur. Bu sayfa onların hiçbirini anlatmaz ve bir hüküm bildirmez.
Burada yapılan iş daha dardır: Buhârî'nin cumaya ayırdığı bölümdeki rivayetlerin ne söylediği, Arapça metniyle birlikte aktarılır. Bölümün büyük kısmı fıkhîdir; seçim bu yüzden bâb başlığına değil rivayetin kendi metnine bakılarak yapılmıştır. Bir bâb başlığı fıkhî olsa da altındaki metin bir sahne anlatıyorsa alınmış, başlık masum görünse de metin bir hüküm beyanıysa alınmamıştır.
Gün hazırlıkla başlar
Seçilen rivayetlerin önemli bir kısmı cuma namazından önceki saatleri anlatır: gusül, baş yıkama, koku, misvak ve temiz giyinme.
Gerekçe rivayetlerin kendi içindedir ve soyut değildir. Âişe'nin naklinde insanlar Avâlî'den yürüyerek gelmekte, toza ve tere bulanmaktadır; söylenen söz bu hâle söylenmiştir. Ömer'in hutbesinde geç kalan adama sorulan soru da guslün derecesi değil, hangi vakitte gelindiğidir.
İki rivayette râvinin kendi ihtiyatı metne işlenmiştir. İbn Abbâs nakledilenin gusülle ilgili kısmını doğrular, kokuyla ilgili kısmı için "bilmiyorum" der. Bu ihtiyat silinmeden aktarılır; kaynağın kendisi de doğrulayabildiğiyle doğrulayamadığını ayırmaktadır.
Erken gitmek ve susmak
İki rivayet erken gitmeyi aynı manada, farklı lafızlarla anlatır. Biri gidiş sırasını deve, sığır, koç, tavuk ve yumurta karşılaştırmasıyla basamaklandırır; öbürü mescidin kapısında duran ve gelenleri sırayla yazan melekleri anlatır. İkisi de aynı cümleyle biter: imam çıktığında yazma durur ve dinleme başlar.
Buhârî bu ikinci lafzı fazilet bâbında değil, hutbeyi dinlemek bâbında nakleder. Sayfada da o sırayla durur.
Dinlemenin ölçüsü ayrı bir rivayette en keskin yerinden konur: imam hutbe okurken yanındakine "sus" demek bile boş söz sayılır. Selmân'dan nakledilen zincirin son iki halkası da aynı yöne bakar — kimseyi yerinden etmemek ve imam çıkınca susmak.
İcâbet saati: rivayet vakti söylemez
Cuma gününde, müslüman bir kulun namazdayken denk gelip istediğinin verildiği bir saat bulunduğu bildirilir. Rivayetin kendisi o saatin hangi saat olduğunu SÖYLEMEZ; verdiği tek ölçü, Peygamber'in eliyle yaptığı ve vaktin kısalığını gösteren işarettir.
Farklı rivayetler ve klasik şerhler bu saati farklı yerlere koyar. Bu sayfa aralarında tercih yapmaz ve bir saat vermez. Bir vakit tarifi verilseydi, rivayette bulunmayan bir bilgi rivayete eklenmiş olurdu.
Aynı ayrım cuma günü sayfasında da yapılır: sabit olan, böyle bir vaktin bildirilmiş olmasıdır; sabit olmayan, onun hangi vakit olduğudur.
Bu hadisler nasıl seçildi
Havuzda kırk dört rivayet vardı; yirmi biri alındı.
Alınmayanların büyük kısmı fıkhîdir: guslün vücûb derecesini ve kimlere yöneldiğini tartışan metinler, hutbenin ayakta okunması ve bölünmesi, cuma öncesi ve sonrası rekât sayıları, hutbe sırasında gelen kişinin ne yapacağı, yağmurda cumaya gelmeme ruhsatı ve bir bölgede cuma kılınıp kılınamayacağına dair istifta. Bunlar kapsam dışıdır.
Bir kısmı konu dağıttığı için alınmadı: ipekli elbise meselesi, misvakın paylaşılmasını anlatan ve vefat öncesine ait olan sahne, kadınların mescide gelmesine dair rivayet.
Bir kısmı tekrardır: aynı metnin ikinci ve üçüncü tarikleri. Cuma günü ezanının tarihçesi havuzda dört ayrı rivayetle geçiyordu; biri alındı.
İki rivayet bu sitede zaten bulunduğu için alınmadı. Cuma hutbesi sırasındaki yağmur duası dua hadisleri sayfasında, cumadan sonra yenen pazı yemeğini anlatan Sehl b. Sa'd rivayeti ise yemek âdâbı sayfasında yer alıyor.
Sık sorulan sorular
Bu sayfa cumanın kimlere farz olduğunu söylüyor mu?
Hayır. Cumanın kimlere farz olduğu, kaç kişiyle kılınacağı, hutbenin şartları ve rekât sayısı fıkıh kaynaklarının konusudur; bu sayfa bunların hiçbirini anlatmaz. Burada yalnızca Buhârî'nin cumaya ayırdığı bölümdeki rivayetlerin metni ve anlamı verilir.
Cuma günündeki icâbet saati hangi vakittir?
Rivayet bunu bildirmez. Ebû Hüreyre'den nakledilen metin böyle bir saatin bulunduğunu söyler ve Peygamber eliyle işaret ederek onun kısa olduğunu gösterir; hangi vakit olduğu belirtilmez. Klasik kaynaklarda farklı görüşler aktarılır ve bu sayfa aralarında tercih yapmaz.
Cuma günü gusletmek zorunlu mudur?
Bu sayfa bu soruyu cevaplamaz. Seçilen rivayetlerde Peygamber'in gusletmeyi emrettiği nakledilir; o emrin bağlayıcılık derecesi — vâcip mi, sünnet mi — fıkıh kaynaklarında tartışılmıştır ve burada karara bağlanmaz.
Buhârî'nin cumaya ayırdığı bölüm neyi anlatır?
Sahîh-i Buhârî'nin on birinci kitâbıdır ve kırk bir bâb taşır. Bâbların çoğu fıkhîdir: cumanın vücûbu, kimlere yöneldiği, hutbenin okunuşu, vakti ve öncesi sonrası namazlar. Bu sayfaya o bâblardan yalnızca hüküm beyan etmeyen, bir sahne ya da bir ölçü anlatan rivayetler alınmıştır.
Kaynaklar
- Sahih hadisBuhârî, Cum'a — Sayfadaki yirmi bir rivayetin tamamı Sahîh-i Buhârî'nin on birinci kitâbı olan cuma bölümünden seçilmiştir; her rivayetin bâb numarası altında ayrıca verilir.
- Sahih hadisBuhârî, Cum'a 4 — Erken gitmenin basamakları ve imam çıktığında meleklerin dinlemeye geçmesi.
- Sahih hadisBuhârî, Cum'a 19 — Selmân-ı Fârisî'den nakledilen altı halkalı hazırlık zinciri.
- Sahih hadisBuhârî, Cum'a 36 — Hutbe sırasında susturmak için söylenen sözün de söz sayılması.
- Sahih hadisBuhârî, Cum'a 37 — İçinde duanın karşılık bulduğu bildirilen saat; vaktin hangisi olduğu rivayette belirtilmez.
- Kur’anCuma 62:11 — Câbir b. Abdullah rivayetinde iniş sebebi anlatılan âyet.
Son güncelleme: