Oruç ile İlgili Hadisler

Sahih hadisBu sayfadaki bilgilerin ana kaynak seviyesi

Sahîh-i Buhârî'nin oruç kitâbı (Kitâbü's-Savm) orucu üç yönden anlatır: bir yükümlülük olarak sınırını, bir davranış olarak ölçüsünü ve nafile oruçta nereye kadar gidildiğini. Bu sayfada o kitâbdan kırk dokuz hadis, Arapça metni ve kitâb-bâb atfıyla birlikte yer alır. Türkçe anlam bu sitenin kendi metnidir.

Hadisler

  1. حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ أَبِي سُهَيْلٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ طَلْحَةَ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ، أَنَّ أَعْرَابِيًّا، جَاءَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثَائِرَ الرَّأْسِ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَخْبِرْنِي مَاذَا فَرَضَ اللَّهُ عَلَىَّ مِنَ الصَّلاَةِ فَقَالَ ‏"‏ الصَّلَوَاتِ الْخَمْسَ، إِلاَّ أَنْ تَطَّوَّعَ شَيْئًا ‏"‏‏.‏ فَقَالَ أَخْبِرْنِي مَا فَرَضَ اللَّهُ عَلَىَّ مِنَ الصِّيَامِ فَقَالَ ‏"‏ شَهْرَ رَمَضَانَ، إِلاَّ أَنْ تَطَّوَّعَ شَيْئًا ‏"‏‏.‏ فَقَالَ أَخْبِرْنِي بِمَا فَرَضَ اللَّهُ عَلَىَّ مِنَ الزَّكَاةِ فَقَالَ فَأَخْبَرَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم شَرَائِعَ الإِسْلاَمِ‏.‏ قَالَ وَالَّذِي أَكْرَمَكَ لاَ أَتَطَوَّعُ شَيْئًا، وَلاَ أَنْقُصُ مِمَّا فَرَضَ اللَّهُ عَلَىَّ شَيْئًا‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَفْلَحَ إِنْ صَدَقَ، أَوْ دَخَلَ الْجَنَّةَ إِنْ صَدَقَ ‏"‏‏.‏

    Saçı başı dağınık bir bedevî Resûlullah'a geldi ve "Ey Allah'ın Resûlü, Allah'ın bana namazdan neyi farz kıldığını söyle" dedi. "Beş vakit namaz; kendiliğinden fazladan kılman bunun dışındadır" buyurdu. Adam "Allah'ın bana oruçtan neyi farz kıldığını söyle" dedi. "Ramazan ayı; kendiliğinden fazladan tutman bunun dışındadır" buyurdu. Adam "Allah'ın bana zekâttan neyi farz kıldığını söyle" dedi. Resûlullah ona İslam'ın hükümlerini bildirdi. Adam "Seni değerli kılana yemin ederim ki fazladan bir şey yapmayacağım, Allah'ın bana farz kıldığından da bir şey eksiltmeyeceğim" dedi. Bunun üzerine Resûlullah "Doğru söylediyse kurtuldu" — yahut "Doğru söylediyse cennete girdi" — buyurdu.

    Soru miktarı değil sınırı arar: adam farzın nereye kadar olduğunu sorar, cevapta fazlası her seferinde ayrıca anılır. Son cümlenin iki biçiminden hangisinin söylendiğinde râvi tereddüt etmiştir; bu tereddüt metinde olduğu gibi bırakılmıştır.

    Sahih hadisBuhârî, Savm 1

  2. حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي حَبِيبٍ، أَنَّ عِرَاكَ بْنَ مَالِكٍ، حَدَّثَهُ أَنَّ عُرْوَةَ أَخْبَرَهُ عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّ قُرَيْشًا، كَانَتْ تَصُومُ يَوْمَ عَاشُورَاءَ فِي الْجَاهِلِيَّةِ، ثُمَّ أَمَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِصِيَامِهِ حَتَّى فُرِضَ رَمَضَانُ وَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ ‏ مَنْ شَاءَ فَلْيَصُمْهُ، وَمَنْ شَاءَ أَفْطَرَ ‏‏‏.‏

    Kureyş, Câhiliye döneminde Aşûrâ günü oruç tutardı. Sonra Resûlullah da onun tutulmasını emretti; Ramazan farz kılınınca "Dileyen onu tutsun, dileyen tutmasın" buyurdu.

    Rivayet Aşûrâ orucunun Ramazan'dan önce emredildiğini, Ramazan farz kılınınca tercihe bırakıldığını kaydeder. Uygulamanın Câhiliye'de de bilindiği ayrıca belirtilir.

    Sahih hadisBuhârî, Savm 1

  3. حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ صَامَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَاشُورَاءَ، وَأَمَرَ بِصِيَامِهِ‏.‏ فَلَمَّا فُرِضَ رَمَضَانُ تُرِكَ‏.‏ وَكَانَ عَبْدُ اللَّهِ لاَ يَصُومُهُ، إِلاَّ أَنْ يُوَافِقَ صَوْمَهُ‏.‏

    Peygamber Aşûrâ orucunu tuttu ve tutulmasını emretti. Ramazan farz kılınınca bu bırakıldı. Abdullah da artık onu ayrıca tutmazdı; ancak kendi tuttuğu oruca denk gelirse tutardı.

    Aynı bâbdaki Âişe rivayetiyle aynı değişikliği anlatır; farkı, râvinin kendi sonraki uygulamasını da kaydetmesidir. Aşûrâ günü ayrıca aranmaz, denk gelirse tutulur.

    Sahih hadisBuhârî, Savm 1

  4. حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ ‏ الصِّيَامُ جُنَّةٌ، فَلاَ يَرْفُثْ وَلاَ يَجْهَلْ، وَإِنِ امْرُؤٌ قَاتَلَهُ أَوْ شَاتَمَهُ فَلْيَقُلْ إِنِّي صَائِمٌ‏.‏ مَرَّتَيْنِ، وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لَخُلُوفُ فَمِ الصَّائِمِ أَطْيَبُ عِنْدَ اللَّهِ تَعَالَى مِنْ رِيحِ الْمِسْكِ، يَتْرُكُ طَعَامَهُ وَشَرَابَهُ وَشَهْوَتَهُ مِنْ أَجْلِي، الصِّيَامُ لِي، وَأَنَا أَجْزِي بِهِ، وَالْحَسَنَةُ بِعَشْرِ أَمْثَالِهَا ‏‏‏.‏

    Oruç bir kalkandır. Oruçlu kötü söz söylemesin, kaba davranmasın. Biri ona sataşır ya da söverse iki kez "Ben oruçluyum" desin. Canım elinde olana yemin ederim ki oruçlunun ağız kokusu Allah katında misk kokusundan daha hoştur. "Yemesini, içmesini ve arzusunu benim için bırakır. Oruç benim içindir, karşılığını ben veririm. Bir iyiliğin karşılığı ise on katıdır."

    Sözün ikinci yarısında özne değişir: "benim için" diyen Allah'tır. Kalkan benzetmesi tek başına bırakılmaz, hemen ardından bir davranış ölçüsü gelir.

    Sahih hadisBuhârî, Savm 2

  5. حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ مَخْلَدٍ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ بِلاَلٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو حَازِمٍ، عَنْ سَهْلٍ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ ‏ إِنَّ فِي الْجَنَّةِ بَابًا يُقَالُ لَهُ الرَّيَّانُ، يَدْخُلُ مِنْهُ الصَّائِمُونَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، لاَ يَدْخُلُ مِنْهُ أَحَدٌ غَيْرُهُمْ يُقَالُ أَيْنَ الصَّائِمُونَ فَيَقُومُونَ، لاَ يَدْخُلُ مِنْهُ أَحَدٌ غَيْرُهُمْ، فَإِذَا دَخَلُوا أُغْلِقَ، فَلَمْ يَدْخُلْ مِنْهُ أَحَدٌ ‏‏‏.‏

    Cennette Reyyân denilen bir kapı vardır; kıyamet günü oruç tutanlar oradan girer, onlardan başkası giremez. "Oruç tutanlar nerede?" diye seslenilir, onlar da kalkar. Oradan onlardan başkası girmez. Girdiklerinde kapı kapanır ve artık oradan kimse girmez.

    Reyyân adı ر و ي (r-v-y) kökündendir ve suya kanmayı anlatır. Kapının adı, oruçla bırakılan şeyin karşılığı olarak anılır.

    Sahih hadisBuhârî, Savm 4

  6. حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْمُنْذِرِ، قَالَ حَدَّثَنِي مَعْنٌ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ حُمَيْدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ مَنْ أَنْفَقَ زَوْجَيْنِ فِي سَبِيلِ اللَّهِ نُودِيَ مِنْ أَبْوَابِ الْجَنَّةِ يَا عَبْدَ اللَّهِ، هَذَا خَيْرٌ‏.‏ فَمَنْ كَانَ مِنْ أَهْلِ الصَّلاَةِ دُعِيَ مِنْ باب الصَّلاَةِ، وَمَنْ كَانَ مِنْ أَهْلِ الْجِهَادِ دُعِيَ مِنْ باب الْجِهَادِ، وَمَنْ كَانَ مِنْ أَهْلِ الصِّيَامِ دُعِيَ مِنْ باب الرَّيَّانِ، وَمَنْ كَانَ مِنْ أَهْلِ الصَّدَقَةِ دُعِيَ مِنْ باب الصَّدَقَةِ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ ـ رضى الله عنه ـ بِأَبِي أَنْتَ وَأُمِّي يَا رَسُولَ اللَّهِ، مَا عَلَى مَنْ دُعِيَ مِنْ تِلْكَ الأَبْوَابِ مِنْ ضَرُورَةٍ، فَهَلْ يُدْعَى أَحَدٌ مِنْ تِلْكَ الأَبْوَابِ كُلِّهَا قَالَ ‏"‏ نَعَمْ‏.‏ وَأَرْجُو أَنْ تَكُونَ مِنْهُمْ ‏"‏‏.‏

    Kim Allah yolunda bir çift infak ederse cennetin kapılarından "Ey Allah'ın kulu, işte bu hayırdır" diye çağrılır. Namaz ehlinden olan namaz kapısından, cihad ehlinden olan cihad kapısından, oruç ehlinden olan Reyyân kapısından, sadaka ehlinden olan sadaka kapısından çağrılır. Ebû Bekir "Anam babam sana feda olsun ey Allah'ın Resûlü, bu kapılardan çağrılan bir kimsenin eksiği kalmaz. Peki kapıların hepsinden birden çağrılan olur mu?" dedi. "Evet; senin onlardan olmanı umuyorum" buyurdu.

    Bir önceki rivayette Reyyân kapısından yalnız oruçlular girer; burada aynı kapı bir davet sırası içinde anılır ve hepsinden birden çağrılma ihtimali konuşulur.

    Sahih hadisBuhârî, Savm 4

  7. حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي ابْنُ أَبِي أَنَسٍ، مَوْلَى التَّيْمِيِّينَ أَنَّ أَبَاهُ، حَدَّثَهُ أَنَّهُ، سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ ‏ إِذَا دَخَلَ شَهْرُ رَمَضَانَ فُتِّحَتْ أَبْوَابُ السَّمَاءِ، وَغُلِّقَتْ أَبْوَابُ جَهَنَّمَ، وَسُلْسِلَتِ الشَّيَاطِينُ ‏‏‏.‏

    Ramazan ayı girdiğinde gök kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır ve şeytanlar zincire vurulur.

    Üç fiil de edilgen kipte gelir — açılır, kapanır, zincire vurulur. Ramazan bir zaman dilimi olarak değil, dışarıdan gelen bir hâl değişikliği olarak anlatılır.

    Sahih hadisBuhârî, Savm 5

  8. حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي سَالِمٌ، أَنَّ ابْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ ‏ إِذَا رَأَيْتُمُوهُ فَصُومُوا، وَإِذَا رَأَيْتُمُوهُ فَأَفْطِرُوا، فَإِنْ غُمَّ عَلَيْكُمْ فَاقْدُرُوا لَهُ ‏‏‏.‏ وَقَالَ غَيْرُهُ عَنِ اللَّيْثِ حَدَّثَنِي عُقَيْلٌ وَيُونُسُ لِهِلاَلِ رَمَضَانَ‏.‏

    Onu gördüğünüzde oruca başlayın, onu gördüğünüzde de bırakın. Hava kapalı olur da göremezseniz onun için bir takdirde bulunun.

    Hadisin lafzında hilâl kelimesi geçmez; zamirin Ramazan hilâlini gösterdiğini râvilerden biri rivayetin sonunda ayrıca belirtmiştir.

    Sahih hadisBuhârî, Savm 5

  9. حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ ‏ مَنْ قَامَ لَيْلَةَ الْقَدْرِ إِيمَانًا وَاحْتِسَابًا غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ، وَمَنْ صَامَ رَمَضَانَ إِيمَانًا وَاحْتِسَابًا غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ ‏‏‏.‏

    Kim Kadir gecesini inanarak ve karşılığını Allah'tan bekleyerek ihya ederse geçmiş günahı bağışlanır. Kim Ramazan'ı inanarak ve karşılığını Allah'tan bekleyerek oruçla geçirirse geçmiş günahı bağışlanır.

    İki şart hem gece ibadeti hem oruç için aynıdır: îmân ve ihtisâb. İhtisâb, karşılığı yalnız Allah'tan beklemektir; bâb başlığı bu ikisine niyeti de ekler.

    Sahih hadisBuhârî, Savm 6

  10. حَدَّثَنَا آدَمُ بْنُ أَبِي إِيَاسٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي ذِئْبٍ، حَدَّثَنَا سَعِيدٌ الْمَقْبُرِيُّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ ‏ مَنْ لَمْ يَدَعْ قَوْلَ الزُّورِ وَالْعَمَلَ بِهِ فَلَيْسَ لِلَّهِ حَاجَةٌ فِي أَنْ يَدَعَ طَعَامَهُ وَشَرَابَهُ ‏‏‏.‏

    Kim yalan sözü ve onunla amel etmeyi bırakmazsa, Allah'ın onun yemesini içmesini bırakmasına ihtiyacı yoktur.

    Cümle bir ceza bildirmez, bir ölçü koyar: aç kalmak, bırakılması istenen asıl şeyin yerine geçmez.

    Sahih hadisBuhârî, Savm 8

  11. حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا هِشَامُ بْنُ يُوسُفَ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَطَاءٌ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ الزَّيَّاتِ، أَنَّهُ سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ ‏ قَالَ اللَّهُ كُلُّ عَمَلِ ابْنِ آدَمَ لَهُ إِلاَّ الصِّيَامَ، فَإِنَّهُ لِي، وَأَنَا أَجْزِي بِهِ‏.‏ وَالصِّيَامُ جُنَّةٌ، وَإِذَا كَانَ يَوْمُ صَوْمِ أَحَدِكُمْ، فَلاَ يَرْفُثْ وَلاَ يَصْخَبْ، فَإِنْ سَابَّهُ أَحَدٌ، أَوْ قَاتَلَهُ فَلْيَقُلْ إِنِّي امْرُؤٌ صَائِمٌ‏.‏ وَالَّذِي نَفْسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ لَخُلُوفُ فَمِ الصَّائِمِ أَطْيَبُ عِنْدَ اللَّهِ مِنْ رِيحِ الْمِسْكِ، لِلصَّائِمِ فَرْحَتَانِ يَفْرَحُهُمَا إِذَا أَفْطَرَ فَرِحَ، وَإِذَا لَقِيَ رَبَّهُ فَرِحَ بِصَوْمِهِ ‏‏‏.‏

    Allah buyurdu: "Âdemoğlunun her ameli kendisi içindir; oruç bunun dışındadır. O benim içindir, karşılığını ben veririm." Oruç bir kalkandır. Biriniz oruçlu olduğu gün kötü söz söylemesin, bağırıp çağırmasın. Biri ona söver ya da sataşırsa "Ben oruçlu bir kimseyim" desin. Muhammed'in canı elinde olana yemin ederim ki oruçlunun ağız kokusu Allah katında misk kokusundan daha hoştur. Oruçlunun sevineceği iki an vardır: iftar ettiğinde sevinir, Rabbine kavuştuğunda orucuyla sevinir.

    Aynı sözlerin farklı bir dizilişidir; buradaki fazlalık iki sevinç cümlesidir. Bâb başlığı hadisin hangi cümlesi için kurulduğunu gösterir: sövülen kişinin ne diyeceği.

    Sahih hadisBuhârî, Savm 9

  12. حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، حَدَّثَنَا مَالِكٌ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ ‏ الشَّهْرُ تِسْعٌ وَعِشْرُونَ لَيْلَةً، فَلاَ تَصُومُوا حَتَّى تَرَوْهُ، فَإِنْ غُمَّ عَلَيْكُمْ فَأَكْمِلُوا الْعِدَّةَ ثَلاَثِينَ ‏‏‏.‏

    Ay yirmi dokuz gecedir; onu görmeden oruca başlamayın. Hava kapalı olur da göremezseniz sayıyı otuza tamamlayın.

    Kapalı havada ne yapılacağı iki ayrı lafızla gelir: bir rivayette "onun için bir takdirde bulunun", burada "sayıyı otuza tamamlayın".

    Sahih hadisBuhârî, Savm 11

  13. حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ جَبَلَةَ بْنِ سُحَيْمٍ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ يَقُولُ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ الشَّهْرُ هَكَذَا وَهَكَذَا ‏"‏‏.‏ وَخَنَسَ الإِبْهَامَ فِي الثَّالِثَةِ‏.‏

    Peygamber "Ay şöyle ve şöyledir" buyurdu; üçüncüsünde başparmağını içeri çekti.

    Söz elle gösterilerek söylenmiştir: açık parmaklar üç kez gösterilir, üçüncüsünde başparmak çekilir. Râvi rakamı yazmaz, yalnız işareti aktarır; aynı kitâbdaki "yazmayız ve hesap etmeyiz" rivayetiyle birlikte okunur.

    Sahih hadisBuhârî, Savm 11

  14. حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا مُعْتَمِرٌ، قَالَ سَمِعْتُ إِسْحَاقَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي بَكْرَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏ وَحَدَّثَنِي مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا مُعْتَمِرٌ، عَنْ خَالِدٍ الْحَذَّاءِ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبِي بَكْرَةَ، عَنْ أَبِيهِ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ ‏ شَهْرَانِ لاَ يَنْقُصَانِ شَهْرَا عِيدٍ رَمَضَانُ وَذُو الْحَجَّةِ ‏‏‏.‏

    İki ay eksilmez: iki bayram ayı, Ramazan ve Zilhicce.

    Söz iki ayı adıyla anar. "Eksilmez" ifadesinin gün sayısına mı yoksa o aylardaki ibadetin karşılığına mı işaret ettiği metinde açıklanmaz; her iki ay da yirmi dokuz gün olabilir.

    Sahih hadisBuhârî, Savm 12

  15. حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا الأَسْوَدُ بْنُ قَيْسٍ، حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عَمْرٍو، أَنَّهُ سَمِعَ ابْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ قَالَ ‏ ‏ إِنَّا أُمَّةٌ أُمِّيَّةٌ، لاَ نَكْتُبُ وَلاَ نَحْسُبُ الشَّهْرُ هَكَذَا وَهَكَذَا ‏‏‏.‏ يَعْنِي مَرَّةً تِسْعَةً وَعِشْرِينَ، وَمَرَّةً ثَلاَثِينَ‏.‏

    Biz ümmî bir ümmetiz; yazmayız ve hesap etmeyiz. Ay şu kadar ve şu kadardır. Râvi bunu açıklar: bir defa yirmi dokuz, bir defa otuz.

    Söz elle gösterilerek söylenmiştir; işaretin ne anlattığını râvi ayrıca yazıya geçirmiştir. Ölçü hesaba değil göze bağlanır.

    Sahih hadisBuhârî, Savm 13

  16. حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ أَبِي كَثِيرٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ ‏ لاَ يَتَقَدَّمَنَّ أَحَدُكُمْ رَمَضَانَ بِصَوْمِ يَوْمٍ أَوْ يَوْمَيْنِ، إِلاَّ أَنْ يَكُونَ رَجُلٌ كَانَ يَصُومُ صَوْمَهُ فَلْيَصُمْ ذَلِكَ الْيَوْمَ ‏‏‏.‏

    Sakın biriniz Ramazan'ı bir ya da iki gün önceden oruç tutarak karşılamasın. Ancak öteden beri o günde oruç tutmakta olan biri varsa, o günü tutsun.

    Cümlenin ikinci yarısı süregelen bir alışkanlığı ayrı tutar; hadis mutlak bir yasak olarak kurulmaz.

    Sahih hadisBuhârî, Savm 14

  17. حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى، عَنْ إِسْرَائِيلَ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كَانَ أَصْحَابُ مُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم إِذَا كَانَ الرَّجُلُ صَائِمًا، فَحَضَرَ الإِفْطَارُ، فَنَامَ قَبْلَ أَنْ يُفْطِرَ لَمْ يَأْكُلْ لَيْلَتَهُ وَلاَ يَوْمَهُ، حَتَّى يُمْسِيَ، وَإِنَّ قَيْسَ بْنَ صِرْمَةَ الأَنْصَارِيَّ كَانَ صَائِمًا، فَلَمَّا حَضَرَ الإِفْطَارُ أَتَى امْرَأَتَهُ، فَقَالَ لَهَا أَعِنْدَكِ طَعَامٌ قَالَتْ لاَ وَلَكِنْ أَنْطَلِقُ، فَأَطْلُبُ لَكَ‏.‏ وَكَانَ يَوْمَهُ يَعْمَلُ، فَغَلَبَتْهُ عَيْنَاهُ، فَجَاءَتْهُ امْرَأَتُهُ، فَلَمَّا رَأَتْهُ قَالَتْ خَيْبَةً لَكَ‏.‏ فَلَمَّا انْتَصَفَ النَّهَارُ غُشِيَ عَلَيْهِ، فَذُكِرَ ذَلِكَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَنَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةُ ‏{‏أُحِلَّ لَكُمْ لَيْلَةَ الصِّيَامِ الرَّفَثُ إِلَى نِسَائِكُمْ‏}‏ فَفَرِحُوا بِهَا فَرَحًا شَدِيدًا، وَنَزَلَتْ ‏{‏وَكُلُوا وَاشْرَبُوا حَتَّى يَتَبَيَّنَ لَكُمُ الْخَيْطُ الأَبْيَضُ مِنَ الْخَيْطِ الأَسْوَدِ‏}‏‏.‏

    Muhammed'in ashabından bir kimse oruçlu olur da iftar vakti gelince iftar etmeden uyursa, o gece de ertesi gün de akşama kadar bir şey yemezdi. Kays b. Sırme el-Ensârî oruçluydu; iftar vakti gelince karısına gidip "Yanında yiyecek var mı?" diye sordu. Kadın "Hayır, ama gidip sana bir şey arayayım" dedi. Kays o gün çalışmıştı; gözleri uykuya yenildi. Karısı dönüp onu görünce "Yazık sana!" dedi. Ertesi gün öğle olunca Kays bayıldı. Durum Peygamber'e anlatıldı ve şu ayet indi: "Oruç gecesinde eşlerinize yaklaşmak size helal kılındı." Buna pek çok sevindiler. Ardından şu da indi: "Beyaz iplik siyah iplikten size ayırt edilene kadar yiyin ve için."

    Bakara 187'nin iniş sebebini anlatan rivayettir. Ayetten önceki uygulamayı da kaydeder: iftar etmeden uyuyan, ertesi akşama kadar bir şey yemezdi.

    Sahih hadisBuhârî, Savm 15

  18. حَدَّثَنَا حَجَّاجُ بْنُ مِنْهَالٍ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، قَالَ أَخْبَرَنِي حُصَيْنُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ عَدِيِّ بْنِ حَاتِمٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ لَمَّا نَزَلَتْ ‏{‏حَتَّى يَتَبَيَّنَ لَكُمُ الْخَيْطُ الأَبْيَضُ مِنَ الْخَيْطِ الأَسْوَدِ‏}‏ عَمَدْتُ إِلَى عِقَالٍ أَسْوَدَ وَإِلَى عِقَالٍ أَبْيَضَ، فَجَعَلْتُهُمَا تَحْتَ وِسَادَتِي، فَجَعَلْتُ أَنْظُرُ فِي اللَّيْلِ، فَلاَ يَسْتَبِينُ لِي، فَغَدَوْتُ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرْتُ لَهُ ذَلِكَ فَقَالَ ‏"‏ إِنَّمَا ذَلِكَ سَوَادُ اللَّيْلِ وَبَيَاضُ النَّهَارِ ‏"‏‏.‏

    "Beyaz iplik siyah iplikten size ayırt edilene kadar" ayeti inince siyah bir bağ ile beyaz bir bağ alıp yastığımın altına koydum; geceleyin bakıyor ama ikisini birbirinden ayıramıyordum. Sabah Resûlullah'a gidip bunu anlattım. "O, ancak gecenin karanlığı ile gündüzün aydınlığıdır" buyurdu.

    Ayetteki benzetme bir defasında harfiyen anlaşılmış, düzeltme de aynı benzetmenin neye karşılık geldiği söylenerek yapılmıştır.

    Sahih hadisBuhârî, Savm 16

  19. حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي مَرْيَمَ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ، ح‏.‏ حَدَّثَنِي سَعِيدُ بْنُ أَبِي مَرْيَمَ، حَدَّثَنَا أَبُو غَسَّانَ، مُحَمَّدُ بْنُ مُطَرِّفٍ قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو حَازِمٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ، قَالَ أُنْزِلَتْ ‏{‏وَكُلُوا وَاشْرَبُوا حَتَّى يَتَبَيَّنَ لَكُمُ الْخَيْطُ الأَبْيَضُ مِنَ الْخَيْطِ الأَسْوَدِ‏}‏ وَلَمْ يَنْزِلْ مِنَ الْفَجْرِ، فَكَانَ رِجَالٌ إِذَا أَرَادُوا الصَّوْمَ رَبَطَ أَحَدُهُمْ فِي رِجْلِهِ الْخَيْطَ الأَبْيَضَ وَالْخَيْطَ الأَسْوَدَ، وَلَمْ يَزَلْ يَأْكُلُ حَتَّى يَتَبَيَّنَ لَهُ رُؤْيَتُهُمَا، فَأَنْزَلَ اللَّهُ بَعْدُ ‏{‏مِنَ الْفَجْرِ‏}‏ فَعَلِمُوا أَنَّهُ إِنَّمَا يَعْنِي اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ‏.‏

    "Beyaz iplik siyah iplikten size ayırt edilene kadar yiyin ve için" ayeti indi; "şafaktan" kaydı henüz inmemişti. Oruç tutmak isteyen bazı kimseler ayağına beyaz bir iplikle siyah bir iplik bağlar, ikisini birbirinden ayırt edene kadar yemeye devam ederdi. Sonra Allah "şafaktan" kaydını indirdi; böylece bununla ancak gece ile gündüzün kastedildiğini anladılar.

    Ayetin iki parça hâlinde indiği ve ikinci parçanın ilkini açıkladığı burada doğrudan anlatılır.

    Sahih hadisBuhârî, Savm 16

  20. حَدَّثَنَا عُبَيْدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، عَنْ أَبِي أُسَامَةَ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ‏.‏وَالْقَاسِمِ بْنِ مُحَمَّدٍ عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّ بِلاَلاً، كَانَ يُؤَذِّنُ بِلَيْلٍ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ ‏ كُلُوا وَاشْرَبُوا حَتَّى يُؤَذِّنَ ابْنُ أُمِّ مَكْتُومٍ، فَإِنَّهُ لاَ يُؤَذِّنُ حَتَّى يَطْلُعَ الْفَجْرُ ‏‏‏.‏ قَالَ الْقَاسِمُ وَلَمْ يَكُنْ بَيْنَ أَذَانِهِمَا إِلاَّ أَنْ يَرْقَى ذَا وَيَنْزِلَ ذَا‏.‏

    Bilâl geceleyin ezan okurdu. Resûlullah "İbn Ümmü Mektûm ezan okuyana kadar yiyin ve için; çünkü o, şafak doğmadan ezan okumaz" buyurdu. Kāsım şunu ekler: İkisinin ezanı arasında, biri inip öteki çıkacak kadar bir süre bulunurdu.

    Ölçü bir saat değil, belirli bir kişinin ezanıdır. Râvinin eklediği ayrıntı aradaki sürenin ne kadar kısa olduğunu gösterir.

    Sahih hadisBuhârî, Savm 17

  21. حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عُبَيْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كُنْتُ أَتَسَحَّرُ فِي أَهْلِي، ثُمَّ تَكُونُ سُرْعَتِي أَنْ أُدْرِكَ السُّجُودَ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏

    Ailemin yanında sahur yapardım; sonra acele edişim, Resûlullah'la birlikte secdeye yetişecek kadar olurdu.

    Sahurun geciktirilmesi bir kuralla değil, anlatanın kendi sabahıyla ölçülür: sahurla namaz arasındaki süre koşarak kapanacak kadardır.

    Sahih hadisBuhârî, Savm 18

  22. حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، عَنْ أَنَسٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ ثَابِتٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ تَسَحَّرْنَا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ قَامَ إِلَى الصَّلاَةِ‏.‏ قُلْتُ كَمْ كَانَ بَيْنَ الأَذَانِ وَالسَّحُورِ قَالَ قَدْرُ خَمْسِينَ آيَةً‏.‏

    Peygamber'le birlikte sahur yaptık, sonra o namaza kalktı. "Ezanla sahur arasında ne kadar vardı?" diye sordum. "Elli ayet okuyacak kadar" dedi.

    Süre saatle değil okumayla ölçülür. Hadisteki tek sayı budur ve sahurda bulunan kişinin kendi ifadesidir.

    Sahih hadisBuhârî, Savm 19

  23. حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا جُوَيْرِيَةُ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَاصَلَ فَوَاصَلَ النَّاسُ فَشَقَّ عَلَيْهِمْ، فَنَهَاهُمْ‏.‏ قَالُوا إِنَّكَ تُوَاصِلُ‏.‏ قَالَ ‏ "‏ لَسْتُ كَهَيْئَتِكُمْ، إِنِّي أَظَلُّ أُطْعَمُ وَأُسْقَى ‏"‏‏.‏

    Peygamber visâl yaptı — yani iftar etmeden orucu ertesi güne birleştirdi. İnsanlar da visâl yaptı ve bu onlara ağır geldi; bunun üzerine onları bundan men etti. "Ama sen visâl yapıyorsun" dediler. "Ben sizin gibi değilim; ben yedirilir ve içirilir hâlde gündüzlerim" buyurdu.

    Bâb başlığı sahurun bereketini zorunlu kılmadan anar, rivayet ise visâli anlatır; hiza doğrudur, çünkü visâl gece yeme içmenin farz olmadığının delili sayılmıştır. Cevabın gerekçesi kendisine özeldir, genel bir ölçü olarak verilmez.

    Sahih hadisBuhârî, Savm 20

  24. حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي عُبَيْدٍ، عَنْ سَلَمَةَ بْنِ الأَكْوَعِ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم بَعَثَ رَجُلاً يُنَادِي فِي النَّاسِ، يَوْمَ عَاشُورَاءَ ‏ ‏ أَنْ مَنْ أَكَلَ فَلْيُتِمَّ أَوْ فَلْيَصُمْ، وَمَنْ لَمْ يَأْكُلْ فَلاَ يَأْكُلْ ‏‏‏.‏

    Peygamber, Aşûrâ günü insanlara şöyle seslenmesi için bir adam gönderdi: "Yemiş olan günün kalanını tamamlasın" — yahut "oruç tutsun" —; "yememiş olan da bir şey yemesin."

    Râvi iki lafızdan hangisinin söylendiğinde tereddüt etmiştir. Bâb, hadisi gün içinde oruca niyetlenme başlığı altında anar.

    Sahih hadisBuhârî, Savm 21

  25. حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، قَالَ عَنْ شُعْبَةَ، عَنِ الْحَكَمِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ الأَسْوَدِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يُقَبِّلُ وَيُبَاشِرُ، وَهُوَ صَائِمٌ، وَكَانَ أَمْلَكَكُمْ لإِرْبِهِ‏.‏ وَقَالَ قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ ‏{‏مَآرِبُ‏}‏ حَاجَةٌ‏.‏ قَالَ طَاوُسٌ ‏{‏أُولِي الإِرْبَةِ‏}‏ الأَحْمَقُ لاَ حَاجَةَ لَهُ فِي النِّسَاءِ‏.‏

    Peygamber oruçluyken öper ve eşine yakınlık gösterirdi; o, arzusuna sizin en çok hâkim olanınızdı.

    Âişe davranışı aktarırken hemen ardından onu mümkün kılan hâli de söyler; cümle bir örnek olarak değil bir kayıtla birlikte gelir. Rivayetin sonundaki kelime açıklamaları râvilere aittir.

    Sahih hadisBuhârî, Savm 23

  26. حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، حَدَّثَنَا يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ، وَأَبِي، بَكْرٍ قَالَتْ عَائِشَةُ ـ رضى الله عنها ـ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يُدْرِكُهُ الْفَجْرُ ‏{‏جُنُبًا‏}‏ فِي رَمَضَانَ، مِنْ غَيْرِ حُلُمٍ فَيَغْتَسِلُ وَيَصُومُ‏.‏

    Ramazan'da Peygamber'i fecir cünüp hâlde bulurdu — uykudaki bir hâlden değil —; sonra gusleder ve orucunu tutardı.

    Rivayet bir hüküm değil bir uygulama nakleder. "Uykudaki bir hâlden değil" kaydı, durumun kaynağını açıkça ayırmak için konmuştur.

    Sahih hadisBuhârî, Savm 25

  27. حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، أَخْبَرَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، حَدَّثَنَا ابْنُ سِيرِينَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ ‏ إِذَا نَسِيَ فَأَكَلَ وَشَرِبَ فَلْيُتِمَّ صَوْمَهُ، فَإِنَّمَا أَطْعَمَهُ اللَّهُ وَسَقَاهُ ‏‏‏.‏

    Biri unutup yer ve içerse orucunu tamamlasın; onu yediren ve içiren ancak Allah'tır.

    Gerekçe, unutmanın kişinin elinde olmamasına bağlanır.

    Sahih hadisBuhârî, Savm 26

  28. حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي حُمَيْدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ بَيْنَمَا نَحْنُ جُلُوسٌ عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم إِذْ جَاءَهُ رَجُلٌ، فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ هَلَكْتُ‏.‏ قَالَ ‏"‏ مَا لَكَ ‏"‏‏.‏ قَالَ وَقَعْتُ عَلَى امْرَأَتِي وَأَنَا صَائِمٌ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ هَلْ تَجِدُ رَقَبَةً تُعْتِقُهَا ‏"‏‏.‏ قَالَ لاَ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَهَلْ تَسْتَطِيعُ أَنْ تَصُومَ شَهْرَيْنِ مُتَتَابِعَيْنِ ‏"‏‏.‏ قَالَ لاَ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ فَهَلْ تَجِدُ إِطْعَامَ سِتِّينَ مِسْكِينًا ‏"‏‏.‏ قَالَ لاَ‏.‏ قَالَ فَمَكَثَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم، فَبَيْنَا نَحْنُ عَلَى ذَلِكَ أُتِيَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِعَرَقٍ فِيهَا تَمْرٌ ـ وَالْعَرَقُ الْمِكْتَلُ ـ قَالَ ‏"‏ أَيْنَ السَّائِلُ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ أَنَا‏.‏ قَالَ ‏"‏ خُذْهَا فَتَصَدَّقْ بِهِ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ الرَّجُلُ أَعَلَى أَفْقَرَ مِنِّي يَا رَسُولَ اللَّهِ فَوَاللَّهِ مَا بَيْنَ لاَبَتَيْهَا ـ يُرِيدُ الْحَرَّتَيْنِ ـ أَهْلُ بَيْتٍ أَفْقَرُ مِنْ أَهْلِ بَيْتِي، فَضَحِكَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم حَتَّى بَدَتْ أَنْيَابُهُ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ أَطْعِمْهُ أَهْلَكَ ‏"‏‏.‏

    Peygamber'in yanında otururken bir adam geldi ve "Ey Allah'ın Resûlü, helak oldum" dedi. "Neyin var?" buyurdu. "Oruçluyken eşimle birlikte oldum" dedi. Resûlullah "Azat edeceğin bir köle bulabilir misin?" buyurdu. "Hayır" dedi. "Peki aralıksız iki ay oruç tutabilir misin?" buyurdu. "Hayır" dedi. "Altmış yoksulu doyuracak bir şey bulabilir misin?" buyurdu. "Hayır" dedi. Peygamber bir süre bekledi. Biz bu hâldeyken ona içinde hurma bulunan bir zembil getirildi. "Soran kişi nerede?" buyurdu. Adam "Benim" dedi. "Bunu al ve sadaka olarak ver" buyurdu. Adam "Benden daha yoksul olana mı ey Allah'ın Resûlü? Vallahi şu iki kara taşlık arasında benim ev halkımdan daha yoksulu yoktur" dedi. Bunun üzerine Peygamber, azı dişleri görünecek kadar güldü ve "Öyleyse onu ailene yedir" buyurdu.

    Hadis bir sıralama kurar ve sonunda o sıralamanın dışına çıkar: sayılanların hiçbirine gücü yetmeyen adam, getirilen hurmayı kendi ailesine götürür. Konunun fıkhî hükmü bu sayfanın kapsamı dışındadır.

    Sahih hadisBuhârî, Savm 30

  29. حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ الشَّيْبَانِيِّ، سَمِعَ ابْنَ أَبِي أَوْفَى ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كُنَّا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي سَفَرٍ فَقَالَ لِرَجُلٍ ‏"‏ انْزِلْ فَاجْدَحْ لِي ‏"‏‏.‏ قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ الشَّمْسُ‏.‏ قَالَ ‏"‏ انْزِلْ فَاجْدَحْ لِي ‏"‏‏.‏ قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ الشَّمْسُ‏.‏ قَالَ ‏"‏ انْزِلْ فَاجْدَحْ لِي ‏"‏‏.‏ فَنَزَلَ، فَجَدَحَ لَهُ، فَشَرِبَ، ثُمَّ رَمَى بِيَدِهِ هَا هُنَا، ثُمَّ قَالَ ‏"‏ إِذَا رَأَيْتُمُ اللَّيْلَ أَقْبَلَ مِنْ هَا هُنَا فَقَدْ أَفْطَرَ الصَّائِمُ ‏"‏‏.‏ تَابَعَهُ جَرِيرٌ وَأَبُو بَكْرِ بْنُ عَيَّاشٍ عَنِ الشَّيْبَانِيِّ عَنِ ابْنِ أَبِي أَوْفَى قَالَ كُنْتُ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي سَفَرٍ‏.‏

    Bir yolculukta Resûlullah'la birlikteydik. Bir adama "İn de bana sevik karıştır" buyurdu. Adam "Ey Allah'ın Resûlü, güneş!" dedi. "İn de bana karıştır" buyurdu. Adam yine "Ey Allah'ın Resûlü, güneş!" dedi. "İn de bana karıştır" buyurdu. Adam indi, karıştırdı; Peygamber içti. Sonra eliyle şu tarafı gösterdi ve "Geceyi şu taraftan gelirken gördüğünüzde oruçlu artık iftar etmiş olur" buyurdu.

    Vakit bir hesapla değil, ufkun bir yanına bakılarak belirlenir. Adamın iki kez tekrarladığı itiraz ve her seferinde aynı kalan cevap rivayette olduğu gibi bırakılmıştır. "Cedh", kavut benzeri bir unun suya karıştırılmasıdır.

    Sahih hadisBuhârî, Savm 33

  30. حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّ حَمْزَةَ بْنَ عَمْرٍو الأَسْلَمِيَّ قَالَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَأَصُومُ فِي السَّفَرِ وَكَانَ كَثِيرَ الصِّيَامِ‏.‏ فَقَالَ ‏ ‏ إِنْ شِئْتَ فَصُمْ، وَإِنْ شِئْتَ فَأَفْطِرْ ‏‏‏.‏

    Çok oruç tutan biri olan Hamza b. Amr el-Eslemî, Peygamber'e "Yolculukta oruç tutayım mı?" diye sordu. "Dilersen tut, dilersen tutma" buyurdu.

    Cevabın soruyu sorana göre geldiği, râvinin araya koyduğu kayıtla anlaşılır: soran, zaten çok oruç tutan biridir.

    Sahih hadisBuhârî, Savm 33

  31. حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَرَجَ إِلَى مَكَّةَ فِي رَمَضَانَ فَصَامَ حَتَّى بَلَغَ الْكَدِيدَ أَفْطَرَ، فَأَفْطَرَ النَّاسُ‏.‏ قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ وَالْكَدِيدُ مَاءٌ بَيْنَ عُسْفَانَ وَقُدَيْدٍ‏.‏

    Resûlullah Ramazan'da Mekke'ye doğru yola çıktı; Kedîd'e varıncaya kadar oruç tuttu, orada orucunu açtı; bunun üzerine insanlar da açtı. Ebû Abdullah şunu ekler: Kedîd, Usfân ile Kudeyd arasında bir sudur.

    Yolculukta oruç tek bir biçimde anlatılmaz: bir önceki rivayette tercih kişiye bırakılır, burada uygulamanın yol boyunca değiştiği kaydedilir. Yer açıklaması künyesiyle anılan Buhârî'ye aittir.

    Sahih hadisBuhârî, Savm 34

  32. حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ حَمْزَةَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ يَزِيدَ بْنِ جَابِرٍ، أَنَّ إِسْمَاعِيلَ بْنَ عُبَيْدِ اللَّهِ، حَدَّثَهُ عَنْ أُمِّ الدَّرْدَاءِ، عَنْ أَبِي الدَّرْدَاءِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ خَرَجْنَا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي بَعْضِ أَسْفَارِهِ فِي يَوْمٍ حَارٍّ حَتَّى يَضَعَ الرَّجُلُ يَدَهُ عَلَى رَأْسِهِ مِنْ شِدَّةِ الْحَرِّ، وَمَا فِينَا صَائِمٌ إِلاَّ مَا كَانَ مِنَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَابْنِ رَوَاحَةَ‏.‏

    Peygamber'le birlikte yolculuklarından birinde çok sıcak bir günde yola çıktık; sıcağın şiddetinden kişi elini başının üstüne koyar hâldeydi. İçimizde Peygamber ve İbn Revâha dışında oruçlu yoktu.

    Rivayet bir hüküm bildirmez, bir sahneyi kaydeder: aynı yolculukta oruç tutan da vardır, tutmayan da. Anlatanın kendisi tutmayanlar arasındadır.

    Sahih hadisBuhârî, Savm 35

  33. حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الأَنْصَارِيُّ، قَالَ سَمِعْتُ مُحَمَّدَ بْنَ عَمْرِو بْنِ الْحَسَنِ بْنِ عَلِيٍّ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهم ـ قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي سَفَرٍ، فَرَأَى زِحَامًا، وَرَجُلاً قَدْ ظُلِّلَ عَلَيْهِ، فَقَالَ ‏"‏ مَا هَذَا ‏"‏‏.‏ فَقَالُوا صَائِمٌ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ لَيْسَ مِنَ الْبِرِّ الصَّوْمُ فِي السَّفَرِ ‏"‏‏.‏

    Resûlullah bir yolculuktaydı; bir kalabalık ve üzerine gölge yapılmış bir adam gördü. "Bu ne?" buyurdu. "Oruçlu" dediler. "Yolculukta oruç tutmak iyilikten sayılmaz" buyurdu.

    Söz boşlukta değil, bir durumun üzerine söylenmiştir: adam bitkin düşmüş, etrafına gölge yapılmış ve kalabalık toplanmıştır. Bâb başlığı bu kaydı sözün içine alır.

    Sahih hadisBuhârî, Savm 36

  34. حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ حُمَيْدٍ الطَّوِيلِ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ كُنَّا نُسَافِرُ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَلَمْ يَعِبِ الصَّائِمُ عَلَى الْمُفْطِرِ، وَلاَ الْمُفْطِرُ عَلَى الصَّائِمِ‏.‏

    Peygamber'le birlikte yolculuk ederdik; oruçlu, orucunu açanı ayıplamazdı; orucunu açan da oruçluyu ayıplamazdı.

    Bir kişinin ne yaptığı değil, topluluğun birbirine nasıl baktığı aktarılır. Önceki iki rivayette görülen iki ayrı uygulamanın aynı kafilede nasıl yan yana durduğunu açıklar.

    Sahih hadisBuhârî, Savm 37

  35. حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ طَاوُسٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ خَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنَ الْمَدِينَةِ إِلَى مَكَّةَ، فَصَامَ حَتَّى بَلَغَ عُسْفَانَ، ثُمَّ دَعَا بِمَاءٍ فَرَفَعَهُ إِلَى يَدَيْهِ لِيُرِيَهُ النَّاسَ فَأَفْطَرَ، حَتَّى قَدِمَ مَكَّةَ، وَذَلِكَ فِي رَمَضَانَ فَكَانَ ابْنُ عَبَّاسٍ يَقُولُ قَدْ صَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَفْطَرَ، فَمَنْ شَاءَ صَامَ، وَمَنْ شَاءَ أَفْطَرَ‏.‏

    Resûlullah Medine'den Mekke'ye çıktı; Usfân'a varıncaya kadar oruç tuttu. Sonra su istedi ve insanların görmesi için onu elleriyle kaldırıp orucunu açtı; Mekke'ye varıncaya kadar da öyle sürdürdü. Bu, Ramazan'daydı. İbn Abbâs şöyle derdi: Resûlullah oruç da tuttu, orucunu da açtı; dileyen tutsun, dileyen tutmasın.

    Aynı yolculuk başka bir rivayette Kedîd'de anlatılır; burada durulan yer Usfân'dır ve ikisi aynı yol üzerindedir. Buradaki fazlalık, suyun insanlara gösterilerek kaldırılmasıdır: uygulamanın görülmesi kasıtlıdır. Son cümle râvinin kendi çıkarımıdır ve rivayetin sonunda ayrıca belirtilir.

    Sahih hadisBuhârî, Savm 38

  36. حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عُرْوَةَ، قَالَ سَمِعْتُ أَبِي يَقُولُ، سَمِعْتُ عَاصِمَ بْنَ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ، عَنْ أَبِيهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِذَا أَقْبَلَ اللَّيْلُ مِنْ هَا هُنَا، وَأَدْبَرَ النَّهَارُ مِنْ هَا هُنَا، وَغَرَبَتِ الشَّمْسُ، فَقَدْ أَفْطَرَ الصَّائِمُ ‏"‏‏.‏

    Gece şu taraftan gelip gündüz şu taraftan gittiğinde ve güneş battığında, oruçlu artık iftar etmiş olur.

    Vakit üç işaretle birlikte anılır: gecenin gelişi, gündüzün gidişi ve güneşin batışı. Aynı ölçü başka rivayetlerde yalnız ilk işaretle verilir.

    Sahih hadisBuhârî, Savm 43

  37. حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ، حَدَّثَنَا الشَّيْبَانِيُّ، قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ أَبِي أَوْفَى ـ رضى الله عنه ـ قَالَ سِرْنَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ صَائِمٌ، فَلَمَّا غَرَبَتِ الشَّمْسُ قَالَ ‏"‏ انْزِلْ، فَاجْدَحْ لَنَا ‏"‏‏.‏ قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، لَوْ أَمْسَيْتَ‏.‏ قَالَ ‏"‏ انْزِلْ، فَاجْدَحْ لَنَا ‏"‏‏.‏ قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، إِنَّ عَلَيْكَ نَهَارًا‏.‏ قَالَ ‏"‏ انْزِلْ، فَاجْدَحْ لَنَا ‏"‏‏.‏ فَنَزَلَ، فَجَدَحَ، ثُمَّ قَالَ ‏"‏ إِذَا رَأَيْتُمُ اللَّيْلَ أَقْبَلَ مِنْ هَا هُنَا فَقَدْ أَفْطَرَ الصَّائِمُ ‏"‏‏.‏ وَأَشَارَ بِإِصْبَعِهِ قِبَلَ الْمَشْرِقِ‏.‏

    Resûlullah'la birlikte yol alıyorduk; o oruçluydu. Güneş batınca bir adama "İn de bize sevik karıştır" buyurdu. Adam "Ey Allah'ın Resûlü, akşam olmasını beklesen" dedi. "İn de bize karıştır" buyurdu. Adam "Ey Allah'ın Resûlü, üzerinde hâlâ gündüz var" dedi. "İn de bize karıştır" buyurdu. Adam indi ve karıştırdı. Sonra "Geceyi şu taraftan gelirken gördüğünüzde oruçlu artık iftar etmiş olur" buyurdu ve parmağıyla doğu tarafını gösterdi.

    Aynı sahabîden gelen öteki rivayette "eliyle şu tarafı gösterdi" denir; hangi taraf olduğu burada yazılıdır: doğu. Bakılan yer, güneşin battığı yön değil karanlığın geldiği yöndür.

    Sahih hadisBuhârî, Savm 44

  38. حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ الْمُفَضَّلِ، حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ ذَكْوَانَ، عَنِ الرُّبَيِّعِ بِنْتِ مُعَوِّذٍ، قَالَتْ أَرْسَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم غَدَاةَ عَاشُورَاءَ إِلَى قُرَى الأَنْصَارِ ‏ "‏ مَنْ أَصْبَحَ مُفْطِرًا فَلْيُتِمَّ بَقِيَّةَ يَوْمِهِ، وَمَنْ أَصْبَحَ صَائِمًا فَلْيَصُمْ ‏"‏‏.‏ قَالَتْ فَكُنَّا نَصُومُهُ بَعْدُ، وَنُصَوِّمُ صِبْيَانَنَا، وَنَجْعَلُ لَهُمُ اللُّعْبَةَ مِنَ الْعِهْنِ، فَإِذَا بَكَى أَحَدُهُمْ عَلَى الطَّعَامِ أَعْطَيْنَاهُ ذَاكَ، حَتَّى يَكُونَ عِنْدَ الإِفْطَارِ‏.‏

    Peygamber Aşûrâ sabahı Ensar'ın köylerine şunu duyurmak üzere haber saldı: "Sabaha oruçsuz giren günün kalanını tamamlasın; sabaha oruçlu giren orucunu tutsun." Rubeyyi' der ki: Bundan sonra biz de o günü tutar, çocuklarımıza da tutturur, onlara yünden oyuncak yapardık. Biri yemek için ağlayınca iftar vakti gelene kadar ona o oyuncağı verirdik.

    Duyurunun lafzı aynı kitâbda Seleme b. el-Ekva' rivayetiyle de gelir. Buradaki fazlalık râvinin kendi evinden bir ayrıntıdır: çocuk ağladığında yiyecek değil oyuncak verilir.

    Sahih hadisBuhârî, Savm 47

  39. حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنْ هَمَّامٍ، أَنَّهُ سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ إِيَّاكُمْ وَالْوِصَالَ ‏"‏‏.‏ مَرَّتَيْنِ قِيلَ إِنَّكَ تُوَاصِلُ‏.‏ قَالَ ‏"‏ إِنِّي أَبِيتُ يُطْعِمُنِي رَبِّي وَيَسْقِينِ، فَاكْلَفُوا مِنَ الْعَمَلِ مَا تُطِيقُونَ ‏"‏‏.‏

    "Visâlden sakının" buyurdu; bunu iki kez söyledi. "Ama sen visâl yapıyorsun" denildi. "Ben, Rabbim beni yedirip içirir hâlde gecelerim. Amelden gücünüzün yettiği kadarını yüklenin" buyurdu.

    Son cümle yasağı bir ölçüye bağlar: bırakılması istenen şey ibadet değil, taşınamayacak kadarını yüklenmektir. Aynı ölçü bu kitâbda başka bâblarda da tekrarlanır.

    Sahih hadisBuhârî, Savm 49

  40. حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ حَمْزَةَ، حَدَّثَنِي ابْنُ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ يَزِيدَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ خَبَّابٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏"‏ لاَ تُوَاصِلُوا، فَأَيُّكُمْ أَرَادَ أَنْ يُوَاصِلَ فَلْيُوَاصِلْ حَتَّى السَّحَرِ ‏"‏‏.‏ قَالُوا فَإِنَّكَ تُوَاصِلُ، يَا رَسُولَ اللَّهِ‏.‏ قَالَ ‏"‏ لَسْتُ كَهَيْئَتِكُمْ، إِنِّي أَبِيتُ لِي مُطْعِمٌ يُطْعِمُنِي وَسَاقٍ يَسْقِينِ ‏"‏‏.‏

    "Visâl yapmayın. Hanginiz visâl yapmak isterse seher vaktine kadar yapsın" buyurdu. "Ama sen visâl yapıyorsun ey Allah'ın Resûlü" dediler. "Ben sizin gibi değilim; ben, beni yediren biri ve içiren biri varken gecelerim" buyurdu.

    Yasak burada bir sınırla birlikte gelir: visâl büsbütün kapatılmaz, seher vaktinde biter. Öteki rivayetlerde bu ara basamak geçmez.

    Sahih hadisBuhârî, Savm 50

  41. حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ أَبِي النَّضْرِ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَصُومُ حَتَّى نَقُولَ لاَ يُفْطِرُ، وَيُفْطِرُ حَتَّى نَقُولَ لاَ يَصُومُ‏.‏ فَمَا رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم اسْتَكْمَلَ صِيَامَ شَهْرٍ إِلاَّ رَمَضَانَ، وَمَا رَأَيْتُهُ أَكْثَرَ صِيَامًا مِنْهُ فِي شَعْبَانَ‏.‏

    Resûlullah oruç tutardı; biz "artık hiç bırakmayacak" derdik. Orucu bırakırdı; "artık hiç tutmayacak" derdik. Resûlullah'ın Ramazan dışında bir ayı tam olarak oruçla geçirdiğini görmedim; Şaban'da tuttuğundan daha çok oruç tuttuğunu da görmedim.

    İki cümle birbirini sınırlar: ilki alışkanlığın dışarıdan kestirilemediğini, ikincisi tam bir ayın yalnız Ramazan'a ayrıldığını söyler. Şaban kaydı bir sayı değil bir karşılaştırmadır.

    Sahih hadisBuhârî, Savm 52

  42. حَدَّثَنَا ابْنُ مُقَاتِلٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا الأَوْزَاعِيُّ، قَالَ حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ أَبِي كَثِيرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو سَلَمَةَ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، قَالَ حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ لِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ يَا عَبْدَ اللَّهِ أَلَمْ أُخْبَرْ أَنَّكَ تَصُومُ النَّهَارَ وَتَقُومُ اللَّيْلَ ‏"‏‏.‏ فَقُلْتُ بَلَى يَا رَسُولَ اللَّهِ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَلاَ تَفْعَلْ، صُمْ وَأَفْطِرْ، وَقُمْ وَنَمْ، فَإِنَّ لِجَسَدِكَ عَلَيْكَ حَقًّا، وَإِنَّ لِعَيْنِكَ عَلَيْكَ حَقًّا، وَإِنَّ لِزَوْجِكَ عَلَيْكَ حَقًّا، وَإِنَّ لِزَوْرِكَ عَلَيْكَ حَقًّا، وَإِنَّ بِحَسْبِكَ أَنْ تَصُومَ كُلَّ شَهْرٍ ثَلاَثَةَ أَيَّامٍ، فَإِنَّ لَكَ بِكُلِّ حَسَنَةٍ عَشْرَ أَمْثَالِهَا، فَإِنَّ ذَلِكَ صِيَامُ الدَّهْرِ كُلِّهِ ‏"‏‏.‏ فَشَدَّدْتُ، فَشُدِّدَ عَلَىَّ، قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ، إِنِّي أَجِدُ قُوَّةً‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَصُمْ صِيَامَ نَبِيِّ اللَّهِ دَاوُدَ عَلَيْهِ السَّلاَمُ وَلاَ تَزِدْ عَلَيْهِ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ وَمَا كَانَ صِيَامُ نَبِيِّ اللَّهِ دَاوُدَ ـ عَلَيْهِ السَّلاَمُ ـ قَالَ ‏"‏ نِصْفَ الدَّهْرِ ‏"‏‏.‏ فَكَانَ عَبْدُ اللَّهِ يَقُولُ بَعْدَ مَا كَبِرَ يَا لَيْتَنِي قَبِلْتُ رُخْصَةَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏

    Resûlullah bana "Ey Abdullah, senin gündüzleri oruç tuttuğun, geceleri de namazla geçirdiğin bana bildirilmedi mi?" buyurdu. "Evet, ey Allah'ın Resûlü" dedim. "Böyle yapma. Oruç tut ve tutmadığın günler olsun; gece kalk ve uyu. Çünkü bedeninin senin üzerinde hakkı var, gözünün hakkı var, eşinin hakkı var, misafirinin hakkı var. Her ay üç gün oruç tutman sana yeter; çünkü her iyiliğin karşılığı on katıdır, bu da bütün zamanı oruçla geçirmek gibidir" buyurdu. Ben yine de ağırlaştırdım, bana da ağırlaştırıldı. "Ey Allah'ın Resûlü, bende güç var" dedim. "Öyleyse Allah'ın peygamberi Davud'un orucunu tut ve ona bir şey ekleme" buyurdu. "Allah'ın peygamberi Davud'un orucu neydi?" dedim. "Zamanın yarısı" buyurdu. Abdullah yaşlandıktan sonra "Keşke Peygamber'in verdiği kolaylığı kabul etseydim" derdi.

    İbadetin sınırı burada başka insanların ve kendi bedeninin hakkıyla çizilir. Son cümle râvinin kendi değerlendirmesidir ve yıllar sonra söylenmiştir; hadis, kolaylığın reddedilmesini onaylayarak değil, sonucunu göstererek biter.

    Sahih hadisBuhârî, Savm 55

  43. حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ، وَأَبُو سَلَمَةَ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَمْرٍو، قَالَ أُخْبِرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنِّي أَقُولُ وَاللَّهِ لأَصُومَنَّ النَّهَارَ، وَلأَقُومَنَّ اللَّيْلَ، مَا عِشْتُ‏.‏ فَقُلْتُ لَهُ قَدْ قُلْتُهُ بِأَبِي أَنْتَ وَأُمِّي‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَإِنَّكَ لاَ تَسْتَطِيعُ ذَلِكَ، فَصُمْ وَأَفْطِرْ، وَقُمْ وَنَمْ، وَصُمْ مِنَ الشَّهْرِ ثَلاَثَةَ أَيَّامٍ، فَإِنَّ الْحَسَنَةَ بِعَشْرِ أَمْثَالِهَا، وَذَلِكَ مِثْلُ صِيَامِ الدَّهْرِ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ إِنِّي أُطِيقُ أَفْضَلَ مِنْ ذَلِكَ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَصُمْ يَوْمًا وَأَفْطِرْ يَوْمَيْنِ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ إِنِّي أُطِيقُ أَفْضَلَ مِنْ ذَلِكَ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَصُمْ يَوْمًا وَأَفْطِرْ يَوْمًا، فَذَلِكَ صِيَامُ دَاوُدَ ـ عَلَيْهِ السَّلاَمُ ـ وَهْوَ أَفْضَلُ الصِّيَامِ ‏"‏‏.‏ فَقُلْتُ إِنِّي أُطِيقُ أَفْضَلَ مِنْ ذَلِكَ‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ لاَ أَفْضَلَ مِنْ ذَلِكَ ‏"‏‏.‏

    Resûlullah'a, benim "Vallahi yaşadığım sürece gündüzleri oruç tutacak, geceleri namazla geçireceğim" dediğim bildirildi. Ona "Bunu ben söyledim, anam babam sana feda olsun" dedim. "Sen buna güç yetiremezsin. Oruç tut ve tutmadığın günler olsun; gece kalk ve uyu. Aydan üç gün oruç tut; çünkü bir iyiliğin karşılığı on katıdır, bu da bütün zamanı oruçla geçirmek gibidir" buyurdu. "Bundan üstününe gücüm yeter" dedim. "Öyleyse bir gün tut, iki gün tutma" buyurdu. "Bundan üstününe gücüm yeter" dedim. "Öyleyse bir gün tut, bir gün tutma; bu Davud'un orucudur ve oruçların en faziletlisidir" buyurdu. "Bundan üstününe gücüm yeter" dedim. Peygamber "Bundan üstünü yoktur" buyurdu.

    Aynı konuşmanın kademeleri burada tek tek sayılır ve bir yerde durur. Son cümle bir yasak değil bir sınır bildirir: daha ileri bir basamak gösterilmez.

    Sahih hadisBuhârî, Savm 56

  44. حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا حَبِيبُ بْنُ أَبِي ثَابِتٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا الْعَبَّاسِ الْمَكِّيَّ ـ وَكَانَ شَاعِرًا وَكَانَ لاَ يُتَّهَمُ فِي حَدِيثِهِ ـ قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ لِي النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّكَ لَتَصُومُ الدَّهْرَ، وَتَقُومُ اللَّيْلَ ‏"‏‏.‏ فَقُلْتُ نَعَمْ‏.‏ قَالَ ‏"‏ إِنَّكَ إِذَا فَعَلْتَ ذَلِكَ هَجَمَتْ لَهُ الْعَيْنُ وَنَفِهَتْ لَهُ النَّفْسُ، لاَ صَامَ مَنْ صَامَ الدَّهْرَ، صَوْمُ ثَلاَثَةِ أَيَّامٍ صَوْمُ الدَّهْرِ كُلِّهِ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ فَإِنِّي أُطِيقُ أَكْثَرَ مِنْ ذَلِكَ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَصُمْ صَوْمَ دَاوُدَ عَلَيْهِ السَّلاَمُ كَانَ يَصُومُ يَوْمًا وَيُفْطِرُ يَوْمًا، وَلاَ يَفِرُّ إِذَا لاَقَى ‏"‏‏.‏

    Peygamber bana "Sen bütün zamanı oruçla geçiriyor, geceleri de namazla geçiriyormuşsun" buyurdu. "Evet" dedim. "Bunu yaparsan gözün çöker, nefsin yorulur. Bütün zamanı oruçla geçiren oruç tutmuş olmaz. Üç günün orucu bütün zamanın orucudur" buyurdu. "Bundan fazlasına gücüm yeter" dedim. "Öyleyse Davud'un orucunu tut: o bir gün oruç tutar, bir gün tutmazdı; karşılaştığında da kaçmazdı" buyurdu.

    Davud'un orucu burada tek başına anılmaz, yanında bir vasıfla gelir. Gerekçe de bedenle kurulur: gözün çökmesi ve nefsin yorulması, sayılan sonucun kendisidir.

    Sahih hadisBuhârî, Savm 59

  45. حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، عَنْ عَبْدِ الْحَمِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَبَّادٍ، قَالَ سَأَلْتُ جَابِرًا ـ رضى الله عنه ـ نَهَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَنْ صَوْمِ يَوْمِ الْجُمُعَةِ قَالَ نَعَمْ‏.‏ زَادَ غَيْرُ أَبِي عَاصِمٍ أَنْ يَنْفَرِدَ بِصَوْمٍ‏.‏

    Muhammed b. Abbâd der ki: Câbir'e "Peygamber Cuma günü oruç tutmayı yasakladı mı?" diye sordum; "Evet" dedi. Ebû Âsım'dan başkası şunu ekledi: o günü tek başına oruçla geçirmeyi.

    Rivayetin iki biçimi arasındaki fark tek bir kayıttır ve anlamı belirler: yasaklanan, Cuma gününü yalnız başına ayırmaktır. Fazlalığın kimden geldiği metinde açıkça söylenir.

    Sahih hadisBuhârî, Savm 63

  46. حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سُلَيْمَانَ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ ـ أَوْ قُرِئَ عَلَيْهِ ـ قَالَ أَخْبَرَنِي عَمْرٌو، عَنْ بُكَيْرٍ، عَنْ كُرَيْبٍ، عَنْ مَيْمُونَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّ النَّاسَ، شَكُّوا فِي صِيَامِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ عَرَفَةَ، فَأَرْسَلَتْ إِلَيْهِ بِحِلاَبٍ وَهْوَ وَاقِفٌ فِي الْمَوْقِفِ، فَشَرِبَ مِنْهُ، وَالنَّاسُ يَنْظُرُونَ‏.‏

    İnsanlar Arefe günü Peygamber'in oruçlu olup olmadığında tereddüde düştüler. Meymûne, o Vakfe'de dururken ona bir kap süt gönderdi; o da herkes bakarken ondan içti.

    Soru sözle değil, görülecek bir davranışla cevaplanır. Rivayet Arefe gününün kendisi hakkında bir hüküm bildirmez; yalnız o gün ne yapıldığını kaydeder.

    Sahih hadisBuhârî, Savm 65

  47. حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ يَحْيَى، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ نَهَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَنْ صَوْمِ يَوْمِ الْفِطْرِ وَالنَّحْرِ، وَعَنِ الصَّمَّاءِ، وَأَنْ يَحْتَبِيَ الرَّجُلُ فِي ثَوْبٍ وَاحِدٍ‏.‏ وَعَنْ صَلاَةٍ، بَعْدَ الصُّبْحِ وَالْعَصْرِ‏.‏

    Peygamber, Ramazan Bayramı ile Kurban Bayramı günlerinde oruç tutmayı, sammâ denilen örtünme biçimini, kişinin tek bir elbise içinde dizlerini dikerek oturmasını ve sabah namazından sonra ile ikindiden sonra namaz kılmayı yasakladı.

    Rivayet birbiriyle bağlantısız birkaç nehyi tek listede sayar; bu sayfayı ilgilendiren ilk maddedir. Sammâ, elin çıkacağı bir boşluk bırakmadan bütün bedeni tek örtüye sarmaktır; ihtibâ ise dizleri dikip kollarla ya da bir bezle sararak oturmaktır.

    Sahih hadisBuhârî, Savm 66

  48. حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عِيسَى، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ،‏.‏ وَعَنْ سَالِمٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهم ـ قَالاَ لَمْ يُرَخَّصْ فِي أَيَّامِ التَّشْرِيقِ أَنْ يُصَمْنَ، إِلاَّ لِمَنْ لَمْ يَجِدِ الْهَدْىَ‏.‏

    Âişe ile İbn Ömer şöyle dedi: Teşrîk günlerinde oruç tutmaya, hedy kurbanı bulamayan kimse dışında izin verilmedi.

    Teşrîk günleri Kurban Bayramı'nı izleyen günlerdir. İstisna hac bağlamına aittir ve fıkhî ayrıntısı bu sayfanın kapsamı dışındadır; burada yalnız rivayetin lafzı aktarılır.

    Sahih hadisBuhârî, Savm 68

  49. حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ أَبِي عُمَيْسٍ، عَنْ قَيْسِ بْنِ مُسْلِمٍ، عَنْ طَارِقِ بْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَبِي مُوسَى ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كَانَ يَوْمُ عَاشُورَاءَ تَعُدُّهُ الْيَهُودُ عِيدًا، قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ فَصُومُوهُ أَنْتُمْ ‏"‏‏.‏

    Aşûrâ günü, yahudilerin bayram saydığı bir gündü. Peygamber "Onu siz de oruçla geçirin" buyurdu.

    Aynı kitâbda Aşûrâ orucunun Câhiliye'de Kureyş tarafından da tutulduğu kaydedilir; bu rivayet günün başka bir topluluk için taşıdığı anlamı ekler. Sözün muhatabı, günü bayram sayanlar değil kendi topluluğudur.

    Sahih hadisBuhârî, Savm 69

Hadislerin Arapça metni klasik hadis kaynaklarındandır. Türkçe anlam bu sitenin kendi metnidir ve basılı bir tercümenin yerini tutmaz; esas olan Arapça metindir.

Oruç bu kitâbda bir kalkan olarak anılır

Kitâbü's-Savm'ın ilk bâbı orucu bir yükümlülük olarak sunar. Bedevînin sorusuna verilen cevapta farz olan Ramazan ayıdır; fazlası her seferinde ayrıca anılır ve kişinin kendi isteğine bırakılır.

Hemen ardından gelen bâb orucun değerini anlatır ve aynı cümle birbirinden farklı iki rivayette tekrarlanır: "Oruç bir kalkandır."

Benzetme tek başına bırakılmaz. Her iki rivayette de hemen ardından ne yapılmayacağı gelir — kötü söz söylememek, bağırıp çağırmamak, sövülünce "ben oruçluyum" demek. Aç kalmak yalnız başına anlatılmaz; yanında bir davranış ölçüsüyle anılır.

Sekizinci bâb bunu tersinden söyler: yalan sözü ve onunla ameli bırakmayanın yemeyi içmeyi bırakmasına ihtiyaç duyulmadığı bildirilir.

Bu sayfa hadislerin ne anlattığını aktarır. Orucun fıkhî hükümleri — neyin orucu bozduğu, kazanın ve kefaretin nasıl yerine getirileceği — fıkıh kaynaklarına aittir ve burada ele alınmaz.

Üç rivayet sonradan çıkarıldı: Âişe'nin "onun ameli süreklilik üzereydi" cevabı amelin genel biçimini anlattığı için takvâ hadisleri sayfasında, Ebû Hüreyre'ye tavsiye edilen üç şey ise ikisi namaz olduğu için gece ibadeti hadisleri sayfasında durur. Üçüncüsü, Ramazan gecelerinde Cibrîl ile Kur'an'ın karşılıklı okunmasını anlatan rivayettir: metninde oruç hiç geçmez, anlattığı şey meleğin her gece gelişidir; melekler ve şeytan hadisleri sayfasında daha dolu bir nüshasıyla duruyor.

Ayın başı göze bağlanır, hesaba değil

Bu kitâbın en çok tekrarlanan konusu ayın ne zaman başlayıp bittiğidir. Rivayetler aynı ölçüyü verir: hilâl görülünce başlanır, görülünce bırakılır.

Kapalı havada ne yapılacağı ise iki ayrı lafızla gelir. Bir rivayette "onun için bir takdirde bulunun" denir; bir başkasında "sayıyı otuza tamamlayın".

Ölçünün neden göze bağlandığı bir rivayette açıkça söylenir: "Biz ümmî bir ümmetiz; yazmayız ve hesap etmeyiz." Ayın yirmi dokuz ya da otuz gün olabileceği elle yapılan bir işaretle anlatılır ve râvi, işaretin ne demek olduğunu ayrıca yazıya geçirir.

Sahurun ve iftarın sınırı da aynı biçimde kurulur. Sahurun sonu bir saat değil, belirli bir kişinin ezanıdır; iftarın vakti ufkun bir yanına bakılarak belirlenir. Zeyd b. Sâbit'in verdiği tek ölçü bile bir süre değil, bir okuma miktarıdır: elli ayet.

Nafile oruçta ölçü, gücün yettiği yerde durur

Kitâbın ikinci yarısı Ramazan'dan çıkar ve nafile oruca geçer. Burada tekrarlanan şey bir teşvik değil, bir sınırdır.

Visâl — iftar etmeden orucu ertesi güne birleştirmek — üç ayrı rivayette anılır ve üçünde de men edilir. İtiraz her seferinde aynıdır: "Ama sen yapıyorsun." Cevap da aynı gerekçeye bağlanır ve kendisine özel tutulur. Bir rivayette yasak büsbütün kapatılmaz, seher vaktine kadar bir sınır konur; bir başkasında ölçü açıkça söylenir: amelden gücün yettiği kadarı yüklenilir.

Abdullah b. Amr'ın konuşması aynı ölçüyü üç ayrı bâbda tekrarlar. Gündüzü oruçla, geceyi namazla geçirmek istediğini söyleyince önüne sayılanlar ibadet değil haklardır: bedenin, gözün, eşin ve misafirin hakkı. Her ay üç gün ile başlayan kademe gün aşırı oruçta durur ve daha ileri bir basamak gösterilmez. Râvi yaşlandıktan sonra kendisine verilen kolaylığı kabul etmediğine hayıflanır.

Sürekliliğin kendisi de bir ölçü olarak anılır. Âişe'ye hangi günün ayrıldığı sorulduğunda cevap günün adı değil, amelin biçimidir: kesilmeden sürmesi. Aynı râvi, Ramazan dışında tam bir ayın oruçla geçirildiğini görmediğini, en çok orucun ise Şaban'da tutulduğunu söyler.

Yolculukta iki uygulama yan yana durulur

Seferle ilgili rivayetler tek bir uygulamada birleşmez ve kitâb bunu gizlemez. Bir soruda tercih doğrudan kişiye bırakılır. Bir yolculukta Kedîd'e kadar oruç tutulur, orada bırakılır; bir başkasında su insanların görmesi için kaldırılarak içilir. Sıcak bir günde kafilede yalnız iki kişinin oruçlu olduğu kaydedilir.

Bitkin düşmüş ve üzerine gölge yapılmış bir adam için söylenen söz ise bir kaydı beraberinde taşır: o durumda yolculukta oruç tutmanın iyilikten sayılmadığı bildirilir. Söz boşlukta değil, görülen bir sahnenin üzerine söylenmiştir.

Bu farklı uygulamaların nasıl yan yana durduğunu açıklayan cümle Enes'ten gelir: oruçlu, orucunu açanı ayıplamazdı; orucunu açan da oruçluyu ayıplamazdı.

Takvimin iki ucu da aynı bölümdedir. Ramazan Bayramı ile Kurban Bayramı günlerinde ve teşrîk günlerinde orucun tutulmadığı; Aşûrâ ile Arefe gününde ne yapıldığı ayrı bâblarda kaydedilir. Bunların fıkhî hükmü — hangi orucun kime, hangi şartla gerektiği — bu sayfanın kapsamı dışındadır.

Sık sorulan sorular

Bu sayfadaki hadisler nereden alındı?

Hepsi Sahîh-i Buhârî'nin oruç kitâbından (Kitâbü's-Savm). Arapça metin kaynağındaki hâliyle verilir; Türkçe anlam bu sitenin kendi metnidir ve basılı bir tercümenin yerini tutmaz. Atıflarda kitâb adı ve bâb numarası birlikte yazılır.

Oruçla ilgili en çok anılan hadisler hangileri?

"Oruç bir kalkandır" sözü bu kitâbda iki ayrı rivayette geçer. Reyyân kapısı, îmân ve ihtisâbla tutulan Ramazan orucu ve "yalan sözü bırakmayan" hadisi de aynı bölümdedir; hepsi bu sayfada Arapça metniyle birlikte yer alır.

Bu sayfa hangi soruları cevaplamaz?

Neyin orucu bozup bozmadığı, kazanın ve kefaretin nasıl yerine getirileceği, hangi mazeretin orucu düşürdüğü burada ele alınmaz. Bunlar fıkıh kaynaklarına aittir. Sayfa, rivayetlerin ne söylediğini aktarır; onlardan hüküm çıkarmaz.

Nafile oruçlar bu bölümde nasıl anlatılıyor?

Teşvik olarak değil, sınır olarak. Visâl üç rivayette de men edilir; gün aşırı tutulan Davud orucundan ileri bir basamak gösterilmez; ölçü "gücünüzün yettiği kadarını yüklenin" cümlesiyle verilir. Şaban, Arefe ve Aşûrâ günleriyle ilgili rivayetler de uygulamayı aktarır, hüküm bildirmez.

Kaynaklar

  • Sahih hadis
    Buhârî, Savm — Sayfadaki kırk dokuz hadisin tamamı Sahîh-i Buhârî'nin oruç kitâbındandır; her hadisin bâb numarası kendi kaydında verilmiştir.
  • Kur’an
    Bakara 2:183-187 — Hadislerin çoğunun bağlandığı Kur'an bölümü; sahurun sınırını bildiren ayetin iniş sebebi bu sayfada iki rivayetle anlatılır.

Son güncelleme: