Hûd Suresi
Hûd suresi 123 ayettir. 6. ayeti her canlının rızkının Allah'a ait olduğunu bildirir; 112. ayeti "emrolunduğun gibi dosdoğru ol" emrini taşır.
- Sure numarası
- 11. sure
- Arapça adı
- هود
- Ayet sayısı
- 123 ayet
- Nüzul yeri
- Mekki (Mekke dönemi)
- Nüzul sırası
- 52.
- Cüz
- 11, 12. cüz
- Ana konusu
- İstiğfar, rızkın güvencesi ve dosdoğru olma emri
Adının anlamı
Sure adını, 50-60. ayetlerde Âd kavmine gönderildiği anlatılan Hz. Hûd'dan alır.
Temel temaları
- rızık
- istiğfar
- dua
- sabır
Hûd suresi — Arapçası ve anlamı
Aşağıdaki Türkçe anlam bu siteye aittir; herhangi bir mealden alınmamıştır. Amacı ayetin ne dediğini açık Türkçeyle aktarmaktır, basılı bir mealin yerini tutmaz. Anlam metni Arapçanın karşılığı değil, karşılığının aktarımıdır — esas olan Arapça metindir.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
الٓر كِتَٰبٌ أُحْكِمَتْ ءَايَٰتُهُۥ ثُمَّ فُصِّلَتْ مِن لَّدُنْ حَكِيمٍ خَبِيرٍ
Elif Lâm Râ. Bu, ayetleri sağlamlaştırılmış, sonra hikmet sahibi ve her şeyden haberdar olan tarafından açıklanmış bir kitaptır.
أَلَّا تَعْبُدُوٓا۟ إِلَّا ٱللَّهَ إِنَّنِى لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌ وَبَشِيرٌ
Allah'tan başkasına kulluk etmeyin diye. Şüphesiz ben, O'ndan size gelen bir uyarıcı ve müjdeciyim.
وَأَنِ ٱسْتَغْفِرُوا۟ رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُوٓا۟ إِلَيْهِ يُمَتِّعْكُم مَّتَٰعًا حَسَنًا إِلَىٰٓ أَجَلٍ مُّسَمًّى وَيُؤْتِ كُلَّ ذِى فَضْلٍ فَضْلَهُۥ وَإِن تَوَلَّوْا۟ فَإِنِّىٓ أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ كَبِيرٍ
Ve Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O'na yönelin ki, belirlenmiş bir süreye kadar sizi güzel bir yararlanmayla yararlandırsın ve her lütuf sahibine lütfunu versin. Yüz çevirirseniz, sizin için büyük bir günün azabından korkarım.
إِلَى ٱللَّهِ مَرْجِعُكُمْ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ
Dönüşünüz Allah'adır ve O'nun her şeye gücü yeter.
أَلَآ إِنَّهُمْ يَثْنُونَ صُدُورَهُمْ لِيَسْتَخْفُوا۟ مِنْهُ أَلَا حِينَ يَسْتَغْشُونَ ثِيَابَهُمْ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ إِنَّهُۥ عَلِيمٌۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ
Bilin ki onlar, O'ndan gizlenmek için göğüslerini büker. Bilin ki elbiselerine büründüklerinde, Allah gizlediklerini de açığa vurduklarını da bilir. Şüphesiz O, göğüslerin özünü bilendir.
وَمَا مِن دَآبَّةٍ فِى ٱلْأَرْضِ إِلَّا عَلَى ٱللَّهِ رِزْقُهَا وَيَعْلَمُ مُسْتَقَرَّهَا وَمُسْتَوْدَعَهَا كُلٌّ فِى كِتَٰبٍ مُّبِينٍ
Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah'a ait olmasın. O, canlının durduğu yeri de emanet bırakıldığı yeri de bilir. Hepsi apaçık bir kitaptadır.
وَهُوَ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ فِى سِتَّةِ أَيَّامٍ وَكَانَ عَرْشُهُۥ عَلَى ٱلْمَآءِ لِيَبْلُوَكُمْ أَيُّكُمْ أَحْسَنُ عَمَلًا وَلَئِن قُلْتَ إِنَّكُم مَّبْعُوثُونَ مِنۢ بَعْدِ ٱلْمَوْتِ لَيَقُولَنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ إِنْ هَٰذَآ إِلَّا سِحْرٌ مُّبِينٌ
Gökleri ve yeri altı günde yaratan O'dur; arşı su üzerindeydi. Hanginizin daha güzel iş yaptığını denemek için. Andolsun "Siz ölümden sonra diriltileceksiniz" desen, gerçeği örtenler mutlaka der ki: "Bu apaçık bir büyüden başka bir şey değildir."
وَلَئِنْ أَخَّرْنَا عَنْهُمُ ٱلْعَذَابَ إِلَىٰٓ أُمَّةٍ مَّعْدُودَةٍ لَّيَقُولُنَّ مَا يَحْبِسُهُۥٓ أَلَا يَوْمَ يَأْتِيهِمْ لَيْسَ مَصْرُوفًا عَنْهُمْ وَحَاقَ بِهِم مَّا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ
Andolsun azabı onlardan sayılı bir süreye kadar ertelesek, mutlaka derler ki: "Onu tutan nedir?" Bilin ki azap onlara geldiği gün, kendilerinden geri çevrilmez ve alay ettikleri şey onları kuşatır.
وَلَئِنْ أَذَقْنَا ٱلْإِنسَٰنَ مِنَّا رَحْمَةً ثُمَّ نَزَعْنَٰهَا مِنْهُ إِنَّهُۥ لَيَـُٔوسٌ كَفُورٌ
Andolsun insana katımızdan bir rahmet tattırsak, sonra onu kendisinden çekip alsak, kesinlikle umutsuzluğa düşer ve nankör olur.
وَلَئِنْ أَذَقْنَٰهُ نَعْمَآءَ بَعْدَ ضَرَّآءَ مَسَّتْهُ لَيَقُولَنَّ ذَهَبَ ٱلسَّيِّـَٔاتُ عَنِّىٓ إِنَّهُۥ لَفَرِحٌ فَخُورٌ
Andolsun kendisine dokunan bir sıkıntının ardından ona bir nimet tattırsak, mutlaka der ki: "Kötülükler benden gitti." Şüphesiz o şımarık ve övüngendir.
إِلَّا ٱلَّذِينَ صَبَرُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ أُو۟لَٰٓئِكَ لَهُم مَّغْفِرَةٌ وَأَجْرٌ كَبِيرٌ
Ancak sabreden ve salih amel işleyenler başka. İşte onlar için bağışlanma ve büyük bir karşılık vardır.
فَلَعَلَّكَ تَارِكٌۢ بَعْضَ مَا يُوحَىٰٓ إِلَيْكَ وَضَآئِقٌۢ بِهِۦ صَدْرُكَ أَن يَقُولُوا۟ لَوْلَآ أُنزِلَ عَلَيْهِ كَنزٌ أَوْ جَآءَ مَعَهُۥ مَلَكٌ إِنَّمَآ أَنتَ نَذِيرٌ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ وَكِيلٌ
Sana vahyedilenin bir kısmını, "Ona bir hazine indirilmeli ya da onunla birlikte bir melek gelmeli değil miydi?" demeleri yüzünden göğsün daraldığı için terk edecek olma. Sen ancak bir uyarıcısın; Allah ise her şeye vekildir.
أَمْ يَقُولُونَ ٱفْتَرَىٰهُ قُلْ فَأْتُوا۟ بِعَشْرِ سُوَرٍ مِّثْلِهِۦ مُفْتَرَيَٰتٍ وَٱدْعُوا۟ مَنِ ٱسْتَطَعْتُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
Yoksa "Onu uydurdu" mu diyorlar? De ki: Doğru söylüyorsanız, onun benzeri uydurulmuş on sure getirin ve Allah'tan başka gücünüzün yettiği kimseleri de çağırın.
فَإِلَّمْ يَسْتَجِيبُوا۟ لَكُمْ فَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّمَآ أُنزِلَ بِعِلْمِ ٱللَّهِ وَأَن لَّآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ فَهَلْ أَنتُم مُّسْلِمُونَ
Size karşılık vermezlerse, bilin ki o ancak Allah'ın ilmiyle indirilmiştir ve O'ndan başka ilah yoktur. Artık teslim oluyor musunuz?
مَن كَانَ يُرِيدُ ٱلْحَيَوٰةَ ٱلدُّنْيَا وَزِينَتَهَا نُوَفِّ إِلَيْهِمْ أَعْمَٰلَهُمْ فِيهَا وَهُمْ فِيهَا لَا يُبْخَسُونَ
Kim dünya hayatını ve süsünü isterse, yaptıklarının karşılığını orada tam olarak veririz ve onlar orada eksiltilmezler.
أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ لَيْسَ لَهُمْ فِى ٱلْـَٔاخِرَةِ إِلَّا ٱلنَّارُ وَحَبِطَ مَا صَنَعُوا۟ فِيهَا وَبَٰطِلٌ مَّا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
İşte onlar için ahirette ateşten başkası yoktur. Orada yaptıkları boşa gitmiştir ve işledikleri geçersizdir.
أَفَمَن كَانَ عَلَىٰ بَيِّنَةٍ مِّن رَّبِّهِۦ وَيَتْلُوهُ شَاهِدٌ مِّنْهُ وَمِن قَبْلِهِۦ كِتَٰبُ مُوسَىٰٓ إِمَامًا وَرَحْمَةً أُو۟لَٰٓئِكَ يُؤْمِنُونَ بِهِۦ وَمَن يَكْفُرْ بِهِۦ مِنَ ٱلْأَحْزَابِ فَٱلنَّارُ مَوْعِدُهُۥ فَلَا تَكُ فِى مِرْيَةٍ مِّنْهُ إِنَّهُ ٱلْحَقُّ مِن رَّبِّكَ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يُؤْمِنُونَ
Rabbinden apaçık bir delil üzere olan, kendisini O'ndan bir şahidin izlediği ve ondan önce bir önder ve rahmet olarak Mûsâ'nın kitabının bulunduğu kimse mi? İşte onlar ona iman eder. Gruplardan kim onu inkâr ederse, varacağı yer ateştir. Ondan şüphe içinde olma; şüphesiz o, Rabbinden gelen gerçektir. Fakat insanların çoğu iman etmez.
وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ ٱفْتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًا أُو۟لَٰٓئِكَ يُعْرَضُونَ عَلَىٰ رَبِّهِمْ وَيَقُولُ ٱلْأَشْهَٰدُ هَٰٓؤُلَآءِ ٱلَّذِينَ كَذَبُوا۟ عَلَىٰ رَبِّهِمْ أَلَا لَعْنَةُ ٱللَّهِ عَلَى ٱلظَّٰلِمِينَ
Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalim kim olabilir? İşte onlar Rablerine sunulur ve şahitler der ki: "Bunlar, Rablerine karşı yalan söyleyenlerdir." Bilin ki Allah'ın laneti zalimlerin üzerinedir.
ٱلَّذِينَ يَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ وَيَبْغُونَهَا عِوَجًا وَهُم بِٱلْـَٔاخِرَةِ هُمْ كَٰفِرُونَ
Onlar, Allah'ın yolundan alıkoyan, onda eğrilik arayan ve ahireti inkâr edenlerdir.
أُو۟لَٰٓئِكَ لَمْ يَكُونُوا۟ مُعْجِزِينَ فِى ٱلْأَرْضِ وَمَا كَانَ لَهُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ مِنْ أَوْلِيَآءَ يُضَٰعَفُ لَهُمُ ٱلْعَذَابُ مَا كَانُوا۟ يَسْتَطِيعُونَ ٱلسَّمْعَ وَمَا كَانُوا۟ يُبْصِرُونَ
İşte onlar, yeryüzünde âciz bırakacak değildir ve Allah'tan başka dostları da yoktur. Azap onlara kat kat edilir. İşitmeye güçleri yetmiyordu ve görmüyorlardı.
أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ خَسِرُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ وَضَلَّ عَنْهُم مَّا كَانُوا۟ يَفْتَرُونَ
İşte onlar kendilerini hüsrana uğratmışlardır ve uydurdukları şeyler kendilerinden kaybolmuştur.
لَا جَرَمَ أَنَّهُمْ فِى ٱلْـَٔاخِرَةِ هُمُ ٱلْأَخْسَرُونَ
Şüphesiz onlar, ahirette en çok hüsrana uğrayanlardır.
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَأَخْبَتُوٓا۟ إِلَىٰ رَبِّهِمْ أُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلْجَنَّةِ هُمْ فِيهَا خَٰلِدُونَ
İman edip salih amel işleyenler ve Rablerine gönülden bağlananlar; işte onlar cennetin halkıdır ve orada sürekli kalacaklardır.
مَثَلُ ٱلْفَرِيقَيْنِ كَٱلْأَعْمَىٰ وَٱلْأَصَمِّ وَٱلْبَصِيرِ وَٱلسَّمِيعِ هَلْ يَسْتَوِيَانِ مَثَلًا أَفَلَا تَذَكَّرُونَ
İki grubun örneği, kör ve sağır olan ile gören ve işiten gibidir. Örnek olarak eşit olurlar mı? Hâlâ öğüt almaz mısınız?
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَىٰ قَوْمِهِۦٓ إِنِّى لَكُمْ نَذِيرٌ مُّبِينٌ
Andolsun Nûh'u kavmine gönderdik: "Şüphesiz ben, sizin için apaçık bir uyarıcıyım.
أَن لَّا تَعْبُدُوٓا۟ إِلَّا ٱللَّهَ إِنِّىٓ أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ أَلِيمٍ
Allah'tan başkasına kulluk etmeyin. Şüphesiz ben, sizin için acı bir günün azabından korkuyorum."
فَقَالَ ٱلْمَلَأُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِن قَوْمِهِۦ مَا نَرَىٰكَ إِلَّا بَشَرًا مِّثْلَنَا وَمَا نَرَىٰكَ ٱتَّبَعَكَ إِلَّا ٱلَّذِينَ هُمْ أَرَاذِلُنَا بَادِىَ ٱلرَّأْىِ وَمَا نَرَىٰ لَكُمْ عَلَيْنَا مِن فَضْلٍۭ بَلْ نَظُنُّكُمْ كَٰذِبِينَ
Kavminden inkâr eden ileri gelenler dedi ki: "Biz seni ancak bizim gibi bir insan görüyoruz. Sana, içimizden görüşü kısa olan ayaktakımından başkasının uyduğunu görmüyoruz. Sizin bize bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz; aksine sizi yalancılar sanıyoruz."
قَالَ يَٰقَوْمِ أَرَءَيْتُمْ إِن كُنتُ عَلَىٰ بَيِّنَةٍ مِّن رَّبِّى وَءَاتَىٰنِى رَحْمَةً مِّنْ عِندِهِۦ فَعُمِّيَتْ عَلَيْكُمْ أَنُلْزِمُكُمُوهَا وَأَنتُمْ لَهَا كَٰرِهُونَ
Dedi ki: "Ey kavmim! Ne dersiniz, Rabbimden apaçık bir delil üzere isem ve bana katından bir rahmet vermişse de bu size gizli bırakılmışsa; siz ondan hoşlanmazken onu size zorla mı kabul ettireceğiz?
وَيَٰقَوْمِ لَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مَالًا إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَى ٱللَّهِ وَمَآ أَنَا۠ بِطَارِدِ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِنَّهُم مُّلَٰقُوا۟ رَبِّهِمْ وَلَٰكِنِّىٓ أَرَىٰكُمْ قَوْمًا تَجْهَلُونَ
Ey kavmim! Buna karşılık sizden bir mal istemiyorum. Benim karşılığım ancak Allah'a aittir. İman edenleri de kovacak değilim. Şüphesiz onlar Rablerine kavuşacaklar; fakat ben sizi cahillik eden bir topluluk görüyorum.
وَيَٰقَوْمِ مَن يَنصُرُنِى مِنَ ٱللَّهِ إِن طَرَدتُّهُمْ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ
Ey kavmim! Onları kovarsam, Allah'a karşı bana kim yardım eder? Hâlâ düşünmez misiniz?
وَلَآ أَقُولُ لَكُمْ عِندِى خَزَآئِنُ ٱللَّهِ وَلَآ أَعْلَمُ ٱلْغَيْبَ وَلَآ أَقُولُ إِنِّى مَلَكٌ وَلَآ أَقُولُ لِلَّذِينَ تَزْدَرِىٓ أَعْيُنُكُمْ لَن يُؤْتِيَهُمُ ٱللَّهُ خَيْرًا ٱللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا فِىٓ أَنفُسِهِمْ إِنِّىٓ إِذًا لَّمِنَ ٱلظَّٰلِمِينَ
Size, Allah'ın hazineleri yanımdadır demiyorum; gaybı da bilmem. Melek olduğumu da söylemiyorum. Gözlerinizin hor gördüğü kimseler için, Allah onlara asla bir hayır vermez de demiyorum. Allah, içlerindekini daha iyi bilir. Böyle dersem, şüphesiz zalimlerden olurum."
قَالُوا۟ يَٰنُوحُ قَدْ جَٰدَلْتَنَا فَأَكْثَرْتَ جِدَٰلَنَا فَأْتِنَا بِمَا تَعِدُنَآ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
Dediler ki: "Ey Nûh! Bizimle tartıştın ve tartışmayı uzattın. Doğru söyleyenlerden isen, bizi tehdit ettiğini getir."
قَالَ إِنَّمَا يَأْتِيكُم بِهِ ٱللَّهُ إِن شَآءَ وَمَآ أَنتُم بِمُعْجِزِينَ
Dedi ki: "Onu size ancak Allah dilerse getirir ve siz âciz bırakacak değilsiniz.
وَلَا يَنفَعُكُمْ نُصْحِىٓ إِنْ أَرَدتُّ أَنْ أَنصَحَ لَكُمْ إِن كَانَ ٱللَّهُ يُرِيدُ أَن يُغْوِيَكُمْ هُوَ رَبُّكُمْ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
Allah sizi azdırmak istiyorsa, size öğüt vermek istesem de öğüdüm size yarar sağlamaz. O sizin Rabbinizdir ve O'na döndürülürsünüz."
أَمْ يَقُولُونَ ٱفْتَرَىٰهُ قُلْ إِنِ ٱفْتَرَيْتُهُۥ فَعَلَىَّ إِجْرَامِى وَأَنَا۠ بَرِىٓءٌ مِّمَّا تُجْرِمُونَ
Yoksa "Onu uydurdu" mu diyorlar? De ki: Onu uydurduysam, suçum benimdir; ben ise sizin işlediğiniz suçlardan uzağım.
وَأُوحِىَ إِلَىٰ نُوحٍ أَنَّهُۥ لَن يُؤْمِنَ مِن قَوْمِكَ إِلَّا مَن قَدْ ءَامَنَ فَلَا تَبْتَئِسْ بِمَا كَانُوا۟ يَفْعَلُونَ
Nûh'a vahyedildi: "Kavminden, iman etmiş olanlardan başkası artık iman etmeyecek. Öyleyse yaptıklarına üzülme.
وَٱصْنَعِ ٱلْفُلْكَ بِأَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا وَلَا تُخَٰطِبْنِى فِى ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓا۟ إِنَّهُم مُّغْرَقُونَ
Gözetimimiz altında ve vahyimizle gemiyi yap. Zulmedenler hakkında bana başvurma; şüphesiz onlar boğulacaklardır."
وَيَصْنَعُ ٱلْفُلْكَ وَكُلَّمَا مَرَّ عَلَيْهِ مَلَأٌ مِّن قَوْمِهِۦ سَخِرُوا۟ مِنْهُ قَالَ إِن تَسْخَرُوا۟ مِنَّا فَإِنَّا نَسْخَرُ مِنكُمْ كَمَا تَسْخَرُونَ
Gemiyi yapıyordu. Kavminden ileri gelenler yanından her geçtiğinde onunla alay ediyorlardı. Dedi ki: "Bizimle alay ediyorsanız, biz de sizinle, alay ettiğiniz gibi alay edeceğiz.
فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ مَن يَأْتِيهِ عَذَابٌ يُخْزِيهِ وَيَحِلُّ عَلَيْهِ عَذَابٌ مُّقِيمٌ
Aşağılayıcı azabın kime geleceğini ve sürekli azabın kimin üzerine ineceğini yakında bileceksiniz."
حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءَ أَمْرُنَا وَفَارَ ٱلتَّنُّورُ قُلْنَا ٱحْمِلْ فِيهَا مِن كُلٍّ زَوْجَيْنِ ٱثْنَيْنِ وَأَهْلَكَ إِلَّا مَن سَبَقَ عَلَيْهِ ٱلْقَوْلُ وَمَنْ ءَامَنَ وَمَآ ءَامَنَ مَعَهُۥٓ إِلَّا قَلِيلٌ
Nihayet emrimiz geldiğinde ve tandır kaynadığında dedik ki: "Her türden ikişer çift ile, aleyhine söz geçmiş olanlar dışında aileni ve iman edenleri ona bindir." Onunla birlikte iman edenler ancak azdı.
وَقَالَ ٱرْكَبُوا۟ فِيهَا بِسْمِ ٱللَّهِ مَجْر۪ىٰهَا وَمُرْسَىٰهَآ إِنَّ رَبِّى لَغَفُورٌ رَّحِيمٌ
Dedi ki: "Ona binin; yüzmesi de durması da Allah'ın adıyladır. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayan, çok merhamet edendir."
وَهِىَ تَجْرِى بِهِمْ فِى مَوْجٍ كَٱلْجِبَالِ وَنَادَىٰ نُوحٌ ٱبْنَهُۥ وَكَانَ فِى مَعْزِلٍ يَٰبُنَىَّ ٱرْكَب مَّعَنَا وَلَا تَكُن مَّعَ ٱلْكَٰفِرِينَ
Gemi, dağlar gibi dalgalar içinde onları götürüyordu. Nûh, bir kenarda duran oğluna seslendi: "Yavrucuğum! Bizimle birlikte bin ve gerçeği örtenlerle olma."
قَالَ سَـَٔاوِىٓ إِلَىٰ جَبَلٍ يَعْصِمُنِى مِنَ ٱلْمَآءِ قَالَ لَا عَاصِمَ ٱلْيَوْمَ مِنْ أَمْرِ ٱللَّهِ إِلَّا مَن رَّحِمَ وَحَالَ بَيْنَهُمَا ٱلْمَوْجُ فَكَانَ مِنَ ٱلْمُغْرَقِينَ
Dedi ki: "Beni sudan koruyacak bir dağa sığınacağım." Nûh dedi ki: "Bugün, merhamet ettiği kimseler dışında Allah'ın emrinden koruyacak yoktur." Aralarına dalga girdi ve o, boğulanlardan oldu.
وَقِيلَ يَٰٓأَرْضُ ٱبْلَعِى مَآءَكِ وَيَٰسَمَآءُ أَقْلِعِى وَغِيضَ ٱلْمَآءُ وَقُضِىَ ٱلْأَمْرُ وَٱسْتَوَتْ عَلَى ٱلْجُودِىِّ وَقِيلَ بُعْدًا لِّلْقَوْمِ ٱلظَّٰلِمِينَ
Denildi ki: "Ey yer, suyunu yut! Ey gök, tut!" Su çekildi, iş bitirildi ve gemi Cûdî'ye oturdu. Denildi ki: "Zalim topluluk uzak olsun!"
وَنَادَىٰ نُوحٌ رَّبَّهُۥ فَقَالَ رَبِّ إِنَّ ٱبْنِى مِنْ أَهْلِى وَإِنَّ وَعْدَكَ ٱلْحَقُّ وَأَنتَ أَحْكَمُ ٱلْحَٰكِمِينَ
Nûh Rabbine seslendi ve dedi ki: "Rabbim! Şüphesiz oğlum ailemdendir; şüphesiz senin vaadin gerçektir ve sen hüküm verenlerin en hayırlısısın."
قَالَ يَٰنُوحُ إِنَّهُۥ لَيْسَ مِنْ أَهْلِكَ إِنَّهُۥ عَمَلٌ غَيْرُ صَٰلِحٍ فَلَا تَسْـَٔلْنِ مَا لَيْسَ لَكَ بِهِۦ عِلْمٌ إِنِّىٓ أَعِظُكَ أَن تَكُونَ مِنَ ٱلْجَٰهِلِينَ
Buyurdu ki: "Ey Nûh! Şüphesiz o senin ailenden değildir; o, salih olmayan bir iştir. Bilgin olmayan bir şeyi benden isteme. Sana, cahillerden olmamanı öğütlerim."
قَالَ رَبِّ إِنِّىٓ أَعُوذُ بِكَ أَنْ أَسْـَٔلَكَ مَا لَيْسَ لِى بِهِۦ عِلْمٌ وَإِلَّا تَغْفِرْ لِى وَتَرْحَمْنِىٓ أَكُن مِّنَ ٱلْخَٰسِرِينَ
Dedi ki: "Rabbim! Bilgim olmayan bir şeyi senden istemekten sana sığınırım. Beni bağışlamaz ve bana merhamet etmezsen, hüsrana uğrayanlardan olurum."
قِيلَ يَٰنُوحُ ٱهْبِطْ بِسَلَٰمٍ مِّنَّا وَبَرَكَٰتٍ عَلَيْكَ وَعَلَىٰٓ أُمَمٍ مِّمَّن مَّعَكَ وَأُمَمٌ سَنُمَتِّعُهُمْ ثُمَّ يَمَسُّهُم مِّنَّا عَذَابٌ أَلِيمٌ
Denildi ki: "Ey Nûh! Bizden bir esenlik ve seninle birlikte olanlardan gelecek topluluklara bereketlerle in. Öyle topluluklar da olacak ki onları yararlandıracağız, sonra onlara bizden acı bir azap dokunacaktır."
تِلْكَ مِنْ أَنۢبَآءِ ٱلْغَيْبِ نُوحِيهَآ إِلَيْكَ مَا كُنتَ تَعْلَمُهَآ أَنتَ وَلَا قَوْمُكَ مِن قَبْلِ هَٰذَا فَٱصْبِرْ إِنَّ ٱلْعَٰقِبَةَ لِلْمُتَّقِينَ
Bunlar, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bundan önce onları ne sen biliyordun ne de kavmin. Öyleyse sabret; şüphesiz güzel son, sakınanlarındır.
وَإِلَىٰ عَادٍ أَخَاهُمْ هُودًا قَالَ يَٰقَوْمِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَٰهٍ غَيْرُهُۥٓ إِنْ أَنتُمْ إِلَّا مُفْتَرُونَ
Âd'a da kardeşleri Hûd'u gönderdik. Dedi ki: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin; sizin için O'ndan başka ilah yoktur. Siz ancak uyduruyorsunuz.
يَٰقَوْمِ لَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ أَجْرًا إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَى ٱلَّذِى فَطَرَنِىٓ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
Ey kavmim! Buna karşılık sizden bir karşılık istemiyorum. Benim karşılığım, ancak beni yaratana aittir. Hâlâ akletmez misiniz?
وَيَٰقَوْمِ ٱسْتَغْفِرُوا۟ رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُوٓا۟ إِلَيْهِ يُرْسِلِ ٱلسَّمَآءَ عَلَيْكُم مِّدْرَارًا وَيَزِدْكُمْ قُوَّةً إِلَىٰ قُوَّتِكُمْ وَلَا تَتَوَلَّوْا۟ مُجْرِمِينَ
Ey kavmim! Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O'na yönelin ki, üzerinize gökten bol yağmur göndersin ve gücünüze güç katsın. Suçlular olarak yüz çevirmeyin."
قَالُوا۟ يَٰهُودُ مَا جِئْتَنَا بِبَيِّنَةٍ وَمَا نَحْنُ بِتَارِكِىٓ ءَالِهَتِنَا عَن قَوْلِكَ وَمَا نَحْنُ لَكَ بِمُؤْمِنِينَ
Dediler ki: "Ey Hûd! Bize apaçık bir delil getirmedin; biz senin sözünle ilahlarımızı bırakacak değiliz ve sana inanacak da değiliz.
إِن نَّقُولُ إِلَّا ٱعْتَرَىٰكَ بَعْضُ ءَالِهَتِنَا بِسُوٓءٍ قَالَ إِنِّىٓ أُشْهِدُ ٱللَّهَ وَٱشْهَدُوٓا۟ أَنِّى بَرِىٓءٌ مِّمَّا تُشْرِكُونَ
Ancak şunu diyoruz: İlahlarımızdan biri seni kötülükle çarpmış." Dedi ki: "Şüphesiz ben Allah'ı şahit tutuyorum; siz de şahit olun ki ben, ortak koştuklarınızdan uzağım.
مِن دُونِهِۦ فَكِيدُونِى جَمِيعًا ثُمَّ لَا تُنظِرُونِ
O'ndan başka. Öyleyse hepiniz bana tuzak kurun, sonra bana süre tanımayın.
إِنِّى تَوَكَّلْتُ عَلَى ٱللَّهِ رَبِّى وَرَبِّكُم مَّا مِن دَآبَّةٍ إِلَّا هُوَ ءَاخِذٌۢ بِنَاصِيَتِهَآ إِنَّ رَبِّى عَلَىٰ صِرَٰطٍ مُّسْتَقِيمٍ
Şüphesiz ben, benim de sizin de Rabbiniz olan Allah'a tevekkül ettim. Hiçbir canlı yoktur ki O, onu alnından tutmuş olmasın. Şüphesiz Rabbim dosdoğru bir yol üzeredir.
فَإِن تَوَلَّوْا۟ فَقَدْ أَبْلَغْتُكُم مَّآ أُرْسِلْتُ بِهِۦٓ إِلَيْكُمْ وَيَسْتَخْلِفُ رَبِّى قَوْمًا غَيْرَكُمْ وَلَا تَضُرُّونَهُۥ شَيْـًٔا إِنَّ رَبِّى عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ حَفِيظٌ
Yüz çevirirseniz, ben size gönderildiğim şeyi bildirdim. Rabbim, sizin yerinize başka bir kavim getirir ve siz O'na hiçbir zarar veremezsiniz. Şüphesiz Rabbim her şeyi koruyandır."
وَلَمَّا جَآءَ أَمْرُنَا نَجَّيْنَا هُودًا وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ مَعَهُۥ بِرَحْمَةٍ مِّنَّا وَنَجَّيْنَٰهُم مِّنْ عَذَابٍ غَلِيظٍ
Emrimiz geldiğinde, Hûd'u ve onunla birlikte iman edenleri katımızdan bir rahmetle kurtardık ve onları ağır bir azaptan kurtardık.
وَتِلْكَ عَادٌ جَحَدُوا۟ بِـَٔايَٰتِ رَبِّهِمْ وَعَصَوْا۟ رُسُلَهُۥ وَٱتَّبَعُوٓا۟ أَمْرَ كُلِّ جَبَّارٍ عَنِيدٍ
İşte Âd; Rablerinin ayetlerini bile bile inkâr ettiler, elçilerine karşı geldiler ve her inatçı zorbanın emrine uydular.
وَأُتْبِعُوا۟ فِى هَٰذِهِ ٱلدُّنْيَا لَعْنَةً وَيَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ أَلَآ إِنَّ عَادًا كَفَرُوا۟ رَبَّهُمْ أَلَا بُعْدًا لِّعَادٍ قَوْمِ هُودٍ
Bu dünyada da kıyamet gününde de bir lanetle izlendiler. Bilin ki Âd, Rablerini inkâr etti. Bilin ki, Hûd'un kavmi Âd uzak olsun!
وَإِلَىٰ ثَمُودَ أَخَاهُمْ صَٰلِحًا قَالَ يَٰقَوْمِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَٰهٍ غَيْرُهُۥ هُوَ أَنشَأَكُم مِّنَ ٱلْأَرْضِ وَٱسْتَعْمَرَكُمْ فِيهَا فَٱسْتَغْفِرُوهُ ثُمَّ تُوبُوٓا۟ إِلَيْهِ إِنَّ رَبِّى قَرِيبٌ مُّجِيبٌ
Semûd'a da kardeşleri Sâlih'i gönderdik. Dedi ki: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin; sizin için O'ndan başka ilah yoktur. Sizi yerden var eden ve orada sizi yerleştiren O'dur. Öyleyse O'ndan bağışlanma dileyin, sonra O'na yönelin. Şüphesiz Rabbim yakındır, karşılık verendir."
قَالُوا۟ يَٰصَٰلِحُ قَدْ كُنتَ فِينَا مَرْجُوًّا قَبْلَ هَٰذَآ أَتَنْهَىٰنَآ أَن نَّعْبُدَ مَا يَعْبُدُ ءَابَآؤُنَا وَإِنَّنَا لَفِى شَكٍّ مِّمَّا تَدْعُونَآ إِلَيْهِ مُرِيبٍ
Dediler ki: "Ey Sâlih! Bundan önce sen aramızda umut bağlanan biriydin. Atalarımızın kulluk ettiğine kulluk etmemizi bize yasaklıyor musun? Şüphesiz biz, bizi çağırdığın şey hakkında kuşku veren bir şüphe içindeyiz."
قَالَ يَٰقَوْمِ أَرَءَيْتُمْ إِن كُنتُ عَلَىٰ بَيِّنَةٍ مِّن رَّبِّى وَءَاتَىٰنِى مِنْهُ رَحْمَةً فَمَن يَنصُرُنِى مِنَ ٱللَّهِ إِنْ عَصَيْتُهُۥ فَمَا تَزِيدُونَنِى غَيْرَ تَخْسِيرٍ
Dedi ki: "Ey kavmim! Ne dersiniz, Rabbimden apaçık bir delil üzere isem ve bana katından bir rahmet vermişse, O'na karşı gelirsem Allah'a karşı bana kim yardım eder? Bana, hüsrandan başkasını artırmazsınız.
وَيَٰقَوْمِ هَٰذِهِۦ نَاقَةُ ٱللَّهِ لَكُمْ ءَايَةً فَذَرُوهَا تَأْكُلْ فِىٓ أَرْضِ ٱللَّهِ وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوٓءٍ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابٌ قَرِيبٌ
Ey kavmim! İşte Allah'ın devesi; sizin için bir ayettir. Onu bırakın, Allah'ın yerinde otlasın ve ona kötülükle dokunmayın; yoksa sizi yakın bir azap yakalar."
فَعَقَرُوهَا فَقَالَ تَمَتَّعُوا۟ فِى دَارِكُمْ ثَلَٰثَةَ أَيَّامٍ ذَٰلِكَ وَعْدٌ غَيْرُ مَكْذُوبٍ
Onu kestiler. Dedi ki: "Yurdunuzda üç gün yararlanın. Bu, yalanlanmayacak bir vaattir."
فَلَمَّا جَآءَ أَمْرُنَا نَجَّيْنَا صَٰلِحًا وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ مَعَهُۥ بِرَحْمَةٍ مِّنَّا وَمِنْ خِزْىِ يَوْمِئِذٍ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ ٱلْقَوِىُّ ٱلْعَزِيزُ
Emrimiz geldiğinde, Sâlih'i ve onunla birlikte iman edenleri katımızdan bir rahmetle, o günün aşağılanmasından kurtardık. Şüphesiz Rabbin güçlüdür, üstündür.
وَأَخَذَ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ ٱلصَّيْحَةُ فَأَصْبَحُوا۟ فِى دِيَٰرِهِمْ جَٰثِمِينَ
Zulmedenleri o korkunç ses yakaladı ve yurtlarında diz üstü çöküp kaldılar.
كَأَن لَّمْ يَغْنَوْا۟ فِيهَآ أَلَآ إِنَّ ثَمُودَا۟ كَفَرُوا۟ رَبَّهُمْ أَلَا بُعْدًا لِّثَمُودَ
Sanki orada hiç yaşamamışlardı. Bilin ki Semûd, Rablerini inkâr etti. Bilin ki Semûd uzak olsun!
وَلَقَدْ جَآءَتْ رُسُلُنَآ إِبْرَٰهِيمَ بِٱلْبُشْرَىٰ قَالُوا۟ سَلَٰمًا قَالَ سَلَٰمٌ فَمَا لَبِثَ أَن جَآءَ بِعِجْلٍ حَنِيذٍ
Andolsun elçilerimiz İbrâhîm'e müjdeyle geldi ve "Selam" dediler. O da "Selam" dedi ve gecikmeden kızartılmış bir buzağı getirdi.
فَلَمَّا رَءَآ أَيْدِيَهُمْ لَا تَصِلُ إِلَيْهِ نَكِرَهُمْ وَأَوْجَسَ مِنْهُمْ خِيفَةً قَالُوا۟ لَا تَخَفْ إِنَّآ أُرْسِلْنَآ إِلَىٰ قَوْمِ لُوطٍ
Ellerinin ona uzanmadığını görünce, onları yadırgadı ve içine bir korku düştü. Dediler ki: "Korkma; biz Lût kavmine gönderildik."
وَٱمْرَأَتُهُۥ قَآئِمَةٌ فَضَحِكَتْ فَبَشَّرْنَٰهَا بِإِسْحَٰقَ وَمِن وَرَآءِ إِسْحَٰقَ يَعْقُوبَ
Ayakta duran karısı güldü; ona da İshâk'ı ve İshâk'ın ardından Ya'kûb'u müjdeledik.
قَالَتْ يَٰوَيْلَتَىٰٓ ءَأَلِدُ وَأَنَا۠ عَجُوزٌ وَهَٰذَا بَعْلِى شَيْخًا إِنَّ هَٰذَا لَشَىْءٌ عَجِيبٌ
Dedi ki: "Vay bana! Ben yaşlı bir kadın, kocam da ihtiyar iken mi doğuracağım? Şüphesiz bu şaşılacak bir şeydir."
قَالُوٓا۟ أَتَعْجَبِينَ مِنْ أَمْرِ ٱللَّهِ رَحْمَتُ ٱللَّهِ وَبَرَكَٰتُهُۥ عَلَيْكُمْ أَهْلَ ٱلْبَيْتِ إِنَّهُۥ حَمِيدٌ مَّجِيدٌ
Dediler ki: "Allah'ın işine mi şaşıyorsun? Ey ev halkı! Allah'ın rahmeti ve bereketleri sizin üzerinizedir. Şüphesiz O övgüye layıktır, yücedir."
فَلَمَّا ذَهَبَ عَنْ إِبْرَٰهِيمَ ٱلرَّوْعُ وَجَآءَتْهُ ٱلْبُشْرَىٰ يُجَٰدِلُنَا فِى قَوْمِ لُوطٍ
İbrâhîm'den korku gidip kendisine müjde geldiğinde, Lût kavmi hakkında bizimle tartışmaya girişti.
إِنَّ إِبْرَٰهِيمَ لَحَلِيمٌ أَوَّٰهٌ مُّنِيبٌ
Şüphesiz İbrâhîm çok yumuşak huylu, çok içli ve kendisini Allah'a verendi.
يَٰٓإِبْرَٰهِيمُ أَعْرِضْ عَنْ هَٰذَآ إِنَّهُۥ قَدْ جَآءَ أَمْرُ رَبِّكَ وَإِنَّهُمْ ءَاتِيهِمْ عَذَابٌ غَيْرُ مَرْدُودٍ
"Ey İbrâhîm! Bundan vazgeç; şüphesiz Rabbinin emri gelmiştir ve onlara geri çevrilmeyecek bir azap gelecektir."
وَلَمَّا جَآءَتْ رُسُلُنَا لُوطًا سِىٓءَ بِهِمْ وَضَاقَ بِهِمْ ذَرْعًا وَقَالَ هَٰذَا يَوْمٌ عَصِيبٌ
Elçilerimiz Lût'a geldiğinde, onlar yüzünden kaygılandı, göğsü daraldı ve dedi ki: "Bu, çetin bir gündür."
وَجَآءَهُۥ قَوْمُهُۥ يُهْرَعُونَ إِلَيْهِ وَمِن قَبْلُ كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ ٱلسَّيِّـَٔاتِ قَالَ يَٰقَوْمِ هَٰٓؤُلَآءِ بَنَاتِى هُنَّ أَطْهَرُ لَكُمْ فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَلَا تُخْزُونِ فِى ضَيْفِىٓ أَلَيْسَ مِنكُمْ رَجُلٌ رَّشِيدٌ
Kavmi ona koşarak geldi; daha önce de kötülükler işliyorlardı. Dedi ki: "Ey kavmim! İşte kızlarım; onlar sizin için daha temizdir. Allah'tan sakının ve konuklarım hakkında beni utandırmayın. İçinizde aklı başında bir adam yok mu?"
قَالُوا۟ لَقَدْ عَلِمْتَ مَا لَنَا فِى بَنَاتِكَ مِنْ حَقٍّ وَإِنَّكَ لَتَعْلَمُ مَا نُرِيدُ
Dediler ki: "Andolsun senin kızlarında bir hakkımız olmadığını biliyorsun ve sen bizim ne istediğimizi elbette bilirsin."
قَالَ لَوْ أَنَّ لِى بِكُمْ قُوَّةً أَوْ ءَاوِىٓ إِلَىٰ رُكْنٍ شَدِيدٍ
Dedi ki: "Keşke size karşı bir gücüm olsaydı ya da sağlam bir dayanağa sığınabilseydim."
قَالُوا۟ يَٰلُوطُ إِنَّا رُسُلُ رَبِّكَ لَن يَصِلُوٓا۟ إِلَيْكَ فَأَسْرِ بِأَهْلِكَ بِقِطْعٍ مِّنَ ٱلَّيْلِ وَلَا يَلْتَفِتْ مِنكُمْ أَحَدٌ إِلَّا ٱمْرَأَتَكَ إِنَّهُۥ مُصِيبُهَا مَآ أَصَابَهُمْ إِنَّ مَوْعِدَهُمُ ٱلصُّبْحُ أَلَيْسَ ٱلصُّبْحُ بِقَرِيبٍ
Dediler ki: "Ey Lût! Biz Rabbinin elçileriyiz; onlar sana asla ulaşamayacak. Gecenin bir bölümünde ailenle birlikte yola çık ve içinizden hiç kimse geri dönüp bakmasın; karın başka. Şüphesiz onlara isabet eden ona da isabet edecektir. Onlara vaat edilen vakit sabahtır. Sabah yakın değil mi?"
فَلَمَّا جَآءَ أَمْرُنَا جَعَلْنَا عَٰلِيَهَا سَافِلَهَا وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهَا حِجَارَةً مِّن سِجِّيلٍ مَّنضُودٍ
Emrimiz geldiğinde, oranın üstünü altına getirdik ve üzerine, istif edilmiş pişmiş çamurdan taşlar yağdırdık;
مُّسَوَّمَةً عِندَ رَبِّكَ وَمَا هِىَ مِنَ ٱلظَّٰلِمِينَ بِبَعِيدٍ
Rabbinin katında işaretlenmiş olarak. Bunlar zalimlerden uzak değildir.
وَإِلَىٰ مَدْيَنَ أَخَاهُمْ شُعَيْبًا قَالَ يَٰقَوْمِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَٰهٍ غَيْرُهُۥ وَلَا تَنقُصُوا۟ ٱلْمِكْيَالَ وَٱلْمِيزَانَ إِنِّىٓ أَرَىٰكُم بِخَيْرٍ وَإِنِّىٓ أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ مُّحِيطٍ
Medyen'e de kardeşleri Şuayb'ı gönderdik. Dedi ki: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin; sizin için O'ndan başka ilah yoktur. Ölçüyü ve tartıyı eksik yapmayın. Şüphesiz ben sizi bir bolluk içinde görüyorum ve şüphesiz sizin için kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum.
وَيَٰقَوْمِ أَوْفُوا۟ ٱلْمِكْيَالَ وَٱلْمِيزَانَ بِٱلْقِسْطِ وَلَا تَبْخَسُوا۟ ٱلنَّاسَ أَشْيَآءَهُمْ وَلَا تَعْثَوْا۟ فِى ٱلْأَرْضِ مُفْسِدِينَ
Ey kavmim! Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın; insanların eşyalarını eksiltmeyin ve yeryüzünde bozgunculuk yaparak taşkınlık etmeyin.
بَقِيَّتُ ٱللَّهِ خَيْرٌ لَّكُمْ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ وَمَآ أَنَا۠ عَلَيْكُم بِحَفِيظٍ
Mümin iseniz, Allah'ın bıraktığı sizin için daha hayırlıdır. Ben sizin üzerinize bir koruyucu değilim."
قَالُوا۟ يَٰشُعَيْبُ أَصَلَوٰتُكَ تَأْمُرُكَ أَن نَّتْرُكَ مَا يَعْبُدُ ءَابَآؤُنَآ أَوْ أَن نَّفْعَلَ فِىٓ أَمْوَٰلِنَا مَا نَشَٰٓؤُا۟ إِنَّكَ لَأَنتَ ٱلْحَلِيمُ ٱلرَّشِيدُ
Dediler ki: "Ey Şuayb! Namazın mı sana, atalarımızın kulluk ettiklerini bırakmamızı ya da mallarımızda dilediğimizi yapmamayı emrediyor? Şüphesiz sen yumuşak huylusun, aklı başındasın."
قَالَ يَٰقَوْمِ أَرَءَيْتُمْ إِن كُنتُ عَلَىٰ بَيِّنَةٍ مِّن رَّبِّى وَرَزَقَنِى مِنْهُ رِزْقًا حَسَنًا وَمَآ أُرِيدُ أَنْ أُخَالِفَكُمْ إِلَىٰ مَآ أَنْهَىٰكُمْ عَنْهُ إِنْ أُرِيدُ إِلَّا ٱلْإِصْلَٰحَ مَا ٱسْتَطَعْتُ وَمَا تَوْفِيقِىٓ إِلَّا بِٱللَّهِ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَإِلَيْهِ أُنِيبُ
Dedi ki: "Ey kavmim! Ne dersiniz, Rabbimden apaçık bir delil üzere isem ve O bana katından güzel bir rızık vermişse. Size yasakladığım şeyde size aykırı davranmak istemiyorum. Ben ancak gücüm yettiğince düzeltmek istiyorum. Başarım ancak Allah iledir; O'na tevekkül ettim ve O'na yöneliyorum.
وَيَٰقَوْمِ لَا يَجْرِمَنَّكُمْ شِقَاقِىٓ أَن يُصِيبَكُم مِّثْلُ مَآ أَصَابَ قَوْمَ نُوحٍ أَوْ قَوْمَ هُودٍ أَوْ قَوْمَ صَٰلِحٍ وَمَا قَوْمُ لُوطٍ مِّنكُم بِبَعِيدٍ
Ey kavmim! Bana karşı geliş, sakın Nûh kavminin ya da Hûd kavminin ya da Sâlih kavminin başına gelenin benzerini size de getirmesin. Lût kavmi de sizden uzak değildir.
وَٱسْتَغْفِرُوا۟ رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُوٓا۟ إِلَيْهِ إِنَّ رَبِّى رَحِيمٌ وَدُودٌ
Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O'na yönelin. Şüphesiz Rabbim çok merhametlidir, çok sevendir."
قَالُوا۟ يَٰشُعَيْبُ مَا نَفْقَهُ كَثِيرًا مِّمَّا تَقُولُ وَإِنَّا لَنَرَىٰكَ فِينَا ضَعِيفًا وَلَوْلَا رَهْطُكَ لَرَجَمْنَٰكَ وَمَآ أَنتَ عَلَيْنَا بِعَزِيزٍ
Dediler ki: "Ey Şuayb! Söylediklerinin çoğunu anlamıyoruz ve şüphesiz seni içimizde zayıf görüyoruz. Ailen olmasaydı, seni mutlaka taşlardık. Sen bize üstün değilsin."
قَالَ يَٰقَوْمِ أَرَهْطِىٓ أَعَزُّ عَلَيْكُم مِّنَ ٱللَّهِ وَٱتَّخَذْتُمُوهُ وَرَآءَكُمْ ظِهْرِيًّا إِنَّ رَبِّى بِمَا تَعْمَلُونَ مُحِيطٌ
Dedi ki: "Ey kavmim! Ailem size Allah'tan daha mı üstün geliyor? O'nu arkanıza atıp unuttunuz. Şüphesiz Rabbim yaptıklarınızı kuşatmıştır.
وَيَٰقَوْمِ ٱعْمَلُوا۟ عَلَىٰ مَكَانَتِكُمْ إِنِّى عَٰمِلٌ سَوْفَ تَعْلَمُونَ مَن يَأْتِيهِ عَذَابٌ يُخْزِيهِ وَمَنْ هُوَ كَٰذِبٌ وَٱرْتَقِبُوٓا۟ إِنِّى مَعَكُمْ رَقِيبٌ
Ey kavmim! Elinizden geleni yapın; ben de yapıyorum. Aşağılayıcı azabın kime geleceğini ve kimin yalancı olduğunu yakında bileceksiniz. Gözetleyin; ben de sizinle birlikte gözetleyenim."
وَلَمَّا جَآءَ أَمْرُنَا نَجَّيْنَا شُعَيْبًا وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ مَعَهُۥ بِرَحْمَةٍ مِّنَّا وَأَخَذَتِ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ ٱلصَّيْحَةُ فَأَصْبَحُوا۟ فِى دِيَٰرِهِمْ جَٰثِمِينَ
Emrimiz geldiğinde, Şuayb'ı ve onunla birlikte iman edenleri katımızdan bir rahmetle kurtardık. Zulmedenleri ise o korkunç ses yakaladı ve yurtlarında diz üstü çöküp kaldılar.
كَأَن لَّمْ يَغْنَوْا۟ فِيهَآ أَلَا بُعْدًا لِّمَدْيَنَ كَمَا بَعِدَتْ ثَمُودُ
Sanki orada hiç yaşamamışlardı. Bilin ki, Semûd uzak olduğu gibi Medyen de uzak olsun!
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مُوسَىٰ بِـَٔايَٰتِنَا وَسُلْطَٰنٍ مُّبِينٍ
Andolsun Mûsâ'yı ayetlerimizle ve apaçık bir delille gönderdik;
إِلَىٰ فِرْعَوْنَ وَمَلَإِي۟هِۦ فَٱتَّبَعُوٓا۟ أَمْرَ فِرْعَوْنَ وَمَآ أَمْرُ فِرْعَوْنَ بِرَشِيدٍ
Firavun'a ve ileri gelenlerine. Onlar Firavun'un emrine uydular; oysa Firavun'un emri doğruya götürücü değildi.
يَقْدُمُ قَوْمَهُۥ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ فَأَوْرَدَهُمُ ٱلنَّارَ وَبِئْسَ ٱلْوِرْدُ ٱلْمَوْرُودُ
Kıyamet günü kavminin önüne geçer ve onları ateşe götürür. Ne kötü bir varış yeridir!
وَأُتْبِعُوا۟ فِى هَٰذِهِۦ لَعْنَةً وَيَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ بِئْسَ ٱلرِّفْدُ ٱلْمَرْفُودُ
Bu dünyada da kıyamet gününde de bir lanetle izlendiler. Ne kötü bir bağıştır o verilen!
ذَٰلِكَ مِنْ أَنۢبَآءِ ٱلْقُرَىٰ نَقُصُّهُۥ عَلَيْكَ مِنْهَا قَآئِمٌ وَحَصِيدٌ
Bunlar, beldelerin haberlerindendir; sana anlatıyoruz. Onlardan ayakta olan da var, biçilmiş olan da.
وَمَا ظَلَمْنَٰهُمْ وَلَٰكِن ظَلَمُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ فَمَآ أَغْنَتْ عَنْهُمْ ءَالِهَتُهُمُ ٱلَّتِى يَدْعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ مِن شَىْءٍ لَّمَّا جَآءَ أَمْرُ رَبِّكَ وَمَا زَادُوهُمْ غَيْرَ تَتْبِيبٍ
Onlara biz zulmetmedik; fakat kendilerine zulmettiler. Rabbinin emri geldiğinde, Allah'tan başka yalvardıkları ilahları kendilerine hiçbir şey kazandırmadı ve onlara yıkımdan başkasını artırmadı.
وَكَذَٰلِكَ أَخْذُ رَبِّكَ إِذَآ أَخَذَ ٱلْقُرَىٰ وَهِىَ ظَٰلِمَةٌ إِنَّ أَخْذَهُۥٓ أَلِيمٌ شَدِيدٌ
Rabbinin yakalaması işte böyledir; zulmederken beldeleri yakaladığında. Şüphesiz O'nun yakalaması acıdır, çetindir.
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً لِّمَنْ خَافَ عَذَابَ ٱلْـَٔاخِرَةِ ذَٰلِكَ يَوْمٌ مَّجْمُوعٌ لَّهُ ٱلنَّاسُ وَذَٰلِكَ يَوْمٌ مَّشْهُودٌ
Şüphesiz bunda, ahiret azabından korkan için bir ayet vardır. O, insanların toplanacağı bir gündür ve o, tanık olunacak bir gündür.
وَمَا نُؤَخِّرُهُۥٓ إِلَّا لِأَجَلٍ مَّعْدُودٍ
Onu ancak sayılı bir süre için erteliyoruz.
يَوْمَ يَأْتِ لَا تَكَلَّمُ نَفْسٌ إِلَّا بِإِذْنِهِۦ فَمِنْهُمْ شَقِىٌّ وَسَعِيدٌ
O geldiği gün, O'nun izni olmadan hiç kimse konuşamaz. İçlerinde mutsuz olan da vardır, mutlu olan da.
فَأَمَّا ٱلَّذِينَ شَقُوا۟ فَفِى ٱلنَّارِ لَهُمْ فِيهَا زَفِيرٌ وَشَهِيقٌ
Mutsuz olanlar ateştedir; orada onların bir soluyuşu ve hıçkırışı vardır.
خَٰلِدِينَ فِيهَا مَا دَامَتِ ٱلسَّمَٰوَٰتُ وَٱلْأَرْضُ إِلَّا مَا شَآءَ رَبُّكَ إِنَّ رَبَّكَ فَعَّالٌ لِّمَا يُرِيدُ
Rabbinin dilemesi dışında, gökler ve yer durdukça orada süreklidirler. Şüphesiz Rabbin dilediğini yapandır.
وَأَمَّا ٱلَّذِينَ سُعِدُوا۟ فَفِى ٱلْجَنَّةِ خَٰلِدِينَ فِيهَا مَا دَامَتِ ٱلسَّمَٰوَٰتُ وَٱلْأَرْضُ إِلَّا مَا شَآءَ رَبُّكَ عَطَآءً غَيْرَ مَجْذُوذٍ
Mutlu olanlar ise cennettedir; Rabbinin dilemesi dışında, gökler ve yer durdukça orada süreklidirler. Kesintisiz bir bağıştır.
فَلَا تَكُ فِى مِرْيَةٍ مِّمَّا يَعْبُدُ هَٰٓؤُلَآءِ مَا يَعْبُدُونَ إِلَّا كَمَا يَعْبُدُ ءَابَآؤُهُم مِّن قَبْلُ وَإِنَّا لَمُوَفُّوهُمْ نَصِيبَهُمْ غَيْرَ مَنقُوصٍ
Bunların kulluk ettikleri hakkında şüphe içinde olma. Onlar, daha önce atalarının kulluk ettiği gibi kulluk ediyorlar. Şüphesiz biz, paylarını eksiltmeden onlara vereceğiz.
وَلَقَدْ ءَاتَيْنَا مُوسَى ٱلْكِتَٰبَ فَٱخْتُلِفَ فِيهِ وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِن رَّبِّكَ لَقُضِىَ بَيْنَهُمْ وَإِنَّهُمْ لَفِى شَكٍّ مِّنْهُ مُرِيبٍ
Andolsun Mûsâ'ya kitabı verdik ve onda ayrılığa düşüldü. Rabbinden geçmiş bir söz olmasaydı, aralarında hüküm verilirdi. Şüphesiz onlar, ondan kuşku veren bir şüphe içindedir.
وَإِنَّ كُلًّا لَّمَّا لَيُوَفِّيَنَّهُمْ رَبُّكَ أَعْمَٰلَهُمْ إِنَّهُۥ بِمَا يَعْمَلُونَ خَبِيرٌ
Şüphesiz Rabbin, herkese yaptıklarının karşılığını tam olarak verecektir. Şüphesiz O, yaptıklarından haberdardır.
فَٱسْتَقِمْ كَمَآ أُمِرْتَ وَمَن تَابَ مَعَكَ وَلَا تَطْغَوْا۟ إِنَّهُۥ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
Öyleyse emrolunduğun gibi dosdoğru ol; seninle birlikte yönelenler de. Taşkınlık etmeyin; şüphesiz O, yaptıklarınızı görendir.
وَلَا تَرْكَنُوٓا۟ إِلَى ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ فَتَمَسَّكُمُ ٱلنَّارُ وَمَا لَكُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ مِنْ أَوْلِيَآءَ ثُمَّ لَا تُنصَرُونَ
Zulmedenlere meyletmeyin; yoksa size ateş dokunur. Sizin için Allah'tan başka dostlar yoktur ve sonra yardım da görmezsiniz.
وَأَقِمِ ٱلصَّلَوٰةَ طَرَفَىِ ٱلنَّهَارِ وَزُلَفًا مِّنَ ٱلَّيْلِ إِنَّ ٱلْحَسَنَٰتِ يُذْهِبْنَ ٱلسَّيِّـَٔاتِ ذَٰلِكَ ذِكْرَىٰ لِلذَّٰكِرِينَ
Gündüzün iki ucunda ve gecenin yakın saatlerinde namazı kıl. Şüphesiz iyilikler kötülükleri giderir. Bu, öğüt alanlar için bir öğüttür.
وَٱصْبِرْ فَإِنَّ ٱللَّهَ لَا يُضِيعُ أَجْرَ ٱلْمُحْسِنِينَ
Sabret; şüphesiz Allah, iyilik yapanların karşılığını boşa çıkarmaz.
فَلَوْلَا كَانَ مِنَ ٱلْقُرُونِ مِن قَبْلِكُمْ أُو۟لُوا۟ بَقِيَّةٍ يَنْهَوْنَ عَنِ ٱلْفَسَادِ فِى ٱلْأَرْضِ إِلَّا قَلِيلًا مِّمَّنْ أَنجَيْنَا مِنْهُمْ وَٱتَّبَعَ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ مَآ أُتْرِفُوا۟ فِيهِ وَكَانُوا۟ مُجْرِمِينَ
Sizden önceki nesiller içinde, yeryüzünde bozgunculuğu engelleyen akıl sahipleri bulunmalı değil miydi? İçlerinden kurtardığımız az kimseler dışında. Zulmedenler ise, kendilerine verilen refahın ardına düştüler ve suçlular oldular.
وَمَا كَانَ رَبُّكَ لِيُهْلِكَ ٱلْقُرَىٰ بِظُلْمٍ وَأَهْلُهَا مُصْلِحُونَ
Rabbin, halkı düzeltenler olduğu hâlde beldeleri haksızca helak edecek değildi.
وَلَوْ شَآءَ رَبُّكَ لَجَعَلَ ٱلنَّاسَ أُمَّةً وَٰحِدَةً وَلَا يَزَالُونَ مُخْتَلِفِينَ
Rabbin dileseydi, insanları tek bir ümmet yapardı; oysa ayrılığa düşmeye devam ederler.
إِلَّا مَن رَّحِمَ رَبُّكَ وَلِذَٰلِكَ خَلَقَهُمْ وَتَمَّتْ كَلِمَةُ رَبِّكَ لَأَمْلَأَنَّ جَهَنَّمَ مِنَ ٱلْجِنَّةِ وَٱلنَّاسِ أَجْمَعِينَ
Rabbinin merhamet ettikleri başka. Onları bunun için yarattı. Rabbinin şu sözü tamamlandı: "Cehennemi, insanlardan ve cinlerden topluca dolduracağım."
وَكُلًّا نَّقُصُّ عَلَيْكَ مِنْ أَنۢبَآءِ ٱلرُّسُلِ مَا نُثَبِّتُ بِهِۦ فُؤَادَكَ وَجَآءَكَ فِى هَٰذِهِ ٱلْحَقُّ وَمَوْعِظَةٌ وَذِكْرَىٰ لِلْمُؤْمِنِينَ
Elçilerin haberlerinden, kalbini sağlamlaştıracak olan her şeyi sana anlatıyoruz. Bunda sana gerçek, müminlere de bir öğüt ve hatırlatma geldi.
وَقُل لِّلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ ٱعْمَلُوا۟ عَلَىٰ مَكَانَتِكُمْ إِنَّا عَٰمِلُونَ
İman etmeyenlere de ki: Elinizden geleni yapın; biz de yapıyoruz.
وَٱنتَظِرُوٓا۟ إِنَّا مُنتَظِرُونَ
Bekleyin; biz de bekliyoruz.
وَلِلَّهِ غَيْبُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَإِلَيْهِ يُرْجَعُ ٱلْأَمْرُ كُلُّهُۥ فَٱعْبُدْهُ وَتَوَكَّلْ عَلَيْهِ وَمَا رَبُّكَ بِغَٰفِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ
Göklerin ve yerin gaybı Allah'a aittir ve bütün işler O'na döndürülür. Öyleyse O'na kulluk et ve O'na tevekkül et. Rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir.
Arapça Kur’an metni Tanzil Project tarafından hazırlanmıştır (Uthmani imlası, sürüm 1.1). Lisans: Creative Commons Attribution 3.0 —tanzil.net
Rızkın güvencesi
6. ayet, bu sitedeki rızık sayfalarının dayandığı ayetlerden biridir: "Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah'a ait olmasın."
Kapsamı dikkat çekicidir: ayet insandan değil, "dâbbe"den — yeryüzünde hareket eden her canlıdan söz eder. Güvence insana özel bir ayrıcalık olarak değil, canlı olmanın bir sonucu olarak verilir.
Ayetin devamı da anlamlıdır: canlının durduğu yer ile emanet bırakıldığı yerin bilindiği söylenir. Yani bilgi, güvenceyle birlikte gelir.
Bu ayet çalışmamayı değil, endişeyi karşılar. Sitedeki rızık sayfalarında tutulan çizgi budur: rızkın güvencesi vardır, sebeplere sarılma yükümlülüğü kalkmaz.
İstiğfar üç kez tekrarlanır
Aynı kalıp surede üç ayrı elçinin ağzından tekrarlanır: 3. ayette, 52. ayette ve 90. ayette. Kalıp her seferinde aynıdır — önce bağışlanma dilemek, sonra yönelmek.
52. ayet buna bir sonuç ekler: gökten bol yağmur ve güce güç. Bu, istiğfar ile bolluk arasında sitede kurulan bağın Kur'an'daki karşılığıdır ve Nûh 10-12 ile aynı yapıyı taşır.
Burada bir sınır çizmek gerekir: ayet bir topluluğa hitap eder ve genel bir yönelişten söz eder. Belirli sayıda tekrarın belirli bir maddi sonucu getireceğine dair bir ifade ne bu ayette ne de benzerlerinde bulunur.
90. ayet aynı çağrıyı bitirirken Allah'ı "çok merhametli, çok seven" diye niteler.
Kabul edilmeyen bir dua
45-47. ayetler, dua konusunda Kur'an'daki en açık örneklerden biridir ve çoğu zaman anılmaz.
Hz. Nûh oğlu için ister. İsteği yerine getirilmez; üstelik kendisine "bilgin olmayan bir şeyi benden isteme" denir. O da isteğini geri alır ve bağışlanma diler.
Bu sahne, bu sitedeki bütün dua sayfalarının arka planında duran bir düzeltmedir: bir duanın kabul edilmemesi, duanın eksikliğine ya da duayı edenin değersizliğine delil değildir. Bir peygamberin isteği de geri çevrilebilmektedir.
47. ayetteki karşılık da öğreticidir: itiraz değil, sığınma.
Dosdoğru olma emri
112. ayet kısa bir emirdir: "Emrolunduğun gibi dosdoğru ol."
İki kaydı vardır. Birincisi "emrolunduğun gibi" — ölçü kişinin kendi tasarrufu değildir. İkincisi "taşkınlık etmeyin" — istikametin sınırı aşmakla değil, ölçüde durmakla kurulduğu bildirilir.
Bu ayet için Tirmizî'de, Hz. Peygamber'in "Hûd suresi ve benzerleri beni ihtiyarlattı" dediği rivayet edilir. Rivayet klasik kaynaklarda yer alır; hangi ayetin kastedildiği ve senedi üzerinde farklı değerlendirmeler bulunur. Yaygınlığı ile sabit olması ayrı şeylerdir.
114. ayet ise ardından gelir: "iyilikler kötülükleri giderir." Bu ayetin iniş sebebi olarak aktarılan olay Buhârî ve Müslim'de yer alır.
Sık sorulan sorular
Hûd 6 çalışmamayı mı söyler?
Hayır. Ayet rızkın güvencesini bildirir, sebeplere sarılma yükümlülüğünü kaldırmaz. Kapsamı da insana özel değildir; yeryüzündeki her canlıyı içine alır.
"Hûd suresi beni ihtiyarlattı" sözü sahih midir?
Rivayet Tirmizî'de yer alır ve klasik kaynaklarda anılır; senedi ve hangi ayetin kastedildiği üzerinde farklı değerlendirmeler vardır. Buhârî ve Müslim'de bulunmaz.
Kaynaklar
- Kur’anHûd 11:1-123 — Surenin metni
- Sahih hadisBuhârî, Mevâkît 4; Müslim, Tevbe 39 — 114. ayetin iniş sebebi olarak aktarılan olay
- Klasik kaynakTirmizî, Tefsîru'l-Kur'ân 56 — "Hûd suresi beni ihtiyarlattı" rivayeti; seneddeki değerlendirme farkları için bk. bölüm
- Kur’anNûh 71:10-12 — İstiğfar ile bolluk arasındaki aynı yapı
Son güncelleme: