Namaz ile İlgili Hadisler
Buhârî'nin namaz kitabındaki rivayetler çoğu zaman bir kural değil bir sahne aktarır: tek elbiseyle kılınan namaz, dikkati dağıtan bir nakış, namazın ortasında değişen kıble, kerpiçten örülmüş bir mescid. Aşağıdaki 55 hadis o sahneleri Arapça metni ve bu sitenin kendi Türkçe anlamıyla verir. Namazın kılınış biçimine dair hüküm bu sayfanın konusu değildir.
Hadisler
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ صَالِحِ بْنِ كَيْسَانَ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ عَائِشَةَ أُمِّ الْمُؤْمِنِينَ، قَالَتْ فَرَضَ اللَّهُ الصَّلاَةَ حِينَ فَرَضَهَا رَكْعَتَيْنِ رَكْعَتَيْنِ فِي الْحَضَرِ وَالسَّفَرِ، فَأُقِرَّتْ صَلاَةُ السَّفَرِ، وَزِيدَ فِي صَلاَةِ الْحَضَرِ .
Allah namazı farz kıldığında onu hem yerleşik hâlde hem yolculukta ikişer rekât olarak farz kıldı. Sonra yolculuk namazı olduğu gibi bırakıldı, yerleşik hâldeki namaza ise ilâve yapıldı.
Rivayet namazın nasıl kılınacağını değil, farz kılınışının seyrini anlatır. Yolculukta namazın hükmü fıkıh kaynaklarının konusudur ve bu sayfanın dışındadır.
Sahih hadisBuhârî, Salât 1
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، قَالَ بَيْنَا النَّاسُ بِقُبَاءٍ فِي صَلاَةِ الصُّبْحِ إِذْ جَاءَهُمْ آتٍ فَقَالَ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَدْ أُنْزِلَ عَلَيْهِ اللَّيْلَةَ قُرْآنٌ، وَقَدْ أُمِرَ أَنْ يَسْتَقْبِلَ الْكَعْبَةَ فَاسْتَقْبِلُوهَا، وَكَانَتْ وُجُوهُهُمْ إِلَى الشَّأْمِ، فَاسْتَدَارُوا إِلَى الْكَعْبَةِ.
İnsanlar Kubâ'da sabah namazındayken biri gelip şöyle dedi: "Bu gece Allah'ın Resulü'ne Kur'an indirildi; Kâbe'ye yönelmesi emredildi, siz de ona yönelin." Yüzleri Şam tarafındaydı; oldukları yerde dönüp Kâbe'ye yöneldiler.
Haber namazın ortasında ulaşmış ve cemaat, namazı kesmeden bulunduğu yerde yön değiştirmiştir.
Sahih hadisBuhârî, Salât 32
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ سَيْفٍ، قَالَ سَمِعْتُ مُجَاهِدًا، قَالَ أُتِيَ ابْنُ عُمَرَ فَقِيلَ لَهُ هَذَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم دَخَلَ الْكَعْبَةَ. فَقَالَ ابْنُ عُمَرَ فَأَقْبَلْتُ وَالنَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم قَدْ خَرَجَ، وَأَجِدُ بِلاَلاً قَائِمًا بَيْنَ الْبَابَيْنِ، فَسَأَلْتُ بِلاَلاً فَقُلْتُ أَصَلَّى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فِي الْكَعْبَةِ قَالَ نَعَمْ رَكْعَتَيْنِ بَيْنَ السَّارِيَتَيْنِ اللَّتَيْنِ عَلَى يَسَارِهِ إِذَا دَخَلْتَ، ثُمَّ خَرَجَ فَصَلَّى فِي وَجْهِ الْكَعْبَةِ رَكْعَتَيْنِ.
İbn Ömer'e gelinip "İşte Allah'ın Resulü Kâbe'ye girdi" denildi. İbn Ömer der ki: Vardığımda Peygamber çıkmıştı; Bilâl'i iki kapı arasında ayakta buldum. Bilâl'e, "Peygamber Kâbe'nin içinde namaz kıldı mı?" diye sordum. "Evet, girdiğinde solunda kalan iki direğin arasında iki rekât kıldı; sonra çıkıp Kâbe'nin önünde iki rekât daha kıldı" dedi.
Bilâl içeride namaz kılındığını söylüyor. Bir sonraki rivayette İbn Abbâs'ın naklettiği başkadır; Buhârî ikisini aynı bâbda yan yana koymuştur.
Sahih hadisBuhârî, Salât 30
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ نَصْرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، عَنْ عَطَاءٍ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ، قَالَ لَمَّا دَخَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم الْبَيْتَ دَعَا فِي نَوَاحِيهِ كُلِّهَا، وَلَمْ يُصَلِّ حَتَّى خَرَجَ مِنْهُ، فَلَمَّا خَرَجَ رَكَعَ رَكْعَتَيْنِ فِي قُبُلِ الْكَعْبَةِ وَقَالَ هَذِهِ الْقِبْلَةُ .
Peygamber Beytullah'a girdiğinde her köşesinde dua etti, çıkıncaya kadar namaz kılmadı. Çıkınca Kâbe'nin önünde iki rekât kıldı ve "Kıble işte budur" buyurdu.
İki rivayet aynı olayın iki ayrı görgü kaydıdır ve birbirini tutmaz. Külliyat bu farkı silmez, ikisini birden taşır; bu sayfa da öyle yapar.
Sahih hadisBuhârî, Salât 30
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَبَّاسٍ، قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ الْمَهْدِيِّ، قَالَ حَدَّثَنَا مَنْصُورُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ مَيْمُونِ بْنِ سِيَاهٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَنْ صَلَّى صَلاَتَنَا، وَاسْتَقْبَلَ قِبْلَتَنَا، وَأَكَلَ ذَبِيحَتَنَا، فَذَلِكَ الْمُسْلِمُ الَّذِي لَهُ ذِمَّةُ اللَّهِ وَذِمَّةُ رَسُولِهِ، فَلاَ تُخْفِرُوا اللَّهَ فِي ذِمَّتِهِ .
Kim bizim namazımızı kılar, bizim kıblemize yönelir ve bizim kestiğimizden yerse, işte o, Allah'ın ve Resulü'nün güvencesi altındaki müslümandır. Öyleyse Allah'ın verdiği güvenceyi çiğnemeyin.
Ölçü dış davranıştır; cümlenin ağırlığı ise sonda toplanır — asıl istenen, bu güvencenin bozulmamasıdır.
Sahih hadisBuhârî, Salât 28
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، قَالَ حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم صَلَّى فِي خَمِيصَةٍ لَهَا أَعْلاَمٌ، فَنَظَرَ إِلَى أَعْلاَمِهَا نَظْرَةً، فَلَمَّا انْصَرَفَ قَالَ " اذْهَبُوا بِخَمِيصَتِي هَذِهِ إِلَى أَبِي جَهْمٍ وَائْتُونِي بِأَنْبِجَانِيَّةِ أَبِي جَهْمٍ، فَإِنَّهَا أَلْهَتْنِي آنِفًا عَنْ صَلاَتِي ". وَقَالَ هِشَامُ بْنُ عُرْوَةَ عَنْ أَبِيهِ عَنْ عَائِشَةَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " كُنْتُ أَنْظُرُ إِلَى عَلَمِهَا وَأَنَا فِي الصَّلاَةِ فَأَخَافُ أَنْ تَفْتِنَنِي ".
Peygamber, üzerinde nakışlar bulunan bir hırkayla namaz kıldı ve namazda bir kere nakışlara baktı. Namazdan çıkınca, "Şu hırkamı Ebû Cehm'e götürün, bana onun nakışsız abasını getirin; çünkü demin beni namazımdan alıkoydu" buyurdu. Başka bir nakilde şöyle dediği aktarılır: "Namazdayken nakışına bakıyordum; aklımı çelmesinden korktum."
Çözüm iç dünyaya değil eşyaya yöneliktir: dikkati dağıtan şey elden çıkarılmış.
Sahih hadisBuhârî, Salât 14
حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَمْرٍو، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ صُهَيْبٍ، عَنْ أَنَسٍ، كَانَ قِرَامٌ لِعَائِشَةَ سَتَرَتْ بِهِ جَانِبَ بَيْتِهَا فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَمِيطِي عَنَّا قِرَامَكِ هَذَا، فَإِنَّهُ لاَ تَزَالُ تَصَاوِيرُهُ تَعْرِضُ فِي صَلاَتِي .
Âişe'nin nakışlı bir perdesi vardı; onunla evinin bir yanını örtmüştü. Peygamber, "Şu perdeni kaldır; çünkü üzerindeki şekiller namazımda gözümün önüne gelip duruyor" buyurdu.
Bir önceki rivayetle aynı mesele, bu kez giysi değil mekân. İkisinde de yapılan şey aynı: dikkati dağıtan şey ortadan kaldırılıyor.
Sahih hadisBuhârî, Salât 15
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، قَالَ حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ حُمَيْدٍ، عَنْ أَنَسٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم رَأَى نُخَامَةً فِي الْقِبْلَةِ، فَشَقَّ ذَلِكَ عَلَيْهِ حَتَّى رُئِيَ فِي وَجْهِهِ، فَقَامَ فَحَكَّهُ بِيَدِهِ فَقَالَ " إِنَّ أَحَدَكُمْ إِذَا قَامَ فِي صَلاَتِهِ، فَإِنَّهُ يُنَاجِي رَبَّهُ ـ أَوْ إِنَّ رَبَّهُ بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْقِبْلَةِ ـ فَلاَ يَبْزُقَنَّ أَحَدُكُمْ قِبَلَ قِبْلَتِهِ، وَلَكِنْ عَنْ يَسَارِهِ، أَوْ تَحْتَ قَدَمَيْهِ ". ثُمَّ أَخَذَ طَرَفَ رِدَائِهِ فَبَصَقَ فِيهِ، ثُمَّ رَدَّ بَعْضَهُ عَلَى بَعْضٍ، فَقَالَ " أَوْ يَفْعَلْ هَكَذَا ".
Peygamber kıble tarafında bir balgam gördü; bu ona öyle ağır geldi ki yüzünden okundu. Kalkıp onu eliyle kazıdı ve şöyle buyurdu: "Biriniz namaza durduğunda Rabbiyle konuşur" — yahut: "Rabbi onunla kıblesi arasındadır. Öyleyse hiçbiriniz kıblesine doğru tükürmesin; soluna ya da ayaklarının altına tükürsün." Sonra ridâsının ucunu alıp içine tükürdü, kumaşın bir kısmını diğerine katladı ve "Yahut böyle yapsın" buyurdu.
Uyarının gerekçesi temizlik değil, namazın ne olduğu: "Rabbiyle konuşur." Cümlenin iki biçimi de metinde durur; râvi hangisini işittiğinden emin değildir ve bu tereddüt silinmemiştir.
Sahih hadisBuhârî, Salât 33
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ،. أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم رَأَى بُصَاقًا فِي جِدَارِ الْقِبْلَةِ فَحَكَّهُ، ثُمَّ أَقْبَلَ عَلَى النَّاسِ فَقَالَ إِذَا كَانَ أَحَدُكُمْ يُصَلِّي، فَلاَ يَبْصُقْ قِبَلَ وَجْهِهِ، فَإِنَّ اللَّهَ قِبَلَ وَجْهِهِ إِذَا صَلَّى .
Allah'ın Resulü kıble duvarında bir tükürük gördü ve kazıdı. Sonra insanlara dönüp, "Biriniz namaz kılarken yüzünün önüne tükürmesin; çünkü namaz kıldığında Allah onun yüzünün önündedir" buyurdu.
Aynı olay birkaç sahâbîden birbirinden farklı sözlerle nakledilmiştir; Buhârî bu bâbda onları arka arkaya sıralar.
Sahih hadisBuhârî, Salât 33
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ نَصْرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنْ هَمَّامٍ، سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ إِذَا قَامَ أَحَدُكُمْ إِلَى الصَّلاَةِ فَلاَ يَبْصُقْ أَمَامَهُ، فَإِنَّمَا يُنَاجِي اللَّهَ مَا دَامَ فِي مُصَلاَّهُ، وَلاَ عَنْ يَمِينِهِ، فَإِنَّ عَنْ يَمِينِهِ مَلَكًا، وَلْيَبْصُقْ عَنْ يَسَارِهِ أَوْ تَحْتَ قَدَمِهِ، فَيَدْفِنُهَا .
Biriniz namaza durduğunda önüne tükürmesin; çünkü namaz kıldığı yerde bulunduğu sürece Allah'a niyaz etmektedir. Sağına da tükürmesin; çünkü sağında bir melek vardır. Soluna ya da ayağının altına tükürsün ve üstünü örtsün.
Aynı uyarının bu biçimi iki gerekçe daha ekler: sağdaki melek ve tükürüğün gömülmesi.
Sahih hadisBuhârî, Salât 38
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ هَلْ تَرَوْنَ قِبْلَتِي هَا هُنَا فَوَاللَّهِ مَا يَخْفَى عَلَىَّ خُشُوعُكُمْ وَلاَ رُكُوعُكُمْ، إِنِّي لأَرَاكُمْ مِنْ وَرَاءِ ظَهْرِي .
Kıblemi şurada mı sanıyorsunuz? Allah'a yemin olsun ki ne huşûunuz bana gizli kalır ne de rükûunuz; ben sizi sırtımın arkasından da görürüm.
Sözün bağlamı, imamın cemaate namazı tam kılmalarını hatırlatmasıdır. Sayılan iki şeyden birinin huşû olması dikkate değer: görülmeyen şey de sayılıyor.
Sahih hadisBuhârî, Salât 40
أَخْبَرَنَا الصَّلْتُ بْنُ مُحَمَّدٍ، أَخْبَرَنَا مَهْدِيٌّ، عَنْ وَاصِلٍ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ حُذَيْفَةَ، رَأَى رَجُلاً لاَ يُتِمُّ رُكُوعَهُ وَلاَ سُجُودَهُ، فَلَمَّا قَضَى صَلاَتَهُ قَالَ لَهُ حُذَيْفَةُ مَا صَلَّيْتَ ـ قَالَ وَأَحْسِبُهُ قَالَ ـ لَوْ مُتَّ مُتَّ عَلَى غَيْرِ سُنَّةِ مُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم.
Huzeyfe, rükûunu da secdesini de tam yapmayan bir adam gördü. Adam namazını bitirince Huzeyfe ona, "Sen namaz kılmadın" dedi. Râvi, Huzeyfe'nin şunu da söylediğini sanıyor: "Bu hâlde ölseydin, Muhammed'in sünneti üzere ölmemiş olurdun."
Söz Peygamber'in değil, sahâbî Huzeyfe'nindir; üstelik râvi ikinci cümleden emin olmadığını metnin içinde belirtir. Bu sayfa sözü olduğu gibi aktarır, ondan bir hüküm çıkarmaz.
Sahih hadisBuhârî, Salât 26
حَدَّثَنَا عُثْمَانُ، قَالَ حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَلْقَمَةَ، قَالَ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ صَلَّى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ إِبْرَاهِيمُ لاَ أَدْرِي زَادَ أَوْ نَقَصَ ـ فَلَمَّا سَلَّمَ قِيلَ لَهُ يَا رَسُولَ اللَّهِ، أَحَدَثَ فِي الصَّلاَةِ شَىْءٌ قَالَ " وَمَا ذَاكَ ". قَالُوا صَلَّيْتَ كَذَا وَكَذَا. فَثَنَى رِجْلَيْهِ وَاسْتَقْبَلَ الْقِبْلَةَ، وَسَجَدَ سَجْدَتَيْنِ ثُمَّ سَلَّمَ، فَلَمَّا أَقْبَلَ عَلَيْنَا بِوَجْهِهِ قَالَ " إِنَّهُ لَوْ حَدَثَ فِي الصَّلاَةِ شَىْءٌ لَنَبَّأْتُكُمْ بِهِ، وَلَكِنْ إِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ، أَنْسَى كَمَا تَنْسَوْنَ، فَإِذَا نَسِيتُ فَذَكِّرُونِي، وَإِذَا شَكَّ أَحَدُكُمْ فِي صَلاَتِهِ فَلْيَتَحَرَّى الصَّوَابَ، فَلْيُتِمَّ عَلَيْهِ ثُمَّ يُسَلِّمْ، ثُمَّ يَسْجُدْ سَجْدَتَيْنِ ".
Peygamber namaz kıldı — râvi İbrâhim, fazla mı yaptı eksik mi bilmediğini söyler. Selam verince ona, "Ey Allah'ın Resulü, namazda yeni bir şey mi oldu?" denildi. "Nedir o?" dedi. "Şöyle şöyle kıldın" dediler. Bunun üzerine ayaklarını büküp kıbleye döndü, iki secde yaptı, sonra selam verdi. Yüzünü bize çevirince şöyle dedi: "Namazda yeni bir şey olsaydı size haber verirdim. Ne var ki ben de sizin gibi bir insanım; siz nasıl unutuyorsanız ben de unuturum. Unuttuğumda bana hatırlatın. Biriniz namazında şüpheye düşerse doğru olanı araştırsın, onun üzerine tamamlasın, sonra selam versin, sonra iki secde yapsın."
Cümlenin iki yarısı birlikte durur: unutma açıkça kabul ediliyor ve hatırlatma görevi cemaate veriliyor.
Sahih hadisBuhârî, Salât 31
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ شُعْبَةَ، عَنِ الْحَكَمِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَلْقَمَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ صَلَّى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم الظُّهْرَ خَمْسًا فَقَالُوا أَزِيدَ فِي الصَّلاَةِ قَالَ وَمَا ذَاكَ . قَالُوا صَلَّيْتَ خَمْسًا. فَثَنَى رِجْلَيْهِ وَسَجَدَ سَجْدَتَيْنِ.
Peygamber öğle namazını beş rekât kıldı. "Namaza ilâve mi yapıldı?" dediler. "Nedir o?" dedi. "Beş kıldın" dediler. Bunun üzerine ayaklarını büküp iki secde yaptı.
Bir önceki rivayetin kapalı bıraktığı "şöyle şöyle kıldın" burada sayıyla veriliyor.
Sahih hadisBuhârî, Salât 32
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحِيمِ، قَالَ حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، قَالَ أَخْبَرَنَا حُمَيْدٌ الطَّوِيلُ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم سَقَطَ عَنْ فَرَسِهِ، فَجُحِشَتْ سَاقُهُ أَوْ كَتِفُهُ، وَآلَى مِنْ نِسَائِهِ شَهْرًا، فَجَلَسَ فِي مَشْرُبَةٍ لَهُ، دَرَجَتُهَا مِنْ جُذُوعٍ، فَأَتَاهُ أَصْحَابُهُ يَعُودُونَهُ، فَصَلَّى بِهِمْ جَالِسًا، وَهُمْ قِيَامٌ فَلَمَّا سَلَّمَ قَالَ " إِنَّمَا جُعِلَ الإِمَامُ لِيُؤْتَمَّ بِهِ، فَإِذَا كَبَّرَ فَكَبِّرُوا، وَإِذَا رَكَعَ فَارْكَعُوا، وَإِذَا سَجَدَ فَاسْجُدُوا، وَإِنْ صَلَّى قَائِمًا فَصَلُّوا قِيَامًا ". وَنَزَلَ لِتِسْعٍ وَعِشْرِينَ فَقَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّكَ آلَيْتَ شَهْرًا فَقَالَ " إِنَّ الشَّهْرَ تِسْعٌ وَعِشْرُونَ ".
Allah'ın Resulü atından düştü; bacağı — ya da omuzu — sıyrıldı. Eşlerinden bir ay uzak duracağına yemin etti ve merdiveni hurma kütüklerinden olan bir üst odaya çekildi. Ashabı ziyaretine geldi; onlara oturarak namaz kıldırdı, onlar ise ayaktaydı. Selam verince, "İmam, kendisine uyulsun diye öne geçirilir: o tekbir alınca siz de alın, rükûa varınca varın, secdeye varınca varın; ayakta kılarsa siz de ayakta kılın" buyurdu. Yirmi dokuz gün sonra indi. "Ey Allah'ın Resulü, bir ay demiştin" dediler. "Ay yirmi dokuz gündür" buyurdu.
Rivayet cemaatin imama uymasını anlatır; hangi durumda nasıl kılınacağına dair ayrıntı fıkıh kaynaklarının konusudur. Son cümle ayrı bir bilgidir: kamerî ay yirmi dokuz gün de çeker.
Sahih hadisBuhârî, Salât 18
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ سَائِلاً، سَأَلَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنِ الصَّلاَةِ فِي ثَوْبٍ وَاحِدٍ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَوَلِكُلِّكُمْ ثَوْبَانِ .
Biri Allah'ın Resulü'ne tek elbiseyle namaz kılmayı sordu. O da "Hepinizin iki elbisesi var mı ki?" diye karşılık verdi.
Soruya bir kuralla değil, soranın hâlini hatırlatan bir soruyla karşılık verilmiş.
Sahih hadisBuhârî, Salât 4
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، قَالَ حَدَّثَنَا عَاصِمُ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالَ حَدَّثَنِي وَاقِدُ بْنُ مُحَمَّدٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ الْمُنْكَدِرِ، قَالَ صَلَّى جَابِرٌ فِي إِزَارٍ قَدْ عَقَدَهُ مِنْ قِبَلِ قَفَاهُ، وَثِيَابُهُ مَوْضُوعَةٌ عَلَى الْمِشْجَبِ قَالَ لَهُ قَائِلٌ تُصَلِّي فِي إِزَارٍ وَاحِدٍ فَقَالَ إِنَّمَا صَنَعْتُ ذَلِكَ لِيَرَانِي أَحْمَقُ مِثْلُكَ، وَأَيُّنَا كَانَ لَهُ ثَوْبَانِ عَلَى عَهْدِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم
Câbir, ensesinden düğümlediği tek bir peştemalle namaz kıldı; elbiseleri ise askıda duruyordu. Biri ona, "Tek peştemalle mi namaz kılıyorsun?" dedi. Câbir, "Bunu senin gibi ahmak biri beni görsün diye yaptım. Peygamber'in zamanında hangimizin iki elbisesi vardı ki?" dedi.
Söz Peygamber'in değil, sahâbî Câbir'indir. Cevabın sertliği sorunun hatırlattığı şeye aittir: o yıllarda iki elbise sahibi olmak istisnaydı.
Sahih hadisBuhârî, Salât 3
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ صَالِحٍ، قَالَ حَدَّثَنَا فُلَيْحُ بْنُ سُلَيْمَانَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْحَارِثِ، قَالَ سَأَلْنَا جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ عَنِ الصَّلاَةِ، فِي الثَّوْبِ الْوَاحِدِ فَقَالَ خَرَجْتُ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي بَعْضِ أَسْفَارِهِ، فَجِئْتُ لَيْلَةً لِبَعْضِ أَمْرِي، فَوَجَدْتُهُ يُصَلِّي وَعَلَىَّ ثَوْبٌ وَاحِدٌ، فَاشْتَمَلْتُ بِهِ وَصَلَّيْتُ إِلَى جَانِبِهِ، فَلَمَّا انْصَرَفَ قَالَ " مَا السُّرَى يَا جَابِرُ ". فَأَخْبَرْتُهُ بِحَاجَتِي، فَلَمَّا فَرَغْتُ قَالَ " مَا هَذَا الاِشْتِمَالُ الَّذِي رَأَيْتُ ". قُلْتُ كَانَ ثَوْبٌ. يَعْنِي ضَاقَ. قَالَ " فَإِنْ كَانَ وَاسِعًا فَالْتَحِفْ بِهِ، وَإِنْ كَانَ ضَيِّقًا فَاتَّزِرْ بِهِ ".
Peygamber'le bir yolculuğa çıkmıştım. Bir gece bir ihtiyacım için yanına geldim; onu namaz kılarken buldum. Üzerimde tek bir elbise vardı; ona bürünüp yanında namaz kıldım. Namazı bitirince, "Gece yolculuğun ne, ey Câbir?" dedi. İhtiyacımı anlattım. Ben bitirince, "Gördüğüm şu bürünme neydi?" dedi. "Tek elbise vardı" dedim; yani dardı. "Genişse ona bürün, darsa beline dola" buyurdu.
Sıra dikkate değer: önce niçin geldiği soruluyor, giysi meselesi ancak ihtiyaç konuşulduktan sonra açılıyor.
Sahih hadisBuhârî, Salât 6
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ سُفْيَانَ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو حَازِمٍ، عَنْ سَهْلٍ، قَالَ كَانَ رِجَالٌ يُصَلُّونَ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم عَاقِدِي أُزْرِهِمْ عَلَى أَعْنَاقِهِمْ كَهَيْئَةِ الصِّبْيَانِ، وَقَالَ لِلنِّسَاءِ لاَ تَرْفَعْنَ رُءُوسَكُنَّ حَتَّى يَسْتَوِيَ الرِّجَالُ جُلُوسًا.
Bazı adamlar, peştemallerini çocukların yaptığı gibi boyunlarına düğümlemiş hâlde Peygamber'le birlikte namaz kılarlardı. Kadınlara da, "Erkekler doğrulup oturuncaya kadar başlarınızı kaldırmayın" denildi.
İki cümle birbirine bağlıdır: giysiler o kadar kıttı ki secdeden kalkarken açılma ihtimali vardı. Metinde ikinci cümlenin söyleyeni açıkça belirtilmez.
Sahih hadisBuhârî, Salât 6
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى، قَالَ حَدَّثَنَا هِشَامٌ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ عُمَرَ بْنِ أَبِي سَلَمَةَ، أَنَّهُ رَأَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يُصَلِّي فِي ثَوْبٍ وَاحِدٍ فِي بَيْتِ أُمِّ سَلَمَةَ، قَدْ أَلْقَى طَرَفَيْهِ عَلَى عَاتِقَيْهِ.
Ömer b. Ebî Seleme, Peygamber'i Ümmü Seleme'nin evinde tek bir elbise içinde namaz kılarken gördü; elbisenin iki ucunu omuzlarına atmıştı.
Nakleden kişi o evde büyüyen bir çocuktur; gördüğü şey ayrıntısıyla hatırlanmış.
Sahih hadisBuhârî, Salât 4
حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " لاَ يُصَلِّي أَحَدُكُمْ فِي الثَّوْبِ الْوَاحِدِ، لَيْسَ عَلَى عَاتِقَيْهِ شَىْءٌ ".
Hiçbiriniz, omuzlarında hiçbir şey bulunmadan tek bir elbise içinde namaz kılmasın.
Sayfadaki Ömer b. Ebî Seleme rivayeti bunun görülmüş hâlidir: elbisenin iki ucu omuzlara atılmıştır. Biri söz, öteki görüntü. Sözün bağlayıcılığı ve örtünme ölçüsü fıkıh kaynaklarının konusudur; sayfa sözü olduğu gibi aktarır.
Sahih hadisBuhârî, Salât 5
حَدَّثَنَا مَطَرُ بْنُ الْفَضْلِ، قَالَ حَدَّثَنَا رَوْحٌ، قَالَ حَدَّثَنَا زَكَرِيَّاءُ بْنُ إِسْحَاقَ، حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ دِينَارٍ، قَالَ سَمِعْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، يُحَدِّثُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَنْقُلُ مَعَهُمُ الْحِجَارَةَ لِلْكَعْبَةِ وَعَلَيْهِ إِزَارُهُ. فَقَالَ لَهُ الْعَبَّاسُ عَمُّهُ يَا ابْنَ أَخِي، لَوْ حَلَلْتَ إِزَارَكَ فَجَعَلْتَ عَلَى مَنْكِبَيْكَ دُونَ الْحِجَارَةِ. قَالَ فَحَلَّهُ فَجَعَلَهُ عَلَى مَنْكِبَيْهِ، فَسَقَطَ مَغْشِيًّا عَلَيْهِ، فَمَا رُئِيَ بَعْدَ ذَلِكَ عُرْيَانًا صلى الله عليه وسلم.
Allah'ın Resulü, üzerinde peştemaliyle onlarla birlikte Kâbe için taş taşıyordu. Amcası Abbâs ona, "Yeğenim, peştemalini çözüp taşların altına, omuzlarına koysan" dedi. Câbir der ki: Peştemali çözüp omuzlarına koydu ve baygın düştü. Ondan sonra bir daha çıplak görülmedi.
Rivayet bir kural koymaz, bir huyu kaydeder: örtünme onda kendiliğindendir.
Sahih hadisBuhârî, Salât 8
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ يَزِيدَ، عَنْ أَبِي الْخَيْرِ، عَنْ عُقْبَةَ بْنِ عَامِرٍ، قَالَ أُهْدِيَ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَرُّوجُ حَرِيرٍ، فَلَبِسَهُ فَصَلَّى فِيهِ، ثُمَّ انْصَرَفَ فَنَزَعَهُ نَزْعًا شَدِيدًا كَالْكَارِهِ لَهُ وَقَالَ لاَ يَنْبَغِي هَذَا لِلْمُتَّقِينَ .
Peygamber'e ipekten, arkası yarık bir kaftan hediye edildi. Onu giyip içinde namaz kıldı. Namazdan çıkınca, sanki ondan hoşlanmamış gibi sert bir hareketle çıkardı ve "Bu, sakınanlara yakışmaz" buyurdu.
Reddedilen şey kumaşın kendisi değil, taşıdığı gösterişli hâldir. İpeğe dair fıkhî tartışma bu sayfanın konusu değildir.
Sahih hadisBuhârî, Salât 16
حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، هِشَامُ بْنُ عَبْدِ الْمَلِكِ قَالَ حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ الْمُفَضَّلِ، قَالَ حَدَّثَنِي غَالِبٌ الْقَطَّانُ، عَنْ بَكْرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ كُنَّا نُصَلِّي مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَيَضَعُ أَحَدُنَا طَرَفَ الثَّوْبِ مِنْ شِدَّةِ الْحَرِّ فِي مَكَانِ السُّجُودِ.
Peygamber'le birlikte namaz kılardık; sıcağın şiddetinden birimiz elbisesinin ucunu secde edeceği yere koyardı.
Zorluk ne gizlenmiş ne de yüceltilmiş; çözülmüş.
Sahih hadisBuhârî, Salât 23
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ جَدَّتَهُ، مُلَيْكَةَ دَعَتْ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِطَعَامٍ صَنَعَتْهُ لَهُ، فَأَكَلَ مِنْهُ ثُمَّ قَالَ قُومُوا فَلأُصَلِّ لَكُمْ . قَالَ أَنَسٌ فَقُمْتُ إِلَى حَصِيرٍ لَنَا قَدِ اسْوَدَّ مِنْ طُولِ مَا لُبِسَ، فَنَضَحْتُهُ بِمَاءٍ، فَقَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَصَفَفْتُ وَالْيَتِيمَ وَرَاءَهُ، وَالْعَجُوزُ مِنْ وَرَائِنَا، فَصَلَّى لَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم رَكْعَتَيْنِ ثُمَّ انْصَرَفَ.
Enes'in ninesi Müleyke, Allah'ın Resulü'nü kendisi için hazırladığı bir yemeğe çağırdı. O da yemekten yedi, sonra "Kalkın, size namaz kıldırayım" buyurdu. Enes der ki: Çok kullanmaktan kararmış bir hasırımızın yanına gittim ve üzerine su serptim. Allah'ın Resulü namaza durdu; ben ve yetim çocuk arkasında saf olduk, yaşlı kadın da arkamızdaydı. Bize iki rekât namaz kıldırdı, sonra ayrıldı.
Sahne bir evde geçiyor: eskimiş bir hasır, bir çocuk, bir yetim ve bir yaşlı kadın.
Sahih hadisBuhârî, Salât 20
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ أَبِي النَّضْرِ، مَوْلَى عُمَرَ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ عَنْ أَبِي سَلَمَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ عَائِشَةَ، زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهَا قَالَتْ كُنْتُ أَنَامُ بَيْنَ يَدَىْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَرِجْلاَىَ فِي قِبْلَتِهِ، فَإِذَا سَجَدَ غَمَزَنِي، فَقَبَضْتُ رِجْلَىَّ، فَإِذَا قَامَ بَسَطْتُهُمَا. قَالَتْ وَالْبُيُوتُ يَوْمَئِذٍ لَيْسَ فِيهَا مَصَابِيحُ.
Allah'ın Resulü'nün önünde uyurdum; ayaklarım onun kıble yönünde kalırdı. Secdeye varacağı zaman bana hafifçe dokunurdu, ben de ayaklarımı çekerdim; ayağa kalkınca yine uzatırdım. Âişe, "O günlerde evlerde kandil yoktu" der.
Son cümle sahneyi anlaşılır kılar: ev karanlıktı, yer dardı ve namaz bu şartların içinde kılındı.
Sahih hadisBuhârî, Salât 22
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، قَالَ أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ، أَنَّ عَائِشَةَ، قَالَتْ لَقَدْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُصَلِّي الْفَجْرَ، فَيَشْهَدُ مَعَهُ نِسَاءٌ مِنَ الْمُؤْمِنَاتِ مُتَلَفِّعَاتٍ فِي مُرُوطِهِنَّ ثُمَّ يَرْجِعْنَ إِلَى بُيُوتِهِنَّ مَا يَعْرِفُهُنَّ أَحَدٌ.
Allah'ın Resulü sabah namazını kılardı; mümin kadınlar da örtülerine bürünmüş hâlde onunla birlikte namazda bulunur, sonra kimse kendilerini tanımadan evlerine dönerlerdi.
Rivayetin kaydettiği şey açıktır: kadınlar sabah namazında cemaatteydi.
Sahih hadisBuhârî, Salât 13
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، قَالَ حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ مُحَمَّدٍ، عَنْ أُمِّ عَطِيَّةَ، قَالَتْ أُمِرْنَا أَنْ نُخْرِجَ، الْحُيَّضَ يَوْمَ الْعِيدَيْنِ وَذَوَاتِ الْخُدُورِ، فَيَشْهَدْنَ جَمَاعَةَ الْمُسْلِمِينَ وَدَعْوَتَهُمْ، وَيَعْتَزِلُ الْحُيَّضُ عَنْ مُصَلاَّهُنَّ. قَالَتِ امْرَأَةٌ يَا رَسُولَ اللَّهِ، إِحْدَانَا لَيْسَ لَهَا جِلْبَابٌ. قَالَ لِتُلْبِسْهَا صَاحِبَتُهَا مِنْ جِلْبَابِهَا .
Bize iki bayram günü âdetli kadınları ve evinden çıkmayan genç kızları da çıkarmamız emredildi; müslümanların topluluğunda ve dualarında bulunsunlar diye. Âdetli olanlar namaz kılınan yerden ayrı dururdu. Bir kadın, "Ey Allah'ın Resulü, birimizin örtüsü yok" dedi. O da "Arkadaşı kendi örtüsünden ona giydirsin" buyurdu.
Soru bir mazeret olarak sorulmuş, cevap mazereti ortadan kaldırmış: örtüsü olmayan evde kalmıyor, örtüsü olan paylaşıyor.
Sahih hadisBuhârî, Salât 2
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ أَبِي أُوَيْسٍ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ، عَنْ أَبِي النَّضْرِ، مَوْلَى عُمَرَ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ أَنَّ أَبَا مُرَّةَ، مَوْلَى أُمِّ هَانِئٍ بِنْتِ أَبِي طَالِبٍ أَخْبَرَهُ أَنَّهُ، سَمِعَ أُمَّ هَانِئٍ بِنْتَ أَبِي طَالِبٍ، تَقُولُ ذَهَبْتُ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَامَ الْفَتْحِ، فَوَجَدْتُهُ يَغْتَسِلُ، وَفَاطِمَةُ ابْنَتُهُ تَسْتُرُهُ قَالَتْ فَسَلَّمْتُ عَلَيْهِ فَقَالَ " مَنْ هَذِهِ ". فَقُلْتُ أَنَا أُمُّ هَانِئٍ بِنْتُ أَبِي طَالِبٍ. فَقَالَ " مَرْحَبًا بِأُمِّ هَانِئٍ ". فَلَمَّا فَرَغَ مِنْ غُسْلِهِ، قَامَ فَصَلَّى ثَمَانِيَ رَكَعَاتٍ، مُلْتَحِفًا فِي ثَوْبٍ وَاحِدٍ، فَلَمَّا انْصَرَفَ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ، زَعَمَ ابْنُ أُمِّي أَنَّهُ قَاتِلٌ رَجُلاً قَدْ أَجَرْتُهُ فُلاَنَ بْنَ هُبَيْرَةَ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " قَدْ أَجَرْنَا مَنْ أَجَرْتِ يَا أُمَّ هَانِئٍ ". قَالَتْ أُمُّ هَانِئٍ وَذَاكَ ضُحًى.
Fetih yılı Allah'ın Resulü'ne gittim; onu yıkanırken buldum, kızı Fâtıma da önünü örtüyordu. Selam verdim. "Kim o?" dedi. "Ben Ümmü Hânî bint Ebî Tâlib'im" dedim. "Hoş geldin ey Ümmü Hânî" dedi. Yıkanmasını bitirince kalkıp tek bir örtüye bürünmüş hâlde sekiz rekât namaz kıldı. Bitirince dedim ki: "Ey Allah'ın Resulü, anamın oğlu, benim eman verdiğim bir adamı — filan oğlu Hübeyre'yi — öldüreceğini söylüyor." "Senin eman verdiğine biz de eman verdik ey Ümmü Hânî" buyurdu. Ümmü Hânî, bunun kuşluk vakti olduğunu söyler.
Bir kadının verdiği eman tartışmaya açılmadan kabul edilmiş. Rivayet ayrıca namazın kuşluk vaktinde kılındığının kaydını tutar.
Sahih hadisBuhârî, Salât 4
حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ أَبِي الْمَوَالِي، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ الْمُنْكَدِرِ، قَالَ دَخَلْتُ عَلَى جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ وَهُوَ يُصَلِّي فِي ثَوْبٍ مُلْتَحِفًا بِهِ وَرِدَاؤُهُ مَوْضُوعٌ، فَلَمَّا انْصَرَفَ قُلْنَا يَا أَبَا عَبْدِ اللَّهِ تُصَلِّي وَرِدَاؤُكَ مَوْضُوعٌ قَالَ نَعَمْ، أَحْبَبْتُ أَنْ يَرَانِي الْجُهَّالُ مِثْلُكُمْ، رَأَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يُصَلِّي هَكَذَا.
Câbir b. Abdullah'ın yanına girdim; bir elbiseye bürünmüş namaz kılıyordu, ridâsı ise bir kenara konmuştu. Namazı bitirince, "Ey Ebû Abdillâh, ridân dururken mi namaz kılıyorsun?" dedik. "Evet" dedi, "sizin gibi cahillerin beni böyle görmesini istedim. Ben Peygamber'i böyle namaz kılarken gördüm."
Sayfadaki öteki Câbir rivayeti aynı karşılığı yoklukla gerekçelendirir; bu nakilde gerekçe gördüğü örnektir. İkisi birlikte okunmalıdır — biri neden mecbur kalındığını, öteki neden kusur sayılmadığını söyler.
Sahih hadisBuhârî, Salât 11
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَرْعَرَةَ، قَالَ حَدَّثَنِي عُمَرُ بْنُ أَبِي زَائِدَةَ، عَنْ عَوْنِ بْنِ أَبِي جُحَيْفَةَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي قُبَّةٍ حَمْرَاءَ مِنْ أَدَمٍ، وَرَأَيْتُ بِلاَلاً أَخَذَ وَضُوءَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَرَأَيْتُ النَّاسَ يَبْتَدِرُونَ ذَاكَ الْوَضُوءَ، فَمَنْ أَصَابَ مِنْهُ شَيْئًا تَمَسَّحَ بِهِ، وَمَنْ لَمْ يُصِبْ مِنْهُ شَيْئًا أَخَذَ مِنْ بَلَلِ يَدِ صَاحِبِهِ، ثُمَّ رَأَيْتُ بِلاَلاً أَخَذَ عَنَزَةً فَرَكَزَهَا، وَخَرَجَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فِي حُلَّةٍ حَمْرَاءَ مُشَمِّرًا، صَلَّى إِلَى الْعَنَزَةِ بِالنَّاسِ رَكْعَتَيْنِ، وَرَأَيْتُ النَّاسَ وَالدَّوَابَّ يَمُرُّونَ مِنْ بَيْنِ يَدَىِ الْعَنَزَةِ.
Allah'ın Resulü'nü deriden yapılmış kırmızı bir çadırın içinde gördüm. Bilâl'in onun abdest suyunu aldığını, insanların da o suya üşüştüğünü gördüm: ondan bir şey bulan onunla ıslandı, bulamayan arkadaşının elindeki ıslaklıktan aldı. Sonra Bilâl'in kısa bir mızrak alıp yere diktiğini gördüm. Peygamber kırmızı bir hulle içinde, eteğini toplamış olarak çıktı ve mızrağa doğru insanlara iki rekât kıldırdı. İnsanların ve hayvanların mızrağın ilerisinden geçip gittiğini gördüm.
Namaz açık arazide kılınıyor ve önüne dikilen kısa mızrak saf ile geçen yol arasındaki sınırı çiziyor. Rivayet bir ölçü koymaz, o günün görüntüsünü kaydeder.
Sahih hadisBuhârî, Salât 17
حَدَّثَنَا مُسْلِمٌ، قَالَ حَدَّثَنَا هِشَامٌ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ أَبِي كَثِيرٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ جَابِرٍ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُصَلِّي عَلَى رَاحِلَتِهِ حَيْثُ تَوَجَّهَتْ، فَإِذَا أَرَادَ الْفَرِيضَةَ نَزَلَ فَاسْتَقْبَلَ الْقِبْلَةَ.
Allah'ın Resulü bineği üzerinde, binek hangi yöne dönerse o yöne namaz kılardı. Farz namazı kılmak istediğinde ise iner ve kıbleye yönelirdi.
Tek cümlede iki hâl ayrılıyor: binek üzerindeki namazda yön bineğe bırakılmış, farzda yere inilmiştir. Bu ayrımdan çıkan fıkhî sonuçlar fıkıh kaynaklarının konusudur; sayfa rivayetin kaydettiği ayrımı olduğu gibi verir.
Sahih hadisBuhârî, Salât 31
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ صَالِحٍ، قَالَ حَدَّثَنَا فُلَيْحُ بْنُ سُلَيْمَانَ، عَنْ هِلاَلِ بْنِ عَلِيٍّ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ صَلَّى بِنَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم صَلاَةً ثُمَّ رَقِيَ الْمِنْبَرَ، فَقَالَ فِي الصَّلاَةِ وَفِي الرُّكُوعِ " إِنِّي لأَرَاكُمْ مِنْ وَرَائِي كَمَا أَرَاكُمْ ".
Peygamber bize bir namaz kıldırdı, sonra minbere çıktı ve namaz ile rükû hakkında şöyle buyurdu: "Ben sizi arkamdan da, tıpkı önümden gördüğüm gibi görüyorum."
Aynı söz sayfada bir kez daha, başka bir sahâbîden ve kıble anılarak geçer. Burada farklı olan iki şey var: söz namazın hemen ardından minberden söyleniyor ve görmenin ölçüsü "sizi gördüğüm gibi" diye veriliyor.
Sahih hadisBuhârî, Salât 40
وَقَالَ إِبْرَاهِيمُ عَنْ عَبْدِ الْعَزِيزِ بْنِ صُهَيْبٍ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أُتِيَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِمَالٍ مِنَ الْبَحْرَيْنِ فَقَالَ " انْثُرُوهُ فِي الْمَسْجِدِ ". وَكَانَ أَكْثَرَ مَالٍ أُتِيَ بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، فَخَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَى الصَّلاَةِ، وَلَمْ يَلْتَفِتْ إِلَيْهِ، فَلَمَّا قَضَى الصَّلاَةَ جَاءَ فَجَلَسَ إِلَيْهِ، فَمَا كَانَ يَرَى أَحَدًا إِلاَّ أَعْطَاهُ، إِذْ جَاءَهُ الْعَبَّاسُ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، أَعْطِنِي فَإِنِّي فَادَيْتُ نَفْسِي وَفَادَيْتُ عَقِيلاً، فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " خُذْ ". فَحَثَا فِي ثَوْبِهِ، ثُمَّ ذَهَبَ يُقِلُّهُ فَلَمْ يَسْتَطِعْ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، أُؤْمُرْ بَعْضَهُمْ يَرْفَعُهُ إِلَىَّ. قَالَ " لاَ ". قَالَ فَارْفَعْهُ أَنْتَ عَلَىَّ. قَالَ " لاَ ". فَنَثَرَ مِنْهُ، ثُمَّ ذَهَبَ يُقِلُّهُ، فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، أُؤْمُرْ بَعْضَهُمْ يَرْفَعْهُ عَلَىَّ. قَالَ " لاَ ". قَالَ فَارْفَعْهُ أَنْتَ عَلَىَّ. قَالَ " لاَ ". فَنَثَرَ مِنْهُ، ثُمَّ احْتَمَلَهُ فَأَلْقَاهُ عَلَى كَاهِلِهِ ثُمَّ انْطَلَقَ، فَمَا زَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُتْبِعُهُ بَصَرَهُ حَتَّى خَفِيَ عَلَيْنَا، عَجَبًا مِنْ حِرْصِهِ، فَمَا قَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَثَمَّ مِنْهَا دِرْهَمٌ.
Peygamber'e Bahreyn'den mal getirildi. "Onu mescide serin" buyurdu. Bu, Allah'ın Resulü'ne getirilen malların en çoğuydu. Sonra namaza çıktı ve mala hiç dönüp bakmadı. Namazı bitirince gelip malın yanına oturdu; gördüğü herkese ondan verdi. Derken Abbâs geldi ve "Ey Allah'ın Resulü, bana da ver; ben hem kendi fidyemi hem Akîl'in fidyesini ödedim" dedi. "Al" buyurdu. Abbâs elbisesine avuçladı, sonra kaldırmak istedi, gücü yetmedi. "Ey Allah'ın Resulü, birine söyle de kaldırıp bana versin" dedi. "Hayır" buyurdu. "Öyleyse sen kaldırıp ver" dedi. "Hayır" buyurdu. Bunun üzerine bir kısmını döktü, yine kaldırmaya çalıştı; aynı şeyi bir daha söyledi, aynı cevabı aldı. Bir kısmını daha döktü, sonra yüklenip omzuna attı ve gitti. Allah'ın Resulü, onun bu hırsına şaşarak gözden kayboluncaya kadar arkasından baktı. O mallardan tek bir dirhem kalmadıkça da yerinden kalkmadı.
Rivayetin sayfaya giriş sebebi tek bir cümledir: mal mescide serilmişken namaza çıkmış ve ona dönüp bakmamıştır. Fidye ve dağıtım ayrıntıları başka bahislerin konusudur; metin bölünmesin diye olduğu gibi alınmıştır.
Sahih hadisBuhârî, Salât 42
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، سَمِعَ أَنَسًا، قَالَ وَجَدْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فِي الْمَسْجِدِ مَعَهُ نَاسٌ فَقُمْتُ، فَقَالَ لِي " آرْسَلَكَ أَبُو طَلْحَةَ " قُلْتُ نَعَمْ. فَقَالَ " لِطَعَامٍ ". قُلْتُ نَعَمْ. فَقَالَ لِمَنْ حَوْلَهُ " قُومُوا ". فَانْطَلَقَ وَانْطَلَقْتُ بَيْنَ أَيْدِيهِمْ.
Peygamber'i mescidde buldum; yanında bir topluluk vardı. Ayakta durdum. Bana, "Seni Ebû Talha mı gönderdi?" dedi. "Evet" dedim. "Yemek için mi?" dedi. "Evet" dedim. Çevresindekilere, "Kalkın" dedi. Yürüdü; ben de onların önünde yürüdüm.
Davet mescidde alınıyor, cevabı da orada veriliyor. Kayda geçen şey mescidin yalnız namaz kılınan bir yer olmadığıdır.
Sahih hadisBuhârî, Salât 43
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، قَالَ حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ مَحْمُودِ بْنِ الرَّبِيعِ، عَنْ عِتْبَانَ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَتَاهُ فِي مَنْزِلِهِ فَقَالَ " أَيْنَ تُحِبُّ أَنْ أُصَلِّيَ لَكَ مِنْ بَيْتِكَ ". قَالَ فَأَشَرْتُ لَهُ إِلَى مَكَانٍ، فَكَبَّرَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَصَفَفْنَا خَلْفَهُ، فَصَلَّى رَكْعَتَيْنِ.
Peygamber, İtbân b. Mâlik'in evine geldi ve "Evinin neresinde senin için namaz kılmamı istersin?" buyurdu. İtbân der ki: Ona bir yer gösterdim. Peygamber tekbir aldı, biz de arkasında saf tuttuk; iki rekât kıldı.
Yer ev sahibine soruluyor ve gösterilen yer tartışılmadan kabul ediliyor. Bâb başlığı bunu "eve girince nereye bakılacağı" sorusuna bağlar; rivayetin kaydettiği ise bir nezakettir.
Sahih hadisBuhârî, Salât 45
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ هِشَامٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبِي، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ أُمَّ حَبِيبَةَ، وَأُمَّ سَلَمَةَ ذَكَرَتَا كَنِيسَةً رَأَيْنَهَا بِالْحَبَشَةِ فِيهَا تَصَاوِيرُ، فَذَكَرَتَا لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " إِنَّ أُولَئِكَ إِذَا كَانَ فِيهِمُ الرَّجُلُ الصَّالِحُ فَمَاتَ بَنَوْا عَلَى قَبْرِهِ مَسْجِدًا، وَصَوَّرُوا فِيهِ تِلْكَ الصُّوَرَ، فَأُولَئِكَ شِرَارُ الْخَلْقِ عِنْدَ اللَّهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ".
Ümmü Habîbe ile Ümmü Seleme, Habeşistan'da gördükleri ve içinde tasvirler bulunan bir kiliseden söz ettiler; bunu Peygamber'e anlattılar. O da şöyle buyurdu: "Onlarda salih bir adam bulunur, sonra ölürdü; kabrinin üzerine bir mescid yapar ve içine o suretleri işlerlerdi. İşte onlar, kıyamet gününde Allah katında yaratılmışların en kötüleridir."
Kınanan şey bir topluluğun kimliği değil, anlatılan uygulamadır: kabrin üzerine mescid yapmak ve içini suretlerle doldurmak. Kabir, mescid ve tasvir üzerine fıkhî tartışma bu sayfanın kapsamı dışındadır.
Sahih hadisBuhârî, Salât 48
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي التَّيَّاحِ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يُصَلِّي فِي مَرَابِضِ الْغَنَمِ، ثُمَّ سَمِعْتُهُ بَعْدُ يَقُولُ كَانَ يُصَلِّي فِي مَرَابِضِ الْغَنَمِ قَبْلَ أَنْ يُبْنَى الْمَسْجِدُ.
Peygamber koyun ağıllarında namaz kılardı. Râvi der ki: Sonra Enes'i, "Mescid yapılmadan önce koyun ağıllarında namaz kılardı" derken işittim.
İkinci cümle birincinin zamanını belirler: bu, mescid henüz yapılmadan önceki dönemdir. Râvi eklemeyi sonradan duyduğunu söyleyerek kaydı olduğu gibi bırakmıştır.
Sahih hadisBuhârî, Salât 49
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ انْخَسَفَتِ الشَّمْسُ، فَصَلَّى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ قَالَ " أُرِيتُ النَّارَ، فَلَمْ أَرَ مَنْظَرًا كَالْيَوْمِ قَطُّ أَفْظَعَ ".
Güneş tutuldu. Allah'ın Resulü namaz kıldı, sonra şöyle buyurdu: "Bana ateş gösterildi; bugünkü kadar korkunç bir manzarayı daha önce hiç görmedim."
Bâb başlığı, önünde ateş bulunan kişinin namazını sorar; rivayetin kaydettiği ise namazın ardından söylenen sözdür. Güneş tutulması namazının kılınışı bu sayfanın konusu değildir.
Sahih hadisBuhârî, Salât 51
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سِنَانٍ، قَالَ حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، قَالَ حَدَّثَنَا سَيَّارٌ ـ هُوَ أَبُو الْحَكَمِ ـ قَالَ حَدَّثَنَا يَزِيدُ الْفَقِيرُ، قَالَ حَدَّثَنَا جَابِرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أُعْطِيتُ خَمْسًا لَمْ يُعْطَهُنَّ أَحَدٌ مِنَ الأَنْبِيَاءِ قَبْلِي، نُصِرْتُ بِالرُّعْبِ مَسِيرَةَ شَهْرٍ، وَجُعِلَتْ لِيَ الأَرْضُ مَسْجِدًا وَطَهُورًا، وَأَيُّمَا رَجُلٍ مِنْ أُمَّتِي أَدْرَكَتْهُ الصَّلاَةُ فَلْيُصَلِّ، وَأُحِلَّتْ لِيَ الْغَنَائِمُ، وَكَانَ النَّبِيُّ يُبْعَثُ إِلَى قَوْمِهِ خَاصَّةً، وَبُعِثْتُ إِلَى النَّاسِ كَافَّةً، وَأُعْطِيتُ الشَّفَاعَةَ ".
Bana, benden önce peygamberlerden hiçbirine verilmeyen beş şey verildi: Bir aylık yol uzaklığından korku salınarak yardım olundum. Yeryüzü bana mescid ve temizlenme aracı kılındı; ümmetimden hangi kişiye namaz vakti erişirse kılıversin. Ganimetler bana helâl kılındı. Peygamber yalnız kendi kavmine gönderilirdi; ben bütün insanlara gönderildim. Ve bana şefaat verildi.
Sayfaya giren cümle ortadakidir: yeryüzünün mescid kılınması, namazı belirli bir yapının içinde kılınmak zorunda olmaktan çıkarır. Listedeki öteki maddeler başka bahislerin konusudur; metin bölünmeden alınmıştır.
Sahih hadisBuhârî, Salât 56
حَدَّثَنَا يُوسُفُ بْنُ عِيسَى، قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ فُضَيْلٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ رَأَيْتُ سَبْعِينَ مِنْ أَصْحَابِ الصُّفَّةِ، مَا مِنْهُمْ رَجُلٌ عَلَيْهِ رِدَاءٌ، إِمَّا إِزَارٌ وَإِمَّا كِسَاءٌ، قَدْ رَبَطُوا فِي أَعْنَاقِهِمْ، فَمِنْهَا مَا يَبْلُغُ نِصْفَ السَّاقَيْنِ، وَمِنْهَا مَا يَبْلُغُ الْكَعْبَيْنِ، فَيَجْمَعُهُ بِيَدِهِ، كَرَاهِيَةَ أَنْ تُرَى عَوْرَتُهُ.
Suffe ehlinden yetmiş kişi gördüm; içlerinde üzerinde ridâ bulunan tek bir adam yoktu. Ya bir peştemal ya bir örtü vardı ve onu boyunlarına bağlamışlardı. Kimininki baldırının yarısına, kimininki topuklarına inerdi. Kişi, avreti görünmesin diye onu eliyle toplardı.
Sayfanın açılışındaki "tek elbise" bahsinin sayıyla verilmiş hâli. Suffe ehli mescidde kalırdı; rivayet hem yokluğu hem o yokluğun içinde gösterilen özeni aynı cümlede tutar.
Sahih hadisBuhârî, Salât 58
حَدَّثَنَا خَلاَّدُ بْنُ يَحْيَى، قَالَ حَدَّثَنَا مِسْعَرٌ، قَالَ حَدَّثَنَا مُحَارِبُ بْنُ دِثَارٍ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ أَتَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ فِي الْمَسْجِدِ ـ قَالَ مِسْعَرٌ أُرَاهُ قَالَ ضُحًى ـ فَقَالَ " صَلِّ رَكْعَتَيْنِ ". وَكَانَ لِي عَلَيْهِ دَيْنٌ فَقَضَانِي وَزَادَنِي.
Peygamber'in yanına geldim; mescidde idi. — Mis'ar der ki: Sanıyorum "kuşluk vaktiydi" dedi. — "İki rekât kıl" buyurdu. Benim ondan alacağım vardı; borcunu ödedi, üstüne fazlasını da verdi.
Râvi vakti hatırlamakta tereddüt ettiğini metnin içinde söyler; bu tereddüt silinmemiştir. Sıra da kayda değer: önce iki rekât, sonra borç.
Sahih hadisBuhârî, Salât 59
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ عَامِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ عَمْرِو بْنِ سُلَيْمٍ الزُّرَقِيِّ، عَنْ أَبِي قَتَادَةَ السَّلَمِيِّ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِذَا دَخَلَ أَحَدُكُمُ الْمَسْجِدَ فَلْيَرْكَعْ رَكْعَتَيْنِ قَبْلَ أَنْ يَجْلِسَ ".
Biriniz mescide girdiğinde, oturmadan önce iki rekât kılsın.
Rivayet sözü olduğu gibi verir. Bu namazın hükmü ve hangi vakitlerde kılınacağı fıkıh kaynaklarının konusudur; bu sayfa o soruya girmez.
Sahih hadisBuhârî, Salât 60
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " الْمَلاَئِكَةُ تُصَلِّي عَلَى أَحَدِكُمْ مَا دَامَ فِي مُصَلاَّهُ الَّذِي صَلَّى فِيهِ، مَا لَمْ يُحْدِثْ، تَقُولُ اللَّهُمَّ اغْفِرْ لَهُ اللَّهُمَّ ارْحَمْهُ ".
Melekler, sizden biri namaz kıldığı yerde kaldığı ve abdestini bozmadığı sürece ona dua eder; "Allah'ım, onu bağışla; Allah'ım, ona merhamet et" derler.
Namazın bittiği yerde oturup kalmak, rivayette namazın bir uzantısı gibi durur. Meleklerin sözü iki istekle veriliyor: bağışlanma ve merhamet.
Sahih hadisBuhârî, Salât 61
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ بْنِ سَعْدٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ صَالِحِ بْنِ كَيْسَانَ، قَالَ حَدَّثَنَا نَافِعٌ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ، أَخْبَرَهُ أَنَّ الْمَسْجِدَ كَانَ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَبْنِيًّا بِاللَّبِنِ، وَسَقْفُهُ الْجَرِيدُ، وَعُمُدُهُ خَشَبُ النَّخْلِ، فَلَمْ يَزِدْ فِيهِ أَبُو بَكْرٍ شَيْئًا، وَزَادَ فِيهِ عُمَرُ وَبَنَاهُ عَلَى بُنْيَانِهِ فِي عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِاللَّبِنِ وَالْجَرِيدِ، وَأَعَادَ عُمُدَهُ خَشَبًا، ثُمَّ غَيَّرَهُ عُثْمَانُ، فَزَادَ فِيهِ زِيَادَةً كَثِيرَةً، وَبَنَى جِدَارَهُ بِالْحِجَارَةِ الْمَنْقُوشَةِ وَالْقَصَّةِ، وَجَعَلَ عُمُدَهُ مِنْ حِجَارَةٍ مَنْقُوشَةٍ، وَسَقَفَهُ بِالسَّاجِ.
Mescid, Allah'ın Resulü zamanında kerpiçle örülmüştü; çatısı hurma dalı, direkleri hurma ağacının gövdesiydi. Ebû Bekir ona hiçbir şey eklemedi. Ömer genişletti ve Allah'ın Resulü zamanındaki yapısı üzere kerpiç ile hurma dalından yaptı; direklerini yenileyip yine ahşaptan koydu. Sonra Osman onu değiştirdi: çokça genişletti, duvarını nakışlı taş ve alçıyla ördü, direklerini nakışlı taştan yaptı, çatısını da sac ağacıyla örttü.
Yapı üç kuşakta üç kez anlatılıyor ve her biri bir öncekine göre tarif ediliyor. Kaydın değeri ilk hâlin sadeliğindedir: kerpiç duvar, hurma dalından çatı.
Sahih hadisBuhârî, Salât 62
حَدَّثَنَا خَلاَّدٌ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ بْنُ أَيْمَنَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَابِرٍ، أَنَّ امْرَأَةً، قَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ، أَلاَ أَجْعَلُ لَكَ شَيْئًا تَقْعُدُ عَلَيْهِ، فَإِنَّ لِي غُلاَمًا نَجَّارًا قَالَ " إِنْ شِئْتِ ". فَعَمِلَتِ الْمِنْبَرَ.
Bir kadın, "Ey Allah'ın Resulü, sana üzerine oturacağın bir şey yapayım mı? Benim marangozluk bilen bir kölem var" dedi. "İstersen" buyurdu. Kadın da minberi yaptırdı.
Minberin yapımı bir kadının teklifiyle başlıyor ve cevap tek kelimedir. Rivayet bir hüküm koymaz; mescidin eşyasının nasıl ortaya çıktığını kaydeder.
Sahih hadisBuhârî, Salât 64
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سُلَيْمَانَ، حَدَّثَنِي ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي عَمْرٌو، أَنَّ بُكَيْرًا، حَدَّثَهُ أَنَّ عَاصِمَ بْنَ عُمَرَ بْنِ قَتَادَةَ حَدَّثَهُ أَنَّهُ، سَمِعَ عُبَيْدَ اللَّهِ الْخَوْلاَنِيَّ، أَنَّهُ سَمِعَ عُثْمَانَ بْنَ عَفَّانَ، يَقُولُ عِنْدَ قَوْلِ النَّاسِ فِيهِ حِينَ بَنَى مَسْجِدَ الرَّسُولِ صلى الله عليه وسلم إِنَّكُمْ أَكْثَرْتُمْ، وَإِنِّي سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " مَنْ بَنَى مَسْجِدًا ـ قَالَ بُكَيْرٌ حَسِبْتُ أَنَّهُ قَالَ ـ يَبْتَغِي بِهِ وَجْهَ اللَّهِ، بَنَى اللَّهُ لَهُ مِثْلَهُ فِي الْجَنَّةِ ".
Osman b. Affân, Allah'ın Resulü'nün mescidini yeniden yaptırdığında insanların onun hakkında söyledikleri üzerine şöyle dedi: "Çok konuştunuz. Ben Peygamber'i şöyle derken işittim: Kim bir mescid yaparsa — Bükeyr der ki: sanıyorum «Allah'ın rızasını arayarak» dedi — Allah da onun için cennette onun bir benzerini yapar."
Râvi Bükeyr, cümlenin ortasındaki kaydı ("Allah'ın rızasını arayarak") işittiğinden emin değildir ve bunu metnin içinde söyler. Sayfa tereddüdü silmez; çünkü o kayıt sözün anlamını değiştirir.
Sahih hadisBuhârî, Salât 65
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ قُلْتُ لِعَمْرٍو أَسَمِعْتَ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ يَقُولُ مَرَّ رَجُلٌ فِي الْمَسْجِدِ وَمَعَهُ سِهَامٌ، فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَمْسِكْ بِنِصَالِهَا ".
Bir adam, yanında oklarla mescidden geçti. Allah'ın Resulü ona, "Uçlarından tut" buyurdu.
Nakil, Süfyân'ın râvi Amr'a "Câbir'i bunu söylerken işittin mi?" diye sorması biçiminde kurulmuştur; soru metnin içinde durur.
Sahih hadisBuhârî, Salât 66
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو بُرْدَةَ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا بُرْدَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَنْ مَرَّ فِي شَىْءٍ مِنْ مَسَاجِدِنَا أَوْ أَسْوَاقِنَا بِنَبْلٍ، فَلْيَأْخُذْ عَلَى نِصَالِهَا، لاَ يَعْقِرْ بِكَفِّهِ مُسْلِمًا ".
Mescidlerimizden ya da çarşılarımızdan birinden okla geçen kimse uçlarından tutsun; eliyle bir müslümanı yaralamasın.
Bir önceki rivayette tek bir kişiye söylenen söz burada genel bir ölçü olarak veriliyor ve gerekçesi ekleniyor: kimse yaralanmasın. Çarşının da anılması, ölçünün yalnız mescide özgü olmadığını gösterir.
Sahih hadisBuhârî, Salât 67
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ عُمَرَ، قَالَ أَخْبَرَنَا يُونُسُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ كَعْبِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ كَعْبٍ، أَنَّهُ تَقَاضَى ابْنَ أَبِي حَدْرَدٍ دَيْنًا كَانَ لَهُ عَلَيْهِ فِي الْمَسْجِدِ، فَارْتَفَعَتْ أَصْوَاتُهُمَا حَتَّى سَمِعَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ فِي بَيْتِهِ، فَخَرَجَ إِلَيْهِمَا حَتَّى كَشَفَ سِجْفَ حُجْرَتِهِ فَنَادَى " يَا كَعْبُ ". قَالَ لَبَّيْكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ. قَالَ " ضَعْ مِنْ دَيْنِكَ هَذَا ". وَأَوْمَأَ إِلَيْهِ أَىِ الشَّطْرَ قَالَ لَقَدْ فَعَلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ. قَالَ " قُمْ فَاقْضِهِ ".
Ka'b b. Mâlik, İbn Ebî Hadred'den alacağı olan bir borcu mescidde istedi. Sesleri, Allah'ın Resulü evindeyken işitecek kadar yükseldi. Onlara doğru çıkıp odasının perdesini araladı ve "Ey Ka'b!" diye seslendi. "Buyur, ey Allah'ın Resulü" dedi. "Şu alacağından indir" buyurdu ve eliyle işaret etti — yani yarısını. "İndirdim, ey Allah'ın Resulü" dedi. Sonra borçluya, "Kalk, borcunu öde" buyurdu.
Mescidde yükselen ses evden işitiliyor ve mesele orada kapanıyor. Anlaşmanın ölçüsü söylenmez, elle işaret edilir; "yani yarısını" kaydı râvinin açıklamasıdır. Sayfadaki Câbir rivayeti de bir borcun mescidde ödenmesini anlatır.
Sahih hadisBuhârî, Salât 71
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا الْجُعَيْدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، قَالَ حَدَّثَنِي يَزِيدُ بْنُ خُصَيْفَةَ، عَنِ السَّائِبِ بْنِ يَزِيدَ، قَالَ كُنْتُ قَائِمًا فِي الْمَسْجِدِ فَحَصَبَنِي رَجُلٌ، فَنَظَرْتُ فَإِذَا عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ فَقَالَ اذْهَبْ فَأْتِنِي بِهَذَيْنِ. فَجِئْتُهُ بِهِمَا. قَالَ مَنْ أَنْتُمَا ـ أَوْ مِنْ أَيْنَ أَنْتُمَا قَالاَ مِنْ أَهْلِ الطَّائِفِ. قَالَ لَوْ كُنْتُمَا مِنْ أَهْلِ الْبَلَدِ لأَوْجَعْتُكُمَا، تَرْفَعَانِ أَصْوَاتَكُمَا فِي مَسْجِدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم
Mescidde ayakta duruyordum; bir adam bana çakıl attı. Bakınca Ömer b. el-Hattâb'ı gördüm. "Git, şu ikisini bana getir" dedi. Onları getirdim. "Siz kimsiniz?" — yahut "nerelisiniz?" — dedi. "Tâif halkındanız" dediler. "Bu şehrin halkından olsaydınız canınızı yakardım! Allah'ın Resulü'nün mescidinde seslerinizi yükseltiyorsunuz" dedi.
Söz Peygamber'in değil, Ömer'indir. Ölçü de cümlenin içinde durur: sert karşılık şehirli olana ayrılmış, yabancıya yalnız uyarı düşmüştür. Râvi, soruyu "kimsiniz" mi "nerelisiniz" mi diye sorduğundan emin değildir ve bu tereddüt metinde bırakılmıştır.
Sahih hadisBuhârî, Salât 83
حَدَّثَنَا قَبِيصَةُ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرِو بْنِ عَامِرٍ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ لَقَدْ رَأَيْتُ كِبَارَ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يَبْتَدِرُونَ السَّوَارِيَ عِنْدَ الْمَغْرِبِ. وَزَادَ شُعْبَةُ عَنْ عَمْرٍو عَنْ أَنَسٍ حَتَّى يَخْرُجَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم.
Peygamber'in büyük ashabını akşam vakti direklere koşuşurken gördüm. Şu'be'nin nakli şunu ekler: Peygamber çıkıncaya kadar.
Sayfadaki yapı tarifinde mescidin direkleri hurma gövdesindendir; burada o direkler bir sahnenin içinde görünür. Koşuşmanın sebebi rivayette söylenmez. Şu'be'nin eklediği kayıt yalnız zamanı belirler: koşuşma, Peygamber çıkana kadar sürer. Rivayet bir ölçü koymaz, bir alışkanlığı kaydeder.
Sahih hadisBuhârî, Salât 95
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْمُنْذِرِ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو ضَمْرَةَ، قَالَ حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ عُقْبَةَ، عَنْ نَافِعٍ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ، كَانَ إِذَا دَخَلَ الْكَعْبَةَ مَشَى قِبَلَ وَجْهِهِ حِينَ يَدْخُلُ، وَجَعَلَ الْبَابَ قِبَلَ ظَهْرِهِ، فَمَشَى حَتَّى يَكُونَ بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْجِدَارِ الَّذِي قِبَلَ وَجْهِهِ قَرِيبًا مِنْ ثَلاَثَةِ أَذْرُعٍ، صَلَّى يَتَوَخَّى الْمَكَانَ الَّذِي أَخْبَرَهُ بِهِ بِلاَلٌ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم صَلَّى فِيهِ. قَالَ وَلَيْسَ عَلَى أَحَدِنَا بَأْسٌ إِنْ صَلَّى فِي أَىِّ نَوَاحِي الْبَيْتِ شَاءَ.
Abdullah b. Ömer Kâbe'ye girdiğinde, girer girmez yüzünün önüne doğru yürür, kapıyı arkasında bırakırdı. Kendisiyle önündeki duvar arasında üç arşın kadar kalıncaya dek yürür, Bilâl'in kendisine Peygamber'in orada namaz kıldığını haber verdiği yeri gözeterek namaz kılardı. Ve şöyle derdi: "Beytullah'ın hangi yanında dilerse orada namaz kılmasında hiçbirimiz için bir sakınca yoktur."
Sayfanın başındaki iki Kâbe rivayeti Bilâl'in sözünü aktarıyordu; burada o sözün ne yaptığı görülüyor — İbn Ömer tarif edilen yeri adımlayarak arıyor. Son cümle İbn Ömer'in kendi sözüdür, Peygamber'in değil; sayfa onu bir hükme çevirmez, söylendiği gibi bırakır.
Sahih hadisBuhârî, Salât 97
حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، قَالَ حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ الأَسْوَدِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ أَعَدَلْتُمُونَا بِالْكَلْبِ وَالْحِمَارِ لَقَدْ رَأَيْتُنِي مُضْطَجِعَةً عَلَى السَّرِيرِ، فَيَجِيءُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَيَتَوَسَّطُ السَّرِيرَ فَيُصَلِّي، فَأَكْرَهُ أَنْ أُسَنِّحَهُ فَأَنْسَلُّ مِنْ قِبَلِ رِجْلَىِ السَّرِيرِ حَتَّى أَنْسَلَّ مِنْ لِحَافِي.
Bizi köpekle ve eşekle bir mi tuttunuz! Kendimi sedirin üzerinde uzanmış bulurdum; Peygamber gelir, sedirin ortasına geçip namaz kılardı. Onun önüne çıkmaktan hoşlanmadığım için sedirin ayak ucundan sıyrılır, yorganımdan çıkıp giderdim.
Sayfadaki öteki Âişe rivayeti aynı darlığı başka bir çözümle anlatır: orada ayaklar çekilir, burada kendisi yorganından sıyrılıp çıkar. Yeni olan açılış cümlesidir — Âişe, kendisini köpek ve eşekle bir sıraya koyan sözü reddederek başlar. Sayfa bu itirazı olduğu gibi aktarır; namazı neyin bozduğu tartışması fıkıh kaynaklarının konusudur.
Sahih hadisBuhârî, Salât 99
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ أَبِي النَّضْرِ، مَوْلَى عُمَرَ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ عَنْ بُسْرِ بْنِ سَعِيدٍ، أَنَّ زَيْدَ بْنَ خَالِدٍ، أَرْسَلَهُ إِلَى أَبِي جُهَيْمٍ يَسْأَلُهُ مَاذَا سَمِعَ مِنْ، رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي الْمَارِّ بَيْنَ يَدَىِ الْمُصَلِّي فَقَالَ أَبُو جُهَيْمٍ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لَوْ يَعْلَمُ الْمَارُّ بَيْنَ يَدَىِ الْمُصَلِّي مَاذَا عَلَيْهِ لَكَانَ أَنْ يَقِفَ أَرْبَعِينَ خَيْرًا لَهُ مِنْ أَنْ يَمُرَّ بَيْنَ يَدَيْهِ ". قَالَ أَبُو النَّضْرِ لاَ أَدْرِي أَقَالَ أَرْبَعِينَ يَوْمًا أَوْ شَهْرًا أَوْ سَنَةً.
Zeyd b. Hâlid, Büsr b. Saîd'i Ebû Cüheym'e gönderip namaz kılanın önünden geçen kimse hakkında Allah'ın Resulü'nden ne işittiğini sordurdu. Ebû Cüheym şöyle dedi: Allah'ın Resulü, "Namaz kılanın önünden geçen kimse üzerine ne aldığını bilseydi, kırk beklemesi önünden geçmesinden onun için daha hayırlı olurdu" buyurdu. Ebû'n-Nadr, "Kırk gün mü, ay mı, yıl mı dedi, bilmiyorum" der.
Sayı metnin içindedir ama birimi yoktur: râvi Ebû'n-Nadr gün mü ay mı yıl mı dendiğini bilmediğini söyler ve bu tereddüt silinmemiştir. Sayfadaki kısa mızrak rivayeti aynı sınırı görüntüyle veriyordu; burada sınırın gerekçesi söze dökülür.
Sahih hadisBuhârî, Salât 101
Hadislerin Arapça metni klasik hadis kaynaklarındandır. Türkçe anlam bu sitenin kendi metnidir ve basılı bir tercümenin yerini tutmaz; esas olan Arapça metindir.
Tek elbiseyle kılınan namaz
Buhârî'nin namaz kitabı, bugün okununca ayrıntı gibi görünen uzun bir giysi bahsiyle açılır: tek elbiseyle namaz, dar elbise, omuza atılan uç, boyuna düğümlenen peştemal.
Arkasındaki ölçü rivayetlerin kendisinde durur. Tek elbiseyle namaz sorulduğunda cevap bir kural değil, bir soru olur: "Hepinizin iki elbisesi var mı ki?"
Câbir aynı soruyu yıllar sonra kendisine sorana, kendi kuşağını hatırlatarak karşılık verir: "Peygamber'in zamanında hangimizin iki elbisesi vardı ki?"
Başka bir rivayet aynı yokluğu görüntüyle anlatır: adamlar peştemallerini çocukların yaptığı gibi boyunlarına düğümlemiş hâlde saf tutuyordu. Bayram günü örtüsü olmayan kadın için bulunan çözüm de aynı çerçevededir — örtüsü olan paylaşır, örtüsü olmayan evde kalmaz.
Bu sayfa bu rivayetlerden giyime dair bir hüküm çıkarmaz. Çıkarılabilecek olan tek şey şudur: yokluk, namazın önüne engel olarak konmamıştır.
Aynı yokluğun sayıyla verilmiş hâli de aynı kitaptadır: Suffe ehlinden yetmiş kişi görülmüş, hiçbirinin ridâsı yokmuş; peştemallerini boyunlarına bağlıyor ve avretleri görünmesin diye elleriyle topluyorlarmış.
Dikkat dağıldığında
Namaz kitabının en dikkat çekici rivayetleri dikkatin kendisiyle ilgilidir ve mesele kapatılmaz, açıkça konuşulur.
Nakışlı hırka namazda bir kere göz aldığı için geri gönderilir; gerekçe doğrudan söylenir: "Beni namazımdan alıkoydu." Evin bir yanını örten nakışlı perde için de aynı şey istenir, çünkü üzerindeki şekiller namazda gözün önüne gelmektedir.
İkisinde de yapılan iş aynıdır: dikkati dağıtan şey ortadan kaldırılır. Çözüm kişinin kendini zorlamasında değil, ortamın sadeleştirilmesinde aranmıştır.
Aynı kitapta namazın ne olduğu tek cümleyle verilir: "Biriniz namaza durduğunda Rabbiyle konuşur." Kıble duvarındaki balgamın ağır gelmesinin sebebi de budur.
Cemaat tarafındaki karşılığı ise imamın sözüdür: "Ne huşûunuz bana gizli kalır ne de rükûunuz." Sayılan iki şeyden biri görünür, biri değildir; ikisi aynı cümlede anılır.
Huzeyfe'nin rükûunu ve secdesini tam yapmayan adama söylediği söz bu çizginin en sert ucudur — ama o söz bir sahâbîye aittir ve râvi ikinci cümlesinden emin olmadığını metnin içinde belirtir. Bu ayrım korunmalıdır.
Namazın yeri: yeryüzü
Kitabın ikinci yarısı yer değiştirir: giysiden ve kıbleden mescide geçer. Oradaki en geniş cümle şudur — "Yeryüzü bana mescid ve temizlenme aracı kılındı; ümmetimden hangi kişiye namaz vakti erişirse kılıversin."
Aynı şey tek tek sahnelerde de görünür. Mescid henüz yapılmamışken namaz koyun ağıllarında kılınmıştır. İtbân b. Mâlik'in evinde, namazın evin neresinde kılınacağı ev sahibine sorulmuştur. Açık arazide önüne kısa bir mızrak dikilmiş, saf ona doğru durmuş, insanlar ve hayvanlar mızrağın ilerisinden geçip gitmiştir.
Bir başka rivayette ise binek üzerinde kılınan namazda yön bineğe bırakılır; farz namaz için inilir ve kıbleye dönülür. Genişlik ile sınır aynı kitapta yan yana durur.
Buhârî bu genişliği sınırsız da bırakmaz: azap görmüş yerlerde namazı ayrı bir bâbda sorar ve altına, o yurtlara ancak ağlayarak girilmesini söyleyen rivayeti delil olarak yerleştirir. Bâb başlıkları böyle çalışır — fıkhî bir iddia kurar, rivayeti onun altına koyar. O rivayetin kendi metninde ise namaz hiç geçmez; söylediği şey, azaba uğramış bir kavmin yurduna hangi hâlle girileceğidir. Aynı söz kaynağın peygamberlere ayırdığı bölümde Sâlih ile Semûd bâbında da nakledilir ve bu sitede o nakil peygamberler sayfasında durur; bu sayfa onu tekrarlamaz.
Mescid neyden yapıldı
Mescide dair rivayetlerin en somutu bir yapı tarifidir: kerpiç duvar, hurma dalından çatı, hurma gövdesinden direkler. Ebû Bekir hiçbir şey eklemez; Ömer aynı malzemeyle genişletir; Osman nakışlı taşa ve sac ağacına geçer. Üç kuşak, üç ayrı cümleyle kayda geçmiştir.
Minber de aynı ölçektedir. Bir kadın "sana üzerine oturacağın bir şey yapayım mı" diye sorar, cevap "istersen" olur; minber böyle yapılır.
Mescidin içinde olup bitenler de kaydedilmiştir: orada yemeğe çağrılmak, oradan okla geçerken uçları avuçta tutmak, namaz kılınan yerde oturup kalan kişi için meleklerin bağışlanma ve merhamet dilemesi. Bahreyn'den gelen mal mescide serilmişken namaza çıkılmış ve mala dönüp bakılmamıştır.
Bu rivayetlerden mescide dair bir hüküm çıkarmak bu sayfanın işi değildir. Aktarılan şey, mescidin ne kadar sade bir yer olarak kurulduğu ve orada nelerin olağan sayıldığıdır.
Orada geçen kavga da kaydedilmiştir. Ka'b b. Mâlik bir borcu mescidde isteyince sesler evden duyulacak kadar yükselmiş; perde aralanmış, alacağın yarısı indirilmiş ve borç orada ödenmiştir. Ömer ise Peygamber'in mescidinde sesini yükselten iki kişiyi huzuruna çağırtmış, Tâifli olduklarını öğrenince "bu şehrin halkından olsaydınız canınızı yakardım" demiştir — sert karşılık şehirliye ayrılmıştır.
Namaz kılanın önü
Kitabın son bahsi namaz kılanın önündeki dar şeritle ilgilidir ve burada da ölçü değil sahne verilir.
Açık arazide Bilâl kısa bir mızrak dikmiş, saf ona doğru durmuş, insanlar ve hayvanlar mızrağın ilerisinden geçip gitmiştir. Mescidde ise aynı işi direkler görür: Enes, Peygamber'in büyük ashabını akşam vakti — Peygamber çıkana kadar — direklere koşuşurken gördüğünü söyler. Sayfanın yapı tarifindeki hurma gövdesinden direkler, burada bir işlevle geri döner.
Gerekçe bir kez de söze dökülür: "Namaz kılanın önünden geçen kimse üzerine ne aldığını bilseydi, kırk beklemesi önünden geçmesinden onun için daha hayırlı olurdu." Sayı metnin içindedir, birimi ise yoktur — râvi Ebû'n-Nadr gün mü ay mı yıl mı dendiğini bilmediğini açıkça söyler ve bu tereddüt metinde durur.
Evin içinde aynı şerit iyice daralır. Âişe iki ayrı rivayette bunu iki ayrı çözümle anlatır: birinde secdeye varılacağı zaman ayakları çekilir, ötekinde kendisi sedirin ayak ucundan sıyrılıp yorganından çıkar. İkincisi bir itirazla başlar — "Bizi köpekle ve eşekle bir mi tuttunuz!" Sayfa bu itirazı olduğu gibi aktarır; namazı neyin bozduğu tartışması fıkıh kaynaklarının konusudur.
Sık sorulan sorular
Bu sayfa namazın nasıl kılınacağını anlatıyor mu?
Hayır. Burada rivayetlerin Arapça metni ve Türkçe anlamı verilir. Rekât sayısı, namazın şartları, bozulma hâlleri ve mezhepler arasındaki farklar fıkıh kaynaklarının konusudur; bu platformun kapsamı dışındadır. Buhârî'nin bâb başlıkları fıkhî sorular sorar, bu seçki ise o soruları değil rivayetlerin anlattığı davranışı öne alır.
Peygamber Kâbe'nin içinde namaz kıldı mı?
Buhârî aynı bâbda iki rivayeti yan yana koyar. Bilâl, içeride iki direğin arasında iki rekât kılındığını söyler; İbn Abbâs ise içeride dua edildiğini, namazın ancak dışarı çıkıldıktan sonra kılındığını nakleder. Bu sayfa ikisini de olduğu gibi verir ve aralarında tercih yapmaz.
Bu sayfadaki hadisler Buhârî'nin hangi bölümünden alındı?
Tamamı Sahîh-i Buhârî'nin Kitâbü's-Salât'ından seçildi ve her rivayetin altında bâb numarası verildi. Ezan ve cemaate dair rivayetler Buhârî'nin Ezân bölümünde, namaz vakitlerine dair olanlar Mevâkît bölümündedir; ikisi de ayrı sayfalarda toplanmıştır.
Kaynaklar
- Sahih hadisBuhârî, Salât — Sayfadaki 55 rivayetin tamamı Sahîh-i Buhârî'nin Kitâbü's-Salât'ından seçildi; bâb numarası her rivayetin altında ayrıca verilir.
- Sahih hadisBuhârî, Salât 14 — Dikkati dağıtan nakışlı hırkanın geri gönderilmesi.
- Sahih hadisBuhârî, Salât 32 — Kubâ'da kıblenin namaz sırasında değişmesi.
- Sahih hadisBuhârî, Salât 40 — "Ne huşûunuz bana gizli kalır ne de rükûunuz."
- Sahih hadisBuhârî, Salât 56 — "Yeryüzü bana mescid ve temizlenme aracı kılındı."
- Sahih hadisBuhârî, Salât 62 — Mescidin kerpiç duvarı, hurma dalından çatısı ve üç kuşakta geçirdiği değişim.
- Sahih hadisBuhârî, Salât 58 — Suffe ehlinden yetmiş kişi ve tek parça giysileri.
- Sahih hadisBuhârî, Salât 83 — Ömer'in, mescidde ses yükseltenlere verdiği karşılık.
- Sahih hadisBuhârî, Salât 101 — Namaz kılanın önünden geçmek; "kırk"ın birimi râvi tarafından bilinmiyor.
Son güncelleme: