Adalet Nedir?

Kur’anBu sayfadaki bilgilerin ana kaynak seviyesi

Adalet, "eğriliği gidermek, denkleştirmek" anlamındaki a-d-l kökünden gelir. Her hakkı sahibine, olması gereken ölçüde vermektir. Kur'an adaleti bir erdem olarak değil, bir yükümlülük olarak anar ve ölçüsünü en zor durumda tanımlar.

Kavram
Adalet
Arapça
الْعَدْل
Kelime kökü
ع د ل (a-d-l) — eğriliği gidermek, denkleştirmek, yerli yerine koymak. Karşıtı "zulm"dür; zulüm sözlükte "bir şeyi ait olduğu yerden başka yere koymak" demektir. Bu karşıtlık, adaletin özünde bir yer bilgisi olduğunu gösterir.
Tanım
Her hakkı sahibine, hak ettiği ölçüde vermek.

Kur'an'daki kullanımı

Ey iman edenler! Adaleti ayakta tutan, kendinizin, anne babanızın ve yakınlarınızın aleyhine bile olsa Allah için şahitlik eden kimseler olun. Zengin de olsa yoksul da olsa, Allah ikisine de daha yakındır. Adaletten sapmak için arzuya uymayın. Eğip bükerseniz ya da yüz çevirirseniz, şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

Nisâ 4:135

Ey iman edenler! Allah için ayakta duran, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsizliğe itmesin. Adaletli olun; bu, sakınmaya daha yakındır. Allah'tan sakının; şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

Mâide 5:8

Şüphesiz Allah adaleti, iyiliği ve akrabaya vermeyi emreder; hayâsızlığı, kötülüğü ve taşkınlığı yasaklar. Öğüt almanız için size öğüt veriyor.

Nahl 16:90

Şüphesiz Allah, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi buyurur. Şüphesiz Allah size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz Allah işitendir, görendir.

Nisâ 4:58

Andolsun biz elçilerimizi apaçık delillerle gönderdik. Onlarla birlikte kitabı ve ölçüyü indirdik ki insanlar adaleti ayakta tutsunlar. Demiri de indirdik; onda büyük bir güç ve insanlar için yararlar vardır. Ve Allah, görmediği hâlde kendisine ve elçilerine kimin yardım edeceğini bilsin diye. Şüphesiz Allah güçlüdür, üstündür.

Hadîd 57:25

Yetimin malına, en güzel biçimde olması dışında, olgunluk çağına erene kadar yaklaşmayın. Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. Bir kimseye ancak gücünün yettiğini yükleriz. Söylediğinizde, yakınınız bile olsa adaletli olun. Allah'a verdiğiniz sözü yerine getirin. İşte bunları size buyurdu; belki öğüt alırsınız.

En'âm 6:152

Sık yapılan yanlış yorumlar

Adalet, herkese eşit davranmaktır.

Klasik kaynaklarda adalet "eşitlik" değil, "hak edilenin verilmesi" olarak tanımlanır. Kur'an da bu ayrımı yapar: Nahl 90 adalet ile ihsanı ayrı ayrı emreder ve En'âm 152 ölçüyü kişinin gücüne bağlar. Herkese aynı şeyi vermek, hak edişler farklıysa adalet değil eşitlik olur.

Düşmana ya da haksızlık edene adalet gösterilmesi gerekmez.

Mâide 8 tam bunu yasaklar: "Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsizliğe itmesin." Mâide 2'de aynı yasak, somut bir haksızlığın ardından tekrarlanır. Karşı tarafın hak edip etmemesi ölçüyü değiştirmez.

Adalet devletin ya da yargının işidir.

Nisâ 135 bireye hitap eder ve şahitlikten söz eder: kişinin kendi, anne babası ve yakınları aleyhine bile. Ayet kamusal bir düzenlemeden önce kişisel bir yükümlülük kurar.

Kökte bir yer bilgisi var

A-d-l kökü "eğriliği gidermek, denkleştirmek" anlamına gelir. Terazi anlamındaki "mîzân" ile aynı çağrışım alanındadır.

Asıl açıklayıcı olan karşıtıdır. Zulüm sözlükte "bir şeyi ait olduğu yerden başka yere koymak" demektir.

Bu karşıtlık adaletin tanımını da verir: her şeyin bir yeri vardır ve adalet, onu o yerde tutmaktır. Zulüm ise yer değiştirmedir.

Bu yüzden klasik kaynaklarda adalet, verilen miktarla değil, verilenin yerinde olmasıyla ölçülür.

Adalet ile ihsan aynı şey değildir

Nahl 90 üç şeyi arka arkaya emreder: adalet, ihsan ve akrabaya vermek. İlk ikisinin ayrı ayrı anılması klasik tefsirlerde özellikle ele alınır.

Adalet, hak edilenin verilmesidir. İhsan ise hak edilenin ötesine geçmektir.

Bu ayrım pratikte bir sıra kurar: adalet asgari sınırdır ve terk edilemez; ihsan ise gönüllüdür ve terk edilmesi zulüm sayılmaz.

Bir toplum adaletle ayakta durur, ihsanla yaşanabilir olur. İkisi birbirinin yerine geçmez: ihsan, eksik bırakılan adaleti telafi etmez.

En zor hâlinde tanımlanır

Nisâ 135 adaleti kolay olduğu yerde değil, en pahalıya mal olduğu yerde tarif eder: "kendinizin, anne babanızın ve yakınlarınızın aleyhine bile olsa."

Sıra en yakından başlar. Önce kişinin kendisi gelir.

Ayet ardından iki tarafı da kapatır: "Zengin de olsa yoksul da olsa." Yoksula acıyarak eğmek de adaletsizliktir; adalet yalnızca güçlüye karşı korunması gereken bir şey değildir.

Sonunda iki sapma yolu sayılır: eğip bükmek ve yüz çevirmek. İkincisi susmaktır ve ayet onu da sapma sayar.

Sık sorulan sorular

Adalet ile eşitlik aynı şey midir?

Hayır. Klasik kaynaklarda adalet "hak edilenin verilmesi" olarak tanımlanır; hak edişler farklıysa eşit davranmak adalet olmaz. Nahl 90 adalet ile ihsanı ayrı emrederek bu farkı gösterir.

Sevmediğim birine karşı adaletli olmak zorunda mıyım?

Mâide 8 bunu doğrudan emreder: "Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsizliğe itmesin." Ayet adaleti sakınmanın ölçüsü yapar.

Kaynaklar

  • Kur’an
    Nisâ 4:135 — Adaletin kendi aleyhine gözetilmesi
  • Kur’an
    Mâide 5:8 — Kinin adaleti bozmaması
  • Kur’an
    Nahl 16:90 — Adalet ile ihsanın ayrı emredilmesi
  • Kur’an
    Hadîd 57:25 — Kitap ve ölçünün gönderilme gerekçesi

Son güncelleme: