Nahl Suresi

Kur’anBu sayfadaki bilgilerin ana kaynak seviyesi

Nahl suresi 128 ayettir ve adı "bal arısı" anlamına gelir. 90. ayeti Türkiye'de hutbelerin sonunda okunan ayettir; 69. ayeti ise balda şifa bulunduğunu bildirir.

Sure numarası
16. sure
Arapça adı
النحل
Ayet sayısı
128 ayet
Nüzul yeri
Mekki (Mekke dönemi)
Nüzul sırası
70.
Cüz
14. cüz
Ana konusu
Sayılamayan nimetler, adalet ve iyilik emri

Adının anlamı

Nahl, bal arısı demektir. Sure adını 68. ayetteki vahiy bildiriminden alır. Nimetlerin yoğun biçimde sayılması sebebiyle "Ni'metler suresi" olarak da anılır.

Temel temaları

  • nimet
  • şükür
  • adalet
  • şifa

Nahl suresi — Arapçası ve anlamı

Aşağıdaki Türkçe anlam bu siteye aittir; herhangi bir mealden alınmamıştır. Amacı ayetin ne dediğini açık Türkçeyle aktarmaktır, basılı bir mealin yerini tutmaz. Anlam metni Arapçanın karşılığı değil, karşılığının aktarımıdır — esas olan Arapça metindir.

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

  1. أَتَىٰٓ أَمْرُ ٱللَّهِ فَلَا تَسْتَعْجِلُوهُ سُبْحَٰنَهُۥ وَتَعَٰلَىٰ عَمَّا يُشْرِكُونَ

    Allah'ın emri geldi; onu acele istemeyin. O yücedir ve onların ortak koştuklarından uzaktır.

  2. يُنَزِّلُ ٱلْمَلَٰٓئِكَةَ بِٱلرُّوحِ مِنْ أَمْرِهِۦ عَلَىٰ مَن يَشَآءُ مِنْ عِبَادِهِۦٓ أَنْ أَنذِرُوٓا۟ أَنَّهُۥ لَآ إِلَٰهَ إِلَّآ أَنَا۠ فَٱتَّقُونِ

    Kullarından dilediğine, "Benden başka ilah olmadığını uyarın; öyleyse bana karşı sorumlu davranın" diye emrinden olan ruh ile melekleri indirir.

  3. خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ بِٱلْحَقِّ تَعَٰلَىٰ عَمَّا يُشْرِكُونَ

    Gökleri ve yeri gerçek üzere yarattı. O, onların ortak koştuklarından yücedir.

  4. خَلَقَ ٱلْإِنسَٰنَ مِن نُّطْفَةٍ فَإِذَا هُوَ خَصِيمٌ مُّبِينٌ

    İnsanı bir damla sudan yarattı; bir de bakarsın apaçık bir tartışmacı olmuş.

  5. وَٱلْأَنْعَٰمَ خَلَقَهَا لَكُمْ فِيهَا دِفْءٌ وَمَنَٰفِعُ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ

    Hayvanları da yarattı; onlarda sizin için ısıtacak şeyler ve birçok yarar vardır; onlardan yersiniz de.

  6. وَلَكُمْ فِيهَا جَمَالٌ حِينَ تُرِيحُونَ وَحِينَ تَسْرَحُونَ

    Akşam getirdiğinizde ve sabah salıverdiğinizde onlarda sizin için bir güzellik vardır.

  7. وَتَحْمِلُ أَثْقَالَكُمْ إِلَىٰ بَلَدٍ لَّمْ تَكُونُوا۟ بَٰلِغِيهِ إِلَّا بِشِقِّ ٱلْأَنفُسِ إِنَّ رَبَّكُمْ لَرَءُوفٌ رَّحِيمٌ

    Yüklerinizi, ancak güçlükle varabileceğiniz bir memlekete taşırlar. Şüphesiz Rabbiniz çok şefkatli, çok merhametlidir.

  8. وَٱلْخَيْلَ وَٱلْبِغَالَ وَٱلْحَمِيرَ لِتَرْكَبُوهَا وَزِينَةً وَيَخْلُقُ مَا لَا تَعْلَمُونَ

    Atları, katırları ve eşekleri de; binmeniz ve bir süs olsun diye. Bilmediğiniz şeyler de yaratır.

  9. وَعَلَى ٱللَّهِ قَصْدُ ٱلسَّبِيلِ وَمِنْهَا جَآئِرٌ وَلَوْ شَآءَ لَهَدَىٰكُمْ أَجْمَعِينَ

    Yolun doğrusunu göstermek Allah'a aittir; onun eğrisi de vardır. Dileseydi hepinizi doğru yola iletirdi.

  10. هُوَ ٱلَّذِىٓ أَنزَلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءً لَّكُم مِّنْهُ شَرَابٌ وَمِنْهُ شَجَرٌ فِيهِ تُسِيمُونَ

    Gökten sizin için su indiren O'dur; ondan içersiniz ve hayvanlarınızı otlattığınız bitkiler de ondan olur.

  11. يُنۢبِتُ لَكُم بِهِ ٱلزَّرْعَ وَٱلزَّيْتُونَ وَٱلنَّخِيلَ وَٱلْأَعْنَٰبَ وَمِن كُلِّ ٱلثَّمَرَٰتِ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً لِّقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ

    Onunla sizin için ekin, zeytin, hurma, üzüm ve her türlü meyveden bitirir. Şüphesiz bunda düşünen bir topluluk için bir ayet vardır.

  12. وَسَخَّرَ لَكُمُ ٱلَّيْلَ وَٱلنَّهَارَ وَٱلشَّمْسَ وَٱلْقَمَرَ وَٱلنُّجُومُ مُسَخَّرَٰتٌۢ بِأَمْرِهِۦٓ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَٰتٍ لِّقَوْمٍ يَعْقِلُونَ

    Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin hizmetinize verdi. Yıldızlar da O'nun emriyle hizmete verilmiştir. Şüphesiz bunda akleden bir topluluk için ayetler vardır.

  13. وَمَا ذَرَأَ لَكُمْ فِى ٱلْأَرْضِ مُخْتَلِفًا أَلْوَٰنُهُۥٓ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً لِّقَوْمٍ يَذَّكَّرُونَ

    Yeryüzünde sizin için var ettiği renkleri çeşitli şeylerde de. Şüphesiz bunda öğüt alan bir topluluk için bir ayet vardır.

  14. وَهُوَ ٱلَّذِى سَخَّرَ ٱلْبَحْرَ لِتَأْكُلُوا۟ مِنْهُ لَحْمًا طَرِيًّا وَتَسْتَخْرِجُوا۟ مِنْهُ حِلْيَةً تَلْبَسُونَهَا وَتَرَى ٱلْفُلْكَ مَوَاخِرَ فِيهِ وَلِتَبْتَغُوا۟ مِن فَضْلِهِۦ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

    Denizi de hizmetinize veren O'dur; ondan taze et yiyesiniz ve takındığınız süsler çıkarasınız diye. Gemilerin orada suyu yararak gittiğini görürsün; O'nun lütfundan arayasınız ve şükredesiniz diye.

  15. وَأَلْقَىٰ فِى ٱلْأَرْضِ رَوَٰسِىَ أَن تَمِيدَ بِكُمْ وَأَنْهَٰرًا وَسُبُلًا لَّعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ

    Sizi sarsmasın diye yeryüzüne sabit dağlar attı; yolunuzu bulasınız diye ırmaklar ve yollar var etti.

  16. وَعَلَٰمَٰتٍ وَبِٱلنَّجْمِ هُمْ يَهْتَدُونَ

    Ve işaretler. Yıldızlarla da yollarını bulurlar.

  17. أَفَمَن يَخْلُقُ كَمَن لَّا يَخْلُقُ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ

    Yaratan, yaratmayan gibi midir? Hâlâ öğüt almıyor musunuz?

  18. وَإِن تَعُدُّوا۟ نِعْمَةَ ٱللَّهِ لَا تُحْصُوهَآ إِنَّ ٱللَّهَ لَغَفُورٌ رَّحِيمٌ

    Allah'ın nimetini saymaya kalksanız sayamazsınız. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

  19. وَٱللَّهُ يَعْلَمُ مَا تُسِرُّونَ وَمَا تُعْلِنُونَ

    Allah, gizlediğinizi de açığa vurduğunuzu da bilir.

  20. وَٱلَّذِينَ يَدْعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ لَا يَخْلُقُونَ شَيْـًٔا وَهُمْ يُخْلَقُونَ

    Allah'tan başka yalvardıkları, hiçbir şey yaratamaz; kendileri yaratılmıştır.

  21. أَمْوَٰتٌ غَيْرُ أَحْيَآءٍ وَمَا يَشْعُرُونَ أَيَّانَ يُبْعَثُونَ

    Ölüdürler, diri değildirler ve ne zaman diriltileceklerini de bilmezler.

  22. إِلَٰهُكُمْ إِلَٰهٌ وَٰحِدٌ فَٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱلْـَٔاخِرَةِ قُلُوبُهُم مُّنكِرَةٌ وَهُم مُّسْتَكْبِرُونَ

    İlahınız tek bir ilahtır. Ahirete inanmayanların kalpleri inkâr edicidir ve onlar büyüklenirler.

  23. لَا جَرَمَ أَنَّ ٱللَّهَ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ إِنَّهُۥ لَا يُحِبُّ ٱلْمُسْتَكْبِرِينَ

    Şüphesiz Allah, gizlediklerini de açığa vurduklarını da bilir. Şüphesiz O, büyüklenenleri sevmez.

  24. وَإِذَا قِيلَ لَهُم مَّاذَآ أَنزَلَ رَبُّكُمْ قَالُوٓا۟ أَسَٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ

    Onlara "Rabbiniz ne indirdi?" denildiğinde derler ki: "Öncekilerin masalları."

  25. لِيَحْمِلُوٓا۟ أَوْزَارَهُمْ كَامِلَةً يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ وَمِنْ أَوْزَارِ ٱلَّذِينَ يُضِلُّونَهُم بِغَيْرِ عِلْمٍ أَلَا سَآءَ مَا يَزِرُونَ

    Kıyamet günü, kendi günahlarını tam olarak ve bilgisizce saptırdıklarının günahlarından bir kısmını yüklensinler diye. Dikkat edin! Yüklendikleri şey ne kötüdür!

  26. قَدْ مَكَرَ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ فَأَتَى ٱللَّهُ بُنْيَٰنَهُم مِّنَ ٱلْقَوَاعِدِ فَخَرَّ عَلَيْهِمُ ٱلسَّقْفُ مِن فَوْقِهِمْ وَأَتَىٰهُمُ ٱلْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لَا يَشْعُرُونَ

    Onlardan öncekiler de tuzak kurmuştu; Allah binalarını temellerinden söktü de tavan üstlerine çöktü. Azap onlara fark etmedikleri yerden geldi.

  27. ثُمَّ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ يُخْزِيهِمْ وَيَقُولُ أَيْنَ شُرَكَآءِىَ ٱلَّذِينَ كُنتُمْ تُشَٰٓقُّونَ فِيهِمْ قَالَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْعِلْمَ إِنَّ ٱلْخِزْىَ ٱلْيَوْمَ وَٱلسُّوٓءَ عَلَى ٱلْكَٰفِرِينَ

    Sonra kıyamet günü onları rezil eder ve der ki: "Haklarında çekiştiğiniz ortaklarım nerede?" Kendilerine ilim verilenler der ki: "Bugün rezillik ve kötülük, gerçeği örtenleredir."

  28. ٱلَّذِينَ تَتَوَفَّىٰهُمُ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ ظَالِمِىٓ أَنفُسِهِمْ فَأَلْقَوُا۟ ٱلسَّلَمَ مَا كُنَّا نَعْمَلُ مِن سُوٓءٍۭ بَلَىٰٓ إِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمٌۢ بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

    Kendilerine zulmederken melekler canlarını alır; o zaman teslim olurlar: "Biz hiçbir kötülük yapmıyorduk." Hayır! Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı bilendir.

  29. فَٱدْخُلُوٓا۟ أَبْوَٰبَ جَهَنَّمَ خَٰلِدِينَ فِيهَا فَلَبِئْسَ مَثْوَى ٱلْمُتَكَبِّرِينَ

    Cehennemin kapılarından, orada sürekli kalmak üzere girin. Büyüklenenlerin yeri ne kötüdür!

  30. وَقِيلَ لِلَّذِينَ ٱتَّقَوْا۟ مَاذَآ أَنزَلَ رَبُّكُمْ قَالُوا۟ خَيْرًا لِّلَّذِينَ أَحْسَنُوا۟ فِى هَٰذِهِ ٱلدُّنْيَا حَسَنَةٌ وَلَدَارُ ٱلْـَٔاخِرَةِ خَيْرٌ وَلَنِعْمَ دَارُ ٱلْمُتَّقِينَ

    Sakınanlara "Rabbiniz ne indirdi?" denildiğinde derler ki: "Hayır." Bu dünyada iyilik edenlere bir iyilik vardır; ahiret yurdu ise elbette daha hayırlıdır. Sakınanların yurdu ne güzeldir!

  31. جَنَّٰتُ عَدْنٍ يَدْخُلُونَهَا تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ لَهُمْ فِيهَا مَا يَشَآءُونَ كَذَٰلِكَ يَجْزِى ٱللَّهُ ٱلْمُتَّقِينَ

    Adn cennetleri; oraya girerler ve altlarından ırmaklar akar. Orada diledikleri her şey vardır. Allah, sakınanları işte böyle ödüllendirir.

  32. ٱلَّذِينَ تَتَوَفَّىٰهُمُ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ طَيِّبِينَ يَقُولُونَ سَلَٰمٌ عَلَيْكُمُ ٱدْخُلُوا۟ ٱلْجَنَّةَ بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

    Melekler, tertemiz olarak canlarını alırken derler ki: "Selam size! Yaptıklarınıza karşılık cennete girin."

  33. هَلْ يَنظُرُونَ إِلَّآ أَن تَأْتِيَهُمُ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ أَوْ يَأْتِىَ أَمْرُ رَبِّكَ كَذَٰلِكَ فَعَلَ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَمَا ظَلَمَهُمُ ٱللَّهُ وَلَٰكِن كَانُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ

    Onlar, meleklerin gelmesinden ya da Rabbinin emrinin gelmesinden başka bir şey mi bekliyorlar? Onlardan öncekiler de böyle yapmıştı. Allah onlara zulmetmedi; fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.

  34. فَأَصَابَهُمْ سَيِّـَٔاتُ مَا عَمِلُوا۟ وَحَاقَ بِهِم مَّا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ

    Yaptıklarının kötülükleri başlarına geldi ve alaya aldıkları şey onları kuşattı.

  35. وَقَالَ ٱلَّذِينَ أَشْرَكُوا۟ لَوْ شَآءَ ٱللَّهُ مَا عَبَدْنَا مِن دُونِهِۦ مِن شَىْءٍ نَّحْنُ وَلَآ ءَابَآؤُنَا وَلَا حَرَّمْنَا مِن دُونِهِۦ مِن شَىْءٍ كَذَٰلِكَ فَعَلَ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ فَهَلْ عَلَى ٱلرُّسُلِ إِلَّا ٱلْبَلَٰغُ ٱلْمُبِينُ

    Ortak koşanlar dediler ki: "Allah dileseydi, ne biz ne de atalarımız O'ndan başka hiçbir şeye kulluk etmez ve O'nsuz hiçbir şeyi haram kılmazdık." Onlardan öncekiler de böyle yapmıştı. Elçilere düşen ancak apaçık tebliğdir.

  36. وَلَقَدْ بَعَثْنَا فِى كُلِّ أُمَّةٍ رَّسُولًا أَنِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ وَٱجْتَنِبُوا۟ ٱلطَّٰغُوتَ فَمِنْهُم مَّنْ هَدَى ٱللَّهُ وَمِنْهُم مَّنْ حَقَّتْ عَلَيْهِ ٱلضَّلَٰلَةُ فَسِيرُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ فَٱنظُرُوا۟ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلْمُكَذِّبِينَ

    Andolsun her ümmete "Allah'a kulluk edin ve tâğûttan kaçının" diye bir elçi gönderdik. İçlerinden kimine Allah yol gösterdi, kimine de sapkınlık hak oldu. Yeryüzünde dolaşın ve yalanlayanların sonunun nasıl olduğuna bakın.

  37. إِن تَحْرِصْ عَلَىٰ هُدَىٰهُمْ فَإِنَّ ٱللَّهَ لَا يَهْدِى مَن يُضِلُّ وَمَا لَهُم مِّن نَّٰصِرِينَ

    Onların doğru yola gelmesini ne kadar istesen de, Allah saptırdığını doğru yola iletmez ve onların hiçbir yardımcısı olmaz.

  38. وَأَقْسَمُوا۟ بِٱللَّهِ جَهْدَ أَيْمَٰنِهِمْ لَا يَبْعَثُ ٱللَّهُ مَن يَمُوتُ بَلَىٰ وَعْدًا عَلَيْهِ حَقًّا وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ

    Bütün güçleriyle Allah'a yemin ettiler ki: "Allah, ölen kimseyi diriltmez." Hayır! Bu, üzerine aldığı gerçek bir vaattir; fakat insanların çoğu bilmez.

  39. لِيُبَيِّنَ لَهُمُ ٱلَّذِى يَخْتَلِفُونَ فِيهِ وَلِيَعْلَمَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ أَنَّهُمْ كَانُوا۟ كَٰذِبِينَ

    Hakkında ayrılığa düştükleri şeyi onlara açıklaması ve inkâr edenlerin kendilerinin yalancı olduğunu bilmeleri için.

  40. إِنَّمَا قَوْلُنَا لِشَىْءٍ إِذَآ أَرَدْنَٰهُ أَن نَّقُولَ لَهُۥ كُن فَيَكُونُ

    Bir şeyi dilediğimizde sözümüz, ona ancak "Ol" dememizdir; o da oluverir.

  41. وَٱلَّذِينَ هَاجَرُوا۟ فِى ٱللَّهِ مِنۢ بَعْدِ مَا ظُلِمُوا۟ لَنُبَوِّئَنَّهُمْ فِى ٱلدُّنْيَا حَسَنَةً وَلَأَجْرُ ٱلْـَٔاخِرَةِ أَكْبَرُ لَوْ كَانُوا۟ يَعْلَمُونَ

    Zulme uğradıktan sonra Allah yolunda göç edenleri, dünyada elbette güzel bir yere yerleştiririz. Ahiret karşılığı ise daha büyüktür; keşke bilselerdi.

  42. ٱلَّذِينَ صَبَرُوا۟ وَعَلَىٰ رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ

    Onlar sabreden ve Rablerine tevekkül edenlerdir.

  43. وَمَآ أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ إِلَّا رِجَالًا نُّوحِىٓ إِلَيْهِمْ فَسْـَٔلُوٓا۟ أَهْلَ ٱلذِّكْرِ إِن كُنتُمْ لَا تَعْلَمُونَ

    Senden önce de ancak, kendilerine vahyettiğimiz adamlar gönderdik. Bilmiyorsanız, zikir ehline sorun.

  44. بِٱلْبَيِّنَٰتِ وَٱلزُّبُرِ وَأَنزَلْنَآ إِلَيْكَ ٱلذِّكْرَ لِتُبَيِّنَ لِلنَّاسِ مَا نُزِّلَ إِلَيْهِمْ وَلَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ

    Apaçık delillerle ve kitaplarla. Sana da zikri indirdik; insanlara, kendilerine indirileni açıklayasın ve belki düşünürler diye.

  45. أَفَأَمِنَ ٱلَّذِينَ مَكَرُوا۟ ٱلسَّيِّـَٔاتِ أَن يَخْسِفَ ٱللَّهُ بِهِمُ ٱلْأَرْضَ أَوْ يَأْتِيَهُمُ ٱلْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لَا يَشْعُرُونَ

    Kötü tuzaklar kuranlar, Allah'ın kendilerini yere geçirmeyeceğinden ya da azabın fark etmedikleri yerden gelmeyeceğinden emin mi oldular?

  46. أَوْ يَأْخُذَهُمْ فِى تَقَلُّبِهِمْ فَمَا هُم بِمُعْجِزِينَ

    Yahut dönüp dolaşırlarken onları yakalamayacağından? Onlar aciz bırakacak değillerdir.

  47. أَوْ يَأْخُذَهُمْ عَلَىٰ تَخَوُّفٍ فَإِنَّ رَبَّكُمْ لَرَءُوفٌ رَّحِيمٌ

    Yahut korku içindeyken onları yakalamayacağından? Şüphesiz Rabbiniz çok şefkatli, çok merhametlidir.

  48. أَوَلَمْ يَرَوْا۟ إِلَىٰ مَا خَلَقَ ٱللَّهُ مِن شَىْءٍ يَتَفَيَّؤُا۟ ظِلَٰلُهُۥ عَنِ ٱلْيَمِينِ وَٱلشَّمَآئِلِ سُجَّدًا لِّلَّهِ وَهُمْ دَٰخِرُونَ

    Allah'ın yarattığı şeyleri görmediler mi? Gölgeleri, boyun eğmiş olarak sağa sola döner ve Allah'a secde eder.

  49. وَلِلَّهِ يَسْجُدُ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ مِن دَآبَّةٍ وَٱلْمَلَٰٓئِكَةُ وَهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ

    Göklerde ve yerde bulunan canlılar ve melekler, büyüklenmeksizin Allah'a secde eder.

  50. يَخَافُونَ رَبَّهُم مِّن فَوْقِهِمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ

    Üstlerindeki Rablerinden korkar ve emredileni yaparlar.

  51. وَقَالَ ٱللَّهُ لَا تَتَّخِذُوٓا۟ إِلَٰهَيْنِ ٱثْنَيْنِ إِنَّمَا هُوَ إِلَٰهٌ وَٰحِدٌ فَإِيَّٰىَ فَٱرْهَبُونِ

    Allah dedi ki: "İki ilah edinmeyin; O ancak tek bir ilahtır. Öyleyse yalnız benden korkun."

  52. وَلَهُۥ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَلَهُ ٱلدِّينُ وَاصِبًا أَفَغَيْرَ ٱللَّهِ تَتَّقُونَ

    Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur; din de sürekli olarak O'nundur. Allah'tan başkasına mı karşı sorumlu davranıyorsunuz?

  53. وَمَا بِكُم مِّن نِّعْمَةٍ فَمِنَ ٱللَّهِ ثُمَّ إِذَا مَسَّكُمُ ٱلضُّرُّ فَإِلَيْهِ تَجْـَٔرُونَ

    Size ulaşan her nimet Allah'tandır. Sonra size bir sıkıntı dokunduğunda, ancak O'na yalvarırsınız.

  54. ثُمَّ إِذَا كَشَفَ ٱلضُّرَّ عَنكُمْ إِذَا فَرِيقٌ مِّنكُم بِرَبِّهِمْ يُشْرِكُونَ

    Sonra sıkıntıyı sizden giderdiğinde, içinizden bir grup hemen Rablerine ortak koşar;

  55. لِيَكْفُرُوا۟ بِمَآ ءَاتَيْنَٰهُمْ فَتَمَتَّعُوا۟ فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ

    Kendilerine verdiklerimize nankörlük etmek için. Öyleyse yararlanın; yakında bileceksiniz.

  56. وَيَجْعَلُونَ لِمَا لَا يَعْلَمُونَ نَصِيبًا مِّمَّا رَزَقْنَٰهُمْ تَٱللَّهِ لَتُسْـَٔلُنَّ عَمَّا كُنتُمْ تَفْتَرُونَ

    Kendilerine rızık olarak verdiklerimizden, bilmediklerine bir pay ayırıyorlar. Allah'a andolsun ki uydurduklarınızdan mutlaka sorgulanacaksınız.

  57. وَيَجْعَلُونَ لِلَّهِ ٱلْبَنَٰتِ سُبْحَٰنَهُۥ وَلَهُم مَّا يَشْتَهُونَ

    Allah'a kızlar nispet ediyorlar; O yücedir. Kendilerine ise canlarının çektiği.

  58. وَإِذَا بُشِّرَ أَحَدُهُم بِٱلْأُنثَىٰ ظَلَّ وَجْهُهُۥ مُسْوَدًّا وَهُوَ كَظِيمٌ

    Onlardan birine kız müjdelendiğinde, öfkeyle dolarak yüzü simsiyah kesilir.

  59. يَتَوَٰرَىٰ مِنَ ٱلْقَوْمِ مِن سُوٓءِ مَا بُشِّرَ بِهِۦٓ أَيُمْسِكُهُۥ عَلَىٰ هُونٍ أَمْ يَدُسُّهُۥ فِى ٱلتُّرَابِ أَلَا سَآءَ مَا يَحْكُمُونَ

    Kendisine verilen müjdenin kötülüğü yüzünden halktan gizlenir: aşağılanarak onu tutsun mu, yoksa toprağa mı gömsün? Dikkat edin! Verdikleri hüküm ne kötüdür!

  60. لِلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱلْـَٔاخِرَةِ مَثَلُ ٱلسَّوْءِ وَلِلَّهِ ٱلْمَثَلُ ٱلْأَعْلَىٰ وَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ

    Ahirete inanmayanlar için kötü niteleme vardır; en yüce niteleme ise Allah'ındır. O güçlüdür, hikmet sahibidir.

  61. وَلَوْ يُؤَاخِذُ ٱللَّهُ ٱلنَّاسَ بِظُلْمِهِم مَّا تَرَكَ عَلَيْهَا مِن دَآبَّةٍ وَلَٰكِن يُؤَخِّرُهُمْ إِلَىٰٓ أَجَلٍ مُّسَمًّى فَإِذَا جَآءَ أَجَلُهُمْ لَا يَسْتَـْٔخِرُونَ سَاعَةً وَلَا يَسْتَقْدِمُونَ

    Allah, insanları zulümleri yüzünden hemen cezalandırsaydı, yeryüzünde tek bir canlı bırakmazdı. Fakat onları belirlenmiş bir süreye kadar erteler. Süreleri geldiğinde ne bir saat geri kalabilirler ne de ileri geçebilirler.

  62. وَيَجْعَلُونَ لِلَّهِ مَا يَكْرَهُونَ وَتَصِفُ أَلْسِنَتُهُمُ ٱلْكَذِبَ أَنَّ لَهُمُ ٱلْحُسْنَىٰ لَا جَرَمَ أَنَّ لَهُمُ ٱلنَّارَ وَأَنَّهُم مُّفْرَطُونَ

    Hoşlanmadıkları şeyi Allah'a nispet ediyor ve dilleri, en güzelinin kendilerine ait olduğu yalanını söylüyor. Şüphesiz onlar için ateş vardır ve orada öne sürüleceklerdir.

  63. تَٱللَّهِ لَقَدْ أَرْسَلْنَآ إِلَىٰٓ أُمَمٍ مِّن قَبْلِكَ فَزَيَّنَ لَهُمُ ٱلشَّيْطَٰنُ أَعْمَٰلَهُمْ فَهُوَ وَلِيُّهُمُ ٱلْيَوْمَ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ

    Allah'a andolsun, senden önceki ümmetlere de elçiler gönderdik. Fakat şeytan onlara işlerini süslü gösterdi. Bugün de onların dostudur ve onlar için acı bir azap vardır.

  64. وَمَآ أَنزَلْنَا عَلَيْكَ ٱلْكِتَٰبَ إِلَّا لِتُبَيِّنَ لَهُمُ ٱلَّذِى ٱخْتَلَفُوا۟ فِيهِ وَهُدًى وَرَحْمَةً لِّقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ

    Sana kitabı, ancak hakkında ayrılığa düştükleri şeyi onlara açıklaman ve iman eden bir topluluk için bir yol gösterici ve rahmet olsun diye indirdik.

  65. وَٱللَّهُ أَنزَلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءً فَأَحْيَا بِهِ ٱلْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَآ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً لِّقَوْمٍ يَسْمَعُونَ

    Allah gökten su indirdi ve onunla ölümünden sonra yeri diriltti. Şüphesiz bunda işiten bir topluluk için bir ayet vardır.

  66. وَإِنَّ لَكُمْ فِى ٱلْأَنْعَٰمِ لَعِبْرَةً نُّسْقِيكُم مِّمَّا فِى بُطُونِهِۦ مِنۢ بَيْنِ فَرْثٍ وَدَمٍ لَّبَنًا خَالِصًا سَآئِغًا لِّلشَّٰرِبِينَ

    Hayvanlarda da sizin için elbette bir ibret vardır. Karınlarındaki fışkı ile kan arasından, içenlere halis ve içimi kolay bir süt içiririz.

  67. وَمِن ثَمَرَٰتِ ٱلنَّخِيلِ وَٱلْأَعْنَٰبِ تَتَّخِذُونَ مِنْهُ سَكَرًا وَرِزْقًا حَسَنًا إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً لِّقَوْمٍ يَعْقِلُونَ

    Hurma ve üzüm ağaçlarının meyvelerinden hem sarhoş edici bir içki hem de güzel bir rızık elde edersiniz. Şüphesiz bunda akleden bir topluluk için bir ayet vardır.

  68. وَأَوْحَىٰ رَبُّكَ إِلَى ٱلنَّحْلِ أَنِ ٱتَّخِذِى مِنَ ٱلْجِبَالِ بُيُوتًا وَمِنَ ٱلشَّجَرِ وَمِمَّا يَعْرِشُونَ

    Rabbin bal arısına vahyetti: "Dağlardan, ağaçlardan ve kurdukları çardaklardan evler edin.

  69. ثُمَّ كُلِى مِن كُلِّ ٱلثَّمَرَٰتِ فَٱسْلُكِى سُبُلَ رَبِّكِ ذُلُلًا يَخْرُجُ مِنۢ بُطُونِهَا شَرَابٌ مُّخْتَلِفٌ أَلْوَٰنُهُۥ فِيهِ شِفَآءٌ لِّلنَّاسِ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً لِّقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ

    Sonra her türlü meyveden ye ve Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollara gir." Karınlarından, renkleri çeşitli bir içecek çıkar; onda insanlar için şifa vardır. Şüphesiz bunda düşünen bir topluluk için bir ayet vardır.

  70. وَٱللَّهُ خَلَقَكُمْ ثُمَّ يَتَوَفَّىٰكُمْ وَمِنكُم مَّن يُرَدُّ إِلَىٰٓ أَرْذَلِ ٱلْعُمُرِ لِكَىْ لَا يَعْلَمَ بَعْدَ عِلْمٍ شَيْـًٔا إِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمٌ قَدِيرٌ

    Sizi Allah yarattı, sonra sizi vefat ettirir. İçinizden kimi de, bildikten sonra bir şey bilmez hâle gelsin diye ömrün en düşkün çağına döndürülür. Şüphesiz Allah bilendir, gücü yetendir.

  71. وَٱللَّهُ فَضَّلَ بَعْضَكُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ فِى ٱلرِّزْقِ فَمَا ٱلَّذِينَ فُضِّلُوا۟ بِرَآدِّى رِزْقِهِمْ عَلَىٰ مَا مَلَكَتْ أَيْمَٰنُهُمْ فَهُمْ فِيهِ سَوَآءٌ أَفَبِنِعْمَةِ ٱللَّهِ يَجْحَدُونَ

    Allah, rızıkta bir kısmınızı diğerlerine üstün kıldı. Kendilerine üstünlük verilenler, rızıklarını ellerinin altında bulunanlara verip de onda eşit olmuyorlar. Allah'ın nimetini mi inkâr ediyorlar?

  72. وَٱللَّهُ جَعَلَ لَكُم مِّنْ أَنفُسِكُمْ أَزْوَٰجًا وَجَعَلَ لَكُم مِّنْ أَزْوَٰجِكُم بَنِينَ وَحَفَدَةً وَرَزَقَكُم مِّنَ ٱلطَّيِّبَٰتِ أَفَبِٱلْبَٰطِلِ يُؤْمِنُونَ وَبِنِعْمَتِ ٱللَّهِ هُمْ يَكْفُرُونَ

    Allah size kendinizden eşler yaptı; eşlerinizden de oğullar ve torunlar var etti ve sizi temiz şeylerden rızıklandırdı. Şimdi onlar batıla mı inanıyor ve Allah'ın nimetini mi inkâr ediyorlar?

  73. وَيَعْبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ مَا لَا يَمْلِكُ لَهُمْ رِزْقًا مِّنَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ شَيْـًٔا وَلَا يَسْتَطِيعُونَ

    Allah'ı bırakıp, göklerden ve yerden kendileri için hiçbir rızka güç yetiremeyen ve hiçbir şey yapamayan şeylere mi kulluk ediyorlar?

  74. فَلَا تَضْرِبُوا۟ لِلَّهِ ٱلْأَمْثَالَ إِنَّ ٱللَّهَ يَعْلَمُ وَأَنتُمْ لَا تَعْلَمُونَ

    Allah'a örnekler getirmeyin. Şüphesiz Allah bilir, siz bilmezsiniz.

  75. ضَرَبَ ٱللَّهُ مَثَلًا عَبْدًا مَّمْلُوكًا لَّا يَقْدِرُ عَلَىٰ شَىْءٍ وَمَن رَّزَقْنَٰهُ مِنَّا رِزْقًا حَسَنًا فَهُوَ يُنفِقُ مِنْهُ سِرًّا وَجَهْرًا هَلْ يَسْتَوُۥنَ ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ

    Allah bir örnek verdi: hiçbir şeye gücü yetmeyen, başkasının malı olmuş bir köle ile kendisine güzel bir rızık verdiğimiz ve ondan gizli açık harcayan kimse. Bunlar eşit olur mu? Hamd Allah'a aittir; fakat onların çoğu bilmez.

  76. وَضَرَبَ ٱللَّهُ مَثَلًا رَّجُلَيْنِ أَحَدُهُمَآ أَبْكَمُ لَا يَقْدِرُ عَلَىٰ شَىْءٍ وَهُوَ كَلٌّ عَلَىٰ مَوْلَىٰهُ أَيْنَمَا يُوَجِّههُّ لَا يَأْتِ بِخَيْرٍ هَلْ يَسْتَوِى هُوَ وَمَن يَأْمُرُ بِٱلْعَدْلِ وَهُوَ عَلَىٰ صِرَٰطٍ مُّسْتَقِيمٍ

    Allah bir örnek daha verdi: biri dilsiz, hiçbir şeye gücü yetmeyen ve efendisine yük olan iki adam; onu nereye gönderse bir hayır getirmez. Bu, adaleti emreden ve dosdoğru bir yol üzerinde olanla eşit olur mu?

  77. وَلِلَّهِ غَيْبُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَآ أَمْرُ ٱلسَّاعَةِ إِلَّا كَلَمْحِ ٱلْبَصَرِ أَوْ هُوَ أَقْرَبُ إِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ

    Göklerin ve yerin gaybı Allah'ındır. Kıyametin işi, ancak bir göz açıp kapama gibi ya da daha yakındır. Şüphesiz Allah her şeye gücü yetendir.

  78. وَٱللَّهُ أَخْرَجَكُم مِّنۢ بُطُونِ أُمَّهَٰتِكُمْ لَا تَعْلَمُونَ شَيْـًٔا وَجَعَلَ لَكُمُ ٱلسَّمْعَ وَٱلْأَبْصَٰرَ وَٱلْأَفْـِٔدَةَ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

    Allah sizi, annelerinizin karınlarından hiçbir şey bilmez hâlde çıkardı; size kulaklar, gözler ve kalpler verdi. Belki şükredersiniz.

  79. أَلَمْ يَرَوْا۟ إِلَى ٱلطَّيْرِ مُسَخَّرَٰتٍ فِى جَوِّ ٱلسَّمَآءِ مَا يُمْسِكُهُنَّ إِلَّا ٱللَّهُ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَٰتٍ لِّقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ

    Gökyüzünde boyun eğdirilmiş kuşları görmediler mi? Onları Allah'tan başkası tutmuyor. Şüphesiz bunda iman eden bir topluluk için ayetler vardır.

  80. وَٱللَّهُ جَعَلَ لَكُم مِّنۢ بُيُوتِكُمْ سَكَنًا وَجَعَلَ لَكُم مِّن جُلُودِ ٱلْأَنْعَٰمِ بُيُوتًا تَسْتَخِفُّونَهَا يَوْمَ ظَعْنِكُمْ وَيَوْمَ إِقَامَتِكُمْ وَمِنْ أَصْوَافِهَا وَأَوْبَارِهَا وَأَشْعَارِهَآ أَثَٰثًا وَمَتَٰعًا إِلَىٰ حِينٍ

    Allah, evlerinizi sizin için bir huzur yeri yaptı. Hayvanların derilerinden, göç gününüzde ve konakladığınız gün hafifçe taşıyacağınız evler var etti. Yünlerinden, tüylerinden ve kıllarından da bir süreye kadar ev eşyası ve geçimlik var etti.

  81. وَٱللَّهُ جَعَلَ لَكُم مِّمَّا خَلَقَ ظِلَٰلًا وَجَعَلَ لَكُم مِّنَ ٱلْجِبَالِ أَكْنَٰنًا وَجَعَلَ لَكُمْ سَرَٰبِيلَ تَقِيكُمُ ٱلْحَرَّ وَسَرَٰبِيلَ تَقِيكُم بَأْسَكُمْ كَذَٰلِكَ يُتِمُّ نِعْمَتَهُۥ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تُسْلِمُونَ

    Allah, yarattıklarından sizin için gölgeler yaptı; dağlarda sığınaklar var etti; sizi sıcaktan koruyacak elbiseler ve savaşta koruyacak zırhlar yaptı. Böylece üzerinizdeki nimetini tamamlıyor; belki teslim olursunuz.

  82. فَإِن تَوَلَّوْا۟ فَإِنَّمَا عَلَيْكَ ٱلْبَلَٰغُ ٱلْمُبِينُ

    Yüz çevirirlerse, sana düşen ancak apaçık tebliğdir.

  83. يَعْرِفُونَ نِعْمَتَ ٱللَّهِ ثُمَّ يُنكِرُونَهَا وَأَكْثَرُهُمُ ٱلْكَٰفِرُونَ

    Allah'ın nimetini tanırlar, sonra onu inkâr ederler. Onların çoğu nankördür.

  84. وَيَوْمَ نَبْعَثُ مِن كُلِّ أُمَّةٍ شَهِيدًا ثُمَّ لَا يُؤْذَنُ لِلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَلَا هُمْ يُسْتَعْتَبُونَ

    Her ümmetten bir şahit çıkaracağımız gün; sonra inkâr edenlere ne izin verilir ne de özür dilemeleri istenir.

  85. وَإِذَا رَءَا ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ ٱلْعَذَابَ فَلَا يُخَفَّفُ عَنْهُمْ وَلَا هُمْ يُنظَرُونَ

    Zulmedenler azabı gördüklerinde; artık ne hafifletilir ne de kendilerine süre tanınır.

  86. وَإِذَا رَءَا ٱلَّذِينَ أَشْرَكُوا۟ شُرَكَآءَهُمْ قَالُوا۟ رَبَّنَا هَٰٓؤُلَآءِ شُرَكَآؤُنَا ٱلَّذِينَ كُنَّا نَدْعُوا۟ مِن دُونِكَ فَأَلْقَوْا۟ إِلَيْهِمُ ٱلْقَوْلَ إِنَّكُمْ لَكَٰذِبُونَ

    Ortak koşanlar, ortaklarını gördüklerinde derler ki: "Rabbimiz! İşte bunlar, senden başka yalvardığımız ortaklarımız." Onlar da söz atarlar: "Şüphesiz siz yalancısınız."

  87. وَأَلْقَوْا۟ إِلَى ٱللَّهِ يَوْمَئِذٍ ٱلسَّلَمَ وَضَلَّ عَنْهُم مَّا كَانُوا۟ يَفْتَرُونَ

    O gün Allah'a teslimiyeti bildirirler ve uydurdukları şeyler onlardan kaybolur.

  88. ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَصَدُّوا۟ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ زِدْنَٰهُمْ عَذَابًا فَوْقَ ٱلْعَذَابِ بِمَا كَانُوا۟ يُفْسِدُونَ

    İnkâr eden ve Allah'ın yolundan alıkoyanlara, bozgunculuk yaptıkları için azap üstüne azap artırırız.

  89. وَيَوْمَ نَبْعَثُ فِى كُلِّ أُمَّةٍ شَهِيدًا عَلَيْهِم مِّنْ أَنفُسِهِمْ وَجِئْنَا بِكَ شَهِيدًا عَلَىٰ هَٰٓؤُلَآءِ وَنَزَّلْنَا عَلَيْكَ ٱلْكِتَٰبَ تِبْيَٰنًا لِّكُلِّ شَىْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً وَبُشْرَىٰ لِلْمُسْلِمِينَ

    Her ümmetten, kendi içlerinden aleyhlerine bir şahit çıkaracağımız gün; seni de bunların üzerine şahit getireceğiz. Sana kitabı, her şeyi açıklayan, teslim olanlara yol gösterici, rahmet ve müjde olarak indirdik.

  90. إِنَّ ٱللَّهَ يَأْمُرُ بِٱلْعَدْلِ وَٱلْإِحْسَٰنِ وَإِيتَآئِ ذِى ٱلْقُرْبَىٰ وَيَنْهَىٰ عَنِ ٱلْفَحْشَآءِ وَٱلْمُنكَرِ وَٱلْبَغْىِ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ

    Şüphesiz Allah adaleti, iyiliği ve akrabaya vermeyi emreder; hayâsızlığı, kötülüğü ve taşkınlığı yasaklar. Öğüt almanız için size öğüt veriyor.

  91. وَأَوْفُوا۟ بِعَهْدِ ٱللَّهِ إِذَا عَٰهَدتُّمْ وَلَا تَنقُضُوا۟ ٱلْأَيْمَٰنَ بَعْدَ تَوْكِيدِهَا وَقَدْ جَعَلْتُمُ ٱللَّهَ عَلَيْكُمْ كَفِيلًا إِنَّ ٱللَّهَ يَعْلَمُ مَا تَفْعَلُونَ

    Söz verdiğinizde Allah'a verdiğiniz sözü yerine getirin; Allah'ı kendinize kefil kılarak pekiştirdikten sonra yeminleri bozmayın. Şüphesiz Allah yaptıklarınızı bilir.

  92. وَلَا تَكُونُوا۟ كَٱلَّتِى نَقَضَتْ غَزْلَهَا مِنۢ بَعْدِ قُوَّةٍ أَنكَٰثًا تَتَّخِذُونَ أَيْمَٰنَكُمْ دَخَلًۢا بَيْنَكُمْ أَن تَكُونَ أُمَّةٌ هِىَ أَرْبَىٰ مِنْ أُمَّةٍ إِنَّمَا يَبْلُوكُمُ ٱللَّهُ بِهِۦ وَلَيُبَيِّنَنَّ لَكُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ مَا كُنتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ

    İpliğini sağlamca eğirdikten sonra söküp bozan kadın gibi olmayın. Bir topluluk diğerinden daha çok diye, yeminlerinizi aranızda bir aldatma aracı yapıyorsunuz. Allah sizi bununla ancak dener. Kıyamet günü, hakkında ayrılığa düştüğünüz şeyi size mutlaka açıklayacaktır.

  93. وَلَوْ شَآءَ ٱللَّهُ لَجَعَلَكُمْ أُمَّةً وَٰحِدَةً وَلَٰكِن يُضِلُّ مَن يَشَآءُ وَيَهْدِى مَن يَشَآءُ وَلَتُسْـَٔلُنَّ عَمَّا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

    Allah dileseydi sizi tek bir ümmet yapardı. Fakat dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola iletir. Yaptıklarınızdan mutlaka sorgulanacaksınız.

  94. وَلَا تَتَّخِذُوٓا۟ أَيْمَٰنَكُمْ دَخَلًۢا بَيْنَكُمْ فَتَزِلَّ قَدَمٌۢ بَعْدَ ثُبُوتِهَا وَتَذُوقُوا۟ ٱلسُّوٓءَ بِمَا صَدَدتُّمْ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ وَلَكُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ

    Yeminlerinizi aranızda bir aldatma aracı yapmayın; yoksa sağlamca basmışken ayak kayar ve Allah'ın yolundan alıkoyduğunuz için kötülüğü tadarsınız; sizin için büyük bir azap da olur.

  95. وَلَا تَشْتَرُوا۟ بِعَهْدِ ٱللَّهِ ثَمَنًا قَلِيلًا إِنَّمَا عِندَ ٱللَّهِ هُوَ خَيْرٌ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ

    Allah'a verdiğiniz sözü az bir bedelle değişmeyin. Şüphesiz Allah katındaki sizin için daha hayırlıdır; keşke bilseydiniz.

  96. مَا عِندَكُمْ يَنفَدُ وَمَا عِندَ ٱللَّهِ بَاقٍ وَلَنَجْزِيَنَّ ٱلَّذِينَ صَبَرُوٓا۟ أَجْرَهُم بِأَحْسَنِ مَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ

    Sizin yanınızdaki tükenir; Allah katındaki ise kalıcıdır. Sabredenlerin karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle mutlaka vereceğiz.

  97. مَنْ عَمِلَ صَٰلِحًا مِّن ذَكَرٍ أَوْ أُنثَىٰ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَلَنُحْيِيَنَّهُۥ حَيَوٰةً طَيِّبَةً وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ أَجْرَهُم بِأَحْسَنِ مَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ

    Erkek ya da kadın, kim mümin olarak salih amel işlerse, ona güzel bir hayat yaşatırız ve karşılıklarını, yaptıklarının en güzeliyle mutlaka veririz.

  98. فَإِذَا قَرَأْتَ ٱلْقُرْءَانَ فَٱسْتَعِذْ بِٱللَّهِ مِنَ ٱلشَّيْطَٰنِ ٱلرَّجِيمِ

    Kur'an okuyacağın zaman, kovulmuş şeytandan Allah'a sığın.

  99. إِنَّهُۥ لَيْسَ لَهُۥ سُلْطَٰنٌ عَلَى ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَلَىٰ رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ

    Şüphesiz onun, iman edenler ve Rablerine tevekkül edenler üzerinde bir gücü yoktur.

  100. إِنَّمَا سُلْطَٰنُهُۥ عَلَى ٱلَّذِينَ يَتَوَلَّوْنَهُۥ وَٱلَّذِينَ هُم بِهِۦ مُشْرِكُونَ

    Onun gücü, ancak kendisini dost edinenler ve O'na ortak koşanlar üzerindedir.

  101. وَإِذَا بَدَّلْنَآ ءَايَةً مَّكَانَ ءَايَةٍ وَٱللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا يُنَزِّلُ قَالُوٓا۟ إِنَّمَآ أَنتَ مُفْتَرٍۭ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ

    Bir ayetin yerine başka bir ayet getirdiğimizde -ki Allah ne indirdiğini daha iyi bilir- derler ki: "Sen ancak uyduruyorsun." Hayır, onların çoğu bilmez.

  102. قُلْ نَزَّلَهُۥ رُوحُ ٱلْقُدُسِ مِن رَّبِّكَ بِٱلْحَقِّ لِيُثَبِّتَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَهُدًى وَبُشْرَىٰ لِلْمُسْلِمِينَ

    De ki: Onu, Kudüs Ruhu, iman edenleri sağlamlaştırmak ve teslim olanlara yol gösterici ve müjde olsun diye Rabbinden gerçek olarak indirdi.

  103. وَلَقَدْ نَعْلَمُ أَنَّهُمْ يَقُولُونَ إِنَّمَا يُعَلِّمُهُۥ بَشَرٌ لِّسَانُ ٱلَّذِى يُلْحِدُونَ إِلَيْهِ أَعْجَمِىٌّ وَهَٰذَا لِسَانٌ عَرَبِىٌّ مُّبِينٌ

    Andolsun biliyoruz ki onlar "Ona ancak bir insan öğretiyor" diyorlar. Nispet ettikleri kişinin dili yabancıdır; bu ise apaçık Arapçadır.

  104. إِنَّ ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ لَا يَهْدِيهِمُ ٱللَّهُ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ

    Şüphesiz Allah'ın ayetlerine iman etmeyenleri Allah doğru yola iletmez ve onlar için acı bir azap vardır.

  105. إِنَّمَا يَفْتَرِى ٱلْكَذِبَ ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ وَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْكَٰذِبُونَ

    Yalanı ancak, Allah'ın ayetlerine iman etmeyenler uydurur. İşte onlar yalancıların ta kendileridir.

  106. مَن كَفَرَ بِٱللَّهِ مِنۢ بَعْدِ إِيمَٰنِهِۦٓ إِلَّا مَنْ أُكْرِهَ وَقَلْبُهُۥ مُطْمَئِنٌّۢ بِٱلْإِيمَٰنِ وَلَٰكِن مَّن شَرَحَ بِٱلْكُفْرِ صَدْرًا فَعَلَيْهِمْ غَضَبٌ مِّنَ ٱللَّهِ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ

    Kalbi imanla dolu olduğu hâlde zorlanan kimse hariç, iman ettikten sonra Allah'ı inkâr eden ve göğsünü inkâra açanların üzerine Allah'tan bir öfke iner ve onlar için büyük bir azap vardır.

  107. ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمُ ٱسْتَحَبُّوا۟ ٱلْحَيَوٰةَ ٱلدُّنْيَا عَلَى ٱلْـَٔاخِرَةِ وَأَنَّ ٱللَّهَ لَا يَهْدِى ٱلْقَوْمَ ٱلْكَٰفِرِينَ

    Bu, dünya hayatını ahirete tercih etmeleri ve Allah'ın gerçeği örten topluluğu doğru yola iletmemesi yüzündendir.

  108. أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ طَبَعَ ٱللَّهُ عَلَىٰ قُلُوبِهِمْ وَسَمْعِهِمْ وَأَبْصَٰرِهِمْ وَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْغَٰفِلُونَ

    İşte onlar, Allah'ın kalplerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimselerdir. İşte onlar gafillerin ta kendileridir.

  109. لَا جَرَمَ أَنَّهُمْ فِى ٱلْـَٔاخِرَةِ هُمُ ٱلْخَٰسِرُونَ

    Şüphesiz onlar, ahirette hüsrana uğrayanların ta kendileridir.

  110. ثُمَّ إِنَّ رَبَّكَ لِلَّذِينَ هَاجَرُوا۟ مِنۢ بَعْدِ مَا فُتِنُوا۟ ثُمَّ جَٰهَدُوا۟ وَصَبَرُوٓا۟ إِنَّ رَبَّكَ مِنۢ بَعْدِهَا لَغَفُورٌ رَّحِيمٌ

    Sonra Rabbin; eziyet gördükten sonra göç eden, ardından cihat eden ve sabredenlerin yanındadır. Şüphesiz bundan sonra Rabbin çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

  111. يَوْمَ تَأْتِى كُلُّ نَفْسٍ تُجَٰدِلُ عَن نَّفْسِهَا وَتُوَفَّىٰ كُلُّ نَفْسٍ مَّا عَمِلَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ

    O gün her nefis, kendini savunmak için gelir ve herkese yaptığının karşılığı eksiksiz verilir; onlara haksızlık edilmez.

  112. وَضَرَبَ ٱللَّهُ مَثَلًا قَرْيَةً كَانَتْ ءَامِنَةً مُّطْمَئِنَّةً يَأْتِيهَا رِزْقُهَا رَغَدًا مِّن كُلِّ مَكَانٍ فَكَفَرَتْ بِأَنْعُمِ ٱللَّهِ فَأَذَٰقَهَا ٱللَّهُ لِبَاسَ ٱلْجُوعِ وَٱلْخَوْفِ بِمَا كَانُوا۟ يَصْنَعُونَ

    Allah bir şehri örnek verdi: güvenli ve huzurlu idi; rızkı her yerden bol bol geliyordu. Sonra Allah'ın nimetlerine nankörlük etti; Allah da yaptıkları yüzünden ona açlık ve korku elbisesini tattırdı.

  113. وَلَقَدْ جَآءَهُمْ رَسُولٌ مِّنْهُمْ فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَهُمُ ٱلْعَذَابُ وَهُمْ ظَٰلِمُونَ

    Andolsun onlara içlerinden bir elçi geldi; fakat onu yalanladılar. Böylece zulmederlerken azap onları yakaladı.

  114. فَكُلُوا۟ مِمَّا رَزَقَكُمُ ٱللَّهُ حَلَٰلًا طَيِّبًا وَٱشْكُرُوا۟ نِعْمَتَ ٱللَّهِ إِن كُنتُمْ إِيَّاهُ تَعْبُدُونَ

    Allah'ın size verdiği rızıktan helal ve temiz olarak yiyin ve yalnız O'na kulluk ediyorsanız Allah'ın nimetine şükredin.

  115. إِنَّمَا حَرَّمَ عَلَيْكُمُ ٱلْمَيْتَةَ وَٱلدَّمَ وَلَحْمَ ٱلْخِنزِيرِ وَمَآ أُهِلَّ لِغَيْرِ ٱللَّهِ بِهِۦ فَمَنِ ٱضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ فَإِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ

    O, size ancak leşi, kanı, domuz etini ve Allah'tan başkası adına kesileni haram kıldı. Kim mecbur kalırsa, saldırmaksızın ve haddi aşmaksızın; şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

  116. وَلَا تَقُولُوا۟ لِمَا تَصِفُ أَلْسِنَتُكُمُ ٱلْكَذِبَ هَٰذَا حَلَٰلٌ وَهَٰذَا حَرَامٌ لِّتَفْتَرُوا۟ عَلَى ٱللَّهِ ٱلْكَذِبَ إِنَّ ٱلَّذِينَ يَفْتَرُونَ عَلَى ٱللَّهِ ٱلْكَذِبَ لَا يُفْلِحُونَ

    Dillerinizin yalan yere nitelediği şeyler için "Bu helaldir, bu haramdır" demeyin; Allah hakkında yalan uydurmuş olursunuz. Şüphesiz Allah hakkında yalan uyduranlar kurtuluşa eremez.

  117. مَتَٰعٌ قَلِيلٌ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ

    Az bir yararlanma; onlar için acı bir azap vardır.

  118. وَعَلَى ٱلَّذِينَ هَادُوا۟ حَرَّمْنَا مَا قَصَصْنَا عَلَيْكَ مِن قَبْلُ وَمَا ظَلَمْنَٰهُمْ وَلَٰكِن كَانُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ

    Yahudi olanlara, daha önce sana anlattıklarımızı haram kılmıştık. Biz onlara zulmetmedik; fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.

  119. ثُمَّ إِنَّ رَبَّكَ لِلَّذِينَ عَمِلُوا۟ ٱلسُّوٓءَ بِجَهَٰلَةٍ ثُمَّ تَابُوا۟ مِنۢ بَعْدِ ذَٰلِكَ وَأَصْلَحُوٓا۟ إِنَّ رَبَّكَ مِنۢ بَعْدِهَا لَغَفُورٌ رَّحِيمٌ

    Sonra Rabbin; bilgisizce kötülük yapan, ardından tövbe eden ve durumunu düzeltenlerin yanındadır. Şüphesiz bundan sonra Rabbin çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

  120. إِنَّ إِبْرَٰهِيمَ كَانَ أُمَّةً قَانِتًا لِّلَّهِ حَنِيفًا وَلَمْ يَكُ مِنَ ٱلْمُشْرِكِينَ

    Şüphesiz İbrâhîm, Allah'a boyun eğen, hanîf olan bir önderdi ve ortak koşanlardan değildi.

  121. شَاكِرًا لِّأَنْعُمِهِ ٱجْتَبَىٰهُ وَهَدَىٰهُ إِلَىٰ صِرَٰطٍ مُّسْتَقِيمٍ

    O'nun nimetlerine şükredendi. Allah onu seçti ve dosdoğru bir yola iletti.

  122. وَءَاتَيْنَٰهُ فِى ٱلدُّنْيَا حَسَنَةً وَإِنَّهُۥ فِى ٱلْـَٔاخِرَةِ لَمِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ

    Ona dünyada iyilik verdik; ahirette de o, salihlerdendir.

  123. ثُمَّ أَوْحَيْنَآ إِلَيْكَ أَنِ ٱتَّبِعْ مِلَّةَ إِبْرَٰهِيمَ حَنِيفًا وَمَا كَانَ مِنَ ٱلْمُشْرِكِينَ

    Sonra sana vahyettik: "Hanîf olan İbrâhîm'in yoluna uy; o, ortak koşanlardan değildi."

  124. إِنَّمَا جُعِلَ ٱلسَّبْتُ عَلَى ٱلَّذِينَ ٱخْتَلَفُوا۟ فِيهِ وَإِنَّ رَبَّكَ لَيَحْكُمُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ فِيمَا كَانُوا۟ فِيهِ يَخْتَلِفُونَ

    Cumartesi, ancak onda ayrılığa düşenlere farz kılındı. Şüphesiz Rabbin, ayrılığa düştükleri şey konusunda kıyamet günü aralarında hüküm verecektir.

  125. ٱدْعُ إِلَىٰ سَبِيلِ رَبِّكَ بِٱلْحِكْمَةِ وَٱلْمَوْعِظَةِ ٱلْحَسَنَةِ وَجَٰدِلْهُم بِٱلَّتِى هِىَ أَحْسَنُ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِۦ وَهُوَ أَعْلَمُ بِٱلْمُهْتَدِينَ

    Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır; onlarla en güzel biçimde tartış. Şüphesiz Rabbin, yolundan sapanı en iyi bilendir; doğru yolda olanları da en iyi bilen O'dur.

  126. وَإِنْ عَاقَبْتُمْ فَعَاقِبُوا۟ بِمِثْلِ مَا عُوقِبْتُم بِهِۦ وَلَئِن صَبَرْتُمْ لَهُوَ خَيْرٌ لِّلصَّٰبِرِينَ

    Ceza verecekseniz, size yapılan kötülüğün dengiyle ceza verin. Sabrederseniz, bu sabredenler için elbette daha hayırlıdır.

  127. وَٱصْبِرْ وَمَا صَبْرُكَ إِلَّا بِٱللَّهِ وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَلَا تَكُ فِى ضَيْقٍ مِّمَّا يَمْكُرُونَ

    Sabret; senin sabrın ancak Allah iledir. Onlar için üzülme ve kurdukları tuzaktan dolayı sıkıntıya düşme.

  128. إِنَّ ٱللَّهَ مَعَ ٱلَّذِينَ ٱتَّقَوا۟ وَّٱلَّذِينَ هُم مُّحْسِنُونَ

    Şüphesiz Allah, sakınanlar ve iyilik edenlerle beraberdir.

Arapça Kur’an metni Tanzil Project tarafından hazırlanmıştır (Uthmani imlası, sürüm 1.1). Lisans: Creative Commons Attribution 3.0 —tanzil.net

Doksanıncı ayet: üç emir, üç yasak

Bu ayet Türkiye'de hutbelerin sonunda okunmasıyla bilinir.

Üç şey emredilir: adalet, ihsan ve akrabaya vermek. Üç şey yasaklanır: hayâsızlık, kötülük ve taşkınlık.

Klasik tefsirlerde adalet ile ihsanın sıralaması üzerinde durulur. Adalet hakkı vermektir; ihsan ise hak edilenin ötesine geçmektir. Ölçü önce konur, sonra aşılması istenir.

Üçüncü emir olan akrabaya vermenin ayrıca sayılması da dikkat çekicidir; adalet ve ihsanın en yakın halkadan başladığı biçiminde okunur.

Balda şifa

68 ve 69. ayetler bal arısına verilen yönlendirmeyi anlatır ve sonucunu bildirir: "onda insanlar için şifa vardır."

Bu, Kur'an'da şifanın maddi bir şeye nispet edildiği tek yerdir. Diğer beş geçişte şifa Kur'an'a ya da göğüsteki hâle nispet edilir.

Bu sitede şifa ayetleri teması bu dağılımı verir. Ayrıca şu ayrım korunur: ayet balda şifa bulunduğunu bildirir; belirli bir hastalık için belirli bir kullanım tarif etmez ve tıbbi tedavinin yerine geçen bir uygulama sunmaz.

Sayılamayan nimet

18. ayet kısadır: "Allah'ın nimetini saymaya kalksanız sayamazsınız."

Dikkat çekici olan devamıdır: ayet bağışlama ve merhametle biter. Klasik tefsirlerde bu geçiş, tam şükrün zaten mümkün olmadığına işaret sayılır.

Aynı cümle İbrâhîm 34'te de bulunur ve orada insanın çok zalim ve çok nankör olduğu eklenir.

Surenin 5-16. ayetleri bu bildirimden önce uzun bir nimet listesi verir; 53. ayet ise kaynağı tek bir cümlede toplar: "Size ulaşan her nimet Allah'tandır."

"Bu helaldir, bu haramdır demeyin"

116. ayet, dille verilen hükümler konusunda bir yasak koyar ve gerekçesini söyler: bu, Allah hakkında yalan uydurmaktır.

Klasik tefsirlerde bu ayet, dinî hüküm vermenin dayanak gerektirdiğine dair temel delillerden sayılır.

Bu sitede fıkhî hüküm ve fetva içeriği kapsam dışıdır; gerekçelerden biri bu ayettir. Kaynaklarda bulunanı aktarmak ile hüküm vermek ayrı şeylerdir.

Aynı çerçeve 43. ayetle tamamlanır: "Bilmiyorsanız, zikir ehline sorun."

Çağırmanın biçimi

125. ayet üç şey sayar: hikmet, güzel öğüt ve en güzel biçimde tartışmak.

Ayet ardından bir sınır çizer: kimin saptığını ve kimin doğru yolda olduğunu bilmek muhataba ait değildir.

126 ve 127. ayetler bunu tamamlar: karşılık denk olmalıdır, sabır daha hayırlıdır ve sabrın kendisi de bir imkândır — "senin sabrın ancak Allah iledir."

Bu sitede mazlumun duası sayfasında aynı denge işlenmiştir.

Sık sorulan sorular

Hutbelerin sonunda okunan ayet hangisidir?

Nahl suresi 90. ayettir. Üç şeyi emreder (adalet, iyilik, akrabaya vermek) ve üç şeyi yasaklar (hayâsızlık, kötülük, taşkınlık).

Kur'an'da bal hakkında ne bildirilir?

Nahl 68-69'da bal arısına verilen yönlendirme anlatılır ve balda insanlar için şifa bulunduğu bildirilir. Kur'an'da şifanın maddi bir şeye nispet edildiği tek yerdir.

Kaynaklar

  • Kur’an
    Nahl 16:1-128 — Surenin metni
  • Kur’an
    İbrâhîm 14:34 — Nimetin sayılamaması
  • Kur’an
    İsrâ 17:82; Yûnus 10:57 — Şifanın Kur'an'a nispeti
  • Kur’an
    En'âm 6:119 — Helal ve haram konusunda dayanak

Son güncelleme: