Dil ve Söz ile İlgili Hadisler

Sahih hadisBu sayfadaki bilgilerin ana kaynak seviyesi

Buhârî'nin Sahîh'inde dilin edebi dağınık bir konu değildir: Kitâbü'l-Edeb içinde doğrudan söze ayrılmış bâblar vardır — sövme ve lânet, gıybet, söz taşıma, iki yüzlülük, zan, karşılıklı övgü, şiir ve gündelik kalıp sözler. Bu sayfadaki 21 hadis o bâblardan seçilmiştir; her birinin Arapça metni, altında kitâb adı ve bâb numarasıyla birlikte verilmiştir.

Hadisler

  1. حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سِنَانٍ، حَدَّثَنَا فُلَيْحُ بْنُ سُلَيْمَانَ، حَدَّثَنَا هِلاَلُ بْنُ عَلِيٍّ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ لَمْ يَكُنْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَاحِشًا وَلاَ لَعَّانًا وَلاَ سَبَّابًا، كَانَ يَقُولُ عِنْدَ الْمَعْتَبَةِ ‏ "‏ مَا لَهُ، تَرِبَ جَبِينُهُ ‏"‏‏.‏

    Enes'ten: Resûlullah ne ağzı bozuk, ne durmadan lânet eden, ne de sövüp sayan biriydi. Sitem etmesi gereken yerde söylediği söz şuydu: "Ne oluyor ona! Alnı toprak olsun."

    Rivayet üç kelimeyle üç ayrı kusuru dışarıda bırakır: çirkin söz, lânet ve sövme. Sondaki "alnı toprak olsun" Arapçada kalıplaşmış bir sitem ifadesidir; Buhârî'nin Edeb bölümünde bu tür kalıplara ayrı bir bâb ayrılmıştır ve orada gerçek bir beddua sayılmazlar.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 44

  2. حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ الْمُفَضَّلِ، عَنْ حُمَيْدٍ، قَالَ قَالَ أَنَسٌ حَدَّثَنِي عُبَادَةُ بْنُ الصَّامِتِ، قَالَ خَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِيُخْبِرَ النَّاسَ بِلَيْلَةِ الْقَدْرِ، فَتَلاَحَى رَجُلاَنِ مِنَ الْمُسْلِمِينَ، قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ خَرَجْتُ لأُخْبِرَكُمْ، فَتَلاَحَى فُلاَنٌ وَفُلاَنٌ وَإِنَّهَا رُفِعَتْ، وَعَسَى أَنْ يَكُونَ خَيْرًا لَكُمْ، فَالْتَمِسُوهَا فِي التَّاسِعَةِ وَالسَّابِعَةِ وَالْخَامِسَةِ ‏"‏‏.‏

    Ubâde b. Sâmit'ten: Resûlullah, insanlara Kadir gecesini haber vermek üzere çıktı. Müslümanlardan iki kişi ağız kavgasına tutuştu. Bunun üzerine Peygamber şöyle buyurdu: "Size haber vermek için çıkmıştım; falan ile falan çekişti ve o bilgi kaldırıldı. Belki bu sizin için hayırlıdır. Artık onu dokuzuncu, yedinci ve beşinci gecede arayın."

    Kaybedilen şey somuttur: tartışma, verilecek haberi götürmüştür. Peygamber çekişenleri adlandırmaz, "falan ile falan" der. Sondaki üç sayı rivayetin kendi lafzıdır; metin tek bir gece belirlemez, bir arama aralığı gösterir.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 44

  3. حَدَّثَنَا صَدَقَةُ بْنُ الْفَضْلِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ عُيَيْنَةَ، سَمِعْتُ ابْنَ الْمُنْكَدِرِ، سَمِعَ عُرْوَةَ بْنَ الزُّبَيْرِ، أَنَّ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَخْبَرَتْهُ قَالَتِ، اسْتَأْذَنَ رَجُلٌ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏"‏ ائْذَنُوا لَهُ بِئْسَ، أَخُو الْعَشِيرَةِ أَوِ ابْنُ الْعَشِيرَةِ ‏"‏‏.‏ فَلَمَّا دَخَلَ أَلاَنَ لَهُ الْكَلاَمَ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ قُلْتَ الَّذِي قُلْتَ، ثُمَّ أَلَنْتَ لَهُ الْكَلاَمَ قَالَ ‏"‏ أَىْ عَائِشَةُ، إِنَّ شَرَّ النَّاسِ مَنْ تَرَكَهُ النَّاسُ ـ أَوْ وَدَعَهُ النَّاسُ ـ اتِّقَاءَ فُحْشِهِ ‏"‏‏.‏

    Âişe anlatıyor: Bir adam Resûlullah'ın yanına girmek için izin istedi. Peygamber, "İzin verin ona; aşiretin ne kötü kardeşi" — ya da "aşiretin ne kötü oğlu" — dedi. Adam içeri girince ona yumuşak sözle karşılık verdi. "Ey Allah'ın Resûlü! Az önce söyleyeceğini söyledin, sonra ona yumuşak davrandın" dedim. Şöyle buyurdu: "Ey Âişe! İnsanların en kötüsü, ağzının bozukluğundan çekinildiği için insanların kendisinden uzak durduğu kimsedir."

    Adamın adı metinde geçmez; Buhârî rivayeti "bozgunculuğu ve şüpheli hâli bilinenler hakkında konuşmanın hangi ölçüde caiz olduğu" bâbına koyar. Klasik şerhlerde iki ayrı başlık altında tartışılmıştır: gıybetin sınırı ve mudârât, yani kötülüğünü savmak için kişiye yumuşak davranma. Bu sayfa açıklamalardan birini tercih etmez.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 48

  4. حَدَّثَنَا ابْنُ سَلاَمٍ، أَخْبَرَنَا عَبِيدَةُ بْنُ حُمَيْدٍ أَبُو عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ خَرَجَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مِنْ بَعْضِ حِيطَانِ الْمَدِينَةِ، فَسَمِعَ صَوْتَ إِنْسَانَيْنِ يُعَذَّبَانِ فِي قُبُورِهِمَا فَقَالَ ‏"‏ يُعَذَّبَانِ، وَمَا يُعَذَّبَانِ فِي كَبِيرَةٍ، وَإِنَّهُ لَكَبِيرٌ، كَانَ أَحَدُهُمَا لاَ يَسْتَتِرُ مِنَ الْبَوْلِ، وَكَانَ الآخَرُ يَمْشِي بِالنَّمِيمَةِ ‏"‏‏.‏ ثُمَّ دَعَا بِجَرِيدَةٍ فَكَسَرَهَا بِكِسْرَتَيْنِ أَوْ ثِنْتَيْنِ، فَجَعَلَ كِسْرَةً فِي قَبْرِ هَذَا، وَكِسْرَةً فِي قَبْرِ هَذَا، فَقَالَ ‏"‏ لَعَلَّهُ يُخَفَّفُ عَنْهُمَا مَا لَمْ يَيْبَسَا ‏"‏‏.‏

    İbn Abbâs'tan: Peygamber, Medine bahçelerinden birinden çıktı ve kabirlerinde azap gören iki kişinin sesini işitti. Şöyle buyurdu: "Bunlar azap görüyor; hem de büyük bir şey yüzünden değil — oysa o, büyüktür. Biri idrardan sakınmazdı; öteki ise söz taşırdı." Sonra bir hurma dalı istedi, onu iki parçaya ayırdı; bir parçayı birinin kabrine, bir parçayı ötekinin kabrine dikti ve "Umulur ki bunlar kurumadıkça azapları hafifletilir" buyurdu.

    Cümlenin içinde bir düzeltme vardır: "büyük bir şey yüzünden değil" dendikten hemen sonra "oysa o, büyüktür" denir — küçük görülen davranışın aslında ağır olduğu belirtilir. Buhârî rivayeti "nemîme büyük günahlardandır" başlıklı bâbda nakleder. Nemîme, araları bozmak için bir kimsenin sözünü bir başkasına taşımaktır.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 49

  5. حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ هَمَّامٍ، قَالَ كُنَّا مَعَ حُذَيْفَةَ فَقِيلَ لَهُ إِنَّ رَجُلاً يَرْفَعُ الْحَدِيثَ إِلَى عُثْمَانَ‏.‏ فَقَالَ حُذَيْفَةُ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ لاَ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ قَتَّاتٌ ‏"‏‏.‏

    Hemmâm anlatıyor: Huzeyfe ile birlikteydik. Ona, "Bir adam konuşulanları Osman'a taşıyor" dendi. Huzeyfe şöyle karşılık verdi: Peygamber'i "Söz taşıyan cennete giremez" derken işittim.

    Huzeyfe'nin karşılığı dikkat çekicidir: kimin taşıdığını sormaz, haberin peşine düşmez; rivayeti hatırlatmakla yetinir. "Kattât" söz taşıyan demektir. Cümledeki hüküm rivayetin kendi lafzıdır; bu tür kesin ifadelerin nasıl anlaşılacağı klasik kaynaklarda ayrıca ele alınmıştır.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 50

  6. حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، حَدَّثَنَا أَبُو صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ تَجِدُ مِنْ شَرِّ النَّاسِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ عِنْدَ اللَّهِ ذَا الْوَجْهَيْنِ، الَّذِي يَأْتِي هَؤُلاَءِ بِوَجْهٍ وَهَؤُلاَءِ بِوَجْهٍ ‏"‏‏.‏

    Ebû Hüreyre'den: Peygamber şöyle buyurdu: "Kıyamet günü Allah katında insanların en kötüsü olarak iki yüzlüyü bulursun: şunlara bir yüzle, bunlara başka bir yüzle gideni."

    Ölçü, niyet tahmini değil davranıştır: aynı kişinin iki topluluğa iki ayrı yüz göstermesi. Rivayet bunu "söylemek" ile değil "gitmek" fiiliyle anlatır — tutum, konuşmadan önce başlar. Bâb, yalan sözü ele alan bâb ile söz taşımayı ele alan bâb arasında durur.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 52

  7. حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ صَبَّاحٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ زَكَرِيَّاءَ، حَدَّثَنَا بُرَيْدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى، قَالَ سَمِعَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم رَجُلاً يُثْنِي عَلَى رَجُلٍ وَيُطْرِيهِ فِي الْمِدْحَةِ فَقَالَ ‏ "‏ أَهْلَكْتُمْ ـ أَوْ قَطَعْتُمْ ـ ظَهْرَ الرَّجُلِ ‏"‏‏.‏

    Ebû Mûsâ'dan: Peygamber, bir adamı öven ve övgüde aşırıya giden birini işitti ve "Adamı helâk ettiniz" — ya da "adamın belini kestiniz" — buyurdu.

    Kusur övgünün kendisinde değil, "itrâ" denen aşırılıktadır. Hitap tekil değil çoğuldur. Buhârî bu rivayeti karşılıklı övgünün hoş görülmediği bâbda nakleder; hemen ardından gelen bâb ise kişinin kardeşini bildiği kadarıyla övmesini ele alır — yani yasaklanan övgü değil, ölçüsüdür.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 54

  8. حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ خَالِدٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي بَكْرَةَ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ رَجُلاً، ذُكِرَ عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَأَثْنَى عَلَيْهِ رَجُلٌ خَيْرًا، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ وَيْحَكَ قَطَعْتَ عُنُقَ صَاحِبِكَ ـ يَقُولُهُ مِرَارًا ـ إِنْ كَانَ أَحَدُكُمْ مَادِحًا لاَ مَحَالَةَ فَلْيَقُلْ أَحْسِبُ كَذَا وَكَذَا‏.‏ إِنْ كَانَ يُرَى أَنَّهُ كَذَلِكَ، وَحَسِيبُهُ اللَّهُ، وَلاَ يُزَكِّي عَلَى اللَّهِ أَحَدًا ‏"‏‏.‏ قَالَ وُهَيْبٌ عَنْ خَالِدٍ ‏"‏ وَيْلَكَ ‏"‏‏.‏

    Ebû Bekre'den: Peygamber'in yanında bir adamdan söz edildi; bir başkası onu hayırla övdü. Peygamber şöyle buyurdu — bunu birkaç kez tekrarladı —: "Yazık sana! Arkadaşının boynunu kestin. Biriniz mutlaka övecekse, gerçekten öyle olduğu kanaatindeyse 'şöyle sanıyorum' desin. Onun hesabını görecek olan Allah'tır; kimse Allah'a karşı bir başkasını temize çıkaramaz." Râvilerden Vüheyb aynı rivayeti "veyleke" lafzıyla nakletmiştir.

    Rivayet yalnız yasaklamaz, yerine konacak kalıbı da söyler: kesin hüküm yerine kanaat bildiren bir ifade. Gerekçe son cümlededir — kimsenin bir başkasını Allah katında temize çıkarma yetkisi yoktur. Sondaki lafız farkı Buhârî'nin kendi kaydettiği bir ayrıntıdır.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 54

  9. حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِيَّاكُمْ وَالظَّنَّ، فَإِنَّ الظَّنَّ أَكْذَبُ الْحَدِيثِ، وَلاَ تَحَسَّسُوا، وَلاَ تَجَسَّسُوا، وَلاَ تَنَاجَشُوا، وَلاَ تَحَاسَدُوا، وَلاَ تَبَاغَضُوا، وَلاَ تَدَابَرُوا، وَكُونُوا عِبَادَ اللَّهِ إِخْوَانًا ‏"‏‏.‏

    Ebû Hüreyre'den: Resûlullah şöyle buyurdu: "Zandan sakının; çünkü zan, sözün en yalanıdır. Birbirinizin açığını aramayın, birbirinizi gözetlemeyin, alıcı değilken fiyat kızıştırmayın, birbirinizi kıskanmayın, birbirinize buğzetmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin; ey Allah'ın kulları, kardeş olun."

    Bâb başlığı Hucurât 49:12'dir. Sıralama anlamlıdır: yanlış söz, doğrulanmamış bir kanaatle başlar. "Tehassüs" ile "tecessüs" ikisi de araştırmaktır; klasik kaynaklar birini kişinin kendi hesabına, ötekini başkası hesabına yapılan araştırma diye ayırır. "Necş" ise alma niyeti olmadan fiyatı yükseltmek, yani sözle yanıltmaktır.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 58

  10. حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو بَكْرِ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّ مَرْوَانَ بْنَ الْحَكَمِ، أَخْبَرَهُ أَنَّ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ الأَسْوَدِ بْنِ عَبْدِ يَغُوثَ أَخْبَرَهُ أَنَّ أُبَىَّ بْنَ كَعْبٍ أَخْبَرَهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِنَّ مِنَ الشِّعْرِ حِكْمَةً ‏"‏‏.‏

    Übey b. Kâ'b'dan: Resûlullah, "Şiirin bir kısmı hikmettir" buyurdu.

    Cümle "min" edatıyla kurulur: şiirin tamamı değil, bir kısmı. Ölçü biçim değil içeriktir. Buhârî aynı bölümde şiirin aşırısını yeren rivayeti de nakleder; ikisi yan yana durur.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 90

  11. حَدَّثَنَا ابْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ مَهْدِيٍّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ، حَدَّثَنَا أَبُو سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ أَصْدَقُ كَلِمَةٍ قَالَهَا الشَّاعِرُ كَلِمَةُ لَبِيدٍ أَلاَ كُلُّ شَىْءٍ مَا خَلاَ اللَّهَ بَاطِلُ ‏"‏‏.‏ وَكَادَ أُمَيَّةُ بْنُ أَبِي الصَّلْتِ أَنْ يُسْلِمَ‏.‏

    Ebû Hüreyre'den: Peygamber şöyle buyurdu: "Şairin söylediği en doğru söz Lebîd'in şu sözüdür: Bilin ki Allah'tan başka her şey boştur." Ümeyye b. Ebi's-Salt ise neredeyse Müslüman olacaktı.

    Ölçü açıkça içeriktir: mısra, söylediği doğru olduğu için "en doğru söz" sayılır — söyleyeni İslâm'dan önce tanınmış bir şair olsa bile. Rivayet şairin sözünü vahiyle bir tutmaz, yalnız doğruluğunu teslim eder. Sondaki cümle başka bir şairle ilgili kısa bir kayıttır.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 90

  12. حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الأَسْوَدِ بْنِ قَيْسٍ، سَمِعْتُ جُنْدَبًا، يَقُولُ بَيْنَمَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَمْشِي إِذْ أَصَابَهُ حَجَرٌ فَعَثَرَ فَدَمِيَتْ إِصْبَعُهُ فَقَالَ ‏ "‏ هَلْ أَنْتِ إِلاَّ إِصْبَعٌ دَمِيتِ وَفِي سَبِيلِ اللَّهِ مَا لَقِيتِ ‏"‏‏.‏

    Cündeb'den: Peygamber yürürken bir taş çarptı, sendeledi ve parmağı kanadı. Bunun üzerine şöyle dedi: "Sen kanayan bir parmaktan başka nesin ki; başına gelen de Allah yolundadır."

    İki mısra ölçülüdür ve Peygamber'in kendi ağzından çıkmıştır. Buhârî onu şiirin, recezin ve deve çekme ezgisinin hangi ölçüde caiz olduğunu ele alan bâba koyar: ölçülü söz, ölçülü olduğu için değil, söylediği şey için değerlendirilir.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 90

  13. حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لأَنْ يَمْتَلِئَ جَوْفُ رَجُلٍ قَيْحًا يَرِيهِ خَيْرٌ مِنْ أَنْ يَمْتَلِئَ شِعْرًا ‏"‏‏.‏

    Ebû Hüreyre'den: Resûlullah şöyle buyurdu: "Bir kimsenin içinin, kendisini kemiren irinle dolması, şiirle dolmasından hayırlıdır."

    Bu rivayet, şiirin bir kısmını hikmet sayan rivayetle aynı bölümdedir; Buhârî ikisini birbirinin yakınına koyar. İfadenin neyi hedeflediği klasik şerhlerde tartışılmış, çoğunlukla şiirin insanı büsbütün kaplaması ve Kur'an ile zikrin yerini alması hâline bağlanmıştır. Sayfa bu açıklamalardan birini tercih etmez.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 92

  14. حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم رَأَى رَجُلاً يَسُوقُ بَدَنَةً فَقَالَ ‏"‏ ارْكَبْهَا ‏"‏‏.‏ قَالَ إِنَّهَا بَدَنَةٌ‏.‏ قَالَ ‏"‏ ارْكَبْهَا ‏"‏‏.‏ قَالَ إِنَّهَا بَدَنَةٌ‏.‏ قَالَ ‏"‏ ارْكَبْهَا وَيْلَكَ ‏"‏‏.‏

    Enes'ten: Peygamber, kurbanlık bir deveyi önüne katıp süren bir adam gördü ve "Bin ona" dedi. Adam, "Bu kurbanlıktır" dedi. Peygamber yine "Bin ona" dedi. Adam yine "Bu kurbanlıktır" dedi. Peygamber, "Bin ona, yazık sana!" buyurdu.

    Buhârî bu rivayeti "veyleke demek" bâbına koyar. Kelime sözlükte bir beddua kalıbıdır; burada ise azarlama değil, üçüncü kez tekrarlanan bir tavsiyenin vurgusudur. Kalıbın anlamı bağlamdan çıkar — bölümün tekrar eden ölçüsü budur.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 95

  15. حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ، حَدَّثَنَا أَبُو عَمْرٍو الأَوْزَاعِيُّ، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ شِهَابٍ الزُّهْرِيُّ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَزِيدَ اللَّيْثِيِّ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ ـ رضى الله عنه أَنَّ أَعْرَابِيًّا قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَخْبِرْنِي عَنِ الْهِجْرَةِ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ وَيْحَكَ إِنَّ شَأْنَ الْهِجْرَةِ شَدِيدٌ، فَهَلْ لَكَ مِنْ إِبِلٍ ‏"‏‏.‏ قَالَ نَعَمْ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَهَلْ تُؤَدِّي صَدَقَتَهَا ‏"‏‏.‏ قَالَ نَعَمْ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَاعْمَلْ مِنْ وَرَاءِ الْبِحَارِ، فَإِنَّ اللَّهَ لَنْ يَتِرَكَ مِنْ عَمَلِكَ شَيْئًا ‏"‏‏.‏

    Ebû Saîd el-Hudrî'den: Bir bedevî, "Ey Allah'ın Resûlü! Bana hicretten söz et" dedi. Peygamber şöyle buyurdu: "Vah sana! Hicretin işi çetindir. Develerin var mı?" "Evet" dedi. "Onların zekâtını veriyor musun?" "Evet" dedi. "Öyleyse denizlerin ötesinde de olsan çalış; Allah, amelinden hiçbir şeyi eksiltmez."

    "Veyhake" ile "veyleke" aynı bâbda yan yana durur; birincisinde acıma, ikincisinde uyarı yönü ağır basar. Burada söz adamı geri çevirmek için değil, taşıyamayacağı bir yükün altına girmesini önlemek için kullanılır: önce sert görünen kalıp gelir, ardından ona uygun bir yol gösterilir.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 95

  16. حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، عَنْ يُونُسَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ أَبِي أُمَامَةَ بْنِ سَهْلٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ يَقُولَنَّ أَحَدُكُمْ خَبُثَتْ نَفْسِي، وَلَكِنْ لِيَقُلْ لَقِسَتْ نَفْسِي ‏"‏‏.‏ تَابَعَهُ عُقَيْلٌ‏.‏

    Ebû Ümâme b. Sehl babasından naklediyor: Peygamber şöyle buyurdu: "Sakın biriniz 'içim pisledi' demesin; bunun yerine 'içim bulandı' desin."

    Yasaklanan bir davranış değil, bir kelimedir. İki ifade de aynı rahatsızlığı anlatır; fark, birincisinin "habîs" kökünden gelmesi, yani kişinin kendi nefsini pislikle anmasıdır. Rivayet aynı anlamı taşıyan ama kendini kötülemeyen bir karşılık önerir.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 100

  17. حَدَّثَنَا عَيَّاشُ بْنُ الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الأَعْلَى، حَدَّثَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ تُسَمُّوا الْعِنَبَ الْكَرْمَ، وَلاَ تَقُولُوا خَيْبَةَ الدَّهْرِ‏.‏ فَإِنَّ اللَّهَ هُوَ الدَّهْرُ ‏"‏‏.‏

    Ebû Hüreyre'den: Peygamber şöyle buyurdu: "Üzüme 'kerm' demeyin; 'zaman kahrolsun' da demeyin. Çünkü Allah, dehrin kendisidir."

    İki kelime birden ele alınır. "Kerm" Arapçada cömertlik kökünden gelir ve üzüm asması için kullanılırdı; rivayet bu ismi ona vermeyi hoş görmez. İkinci kısımda zamana sövmek yasaklanır. "Allah dehrdir" ifadesi klasik kaynaklarda, dehrin bir isim olduğu anlamında değil, geceyi ve gündüzü çevirenin Allah olduğunu anlatan bir söyleyiş biçimi olarak açıklanmıştır; bunun bir isim sayılıp sayılmayacağı ayrıca tartışılmıştır.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 101

  18. حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ وَيَقُولُونَ الْكَرْمُ، إِنَّمَا الْكَرْمُ قَلْبُ الْمُؤْمِنِ ‏"‏‏.‏

    Ebû Hüreyre'den: Resûlullah şöyle buyurdu: "'Kerm' deyip duruyorlar. Kerm ancak müminin kalbidir."

    Bir önceki bâbda yasaklanan kelimeye burada yeni bir yer gösterilir: yasak boşluk bırakmaz, kelime asıl anlamına — cömertliğe — iade edilir. Buhârî bâb başlığını doğrudan bu cümleden kurar.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 102

  19. حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَنَسٍ، وَأَيُّوبَ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ فِي سَفَرٍ، وَكَانَ غُلاَمٌ يَحْدُو بِهِنَّ يُقَالُ لَهُ أَنْجَشَةُ، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ رُوَيْدَكَ يَا أَنْجَشَةُ، سَوْقَكَ بِالْقَوَارِيرِ ‏"‏‏.‏ قَالَ أَبُو قِلاَبَةَ يَعْنِي النِّسَاءَ‏.‏

    Enes'ten: Peygamber bir yolculuktaydı. Enceşe adında bir genç, kadınların bulunduğu kafilede develeri ezgiyle sürüyordu. Peygamber ona, "Yavaş ol Enceşe! Cam şişelerle yol alıyorsun" buyurdu. Ebû Kılâbe, bununla kadınların kastedildiğini söylemiştir.

    Buhârî bu rivayeti dolaylı söz bâbına koyar: söylenmek istenen doğrudan değil, bir benzetmeyle söylenir. "Kavârîr" cam kap demektir; açıklama rivayetin kendi içinde, râvinin ağzından gelir. Ezginin hızlanması develeri hızlandırıyor, bu da yolcuları sarsıyordu.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 116

  20. حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ شُعْبَةَ، قَالَ حَدَّثَنِي قَتَادَةُ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ كَانَ بِالْمَدِينَةِ فَزَعٌ فَرَكِبَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَرَسًا لأَبِي طَلْحَةَ فَقَالَ ‏ "‏ مَا رَأَيْنَا مِنْ شَىْءٍ، وَإِنْ وَجَدْنَاهُ لَبَحْرًا ‏"‏‏.‏

    Enes'ten: Medine'de bir telaş oldu. Resûlullah, Ebû Talha'nın bir atına bindi ve dönünce şöyle dedi: "Bir şey görmedik; atı ise deniz gibi bulduk."

    Bâb başlığı bir ölçü bildirir: dolaylı söz, yalana düşmeden konuşmak için bir yoldur. Buradaki söz doğrudur ama düz değildir — at için "deniz" denmesi, koşusunun genişliğini anlatan bir benzetmedir. Buhârî bu bâbda dolaylı sözün örneklerini toplar.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 116

  21. حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَلاَمٍ، أَخْبَرَنَا مَخْلَدُ بْنُ يَزِيدَ، أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، قَالَ ابْنُ شِهَابٍ أَخْبَرَنِي يَحْيَى بْنُ عُرْوَةَ، أَنَّهُ سَمِعَ عُرْوَةَ، يَقُولُ قَالَتْ عَائِشَةُ سَأَلَ أُنَاسٌ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنِ الْكُهَّانِ فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ لَيْسُوا بِشَىْءٍ ‏"‏‏.‏ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ فَإِنَّهُمْ يُحَدِّثُونَ أَحْيَانًا بِالشَّىْءِ يَكُونُ حَقًّا‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ تِلْكَ الْكَلِمَةُ مِنَ الْحَقِّ يَخْطَفُهَا الْجِنِّيُّ، فَيَقُرُّهَا فِي أُذُنِ وَلِيِّهِ قَرَّ الدَّجَاجَةِ، فَيَخْلِطُونَ فِيهَا أَكْثَرَ مِنْ مِائَةِ كَذْبَةٍ ‏"‏‏.‏

    Âişe anlatıyor: Bazı kimseler Resûlullah'a kâhinleri sordu. Onlara, "Onlar bir şey değildir" buyurdu. "Ey Allah'ın Resûlü! Ama bazen söyledikleri doğru çıkıyor" dediler. Şöyle buyurdu: "O doğru olan kelimeyi cin kapar ve tavuğun gıdaklaması gibi dostunun kulağına fısıldar; onlar da o kelimeye yüzden fazla yalan karıştırırlar."

    Bâb başlığı, "bir şey değil" demenin "gerçek değil" anlamında kullanılabileceğini söyler; rivayet bu kalıbın örneğidir. Asıl ölçü sondadır: doğru çıkan tek cümle, yanındaki yalanları doğrulamaz. "Yüzden fazla" sayısı rivayetin kendi lafzıdır.

    Sahih hadisBuhârî, Edeb 117

Hadislerin Arapça metni klasik hadis kaynaklarındandır. Türkçe anlam bu sitenin kendi metnidir ve basılı bir tercümenin yerini tutmaz; esas olan Arapça metindir.

Bu hadisler nasıl seçildi

Sahîh-i Buhârî'nin Kitâbü'l-Edeb bölümü 128 bâbdır ve bunların bir kısmı doğrudan söze ayrılmıştır: sövme ve lânet, gıybet, nemîme, yalan söz, iki yüzlülük, zan, karşılıklı övgü, şiir ve gündelik kalıplar. Bu sayfadaki hadislerin tamamı o bâblardandır; bâb numarası her hadisin altında durur.

Seçim ölçütü şuydu: rivayetin konusu söz ya da sözün doğurduğu bir sonuç olmalı. Aynı olayın birden çok nakli bulunduğunda biri alındı — iki kabir rivayetinin, zan rivayetinin ve deve ezgisi rivayetinin her birinin havuzda birkaç nüshası vardı.

Alınmayanlar da bir ölçüye göre alınmadı. Gövdesi hac, radâ' ya da namaz hükmü olan rivayetler, sözle ilgili kısımları bir cümleden ibaret olduğu için dışarıda kaldı. Ganimet taksimi geçen rivayet alınmadı. Yalan söz bâbındaki rivayet — yalan sözü ve onunla ameli bırakmayanın aç kalmasına ihtiyaç duyulmadığını bildiren hadis — bu sayfada değil, oruç sayfasında duruyor: cümlenin hükmettiği şey sözün kendisi değil, sözünü düzeltmeyenin orucudur. Belirli bir kişiyi ya da topluluğu hedef alan rivayetler — özellikle hicâ bâbındaki şiirler ve tek tek kişiler hakkında hüküm bildiren nakiller — hiç alınmadı: bu sayfa dil ahlâkını anlatır, kimseyi işaret etmez.

Bir rivayet sonradan çıkarıldı: "Âdemoğlu dehre söver, oysa dehr benim" sözü bu bölümde de nakledilir, ama daha tam olan nüshası Câsiye 45:24'ün lafzını açıkladığı için âyetlerin açıklaması hadisleri sayfasında durur.

Bir rivayet daha sonradan çıkarıldı: paylaştırma hakkında söylenen sözün Peygamber'e ulaştırılmasını anlatan metin "Mûsâ bundan çokça eziyet gördü ve sabretti" sözüyle biter; asıl söylediği bir peygamberin sabrı olduğu için peygamberler hadisleri sayfasında durur.

Yasak, çoğu yerde boşluk bırakmıyor

Bu bâblarda tekrar eden bir biçim var: bir söz yasaklanıyor ve hemen ardından yerine konacak söz gösteriliyor. "İçim pisledi" yerine "içim bulandı" deniyor. Aşırı övgü yasaklanırken, mutlaka övmek gerekiyorsa kanaat bildiren bir kalıp öneriliyor. Üzüm için kullanılan kelime geri alınırken, aynı kelimeye başka bir yer gösteriliyor.

Bu, sayfanın en somut çıkarımıdır: rivayetler susmayı değil, başka türlü konuşmayı istiyor. Yasaklanan kelimelerin çoğunda kastedilen anlam zaten meşrudur; değişen, o anlamı taşıyan kalıptır.

Kalıp söz ile beddua aynı şey değildir

"Veyleke", "veyhake", "teribet yemînüke", "akrâ halkā" gibi ifadeler sözlükte beddua biçimindedir. Buhârî bunlara ayrı bâblar açar ve örneklerini, hiçbirinin beddua olarak söylenmediği bağlamlarla birlikte nakleder: biri kurbanlık devesine binmeyen adama, biri hicreti soran bedevîye söylenmiştir.

Buradaki ayrım, dil ahlâkının kelime listesine indirgenemeyeceğini gösterir. Aynı kelime bir yerde incitir, başka bir yerde yalnızca vurgudur; ölçü, kelimenin kendisi kadar söylendiği yerdir. Bu sayfa hangi ifadenin caiz olup olmadığına dair bir hüküm vermez — rivayetlerin ne söylediğini kaynağıyla gösterir.

Sık sorulan sorular

Buhârî'nin Edeb bölümünde dille ilgili hangi bâblar vardır?

Sövme ve lânetin yasaklanması, gıybet, nemîme, yalan söz, iki yüzlülük, karşılıklı övgü, zan ve şiir bâbları bu bölümdedir. Bölümün sonlarında ayrıca gündelik kalıplara ayrılmış bâblar bulunur: "veyleke" demek, "zeamû" demek, zamana sövmek ve dolaylı söz. Bu sayfadaki 21 hadis bu bâblardan seçilmiştir. Yalan söz bâbındaki rivayet oruç sayfasındadır.

Gıybet ile nemîme arasındaki fark nedir?

Bu sayfadaki rivayetlerde iki ayrı kelime geçer. Gıybet, bir kimsenin arkasından hoşlanmayacağı bir şeyi söylemektir; Hucurât 49:12 bunu ölü kardeşinin etini yemeye benzetir. Nemîme ise aktarmadır: bir sözü, araları bozmak üzere bir başkasına taşımak. Kabirdeki iki kişiyi anlatan rivayet ikincisiyle ilgilidir ve Buhârî onu "nemîme büyük günahlardandır" başlıklı bâbda nakleder.

Hadiste geçen "veyleke" bir beddua mıdır?

Buhârî bu kelimeye ayrı bir bâb ayırır ve örneklerini, beddua olarak anlaşılamayacağı bağlamlarla nakleder. Bu sayfadaki iki örnekte kelime, bir tavsiyenin üçüncü kez tekrarında ve bir soruya verilen şefkatli cevapta geçer. Klasik kaynaklarda bu tür kalıpların Arap dilinde vurgu işlevi taşıdığı belirtilir; ifadenin anlamı söylendiği yerden çıkar.

Kaynaklar

  • Sahih hadis
    Buhârî, Edeb — Sayfadaki 21 hadisin tamamı Sahîh-i Buhârî'nin Kitâbü'l-Edeb bölümünden seçilmiştir; bâb numaraları hadislerin altında verilmiştir.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Edeb 44 — Sövmenin ve lânetin yasaklanması.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Edeb 49 — Nemîme, yani söz taşıma.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Edeb 54 — Karşılıklı övgünün hoş görülmemesi ve yerine önerilen kalıp.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Edeb 90 — Şiirin, recezin ve deve ezgisinin hangi ölçüde caiz olduğu.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Edeb 116 — Dolaylı söz — yalana düşmeden konuşmanın yolu.
  • Kur’an
    Hucurât 49:12 — Zan, tecessüs ve gıybeti bir arada yasaklayan âyet; zan bâbının başlığıdır.
  • Kur’an
    Kalem 68:11 — Söz taşımayı kınayan âyet.
  • Kur’an
    Kāf 50:18 — Söylenen hiçbir sözün kayıtsız kalmadığını bildiren âyet.

Son güncelleme: