Nisâ Suresi
Nisâ suresi 176 ayettir. 135. ayeti adaleti kişinin kendi ve yakınları aleyhine bile ayakta tutmayı emreder; 36. ayeti iyilik edilecekleri dokuz başlıkta sayar.
- Sure numarası
- 4. sure
- Arapça adı
- النساء
- Ayet sayısı
- 176 ayet
- Nüzul yeri
- Medeni (Medine dönemi)
- Nüzul sırası
- 92.
- Cüz
- 4, 5, 6. cüz
- Ana konusu
- Adaletin kendi aleyhine bile gözetilmesi ve yakın çevreye iyilik
Adının anlamı
Nisâ, kadınlar demektir. Sure adını, kadınların hakları hakkındaki ayetlerinden alır.
Temel temaları
- adalet
- aile
- emanet
- yetim
Nisâ suresi — Arapçası ve anlamı
Aşağıdaki Türkçe anlam bu siteye aittir; herhangi bir mealden alınmamıştır. Amacı ayetin ne dediğini açık Türkçeyle aktarmaktır, basılı bir mealin yerini tutmaz. Anlam metni Arapçanın karşılığı değil, karşılığının aktarımıdır — esas olan Arapça metindir.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ ٱتَّقُوا۟ رَبَّكُمُ ٱلَّذِى خَلَقَكُم مِّن نَّفْسٍ وَٰحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالًا كَثِيرًا وَنِسَآءً وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ ٱلَّذِى تَسَآءَلُونَ بِهِۦ وَٱلْأَرْحَامَ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقِيبًا
Ey insanlar! Sizi tek bir nefisten yaratan, ondan eşini yaratan ve ikisinden birçok erkek ve kadın yayan Rabbinizden sakının. Kendisiyle birbirinizden istekte bulunduğunuz Allah'tan ve akrabalık bağlarından sakının. Şüphesiz Allah üzerinizde gözetleyendir.
وَءَاتُوا۟ ٱلْيَتَٰمَىٰٓ أَمْوَٰلَهُمْ وَلَا تَتَبَدَّلُوا۟ ٱلْخَبِيثَ بِٱلطَّيِّبِ وَلَا تَأْكُلُوٓا۟ أَمْوَٰلَهُمْ إِلَىٰٓ أَمْوَٰلِكُمْ إِنَّهُۥ كَانَ حُوبًا كَبِيرًا
Yetimlere mallarını verin; temizi pise değişmeyin ve mallarını kendi mallarınıza katarak yemeyin. Şüphesiz bu büyük bir günahtır.
وَإِنْ خِفْتُمْ أَلَّا تُقْسِطُوا۟ فِى ٱلْيَتَٰمَىٰ فَٱنكِحُوا۟ مَا طَابَ لَكُم مِّنَ ٱلنِّسَآءِ مَثْنَىٰ وَثُلَٰثَ وَرُبَٰعَ فَإِنْ خِفْتُمْ أَلَّا تَعْدِلُوا۟ فَوَٰحِدَةً أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَٰنُكُمْ ذَٰلِكَ أَدْنَىٰٓ أَلَّا تَعُولُوا۟
Yetimler konusunda adaletli olamamaktan korkarsanız, size helal olan kadınlardan ikişer, üçer, dörder nikâhlayın. Adaletli davranamamaktan korkarsanız, bir tane ya da elinizin altındakiler. Bu, haksızlık etmemenize daha yakındır.
وَءَاتُوا۟ ٱلنِّسَآءَ صَدُقَٰتِهِنَّ نِحْلَةً فَإِن طِبْنَ لَكُمْ عَن شَىْءٍ مِّنْهُ نَفْسًا فَكُلُوهُ هَنِيٓـًٔا مَّرِيٓـًٔا
Kadınlara mehirlerini gönül hoşluğuyla verin. Ondan bir kısmını gönül rızasıyla size bağışlarlarsa, onu afiyetle yiyin.
وَلَا تُؤْتُوا۟ ٱلسُّفَهَآءَ أَمْوَٰلَكُمُ ٱلَّتِى جَعَلَ ٱللَّهُ لَكُمْ قِيَٰمًا وَٱرْزُقُوهُمْ فِيهَا وَٱكْسُوهُمْ وَقُولُوا۟ لَهُمْ قَوْلًا مَّعْرُوفًا
Allah'ın sizin için ayakta duruş yaptığı mallarınızı, aklı ermeyenlere vermeyin. Onları o mallardan yedirin, giydirin ve onlara güzel söz söyleyin.
وَٱبْتَلُوا۟ ٱلْيَتَٰمَىٰ حَتَّىٰٓ إِذَا بَلَغُوا۟ ٱلنِّكَاحَ فَإِنْ ءَانَسْتُم مِّنْهُمْ رُشْدًا فَٱدْفَعُوٓا۟ إِلَيْهِمْ أَمْوَٰلَهُمْ وَلَا تَأْكُلُوهَآ إِسْرَافًا وَبِدَارًا أَن يَكْبَرُوا۟ وَمَن كَانَ غَنِيًّا فَلْيَسْتَعْفِفْ وَمَن كَانَ فَقِيرًا فَلْيَأْكُلْ بِٱلْمَعْرُوفِ فَإِذَا دَفَعْتُمْ إِلَيْهِمْ أَمْوَٰلَهُمْ فَأَشْهِدُوا۟ عَلَيْهِمْ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ حَسِيبًا
Yetimleri, evlenme çağına gelene kadar deneyin. Onlarda bir olgunluk görürseniz, mallarını kendilerine verin. Büyüyecekler diye onları israfla ve aceleyle yemeyin. Zengin olan çekinsin; yoksul olan uygun biçimde yesin. Mallarını kendilerine verdiğinizde, onlara karşı şahit tutun. Hesap görücü olarak Allah yeter.
لِّلرِّجَالِ نَصِيبٌ مِّمَّا تَرَكَ ٱلْوَٰلِدَانِ وَٱلْأَقْرَبُونَ وَلِلنِّسَآءِ نَصِيبٌ مِّمَّا تَرَكَ ٱلْوَٰلِدَانِ وَٱلْأَقْرَبُونَ مِمَّا قَلَّ مِنْهُ أَوْ كَثُرَ نَصِيبًا مَّفْرُوضًا
Anne babanın ve yakınların bıraktığından erkeklere bir pay vardır; anne babanın ve yakınların bıraktığından kadınlara da bir pay vardır. Azından da çoğundan da; belirlenmiş bir pay olarak.
وَإِذَا حَضَرَ ٱلْقِسْمَةَ أُو۟لُوا۟ ٱلْقُرْبَىٰ وَٱلْيَتَٰمَىٰ وَٱلْمَسَٰكِينُ فَٱرْزُقُوهُم مِّنْهُ وَقُولُوا۟ لَهُمْ قَوْلًا مَّعْرُوفًا
Paylaştırmada akrabalar, yetimler ve yoksullar bulunursa, onlara da ondan verin ve onlara güzel söz söyleyin.
وَلْيَخْشَ ٱلَّذِينَ لَوْ تَرَكُوا۟ مِنْ خَلْفِهِمْ ذُرِّيَّةً ضِعَٰفًا خَافُوا۟ عَلَيْهِمْ فَلْيَتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَلْيَقُولُوا۟ قَوْلًا سَدِيدًا
Arkalarında güçsüz çocuklar bıraksalardı, onlar için korkacak olanlar çekinsin. Allah'tan sakınsınlar ve doğru söz söylesinler.
إِنَّ ٱلَّذِينَ يَأْكُلُونَ أَمْوَٰلَ ٱلْيَتَٰمَىٰ ظُلْمًا إِنَّمَا يَأْكُلُونَ فِى بُطُونِهِمْ نَارًا وَسَيَصْلَوْنَ سَعِيرًا
Yetimlerin mallarını haksızlıkla yiyenler, karınlarına ancak ateş yer ve çılgın bir ateşe gireceklerdir.
يُوصِيكُمُ ٱللَّهُ فِىٓ أَوْلَٰدِكُمْ لِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ ٱلْأُنثَيَيْنِ فَإِن كُنَّ نِسَآءً فَوْقَ ٱثْنَتَيْنِ فَلَهُنَّ ثُلُثَا مَا تَرَكَ وَإِن كَانَتْ وَٰحِدَةً فَلَهَا ٱلنِّصْفُ وَلِأَبَوَيْهِ لِكُلِّ وَٰحِدٍ مِّنْهُمَا ٱلسُّدُسُ مِمَّا تَرَكَ إِن كَانَ لَهُۥ وَلَدٌ فَإِن لَّمْ يَكُن لَّهُۥ وَلَدٌ وَوَرِثَهُۥٓ أَبَوَاهُ فَلِأُمِّهِ ٱلثُّلُثُ فَإِن كَانَ لَهُۥٓ إِخْوَةٌ فَلِأُمِّهِ ٱلسُّدُسُ مِنۢ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصِى بِهَآ أَوْ دَيْنٍ ءَابَآؤُكُمْ وَأَبْنَآؤُكُمْ لَا تَدْرُونَ أَيُّهُمْ أَقْرَبُ لَكُمْ نَفْعًا فَرِيضَةً مِّنَ ٱللَّهِ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمًا
Allah, çocuklarınız hakkında size şunu buyurur: erkeğe iki kadının payı kadar. İkiden çok kadınsalar, bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Bir tek kadınsa, yarısı onundur. Anne babasından her birine, çocuğu varsa bıraktığının altıda biri vardır. Çocuğu yok da anne babası ona mirasçı oluyorsa, annesine üçte bir düşer. Kardeşleri varsa, annesine altıda bir düşer; yaptığı vasiyet ve borç ödendikten sonra. Babalarınız ve oğullarınız — hangisinin size yarar bakımından daha yakın olduğunu bilmezsiniz. Bu, Allah'tan bir belirlemedir. Şüphesiz Allah bilendir, hikmet sahibidir.
وَلَكُمْ نِصْفُ مَا تَرَكَ أَزْوَٰجُكُمْ إِن لَّمْ يَكُن لَّهُنَّ وَلَدٌ فَإِن كَانَ لَهُنَّ وَلَدٌ فَلَكُمُ ٱلرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْنَ مِنۢ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصِينَ بِهَآ أَوْ دَيْنٍ وَلَهُنَّ ٱلرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْتُمْ إِن لَّمْ يَكُن لَّكُمْ وَلَدٌ فَإِن كَانَ لَكُمْ وَلَدٌ فَلَهُنَّ ٱلثُّمُنُ مِمَّا تَرَكْتُم مِّنۢ بَعْدِ وَصِيَّةٍ تُوصُونَ بِهَآ أَوْ دَيْنٍ وَإِن كَانَ رَجُلٌ يُورَثُ كَلَٰلَةً أَوِ ٱمْرَأَةٌ وَلَهُۥٓ أَخٌ أَوْ أُخْتٌ فَلِكُلِّ وَٰحِدٍ مِّنْهُمَا ٱلسُّدُسُ فَإِن كَانُوٓا۟ أَكْثَرَ مِن ذَٰلِكَ فَهُمْ شُرَكَآءُ فِى ٱلثُّلُثِ مِنۢ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصَىٰ بِهَآ أَوْ دَيْنٍ غَيْرَ مُضَآرٍّ وَصِيَّةً مِّنَ ٱللَّهِ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَلِيمٌ
Çocukları yoksa, eşlerinizin bıraktığının yarısı sizindir. Çocukları varsa, bıraktığının dörtte biri sizindir; yaptıkları vasiyet ve borç ödendikten sonra. Çocuğunuz yoksa, bıraktığınızın dörtte biri onlarındır. Çocuğunuz varsa, bıraktığınızın sekizde biri onlarındır; yaptığınız vasiyet ve borç ödendikten sonra. Bir erkek ya da kadına, ana baba ve çocuk dışında mirasçı olunuyor ve bir erkek ya da kız kardeşi bulunuyorsa, her birine altıda bir düşer. Bundan çoksalar, üçte birde ortaktırlar; zarar verici olmayan vasiyet ve borç ödendikten sonra. Bu, Allah'tan bir öğüttür ve Allah bilendir, yumuşak huyludur.
تِلْكَ حُدُودُ ٱللَّهِ وَمَن يُطِعِ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ يُدْخِلْهُ جَنَّٰتٍ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَا وَذَٰلِكَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ
Bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Kim Allah'a ve elçisine itaat ederse, onu altlarından ırmaklar akan ve içinde sürekli kalacağı cennetlere koyar. İşte büyük kurtuluş budur.
وَمَن يَعْصِ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ وَيَتَعَدَّ حُدُودَهُۥ يُدْخِلْهُ نَارًا خَٰلِدًا فِيهَا وَلَهُۥ عَذَابٌ مُّهِينٌ
Kim de Allah'a ve elçisine karşı gelir ve sınırlarını aşarsa, onu içinde sürekli kalacağı bir ateşe koyar ve onun için küçük düşürücü bir azap vardır.
وَٱلَّٰتِى يَأْتِينَ ٱلْفَٰحِشَةَ مِن نِّسَآئِكُمْ فَٱسْتَشْهِدُوا۟ عَلَيْهِنَّ أَرْبَعَةً مِّنكُمْ فَإِن شَهِدُوا۟ فَأَمْسِكُوهُنَّ فِى ٱلْبُيُوتِ حَتَّىٰ يَتَوَفَّىٰهُنَّ ٱلْمَوْتُ أَوْ يَجْعَلَ ٱللَّهُ لَهُنَّ سَبِيلًا
Kadınlarınızdan hayâsızlık yapanlara karşı içinizden dört şahit getirin. Şahitlik ederlerse, ölüm onları alana ya da Allah onlara bir yol açana kadar onları evlerde tutun.
وَٱلَّذَانِ يَأْتِيَٰنِهَا مِنكُمْ فَـَٔاذُوهُمَا فَإِن تَابَا وَأَصْلَحَا فَأَعْرِضُوا۟ عَنْهُمَآ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ تَوَّابًا رَّحِيمًا
İçinizden onu yapan iki kişiyi incitin. Tövbe edip düzeltirlerse, onlardan vazgeçin. Şüphesiz Allah tövbeleri çok kabul eden, çok merhamet edendir.
إِنَّمَا ٱلتَّوْبَةُ عَلَى ٱللَّهِ لِلَّذِينَ يَعْمَلُونَ ٱلسُّوٓءَ بِجَهَٰلَةٍ ثُمَّ يَتُوبُونَ مِن قَرِيبٍ فَأُو۟لَٰٓئِكَ يَتُوبُ ٱللَّهُ عَلَيْهِمْ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمًا
Allah'ın kabul edeceği tövbe, ancak bilmeden kötülük yapıp sonra hemen tövbe edenlerinkidir. İşte Allah onların tövbesini kabul eder. Allah bilendir, hikmet sahibidir.
وَلَيْسَتِ ٱلتَّوْبَةُ لِلَّذِينَ يَعْمَلُونَ ٱلسَّيِّـَٔاتِ حَتَّىٰٓ إِذَا حَضَرَ أَحَدَهُمُ ٱلْمَوْتُ قَالَ إِنِّى تُبْتُ ٱلْـَٰٔنَ وَلَا ٱلَّذِينَ يَمُوتُونَ وَهُمْ كُفَّارٌ أُو۟لَٰٓئِكَ أَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا
Kötülükleri yapıp dururken, birine ölüm geldiğinde "Şimdi tövbe ettim" diyenlerin ve gerçeği örtenler olarak ölenlerin tövbesi yoktur. İşte onlar için acı bir azap hazırladık.
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا يَحِلُّ لَكُمْ أَن تَرِثُوا۟ ٱلنِّسَآءَ كَرْهًا وَلَا تَعْضُلُوهُنَّ لِتَذْهَبُوا۟ بِبَعْضِ مَآ ءَاتَيْتُمُوهُنَّ إِلَّآ أَن يَأْتِينَ بِفَٰحِشَةٍ مُّبَيِّنَةٍ وَعَاشِرُوهُنَّ بِٱلْمَعْرُوفِ فَإِن كَرِهْتُمُوهُنَّ فَعَسَىٰٓ أَن تَكْرَهُوا۟ شَيْـًٔا وَيَجْعَلَ ٱللَّهُ فِيهِ خَيْرًا كَثِيرًا
Ey iman edenler! Kadınlara zorla mirasçı olmanız size helal değildir. Apaçık bir hayâsızlık yapmadıkça, onlara verdiğinizin bir kısmını geri almak için onları sıkıştırmayın. Onlarla iyilikle geçinin. Onlardan hoşlanmıyorsanız, olabilir ki hoşlanmadığınız bir şeye Allah birçok hayır koymuştur.
وَإِنْ أَرَدتُّمُ ٱسْتِبْدَالَ زَوْجٍ مَّكَانَ زَوْجٍ وَءَاتَيْتُمْ إِحْدَىٰهُنَّ قِنطَارًا فَلَا تَأْخُذُوا۟ مِنْهُ شَيْـًٔا أَتَأْخُذُونَهُۥ بُهْتَٰنًا وَإِثْمًا مُّبِينًا
Bir eşin yerine başka bir eş almak isterseniz ve onlardan birine yüklerle vermişseniz, ondan hiçbir şey geri almayın. Onu bir iftirayla ve apaçık bir günahla mı alacaksınız?
وَكَيْفَ تَأْخُذُونَهُۥ وَقَدْ أَفْضَىٰ بَعْضُكُمْ إِلَىٰ بَعْضٍ وَأَخَذْنَ مِنكُم مِّيثَٰقًا غَلِيظًا
Birbirinize karışmışken ve onlar sizden sağlam bir söz almışken, onu nasıl alırsınız?
وَلَا تَنكِحُوا۟ مَا نَكَحَ ءَابَآؤُكُم مِّنَ ٱلنِّسَآءِ إِلَّا مَا قَدْ سَلَفَ إِنَّهُۥ كَانَ فَٰحِشَةً وَمَقْتًا وَسَآءَ سَبِيلًا
Babalarınızın nikâhladığı kadınlarla evlenmeyin; geçmişte olan başka. Şüphesiz bu bir hayâsızlık, bir öfke sebebi ve kötü bir yoldur.
حُرِّمَتْ عَلَيْكُمْ أُمَّهَٰتُكُمْ وَبَنَاتُكُمْ وَأَخَوَٰتُكُمْ وَعَمَّٰتُكُمْ وَخَٰلَٰتُكُمْ وَبَنَاتُ ٱلْأَخِ وَبَنَاتُ ٱلْأُخْتِ وَأُمَّهَٰتُكُمُ ٱلَّٰتِىٓ أَرْضَعْنَكُمْ وَأَخَوَٰتُكُم مِّنَ ٱلرَّضَٰعَةِ وَأُمَّهَٰتُ نِسَآئِكُمْ وَرَبَٰٓئِبُكُمُ ٱلَّٰتِى فِى حُجُورِكُم مِّن نِّسَآئِكُمُ ٱلَّٰتِى دَخَلْتُم بِهِنَّ فَإِن لَّمْ تَكُونُوا۟ دَخَلْتُم بِهِنَّ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ وَحَلَٰٓئِلُ أَبْنَآئِكُمُ ٱلَّذِينَ مِنْ أَصْلَٰبِكُمْ وَأَن تَجْمَعُوا۟ بَيْنَ ٱلْأُخْتَيْنِ إِلَّا مَا قَدْ سَلَفَ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ غَفُورًا رَّحِيمًا
Anneleriniz, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşin kızları, kız kardeşin kızları, sizi emziren anneleriniz, süt kardeşleriniz, eşlerinizin anneleri, birleştiğiniz eşlerinizden olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız size haram kılındı. Onlarla birleşmemişseniz, size bir günah yoktur. Kendi soyunuzdan olan oğullarınızın eşleri ve iki kız kardeşi birlikte almanız da; geçmişte olan başka. Şüphesiz Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
وَٱلْمُحْصَنَٰتُ مِنَ ٱلنِّسَآءِ إِلَّا مَا مَلَكَتْ أَيْمَٰنُكُمْ كِتَٰبَ ٱللَّهِ عَلَيْكُمْ وَأُحِلَّ لَكُم مَّا وَرَآءَ ذَٰلِكُمْ أَن تَبْتَغُوا۟ بِأَمْوَٰلِكُم مُّحْصِنِينَ غَيْرَ مُسَٰفِحِينَ فَمَا ٱسْتَمْتَعْتُم بِهِۦ مِنْهُنَّ فَـَٔاتُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ فَرِيضَةً وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ فِيمَا تَرَٰضَيْتُم بِهِۦ مِنۢ بَعْدِ ٱلْفَرِيضَةِ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمًا
Evli kadınlar da; elinizin altındakiler başka. Bu, Allah'ın üzerinize yazdığıdır. Bunların dışındakiler, iffetli olmanız ve zina etmemeniz şartıyla, mallarınızla aramanız için size helal kılındı. Onlardan yararlandığınıza karşılık, mehirlerini belirlenmiş bir hak olarak verin. Belirlemenin ardından karşılıklı anlaştığınız konuda size bir günah yoktur. Şüphesiz Allah bilendir, hikmet sahibidir.
وَمَن لَّمْ يَسْتَطِعْ مِنكُمْ طَوْلًا أَن يَنكِحَ ٱلْمُحْصَنَٰتِ ٱلْمُؤْمِنَٰتِ فَمِن مَّا مَلَكَتْ أَيْمَٰنُكُم مِّن فَتَيَٰتِكُمُ ٱلْمُؤْمِنَٰتِ وَٱللَّهُ أَعْلَمُ بِإِيمَٰنِكُم بَعْضُكُم مِّنۢ بَعْضٍ فَٱنكِحُوهُنَّ بِإِذْنِ أَهْلِهِنَّ وَءَاتُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ بِٱلْمَعْرُوفِ مُحْصَنَٰتٍ غَيْرَ مُسَٰفِحَٰتٍ وَلَا مُتَّخِذَٰتِ أَخْدَانٍ فَإِذَآ أُحْصِنَّ فَإِنْ أَتَيْنَ بِفَٰحِشَةٍ فَعَلَيْهِنَّ نِصْفُ مَا عَلَى ٱلْمُحْصَنَٰتِ مِنَ ٱلْعَذَابِ ذَٰلِكَ لِمَنْ خَشِىَ ٱلْعَنَتَ مِنكُمْ وَأَن تَصْبِرُوا۟ خَيْرٌ لَّكُمْ وَٱللَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
İçinizden, mümin ve iffetli kadınlarla evlenmeye gücü yetmeyen, elinizin altındaki mümin genç kızlardan alsın. Allah imanınızı daha iyi bilir; hepiniz birbirinizdensiniz. Ailelerinin izniyle onları nikâhlayın ve mehirlerini uygun biçimde verin; iffetli olmaları, zina etmemeleri ve gizli dost tutmamaları şartıyla. Evlendikten sonra bir hayâsızlık yaparlarsa, onlara iffetli kadınlara verilen cezanın yarısı vardır. Bu, içinizden sıkıntıya düşmekten korkanlar içindir. Sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
يُرِيدُ ٱللَّهُ لِيُبَيِّنَ لَكُمْ وَيَهْدِيَكُمْ سُنَنَ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ وَيَتُوبَ عَلَيْكُمْ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
Allah, size açıklamak, sizden öncekilerin yollarına iletmek ve tövbenizi kabul etmek ister. Allah bilendir, hikmet sahibidir.
وَٱللَّهُ يُرِيدُ أَن يَتُوبَ عَلَيْكُمْ وَيُرِيدُ ٱلَّذِينَ يَتَّبِعُونَ ٱلشَّهَوَٰتِ أَن تَمِيلُوا۟ مَيْلًا عَظِيمًا
Allah tövbenizi kabul etmek ister; arzularına uyanlar ise büyük bir sapma ile sapmanızı ister.
يُرِيدُ ٱللَّهُ أَن يُخَفِّفَ عَنكُمْ وَخُلِقَ ٱلْإِنسَٰنُ ضَعِيفًا
Allah sizden yükü hafifletmek ister; insan zayıf yaratılmıştır.
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تَأْكُلُوٓا۟ أَمْوَٰلَكُم بَيْنَكُم بِٱلْبَٰطِلِ إِلَّآ أَن تَكُونَ تِجَٰرَةً عَن تَرَاضٍ مِّنكُمْ وَلَا تَقْتُلُوٓا۟ أَنفُسَكُمْ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِكُمْ رَحِيمًا
Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda haksızlıkla yemeyin; karşılıklı rızayla yapılan bir ticaret başka. Kendinizi öldürmeyin; şüphesiz Allah size karşı çok merhamet edendir.
وَمَن يَفْعَلْ ذَٰلِكَ عُدْوَٰنًا وَظُلْمًا فَسَوْفَ نُصْلِيهِ نَارًا وَكَانَ ذَٰلِكَ عَلَى ٱللَّهِ يَسِيرًا
Kim düşmanlık ve zulümle bunu yaparsa, onu ateşe atacağız. Bu, Allah'a kolaydır.
إِن تَجْتَنِبُوا۟ كَبَآئِرَ مَا تُنْهَوْنَ عَنْهُ نُكَفِّرْ عَنكُمْ سَيِّـَٔاتِكُمْ وَنُدْخِلْكُم مُّدْخَلًا كَرِيمًا
Yasaklandığınız büyük günahlardan kaçınırsanız, kötülüklerinizi örter ve sizi değerli bir yere koyarız.
وَلَا تَتَمَنَّوْا۟ مَا فَضَّلَ ٱللَّهُ بِهِۦ بَعْضَكُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ لِّلرِّجَالِ نَصِيبٌ مِّمَّا ٱكْتَسَبُوا۟ وَلِلنِّسَآءِ نَصِيبٌ مِّمَّا ٱكْتَسَبْنَ وَسْـَٔلُوا۟ ٱللَّهَ مِن فَضْلِهِۦٓ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمًا
Allah'ın kiminizi kiminize üstün kıldığı şeyleri temenni etmeyin. Erkeklere kazandıklarından bir pay, kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır. Allah'tan lütfunu isteyin. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir.
وَلِكُلٍّ جَعَلْنَا مَوَٰلِىَ مِمَّا تَرَكَ ٱلْوَٰلِدَانِ وَٱلْأَقْرَبُونَ وَٱلَّذِينَ عَقَدَتْ أَيْمَٰنُكُمْ فَـَٔاتُوهُمْ نَصِيبَهُمْ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ شَهِيدًا
Anne babanın ve yakınların bıraktığından her biri için mirasçılar belirledik. Yeminlerinizin bağladığı kimselere de paylarını verin. Şüphesiz Allah her şeye şahittir.
ٱلرِّجَالُ قَوَّٰمُونَ عَلَى ٱلنِّسَآءِ بِمَا فَضَّلَ ٱللَّهُ بَعْضَهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ وَبِمَآ أَنفَقُوا۟ مِنْ أَمْوَٰلِهِمْ فَٱلصَّٰلِحَٰتُ قَٰنِتَٰتٌ حَٰفِظَٰتٌ لِّلْغَيْبِ بِمَا حَفِظَ ٱللَّهُ وَٱلَّٰتِى تَخَافُونَ نُشُوزَهُنَّ فَعِظُوهُنَّ وَٱهْجُرُوهُنَّ فِى ٱلْمَضَاجِعِ وَٱضْرِبُوهُنَّ فَإِنْ أَطَعْنَكُمْ فَلَا تَبْغُوا۟ عَلَيْهِنَّ سَبِيلًا إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلِيًّا كَبِيرًا
Erkekler, Allah'ın kimini kimine üstün kılması ve mallarından harcamaları yüzünden kadınları gözetenlerdir. Salih kadınlar itaatlidir; Allah'ın koruduğuyla gizliyi koruyanlardır. Başkaldırmalarından korktuğunuz kadınlara öğüt verin, yataklarında yalnız bırakın ve onları dövün. Size itaat ederlerse, aleyhlerine bir yol aramayın. Şüphesiz Allah yücedir, büyüktür.
وَإِنْ خِفْتُمْ شِقَاقَ بَيْنِهِمَا فَٱبْعَثُوا۟ حَكَمًا مِّنْ أَهْلِهِۦ وَحَكَمًا مِّنْ أَهْلِهَآ إِن يُرِيدَآ إِصْلَٰحًا يُوَفِّقِ ٱللَّهُ بَيْنَهُمَآ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلِيمًا خَبِيرًا
İkisinin arasının açılmasından korkarsanız, erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin. İkisi düzeltmek isterse, Allah aralarını uzlaştırır. Şüphesiz Allah bilendir, haberdardır.
وَٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ وَلَا تُشْرِكُوا۟ بِهِۦ شَيْـًٔا وَبِٱلْوَٰلِدَيْنِ إِحْسَٰنًا وَبِذِى ٱلْقُرْبَىٰ وَٱلْيَتَٰمَىٰ وَٱلْمَسَٰكِينِ وَٱلْجَارِ ذِى ٱلْقُرْبَىٰ وَٱلْجَارِ ٱلْجُنُبِ وَٱلصَّاحِبِ بِٱلْجَنۢبِ وَٱبْنِ ٱلسَّبِيلِ وَمَا مَلَكَتْ أَيْمَٰنُكُمْ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُحِبُّ مَن كَانَ مُخْتَالًا فَخُورًا
Allah'a kulluk edin ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anne babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa ve elinizin altındakilere iyilik edin. Şüphesiz Allah, böbürlenen ve övünen kimseyi sevmez.
ٱلَّذِينَ يَبْخَلُونَ وَيَأْمُرُونَ ٱلنَّاسَ بِٱلْبُخْلِ وَيَكْتُمُونَ مَآ ءَاتَىٰهُمُ ٱللَّهُ مِن فَضْلِهِۦ وَأَعْتَدْنَا لِلْكَٰفِرِينَ عَذَابًا مُّهِينًا
Onlar cimrilik eder, insanlara cimriliği emreder ve Allah'ın lütfundan verdiğini gizler. Gerçeği örtenler için küçük düşürücü bir azap hazırladık.
وَٱلَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَٰلَهُمْ رِئَآءَ ٱلنَّاسِ وَلَا يُؤْمِنُونَ بِٱللَّهِ وَلَا بِٱلْيَوْمِ ٱلْـَٔاخِرِ وَمَن يَكُنِ ٱلشَّيْطَٰنُ لَهُۥ قَرِينًا فَسَآءَ قَرِينًا
Mallarını insanlara gösteriş için harcayanlar; Allah'a ve ahiret gününe iman etmezler. Şeytan kimin arkadaşı olursa, o ne kötü bir arkadaştır!
وَمَاذَا عَلَيْهِمْ لَوْ ءَامَنُوا۟ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْـَٔاخِرِ وَأَنفَقُوا۟ مِمَّا رَزَقَهُمُ ٱللَّهُ وَكَانَ ٱللَّهُ بِهِمْ عَلِيمًا
Allah'a ve ahiret gününe iman etseler ve Allah'ın kendilerine verdiğinden harcasalardı, onlara ne olurdu? Allah onları bilendir.
إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَظْلِمُ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ وَإِن تَكُ حَسَنَةً يُضَٰعِفْهَا وَيُؤْتِ مِن لَّدُنْهُ أَجْرًا عَظِيمًا
Şüphesiz Allah zerre kadar zulmetmez. Bir iyilik olursa onu kat kat artırır ve katından büyük bir karşılık verir.
فَكَيْفَ إِذَا جِئْنَا مِن كُلِّ أُمَّةٍۭ بِشَهِيدٍ وَجِئْنَا بِكَ عَلَىٰ هَٰٓؤُلَآءِ شَهِيدًا
Her ümmetten bir şahit getirdiğimizde ve seni de bunların üzerine şahit getirdiğimizde, nasıl olacak?
يَوْمَئِذٍ يَوَدُّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَعَصَوُا۟ ٱلرَّسُولَ لَوْ تُسَوَّىٰ بِهِمُ ٱلْأَرْضُ وَلَا يَكْتُمُونَ ٱللَّهَ حَدِيثًا
O gün, inkâr edenler ve elçiye karşı gelenler, yerle bir olmayı isteyecek ve Allah'tan hiçbir sözü gizleyemeyecekler.
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تَقْرَبُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَأَنتُمْ سُكَٰرَىٰ حَتَّىٰ تَعْلَمُوا۟ مَا تَقُولُونَ وَلَا جُنُبًا إِلَّا عَابِرِى سَبِيلٍ حَتَّىٰ تَغْتَسِلُوا۟ وَإِن كُنتُم مَّرْضَىٰٓ أَوْ عَلَىٰ سَفَرٍ أَوْ جَآءَ أَحَدٌ مِّنكُم مِّنَ ٱلْغَآئِطِ أَوْ لَٰمَسْتُمُ ٱلنِّسَآءَ فَلَمْ تَجِدُوا۟ مَآءً فَتَيَمَّمُوا۟ صَعِيدًا طَيِّبًا فَٱمْسَحُوا۟ بِوُجُوهِكُمْ وَأَيْدِيكُمْ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَفُوًّا غَفُورًا
Ey iman edenler! Sarhoşken, ne dediğinizi bilene kadar namaza yaklaşmayın; cünüpken de, yolcu olmanız dışında, yıkanana kadar. Hasta ya da yolculuktaysanız, biriniz tuvaletten gelmişse ya da kadınlara dokunmuşsanız ve su bulamamışsanız, temiz bir toprağa yönelin; onunla yüzlerinizi ve ellerinizi meshedin. Şüphesiz Allah çok affeden, çok bağışlayandır.
أَلَمْ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ نَصِيبًا مِّنَ ٱلْكِتَٰبِ يَشْتَرُونَ ٱلضَّلَٰلَةَ وَيُرِيدُونَ أَن تَضِلُّوا۟ ٱلسَّبِيلَ
Kendilerine kitaptan bir pay verilenleri görmedin mi? Sapkınlığı satın alıyorlar ve sizin de yoldan sapmanızı istiyorlar.
وَٱللَّهُ أَعْلَمُ بِأَعْدَآئِكُمْ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ وَلِيًّا وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ نَصِيرًا
Allah, düşmanlarınızı daha iyi bilir. Dost olarak Allah yeter; yardımcı olarak da Allah yeter.
مِّنَ ٱلَّذِينَ هَادُوا۟ يُحَرِّفُونَ ٱلْكَلِمَ عَن مَّوَاضِعِهِۦ وَيَقُولُونَ سَمِعْنَا وَعَصَيْنَا وَٱسْمَعْ غَيْرَ مُسْمَعٍ وَرَٰعِنَا لَيًّۢا بِأَلْسِنَتِهِمْ وَطَعْنًا فِى ٱلدِّينِ وَلَوْ أَنَّهُمْ قَالُوا۟ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا وَٱسْمَعْ وَٱنظُرْنَا لَكَانَ خَيْرًا لَّهُمْ وَأَقْوَمَ وَلَٰكِن لَّعَنَهُمُ ٱللَّهُ بِكُفْرِهِمْ فَلَا يُؤْمِنُونَ إِلَّا قَلِيلًا
Yahudi olanlardan kimi, kelimeleri yerlerinden kaydırır ve derler ki: "İşittik ve karşı geldik", "Dinle, dinlemez olası" ve dillerini eğerek, dine dil uzatarak "Râinâ". "İşittik ve itaat ettik", "Dinle" ve "Bize bak" deselerdi, kendileri için daha hayırlı ve daha doğru olurdu. Fakat inkârları yüzünden Allah onları lanetledi; artık az bir kısmı dışında iman etmezler.
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ ءَامِنُوا۟ بِمَا نَزَّلْنَا مُصَدِّقًا لِّمَا مَعَكُم مِّن قَبْلِ أَن نَّطْمِسَ وُجُوهًا فَنَرُدَّهَا عَلَىٰٓ أَدْبَارِهَآ أَوْ نَلْعَنَهُمْ كَمَا لَعَنَّآ أَصْحَٰبَ ٱلسَّبْتِ وَكَانَ أَمْرُ ٱللَّهِ مَفْعُولًا
Ey kendilerine kitap verilenler! Bazı yüzleri silip arkalarına çevirmeden ya da cumartesi halkını lanetlediğimiz gibi onları lanetlemeden önce, yanınızdakini doğrulayıcı olarak indirdiğimize iman edin. Allah'ın emri yerine gelmiştir.
إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَغْفِرُ أَن يُشْرَكَ بِهِۦ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذَٰلِكَ لِمَن يَشَآءُ وَمَن يُشْرِكْ بِٱللَّهِ فَقَدِ ٱفْتَرَىٰٓ إِثْمًا عَظِيمًا
Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz; bunun dışındakini dilediği için bağışlar. Kim Allah'a ortak koşarsa, büyük bir günah uydurmuş olur.
أَلَمْ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ يُزَكُّونَ أَنفُسَهُم بَلِ ٱللَّهُ يُزَكِّى مَن يَشَآءُ وَلَا يُظْلَمُونَ فَتِيلًا
Kendilerini temize çıkaranları görmedin mi? Hayır, Allah dilediğini temizler ve onlara kıl kadar zulmedilmez.
ٱنظُرْ كَيْفَ يَفْتَرُونَ عَلَى ٱللَّهِ ٱلْكَذِبَ وَكَفَىٰ بِهِۦٓ إِثْمًا مُّبِينًا
Bak, Allah'a karşı nasıl yalan uyduruyorlar! Apaçık bir günah olarak bu yeter.
أَلَمْ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ نَصِيبًا مِّنَ ٱلْكِتَٰبِ يُؤْمِنُونَ بِٱلْجِبْتِ وَٱلطَّٰغُوتِ وَيَقُولُونَ لِلَّذِينَ كَفَرُوا۟ هَٰٓؤُلَآءِ أَهْدَىٰ مِنَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ سَبِيلًا
Kendilerine kitaptan bir pay verilenleri görmedin mi? Azgın güce ve azgınlığa iman ediyor ve inkâr edenler için "Bunlar, iman edenlerden daha doğru bir yoldadır" diyorlar.
أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ لَعَنَهُمُ ٱللَّهُ وَمَن يَلْعَنِ ٱللَّهُ فَلَن تَجِدَ لَهُۥ نَصِيرًا
İşte onlar, Allah'ın lanetledikleridir. Allah kimi lanetlerse, artık ona bir yardımcı bulamazsın.
أَمْ لَهُمْ نَصِيبٌ مِّنَ ٱلْمُلْكِ فَإِذًا لَّا يُؤْتُونَ ٱلنَّاسَ نَقِيرًا
Yoksa onların hükümranlıktan bir payı mı var? Öyle olsaydı, insanlara çekirdek çukuru kadar bile vermezlerdi.
أَمْ يَحْسُدُونَ ٱلنَّاسَ عَلَىٰ مَآ ءَاتَىٰهُمُ ٱللَّهُ مِن فَضْلِهِۦ فَقَدْ ءَاتَيْنَآ ءَالَ إِبْرَٰهِيمَ ٱلْكِتَٰبَ وَٱلْحِكْمَةَ وَءَاتَيْنَٰهُم مُّلْكًا عَظِيمًا
Yoksa Allah'ın lütfundan verdiği için insanları mı kıskanıyorlar? Oysa İbrâhîm ailesine kitabı ve hikmeti verdik ve onlara büyük bir hükümranlık verdik.
فَمِنْهُم مَّنْ ءَامَنَ بِهِۦ وَمِنْهُم مَّن صَدَّ عَنْهُ وَكَفَىٰ بِجَهَنَّمَ سَعِيرًا
İçlerinden kimi ona iman etti, kimi de ondan yüz çevirdi. Çılgın ateş olarak cehennem yeter.
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا سَوْفَ نُصْلِيهِمْ نَارًا كُلَّمَا نَضِجَتْ جُلُودُهُم بَدَّلْنَٰهُمْ جُلُودًا غَيْرَهَا لِيَذُوقُوا۟ ٱلْعَذَابَ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَزِيزًا حَكِيمًا
Şüphesiz ayetlerimizi inkâr edenleri bir ateşe sokacağız. Derileri piştikçe, azabı tatsınlar diye onlara başka deriler değiştireceğiz. Şüphesiz Allah güçlüdür, hikmet sahibidir.
وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ سَنُدْخِلُهُمْ جَنَّٰتٍ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدًا لَّهُمْ فِيهَآ أَزْوَٰجٌ مُّطَهَّرَةٌ وَنُدْخِلُهُمْ ظِلًّا ظَلِيلًا
İman edip salih amel işleyenleri ise, altlarından ırmaklar akan ve içinde sürekli kalacakları cennetlere koyacağız. Orada tertemiz eşleri vardır ve onları koyu bir gölgeye koyacağız.
إِنَّ ٱللَّهَ يَأْمُرُكُمْ أَن تُؤَدُّوا۟ ٱلْأَمَٰنَٰتِ إِلَىٰٓ أَهْلِهَا وَإِذَا حَكَمْتُم بَيْنَ ٱلنَّاسِ أَن تَحْكُمُوا۟ بِٱلْعَدْلِ إِنَّ ٱللَّهَ نِعِمَّا يَعِظُكُم بِهِۦٓ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ سَمِيعًۢا بَصِيرًا
Şüphesiz Allah, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi buyurur. Şüphesiz Allah size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz Allah işitendir, görendir.
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَطِيعُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُوا۟ ٱلرَّسُولَ وَأُو۟لِى ٱلْأَمْرِ مِنكُمْ فَإِن تَنَٰزَعْتُمْ فِى شَىْءٍ فَرُدُّوهُ إِلَى ٱللَّهِ وَٱلرَّسُولِ إِن كُنتُمْ تُؤْمِنُونَ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْـَٔاخِرِ ذَٰلِكَ خَيْرٌ وَأَحْسَنُ تَأْوِيلًا
Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, elçiye itaat edin ve sizden olan buyruk sahiplerine. Bir konuda çekişirseniz, Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsanız onu Allah'a ve elçiye götürün. Bu daha hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir.
أَلَمْ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ يَزْعُمُونَ أَنَّهُمْ ءَامَنُوا۟ بِمَآ أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمَآ أُنزِلَ مِن قَبْلِكَ يُرِيدُونَ أَن يَتَحَاكَمُوٓا۟ إِلَى ٱلطَّٰغُوتِ وَقَدْ أُمِرُوٓا۟ أَن يَكْفُرُوا۟ بِهِۦ وَيُرِيدُ ٱلشَّيْطَٰنُ أَن يُضِلَّهُمْ ضَلَٰلًۢا بَعِيدًا
Sana indirilene ve senden önce indirilene iman ettiklerini sananları görmedin mi? İnkâr etmeleri emredilmişken, azgın gücün önünde hüküm aramak istiyorlar. Şeytan ise onları uzak bir sapkınlığa saptırmak istiyor.
وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ تَعَالَوْا۟ إِلَىٰ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ وَإِلَى ٱلرَّسُولِ رَأَيْتَ ٱلْمُنَٰفِقِينَ يَصُدُّونَ عَنكَ صُدُودًا
Onlara "Allah'ın indirdiğine ve elçiye gelin" denildiğinde, ikiyüzlülerin senden büsbütün uzaklaştığını görürsün.
فَكَيْفَ إِذَآ أَصَٰبَتْهُم مُّصِيبَةٌۢ بِمَا قَدَّمَتْ أَيْدِيهِمْ ثُمَّ جَآءُوكَ يَحْلِفُونَ بِٱللَّهِ إِنْ أَرَدْنَآ إِلَّآ إِحْسَٰنًا وَتَوْفِيقًا
Elleriyle yaptıkları yüzünden başlarına bir felaket geldiğinde nasıl olacak? Sonra sana gelip Allah'a yemin ederler: "Biz ancak iyilik ve uzlaşma istedik."
أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ يَعْلَمُ ٱللَّهُ مَا فِى قُلُوبِهِمْ فَأَعْرِضْ عَنْهُمْ وَعِظْهُمْ وَقُل لَّهُمْ فِىٓ أَنفُسِهِمْ قَوْلًۢا بَلِيغًا
İşte onlar, Allah'ın kalplerindekini bildiği kimselerdir. Onlardan yüz çevir, onlara öğüt ver ve kendileri hakkında etkili söz söyle.
وَمَآ أَرْسَلْنَا مِن رَّسُولٍ إِلَّا لِيُطَاعَ بِإِذْنِ ٱللَّهِ وَلَوْ أَنَّهُمْ إِذ ظَّلَمُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ جَآءُوكَ فَٱسْتَغْفَرُوا۟ ٱللَّهَ وَٱسْتَغْفَرَ لَهُمُ ٱلرَّسُولُ لَوَجَدُوا۟ ٱللَّهَ تَوَّابًا رَّحِيمًا
Biz her elçiyi ancak Allah'ın izniyle itaat edilsin diye gönderdik. Kendilerine zulmettiklerinde sana gelip Allah'tan bağışlanma dileselerdi ve elçi de onlar için bağışlanma dileseydi, Allah'ı tövbeleri çok kabul eden ve çok merhamet eden olarak bulurlardı.
فَلَا وَرَبِّكَ لَا يُؤْمِنُونَ حَتَّىٰ يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لَا يَجِدُوا۟ فِىٓ أَنفُسِهِمْ حَرَجًا مِّمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا۟ تَسْلِيمًا
Hayır, Rabbine andolsun ki, aralarında çıkan çekişmede seni hakem yapıp sonra verdiğin hükümden içlerinde bir sıkıntı duymadan tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.
وَلَوْ أَنَّا كَتَبْنَا عَلَيْهِمْ أَنِ ٱقْتُلُوٓا۟ أَنفُسَكُمْ أَوِ ٱخْرُجُوا۟ مِن دِيَٰرِكُم مَّا فَعَلُوهُ إِلَّا قَلِيلٌ مِّنْهُمْ وَلَوْ أَنَّهُمْ فَعَلُوا۟ مَا يُوعَظُونَ بِهِۦ لَكَانَ خَيْرًا لَّهُمْ وَأَشَدَّ تَثْبِيتًا
Onlara "Kendinizi öldürün" ya da "Yurtlarınızdan çıkın" diye yazsaydık, içlerinden az bir kısmı dışında bunu yapmazlardı. Kendilerine öğütleneni yapsalardı, bu onlar için daha hayırlı ve daha sağlamlaştırıcı olurdu.
وَإِذًا لَّـَٔاتَيْنَٰهُم مِّن لَّدُنَّآ أَجْرًا عَظِيمًا
O zaman katımızdan onlara büyük bir karşılık verirdik;
وَلَهَدَيْنَٰهُمْ صِرَٰطًا مُّسْتَقِيمًا
ve onları dosdoğru bir yola iletirdik.
وَمَن يُطِعِ ٱللَّهَ وَٱلرَّسُولَ فَأُو۟لَٰٓئِكَ مَعَ ٱلَّذِينَ أَنْعَمَ ٱللَّهُ عَلَيْهِم مِّنَ ٱلنَّبِيِّـۧنَ وَٱلصِّدِّيقِينَ وَٱلشُّهَدَآءِ وَٱلصَّٰلِحِينَ وَحَسُنَ أُو۟لَٰٓئِكَ رَفِيقًا
Allah'a ve elçiye itaat eden, Allah'ın nimet verdiği peygamberler, doğrular, şahitler ve salihlerle birliktedir. Ne güzel arkadaştır onlar!
ذَٰلِكَ ٱلْفَضْلُ مِنَ ٱللَّهِ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ عَلِيمًا
Bu, Allah'tan bir lütuftur. Bilen olarak Allah yeter.
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ خُذُوا۟ حِذْرَكُمْ فَٱنفِرُوا۟ ثُبَاتٍ أَوِ ٱنفِرُوا۟ جَمِيعًا
Ey iman edenler! Tedbirinizi alın; bölükler hâlinde ya da toplu hâlde ilerleyin.
وَإِنَّ مِنكُمْ لَمَن لَّيُبَطِّئَنَّ فَإِنْ أَصَٰبَتْكُم مُّصِيبَةٌ قَالَ قَدْ أَنْعَمَ ٱللَّهُ عَلَىَّ إِذْ لَمْ أَكُن مَّعَهُمْ شَهِيدًا
İçinizde ağırdan alan da vardır. Başınıza bir felaket gelirse der ki: "Allah bana lütfetti de onlarla birlikte bulunmadım."
وَلَئِنْ أَصَٰبَكُمْ فَضْلٌ مِّنَ ٱللَّهِ لَيَقُولَنَّ كَأَن لَّمْ تَكُنۢ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُۥ مَوَدَّةٌ يَٰلَيْتَنِى كُنتُ مَعَهُمْ فَأَفُوزَ فَوْزًا عَظِيمًا
Allah'tan size bir lütuf erişirse, sanki aranızda hiçbir dostluk yokmuş gibi mutlaka der ki: "Keşke onlarla birlikte olsaydım da büyük bir kazanç elde etseydim."
فَلْيُقَٰتِلْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ ٱلَّذِينَ يَشْرُونَ ٱلْحَيَوٰةَ ٱلدُّنْيَا بِٱلْـَٔاخِرَةِ وَمَن يُقَٰتِلْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ فَيُقْتَلْ أَوْ يَغْلِبْ فَسَوْفَ نُؤْتِيهِ أَجْرًا عَظِيمًا
Dünya hayatını ahiret karşılığında satanlar Allah yolunda savaşsın. Kim Allah yolunda savaşır da öldürülür ya da üstün gelirse, ona büyük bir karşılık vereceğiz.
وَمَا لَكُمْ لَا تُقَٰتِلُونَ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ وَٱلْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ ٱلرِّجَالِ وَٱلنِّسَآءِ وَٱلْوِلْدَٰنِ ٱلَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَآ أَخْرِجْنَا مِنْ هَٰذِهِ ٱلْقَرْيَةِ ٱلظَّالِمِ أَهْلُهَا وَٱجْعَل لَّنَا مِن لَّدُنكَ وَلِيًّا وَٱجْعَل لَّنَا مِن لَّدُنكَ نَصِيرًا
Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve "Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan bu kasabadan çıkar; bize katından bir dost ver ve bize katından bir yardımcı ver" diyen güçsüz erkekler, kadınlar ve çocuklar uğruna savaşmıyorsunuz?
ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ يُقَٰتِلُونَ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ وَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ يُقَٰتِلُونَ فِى سَبِيلِ ٱلطَّٰغُوتِ فَقَٰتِلُوٓا۟ أَوْلِيَآءَ ٱلشَّيْطَٰنِ إِنَّ كَيْدَ ٱلشَّيْطَٰنِ كَانَ ضَعِيفًا
İman edenler Allah yolunda savaşır; inkâr edenler ise azgın güç yolunda savaşır. Öyleyse şeytanın dostlarıyla savaşın. Şüphesiz şeytanın düzeni zayıftır.
أَلَمْ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ قِيلَ لَهُمْ كُفُّوٓا۟ أَيْدِيَكُمْ وَأَقِيمُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتُوا۟ ٱلزَّكَوٰةَ فَلَمَّا كُتِبَ عَلَيْهِمُ ٱلْقِتَالُ إِذَا فَرِيقٌ مِّنْهُمْ يَخْشَوْنَ ٱلنَّاسَ كَخَشْيَةِ ٱللَّهِ أَوْ أَشَدَّ خَشْيَةً وَقَالُوا۟ رَبَّنَا لِمَ كَتَبْتَ عَلَيْنَا ٱلْقِتَالَ لَوْلَآ أَخَّرْتَنَآ إِلَىٰٓ أَجَلٍ قَرِيبٍ قُلْ مَتَٰعُ ٱلدُّنْيَا قَلِيلٌ وَٱلْـَٔاخِرَةُ خَيْرٌ لِّمَنِ ٱتَّقَىٰ وَلَا تُظْلَمُونَ فَتِيلًا
Kendilerine "Ellerinizi çekin, namazı kılın ve zekâtı verin" denilenleri görmedin mi? Savaş üzerlerine yazıldığında, içlerinden bir topluluk Allah'tan korkar gibi, hatta daha çok korkarak insanlardan korkuyor ve diyorlar ki: "Rabbimiz! Savaşı neden üzerimize yazdın? Bizi yakın bir süreye kadar erteleseydin ya!" De ki: Dünya yararı azdır; ahiret ise sakınan için daha hayırlıdır ve size kıl kadar zulmedilmez.
أَيْنَمَا تَكُونُوا۟ يُدْرِككُّمُ ٱلْمَوْتُ وَلَوْ كُنتُمْ فِى بُرُوجٍ مُّشَيَّدَةٍ وَإِن تُصِبْهُمْ حَسَنَةٌ يَقُولُوا۟ هَٰذِهِۦ مِنْ عِندِ ٱللَّهِ وَإِن تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌ يَقُولُوا۟ هَٰذِهِۦ مِنْ عِندِكَ قُلْ كُلٌّ مِّنْ عِندِ ٱللَّهِ فَمَالِ هَٰٓؤُلَآءِ ٱلْقَوْمِ لَا يَكَادُونَ يَفْقَهُونَ حَدِيثًا
Nerede olursanız olun, sağlam kaleler içinde bulunsanız bile, ölüm size ulaşır. Onlara bir iyilik erişirse "Bu Allah'tandır" derler; bir kötülük erişirse "Bu sendendir" derler. De ki: Hepsi Allah'tandır. Bu topluluğa ne oluyor ki neredeyse hiçbir sözü anlamıyorlar?
مَّآ أَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ ٱللَّهِ وَمَآ أَصَابَكَ مِن سَيِّئَةٍ فَمِن نَّفْسِكَ وَأَرْسَلْنَٰكَ لِلنَّاسِ رَسُولًا وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ شَهِيدًا
Sana erişen her iyilik Allah'tandır; sana erişen her kötülük ise kendindendir. Seni insanlara elçi gönderdik. Şahit olarak Allah yeter.
مَّن يُطِعِ ٱلرَّسُولَ فَقَدْ أَطَاعَ ٱللَّهَ وَمَن تَوَلَّىٰ فَمَآ أَرْسَلْنَٰكَ عَلَيْهِمْ حَفِيظًا
Elçiye itaat eden, Allah'a itaat etmiş olur. Yüz çevirene gelince, seni onların üzerine bekçi göndermedik.
وَيَقُولُونَ طَاعَةٌ فَإِذَا بَرَزُوا۟ مِنْ عِندِكَ بَيَّتَ طَآئِفَةٌ مِّنْهُمْ غَيْرَ ٱلَّذِى تَقُولُ وَٱللَّهُ يَكْتُبُ مَا يُبَيِّتُونَ فَأَعْرِضْ عَنْهُمْ وَتَوَكَّلْ عَلَى ٱللَّهِ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ وَكِيلًا
"İtaat" derler; yanından çıktıklarında ise içlerinden bir topluluk söylediğinin tersini geceleyin kurar. Allah, geceleyin kurduklarını yazıyor. Onlardan yüz çevir ve Allah'a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.
أَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ ٱلْقُرْءَانَ وَلَوْ كَانَ مِنْ عِندِ غَيْرِ ٱللَّهِ لَوَجَدُوا۟ فِيهِ ٱخْتِلَٰفًا كَثِيرًا
Kur'an'ı düşünmüyorlar mı? Allah'tan başkasının katından olsaydı, içinde birçok çelişki bulurlardı.
وَإِذَا جَآءَهُمْ أَمْرٌ مِّنَ ٱلْأَمْنِ أَوِ ٱلْخَوْفِ أَذَاعُوا۟ بِهِۦ وَلَوْ رَدُّوهُ إِلَى ٱلرَّسُولِ وَإِلَىٰٓ أُو۟لِى ٱلْأَمْرِ مِنْهُمْ لَعَلِمَهُ ٱلَّذِينَ يَسْتَنۢبِطُونَهُۥ مِنْهُمْ وَلَوْلَا فَضْلُ ٱللَّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُۥ لَٱتَّبَعْتُمُ ٱلشَّيْطَٰنَ إِلَّا قَلِيلًا
Onlara güvenlik ya da korku konusunda bir haber geldiğinde, onu yayarlar. Elçiye ve içlerinden buyruk sahiplerine götürselerdi, aralarından onu araştıranlar onu bilirdi. Allah'ın üzerinizdeki lütfu ve rahmeti olmasaydı, az bir kısmınız dışında şeytana uyardınız.
فَقَٰتِلْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ لَا تُكَلَّفُ إِلَّا نَفْسَكَ وَحَرِّضِ ٱلْمُؤْمِنِينَ عَسَى ٱللَّهُ أَن يَكُفَّ بَأْسَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَٱللَّهُ أَشَدُّ بَأْسًا وَأَشَدُّ تَنكِيلًا
Allah yolunda savaş; sen ancak kendinden sorumlusun. Müminleri de teşvik et. Umulur ki Allah, inkâr edenlerin gücünü kırar. Allah'ın gücü daha çetin ve cezası daha şiddetlidir.
مَّن يَشْفَعْ شَفَٰعَةً حَسَنَةً يَكُن لَّهُۥ نَصِيبٌ مِّنْهَا وَمَن يَشْفَعْ شَفَٰعَةً سَيِّئَةً يَكُن لَّهُۥ كِفْلٌ مِّنْهَا وَكَانَ ٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ مُّقِيتًا
Kim güzel bir işe aracılık ederse, ondan bir payı olur; kim kötü bir işe aracılık ederse, ondan bir yükü olur. Allah her şeye gücü yetendir.
وَإِذَا حُيِّيتُم بِتَحِيَّةٍ فَحَيُّوا۟ بِأَحْسَنَ مِنْهَآ أَوْ رُدُّوهَآ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ حَسِيبًا
Bir selamla selamlandığınızda, ondan daha güzeliyle selam verin ya da aynısıyla karşılık verin. Şüphesiz Allah her şeyin hesabını görendir.
ٱللَّهُ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ لَيَجْمَعَنَّكُمْ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ لَا رَيْبَ فِيهِ وَمَنْ أَصْدَقُ مِنَ ٱللَّهِ حَدِيثًا
Allah; O'ndan başka ilah yoktur. Kendisinde şüphe olmayan kıyamet günü sizi mutlaka toplayacaktır. Söz bakımından Allah'tan daha doğru kim olabilir?
فَمَا لَكُمْ فِى ٱلْمُنَٰفِقِينَ فِئَتَيْنِ وَٱللَّهُ أَرْكَسَهُم بِمَا كَسَبُوٓا۟ أَتُرِيدُونَ أَن تَهْدُوا۟ مَنْ أَضَلَّ ٱللَّهُ وَمَن يُضْلِلِ ٱللَّهُ فَلَن تَجِدَ لَهُۥ سَبِيلًا
Size ne oluyor ki, ikiyüzlüler hakkında iki gruba ayrıldınız? Oysa Allah, kazandıkları yüzünden onları tersine çevirmiştir. Allah'ın saptırdığını doğru yola getirmek mi istiyorsunuz? Allah kimi saptırırsa, ona asla bir yol bulamazsın.
وَدُّوا۟ لَوْ تَكْفُرُونَ كَمَا كَفَرُوا۟ فَتَكُونُونَ سَوَآءً فَلَا تَتَّخِذُوا۟ مِنْهُمْ أَوْلِيَآءَ حَتَّىٰ يُهَاجِرُوا۟ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ فَإِن تَوَلَّوْا۟ فَخُذُوهُمْ وَٱقْتُلُوهُمْ حَيْثُ وَجَدتُّمُوهُمْ وَلَا تَتَّخِذُوا۟ مِنْهُمْ وَلِيًّا وَلَا نَصِيرًا
Kendileri gibi inkâr etmenizi ve böylece eşit olmanızı istediler. Allah yolunda hicret edene kadar onlardan dost edinmeyin. Yüz çevirirlerse, onları yakalayın ve bulduğunuz yerde öldürün. Onlardan ne bir dost ne de bir yardımcı edinin.
إِلَّا ٱلَّذِينَ يَصِلُونَ إِلَىٰ قَوْمٍۭ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُم مِّيثَٰقٌ أَوْ جَآءُوكُمْ حَصِرَتْ صُدُورُهُمْ أَن يُقَٰتِلُوكُمْ أَوْ يُقَٰتِلُوا۟ قَوْمَهُمْ وَلَوْ شَآءَ ٱللَّهُ لَسَلَّطَهُمْ عَلَيْكُمْ فَلَقَٰتَلُوكُمْ فَإِنِ ٱعْتَزَلُوكُمْ فَلَمْ يُقَٰتِلُوكُمْ وَأَلْقَوْا۟ إِلَيْكُمُ ٱلسَّلَمَ فَمَا جَعَلَ ٱللَّهُ لَكُمْ عَلَيْهِمْ سَبِيلًا
Ancak sizinle aralarında antlaşma bulunan bir topluluğa sığınanlar ya da sizinle savaşmaktan veya kendi kavimleriyle savaşmaktan göğüsleri daralarak size gelenler başka. Allah dileseydi onları size üstün kılardı da sizinle savaşırlardı. Sizden uzak durur, sizinle savaşmaz ve size barış önerirlerse, Allah size onların aleyhine bir yol açmamıştır.
سَتَجِدُونَ ءَاخَرِينَ يُرِيدُونَ أَن يَأْمَنُوكُمْ وَيَأْمَنُوا۟ قَوْمَهُمْ كُلَّ مَا رُدُّوٓا۟ إِلَى ٱلْفِتْنَةِ أُرْكِسُوا۟ فِيهَا فَإِن لَّمْ يَعْتَزِلُوكُمْ وَيُلْقُوٓا۟ إِلَيْكُمُ ٱلسَّلَمَ وَيَكُفُّوٓا۟ أَيْدِيَهُمْ فَخُذُوهُمْ وَٱقْتُلُوهُمْ حَيْثُ ثَقِفْتُمُوهُمْ وَأُو۟لَٰٓئِكُمْ جَعَلْنَا لَكُمْ عَلَيْهِمْ سُلْطَٰنًا مُّبِينًا
Başkalarını da bulacaksınız; hem sizden hem de kendi kavimlerinden güvende olmak isterler. Fitneye her döndürüldüklerinde ona baş aşağı dalarlar. Sizden uzak durmaz, size barış önermez ve ellerini çekmezlerse, onları yakalayın ve bulduğunuz yerde öldürün. İşte onlara karşı size apaçık bir yetki verdik.
وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ أَن يَقْتُلَ مُؤْمِنًا إِلَّا خَطَـًٔا وَمَن قَتَلَ مُؤْمِنًا خَطَـًٔا فَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ مُّؤْمِنَةٍ وَدِيَةٌ مُّسَلَّمَةٌ إِلَىٰٓ أَهْلِهِۦٓ إِلَّآ أَن يَصَّدَّقُوا۟ فَإِن كَانَ مِن قَوْمٍ عَدُوٍّ لَّكُمْ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ مُّؤْمِنَةٍ وَإِن كَانَ مِن قَوْمٍۭ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُم مِّيثَٰقٌ فَدِيَةٌ مُّسَلَّمَةٌ إِلَىٰٓ أَهْلِهِۦ وَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ مُّؤْمِنَةٍ فَمَن لَّمْ يَجِدْ فَصِيَامُ شَهْرَيْنِ مُتَتَابِعَيْنِ تَوْبَةً مِّنَ ٱللَّهِ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمًا
Bir mümin, yanlışlıkla olması dışında bir mümini öldüremez. Kim bir mümini yanlışlıkla öldürürse, mümin bir köleyi özgürlüğüne kavuşturması ve ailesine bir diyet ödemesi gerekir; bağışlamaları başka. Öldürülen, size düşman bir topluluktan ve mümin ise, mümin bir köleyi özgürlüğüne kavuşturmak gerekir. Sizinle aralarında antlaşma bulunan bir topluluktan ise, ailesine bir diyet ödemek ve mümin bir köleyi özgürlüğüne kavuşturmak gerekir. Bunu bulamayan, Allah'tan bir tövbe olarak arka arkaya iki ay oruç tutar. Allah bilendir, hikmet sahibidir.
وَمَن يَقْتُلْ مُؤْمِنًا مُّتَعَمِّدًا فَجَزَآؤُهُۥ جَهَنَّمُ خَٰلِدًا فِيهَا وَغَضِبَ ٱللَّهُ عَلَيْهِ وَلَعَنَهُۥ وَأَعَدَّ لَهُۥ عَذَابًا عَظِيمًا
Kim bir mümini bile bile öldürürse, karşılığı, içinde sürekli kalacağı cehennemdir. Allah ona öfkelenmiş, onu lanetlemiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır.
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِذَا ضَرَبْتُمْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ فَتَبَيَّنُوا۟ وَلَا تَقُولُوا۟ لِمَنْ أَلْقَىٰٓ إِلَيْكُمُ ٱلسَّلَٰمَ لَسْتَ مُؤْمِنًا تَبْتَغُونَ عَرَضَ ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا فَعِندَ ٱللَّهِ مَغَانِمُ كَثِيرَةٌ كَذَٰلِكَ كُنتُم مِّن قَبْلُ فَمَنَّ ٱللَّهُ عَلَيْكُمْ فَتَبَيَّنُوٓا۟ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًا
Ey iman edenler! Allah yolunda yürüdüğünüzde iyice araştırın ve size barış sunana, dünya hayatının geçici yararını isteyerek "Sen mümin değilsin" demeyin. Allah katında birçok ganimet vardır. Daha önce siz de böyleydiniz; Allah size lütufta bulundu. Öyleyse iyice araştırın. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
لَّا يَسْتَوِى ٱلْقَٰعِدُونَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ غَيْرُ أُو۟لِى ٱلضَّرَرِ وَٱلْمُجَٰهِدُونَ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ بِأَمْوَٰلِهِمْ وَأَنفُسِهِمْ فَضَّلَ ٱللَّهُ ٱلْمُجَٰهِدِينَ بِأَمْوَٰلِهِمْ وَأَنفُسِهِمْ عَلَى ٱلْقَٰعِدِينَ دَرَجَةً وَكُلًّا وَعَدَ ٱللَّهُ ٱلْحُسْنَىٰ وَفَضَّلَ ٱللَّهُ ٱلْمُجَٰهِدِينَ عَلَى ٱلْقَٰعِدِينَ أَجْرًا عَظِيمًا
Müminlerden, bir zarara uğramaksızın oturanlarla, mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda çaba gösterenler bir olmaz. Allah, mallarıyla ve canlarıyla çaba gösterenleri, oturanlardan derece bakımından üstün kıldı. Allah hepsine güzelliği vaat etti; fakat çaba gösterenleri, oturanlara büyük bir karşılıkla üstün kıldı.
دَرَجَٰتٍ مِّنْهُ وَمَغْفِرَةً وَرَحْمَةً وَكَانَ ٱللَّهُ غَفُورًا رَّحِيمًا
Katından dereceler, bağışlanma ve rahmet. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
إِنَّ ٱلَّذِينَ تَوَفَّىٰهُمُ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ ظَالِمِىٓ أَنفُسِهِمْ قَالُوا۟ فِيمَ كُنتُمْ قَالُوا۟ كُنَّا مُسْتَضْعَفِينَ فِى ٱلْأَرْضِ قَالُوٓا۟ أَلَمْ تَكُنْ أَرْضُ ٱللَّهِ وَٰسِعَةً فَتُهَاجِرُوا۟ فِيهَا فَأُو۟لَٰٓئِكَ مَأْوَىٰهُمْ جَهَنَّمُ وَسَآءَتْ مَصِيرًا
Kendilerine zulmederken melekler canlarını alırken derler ki: "Ne durumdaydınız?" Derler ki: "Biz yeryüzünde güçsüzdük." Derler ki: "Allah'ın yeryüzü geniş değil miydi; orada hicret etseydiniz ya!" İşte onların varacağı yer cehennemdir; ne kötü bir dönüş yeridir!
إِلَّا ٱلْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ ٱلرِّجَالِ وَٱلنِّسَآءِ وَٱلْوِلْدَٰنِ لَا يَسْتَطِيعُونَ حِيلَةً وَلَا يَهْتَدُونَ سَبِيلًا
Erkeklerden, kadınlardan ve çocuklardan gerçekten güçsüz olup bir çareye gücü yetmeyen ve bir yol bulamayanlar başka.
فَأُو۟لَٰٓئِكَ عَسَى ٱللَّهُ أَن يَعْفُوَ عَنْهُمْ وَكَانَ ٱللَّهُ عَفُوًّا غَفُورًا
İşte onları Allah'ın affetmesi umulur. Allah çok affeden, çok bağışlayandır.
وَمَن يُهَاجِرْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ يَجِدْ فِى ٱلْأَرْضِ مُرَٰغَمًا كَثِيرًا وَسَعَةً وَمَن يَخْرُجْ مِنۢ بَيْتِهِۦ مُهَاجِرًا إِلَى ٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ ثُمَّ يُدْرِكْهُ ٱلْمَوْتُ فَقَدْ وَقَعَ أَجْرُهُۥ عَلَى ٱللَّهِ وَكَانَ ٱللَّهُ غَفُورًا رَّحِيمًا
Kim Allah yolunda hicret ederse, yeryüzünde birçok sığınak ve genişlik bulur. Kim evinden Allah'a ve elçisine hicret ederek çıkar, sonra kendisine ölüm yetişirse, karşılığını vermek Allah'a düşer. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
وَإِذَا ضَرَبْتُمْ فِى ٱلْأَرْضِ فَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَن تَقْصُرُوا۟ مِنَ ٱلصَّلَوٰةِ إِنْ خِفْتُمْ أَن يَفْتِنَكُمُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ إِنَّ ٱلْكَٰفِرِينَ كَانُوا۟ لَكُمْ عَدُوًّا مُّبِينًا
Yeryüzünde yolculuk ettiğinizde, inkâr edenlerin size bir kötülük etmesinden korkarsanız, namazı kısaltmanızda size bir günah yoktur. Şüphesiz gerçeği örtenler sizin için apaçık bir düşmandır.
وَإِذَا كُنتَ فِيهِمْ فَأَقَمْتَ لَهُمُ ٱلصَّلَوٰةَ فَلْتَقُمْ طَآئِفَةٌ مِّنْهُم مَّعَكَ وَلْيَأْخُذُوٓا۟ أَسْلِحَتَهُمْ فَإِذَا سَجَدُوا۟ فَلْيَكُونُوا۟ مِن وَرَآئِكُمْ وَلْتَأْتِ طَآئِفَةٌ أُخْرَىٰ لَمْ يُصَلُّوا۟ فَلْيُصَلُّوا۟ مَعَكَ وَلْيَأْخُذُوا۟ حِذْرَهُمْ وَأَسْلِحَتَهُمْ وَدَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَوْ تَغْفُلُونَ عَنْ أَسْلِحَتِكُمْ وَأَمْتِعَتِكُمْ فَيَمِيلُونَ عَلَيْكُم مَّيْلَةً وَٰحِدَةً وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ إِن كَانَ بِكُمْ أَذًى مِّن مَّطَرٍ أَوْ كُنتُم مَّرْضَىٰٓ أَن تَضَعُوٓا۟ أَسْلِحَتَكُمْ وَخُذُوا۟ حِذْرَكُمْ إِنَّ ٱللَّهَ أَعَدَّ لِلْكَٰفِرِينَ عَذَابًا مُّهِينًا
İçlerinde bulunup onlara namaz kıldırdığında, içlerinden bir grup seninle birlikte dursun ve silahlarını alsınlar. Secde ettiklerinde arkanıza geçsinler; namaz kılmamış diğer grup gelsin ve seninle birlikte kılsın; tedbirlerini ve silahlarını alsınlar. İnkâr edenler, silahlarınızdan ve eşyanızdan habersiz olmanızı ve size bir baskın yapmayı ister. Yağmurdan bir sıkıntı çekiyorsanız ya da hastaysanız, silahlarınızı bırakmanızda bir günah yoktur; fakat tedbirinizi alın. Şüphesiz Allah, gerçeği örtenler için küçük düşürücü bir azap hazırlamıştır.
فَإِذَا قَضَيْتُمُ ٱلصَّلَوٰةَ فَٱذْكُرُوا۟ ٱللَّهَ قِيَٰمًا وَقُعُودًا وَعَلَىٰ جُنُوبِكُمْ فَإِذَا ٱطْمَأْنَنتُمْ فَأَقِيمُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ إِنَّ ٱلصَّلَوٰةَ كَانَتْ عَلَى ٱلْمُؤْمِنِينَ كِتَٰبًا مَّوْقُوتًا
Namazı bitirdiğinizde, ayakta, otururken ve yanlarınız üzerindeyken Allah'ı anın. Güvene kavuştuğunuzda namazı gereğince kılın. Şüphesiz namaz, müminler üzerine vakitleri belirlenmiş bir yükümlülüktür.
وَلَا تَهِنُوا۟ فِى ٱبْتِغَآءِ ٱلْقَوْمِ إِن تَكُونُوا۟ تَأْلَمُونَ فَإِنَّهُمْ يَأْلَمُونَ كَمَا تَأْلَمُونَ وَتَرْجُونَ مِنَ ٱللَّهِ مَا لَا يَرْجُونَ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمًا
O topluluğu aramakta gevşeklik göstermeyin. Acı çekiyorsanız, onlar da sizin acı çektiğiniz gibi acı çekiyor. Siz ise Allah'tan onların ummadığını umuyorsunuz. Allah bilendir, hikmet sahibidir.
إِنَّآ أَنزَلْنَآ إِلَيْكَ ٱلْكِتَٰبَ بِٱلْحَقِّ لِتَحْكُمَ بَيْنَ ٱلنَّاسِ بِمَآ أَرَىٰكَ ٱللَّهُ وَلَا تَكُن لِّلْخَآئِنِينَ خَصِيمًا
Şüphesiz sana kitabı gerçek olarak indirdik ki, insanlar arasında Allah'ın sana gösterdiğiyle hükmedesin. Hainlerin savunucusu olma.
وَٱسْتَغْفِرِ ٱللَّهَ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ غَفُورًا رَّحِيمًا
Allah'tan bağışlanma dile; şüphesiz Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
وَلَا تُجَٰدِلْ عَنِ ٱلَّذِينَ يَخْتَانُونَ أَنفُسَهُمْ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُحِبُّ مَن كَانَ خَوَّانًا أَثِيمًا
Kendilerine hainlik edenleri savunma; şüphesiz Allah, hainlik eden günahkârı sevmez.
يَسْتَخْفُونَ مِنَ ٱلنَّاسِ وَلَا يَسْتَخْفُونَ مِنَ ٱللَّهِ وَهُوَ مَعَهُمْ إِذْ يُبَيِّتُونَ مَا لَا يَرْضَىٰ مِنَ ٱلْقَوْلِ وَكَانَ ٱللَّهُ بِمَا يَعْمَلُونَ مُحِيطًا
İnsanlardan gizlenirler de Allah'tan gizlenmezler; oysa O'nun hoşnut olmadığı sözü geceleyin kurarlarken O onlarla beraberdir. Allah, yaptıklarını kuşatmıştır.
هَٰٓأَنتُمْ هَٰٓؤُلَآءِ جَٰدَلْتُمْ عَنْهُمْ فِى ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا فَمَن يُجَٰدِلُ ٱللَّهَ عَنْهُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ أَم مَّن يَكُونُ عَلَيْهِمْ وَكِيلًا
İşte siz, dünya hayatında onları savundunuz; kıyamet gününde onları Allah'a karşı kim savunacak ya da onlara kim vekil olacak?
وَمَن يَعْمَلْ سُوٓءًا أَوْ يَظْلِمْ نَفْسَهُۥ ثُمَّ يَسْتَغْفِرِ ٱللَّهَ يَجِدِ ٱللَّهَ غَفُورًا رَّحِيمًا
Kim bir kötülük işler ya da kendine zulmeder, sonra Allah'tan bağışlanma dilerse, Allah'ı çok bağışlayan ve çok merhamet eden olarak bulur.
وَمَن يَكْسِبْ إِثْمًا فَإِنَّمَا يَكْسِبُهُۥ عَلَىٰ نَفْسِهِۦ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمًا
Kim bir günah kazanırsa, onu ancak kendi aleyhine kazanır. Allah bilendir, hikmet sahibidir.
وَمَن يَكْسِبْ خَطِيٓـَٔةً أَوْ إِثْمًا ثُمَّ يَرْمِ بِهِۦ بَرِيٓـًٔا فَقَدِ ٱحْتَمَلَ بُهْتَٰنًا وَإِثْمًا مُّبِينًا
Kim bir hata ya da günah kazanır, sonra onu bir suçsuza atarsa, bir iftirayı ve apaçık bir günahı yüklenmiş olur.
وَلَوْلَا فَضْلُ ٱللَّهِ عَلَيْكَ وَرَحْمَتُهُۥ لَهَمَّت طَّآئِفَةٌ مِّنْهُمْ أَن يُضِلُّوكَ وَمَا يُضِلُّونَ إِلَّآ أَنفُسَهُمْ وَمَا يَضُرُّونَكَ مِن شَىْءٍ وَأَنزَلَ ٱللَّهُ عَلَيْكَ ٱلْكِتَٰبَ وَٱلْحِكْمَةَ وَعَلَّمَكَ مَا لَمْ تَكُن تَعْلَمُ وَكَانَ فَضْلُ ٱللَّهِ عَلَيْكَ عَظِيمًا
Allah'ın üzerindeki lütfu ve rahmeti olmasaydı, içlerinden bir topluluk seni saptırmaya karar vermişti. Oysa ancak kendilerini saptırırlar ve sana hiçbir zarar veremezler. Allah sana kitabı ve hikmeti indirdi ve sana bilmediğini öğretti. Allah'ın üzerindeki lütfu büyüktür.
لَّا خَيْرَ فِى كَثِيرٍ مِّن نَّجْوَىٰهُمْ إِلَّا مَنْ أَمَرَ بِصَدَقَةٍ أَوْ مَعْرُوفٍ أَوْ إِصْلَٰحٍۭ بَيْنَ ٱلنَّاسِ وَمَن يَفْعَلْ ذَٰلِكَ ٱبْتِغَآءَ مَرْضَاتِ ٱللَّهِ فَسَوْفَ نُؤْتِيهِ أَجْرًا عَظِيمًا
Onların fısıldaşmalarının çoğunda hayır yoktur; ancak bir sadakayı, bir iyiliği ya da insanların arasını düzeltmeyi emreden başka. Kim bunu Allah'ın hoşnutluğunu arayarak yaparsa, ona büyük bir karşılık vereceğiz.
وَمَن يُشَاقِقِ ٱلرَّسُولَ مِنۢ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُ ٱلْهُدَىٰ وَيَتَّبِعْ غَيْرَ سَبِيلِ ٱلْمُؤْمِنِينَ نُوَلِّهِۦ مَا تَوَلَّىٰ وَنُصْلِهِۦ جَهَنَّمَ وَسَآءَتْ مَصِيرًا
Kim, doğru yol kendisine belli olduktan sonra elçiye karşı gelir ve müminlerin yolundan başkasına uyarsa, onu döndüğü yöne çeviririz ve cehenneme sokarız. Ne kötü bir dönüş yeridir!
إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَغْفِرُ أَن يُشْرَكَ بِهِۦ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذَٰلِكَ لِمَن يَشَآءُ وَمَن يُشْرِكْ بِٱللَّهِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَٰلًۢا بَعِيدًا
Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz; bunun dışındakini dilediği için bağışlar. Kim Allah'a ortak koşarsa, uzak bir sapkınlıkla sapmış olur.
إِن يَدْعُونَ مِن دُونِهِۦٓ إِلَّآ إِنَٰثًا وَإِن يَدْعُونَ إِلَّا شَيْطَٰنًا مَّرِيدًا
O'nu bırakıp ancak dişilere yalvarıyorlar ve ancak inatçı bir şeytana yalvarıyorlar.
لَّعَنَهُ ٱللَّهُ وَقَالَ لَأَتَّخِذَنَّ مِنْ عِبَادِكَ نَصِيبًا مَّفْرُوضًا
Allah onu lanetledi. O da demişti ki: "Kullarından belirlenmiş bir pay mutlaka alacağım.
وَلَأُضِلَّنَّهُمْ وَلَأُمَنِّيَنَّهُمْ وَلَـَٔامُرَنَّهُمْ فَلَيُبَتِّكُنَّ ءَاذَانَ ٱلْأَنْعَٰمِ وَلَـَٔامُرَنَّهُمْ فَلَيُغَيِّرُنَّ خَلْقَ ٱللَّهِ وَمَن يَتَّخِذِ ٱلشَّيْطَٰنَ وَلِيًّا مِّن دُونِ ٱللَّهِ فَقَدْ خَسِرَ خُسْرَانًا مُّبِينًا
Onları mutlaka saptıracağım, mutlaka kuruntulara düşüreceğim, onlara mutlaka emredeceğim de hayvanların kulaklarını yaracaklar ve onlara mutlaka emredeceğim de Allah'ın yarattığını değiştirecekler." Kim Allah'ı bırakıp şeytanı dost edinirse, apaçık bir hüsrana uğramıştır.
يَعِدُهُمْ وَيُمَنِّيهِمْ وَمَا يَعِدُهُمُ ٱلشَّيْطَٰنُ إِلَّا غُرُورًا
Onlara söz verir ve onları kuruntulara düşürür. Şeytan onlara aldatmadan başkasını vaat etmez.
أُو۟لَٰٓئِكَ مَأْوَىٰهُمْ جَهَنَّمُ وَلَا يَجِدُونَ عَنْهَا مَحِيصًا
İşte onların varacağı yer cehennemdir ve ondan bir kaçış yeri bulamazlar.
وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ سَنُدْخِلُهُمْ جَنَّٰتٍ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدًا وَعْدَ ٱللَّهِ حَقًّا وَمَنْ أَصْدَقُ مِنَ ٱللَّهِ قِيلًا
İman edip salih amel işleyenleri ise, altlarından ırmaklar akan ve içinde sürekli kalacakları cennetlere koyacağız. Bu, Allah'ın gerçek vaadidir. Söz bakımından Allah'tan daha doğru kim olabilir?
لَّيْسَ بِأَمَانِيِّكُمْ وَلَآ أَمَانِىِّ أَهْلِ ٱلْكِتَٰبِ مَن يَعْمَلْ سُوٓءًا يُجْزَ بِهِۦ وَلَا يَجِدْ لَهُۥ مِن دُونِ ٱللَّهِ وَلِيًّا وَلَا نَصِيرًا
İş ne sizin kuruntularınıza ne de kitap halkının kuruntularınadır. Kim bir kötülük yaparsa, onunla karşılık görür ve kendisi için Allah'tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı bulur.
وَمَن يَعْمَلْ مِنَ ٱلصَّٰلِحَٰتِ مِن ذَكَرٍ أَوْ أُنثَىٰ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَأُو۟لَٰٓئِكَ يَدْخُلُونَ ٱلْجَنَّةَ وَلَا يُظْلَمُونَ نَقِيرًا
Erkek olsun kadın olsun, kim mümin olarak salih amel işlerse, işte onlar cennete girer ve kıl kadar haksızlığa uğramazlar.
وَمَنْ أَحْسَنُ دِينًا مِّمَّنْ أَسْلَمَ وَجْهَهُۥ لِلَّهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ وَٱتَّبَعَ مِلَّةَ إِبْرَٰهِيمَ حَنِيفًا وَٱتَّخَذَ ٱللَّهُ إِبْرَٰهِيمَ خَلِيلًا
İyilik yaparak yüzünü Allah'a teslim eden ve hakka yönelen İbrâhîm'in dinine uyandan, din bakımından daha güzel kim olabilir? Allah, İbrâhîm'i dost edinmişti.
وَلِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ وَكَانَ ٱللَّهُ بِكُلِّ شَىْءٍ مُّحِيطًا
Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır ve Allah her şeyi kuşatmıştır.
وَيَسْتَفْتُونَكَ فِى ٱلنِّسَآءِ قُلِ ٱللَّهُ يُفْتِيكُمْ فِيهِنَّ وَمَا يُتْلَىٰ عَلَيْكُمْ فِى ٱلْكِتَٰبِ فِى يَتَٰمَى ٱلنِّسَآءِ ٱلَّٰتِى لَا تُؤْتُونَهُنَّ مَا كُتِبَ لَهُنَّ وَتَرْغَبُونَ أَن تَنكِحُوهُنَّ وَٱلْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ ٱلْوِلْدَٰنِ وَأَن تَقُومُوا۟ لِلْيَتَٰمَىٰ بِٱلْقِسْطِ وَمَا تَفْعَلُوا۟ مِنْ خَيْرٍ فَإِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِهِۦ عَلِيمًا
Senden kadınlar hakkında görüş istiyorlar. De ki: Onlar hakkında size Allah görüş bildiriyor; kitapta size okunan da: kendileri için yazılanı vermediğiniz ve nikâhlamak istediğiniz yetim kadınlar ile güçsüz çocuklar ve yetimlere adaletle davranmanız hakkında. Hayır olarak ne yaparsanız, şüphesiz Allah onu bilendir.
وَإِنِ ٱمْرَأَةٌ خَافَتْ مِنۢ بَعْلِهَا نُشُوزًا أَوْ إِعْرَاضًا فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَآ أَن يُصْلِحَا بَيْنَهُمَا صُلْحًا وَٱلصُّلْحُ خَيْرٌ وَأُحْضِرَتِ ٱلْأَنفُسُ ٱلشُّحَّ وَإِن تُحْسِنُوا۟ وَتَتَّقُوا۟ فَإِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًا
Bir kadın, kocasının kendisinden yüz çevirmesinden ya da uzaklaşmasından korkarsa, aralarını düzeltmelerinde ikisine bir günah yoktur; barış daha hayırlıdır. Nefislerde cimrilik hazır bulunur. İyilik eder ve sakınırsanız, şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
وَلَن تَسْتَطِيعُوٓا۟ أَن تَعْدِلُوا۟ بَيْنَ ٱلنِّسَآءِ وَلَوْ حَرَصْتُمْ فَلَا تَمِيلُوا۟ كُلَّ ٱلْمَيْلِ فَتَذَرُوهَا كَٱلْمُعَلَّقَةِ وَإِن تُصْلِحُوا۟ وَتَتَّقُوا۟ فَإِنَّ ٱللَّهَ كَانَ غَفُورًا رَّحِيمًا
Ne kadar istekli olsanız da kadınlar arasında adaletli davranmaya güç yetiremezsiniz. Öyleyse büsbütün yönelip onu askıda bırakılmış gibi bırakmayın. Düzeltir ve sakınırsanız, şüphesiz Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
وَإِن يَتَفَرَّقَا يُغْنِ ٱللَّهُ كُلًّا مِّن سَعَتِهِۦ وَكَانَ ٱللَّهُ وَٰسِعًا حَكِيمًا
İkisi ayrılırsa, Allah her birini genişliğinden zengin kılar. Allah geniş lütuf sahibidir, hikmet sahibidir.
وَلِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ وَلَقَدْ وَصَّيْنَا ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ مِن قَبْلِكُمْ وَإِيَّاكُمْ أَنِ ٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَإِن تَكْفُرُوا۟ فَإِنَّ لِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ وَكَانَ ٱللَّهُ غَنِيًّا حَمِيدًا
Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. Andolsun sizden önce kendilerine kitap verilenlere de size de "Allah'tan sakının" diye öğütledik. İnkâr ederseniz, şüphesiz göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. Allah zengindir, övgüye layıktır.
وَلِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ وَكِيلًا
Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. Vekil olarak Allah yeter.
إِن يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ أَيُّهَا ٱلنَّاسُ وَيَأْتِ بِـَٔاخَرِينَ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلَىٰ ذَٰلِكَ قَدِيرًا
Ey insanlar! Dilerse sizi giderir ve başkalarını getirir. Allah'ın buna gücü yeter.
مَّن كَانَ يُرِيدُ ثَوَابَ ٱلدُّنْيَا فَعِندَ ٱللَّهِ ثَوَابُ ٱلدُّنْيَا وَٱلْـَٔاخِرَةِ وَكَانَ ٱللَّهُ سَمِيعًۢا بَصِيرًا
Kim dünya karşılığını isterse, dünyanın da ahiretin de karşılığı Allah katındadır. Allah işitendir, görendir.
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ كُونُوا۟ قَوَّٰمِينَ بِٱلْقِسْطِ شُهَدَآءَ لِلَّهِ وَلَوْ عَلَىٰٓ أَنفُسِكُمْ أَوِ ٱلْوَٰلِدَيْنِ وَٱلْأَقْرَبِينَ إِن يَكُنْ غَنِيًّا أَوْ فَقِيرًا فَٱللَّهُ أَوْلَىٰ بِهِمَا فَلَا تَتَّبِعُوا۟ ٱلْهَوَىٰٓ أَن تَعْدِلُوا۟ وَإِن تَلْوُۥٓا۟ أَوْ تُعْرِضُوا۟ فَإِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًا
Ey iman edenler! Adaleti ayakta tutan, kendinizin, anne babanızın ve yakınlarınızın aleyhine bile olsa Allah için şahitlik eden kimseler olun. Zengin de olsa yoksul da olsa, Allah ikisine de daha yakındır. Adaletten sapmak için arzuya uymayın. Eğip bükerseniz ya da yüz çevirirseniz, şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ ءَامِنُوا۟ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ وَٱلْكِتَٰبِ ٱلَّذِى نَزَّلَ عَلَىٰ رَسُولِهِۦ وَٱلْكِتَٰبِ ٱلَّذِىٓ أَنزَلَ مِن قَبْلُ وَمَن يَكْفُرْ بِٱللَّهِ وَمَلَٰٓئِكَتِهِۦ وَكُتُبِهِۦ وَرُسُلِهِۦ وَٱلْيَوْمِ ٱلْـَٔاخِرِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَٰلًۢا بَعِيدًا
Ey iman edenler! Allah'a, elçisine, elçisine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, elçilerini ve ahiret gününü inkâr ederse, uzak bir sapkınlıkla sapmış olur.
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ثُمَّ كَفَرُوا۟ ثُمَّ ءَامَنُوا۟ ثُمَّ كَفَرُوا۟ ثُمَّ ٱزْدَادُوا۟ كُفْرًا لَّمْ يَكُنِ ٱللَّهُ لِيَغْفِرَ لَهُمْ وَلَا لِيَهْدِيَهُمْ سَبِيلًۢا
İman edip sonra inkâr eden, sonra iman edip sonra inkâr eden, sonra da inkârı artıranları Allah bağışlayacak ve doğru yola iletecek değildir.
بَشِّرِ ٱلْمُنَٰفِقِينَ بِأَنَّ لَهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا
İkiyüzlülere, kendileri için acı bir azap olduğunu müjdele.
ٱلَّذِينَ يَتَّخِذُونَ ٱلْكَٰفِرِينَ أَوْلِيَآءَ مِن دُونِ ٱلْمُؤْمِنِينَ أَيَبْتَغُونَ عِندَهُمُ ٱلْعِزَّةَ فَإِنَّ ٱلْعِزَّةَ لِلَّهِ جَمِيعًا
Onlar, müminleri bırakıp gerçeği örtenleri dost edinir. Onların yanında üstünlük mü arıyorlar? Şüphesiz üstünlük tümüyle Allah'ındır.
وَقَدْ نَزَّلَ عَلَيْكُمْ فِى ٱلْكِتَٰبِ أَنْ إِذَا سَمِعْتُمْ ءَايَٰتِ ٱللَّهِ يُكْفَرُ بِهَا وَيُسْتَهْزَأُ بِهَا فَلَا تَقْعُدُوا۟ مَعَهُمْ حَتَّىٰ يَخُوضُوا۟ فِى حَدِيثٍ غَيْرِهِۦٓ إِنَّكُمْ إِذًا مِّثْلُهُمْ إِنَّ ٱللَّهَ جَامِعُ ٱلْمُنَٰفِقِينَ وَٱلْكَٰفِرِينَ فِى جَهَنَّمَ جَمِيعًا
Size kitapta indirmiştir ki: Allah'ın ayetlerinin inkâr edildiğini ve alaya alındığını işittiğinizde, başka bir söze dalana kadar onlarla birlikte oturmayın; yoksa siz de onlar gibi olursunuz. Şüphesiz Allah, ikiyüzlüleri ve gerçeği örtenleri cehennemde topluca toplayacaktır.
ٱلَّذِينَ يَتَرَبَّصُونَ بِكُمْ فَإِن كَانَ لَكُمْ فَتْحٌ مِّنَ ٱللَّهِ قَالُوٓا۟ أَلَمْ نَكُن مَّعَكُمْ وَإِن كَانَ لِلْكَٰفِرِينَ نَصِيبٌ قَالُوٓا۟ أَلَمْ نَسْتَحْوِذْ عَلَيْكُمْ وَنَمْنَعْكُم مِّنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ فَٱللَّهُ يَحْكُمُ بَيْنَكُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ وَلَن يَجْعَلَ ٱللَّهُ لِلْكَٰفِرِينَ عَلَى ٱلْمُؤْمِنِينَ سَبِيلًا
Onlar sizi gözetler. Allah'tan size bir fetih olursa "Sizinle birlikte değil miydik?" derler. Gerçeği örtenlerin bir payı olursa "Size üstün gelmedik mi ve sizi müminlerden korumadık mı?" derler. Allah, kıyamet günü aranızda hüküm verecektir. Allah, gerçeği örtenlere müminlerin aleyhine bir yol açmayacaktır.
إِنَّ ٱلْمُنَٰفِقِينَ يُخَٰدِعُونَ ٱللَّهَ وَهُوَ خَٰدِعُهُمْ وَإِذَا قَامُوٓا۟ إِلَى ٱلصَّلَوٰةِ قَامُوا۟ كُسَالَىٰ يُرَآءُونَ ٱلنَّاسَ وَلَا يَذْكُرُونَ ٱللَّهَ إِلَّا قَلِيلًا
İkiyüzlüler, Allah'ı aldatmaya çalışır; oysa onları aldatan O'dur. Namaza kalktıklarında üşenerek kalkar, insanlara gösteriş yapar ve Allah'ı ancak az anarlar.
مُّذَبْذَبِينَ بَيْنَ ذَٰلِكَ لَآ إِلَىٰ هَٰٓؤُلَآءِ وَلَآ إِلَىٰ هَٰٓؤُلَآءِ وَمَن يُضْلِلِ ٱللَّهُ فَلَن تَجِدَ لَهُۥ سَبِيلًا
Arada bocalar; ne onlara ne de bunlara. Allah kimi saptırırsa, ona asla bir yol bulamazsın.
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تَتَّخِذُوا۟ ٱلْكَٰفِرِينَ أَوْلِيَآءَ مِن دُونِ ٱلْمُؤْمِنِينَ أَتُرِيدُونَ أَن تَجْعَلُوا۟ لِلَّهِ عَلَيْكُمْ سُلْطَٰنًا مُّبِينًا
Ey iman edenler! Müminleri bırakıp gerçeği örtenleri dost edinmeyin. Kendi aleyhinize Allah'a apaçık bir yetki mi vermek istiyorsunuz?
إِنَّ ٱلْمُنَٰفِقِينَ فِى ٱلدَّرْكِ ٱلْأَسْفَلِ مِنَ ٱلنَّارِ وَلَن تَجِدَ لَهُمْ نَصِيرًا
Şüphesiz ikiyüzlüler ateşin en aşağı katındadır ve onlar için hiçbir yardımcı bulamazsın.
إِلَّا ٱلَّذِينَ تَابُوا۟ وَأَصْلَحُوا۟ وَٱعْتَصَمُوا۟ بِٱللَّهِ وَأَخْلَصُوا۟ دِينَهُمْ لِلَّهِ فَأُو۟لَٰٓئِكَ مَعَ ٱلْمُؤْمِنِينَ وَسَوْفَ يُؤْتِ ٱللَّهُ ٱلْمُؤْمِنِينَ أَجْرًا عَظِيمًا
Ancak tövbe edenler, düzeltenler, Allah'a sımsıkı sarılanlar ve dinlerini Allah'a has kılanlar başka. İşte onlar müminlerle birliktedir ve Allah müminlere büyük bir karşılık verecektir.
مَّا يَفْعَلُ ٱللَّهُ بِعَذَابِكُمْ إِن شَكَرْتُمْ وَءَامَنتُمْ وَكَانَ ٱللَّهُ شَاكِرًا عَلِيمًا
Şükreder ve iman ederseniz, Allah size neden azap etsin? Allah karşılık verendir, bilendir.
لَّا يُحِبُّ ٱللَّهُ ٱلْجَهْرَ بِٱلسُّوٓءِ مِنَ ٱلْقَوْلِ إِلَّا مَن ظُلِمَ وَكَانَ ٱللَّهُ سَمِيعًا عَلِيمًا
Allah, zulme uğrayan dışında, kötü sözün açıkça söylenmesini sevmez. Allah işitendir, bilendir.
إِن تُبْدُوا۟ خَيْرًا أَوْ تُخْفُوهُ أَوْ تَعْفُوا۟ عَن سُوٓءٍ فَإِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَفُوًّا قَدِيرًا
Bir iyiliği açığa vurur ya da gizler veya bir kötülüğü affederseniz, şüphesiz Allah çok affedendir, gücü yetendir.
إِنَّ ٱلَّذِينَ يَكْفُرُونَ بِٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦ وَيُرِيدُونَ أَن يُفَرِّقُوا۟ بَيْنَ ٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦ وَيَقُولُونَ نُؤْمِنُ بِبَعْضٍ وَنَكْفُرُ بِبَعْضٍ وَيُرِيدُونَ أَن يَتَّخِذُوا۟ بَيْنَ ذَٰلِكَ سَبِيلًا
Allah'ı ve elçilerini inkâr edenler, Allah ile elçilerinin arasını ayırmak isteyenler, "Bir kısmına iman eder, bir kısmını inkâr ederiz" diyenler ve arada bir yol tutmak isteyenler;
أُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْكَٰفِرُونَ حَقًّا وَأَعْتَدْنَا لِلْكَٰفِرِينَ عَذَابًا مُّهِينًا
işte onlar gerçekten gerçeği örtenlerdir. Gerçeği örtenler için küçük düşürücü bir azap hazırladık.
وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ بِٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦ وَلَمْ يُفَرِّقُوا۟ بَيْنَ أَحَدٍ مِّنْهُمْ أُو۟لَٰٓئِكَ سَوْفَ يُؤْتِيهِمْ أُجُورَهُمْ وَكَانَ ٱللَّهُ غَفُورًا رَّحِيمًا
Allah'a ve elçilerine iman eden ve onlardan hiçbirinin arasını ayırmayanlara ise, karşılıklarını verecektir. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
يَسْـَٔلُكَ أَهْلُ ٱلْكِتَٰبِ أَن تُنَزِّلَ عَلَيْهِمْ كِتَٰبًا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ فَقَدْ سَأَلُوا۟ مُوسَىٰٓ أَكْبَرَ مِن ذَٰلِكَ فَقَالُوٓا۟ أَرِنَا ٱللَّهَ جَهْرَةً فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّٰعِقَةُ بِظُلْمِهِمْ ثُمَّ ٱتَّخَذُوا۟ ٱلْعِجْلَ مِنۢ بَعْدِ مَا جَآءَتْهُمُ ٱلْبَيِّنَٰتُ فَعَفَوْنَا عَن ذَٰلِكَ وَءَاتَيْنَا مُوسَىٰ سُلْطَٰنًا مُّبِينًا
Kitap halkı, senden gökten kendilerine bir kitap indirmeni istiyor. Mûsâ'dan bundan daha büyüğünü istemişlerdi: "Bize Allah'ı açıkça göster" demişlerdi de zulümleri yüzünden onları yıldırım çarpmıştı. Sonra kendilerine apaçık deliller geldikten sonra buzağıyı edindiler; bunu da affettik ve Mûsâ'ya apaçık bir yetki verdik.
وَرَفَعْنَا فَوْقَهُمُ ٱلطُّورَ بِمِيثَٰقِهِمْ وَقُلْنَا لَهُمُ ٱدْخُلُوا۟ ٱلْبَابَ سُجَّدًا وَقُلْنَا لَهُمْ لَا تَعْدُوا۟ فِى ٱلسَّبْتِ وَأَخَذْنَا مِنْهُم مِّيثَٰقًا غَلِيظًا
Sözleri yüzünden üzerlerine dağı kaldırdık ve onlara "Kapıdan secde ederek girin" dedik; "Cumartesi konusunda haddi aşmayın" dedik ve onlardan sağlam bir söz aldık.
فَبِمَا نَقْضِهِم مِّيثَٰقَهُمْ وَكُفْرِهِم بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ وَقَتْلِهِمُ ٱلْأَنۢبِيَآءَ بِغَيْرِ حَقٍّ وَقَوْلِهِمْ قُلُوبُنَا غُلْفٌۢ بَلْ طَبَعَ ٱللَّهُ عَلَيْهَا بِكُفْرِهِمْ فَلَا يُؤْمِنُونَ إِلَّا قَلِيلًا
Sözlerini bozmaları, Allah'ın ayetlerini inkâr etmeleri, peygamberleri haksız yere öldürmeleri ve "Kalplerimiz kılıflıdır" demeleri yüzünden. Hayır, inkârları yüzünden Allah onların üzerine mühür vurdu; artık az bir kısmı dışında iman etmezler.
وَبِكُفْرِهِمْ وَقَوْلِهِمْ عَلَىٰ مَرْيَمَ بُهْتَٰنًا عَظِيمًا
İnkârları ve Meryem'e büyük bir iftira atmaları yüzünden.
وَقَوْلِهِمْ إِنَّا قَتَلْنَا ٱلْمَسِيحَ عِيسَى ٱبْنَ مَرْيَمَ رَسُولَ ٱللَّهِ وَمَا قَتَلُوهُ وَمَا صَلَبُوهُ وَلَٰكِن شُبِّهَ لَهُمْ وَإِنَّ ٱلَّذِينَ ٱخْتَلَفُوا۟ فِيهِ لَفِى شَكٍّ مِّنْهُ مَا لَهُم بِهِۦ مِنْ عِلْمٍ إِلَّا ٱتِّبَاعَ ٱلظَّنِّ وَمَا قَتَلُوهُ يَقِينًۢا
Ve "Şüphesiz biz, Allah'ın elçisi Meryem oğlu Îsâ Mesih'i öldürdük" demeleri yüzünden. Oysa onu öldürmediler ve asmadılar; fakat onlara öyle gösterildi. Onun hakkında ayrılığa düşenler, ondan yana bir şüphe içindedir. Bu konuda zanna uymaktan başka bir bilgileri yoktur ve onu kesin olarak öldürmediler.
بَل رَّفَعَهُ ٱللَّهُ إِلَيْهِ وَكَانَ ٱللَّهُ عَزِيزًا حَكِيمًا
Hayır, Allah onu kendine yükseltti. Allah güçlüdür, hikmet sahibidir.
وَإِن مِّنْ أَهْلِ ٱلْكِتَٰبِ إِلَّا لَيُؤْمِنَنَّ بِهِۦ قَبْلَ مَوْتِهِۦ وَيَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ يَكُونُ عَلَيْهِمْ شَهِيدًا
Kitap halkından, ölümünden önce ona iman etmeyecek hiç kimse yoktur; kıyamet günü de onlara şahit olacaktır.
فَبِظُلْمٍ مِّنَ ٱلَّذِينَ هَادُوا۟ حَرَّمْنَا عَلَيْهِمْ طَيِّبَٰتٍ أُحِلَّتْ لَهُمْ وَبِصَدِّهِمْ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ كَثِيرًا
Yahudi olanların zulmü, birçoğunu Allah'ın yolundan alıkoymaları,
وَأَخْذِهِمُ ٱلرِّبَوٰا۟ وَقَدْ نُهُوا۟ عَنْهُ وَأَكْلِهِمْ أَمْوَٰلَ ٱلنَّاسِ بِٱلْبَٰطِلِ وَأَعْتَدْنَا لِلْكَٰفِرِينَ مِنْهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا
yasaklandıkları hâlde faiz almaları ve insanların mallarını haksızlıkla yemeleri yüzünden, kendilerine helal kılınmış temiz şeyleri onlara haram kıldık. İçlerinden gerçeği örtenlere acı bir azap hazırladık.
لَّٰكِنِ ٱلرَّٰسِخُونَ فِى ٱلْعِلْمِ مِنْهُمْ وَٱلْمُؤْمِنُونَ يُؤْمِنُونَ بِمَآ أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمَآ أُنزِلَ مِن قَبْلِكَ وَٱلْمُقِيمِينَ ٱلصَّلَوٰةَ وَٱلْمُؤْتُونَ ٱلزَّكَوٰةَ وَٱلْمُؤْمِنُونَ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْـَٔاخِرِ أُو۟لَٰٓئِكَ سَنُؤْتِيهِمْ أَجْرًا عَظِيمًا
Fakat içlerinden ilimde derinleşmiş olanlar ve müminler, sana indirilene ve senden önce indirilene iman eder. Namazı kılanlar, zekâtı verenler, Allah'a ve ahiret gününe iman edenler; işte onlara büyük bir karşılık vereceğiz.
إِنَّآ أَوْحَيْنَآ إِلَيْكَ كَمَآ أَوْحَيْنَآ إِلَىٰ نُوحٍ وَٱلنَّبِيِّـۧنَ مِنۢ بَعْدِهِۦ وَأَوْحَيْنَآ إِلَىٰٓ إِبْرَٰهِيمَ وَإِسْمَٰعِيلَ وَإِسْحَٰقَ وَيَعْقُوبَ وَٱلْأَسْبَاطِ وَعِيسَىٰ وَأَيُّوبَ وَيُونُسَ وَهَٰرُونَ وَسُلَيْمَٰنَ وَءَاتَيْنَا دَاوُۥدَ زَبُورًا
Şüphesiz Nûh'a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. İbrâhîm'e, İsmâil'e, İshâk'a, Ya'kûb'a, torunlara, Îsâ'ya, Eyyûb'a, Yûnus'a, Hârûn'a ve Süleymân'a da vahyettik; Dâvûd'a da Zebûr'u verdik.
وَرُسُلًا قَدْ قَصَصْنَٰهُمْ عَلَيْكَ مِن قَبْلُ وَرُسُلًا لَّمْ نَقْصُصْهُمْ عَلَيْكَ وَكَلَّمَ ٱللَّهُ مُوسَىٰ تَكْلِيمًا
Daha önce sana anlattığımız elçiler ve sana anlatmadığımız elçiler. Allah, Mûsâ ile de konuştu.
رُّسُلًا مُّبَشِّرِينَ وَمُنذِرِينَ لِئَلَّا يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَى ٱللَّهِ حُجَّةٌۢ بَعْدَ ٱلرُّسُلِ وَكَانَ ٱللَّهُ عَزِيزًا حَكِيمًا
Müjdeci ve uyarıcı elçiler; elçilerden sonra insanların Allah'a karşı bir delili olmasın diye. Allah güçlüdür, hikmet sahibidir.
لَّٰكِنِ ٱللَّهُ يَشْهَدُ بِمَآ أَنزَلَ إِلَيْكَ أَنزَلَهُۥ بِعِلْمِهِۦ وَٱلْمَلَٰٓئِكَةُ يَشْهَدُونَ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ شَهِيدًا
Fakat Allah, sana indirdiğine şahitlik eder; onu kendi ilmiyle indirmiştir. Melekler de şahitlik eder. Şahit olarak Allah yeter.
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَصَدُّوا۟ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ قَدْ ضَلُّوا۟ ضَلَٰلًۢا بَعِيدًا
İnkâr edenler ve Allah'ın yolundan alıkoyanlar, uzak bir sapkınlıkla sapmıştır.
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَظَلَمُوا۟ لَمْ يَكُنِ ٱللَّهُ لِيَغْفِرَ لَهُمْ وَلَا لِيَهْدِيَهُمْ طَرِيقًا
İnkâr edenleri ve zulmedenleri Allah bağışlayacak ve bir yola iletecek değildir;
إِلَّا طَرِيقَ جَهَنَّمَ خَٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدًا وَكَانَ ذَٰلِكَ عَلَى ٱللَّهِ يَسِيرًا
cehennem yolu başka. Orada sürekli kalacaklardır. Bu, Allah'a kolaydır.
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ قَدْ جَآءَكُمُ ٱلرَّسُولُ بِٱلْحَقِّ مِن رَّبِّكُمْ فَـَٔامِنُوا۟ خَيْرًا لَّكُمْ وَإِن تَكْفُرُوا۟ فَإِنَّ لِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمًا
Ey insanlar! Elçi size Rabbinizden gerçekle geldi. İman edin; bu sizin için daha hayırlıdır. İnkâr ederseniz, şüphesiz göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. Allah bilendir, hikmet sahibidir.
يَٰٓأَهْلَ ٱلْكِتَٰبِ لَا تَغْلُوا۟ فِى دِينِكُمْ وَلَا تَقُولُوا۟ عَلَى ٱللَّهِ إِلَّا ٱلْحَقَّ إِنَّمَا ٱلْمَسِيحُ عِيسَى ٱبْنُ مَرْيَمَ رَسُولُ ٱللَّهِ وَكَلِمَتُهُۥٓ أَلْقَىٰهَآ إِلَىٰ مَرْيَمَ وَرُوحٌ مِّنْهُ فَـَٔامِنُوا۟ بِٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦ وَلَا تَقُولُوا۟ ثَلَٰثَةٌ ٱنتَهُوا۟ خَيْرًا لَّكُمْ إِنَّمَا ٱللَّهُ إِلَٰهٌ وَٰحِدٌ سُبْحَٰنَهُۥٓ أَن يَكُونَ لَهُۥ وَلَدٌ لَّهُۥ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ وَكِيلًا
Ey kitap halkı! Dininizde aşırı gitmeyin ve Allah hakkında gerçekten başkasını söylemeyin. Meryem oğlu Îsâ Mesih, ancak Allah'ın elçisi, Meryem'e ulaştırdığı sözü ve O'ndan bir ruhtur. Allah'a ve elçilerine iman edin ve "Üçtür" demeyin. Vazgeçin; bu sizin için daha hayırlıdır. Allah ancak tek bir ilahtır. O, bir çocuğu olmaktan uzaktır. Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. Vekil olarak Allah yeter.
لَّن يَسْتَنكِفَ ٱلْمَسِيحُ أَن يَكُونَ عَبْدًا لِّلَّهِ وَلَا ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ ٱلْمُقَرَّبُونَ وَمَن يَسْتَنكِفْ عَنْ عِبَادَتِهِۦ وَيَسْتَكْبِرْ فَسَيَحْشُرُهُمْ إِلَيْهِ جَمِيعًا
Mesih de, yakın melekler de Allah'a kul olmaktan asla çekinmez. Kim O'na kulluktan çekinir ve büyüklenirse, hepsini huzurunda toplayacaktır.
فَأَمَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ فَيُوَفِّيهِمْ أُجُورَهُمْ وَيَزِيدُهُم مِّن فَضْلِهِۦ وَأَمَّا ٱلَّذِينَ ٱسْتَنكَفُوا۟ وَٱسْتَكْبَرُوا۟ فَيُعَذِّبُهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا وَلَا يَجِدُونَ لَهُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ وَلِيًّا وَلَا نَصِيرًا
İman edip salih amel işleyenlere karşılıklarını tam olarak verecek ve lütfundan onlara artıracaktır. Çekinip büyüklenenlere ise acı bir azap edecek ve kendileri için Allah'tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı bulacaklardır.
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ قَدْ جَآءَكُم بُرْهَٰنٌ مِّن رَّبِّكُمْ وَأَنزَلْنَآ إِلَيْكُمْ نُورًا مُّبِينًا
Ey insanlar! Size Rabbinizden bir delil geldi ve size apaçık bir nur indirdik.
فَأَمَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ بِٱللَّهِ وَٱعْتَصَمُوا۟ بِهِۦ فَسَيُدْخِلُهُمْ فِى رَحْمَةٍ مِّنْهُ وَفَضْلٍ وَيَهْدِيهِمْ إِلَيْهِ صِرَٰطًا مُّسْتَقِيمًا
Allah'a iman edip O'na sımsıkı sarılanları, katından bir rahmete ve lütfa koyacak ve onları kendisine götüren dosdoğru bir yola iletecektir.
يَسْتَفْتُونَكَ قُلِ ٱللَّهُ يُفْتِيكُمْ فِى ٱلْكَلَٰلَةِ إِنِ ٱمْرُؤٌا۟ هَلَكَ لَيْسَ لَهُۥ وَلَدٌ وَلَهُۥٓ أُخْتٌ فَلَهَا نِصْفُ مَا تَرَكَ وَهُوَ يَرِثُهَآ إِن لَّمْ يَكُن لَّهَا وَلَدٌ فَإِن كَانَتَا ٱثْنَتَيْنِ فَلَهُمَا ٱلثُّلُثَانِ مِمَّا تَرَكَ وَإِن كَانُوٓا۟ إِخْوَةً رِّجَالًا وَنِسَآءً فَلِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ ٱلْأُنثَيَيْنِ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمْ أَن تَضِلُّوا۟ وَٱللَّهُ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌۢ
Senden görüş istiyorlar. De ki: Allah, ana babası ve çocuğu olmayan hakkında size görüş bildiriyor. Bir kimse ölür ve çocuğu yoksa, bir kız kardeşi varsa, bıraktığının yarısı onundur. Kız kardeşi ölür ve çocuğu yoksa, ona o mirasçı olur. İki kız kardeş iseler, bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Erkekli kadınlı kardeşlerse, erkeğe iki kadının payı kadar. Allah size açıklıyor ki sapmayasınız. Allah her şeyi bilendir.
Arapça Kur’an metni Tanzil Project tarafından hazırlanmıştır (Uthmani imlası, sürüm 1.1). Lisans: Creative Commons Attribution 3.0 —tanzil.net
Adalet kendi aleyhine de kurulur
135. ayet, adaleti en zor durumda tanımlar: "kendinizin, anne babanızın ve yakınlarınızın aleyhine bile olsa."
Sıra dikkat çekicidir — önce kişinin kendisi, sonra anne babası, sonra yakınları. Yani en yakından başlanır.
Ayet ardından iki tarafı da kapatır: "Zengin de olsa yoksul da olsa." Yoksula acıyarak eğmek de adaletsizliktir.
Sonunda iki ayrı sapma yolu sayılır: eğip bükmek ve yüz çevirmek. İkincisi, hiçbir şey söylememektir.
58. ayet aynı çizgiyi kamusal tarafta kurar: emanetlerin ehline verilmesi ve hükmün adaletle olması. Mâide 8'deki "kin adaleti bozmaz" ölçüsü ise bu ayetin dış tarafını tamamlar.
İyilik edilecekler
36. ayet, ortak koşmama emrinin hemen ardından dokuz başlık sayar: anne baba, yakınlar, yetimler, yoksullar, yakın komşu, uzak komşu, yanındaki arkadaş, yolda kalmış ve elinin altındakiler.
Listenin kuruluşu yakından uzağa doğrudur ve komşuyu ikiye ayırır — yakın ve uzak. Bu ayrım, komşuluğun tek bir mesafeyle sınırlanmadığını gösterir.
"Yanınızdaki arkadaş" ifadesi klasik tefsirlerde geniş yorumlanır; yol arkadaşından iş arkadaşına kadar uzatılır.
Ayet listeyi bir uyarıyla kapatır: "Allah, böbürlenen ve övünen kimseyi sevmez." Yani sayılanlara iyilik, bir üstünlük gösterisi değildir.
86. ayet aynı çevrede küçük bir ölçü daha koyar: selama daha güzeliyle ya da en azından aynısıyla karşılık vermek.
Bağışlanmanın kapısı
110. ayet, tövbe konusunda surenin en açık cümlesidir: "Kim bir kötülük işler ya da kendine zulmeder, sonra Allah'tan bağışlanma dilerse, Allah'ı çok bağışlayan ve çok merhamet eden olarak bulur."
Ayette bir sayı, bir süre ya da bir tören yoktur; yalnızca bir sıra vardır.
17-18. ayetler ise sınırı çizer: kabul edilen tövbe, kötülüğün ardından gelendir; ölüm gelirken söylenen değil.
48. ve 116. ayetler aynı cümleyi iki kez kurar ve tek istisnayı bildirir: ortak koşma. Geri kalanı dilemeye bağlanır.
Bu sitedeki tövbe sayfaları bu ayetlere dayanır ve hiçbirinde belirli bir sayı ya da biçim şartı bulunmaz.
Bu sayfanın sınırı
Bu sure miras paylarını (11, 12, 176), nikâh engellerini (22-24) ve aile içi anlaşmazlıkları (34, 35, 128) düzenleyen ayetler taşır. Sayfa bu ayetlerin anlamını verir; hükmünü vermez.
Sebebi bu platformun ilan edilmiş kapsamıdır: fetva ve fıkhî hüküm içeriği burada yayımlanmaz. Miras hesabı, nikâh geçerliliği ve benzeri konular ehline sorulmalıdır.
Bu, özellikle 34. ayet için geçerlidir. Ayetin son bölümündeki fiilin nasıl anlaşılacağı klasik ve çağdaş kaynaklarda geniş biçimde tartışılmıştır ve tek bir görüş etrafında birleşilmemiştir. Bu sayfa bu tartışmanın taraflarından birini benimsemez.
Konuyla ilgili sabit bir rivayet kaydedilebilir: Hz. Âişe'den gelen ve Müslim'de yer alan habere göre Hz. Peygamber eliyle hiçbir kadına ve hizmetçiye vurmamıştır. Bu, ayetin nasıl anlaşılacağına dair bir hüküm değil, aktarılan bir uygulamadır.
19. ayetteki "Onlarla iyilikle geçinin" ve 128. ayetteki "barış daha hayırlıdır" ifadeleri de aynı surededir.
Sık sorulan sorular
Nisâ 135 ne der?
Adaleti kişinin kendi, anne babası ve yakınları aleyhine bile ayakta tutmasını emreder. Zengin ya da yoksul ayrımı yapılmamasını da ekler; yoksula acıyarak eğmek de adaletsizlik sayılır.
Bu sayfa miras paylarını hesaplar mı?
Hayır. Sayfa ayetlerin anlamını verir, hüküm vermez. Miras hesabı ve nikâh geçerliliği gibi fıkhî konular bu platformun kapsamı dışındadır ve ehline sorulmalıdır.
Kaynaklar
- Kur’anNisâ 4:1-176 — Surenin metni
- Kur’anMâide 5:8 — Kinin adaleti bozmaması
- Sahih hadisMüslim, Fezâil 79 — Hz. Âişe'den: Hz. Peygamber'in eliyle hiçbir kadına ve hizmetçiye vurmadığı
Son güncelleme: