Yemin ve Adak ile İlgili Hadisler

Sahih hadisBu sayfadaki bilgilerin ana kaynak seviyesi

Buhârî Sahîh'inde yemin ve adağa ayrı bir bölüm ayırır: Kitâbü'l-Eymân ve'n-Nüzûr. Aşağıdaki on dokuz hadis o bölümden seçilmiştir — sözün ağırlığı, yalan yere yemin, Allah'tan başkası adına yemin etmemek ve adağın takdiri değiştirmediği. Sayfa bir fetva metni değildir: yeminin bozulması, kefaretin ölçüsü ve adağın kazası gibi konuların cevabı fıkıh kaynaklarındadır.

Hadisler

  1. حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مُقَاتِلٍ أَبُو الْحَسَنِ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا هِشَامُ بْنُ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ أَبَا بَكْرٍ ـ رضى الله عنه ـ لَمْ يَكُنْ يَحْنَثُ فِي يَمِينٍ قَطُّ، حَتَّى أَنْزَلَ اللَّهُ كَفَّارَةَ الْيَمِينِ وَقَالَ لاَ أَحْلِفُ عَلَى يَمِينٍ فَرَأَيْتُ غَيْرَهَا خَيْرًا مِنْهَا، إِلاَّ أَتَيْتُ الَّذِي هُوَ خَيْرٌ، وَكَفَّرْتُ عَنْ يَمِينِي‏.‏

    Âişe şöyle dedi: Ebû Bekir, Allah yemin kefaretini indirene kadar hiçbir yeminini bozmuş değildi. Ebû Bekir sonra şöyle derdi: Bir yemin eder de başkasını ondan daha hayırlı görürsem, mutlaka hayırlı olanı yapar ve yeminimin kefaretini veririm.

    Rivayet Ebû Bekir'in kendi uygulamasını anlatır, bir hüküm koymaz. Kefaretin nasıl yerine getirileceği bu sayfanın konusu değildir; yemin kefareti Kur'an'da Mâide 5:89'da geçer ve ayrıntısı fıkıh kaynaklarındadır.

    Sahih hadisBuhârî, Eymân ve Nüzûr 1

  2. حَدَّثَنِي مُحَمَّدٌ، أَخْبَرَنَا عَبْدَةُ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ قَالَ ‏ "‏ يَا أُمَّةَ مُحَمَّدٍ وَاللَّهِ لَوْ تَعْلَمُونَ مَا أَعْلَمُ لَبَكَيْتُمْ كَثِيرًا، وَلَضَحِكْتُمْ قَلِيلاً ‏"‏‏.‏

    Peygamber şöyle buyurdu: Ey Muhammed ümmeti! Allah'a yemin ederim ki benim bildiğimi bilseydiniz çok ağlar, az gülerdiniz.

    Bâb, Peygamber'in yemininin nasıl olduğunu sorar; buradaki lafız "vallâhi"dir. Rivayetin dikkat çektiği şey yeminin kendisi değil, yeminle pekiştirilmeye değer görülen sözdür.

    Sahih hadisBuhârî, Eymân ve Nüzûr 3

  3. حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَدْرَكَ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ وَهْوَ يَسِيرُ فِي رَكْبٍ يَحْلِفُ بِأَبِيهِ فَقَالَ ‏ "‏ أَلاَ إِنَّ اللَّهَ يَنْهَاكُمْ أَنْ تَحْلِفُوا بِآبَائِكُمْ، مَنْ كَانَ حَالِفًا فَلْيَحْلِفْ بِاللَّهِ، أَوْ لِيَصْمُتْ ‏"‏‏.‏

    Allah Resûlü, bir kafilede yol alırken babası adına yemin eden Ömer b. Hattâb'a yetişti ve şöyle dedi: Dikkat edin! Allah, babalarınız adına yemin etmenizi yasaklıyor. Yemin edecek olan Allah adına yemin etsin; ya da sussun.

    Yemin, sözün doğruluğuna şahit göstermektir; rivayet bu şahitliği yalnız Allah'a bırakır. Cümlenin sonundaki ikinci seçenek de kayda değer: susmak, başka bir ad anarak yemin etmeye tercih edilmiştir. Aynı yasak Buhârî'nin Tevhîd bölümünde de kısa bir lafızla nakledilir.

    Sahih hadisBuhârî, Eymân ve Nüzûr 4

  4. حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ حُمَيْدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَنْ حَلَفَ فَقَالَ فِي حَلِفِهِ بِاللاَّتِ وَالْعُزَّى‏.‏ فَلْيَقُلْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ‏.‏ وَمَنْ قَالَ لِصَاحِبِهِ تَعَالَ أُقَامِرْكَ‏.‏ فَلْيَتَصَدَّقْ ‏"‏‏.‏

    Peygamber şöyle buyurdu: Kim yemin eder de yemininde "Lât ve Uzzâ adına" derse, ardından "Lâ ilâhe illallâh" desin. Kim de arkadaşına "Gel, seninle kumar oynayalım" derse sadaka versin.

    Lât ve Uzzâ câhiliye dönemi putlarının adıdır. Rivayet iki alışkanlığı yan yana koyar: dile yerleşmiş bir yemin kalıbı ve dile yerleşmiş bir teklif. İkisinin de karşılığı, sözü sözle ve fiille düzeltmektir.

    Sahih hadisBuhârî, Eymân ve Nüzûr 5

  5. حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم اصْطَنَعَ خَاتَمًا مِنْ ذَهَبٍ وَكَانَ يَلْبَسُهُ، فَيَجْعَلُ فَصَّهُ فِي بَاطِنِ كَفِّهِ، فَصَنَعَ النَّاسُ خَوَاتِيمَ ثُمَّ إِنَّهُ جَلَسَ عَلَى الْمِنْبَرِ فَنَزَعَهُ، فَقَالَ ‏"‏ إِنِّي كُنْتُ أَلْبَسُ هَذَا الْخَاتِمَ وَأَجْعَلُ فَصَّهُ مِنْ دَاخِلٍ ‏"‏‏.‏ فَرَمَى بِهِ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ وَاللَّهِ لاَ أَلْبَسُهُ أَبَدًا ‏"‏‏.‏ فَنَبَذَ النَّاسُ خَوَاتِيمَهُمْ‏.‏

    Allah Resûlü altından bir yüzük yaptırmış, taşını avucunun içine gelecek şekilde takıyordu; insanlar da yüzük yaptırdılar. Sonra minbere oturdu, yüzüğü çıkardı ve "Ben bu yüzüğü takıyor, taşını içe getiriyordum" dedi. Ardından onu attı ve "Allah'a yemin ederim ki bir daha asla takmayacağım" dedi. Bunun üzerine insanlar da yüzüklerini attılar.

    Bâb, kendisinden istenmediği hâlde yemin edenle ilgilidir: yemin burada bir anlaşmazlığı çözmek için değil, verilen kararı bağlamak için edilmiştir. Rivayetin sonundaki topluca bırakma, sözün örnek alınan kişide taşıdığı ağırlığı gösterir.

    Sahih hadisBuhârî, Eymân ve Nüzûr 6

  6. حَدَّثَنَا مُعَلَّى بْنُ أَسَدٍ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ ثَابِتِ بْنِ الضَّحَّاكِ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَنْ حَلَفَ بِغَيْرِ مِلَّةِ الإِسْلاَمِ فَهْوَ كَمَا قَالَ ـ قَالَ ـ وَمَنْ قَتَلَ نَفْسَهُ بِشَىْءٍ عُذِّبَ بِهِ فِي نَارِ جَهَنَّمَ، وَلَعْنُ الْمُؤْمِنِ كَقَتْلِهِ، وَمَنْ رَمَى مُؤْمِنًا بِكُفْرٍ فَهْوَ كَقَتْلِهِ ‏"‏‏.‏

    Peygamber şöyle buyurdu: Kim İslâm'dan başka bir din adına yemin ederse, dediği gibidir. Kim kendini bir şeyle öldürürse cehennem ateşinde onunla azap görür. Bir mümine lânet etmek onu öldürmek gibidir; bir mümini küfürle itham eden de onu öldürmüş gibidir.

    Rivayet tek bir konu değil, sözün bağlayıcılığı üzerinedir: yemin, lânet ve itham aynı cümlede anılır. Bu sayfanın ilgilendiği kısım ilkidir — kişi neyin adına bağlandığını söylerken kendini de tarif etmiş olur. Diğer cümleler burada aktarılmakla yetinilir; her biri kendi bağlamında ele alınması gereken ayrı konulardır.

    Sahih hadisBuhârî, Eymân ve Nüzûr 7

  7. وَقَالَ عَمْرُو بْنُ عَاصِمٍ حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبِي عَمْرَةَ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، حَدَّثَهُ أَنَّهُ، سَمِعَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ إِنَّ ثَلاَثَةً فِي بَنِي إِسْرَائِيلَ أَرَادَ اللَّهُ أَنْ يَبْتَلِيَهُمْ، فَبَعَثَ مَلَكًا فَأَتَى الأَبْرَصَ فَقَالَ تَقَطَّعَتْ بِي الْحِبَالُ، فَلاَ بَلاَغَ لِي إِلاَّ بِاللَّهِ، ثُمَّ بِكَ ‏"‏‏.‏ فَذَكَرَ الْحَدِيثَ‏.‏

    Ebû Hüreyre, Peygamber'i şöyle derken işitmiştir: İsrâiloğulları'ndan üç kişiyi Allah sınamak istedi ve onlara bir melek gönderdi. Melek alaca hastalığı olana geldi ve şöyle dedi: Yolum kesildi; Allah'ın, sonra da senin yardımın olmadan ulaşabileceğim bir yer yok. Râvi hadisin kalanını da nakletmiştir.

    Bâb başlığı bir söz kalıbını konu eder: "Allah'ın ve senin dilediğin" denmez, "Allah'ın yardımıyla, sonra senin" denir. Fark bağlaçtadır — "ve" iki tarafı eşitler, "sonra" sıraya koyar. Rivayet burada kısaltılmış olarak nakledilmiştir; uzun hâli başka yerde geçer.

    Sahih hadisBuhârî, Eymân ve Nüzûr 8

  8. حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنِي غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ مَعْبَدِ بْنِ خَالِدٍ، سَمِعْتُ حَارِثَةَ بْنَ وَهْبٍ، قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ أَلاَ أَدُلُّكُمْ عَلَى أَهْلِ الْجَنَّةِ، كُلُّ ضَعِيفٍ مُتَضَعَّفٍ، لَوْ أَقْسَمَ عَلَى اللَّهِ لأَبَرَّهُ، وَأَهْلِ النَّارِ كُلُّ جَوَّاظٍ عُتُلٍّ مُسْتَكْبِرٍ ‏"‏‏.‏

    Hârise b. Vehb, Peygamber'i şöyle derken işitmiştir: Size cennet ehlini haber vereyim mi? Güçsüz olan, zayıf görülen herkes. Öyle biri Allah'a yemin etse, Allah onu yemininde doğru çıkarır. Cehennem ehli ise kaba, katı ve büyüklenen herkestir.

    Rivayet bir güvence formülü vermez, bir ölçü koyar: insanlar arasında zayıf sayılan kişinin sözünün Allah katındaki ağırlığı. Cümlenin yemin bahsindeki yeri budur.

    Sahih hadisBuhârî, Eymân ve Nüzûr 9

  9. حَدَّثَنَا سَعْدُ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا شَيْبَانُ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَبِيدَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ سُئِلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَىُّ النَّاسِ خَيْرٌ قَالَ ‏ "‏ قَرْنِي، ثُمَّ الَّذِينَ يَلُونَهُمْ، ثُمَّ الَّذِينَ يَلُونَهُمْ، ثُمَّ يَجِيءُ قَوْمٌ تَسْبِقُ شَهَادَةُ أَحَدِهِمْ يَمِينَهُ، وَيَمِينُهُ شَهَادَتَهُ ‏"‏‏.‏ قَالَ إِبْرَاهِيمُ وَكَانَ أَصْحَابُنَا يَنْهَوْنَا وَنَحْنُ غِلْمَانٌ أَنْ نَحْلِفَ بِالشَّهَادَةِ وَالْعَهْدِ‏.‏

    Peygamber'e insanların en hayırlısının kim olduğu soruldu. Şöyle buyurdu: Benim çağımdakiler, sonra onların ardından gelenler, sonra onların ardından gelenler. Sonra öyle bir topluluk gelir ki birinin şahitliği yeminini, yemini de şahitliğini geçer. Râvi İbrâhîm şunu ekler: Biz çocukken büyüklerimiz, "şahitlik" ve "ahd" lafızlarıyla yemin etmemizi yasaklarlardı.

    Kusur, yeminle şahitliğin birbirine karışmasıdır: ikisi de ağızdan kolayca çıkar hâle gelir ve hangisinin ne olduğu belirsizleşir. Sondaki cümle râviye aittir, hadisin lafzı değildir.

    Sahih hadisBuhârî, Eymân ve Nüzûr 10

  10. حَدَّثَنَا خَلاَّدُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا مِسْعَرٌ، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، حَدَّثَنَا زُرَارَةُ بْنُ أَوْفَى، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، يَرْفَعُهُ قَالَ ‏ "‏ إِنَّ اللَّهَ تَجَاوَزَ لأُمَّتِي عَمَّا وَسْوَسَتْ أَوْ حَدَّثَتْ بِهِ أَنْفُسَهَا، مَا لَمْ تَعْمَلْ بِهِ أَوْ تَكَلَّمْ ‏"‏‏.‏

    Peygamber şöyle buyurdu: Allah, ümmetimin içinden geçirdiği ya da kendi kendine söylediği şeyleri, onunla amel etmedikleri veya onu dile getirmedikleri sürece bağışlamıştır.

    Ölçü söze bağlanır: içten geçen sayılmaz, söylenen sayılır. Bâb başlığı bir fıkıh iddiasıdır — Buhârî rivayeti oraya bu ölçü için koymuştur; matnın başlıkla birebir örtüşmesi beklenmez.

    Sahih hadisBuhârî, Eymân ve Nüzûr 15

  11. حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مُقَاتِلٍ، أَخْبَرَنَا النَّضْرُ، أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا فِرَاسٌ، قَالَ سَمِعْتُ الشَّعْبِيَّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ الْكَبَائِرُ الإِشْرَاكُ بِاللَّهِ، وَعُقُوقُ الْوَالِدَيْنِ، وَقَتْلُ النَّفْسِ، وَالْيَمِينُ الْغَمُوسُ ‏"‏‏.‏

    Peygamber şöyle buyurdu: Büyük günahlar şunlardır: Allah'a ortak koşmak, anne babaya karşı gelmek, cana kıymak ve yalan yere yemin etmek.

    Metindeki lafız "yemîn-i gamûs"tur; "gamûs" sözlükte "daldıran" demektir ve bile bile yalan söylenerek edilen yemin bu adla anılır. Rivayet onu üç ağır günahın yanında sayar; sayfanın temel çerçevesi budur.

    Sahih hadisBuhârî, Eymân ve Nüzûr 16

  12. حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مَنْ حَلَفَ عَلَى يَمِينِ صَبْرٍ، يَقْتَطِعُ بِهَا مَالَ امْرِئٍ مُسْلِمٍ، لَقِيَ اللَّهَ وَهْوَ عَلَيْهِ غَضْبَانُ ‏"‏‏.‏ فَأَنْزَلَ اللَّهُ تَصْدِيقَ ذَلِكَ ‏{‏إِنَّ الَّذِينَ يَشْتَرُونَ بِعَهْدِ اللَّهِ وَأَيْمَانِهِمْ ثَمَنًا قَلِيلاً‏}‏ إِلَى آخِرِ الآيَةِ‏.‏ فَدَخَلَ الأَشْعَثُ بْنُ قَيْسٍ فَقَالَ مَا حَدَّثَكُمْ أَبُو عَبْدِ الرَّحْمَنِ، فَقَالُوا كَذَا وَكَذَا‏.‏ قَالَ فِيَّ أُنْزِلَتْ، كَانَتْ لِي بِئْرٌ فِي أَرْضِ ابْنِ عَمٍّ لِي فَأَتَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏"‏ بَيِّنَتُكَ أَوْ يَمِينُهُ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ إِذًا يَحْلِفُ عَلَيْهَا يَا رَسُولَ اللَّهِ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مَنْ حَلَفَ عَلَى يَمِينِ صَبْرٍ، وَهْوَ فِيهَا فَاجِرٌ، يَقْتَطِعُ بِهَا مَالَ امْرِئٍ مُسْلِمٍ، لَقِيَ اللَّهَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، وَهْوَ عَلَيْهِ غَضْبَانُ ‏"‏‏.‏

    Abdullah b. Mes'ûd şöyle dedi: Allah Resûlü, "Kim bir müslümanın malını koparmak için kendisine ettirilen bir yeminle yemin ederse, Allah'ın huzuruna O kendisine gazaplı iken çıkar" buyurdu. Ardından Allah bunu doğrulayan âyeti indirdi: "Allah'a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir bedelle değişenler..." — âyetin sonuna kadar. Derken Eş'as b. Kays içeri girdi ve "Ebû Abdurrahman size ne anlattı?" dedi. Anlattıklarını söylediler. Eş'as şöyle dedi: O âyet benim hakkımda indi. Amcamın oğluna ait bir arazide benim bir kuyum vardı; Allah Resûlü'ne gittim. Bana, "Ya delilini getirirsin ya da o yemin eder" dedi. "Ey Allah'ın Resûlü, o zaman adam bunun üzerine yemin eder" dedim. Bunun üzerine Allah Resûlü şöyle buyurdu: Kim bir müslümanın malını koparmak için, yalancı olduğu hâlde kendisine ettirilen bir yeminle yemin ederse, kıyamet günü Allah'ın huzuruna O kendisine gazaplı iken çıkar.

    Metindeki "yemîn-i sabr", kişinin bir anlaşmazlıkta hâkim önünde etmek durumunda kaldığı yemindir. Rivayetin ağırlığı buradan gelir: yemin, doğrunun tespit edildiği son basamaktır; oraya yalan girerse geriye ölçü kalmaz. Eş'as'ın anlattığı olay âyetin iniş sebebi olarak nakledilir; âyet Âl-i İmrân 3:77'dir.

    Sahih hadisBuhârî, Eymân ve Nüzûr 17

  13. حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنِ الْقَاسِمِ، عَنْ زَهْدَمٍ، قَالَ كُنَّا عِنْدَ أَبِي مُوسَى الأَشْعَرِيِّ قَالَ أَتَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي نَفَرٍ مِنَ الأَشْعَرِيِّينَ، فَوَافَقْتُهُ وَهْوَ غَضْبَانُ فَاسْتَحْمَلْنَاهُ، فَحَلَفَ أَنْ لاَ يَحْمِلَنَا ثُمَّ قَالَ ‏ "‏ وَاللَّهِ إِنْ شَاءَ اللَّهُ لاَ أَحْلِفُ عَلَى يَمِينٍ فَأَرَى غَيْرَهَا خَيْرًا مِنْهَا، إِلاَّ أَتَيْتُ الَّذِي هُوَ خَيْرٌ وَتَحَلَّلْتُهَا ‏"‏‏.‏

    Zehdem şöyle dedi: Ebû Mûsâ el-Eş'arî'nin yanındaydık. Dedi ki: Eş'arîler'den bir grupla Allah Resûlü'ne gittim; onu öfkeli bir anında bulmuştum. Kendisinden binek istedik; bize binek vermeyeceğine yemin etti. Sonra şöyle buyurdu: Allah'a yemin ederim — Allah dilerse — bir yemin eder de başkasını ondan daha hayırlı görürsem, mutlaka hayırlı olanı yapar ve yemininden çıkarım.

    Cümle yeminin nasıl bozulacağını değil, hangi durumda sürdürülmediğini söyler: daha hayırlısı görüldüğünde söz, sözün kendisi için tutulmaz. Yeminden çıkmanın usulü fıkıh kaynaklarının konusudur; bu sayfa o alana girmez. Aynı olay bu bölümde ikinci bir nakille de geçer.

    Sahih hadisBuhârî, Eymân ve Nüzûr 18

  14. حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَخْبَرَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ كَعْبِ بْنِ مَالِكٍ، وَكَانَ، قَائِدَ كَعْبٍ مِنْ بَنِيهِ حِينَ عَمِيَ ـ قَالَ سَمِعْتُ كَعْبَ بْنَ مَالِكٍ، فِي حَدِيثِهِ ‏{‏َعَلَى الثَّلاَثَةِ الَّذِينَ خُلِّفُوا‏}‏ َقَالَ فِي آخِرِ حَدِيثِهِ إِنَّ مِنْ تَوْبَتِي أَنِّي أَنْخَلِعُ مِنْ مَالِي صَدَقَةً إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَمْسِكْ عَلَيْكَ بَعْضَ مَالِكَ فَهْوَ خَيْرٌ لَكَ ‏"‏‏.‏

    Abdullah b. Ka'b b. Mâlik şöyle dedi: Babam Ka'b'ı, "geri bırakılan üç kişi" hakkındaki kıssasını anlatırken dinledim. Sözünün sonunda şöyle demişti: Tövbemin bir parçası olarak malımdan sıyrılıyor, hepsini Allah ve Resûlü yolunda sadaka veriyorum. Bunun üzerine Peygamber, "Malının bir kısmını kendine tut; bu senin için daha hayırlıdır" buyurdu.

    Ka'b'ın sözü bir adama niyetidir ve karşılığı sınır olmuştur: verilecek olanın tamamı istenmemiştir. Kıssanın dayandığı âyet Tevbe 9:118'dir. Sayfa buradan bir hüküm çıkarmaz; rivayetin söylediği, adamanın kişiyi elinde bir şey kalmayacak noktaya götürmediğidir.

    Sahih hadisBuhârî, Eymân ve Nüzûr 24

  15. حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا فُلَيْحُ بْنُ سُلَيْمَانَ، حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ الْحَارِثِ، أَنَّهُ سَمِعَ ابْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ يَقُولُ أَوَلَمْ يُنْهَوْا عَنِ النَّذْرِ إِنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِنَّ النَّذْرَ لاَ يُقَدِّمُ شَيْئًا، وَلاَ يُؤَخِّرُ، وَإِنَّمَا يُسْتَخْرَجُ بِالنَّذْرِ مِنَ الْبَخِيلِ ‏"‏‏.‏

    Saîd b. Hâris, Abdullah b. Ömer'i şöyle derken işitti: Adakta bulunmak yasaklanmadı mı? Peygamber şöyle buyurdu: Adak hiçbir şeyi öne almaz, hiçbir şeyi de geciktirmez; onunla ancak cimriden bir şey çıkarılmış olur.

    Aynı bâbdaki öbür rivayetle aynı noktayı söyler ama olumsuzladığı şey farklıdır: burada zamanlama — adak, olacak olanı ne öne alır ne erteler. İkisi birlikte sayfanın en çok düzeltme gerektiren iddiasını karşılar.

    Sahih hadisBuhârî, Eymân ve Nüzûr 26

  16. حَدَّثَنَا خَلاَّدُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ مَنْصُورٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُرَّةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، نَهَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَنِ النَّذْرِ وَقَالَ ‏ "‏ إِنَّهُ لاَ يَرُدُّ شَيْئًا، وَلَكِنَّهُ يُسْتَخْرَجُ بِهِ مِنَ الْبَخِيلِ ‏"‏‏.‏

    Abdullah b. Ömer şöyle dedi: Peygamber adakta bulunmayı yasakladı ve şöyle buyurdu: Adak hiçbir şeyi geri çevirmez; onunla ancak cimriden bir şey çıkarılmış olur.

    Rivayetin söylediği açıktır: adak takdiri değiştirmez. "Şunu yaparsam şu olsun" pazarlığı bir sonuç üretmez; ortaya çıkan tek şey, kişinin normalde vermeyeceği şeyi vermiş olmasıdır. Yasağın kapsamı klasik kaynaklarda tartışılmıştır; bu sayfa o tartışmaya girmez.

    Sahih hadisBuhârî, Eymân ve Nüzûr 26

  17. حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا مَالِكٌ، عَنْ طَلْحَةَ بْنِ عَبْدِ الْمَلِكِ، عَنِ الْقَاسِمِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَنْ نَذَرَ أَنْ يُطِيعَ اللَّهَ فَلْيُطِعْهُ، وَمَنْ نَذَرَ أَنْ يَعْصِيَهُ فَلاَ يَعْصِهِ ‏"‏‏.‏

    Âişe'den nakledildiğine göre Peygamber şöyle buyurdu: Kim Allah'a itaat etmeyi adarsa itaat etsin; kim de O'na isyan etmeyi adarsa isyan etmesin.

    Adağın sınırını rivayetin kendi cümlesi çizer: bir şeyin adanmış olması, adanan şeyi meşru kılmaz. Aynı metin bu bölümde bir kez daha nakledilir.

    Sahih hadisBuhârî, Eymân ve Nüzûr 28

  18. حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مُقَاتِلٍ أَبُو الْحَسَنِ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ عُمَرَ، قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي نَذَرْتُ فِي الْجَاهِلِيَّةِ أَنْ أَعْتَكِفَ لَيْلَةً فِي الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ‏.‏ قَالَ ‏ "‏ أَوْفِ بِنَذْرِكَ ‏"‏‏.‏

    Ömer, "Ey Allah'ın Resûlü! Ben câhiliye döneminde Mescid-i Harâm'da bir gece i'tikâfa girmeyi adamıştım" dedi. Peygamber, "Adağını yerine getir" buyurdu.

    Rivayet tek bir olaya bağlıdır ve genel bir kural olarak sunulmamıştır. Gösterdiği şey şudur: verilen söz, verildiği zamanın ötesine uzanır. Hangi adağın bağlayıcı olduğu fıkıh kaynaklarının konusudur; bu sayfa o alana girmez.

    Sahih hadisBuhârî, Eymân ve Nüzûr 29

  19. حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا هِشَامٌ، أَنَّ ابْنَ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَهُمْ قَالَ أَخْبَرَنِي سُلَيْمَانُ الأَحْوَلُ، أَنَّ طَاوُسًا، أَخْبَرَهُ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم مَرَّ وَهْوَ يَطُوفُ بِالْكَعْبَةِ بِإِنْسَانٍ يَقُودُ إِنْسَانًا بِخِزَامَةٍ فِي أَنْفِهِ، فَقَطَعَهَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِيَدِهِ، ثُمَّ أَمَرَهُ أَنْ يَقُودَهُ بِيَدِهِ

    İbn Abbâs şöyle dedi: Peygamber Kâbe'yi tavaf ederken, burnuna geçirilmiş bir halkayla başka birini çeken bir adamın yanından geçti. Halkayı eliyle kesti, sonra ona elinden tutarak götürmesini emretti.

    Metnin lafzında adak geçmez; rivayet Buhârî'nin adak bâbındadır ve bâb, kişinin sahip olmadığı ya da günah olan bir şeyi adamasını konu eder. Görülen şey açıktır: yerine getirme biçimi insanı küçülten bir şekle dönüştüğünde Peygamber bağı kesmiş, yürüyüşü sıradan hâle getirmiştir.

    Sahih hadisBuhârî, Eymân ve Nüzûr 31

Hadislerin Arapça metni klasik hadis kaynaklarındandır. Türkçe anlam bu sitenin kendi metnidir ve basılı bir tercümenin yerini tutmaz; esas olan Arapça metindir.

Bu sayfa neyi aktarır, neyi aktarmaz

Bu sayfa bir fıkıh metni değildir. Yeminin nasıl bozulacağı, kefaretin kime ve ne ölçüde verileceği, hangi adağın bağlayıcı olduğu ve ölen birinin adağının nasıl yerine getirileceği burada anlatılmaz; bunların cevabı fıkıh kaynaklarındadır.

Sayfanın yaptığı şudur: Buhârî'nin Eymân ve Nüzûr bölümündeki rivayetlerin sözün ağırlığı, yalan yere yemin, Allah'tan başkası adına yemin ve adağın sınırı hakkında ne söylediğini kaynağıyla göstermek. Her hadisin altında bâb numarası vardır; okuyan kişi metni kendi kaynağında bulabilir.

Hadis metninde geçen sayılar ve ifadeler rivayetin kendi lafzıdır. Buradan bir garanti ya da bir uygulama ölçüsü çıkarılmaz; not, rivayetin ne dediğini ve nerede durduğunu söylemekle yetinir.

Bir rivayet sonradan çıkarıldı: "sizin en hayırlınız benim çağımdakilerdir" sözü adağını yerine getirmeyenleri de anar, ama metnin kurucu çerçevesi nesillerin sıralanmasıdır; rivayet sahâbeler hadisleri sayfasında durur.

Yemin ile adak aynı şey değildir

Yemin, söylenen sözün doğruluğuna Allah'ı şahit tutmaktır. Adak ise yapılması gerekmeyen bir şeyi kişinin kendi üzerine borç kılmasıdır. İkisi bu bölümde yan yana durur çünkü ortak noktaları birdir: ağızdan çıkan söz kişiyi bağlar.

Bu bölümün en çok yanlış bilinen tarafı adakla ilgilidir. Yaygın kullanımda adak bir pazarlık gibi kurulur: "şu olursa şunu yapacağım." Buradaki iki rivayet bunun karşılığını açıkça verir — adak bir şeyi geri çevirmez, öne almaz, geciktirmez; ortaya çıkan tek şey, kişinin normalde vermeyeceği şeyi vermiş olmasıdır.

Bu hadisler nasıl seçildi

Kitâbü'l-Eymân ve'n-Nüzûr Sahîh-i Buhârî'nin seksen üçüncü kitâbıdır ve otuz üç bâbdan oluşur. Bölümün tamamı taranmadı: bâblara eşit aralıklarla serpilmiş kırk beş rivayetlik bir aday listesi incelendi ve sayfada on dokuz hadis vardır. Üsâme b. Zeyd'in kumandanlığı rivayeti önce alınmış, sonra çıkarılmıştır: aynı olayın ikinci bir nakliydi ve sahâbe faziletleri bölümünden gelen nüshası sahâbeler sayfasında zaten duruyordu; matnın asıl konusu da orasıdır. Her hadisin bâb numarası kendi altında verilmiştir.

Alınmayan rivayetlerin gerekçeleri şöyle dağılıyor: dördü aynı olayın ikinci bir nakliydi; yedisinin konusu yemin ya da adak değildi (nebîz kabı, düğün ikramı, oruçluyken unutarak yeme gibi); beşi doğrudan fıkhî usuldü (ölenin adağının kazası, bayram gününe denk gelen oruç adağı, kefaret); beşi kısa bir notla anlatılamayacak kadar ağır bağlam taşıyordu; biri Hayber ganimeti ve kölelik dönemi bağlamındaydı; biri de Allah'a nispet edilen ifadelerin tartışıldığı bir metindi ve sayfayı kendi konusunun dışına taşıyordu.

Bâb başlığının matnla örtüşmemesi bir hiza bozukluğu değildir. Bâb başlıkları konu etiketi değil, Buhârî'nin o rivayete dayandırdığı fıkhî iddiadır; bu yüzden "yeminlerde niyet" başlığının altında bütün amelleri kapsayan bir hadis bulunabilir.

Sık sorulan sorular

Buhârî'nin Eymân ve Nüzûr bölümü neyi anlatır?

Sahîh-i Buhârî'nin seksen üçüncü kitâbıdır ve otuz üç bâbdan oluşur. Yemin ve adakla ilgili rivayetleri bir araya getirir: yeminin hangi adla edileceği, yalan yere yemin, yeminde niyet ve adağın sınırı. Bu sayfadaki on dokuz hadis o bölümden seçilmiştir.

Adak adamak dileğin gerçekleşmesini sağlar mı?

Bu bölümdeki iki rivayet bu soruyu doğrudan karşılar. İkisi de Abdullah b. Ömer'den nakledilir ve adağın hiçbir şeyi geri çevirmediğini, hiçbir şeyi öne almadığını ve geciktirmediğini söyler; ortaya çıkan tek şey, kişinin normalde vermeyeceği şeyi vermiş olmasıdır. Sayfa buradan bir hüküm çıkarmaz; rivayetin ne dediğini aktarır.

Bu sayfada yemin kefareti neden anlatılmıyor?

Kefaret bir fıkıh konusudur ve bu platformun kapsamı dışındadır. Yemin kefareti Kur'an'da Mâide 5:89'da geçer; kimin, neyi, ne ölçüde yerine getireceği ise fıkıh kaynaklarında ele alınır. Sayfa rivayetleri aktarmakla yetinir, bir uygulama ölçüsü vermez.

Kaynaklar

  • Sahih hadis
    Buhârî, Eymân ve Nüzûr — Sayfadaki on dokuz hadisin tamamı Sahîh-i Buhârî'nin seksen üçüncü kitâbı olan Kitâbü'l-Eymân ve'n-Nüzûr'dan seçilmiştir; bâb numaraları hadislerin altında verilmiştir.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Eymân ve Nüzûr 4 — Babalar adına yemin etmenin yasaklanması — Ömer b. Hattâb rivayeti.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Eymân ve Nüzûr 16 — Yalan yere yeminin büyük günahlar arasında sayılması.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Eymân ve Nüzûr 17 — Mahkemede yalan yeminle mal almak; Âl-i İmrân 3:77'nin iniş sebebi olarak nakledilen olay.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Eymân ve Nüzûr 26 — Adağın bir şeyi geri çevirmediği, öne almadığı ve geciktirmediği — iki ayrı nakil.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Eymân ve Nüzûr 28 — Adağın sınırı: Allah'a isyan olan bir şey adanmışsa yerine getirilmez.
  • Kur’an
    Âl-i İmrân 3:77 — Allah'a verilen sözü ve yeminleri az bir bedelle değişenler — bölümün on yedinci bâbında okunan âyet.
  • Kur’an
    Mâide 5:89 — Yemin kefaretinin geçtiği âyet; bölümün ilk bâbının başlığı bu âyettir. Kefaretin ayrıntısı bu sayfanın kapsamı dışındadır.
  • Kur’an
    Tevbe 9:118 — Ka'b b. Mâlik rivayetinde anılan "geri bırakılan üç kişi" âyeti.

Son güncelleme: