Kul Hakkı ile İlgili Hadisler

Sahih hadisBu sayfadaki bilgilerin ana kaynak seviyesi

Buhârî Sahîh'inde haksızlıklara ayrı bir bölüm ayırır: Kitâbü'l-Mezâlim. Aşağıdaki on sekiz hadis o bölümden ve yönetim sorumluluğunu konu edinen Kitâbü'l-Ahkâm'dan seçilmiştir — zulmün ağırlığı, hakkın sahibinde kalması, izin alınmadan hiçbir payın el değiştirmemesi ve görev taşıyan kimsenin hesabı. Sayfa hukukî ya da fıkhî hüküm vermez; rivayetlerin ne söylediğini kaynağıyla aktarır.

Hadisler

  1. حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَنَّ سَالِمًا، أَخْبَرَهُ أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَخْبَرَهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ الْمُسْلِمُ أَخُو الْمُسْلِمِ، لاَ يَظْلِمُهُ وَلاَ يُسْلِمُهُ، وَمَنْ كَانَ فِي حَاجَةِ أَخِيهِ كَانَ اللَّهُ فِي حَاجَتِهِ، وَمَنْ فَرَّجَ عَنْ مُسْلِمٍ كُرْبَةً فَرَّجَ اللَّهُ عَنْهُ كُرْبَةً مِنْ كُرُبَاتِ يَوْمِ الْقِيَامَةِ، وَمَنْ سَتَرَ مُسْلِمًا سَتَرَهُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ‏"‏‏.‏

    Allah Resûlü şöyle buyurdu: Müslüman Müslümanın kardeşidir; ona zulmetmez ve onu haksızlık edenin eline bırakmaz. Kim kardeşinin ihtiyacını görürse Allah da onun ihtiyacını görür. Kim bir Müslümanın sıkıntısını giderirse Allah da kıyamet gününün sıkıntılarından birini ondan giderir. Kim bir Müslümanı örterse Allah da kıyamet günü onu örter.

    Rivayetteki iki fiil birbirini tamamlar: zulmetmemek ve teslim etmemek. İkincisi "yüslimühü"dür; kişiyi haksızlığa uğradığı yerde yalnız bırakmak anlamına gelir. Yani yalnızca haksızlık yapmamak yetmiyor, haksızlığa uğrayanın yanında durmak da isteniyor.

    Sahih hadisBuhârî, Mezâlim 3

  2. حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ الْمَاجِشُونُ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ دِينَارٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ الظُّلْمُ ظُلُمَاتٌ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ‏"‏‏.‏

    Peygamber şöyle buyurdu: Zulüm, kıyamet günü karanlıklardır.

    Arapçada "zulüm" ile "karanlık" aynı kökten gelir; cümle bu yakınlığın üzerine kuruludur. Fiilin kendisi, sonucunun adıyla anılır. Çoğul kullanılmıştır: tek bir karanlık değil, karanlıklar.

    Sahih hadisBuhârî, Mezâlim 8

  3. حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ حَدَّثَنِي طَلْحَةُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ عَمْرِو بْنِ سَهْلٍ، أَخْبَرَهُ أَنَّ سَعِيدَ بْنَ زَيْدٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ مَنْ ظَلَمَ مِنَ الأَرْضِ شَيْئًا طُوِّقَهُ مِنْ سَبْعِ أَرَضِينَ ‏"‏‏.‏

    Saîd b. Zeyd şöyle dedi: Allah Resûlü'nü şöyle derken işittim: Kim bir toprak parçasını haksız yere alırsa, yedi kat yerden o parça boynuna halka geçirilir.

    Rivayetin konusu taşınabilir bir mal değil, yeri değiştirilemeyen bir şeydir: toprak. Alınan parça kaybolmaz, sahiplenenin üzerinde kalır. Buhârî hadisi, yerden bir şeyi haksızca alanın günahına ayrılmış bâbda nakleder.

    Sahih hadisBuhârî, Mezâlim 13

  4. حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، حَدَّثَنَا زَكَرِيَّاءُ بْنُ إِسْحَاقَ الْمَكِّيُّ، عَنْ يَحْيَى بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ صَيْفِيٍّ، عَنْ أَبِي مَعْبَدٍ، مَوْلَى ابْنِ عَبَّاسٍ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم بَعَثَ مُعَاذًا إِلَى الْيَمَنِ، فَقَالَ ‏ "‏ اتَّقِ دَعْوَةَ الْمَظْلُومِ، فَإِنَّهَا لَيْسَ بَيْنَهَا وَبَيْنَ اللَّهِ حِجَابٌ ‏"‏‏.‏

    Peygamber, Muâz'ı Yemen'e gönderirken ona şöyle dedi: Mazlumun duasından sakın; çünkü onunla Allah arasında perde yoktur.

    Söz, haksızlığa uğrayana değil, yetkiyle bir yere gönderilen kişiye söylenmiştir; uyarı elinde imkân olanadır. Rivayet bir sonucun ne zaman ve nasıl geleceğini bildirmez, bir engelin bulunmadığını bildirir. Bu, rivayetin kendi lafzıdır; bir formüle çevrilmez.

    Sahih hadisBuhârî, Mezâlim 9

  5. حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، أَخْبَرَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي بَكْرِ بْنِ أَنَسٍ، وَحُمَيْدٌ الطَّوِيلُ، سَمِعَا أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ انْصُرْ أَخَاكَ ظَالِمًا أَوْ مَظْلُومًا ‏"‏‏.‏

    Allah Resûlü şöyle buyurdu: Kardeşine, zalim de olsa mazlum da olsa yardım et.

    Cümle kasten şaşırtıcıdır. Aynı rivayetin daha uzun nakillerinde bu soru sorulmuş ve zalime yardımın onu zulmünden alıkoymak olduğu belirtilmiştir. Yani yardım, tarafı haklı çıkarmak değil, haksızlığı durdurmaktır.

    Sahih hadisBuhârî, Mezâlim 4

  6. حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ زَيْنَبَ ابْنَةِ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ، وَإِنَّكُمْ تَخْتَصِمُونَ إِلَىَّ، وَلَعَلَّ بَعْضَكُمْ أَنْ يَكُونَ أَلْحَنَ بِحُجَّتِهِ مِنْ بَعْضٍ فَأَقْضِي نَحْوَ مَا أَسْمَعُ، فَمَنْ قَضَيْتُ لَهُ بِحَقِّ أَخِيهِ شَيْئًا فَلاَ يَأْخُذْهُ، فَإِنَّمَا أَقْطَعُ لَهُ قِطْعَةً مِنَ النَّارِ ‏"‏‏.‏

    Ümmü Seleme'den: Allah Resûlü şöyle buyurdu: Ben ancak bir insanım. Siz anlaşmazlıklarınızı bana getiriyorsunuz. Olabilir ki biriniz delilini öbüründen daha iyi anlatır, ben de işittiğime göre hüküm veririm. Kimin lehine kardeşinin hakkından bir şey hükmetmişsem onu almasın; çünkü ben ona ateşten bir parça kesmiş olurum.

    Rivayet, verilen bir kararın hakkı kendiliğinden değiştirmediğini söyler: karar dışarıdan bağlar, hak yine sahibinindir. Buhârî aynı rivayeti Mezâlim bölümünde de, bir kimsenin bile bile haksız yere dava açmasının günahına ayrılmış bâbda nakleder.

    Sahih hadisBuhârî, Ahkâm 20

  7. حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، رضى الله عنه أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ يَمْنَعُ جَارٌ جَارَهُ أَنْ يَغْرِزَ خَشَبَهُ فِي جِدَارِهِ ‏"‏‏.‏ ثُمَّ يَقُولُ أَبُو هُرَيْرَةَ مَا لِي أَرَاكُمْ عَنْهَا مُعْرِضِينَ وَاللَّهِ لأَرْمِيَنَّ بِهَا بَيْنَ أَكْتَافِكُمْ‏.‏

    Ebû Hüreyre'den: Allah Resûlü şöyle buyurdu: Bir komşu, komşusunun duvarına hatıl koymasını engellemesin. Ebû Hüreyre sonra şöyle derdi: Size ne oluyor ki sizi bundan yüz çevirmiş görüyorum! Vallahi onu omuzlarınızın arasına bırakacağım.

    Metindeki "duvarına" zamiri, klasik kaynaklarda engel olacak kişinin kendi duvarı diye anlaşılır. Ebû Hüreyre'nin çıkışı rivayetin bir parçasıdır ve kaydedilmeye değer: insanların yüz çevirdiği şey, kendi aleyhine işleyen komşuluk hakkıdır. Bu sayfa buradan bir mülkiyet hükmü çıkarmaz; rivayetin bağlayıcı bir hüküm mü yoksa komşuluk teşviki mi olduğu klasik kaynaklarda tartışılmıştır.

    Sahih hadisBuhârî, Mezâlim 20

  8. حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ أَبِي حَازِمِ بْنِ دِينَارٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ السَّاعِدِيِّ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أُتِيَ بِشَرَابٍ، فَشَرِبَ مِنْهُ وَعَنْ يَمِينِهِ غُلاَمٌ وَعَنْ يَسَارِهِ الأَشْيَاخُ، فَقَالَ لِلْغُلاَمِ ‏ "‏ أَتَأْذَنُ لِي أَنْ أُعْطِيَ هَؤُلاَءِ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ الْغُلاَمُ لاَ وَاللَّهِ يَا رَسُولَ اللَّهِ لاَ أُوثِرُ بِنَصِيبِي مِنْكَ أَحَدًا‏.‏ قَالَ فَتَلَّهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي يَدِهِ‏.‏

    Sehl b. Sa'd'dan: Allah Resûlü'ne bir içecek getirildi, o da ondan içti. Sağında bir çocuk, solunda yaşlılar vardı. Çocuğa, "Bunu onlara vermeme izin verir misin?" dedi. Çocuk, "Hayır, vallahi ey Allah'ın Resûlü! Senden bana düşen payı kimseye vermem" dedi. Bunun üzerine Allah Resûlü kabı onun eline koydu.

    Sıra çocuğun hakkıydı ve hak, sahibinin izni olmadan başkasına aktarılmadı. İzin istendi, verilmedi ve hak yerinde kaldı. Buhârî rivayeti, izin verilirken miktarın belirtilmediği durumlara ayrılmış bâbda nakleder.

    Sahih hadisBuhârî, Mezâlim 12

  9. حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ جَبَلَةَ، كُنَّا بِالْمَدِينَةِ فِي بَعْضِ أَهْلِ الْعِرَاقِ، فَأَصَابَنَا سَنَةٌ، فَكَانَ ابْنُ الزُّبَيْرِ يَرْزُقُنَا التَّمْرَ، فَكَانَ ابْنُ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ يَمُرُّ بِنَا فَيَقُولُ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَهَى عَنِ الإِقْرَانِ، إِلاَّ أَنْ يَسْتَأْذِنَ الرَّجُلُ مِنْكُمْ أَخَاهُ‏.‏

    Cebele şöyle dedi: Iraklılardan bir toplulukla Medine'deydik; bir kıtlık yılına yakalandık. İbnü'z-Zübeyr bize hurma veriyordu. İbn Ömer yanımızdan geçer ve şöyle derdi: Allah Resûlü, biriniz arkadaşından izin istemedikçe iki tanesini birden almayı yasakladı.

    Ortak bir kaptan yenirken bir seferde iki tane almaya "ikrân" denir. Fazladan alınan tane, sofradakilerin payından eksilir; yasağı kaldıran şey de yine onların izni olur. Rivayet kul hakkını en küçük ölçekte gösterir.

    Sahih hadisBuhârî, Mezâlim 14

  10. حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ سُمَىٍّ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ بَيْنَمَا رَجُلٌ يَمْشِي بِطَرِيقٍ، وَجَدَ غُصْنَ شَوْكٍ فَأَخَذَهُ، فَشَكَرَ اللَّهُ لَهُ، فَغَفَرَ لَهُ ‏"‏‏.‏

    Ebû Hüreyre'den: Allah Resûlü şöyle buyurdu: Bir adam yolda yürürken dikenli bir dal buldu ve onu kaldırdı. Allah da onun bu işinden hoşnut oldu ve onu bağışladı.

    Rivayette Allah için kullanılan fiil "şekera"dır; karşılığını verme, değerini bilme anlamı taşır — eş-Şekûr ismi aynı köktendir. Yol ortak bir alandır: oradan bir engeli kaldırmak, orada kimseye engel olmamanın öbür yüzüdür.

    Sahih hadisBuhârî, Mezâlim 28

  11. حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ بُرَيْدٍ، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى ـ رضى الله عنه ـ قَالَ دَخَلْتُ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَا وَرَجُلاَنِ مِنْ قَوْمِي فَقَالَ أَحَدُ الرَّجُلَيْنِ أَمِّرْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ‏.‏ وَقَالَ الآخَرُ مِثْلَهُ‏.‏ فَقَالَ ‏ "‏ إِنَّا لاَ نُوَلِّي هَذَا مَنْ سَأَلَهُ، وَلاَ مَنْ حَرَصَ عَلَيْهِ ‏"‏‏.‏

    Ebû Mûsâ şöyle dedi: Kavmimden iki kişiyle birlikte Peygamber'in yanına girdim. Adamlardan biri, "Ey Allah'ın Resûlü! Bizi bir işin başına getir" dedi; öbürü de aynısını söyledi. Peygamber, "Biz bu işi ne isteyene veririz ne de ona hırs gösterene" buyurdu.

    Cümlede iki ayrı gerekçe sayılır: istemek ve hırs göstermek. İkincisi istemeden de olabilir. Buhârî bâbı "emirliğe düşkünlüğün hoş görülmemesi" diye kurar.

    Sahih hadisBuhârî, Ahkâm 7

  12. حَدَّثَنَا حَجَّاجُ بْنُ مِنْهَالٍ، حَدَّثَنَا جَرِيرُ بْنُ حَازِمٍ، عَنِ الْحَسَنِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ سَمُرَةَ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ يَا عَبْدَ الرَّحْمَنِ لاَ تَسْأَلِ الإِمَارَةَ، فَإِنَّكَ إِنْ أُعْطِيتَهَا عَنْ مَسْأَلَةٍ وُكِلْتَ إِلَيْهَا، وَإِنْ أُعْطِيتَهَا عَنْ غَيْرِ مَسْأَلَةٍ أُعِنْتَ عَلَيْهَا، وَإِذَا حَلَفْتَ عَلَى يَمِينٍ فَرَأَيْتَ غَيْرَهَا خَيْرًا مِنْهَا، فَكَفِّرْ يَمِينَكَ، وَأْتِ الَّذِي هُوَ خَيْرٌ ‏"‏‏.‏

    Abdurrahmân b. Semüre şöyle dedi: Peygamber şöyle buyurdu: Ey Abdurrahmân! Emirlik isteme. Çünkü sana istemen üzerine verilirse onunla baş başa bırakılırsın; istemeden verilirse o konuda sana yardım edilir. Bir şeye yemin eder de sonra başkasını ondan daha hayırlı görürsen, yeminin için kefaret ver ve hayırlı olanı yap.

    Rivayet iki ayrı öğüdü bir arada taşır; ikincisi yeminle ilgilidir ve sitede yemin hadisleri sayfasının konusudur. Buradaki asıl ayrım şudur: görevin nasıl geldiği, o görevde nasıl taşınacağını belirliyor.

    Sahih hadisBuhârî, Ahkâm 5

  13. حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، أَخْبَرَنَا حُسَيْنٌ الْجُعْفِيُّ، قَالَ زَائِدَةُ ذَكَرَهُ عَنْ هِشَامٍ، عَنِ الْحَسَنِ، قَالَ أَتَيْنَا مَعْقِلَ بْنَ يَسَارٍ نَعُودُهُ فَدَخَلَ عُبَيْدُ اللَّهِ فَقَالَ لَهُ مَعْقِلٌ أُحَدِّثُكَ حَدِيثًا سَمِعْتُهُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏ "‏ مَا مِنْ وَالٍ يَلِي رَعِيَّةً مِنَ الْمُسْلِمِينَ، فَيَمُوتُ وَهْوَ غَاشٌّ لَهُمْ، إِلاَّ حَرَّمَ اللَّهُ عَلَيْهِ الْجَنَّةَ ‏"‏‏.‏

    Hasan şöyle dedi: Ma'kıl b. Yesâr'ı ziyarete gittik; yanına Ubeydullah girdi. Ma'kıl ona, "Sana Allah Resûlü'nden işittiğim bir hadis nakledeyim" dedi ve şöyle dedi: Peygamber, "Müslümanlardan bir topluluğun idaresini üstlenip de onları aldatır hâlde ölen hiç kimse yoktur ki Allah ona cenneti haram kılmasın" buyurdu.

    Rivayette geçen "ğışş" kelimesi nasihatin karşıtıdır: görünürde işi yürütürken gerçekte onların aleyhine davranmak. Sorumluluk burada tek yönlü işler — idareyi üstlenenden, idare edilenlere doğru.

    Sahih hadisBuhârî, Ahkâm 8

  14. حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، أَنَّهُ سَمِعَ عُرْوَةَ، أَخْبَرَنَا أَبُو حُمَيْدٍ السَّاعِدِيُّ، قَالَ اسْتَعْمَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم رَجُلاً مِنْ بَنِي أَسَدٍ يُقَالُ لَهُ ابْنُ الأُتَبِيَّةِ عَلَى صَدَقَةٍ فَلَمَّا قَدِمَ قَالَ هَذَا لَكُمْ وَهَذَا أُهْدِيَ لِي‏.‏ فَقَامَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَلَى الْمِنْبَرِ ـ قَالَ سُفْيَانُ أَيْضًا فَصَعِدَ الْمِنْبَرَ ـ فَحَمِدَ اللَّهَ وَأَثْنَى عَلَيْهِ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ مَا بَالُ الْعَامِلِ نَبْعَثُهُ، فَيَأْتِي يَقُولُ هَذَا لَكَ وَهَذَا لِي‏.‏ فَهَلاَّ جَلَسَ فِي بَيْتِ أَبِيهِ وَأُمِّهِ فَيَنْظُرُ أَيُهْدَى لَهُ أَمْ لاَ، وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لاَ يَأْتِي بِشَىْءٍ إِلاَّ جَاءَ بِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ يَحْمِلُهُ عَلَى رَقَبَتِهِ، إِنْ كَانَ بَعِيرًا لَهُ رُغَاءٌ، أَوْ بَقَرَةً لَهَا خُوَارٌ، أَوْ شَاةً تَيْعَرُ ‏"‏‏.‏ ثُمَّ رَفَعَ يَدَيْهِ حَتَّى رَأَيْنَا عُفْرَتَىْ إِبْطَيْهِ ‏"‏ أَلاَ هَلْ بَلَّغْتُ ‏"‏ ثَلاَثًا‏.‏ قَالَ سُفْيَانُ قَصَّهُ عَلَيْنَا الزُّهْرِيُّ‏.‏ وَزَادَ هِشَامٌ عَنْ أَبِيهِ عَنْ أَبِي حُمَيْدٍ قَالَ سَمِعَ أُذُنَاىَ وَأَبْصَرَتْهُ عَيْنِي، وَسَلُوا زَيْدَ بْنَ ثَابِتٍ فَإِنَّهُ سَمِعَهُ مَعِي‏.‏ وَلَمْ يَقُلِ الزُّهْرِيُّ سَمِعَ أُذُنِي‏.‏ ‏{‏خُوَارٌ‏}‏ صَوْتٌ، وَالْجُؤَارُ مِنْ تَجْأَرُونَ كَصَوْتِ الْبَقَرَةِ‏.‏

    Ebû Humeyd es-Sâidî şöyle dedi: Peygamber, Benî Esed'den İbnü'l-Lütbiyye denen bir adamı zekât toplamakla görevlendirdi. Adam dönünce, "Şu sizin, şu da bana hediye edildi" dedi. Bunun üzerine Peygamber minbere çıktı, Allah'a hamd edip O'nu övdü, sonra şöyle dedi: Görevlendirip gönderdiğimiz kişiye ne oluyor ki gelip "Şu senin, şu benim" diyor! Babasının ve anasının evinde otursaydı da kendisine hediye verilecek mi verilmeyecek mi görseydi ya! Canım elinde olana yemin ederim ki bunlardan bir şey alan kimse, kıyamet günü onu boynunda taşıyarak gelir: deveyse böğürerek, inekse möleyerek, koyunsa meleyerek. Sonra ellerini, koltuk altlarının beyazını görecek kadar kaldırıp üç kez, "Duyurdum mu?" dedi.

    Rivayetin ölçüsü somuttur: aynı hediye, o kişi babasının evinde otursaydı da gelir miydi? Gelmeyecekse hediyeyi çeken kişi değil görevdir. Metnin sonundaki kelime açıklaması kaynağın kendisine aittir: "huvâr" ses demektir, âyette geçen "tec'erûn" kelimesiyle aynı anlam alanındadır.

    Sahih hadisBuhârî, Ahkâm 24

  15. وَعَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ حَدَّثَنِي سَالِمُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، أَنْ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ، قَالَ سَمِعْتُ عُمَرَ، يَقُولُ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يُعْطِينِي الْعَطَاءَ فَأَقُولُ أَعْطِهِ أَفْقَرَ إِلَيْهِ مِنِّي‏.‏ حَتَّى أَعْطَانِي مَرَّةً مَالاً فَقُلْتُ أَعْطِهِ مَنْ هُوَ أَفْقَرُ إِلَيْهِ مِنِّي‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ خُذْهُ فَتَمَوَّلْهُ وَتَصَدَّقْ بِهِ، فَمَا جَاءَكَ مِنْ هَذَا الْمَالِ وَأَنْتَ غَيْرُ مُشْرِفٍ وَلاَ سَائِلٍ فَخُذْهُ، وَمَا لاَ فَلاَ تُتْبِعْهُ نَفْسَكَ ‏"‏‏.‏

    Ömer şöyle dedi: Peygamber bana bir bağış verirdi, ben de "Bunu benden daha muhtaç olana ver" derdim. Nihayet bir defasında bana bir mal verdi; yine "Bunu benden daha muhtaç olana ver" dedim. Peygamber şöyle buyurdu: Onu al, mülkün yap ve ondan sadaka ver. Bu maldan sana, gözünü dikmediğin ve istemediğin hâlde gelen olursa onu al; gelmeyenin ardından da nefsini sürükleme.

    Sınır almak ile almamak arasında değil, istemek ile istememek arasında çizilir: göz dikmeden geleni almak serbest bırakılır, gelmeyenin peşine düşmek bırakılmaz. Buhârî hadisi, görev karşılığı verilen geçimliğe ayrılmış bâbda nakleder.

    Sahih hadisBuhârî, Ahkâm 17

  16. حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْمَلِكِ بْنُ عُمَيْرٍ، سَمِعْتُ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ أَبِي بَكْرَةَ، قَالَ كَتَبَ أَبُو بَكْرَةَ إِلَى ابْنِهِ وَكَانَ بِسِجِسْتَانَ بِأَنْ لاَ تَقْضِيَ بَيْنَ اثْنَيْنِ وَأَنْتَ غَضْبَانُ، فَإِنِّي سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ لاَ يَقْضِيَنَّ حَكَمٌ بَيْنَ اثْنَيْنِ وَهْوَ غَضْبَانُ ‏"‏‏.‏

    Abdurrahmân b. Ebû Bekre şöyle dedi: Ebû Bekre, Sicistan'da bulunan oğluna, "Öfkeliyken iki kişi arasında hüküm verme" diye yazdı ve şöyle dedi: Çünkü ben Peygamber'i, "Hiçbir hakem öfkeliyken iki kişi arasında hüküm vermesin" derken işittim.

    Rivayet bir yargılama usulü anlatmaz; karar verenin hâliyle ilgilenir. Lafız geneldir: "hakem", yani iki kişi arasında bir işi çözen kimse. Söz, görev başındaki oğluna yazılmış bir mektupta nakledilmiştir.

    Sahih hadisBuhârî, Ahkâm 13

  17. حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا الْعَقَدِيُّ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي بُرْدَةَ، قَالَ سَمِعْتُ أَبِي قَالَ، بَعَثَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَبِي وَمُعَاذَ بْنَ جَبَلٍ عَلَى الْيَمَنِ فَقَالَ ‏"‏ يَسِّرَا وَلاَ تُعَسِّرَا، وَبَشِّرَا وَلاَ تُنَفِّرَا، وَتَطَاوَعَا ‏"‏‏.‏ فَقَالَ لَهُ أَبُو مُوسَى إِنَّهُ يُصْنَعُ بِأَرْضِنَا الْبِتْعُ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ كُلُّ مُسْكِرٍ حَرَامٌ ‏"‏‏.‏ وَقَالَ النَّضْرُ وَأَبُو دَاوُدَ وَيَزِيدُ بْنُ هَارُونَ وَوَكِيعٌ عَنْ شُعْبَةَ عَنْ سَعِيدٍ عَنْ أَبِيهِ عَنْ جَدِّهِ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏

    Ebû Bürde babasından şöyle nakletti: Peygamber, babamı ve Muâz b. Cebel'i Yemen'e gönderdi ve onlara, "Kolaylaştırın, zorlaştırmayın; müjdeleyin, nefret ettirmeyin; birbirinizle uyum içinde olun" dedi. Ebû Mûsâ ona, "Bizim topraklarımızda bit' adında bir içki yapılıyor" dedi. Peygamber, "Sarhoşluk veren her şey haramdır" buyurdu.

    Üç emrin ilk ikisi halka, üçüncüsü iki görevlinin birbirine bakar: aralarındaki çekişmenin faturasını işin muhatapları öder. Metnin sonundaki içkiyle ilgili soru, aynı yolculukta sorulmuş ayrı bir sorudur.

    Sahih hadisBuhârî, Ahkâm 22

  18. حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الصَّمَدِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا ثَابِتٌ الْبُنَانِيُّ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، يَقُولُ لاِمْرَأَةٍ مِنْ أَهْلِهِ تَعْرِفِينَ فُلاَنَةَ قَالَتْ نَعَمْ‏.‏ قَالَ فَإِنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم مَرَّ بِهَا وَهْىَ تَبْكِي عِنْدَ قَبْرٍ فَقَالَ ‏"‏ اتَّقِي اللَّهَ وَاصْبِرِي ‏"‏‏.‏ فَقَالَتْ إِلَيْكَ عَنِّي، فَإِنَّكَ خِلْوٌ مِنْ مُصِيبَتِي‏.‏ قَالَ فَجَاوَزَهَا وَمَضَى فَمَرَّ بِهَا رَجُلٌ فَقَالَ مَا قَالَ لَكِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏ قَالَتْ مَا عَرَفْتُهُ قَالَ إِنَّهُ لَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ فَجَاءَتْ إِلَى بَابِهِ فَلَمْ تَجِدْ عَلَيْهِ بَوَّابًا فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَاللَّهِ مَا عَرَفْتُكَ‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّ الصَّبْرَ عِنْدَ أَوَّلِ صَدْمَةٍ ‏"‏‏.‏

    Enes b. Mâlik, ailesinden bir kadına, "Falanca kadını tanıyor musun?" dedi; kadın "Evet" dedi. Enes şöyle anlattı: Peygamber, bir kabrin başında ağlarken onun yanından geçti ve "Allah'tan sakın ve sabret" dedi. Kadın, "Çekil önümden; benim başıma geleni sen yaşamadın" dedi. Peygamber onu geçip gitti. Derken kadının yanından bir adam geçti ve "Allah Resûlü sana ne dedi?" diye sordu. Kadın, "Onu tanıyamadım" dedi. Adam, "O, gerçekten Allah'ın Resûlü'ydü" dedi. Bunun üzerine kadın onun kapısına geldi ve kapıda bekçi bulamadı. "Ey Allah'ın Resûlü! Vallahi seni tanıyamamıştım" dedi. Peygamber, "Asıl sabır, ilk sarsıntı anındakidir" buyurdu.

    Buhârî bu rivayeti Ahkâm bölümünde, Peygamber'in kapısında bekçi bulunmadığına ayrılmış bâbda nakleder; ayrıntı metnin içindedir. Kendisine sert cevap vermiş bir kadın kapıya geldiğinde önünü kesen kimse yoktur. Rivayetin kapanışı ise sabırla ilgilidir.

    Sahih hadisBuhârî, Ahkâm 11

Hadislerin Arapça metni klasik hadis kaynaklarındandır. Türkçe anlam bu sitenin kendi metnidir ve basılı bir tercümenin yerini tutmaz; esas olan Arapça metindir.

Bu hadisler nasıl seçildi

Havuz iki kitâbdan derlendi: Buhârî'nin haksızlıklara ayırdığı Mezâlim bölümü ve yönetimle hüküm vermeye ayırdığı Ahkâm bölümü. Elli aday okundu, on sekizi alındı. Bâb başlığına değil rivayetin gövdesine bakıldı; güvenli bir başlığın altında konusu bambaşka olan metinler çıktı — yolda kuyu bâbında susuz köpeğe su veren adam, yolda hüküm vermeye ayrılmış bâbda kıyametin ne zaman kopacağını soran adam gibi.

Alınmayanların gerekçeleri şunlardır. Sekiz rivayetin metni sitede zaten vardı; aynı metin ikinci bir sayfaya konmadı. Had cezası uygulanan olaylar, liân, dava ve şahitlik usulü, nafaka hükmü ve yolun genişliğine dair ölçü alınmadı: bunlar fıkhın ve hukukun konusudur. Savaş esirleriyle ilgili rivayet, ilkesi bu sayfaya çok uygun olmasına rağmen alınmadı; bağlamı kısa bir notla anlatılamaz.

Siyasî sınır ayrıca çizildi. Ahkâm bölümü yönetim üzerinedir ve dönemin tartışmalarına açılır. Belirli bir kişiyi, soyu ya da yönetim biçimini öven veya yeren rivayetler ile itaat ve isyan tartışmasına giren rivayetler hiç alınmadı. Geriye kalanlar tek bir yöne bakar: sorumluluğu üstlenen kimsenin, altındakilere karşı taşıdığı yük.

Bu sayfa hukukî ya da fıkhî hüküm vermez

Kul hakkı konuşulurken akla gelen soruların çoğu hukukîdir: ne kadar tazminat gerekir, dava nasıl açılır, şahitlikte hangi şartlar aranır, hangi fiile hangi ceza verilir. Bu sorular fıkhın ve hukukun konusudur; cevapları ehlinden alınır. Bu sayfada hiçbiri cevaplanmaz.

Burada yapılan şey daha dardır: rivayetlerin haksızlığın ağırlığı, hakkın sahibine dönmesi, haksızlığa uğrayanın sesi ve sorumluluk taşıyanın hesabı hakkında ne söylediğini Arapça metniyle birlikte göstermek. Bir rivayetin ne söylediğini aktarmak, ondan bir hüküm çıkarmak değildir.

Ayrımın en açık göründüğü yer, Ümmü Seleme'nin naklettiği rivayettir: bir karar verilmiş olması, hakkı kendiliğinden yerinden etmiyor. Rivayet kararın nasıl verileceğini değil, kararın neyi değiştirip neyi değiştirmediğini söyler.

Hak, ancak sahibinin izniyle el değiştirir

Bu bölümdeki rivayetlerin bir kısmı çok küçük şeyler üzerinedir: ortak kaptan bir seferde iki tane almak, sıra kimdeyse ondan izin istemek, komşunun duvarına dayanan bir hatıl. Buhârî bunları haksızlık bahsinin ortasına koyar.

Ortak nokta izindir. Sağındaki çocuğun sırası geldiğinde Allah Resûlü ondan izin istemiş, çocuk vermeyince pay yerinde kalmıştır. Ortak yemekte fazladan bir tane almak, sofradakiler izin verirse yasak olmaktan çıkar. Yani bu rivayetlerde hakkı doğuran da düşüren de aynı şeydir: sahibinin iradesi.

Büyük ölçekte de aynı ölçü işler. Zekât toplamakla görevlendirilen kişiye gelen hediyenin sahibi, hediyeyi çeken görevdir; o görev olmasa hediye de gelmezdi.

Mazlumun duası bir formüle çevrilmez

Mazlumun duası hakkındaki rivayet bu bölümün en çok dolaşan metnidir: "Mazlumun duasından sakın; çünkü onunla Allah arasında perde yoktur." Rivayetin kendi lafzı budur ve lafzın söylediği tek şey, önünde bir engel bulunmadığıdır.

Söylemediği şeyler de sayılmaya değer. Bir metin bildirmez; okunacak bir dua tarif etmez. Bir süre bildirmez. Bir sonucun ne olacağını da bildirmez. Bu yüzden "şu kadar okuyan mutlaka..." biçiminde bir kullanıma çevrilemez; rivayet böyle bir şey söylemiyor.

Ayrıca kime söylendiği önemlidir: söz, haksızlığa uğrayana bir teselli olarak değil, Yemen'e yetkiyle gönderilen birine bir uyarı olarak söylenmiştir. Muhatabı, elinde haksızlık yapma imkânı olan kişidir.

Sık sorulan sorular

Kul hakkı hadislerde bu adla geçer mi?

Bu tam kalıp rivayetlerde aranmaz. Buhârî'nin bu iki bölümünde geçen kelimeler "mezâlim" (haksızlıklar), "mazlime" (bir kimsenin üzerindeki haksızlık), "zulüm" ve "hak"tır. "Kul hakkı" sonradan yerleşmiş, Allah hakkı ile insanlar arasındaki hakları ayıran bir başlıktır. Sayfadaki rivayetler bu başlığın kapsadığı konuları anlatır; terimin kendisini değil.

Mazlumun duası mutlaka kabul olur mu?

Rivayet böyle bir ifade kullanmaz. Söylenen şey, o dua ile Allah arasında perde bulunmadığıdır; sonucun ne olacağı, ne zaman geleceği ya da hangi biçimde geleceği bildirilmez. Bu ayrım korunmalıdır, çünkü rivayeti bir garantiye ya da sayıya bağlı bir uygulamaya çevirmek, metnin söylemediği bir şeyi söyletmek olur. Sitede bu rivayetin geçtiği ayrı bir sayfa daha vardır: mazlumun duası.

Helallik istemekle ilgili hadis bu sayfada neden yok?

O rivayet sitede zaten vardı. Kıyamet günü hakların iyilik ve kötülüklerin aktarılmasıyla görüleceğini bildiren iki rivayet — üzerinde hak bulunan kimsenin bugünden helâllik istemesini söyleyen nakil ile cennetle ateş arasındaki köprüde hesaplaşmayı anlatan nakil — kıyamet ve âhiret hadisleri sayfasındadır. Aynı metni ikinci bir sayfaya koymamak site genelinde uygulanan bir kuraldır.

Yöneticilerle ilgili hadislerin çoğu neden alınmamış?

Buhârî'nin Ahkâm bölümü yirmi dört aday verdi; dokuzu alındı. Alınmayanların bir kısmı had cezası, liân ve şahitlik usulüyle ilgiliydi. Bir kısmı ise dönemin siyasî tartışmalarına açılıyordu: belirli bir soyun yönetme iddiası, itaat ve isyan sınırı gibi konular kısa bir notla çerçevelenemez ve bu sayfanın işi değildir. Alınanlar, yetki taşıyan kimsenin sorumluluğuyla sınırlı tutuldu.

Kaynaklar

  • Sahih hadis
    Buhârî, Mezâlim — Sayfadaki dokuz hadis Sahîh-i Buhârî'nin Kitâbü'l-Mezâlim bölümünden seçilmiştir; bâb numaraları hadislerin altında verilmiştir.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Ahkâm — Diğer dokuz hadis Kitâbü'l-Ahkâm bölümünden, yalnız sorumluluk ve hüküm verme bâblarından seçilmiştir.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Mezâlim 8 — Zulmün kıyamet günü karanlık olması.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Mezâlim 9 — Mazlumun duasından sakınma.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Mezâlim 13 — Yerden bir şeyi haksızca alanın günahı.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Ahkâm 8 — İdareyi üstlenip topluluğuna karşı samimi davranmayanın durumu.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Ahkâm 24 — Görevlilere verilen hediyeler.
  • Kur’an
    Nisâ 4:58 — Emanetlerin ehline verilmesi ile insanlar arasında adaletle hükmetme emri aynı âyettedir.
  • Kur’an
    Şûrâ 42:42 — Sorumluluğun, insanlara haksızlık edenlerin üzerinde olduğunu bildiren âyet.
  • Kur’an
    Mutaffifîn 83:1-3 — Ölçüyü kendi lehine, başkasının aleyhine kullananlar hakkındaki âyetler.
  • Kur’an
    Nahl 16:90 — Adalet ve ihsan emri; haksızlığın karşısına konan ölçü.

Son güncelleme: