Mâide Suresi
Mâide suresi 120 ayettir. 32. ayeti bir cana kıymayı bütün insanlığa kıymaya denk sayar; 8. ayeti kinin adaleti bozmasını yasaklar.
- Sure numarası
- 5. sure
- Arapça adı
- المائدة
- Ayet sayısı
- 120 ayet
- Nüzul yeri
- Medeni (Medine dönemi)
- Nüzul sırası
- 112.
- Cüz
- 6, 7. cüz
- Ana konusu
- Adaletin kinden bağımsızlığı ve bir canın değeri
Adının anlamı
Mâide, sofra demektir. Sure adını, 112-115. ayetlerde anlatılan gökten sofra istenmesi olayından alır.
Temel temaları
- adalet
- can
- antlaşma
- helal
Mâide suresi — Arapçası ve anlamı
Aşağıdaki Türkçe anlam bu siteye aittir; herhangi bir mealden alınmamıştır. Amacı ayetin ne dediğini açık Türkçeyle aktarmaktır, basılı bir mealin yerini tutmaz. Anlam metni Arapçanın karşılığı değil, karşılığının aktarımıdır — esas olan Arapça metindir.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَوْفُوا۟ بِٱلْعُقُودِ أُحِلَّتْ لَكُم بَهِيمَةُ ٱلْأَنْعَٰمِ إِلَّا مَا يُتْلَىٰ عَلَيْكُمْ غَيْرَ مُحِلِّى ٱلصَّيْدِ وَأَنتُمْ حُرُمٌ إِنَّ ٱللَّهَ يَحْكُمُ مَا يُرِيدُ
Ey iman edenler! Antlaşmaları yerine getirin. İhramlı iken avlanmayı helal saymamak üzere, size okunacaklar dışında hayvanlar size helal kılındı. Şüphesiz Allah dilediğini hükmeder.
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تُحِلُّوا۟ شَعَٰٓئِرَ ٱللَّهِ وَلَا ٱلشَّهْرَ ٱلْحَرَامَ وَلَا ٱلْهَدْىَ وَلَا ٱلْقَلَٰٓئِدَ وَلَآ ءَآمِّينَ ٱلْبَيْتَ ٱلْحَرَامَ يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِّن رَّبِّهِمْ وَرِضْوَٰنًا وَإِذَا حَلَلْتُمْ فَٱصْطَادُوا۟ وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَـَٔانُ قَوْمٍ أَن صَدُّوكُمْ عَنِ ٱلْمَسْجِدِ ٱلْحَرَامِ أَن تَعْتَدُوا۟ وَتَعَاوَنُوا۟ عَلَى ٱلْبِرِّ وَٱلتَّقْوَىٰ وَلَا تَعَاوَنُوا۟ عَلَى ٱلْإِثْمِ وَٱلْعُدْوَٰنِ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ إِنَّ ٱللَّهَ شَدِيدُ ٱلْعِقَابِ
Ey iman edenler! Allah'ın işaretlerine, haram aya, kurbanlığa, gerdanlıklara ve Rablerinden bir lütuf ve hoşnutluk arayarak Beyt-i Harâm'a yönelenlere saygısızlık etmeyin. İhramdan çıktığınızda avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i Harâm'dan alıkoydular diye bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi haddi aşmaya itmesin. İyilik ve sakınma üzerinde yardımlaşın; günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın. Allah'tan sakının; şüphesiz Allah'ın cezası çetindir.
حُرِّمَتْ عَلَيْكُمُ ٱلْمَيْتَةُ وَٱلدَّمُ وَلَحْمُ ٱلْخِنزِيرِ وَمَآ أُهِلَّ لِغَيْرِ ٱللَّهِ بِهِۦ وَٱلْمُنْخَنِقَةُ وَٱلْمَوْقُوذَةُ وَٱلْمُتَرَدِّيَةُ وَٱلنَّطِيحَةُ وَمَآ أَكَلَ ٱلسَّبُعُ إِلَّا مَا ذَكَّيْتُمْ وَمَا ذُبِحَ عَلَى ٱلنُّصُبِ وَأَن تَسْتَقْسِمُوا۟ بِٱلْأَزْلَٰمِ ذَٰلِكُمْ فِسْقٌ ٱلْيَوْمَ يَئِسَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِن دِينِكُمْ فَلَا تَخْشَوْهُمْ وَٱخْشَوْنِ ٱلْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِى وَرَضِيتُ لَكُمُ ٱلْإِسْلَٰمَ دِينًا فَمَنِ ٱضْطُرَّ فِى مَخْمَصَةٍ غَيْرَ مُتَجَانِفٍ لِّإِثْمٍ فَإِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
Size leş, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına kesilen, boğulmuş, vurulmuş, yüksekten düşmüş, boynuzlanmış ve yırtıcının yediği hayvanlar haram kılındı; canlıyken kestikleriniz başka. Dikili taşlar üzerine kesilen ve fal oklarıyla pay aramanız da. Bunlar yoldan çıkmaktır. Bugün, gerçeği örtenler dininizden umut kesti; onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün sizin için dininizi tamamladım, üzerinizdeki nimetimi bütünledim ve size din olarak teslimiyeti seçtim. Kim açlıktan daralır da günaha meyletmezse, şüphesiz Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
يَسْـَٔلُونَكَ مَاذَآ أُحِلَّ لَهُمْ قُلْ أُحِلَّ لَكُمُ ٱلطَّيِّبَٰتُ وَمَا عَلَّمْتُم مِّنَ ٱلْجَوَارِحِ مُكَلِّبِينَ تُعَلِّمُونَهُنَّ مِمَّا عَلَّمَكُمُ ٱللَّهُ فَكُلُوا۟ مِمَّآ أَمْسَكْنَ عَلَيْكُمْ وَٱذْكُرُوا۟ ٱسْمَ ٱللَّهِ عَلَيْهِ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ إِنَّ ٱللَّهَ سَرِيعُ ٱلْحِسَابِ
Sana kendilerine neyin helal kılındığını soruyorlar. De ki: Size temiz şeyler helal kılındı; Allah'ın size öğrettiğinden öğreterek yetiştirdiğiniz avcı hayvanların sizin için tuttukları da. Onların sizin için tuttuklarından yiyin ve üzerine Allah'ın adını anın. Allah'tan sakının; şüphesiz Allah hesabı çabuk görendir.
ٱلْيَوْمَ أُحِلَّ لَكُمُ ٱلطَّيِّبَٰتُ وَطَعَامُ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ حِلٌّ لَّكُمْ وَطَعَامُكُمْ حِلٌّ لَّهُمْ وَٱلْمُحْصَنَٰتُ مِنَ ٱلْمُؤْمِنَٰتِ وَٱلْمُحْصَنَٰتُ مِنَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ مِن قَبْلِكُمْ إِذَآ ءَاتَيْتُمُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ مُحْصِنِينَ غَيْرَ مُسَٰفِحِينَ وَلَا مُتَّخِذِىٓ أَخْدَانٍ وَمَن يَكْفُرْ بِٱلْإِيمَٰنِ فَقَدْ حَبِطَ عَمَلُهُۥ وَهُوَ فِى ٱلْـَٔاخِرَةِ مِنَ ٱلْخَٰسِرِينَ
Bugün size temiz şeyler helal kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yiyeceği size helaldir, sizin yiyeceğiniz de onlara helaldir. Müminlerden iffetli kadınlar ile sizden önce kendilerine kitap verilenlerden iffetli kadınlar da; mehirlerini vermeniz, iffetli olmanız, zina etmemeniz ve gizli dost tutmamanız şartıyla. Kim imanı inkâr ederse, işi boşa gitmiştir ve ahirette hüsrana uğrayanlardandır.
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِذَا قُمْتُمْ إِلَى ٱلصَّلَوٰةِ فَٱغْسِلُوا۟ وُجُوهَكُمْ وَأَيْدِيَكُمْ إِلَى ٱلْمَرَافِقِ وَٱمْسَحُوا۟ بِرُءُوسِكُمْ وَأَرْجُلَكُمْ إِلَى ٱلْكَعْبَيْنِ وَإِن كُنتُمْ جُنُبًا فَٱطَّهَّرُوا۟ وَإِن كُنتُم مَّرْضَىٰٓ أَوْ عَلَىٰ سَفَرٍ أَوْ جَآءَ أَحَدٌ مِّنكُم مِّنَ ٱلْغَآئِطِ أَوْ لَٰمَسْتُمُ ٱلنِّسَآءَ فَلَمْ تَجِدُوا۟ مَآءً فَتَيَمَّمُوا۟ صَعِيدًا طَيِّبًا فَٱمْسَحُوا۟ بِوُجُوهِكُمْ وَأَيْدِيكُم مِّنْهُ مَا يُرِيدُ ٱللَّهُ لِيَجْعَلَ عَلَيْكُم مِّنْ حَرَجٍ وَلَٰكِن يُرِيدُ لِيُطَهِّرَكُمْ وَلِيُتِمَّ نِعْمَتَهُۥ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
Ey iman edenler! Namaza kalktığınızda yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın; başlarınızı meshedin ve topuklara kadar ayaklarınızı yıkayın. Cünüp iseniz iyice temizlenin. Hasta ya da yolculuktaysanız, biriniz tuvaletten gelmişse ya da kadınlara dokunmuşsanız ve su bulamamışsanız, temiz bir toprağa yönelin; onunla yüzlerinizi ve ellerinizi meshedin. Allah size güçlük çıkarmak istemez; ancak sizi temizlemek ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister. Belki şükredersiniz.
وَٱذْكُرُوا۟ نِعْمَةَ ٱللَّهِ عَلَيْكُمْ وَمِيثَٰقَهُ ٱلَّذِى وَاثَقَكُم بِهِۦٓ إِذْ قُلْتُمْ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ إِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمٌۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ
Allah'ın üzerinizdeki nimetini ve sizi kendisiyle bağladığı sözünü anın; hani "İşittik ve itaat ettik" demiştiniz. Allah'tan sakının; şüphesiz Allah, göğüslerin özünü bilendir.
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ كُونُوا۟ قَوَّٰمِينَ لِلَّهِ شُهَدَآءَ بِٱلْقِسْطِ وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَـَٔانُ قَوْمٍ عَلَىٰٓ أَلَّا تَعْدِلُوا۟ ٱعْدِلُوا۟ هُوَ أَقْرَبُ لِلتَّقْوَىٰ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ إِنَّ ٱللَّهَ خَبِيرٌۢ بِمَا تَعْمَلُونَ
Ey iman edenler! Allah için ayakta duran, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsizliğe itmesin. Adaletli olun; bu, sakınmaya daha yakındır. Allah'tan sakının; şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
وَعَدَ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ لَهُم مَّغْفِرَةٌ وَأَجْرٌ عَظِيمٌ
Allah, iman edip salih amel işleyenlere bağışlanma ve büyük bir karşılık vaat etti.
وَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَكَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَآ أُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلْجَحِيمِ
İnkâr edip ayetlerimizi yalanlayanlar ise, işte onlar cehennemin halkıdır.
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱذْكُرُوا۟ نِعْمَتَ ٱللَّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ هَمَّ قَوْمٌ أَن يَبْسُطُوٓا۟ إِلَيْكُمْ أَيْدِيَهُمْ فَكَفَّ أَيْدِيَهُمْ عَنكُمْ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَعَلَى ٱللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ ٱلْمُؤْمِنُونَ
Ey iman edenler! Allah'ın üzerinizdeki nimetini anın; hani bir topluluk size ellerini uzatmaya kalkışmıştı da O, ellerini sizden çekmişti. Allah'tan sakının ve müminler yalnız Allah'a tevekkül etsin.
وَلَقَدْ أَخَذَ ٱللَّهُ مِيثَٰقَ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ وَبَعَثْنَا مِنْهُمُ ٱثْنَىْ عَشَرَ نَقِيبًا وَقَالَ ٱللَّهُ إِنِّى مَعَكُمْ لَئِنْ أَقَمْتُمُ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتَيْتُمُ ٱلزَّكَوٰةَ وَءَامَنتُم بِرُسُلِى وَعَزَّرْتُمُوهُمْ وَأَقْرَضْتُمُ ٱللَّهَ قَرْضًا حَسَنًا لَّأُكَفِّرَنَّ عَنكُمْ سَيِّـَٔاتِكُمْ وَلَأُدْخِلَنَّكُمْ جَنَّٰتٍ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ فَمَن كَفَرَ بَعْدَ ذَٰلِكَ مِنكُمْ فَقَدْ ضَلَّ سَوَآءَ ٱلسَّبِيلِ
Andolsun Allah, İsrâiloğulları'ndan söz almış ve içlerinden on iki başkan göndermişti. Allah demişti ki: "Şüphesiz ben sizinleyim. Namazı kılar, zekâtı verir, elçilerime iman eder, onları destekler ve Allah'a güzel bir borç verirseniz, mutlaka kötülüklerinizi örter ve sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere koyarım. Bundan sonra içinizden kim inkâr ederse, düz yoldan sapmış olur."
فَبِمَا نَقْضِهِم مِّيثَٰقَهُمْ لَعَنَّٰهُمْ وَجَعَلْنَا قُلُوبَهُمْ قَٰسِيَةً يُحَرِّفُونَ ٱلْكَلِمَ عَن مَّوَاضِعِهِۦ وَنَسُوا۟ حَظًّا مِّمَّا ذُكِّرُوا۟ بِهِۦ وَلَا تَزَالُ تَطَّلِعُ عَلَىٰ خَآئِنَةٍ مِّنْهُمْ إِلَّا قَلِيلًا مِّنْهُمْ فَٱعْفُ عَنْهُمْ وَٱصْفَحْ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلْمُحْسِنِينَ
Sözlerini bozmaları yüzünden onları lanetledik ve kalplerini katılaştırdık. Kelimeleri yerlerinden kaydırıyorlar ve kendilerine hatırlatılanın bir bölümünü unuttular. İçlerinden az bir kısmı dışında, sürekli onlardan bir hainlik görürsün. Yine de onları bağışla ve hoş gör; şüphesiz Allah iyilik yapanları sever.
وَمِنَ ٱلَّذِينَ قَالُوٓا۟ إِنَّا نَصَٰرَىٰٓ أَخَذْنَا مِيثَٰقَهُمْ فَنَسُوا۟ حَظًّا مِّمَّا ذُكِّرُوا۟ بِهِۦ فَأَغْرَيْنَا بَيْنَهُمُ ٱلْعَدَاوَةَ وَٱلْبَغْضَآءَ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ وَسَوْفَ يُنَبِّئُهُمُ ٱللَّهُ بِمَا كَانُوا۟ يَصْنَعُونَ
"Biz Hristiyanız" diyenlerden de söz aldık; kendilerine hatırlatılanın bir bölümünü unuttular. Biz de kıyamet gününe kadar aralarına düşmanlık ve kin saldık. Allah, yaptıklarını onlara haber verecektir.
يَٰٓأَهْلَ ٱلْكِتَٰبِ قَدْ جَآءَكُمْ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمْ كَثِيرًا مِّمَّا كُنتُمْ تُخْفُونَ مِنَ ٱلْكِتَٰبِ وَيَعْفُوا۟ عَن كَثِيرٍ قَدْ جَآءَكُم مِّنَ ٱللَّهِ نُورٌ وَكِتَٰبٌ مُّبِينٌ
Ey kitap halkı! Kitaptan gizlediğinizin çoğunu size açıklayan ve çoğundan da vazgeçen elçimiz size geldi. Size Allah'tan bir nur ve apaçık bir kitap geldi.
يَهْدِى بِهِ ٱللَّهُ مَنِ ٱتَّبَعَ رِضْوَٰنَهُۥ سُبُلَ ٱلسَّلَٰمِ وَيُخْرِجُهُم مِّنَ ٱلظُّلُمَٰتِ إِلَى ٱلنُّورِ بِإِذْنِهِۦ وَيَهْدِيهِمْ إِلَىٰ صِرَٰطٍ مُّسْتَقِيمٍ
Allah, hoşnutluğunu arayanı onunla esenlik yollarına iletir, izniyle onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır ve dosdoğru bir yola iletir.
لَّقَدْ كَفَرَ ٱلَّذِينَ قَالُوٓا۟ إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلْمَسِيحُ ٱبْنُ مَرْيَمَ قُلْ فَمَن يَمْلِكُ مِنَ ٱللَّهِ شَيْـًٔا إِنْ أَرَادَ أَن يُهْلِكَ ٱلْمَسِيحَ ٱبْنَ مَرْيَمَ وَأُمَّهُۥ وَمَن فِى ٱلْأَرْضِ جَمِيعًا وَلِلَّهِ مُلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا يَخْلُقُ مَا يَشَآءُ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ
"Şüphesiz Allah, Meryem oğlu Mesih'tir" diyenler gerçeği örtmüştür. De ki: Allah, Meryem oğlu Mesih'i, annesini ve yeryüzündekilerin hepsini helak etmek istese, O'na karşı kim bir şeye güç yetirebilir? Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin hükümranlığı Allah'ındır; dilediğini yaratır. Allah'ın her şeye gücü yeter.
وَقَالَتِ ٱلْيَهُودُ وَٱلنَّصَٰرَىٰ نَحْنُ أَبْنَٰٓؤُا۟ ٱللَّهِ وَأَحِبَّٰٓؤُهُۥ قُلْ فَلِمَ يُعَذِّبُكُم بِذُنُوبِكُم بَلْ أَنتُم بَشَرٌ مِّمَّنْ خَلَقَ يَغْفِرُ لِمَن يَشَآءُ وَيُعَذِّبُ مَن يَشَآءُ وَلِلَّهِ مُلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَإِلَيْهِ ٱلْمَصِيرُ
Yahudiler ve Hristiyanlar dedi ki: "Biz Allah'ın oğulları ve sevdikleriyiz." De ki: Öyleyse günahlarınız yüzünden size neden azap ediyor? Hayır, siz O'nun yarattığından bir insansınız. Dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin hükümranlığı Allah'ındır ve dönüş O'nadır.
يَٰٓأَهْلَ ٱلْكِتَٰبِ قَدْ جَآءَكُمْ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمْ عَلَىٰ فَتْرَةٍ مِّنَ ٱلرُّسُلِ أَن تَقُولُوا۟ مَا جَآءَنَا مِنۢ بَشِيرٍ وَلَا نَذِيرٍ فَقَدْ جَآءَكُم بَشِيرٌ وَنَذِيرٌ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ
Ey kitap halkı! Elçilerin arası kesildiği bir dönemde, "Bize bir müjdeci ve uyarıcı gelmedi" demeyesiniz diye size açıklayan elçimiz geldi. İşte size bir müjdeci ve uyarıcı geldi. Allah'ın her şeye gücü yeter.
وَإِذْ قَالَ مُوسَىٰ لِقَوْمِهِۦ يَٰقَوْمِ ٱذْكُرُوا۟ نِعْمَةَ ٱللَّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ جَعَلَ فِيكُمْ أَنۢبِيَآءَ وَجَعَلَكُم مُّلُوكًا وَءَاتَىٰكُم مَّا لَمْ يُؤْتِ أَحَدًا مِّنَ ٱلْعَٰلَمِينَ
Hani Mûsâ kavmine demişti ki: "Ey kavmim! Allah'ın üzerinizdeki nimetini anın; içinizden peygamberler çıkardı, sizi hükümdarlar yaptı ve âlemlerden hiç kimseye vermediğini size verdi.
يَٰقَوْمِ ٱدْخُلُوا۟ ٱلْأَرْضَ ٱلْمُقَدَّسَةَ ٱلَّتِى كَتَبَ ٱللَّهُ لَكُمْ وَلَا تَرْتَدُّوا۟ عَلَىٰٓ أَدْبَارِكُمْ فَتَنقَلِبُوا۟ خَٰسِرِينَ
Ey kavmim! Allah'ın size yazdığı kutsal topraklara girin ve arkanıza dönmeyin; yoksa hüsrana uğrayanlar olarak dönersiniz."
قَالُوا۟ يَٰمُوسَىٰٓ إِنَّ فِيهَا قَوْمًا جَبَّارِينَ وَإِنَّا لَن نَّدْخُلَهَا حَتَّىٰ يَخْرُجُوا۟ مِنْهَا فَإِن يَخْرُجُوا۟ مِنْهَا فَإِنَّا دَٰخِلُونَ
Dediler ki: "Ey Mûsâ! Şüphesiz orada zorba bir topluluk var ve onlar oradan çıkmadıkça biz oraya asla girmeyiz. Oradan çıkarlarsa, şüphesiz biz gireriz."
قَالَ رَجُلَانِ مِنَ ٱلَّذِينَ يَخَافُونَ أَنْعَمَ ٱللَّهُ عَلَيْهِمَا ٱدْخُلُوا۟ عَلَيْهِمُ ٱلْبَابَ فَإِذَا دَخَلْتُمُوهُ فَإِنَّكُمْ غَٰلِبُونَ وَعَلَى ٱللَّهِ فَتَوَكَّلُوٓا۟ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ
Korkanlardan, Allah'ın nimet verdiği iki adam dedi ki: "Onların üzerine kapıdan girin; girdiğinizde şüphesiz siz üstün gelirsiniz. Mümin iseniz yalnız Allah'a tevekkül edin."
قَالُوا۟ يَٰمُوسَىٰٓ إِنَّا لَن نَّدْخُلَهَآ أَبَدًا مَّا دَامُوا۟ فِيهَا فَٱذْهَبْ أَنتَ وَرَبُّكَ فَقَٰتِلَآ إِنَّا هَٰهُنَا قَٰعِدُونَ
Dediler ki: "Ey Mûsâ! Onlar orada olduğu sürece biz oraya asla girmeyiz. Sen ve Rabbin gidin, savaşın; biz burada oturuyoruz."
قَالَ رَبِّ إِنِّى لَآ أَمْلِكُ إِلَّا نَفْسِى وَأَخِى فَٱفْرُقْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ ٱلْقَوْمِ ٱلْفَٰسِقِينَ
Dedi ki: "Rabbim! Ben, kendimden ve kardeşimden başkasına söz geçiremiyorum. Bizimle bu yoldan çıkmış topluluğun arasını ayır."
قَالَ فَإِنَّهَا مُحَرَّمَةٌ عَلَيْهِمْ أَرْبَعِينَ سَنَةً يَتِيهُونَ فِى ٱلْأَرْضِ فَلَا تَأْسَ عَلَى ٱلْقَوْمِ ٱلْفَٰسِقِينَ
Buyurdu ki: "Öyleyse orası onlara kırk yıl yasaklandı; yeryüzünde şaşkın dolaşacaklar. Sen de yoldan çıkmış topluluk için üzülme."
وَٱتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ ٱبْنَىْ ءَادَمَ بِٱلْحَقِّ إِذْ قَرَّبَا قُرْبَانًا فَتُقُبِّلَ مِنْ أَحَدِهِمَا وَلَمْ يُتَقَبَّلْ مِنَ ٱلْـَٔاخَرِ قَالَ لَأَقْتُلَنَّكَ قَالَ إِنَّمَا يَتَقَبَّلُ ٱللَّهُ مِنَ ٱلْمُتَّقِينَ
Onlara Âdem'in iki oğlunun haberini gerçek olarak oku. Hani ikisi de birer kurban sunmuştu; birinden kabul edilmiş, diğerinden kabul edilmemişti. Dedi ki: "Seni mutlaka öldüreceğim." Diğeri dedi ki: "Allah ancak sakınanlardan kabul eder.
لَئِنۢ بَسَطتَ إِلَىَّ يَدَكَ لِتَقْتُلَنِى مَآ أَنَا۠ بِبَاسِطٍ يَدِىَ إِلَيْكَ لِأَقْتُلَكَ إِنِّىٓ أَخَافُ ٱللَّهَ رَبَّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Beni öldürmek için elini bana uzatsan da, ben seni öldürmek için elimi sana uzatacak değilim. Şüphesiz ben, âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım.
إِنِّىٓ أُرِيدُ أَن تَبُوٓأَ بِإِثْمِى وَإِثْمِكَ فَتَكُونَ مِنْ أَصْحَٰبِ ٱلنَّارِ وَذَٰلِكَ جَزَٰٓؤُا۟ ٱلظَّٰلِمِينَ
Benim günahımı da kendi günahını da yüklenmeni ve ateşin halkından olmanı isterim. Zalimlerin karşılığı işte budur."
فَطَوَّعَتْ لَهُۥ نَفْسُهُۥ قَتْلَ أَخِيهِ فَقَتَلَهُۥ فَأَصْبَحَ مِنَ ٱلْخَٰسِرِينَ
Nefsi ona kardeşini öldürmeyi kolaylaştırdı ve onu öldürdü; böylece hüsrana uğrayanlardan oldu.
فَبَعَثَ ٱللَّهُ غُرَابًا يَبْحَثُ فِى ٱلْأَرْضِ لِيُرِيَهُۥ كَيْفَ يُوَٰرِى سَوْءَةَ أَخِيهِ قَالَ يَٰوَيْلَتَىٰٓ أَعَجَزْتُ أَنْ أَكُونَ مِثْلَ هَٰذَا ٱلْغُرَابِ فَأُوَٰرِىَ سَوْءَةَ أَخِى فَأَصْبَحَ مِنَ ٱلنَّٰدِمِينَ
Allah bir karga gönderdi; kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini göstermek için yeri eşiyordu. Dedi ki: "Vay bana! Şu karga kadar olup kardeşimin cesedini gömmekten âciz mi kaldım?" Böylece pişman olanlardan oldu.
مِنْ أَجْلِ ذَٰلِكَ كَتَبْنَا عَلَىٰ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ أَنَّهُۥ مَن قَتَلَ نَفْسًۢا بِغَيْرِ نَفْسٍ أَوْ فَسَادٍ فِى ٱلْأَرْضِ فَكَأَنَّمَا قَتَلَ ٱلنَّاسَ جَمِيعًا وَمَنْ أَحْيَاهَا فَكَأَنَّمَآ أَحْيَا ٱلنَّاسَ جَمِيعًا وَلَقَدْ جَآءَتْهُمْ رُسُلُنَا بِٱلْبَيِّنَٰتِ ثُمَّ إِنَّ كَثِيرًا مِّنْهُم بَعْدَ ذَٰلِكَ فِى ٱلْأَرْضِ لَمُسْرِفُونَ
Bunun için İsrâiloğulları'na yazdık ki: Kim bir cana karşılık ya da yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya karşılık olmaksızın bir kimseyi öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibidir. Kim de onu yaşatırsa, bütün insanları yaşatmış gibidir. Andolsun elçilerimiz onlara apaçık delillerle geldi; sonra bunun ardından onlardan birçoğu yeryüzünde haddi aşmaktadır.
إِنَّمَا جَزَٰٓؤُا۟ ٱلَّذِينَ يُحَارِبُونَ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ وَيَسْعَوْنَ فِى ٱلْأَرْضِ فَسَادًا أَن يُقَتَّلُوٓا۟ أَوْ يُصَلَّبُوٓا۟ أَوْ تُقَطَّعَ أَيْدِيهِمْ وَأَرْجُلُهُم مِّنْ خِلَٰفٍ أَوْ يُنفَوْا۟ مِنَ ٱلْأَرْضِ ذَٰلِكَ لَهُمْ خِزْىٌ فِى ٱلدُّنْيَا وَلَهُمْ فِى ٱلْـَٔاخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمٌ
Allah'a ve elçisine karşı savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların karşılığı, ancak öldürülmeleri, asılmaları, elleriyle ayaklarının çaprazlama kesilmesi ya da bulundukları yerden sürülmeleridir. Bu, onlar için dünyada bir küçük düşmedir; ahirette ise onlar için büyük bir azap vardır.
إِلَّا ٱلَّذِينَ تَابُوا۟ مِن قَبْلِ أَن تَقْدِرُوا۟ عَلَيْهِمْ فَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
Onlara güç yetirmenizden önce tövbe edenler başka. Bilin ki Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَٱبْتَغُوٓا۟ إِلَيْهِ ٱلْوَسِيلَةَ وَجَٰهِدُوا۟ فِى سَبِيلِهِۦ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
Ey iman edenler! Allah'tan sakının, O'na yaklaşmaya vesile arayın ve O'nun yolunda çaba gösterin; belki kurtuluşa erersiniz.
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَوْ أَنَّ لَهُم مَّا فِى ٱلْأَرْضِ جَمِيعًا وَمِثْلَهُۥ مَعَهُۥ لِيَفْتَدُوا۟ بِهِۦ مِنْ عَذَابِ يَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ مَا تُقُبِّلَ مِنْهُمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
Şüphesiz gerçeği örtenler, yeryüzündeki her şey ve bir o kadarı daha kendilerinin olsa, kıyamet gününün azabından kurtulmak için onu fidye verseler, kendilerinden kabul edilmez ve onlar için acı bir azap vardır.
يُرِيدُونَ أَن يَخْرُجُوا۟ مِنَ ٱلنَّارِ وَمَا هُم بِخَٰرِجِينَ مِنْهَا وَلَهُمْ عَذَابٌ مُّقِيمٌ
Ateşten çıkmak isterler ama ondan çıkacak değillerdir ve onlar için kalıcı bir azap vardır.
وَٱلسَّارِقُ وَٱلسَّارِقَةُ فَٱقْطَعُوٓا۟ أَيْدِيَهُمَا جَزَآءًۢ بِمَا كَسَبَا نَكَٰلًا مِّنَ ٱللَّهِ وَٱللَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
Hırsızlık eden erkek ve hırsızlık eden kadının, kazandıklarına karşılık Allah'tan bir ceza olarak ellerini kesin. Allah güçlüdür, hikmet sahibidir.
فَمَن تَابَ مِنۢ بَعْدِ ظُلْمِهِۦ وَأَصْلَحَ فَإِنَّ ٱللَّهَ يَتُوبُ عَلَيْهِ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
Kim zulmünün ardından tövbe eder ve düzeltirse, şüphesiz Allah onun tövbesini kabul eder. Şüphesiz Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
أَلَمْ تَعْلَمْ أَنَّ ٱللَّهَ لَهُۥ مُلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ يُعَذِّبُ مَن يَشَآءُ وَيَغْفِرُ لِمَن يَشَآءُ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ
Bilmedin mi ki, göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır; dilediğine azap eder, dilediğini bağışlar. Allah'ın her şeye gücü yeter.
يَٰٓأَيُّهَا ٱلرَّسُولُ لَا يَحْزُنكَ ٱلَّذِينَ يُسَٰرِعُونَ فِى ٱلْكُفْرِ مِنَ ٱلَّذِينَ قَالُوٓا۟ ءَامَنَّا بِأَفْوَٰهِهِمْ وَلَمْ تُؤْمِن قُلُوبُهُمْ وَمِنَ ٱلَّذِينَ هَادُوا۟ سَمَّٰعُونَ لِلْكَذِبِ سَمَّٰعُونَ لِقَوْمٍ ءَاخَرِينَ لَمْ يَأْتُوكَ يُحَرِّفُونَ ٱلْكَلِمَ مِنۢ بَعْدِ مَوَاضِعِهِۦ يَقُولُونَ إِنْ أُوتِيتُمْ هَٰذَا فَخُذُوهُ وَإِن لَّمْ تُؤْتَوْهُ فَٱحْذَرُوا۟ وَمَن يُرِدِ ٱللَّهُ فِتْنَتَهُۥ فَلَن تَمْلِكَ لَهُۥ مِنَ ٱللَّهِ شَيْـًٔا أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ لَمْ يُرِدِ ٱللَّهُ أَن يُطَهِّرَ قُلُوبَهُمْ لَهُمْ فِى ٱلدُّنْيَا خِزْىٌ وَلَهُمْ فِى ٱلْـَٔاخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمٌ
Ey Peygamber! İnkâra koşanlar seni üzmesin; ağızlarıyla "İman ettik" deyip kalpleri iman etmemiş olanlar ile yahudi olanlar. Onlar yalana kulak verir; sana gelmemiş başka bir topluluk için kulak verirler. Kelimeleri, yerlerine konduktan sonra kaydırırlar ve derler ki: "Size bu verilirse alın; verilmezse sakının." Allah, kimin sınanmasını isterse, sen onun için Allah'a karşı hiçbir şeye güç yetiremezsin. İşte onlar, Allah'ın kalplerini temizlemek istemedikleridir. Onlar için dünyada bir küçük düşme, ahirette de büyük bir azap vardır.
سَمَّٰعُونَ لِلْكَذِبِ أَكَّٰلُونَ لِلسُّحْتِ فَإِن جَآءُوكَ فَٱحْكُم بَيْنَهُمْ أَوْ أَعْرِضْ عَنْهُمْ وَإِن تُعْرِضْ عَنْهُمْ فَلَن يَضُرُّوكَ شَيْـًٔا وَإِنْ حَكَمْتَ فَٱحْكُم بَيْنَهُم بِٱلْقِسْطِ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلْمُقْسِطِينَ
Yalana kulak verir, haramı yerler. Sana gelirlerse, aralarında hüküm ver ya da onlardan yüz çevir. Onlardan yüz çevirirsen, sana hiçbir zarar veremezler. Hüküm verirsen, aralarında adaletle hüküm ver. Şüphesiz Allah adaletli olanları sever.
وَكَيْفَ يُحَكِّمُونَكَ وَعِندَهُمُ ٱلتَّوْرَىٰةُ فِيهَا حُكْمُ ٱللَّهِ ثُمَّ يَتَوَلَّوْنَ مِنۢ بَعْدِ ذَٰلِكَ وَمَآ أُو۟لَٰٓئِكَ بِٱلْمُؤْمِنِينَ
İçinde Allah'ın hükmü bulunan Tevrat yanlarındayken, seni nasıl hakem yapıyorlar ve sonra bunun ardından yüz çeviriyorlar? İşte onlar mümin değildir.
إِنَّآ أَنزَلْنَا ٱلتَّوْرَىٰةَ فِيهَا هُدًى وَنُورٌ يَحْكُمُ بِهَا ٱلنَّبِيُّونَ ٱلَّذِينَ أَسْلَمُوا۟ لِلَّذِينَ هَادُوا۟ وَٱلرَّبَّٰنِيُّونَ وَٱلْأَحْبَارُ بِمَا ٱسْتُحْفِظُوا۟ مِن كِتَٰبِ ٱللَّهِ وَكَانُوا۟ عَلَيْهِ شُهَدَآءَ فَلَا تَخْشَوُا۟ ٱلنَّاسَ وَٱخْشَوْنِ وَلَا تَشْتَرُوا۟ بِـَٔايَٰتِى ثَمَنًا قَلِيلًا وَمَن لَّمْ يَحْكُم بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْكَٰفِرُونَ
Şüphesiz Tevrat'ı indirdik; onda bir yol gösterme ve bir aydınlık vardır. Teslim olmuş peygamberler, yahudi olanlar hakkında onunla hüküm verirdi; kendilerini Rabbe adamışlar ve bilginler de. Çünkü Allah'ın kitabını korumakla görevlendirilmişler ve ona şahit olmuşlardı. Öyleyse insanlardan korkmayın, benden korkun ve ayetlerimi az bir karşılığa değişmeyin. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar gerçeği örtenlerdir.
وَكَتَبْنَا عَلَيْهِمْ فِيهَآ أَنَّ ٱلنَّفْسَ بِٱلنَّفْسِ وَٱلْعَيْنَ بِٱلْعَيْنِ وَٱلْأَنفَ بِٱلْأَنفِ وَٱلْأُذُنَ بِٱلْأُذُنِ وَٱلسِّنَّ بِٱلسِّنِّ وَٱلْجُرُوحَ قِصَاصٌ فَمَن تَصَدَّقَ بِهِۦ فَهُوَ كَفَّارَةٌ لَّهُۥ وَمَن لَّمْ يَحْكُم بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلظَّٰلِمُونَ
Onda, cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve yaralara karşılık olduğunu yazdık. Kim bunu bağışlarsa, bu onun için bir kefarettir. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar zalimlerdir.
وَقَفَّيْنَا عَلَىٰٓ ءَاثَٰرِهِم بِعِيسَى ٱبْنِ مَرْيَمَ مُصَدِّقًا لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ ٱلتَّوْرَىٰةِ وَءَاتَيْنَٰهُ ٱلْإِنجِيلَ فِيهِ هُدًى وَنُورٌ وَمُصَدِّقًا لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ ٱلتَّوْرَىٰةِ وَهُدًى وَمَوْعِظَةً لِّلْمُتَّقِينَ
Onların izi üzerine, kendinden önceki Tevrat'ı doğrulayan Meryem oğlu Îsâ'yı gönderdik ve ona, içinde bir yol gösterme ve aydınlık bulunan, kendinden önceki Tevrat'ı doğrulayan, sakınanlar için bir yol gösterme ve öğüt olan İncil'i verdik.
وَلْيَحْكُمْ أَهْلُ ٱلْإِنجِيلِ بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ فِيهِ وَمَن لَّمْ يَحْكُم بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْفَٰسِقُونَ
İncil halkı, Allah'ın onda indirdiğiyle hükmetsin. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar yoldan çıkanlardır.
وَأَنزَلْنَآ إِلَيْكَ ٱلْكِتَٰبَ بِٱلْحَقِّ مُصَدِّقًا لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ ٱلْكِتَٰبِ وَمُهَيْمِنًا عَلَيْهِ فَٱحْكُم بَيْنَهُم بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَآءَهُمْ عَمَّا جَآءَكَ مِنَ ٱلْحَقِّ لِكُلٍّ جَعَلْنَا مِنكُمْ شِرْعَةً وَمِنْهَاجًا وَلَوْ شَآءَ ٱللَّهُ لَجَعَلَكُمْ أُمَّةً وَٰحِدَةً وَلَٰكِن لِّيَبْلُوَكُمْ فِى مَآ ءَاتَىٰكُمْ فَٱسْتَبِقُوا۟ ٱلْخَيْرَٰتِ إِلَى ٱللَّهِ مَرْجِعُكُمْ جَمِيعًا فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ
Sana da, kendinden önceki kitabı doğrulayan ve onu koruyan kitabı gerçek olarak indirdik. Öyleyse aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet ve sana gelen gerçekten ayrılıp onların arzularına uyma. Her biriniz için bir yol ve bir yöntem belirledik. Allah dileseydi sizi tek bir ümmet yapardı; fakat size verdiğinde sizi sınamak için böyle yaptı. Öyleyse iyiliklerde yarışın. Hepinizin dönüşü Allah'adır; ayrılığa düştüğünüz şeyleri size haber verecektir.
وَأَنِ ٱحْكُم بَيْنَهُم بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَآءَهُمْ وَٱحْذَرْهُمْ أَن يَفْتِنُوكَ عَنۢ بَعْضِ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ إِلَيْكَ فَإِن تَوَلَّوْا۟ فَٱعْلَمْ أَنَّمَا يُرِيدُ ٱللَّهُ أَن يُصِيبَهُم بِبَعْضِ ذُنُوبِهِمْ وَإِنَّ كَثِيرًا مِّنَ ٱلنَّاسِ لَفَٰسِقُونَ
Aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet, onların arzularına uyma ve Allah'ın sana indirdiğinin bir kısmından seni saptırmalarından sakın. Yüz çevirirlerse, bil ki Allah bazı günahları yüzünden onları çarpmak istiyor. Şüphesiz insanların çoğu yoldan çıkmıştır.
أَفَحُكْمَ ٱلْجَٰهِلِيَّةِ يَبْغُونَ وَمَنْ أَحْسَنُ مِنَ ٱللَّهِ حُكْمًا لِّقَوْمٍ يُوقِنُونَ
Cahiliye hükmünü mü arıyorlar? Kesin olarak bilen bir topluluk için, hüküm bakımından Allah'tan daha güzel kim vardır?
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تَتَّخِذُوا۟ ٱلْيَهُودَ وَٱلنَّصَٰرَىٰٓ أَوْلِيَآءَ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَآءُ بَعْضٍ وَمَن يَتَوَلَّهُم مِّنكُمْ فَإِنَّهُۥ مِنْهُمْ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَهْدِى ٱلْقَوْمَ ٱلظَّٰلِمِينَ
Ey iman edenler! Yahudileri ve Hristiyanları sırdaş edinmeyin; onlar birbirinin sırdaşıdır. İçinizden kim onları sırdaş edinirse, şüphesiz o onlardandır. Şüphesiz Allah, zalim topluluğu doğru yola iletmez.
فَتَرَى ٱلَّذِينَ فِى قُلُوبِهِم مَّرَضٌ يُسَٰرِعُونَ فِيهِمْ يَقُولُونَ نَخْشَىٰٓ أَن تُصِيبَنَا دَآئِرَةٌ فَعَسَى ٱللَّهُ أَن يَأْتِىَ بِٱلْفَتْحِ أَوْ أَمْرٍ مِّنْ عِندِهِۦ فَيُصْبِحُوا۟ عَلَىٰ مَآ أَسَرُّوا۟ فِىٓ أَنفُسِهِمْ نَٰدِمِينَ
Kalplerinde hastalık bulunanların, "Bize bir felaket gelmesinden korkuyoruz" diyerek onların arasına koştuğunu görürsün. Umulur ki Allah bir fetih ya da katından bir emir getirir de içlerinde gizlediklerine pişman olurlar.
وَيَقُولُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَهَٰٓؤُلَآءِ ٱلَّذِينَ أَقْسَمُوا۟ بِٱللَّهِ جَهْدَ أَيْمَٰنِهِمْ إِنَّهُمْ لَمَعَكُمْ حَبِطَتْ أَعْمَٰلُهُمْ فَأَصْبَحُوا۟ خَٰسِرِينَ
İman edenler der ki: "Sizinle birlikte olduklarına dair var güçleriyle Allah'a yemin edenler bunlar mı?" İşleri boşa gitti ve hüsrana uğrayanlardan oldular.
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ مَن يَرْتَدَّ مِنكُمْ عَن دِينِهِۦ فَسَوْفَ يَأْتِى ٱللَّهُ بِقَوْمٍ يُحِبُّهُمْ وَيُحِبُّونَهُۥٓ أَذِلَّةٍ عَلَى ٱلْمُؤْمِنِينَ أَعِزَّةٍ عَلَى ٱلْكَٰفِرِينَ يُجَٰهِدُونَ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ وَلَا يَخَافُونَ لَوْمَةَ لَآئِمٍ ذَٰلِكَ فَضْلُ ٱللَّهِ يُؤْتِيهِ مَن يَشَآءُ وَٱللَّهُ وَٰسِعٌ عَلِيمٌ
Ey iman edenler! İçinizden kim dininden dönerse, Allah öyle bir topluluk getirir ki, onları sever ve onlar da O'nu sever; müminlere karşı alçakgönüllü, gerçeği örtenlere karşı onurludurlar. Allah yolunda çaba gösterir ve kınayanın kınamasından korkmazlar. Bu, Allah'ın lütfudur; dilediğine verir. Allah geniş lütuf sahibidir, bilendir.
إِنَّمَا وَلِيُّكُمُ ٱللَّهُ وَرَسُولُهُۥ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱلَّذِينَ يُقِيمُونَ ٱلصَّلَوٰةَ وَيُؤْتُونَ ٱلزَّكَوٰةَ وَهُمْ رَٰكِعُونَ
Sizin dostunuz ancak Allah'tır, elçisidir ve iman edenlerdir; onlar namazı kılar, zekâtı verir ve rükû ederler.
وَمَن يَتَوَلَّ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ فَإِنَّ حِزْبَ ٱللَّهِ هُمُ ٱلْغَٰلِبُونَ
Kim Allah'ı, elçisini ve iman edenleri dost edinirse, şüphesiz üstün gelenler Allah'ın tarafında olanlardır.
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تَتَّخِذُوا۟ ٱلَّذِينَ ٱتَّخَذُوا۟ دِينَكُمْ هُزُوًا وَلَعِبًا مِّنَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ مِن قَبْلِكُمْ وَٱلْكُفَّارَ أَوْلِيَآءَ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ
Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi alay ve oyun konusu yapanları ve gerçeği örtenleri sırdaş edinmeyin. Mümin iseniz Allah'tan sakının.
وَإِذَا نَادَيْتُمْ إِلَى ٱلصَّلَوٰةِ ٱتَّخَذُوهَا هُزُوًا وَلَعِبًا ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمْ قَوْمٌ لَّا يَعْقِلُونَ
Namaza çağırdığınızda, onu alay ve oyun konusu yaparlar. Bu, onların akletmeyen bir topluluk olması yüzündendir.
قُلْ يَٰٓأَهْلَ ٱلْكِتَٰبِ هَلْ تَنقِمُونَ مِنَّآ إِلَّآ أَنْ ءَامَنَّا بِٱللَّهِ وَمَآ أُنزِلَ إِلَيْنَا وَمَآ أُنزِلَ مِن قَبْلُ وَأَنَّ أَكْثَرَكُمْ فَٰسِقُونَ
De ki: Ey kitap halkı! Ancak Allah'a, bize indirilene ve daha önce indirilene iman etmemizi ve çoğunuzun yoldan çıkmış olmasını mı kınıyorsunuz?
قُلْ هَلْ أُنَبِّئُكُم بِشَرٍّ مِّن ذَٰلِكَ مَثُوبَةً عِندَ ٱللَّهِ مَن لَّعَنَهُ ٱللَّهُ وَغَضِبَ عَلَيْهِ وَجَعَلَ مِنْهُمُ ٱلْقِرَدَةَ وَٱلْخَنَازِيرَ وَعَبَدَ ٱلطَّٰغُوتَ أُو۟لَٰٓئِكَ شَرٌّ مَّكَانًا وَأَضَلُّ عَن سَوَآءِ ٱلسَّبِيلِ
De ki: Allah katında karşılık bakımından bundan daha kötüsünü size haber vereyim mi? Allah'ın lanetlediği ve öfkelendiği, içlerinden maymunlar ve domuzlar yaptığı ve azgın güce kulluk edenler. İşte onların yeri daha kötüdür ve düz yoldan daha çok sapmışlardır.
وَإِذَا جَآءُوكُمْ قَالُوٓا۟ ءَامَنَّا وَقَد دَّخَلُوا۟ بِٱلْكُفْرِ وَهُمْ قَدْ خَرَجُوا۟ بِهِۦ وَٱللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا كَانُوا۟ يَكْتُمُونَ
Yanınıza geldiklerinde "İman ettik" derler; oysa inkârla girmiş ve onunla çıkmışlardır. Allah, gizlediklerini daha iyi bilir.
وَتَرَىٰ كَثِيرًا مِّنْهُمْ يُسَٰرِعُونَ فِى ٱلْإِثْمِ وَٱلْعُدْوَٰنِ وَأَكْلِهِمُ ٱلسُّحْتَ لَبِئْسَ مَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
İçlerinden birçoğunun günahta, düşmanlıkta ve haram yemekte koştuğunu görürsün. Yaptıkları ne kötüdür!
لَوْلَا يَنْهَىٰهُمُ ٱلرَّبَّٰنِيُّونَ وَٱلْأَحْبَارُ عَن قَوْلِهِمُ ٱلْإِثْمَ وَأَكْلِهِمُ ٱلسُّحْتَ لَبِئْسَ مَا كَانُوا۟ يَصْنَعُونَ
Kendilerini Rabbe adamışlar ve bilginler, günah sözü söylemekten ve haram yemekten onları neden alıkoymuyor? Yaptıkları ne kötüdür!
وَقَالَتِ ٱلْيَهُودُ يَدُ ٱللَّهِ مَغْلُولَةٌ غُلَّتْ أَيْدِيهِمْ وَلُعِنُوا۟ بِمَا قَالُوا۟ بَلْ يَدَاهُ مَبْسُوطَتَانِ يُنفِقُ كَيْفَ يَشَآءُ وَلَيَزِيدَنَّ كَثِيرًا مِّنْهُم مَّآ أُنزِلَ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ طُغْيَٰنًا وَكُفْرًا وَأَلْقَيْنَا بَيْنَهُمُ ٱلْعَدَٰوَةَ وَٱلْبَغْضَآءَ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ كُلَّمَآ أَوْقَدُوا۟ نَارًا لِّلْحَرْبِ أَطْفَأَهَا ٱللَّهُ وَيَسْعَوْنَ فِى ٱلْأَرْضِ فَسَادًا وَٱللَّهُ لَا يُحِبُّ ٱلْمُفْسِدِينَ
Yahudiler dedi ki: "Allah'ın eli bağlıdır." Bağlanan onların elleridir ve söyledikleri yüzünden lanetlendiler. Hayır, O'nun iki eli de açıktır; dilediği gibi verir. Rabbinden sana indirilen, onların çoğunda azgınlığı ve inkârı artıracaktır. Aralarına kıyamet gününe kadar düşmanlık ve kin saldık. Savaş için bir ateş her yaktıklarında, Allah onu söndürdü. Yeryüzünde bozgunculuk için koşarlar; Allah ise bozguncuları sevmez.
وَلَوْ أَنَّ أَهْلَ ٱلْكِتَٰبِ ءَامَنُوا۟ وَٱتَّقَوْا۟ لَكَفَّرْنَا عَنْهُمْ سَيِّـَٔاتِهِمْ وَلَأَدْخَلْنَٰهُمْ جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ
Kitap halkı iman edip sakınsaydı, mutlaka kötülüklerini örter ve onları nimet cennetlerine koyardık.
وَلَوْ أَنَّهُمْ أَقَامُوا۟ ٱلتَّوْرَىٰةَ وَٱلْإِنجِيلَ وَمَآ أُنزِلَ إِلَيْهِم مِّن رَّبِّهِمْ لَأَكَلُوا۟ مِن فَوْقِهِمْ وَمِن تَحْتِ أَرْجُلِهِم مِّنْهُمْ أُمَّةٌ مُّقْتَصِدَةٌ وَكَثِيرٌ مِّنْهُمْ سَآءَ مَا يَعْمَلُونَ
Tevrat'ı, İncil'i ve Rablerinden kendilerine indirileni uygulasalardı, üstlerinden ve ayaklarının altından yerlerdi. İçlerinde ölçülü bir topluluk vardır; çoğunun yaptığı ise ne kötüdür!
يَٰٓأَيُّهَا ٱلرَّسُولُ بَلِّغْ مَآ أُنزِلَ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ وَإِن لَّمْ تَفْعَلْ فَمَا بَلَّغْتَ رِسَالَتَهُۥ وَٱللَّهُ يَعْصِمُكَ مِنَ ٱلنَّاسِ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَهْدِى ٱلْقَوْمَ ٱلْكَٰفِرِينَ
Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni bildir. Bunu yapmazsan, O'nun elçiliğini bildirmemiş olursun. Allah seni insanlardan korur. Şüphesiz Allah, gerçeği örten topluluğu doğru yola iletmez.
قُلْ يَٰٓأَهْلَ ٱلْكِتَٰبِ لَسْتُمْ عَلَىٰ شَىْءٍ حَتَّىٰ تُقِيمُوا۟ ٱلتَّوْرَىٰةَ وَٱلْإِنجِيلَ وَمَآ أُنزِلَ إِلَيْكُم مِّن رَّبِّكُمْ وَلَيَزِيدَنَّ كَثِيرًا مِّنْهُم مَّآ أُنزِلَ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ طُغْيَٰنًا وَكُفْرًا فَلَا تَأْسَ عَلَى ٱلْقَوْمِ ٱلْكَٰفِرِينَ
De ki: Ey kitap halkı! Tevrat'ı, İncil'i ve Rabbinizden size indirileni uygulamadıkça bir şey üzerinde değilsiniz. Rabbinden sana indirilen, onların çoğunda azgınlığı ve inkârı artıracaktır. Öyleyse gerçeği örten topluluk için üzülme.
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَٱلَّذِينَ هَادُوا۟ وَٱلصَّٰبِـُٔونَ وَٱلنَّصَٰرَىٰ مَنْ ءَامَنَ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْـَٔاخِرِ وَعَمِلَ صَٰلِحًا فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
Şüphesiz iman edenler, yahudi olanlar, Sâbiîler ve Hristiyanlardan Allah'a ve ahiret gününe iman edip salih amel işleyenlere korku yoktur; onlar üzülmezler de.
لَقَدْ أَخَذْنَا مِيثَٰقَ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ وَأَرْسَلْنَآ إِلَيْهِمْ رُسُلًا كُلَّمَا جَآءَهُمْ رَسُولٌۢ بِمَا لَا تَهْوَىٰٓ أَنفُسُهُمْ فَرِيقًا كَذَّبُوا۟ وَفَرِيقًا يَقْتُلُونَ
Andolsun İsrâiloğulları'ndan söz aldık ve onlara elçiler gönderdik. Ne zaman bir elçi, canlarının istemediğini getirse, bir kısmını yalanladılar ve bir kısmını öldürüyorlardı.
وَحَسِبُوٓا۟ أَلَّا تَكُونَ فِتْنَةٌ فَعَمُوا۟ وَصَمُّوا۟ ثُمَّ تَابَ ٱللَّهُ عَلَيْهِمْ ثُمَّ عَمُوا۟ وَصَمُّوا۟ كَثِيرٌ مِّنْهُمْ وَٱللَّهُ بَصِيرٌۢ بِمَا يَعْمَلُونَ
Bir sınama olmayacağını sandılar; kör ve sağır oldular. Sonra Allah onların tövbesini kabul etti; sonra içlerinden birçoğu yine kör ve sağır oldu. Allah, yaptıklarını görendir.
لَقَدْ كَفَرَ ٱلَّذِينَ قَالُوٓا۟ إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلْمَسِيحُ ٱبْنُ مَرْيَمَ وَقَالَ ٱلْمَسِيحُ يَٰبَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ رَبِّى وَرَبَّكُمْ إِنَّهُۥ مَن يُشْرِكْ بِٱللَّهِ فَقَدْ حَرَّمَ ٱللَّهُ عَلَيْهِ ٱلْجَنَّةَ وَمَأْوَىٰهُ ٱلنَّارُ وَمَا لِلظَّٰلِمِينَ مِنْ أَنصَارٍ
"Şüphesiz Allah, Meryem oğlu Mesih'tir" diyenler gerçeği örtmüştür. Oysa Mesih demişti ki: "Ey İsrâiloğulları! Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin." Kim Allah'a ortak koşarsa, şüphesiz Allah ona cenneti haram kılmıştır ve varacağı yer ateştir. Zalimler için hiçbir yardımcı yoktur.
لَّقَدْ كَفَرَ ٱلَّذِينَ قَالُوٓا۟ إِنَّ ٱللَّهَ ثَالِثُ ثَلَٰثَةٍ وَمَا مِنْ إِلَٰهٍ إِلَّآ إِلَٰهٌ وَٰحِدٌ وَإِن لَّمْ يَنتَهُوا۟ عَمَّا يَقُولُونَ لَيَمَسَّنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِنْهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
"Şüphesiz Allah, üçün üçüncüsüdür" diyenler gerçeği örtmüştür. Oysa tek bir ilahtan başka ilah yoktur. Söylediklerinden vazgeçmezlerse, içlerinden inkâr edenlere acı bir azap dokunacaktır.
أَفَلَا يَتُوبُونَ إِلَى ٱللَّهِ وَيَسْتَغْفِرُونَهُۥ وَٱللَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
Allah'a tövbe edip O'ndan bağışlanma dilemezler mi? Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
مَّا ٱلْمَسِيحُ ٱبْنُ مَرْيَمَ إِلَّا رَسُولٌ قَدْ خَلَتْ مِن قَبْلِهِ ٱلرُّسُلُ وَأُمُّهُۥ صِدِّيقَةٌ كَانَا يَأْكُلَانِ ٱلطَّعَامَ ٱنظُرْ كَيْفَ نُبَيِّنُ لَهُمُ ٱلْـَٔايَٰتِ ثُمَّ ٱنظُرْ أَنَّىٰ يُؤْفَكُونَ
Meryem oğlu Mesih, ancak bir elçidir; ondan önce de elçiler gelip geçti. Annesi ise dosdoğru bir kadındı. İkisi de yemek yerdi. Bak, onlara ayetleri nasıl açıklıyoruz; sonra bak, nasıl da çevriliyorlar!
قُلْ أَتَعْبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ مَا لَا يَمْلِكُ لَكُمْ ضَرًّا وَلَا نَفْعًا وَٱللَّهُ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ
De ki: Allah'ı bırakıp size ne zarar ne fayda vermeye gücü yeten şeye mi kulluk ediyorsunuz? Allah ise işitendir, bilendir.
قُلْ يَٰٓأَهْلَ ٱلْكِتَٰبِ لَا تَغْلُوا۟ فِى دِينِكُمْ غَيْرَ ٱلْحَقِّ وَلَا تَتَّبِعُوٓا۟ أَهْوَآءَ قَوْمٍ قَدْ ضَلُّوا۟ مِن قَبْلُ وَأَضَلُّوا۟ كَثِيرًا وَضَلُّوا۟ عَن سَوَآءِ ٱلسَّبِيلِ
De ki: Ey kitap halkı! Dininizde haksız yere aşırı gitmeyin. Daha önce sapmış, birçoğunu saptırmış ve düz yoldan sapmış bir topluluğun arzularına uymayın.
لُعِنَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِنۢ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ عَلَىٰ لِسَانِ دَاوُۥدَ وَعِيسَى ٱبْنِ مَرْيَمَ ذَٰلِكَ بِمَا عَصَوا۟ وَّكَانُوا۟ يَعْتَدُونَ
İsrâiloğulları'ndan inkâr edenler, Dâvûd'un ve Meryem oğlu Îsâ'nın diliyle lanetlendi. Bu, karşı gelmeleri ve haddi aşmaları yüzündendi.
كَانُوا۟ لَا يَتَنَاهَوْنَ عَن مُّنكَرٍ فَعَلُوهُ لَبِئْسَ مَا كَانُوا۟ يَفْعَلُونَ
İşledikleri kötülükten birbirlerini alıkoymuyorlardı. Yaptıkları ne kötüdür!
تَرَىٰ كَثِيرًا مِّنْهُمْ يَتَوَلَّوْنَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَبِئْسَ مَا قَدَّمَتْ لَهُمْ أَنفُسُهُمْ أَن سَخِطَ ٱللَّهُ عَلَيْهِمْ وَفِى ٱلْعَذَابِ هُمْ خَٰلِدُونَ
İçlerinden birçoğunun, gerçeği örtenleri dost edindiğini görürsün. Kendileri için önden gönderdikleri ne kötüdür! Allah onlara öfkelendi ve azapta süreklidirler.
وَلَوْ كَانُوا۟ يُؤْمِنُونَ بِٱللَّهِ وَٱلنَّبِىِّ وَمَآ أُنزِلَ إِلَيْهِ مَا ٱتَّخَذُوهُمْ أَوْلِيَآءَ وَلَٰكِنَّ كَثِيرًا مِّنْهُمْ فَٰسِقُونَ
Allah'a, peygambere ve ona indirilene iman etselerdi, onları dost edinmezlerdi; fakat içlerinden birçoğu yoldan çıkmıştır.
لَتَجِدَنَّ أَشَدَّ ٱلنَّاسِ عَدَٰوَةً لِّلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱلْيَهُودَ وَٱلَّذِينَ أَشْرَكُوا۟ وَلَتَجِدَنَّ أَقْرَبَهُم مَّوَدَّةً لِّلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱلَّذِينَ قَالُوٓا۟ إِنَّا نَصَٰرَىٰ ذَٰلِكَ بِأَنَّ مِنْهُمْ قِسِّيسِينَ وَرُهْبَانًا وَأَنَّهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ
İman edenlere düşmanlık bakımından insanların en şiddetlisi olarak yahudileri ve ortak koşanları bulursun. İman edenlere sevgi bakımından en yakın olarak da "Biz Hristiyanız" diyenleri bulursun. Bu, içlerinde keşişler ve rahipler bulunması ve büyüklenmemeleri yüzündendir.
وَإِذَا سَمِعُوا۟ مَآ أُنزِلَ إِلَى ٱلرَّسُولِ تَرَىٰٓ أَعْيُنَهُمْ تَفِيضُ مِنَ ٱلدَّمْعِ مِمَّا عَرَفُوا۟ مِنَ ٱلْحَقِّ يَقُولُونَ رَبَّنَآ ءَامَنَّا فَٱكْتُبْنَا مَعَ ٱلشَّٰهِدِينَ
Elçiye indirileni işittiklerinde, tanıdıkları gerçek yüzünden gözlerinin yaşla dolup taştığını görürsün. Derler ki: "Rabbimiz! İman ettik; bizi şahitlerle birlikte yaz.
وَمَا لَنَا لَا نُؤْمِنُ بِٱللَّهِ وَمَا جَآءَنَا مِنَ ٱلْحَقِّ وَنَطْمَعُ أَن يُدْخِلَنَا رَبُّنَا مَعَ ٱلْقَوْمِ ٱلصَّٰلِحِينَ
Rabbimizin bizi salih topluluğa katmasını umarken, Allah'a ve bize gelen gerçeğe neden iman etmeyelim?"
فَأَثَٰبَهُمُ ٱللَّهُ بِمَا قَالُوا۟ جَنَّٰتٍ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَا وَذَٰلِكَ جَزَآءُ ٱلْمُحْسِنِينَ
Söyledikleri yüzünden Allah onlara, altlarından ırmaklar akan ve içinde sürekli kalacakları cennetler verdi. İşte iyilik yapanların karşılığı budur.
وَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَكَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَآ أُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلْجَحِيمِ
İnkâr edip ayetlerimizi yalanlayanlar ise, işte onlar cehennemin halkıdır.
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تُحَرِّمُوا۟ طَيِّبَٰتِ مَآ أَحَلَّ ٱللَّهُ لَكُمْ وَلَا تَعْتَدُوٓا۟ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُحِبُّ ٱلْمُعْتَدِينَ
Ey iman edenler! Allah'ın size helal kıldığı temiz şeyleri haram kılmayın ve haddi aşmayın. Şüphesiz Allah, haddi aşanları sevmez.
وَكُلُوا۟ مِمَّا رَزَقَكُمُ ٱللَّهُ حَلَٰلًا طَيِّبًا وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ ٱلَّذِىٓ أَنتُم بِهِۦ مُؤْمِنُونَ
Allah'ın size rızık olarak verdiğinden helal ve temiz olarak yiyin. İman ettiğiniz Allah'tan sakının.
لَا يُؤَاخِذُكُمُ ٱللَّهُ بِٱللَّغْوِ فِىٓ أَيْمَٰنِكُمْ وَلَٰكِن يُؤَاخِذُكُم بِمَا عَقَّدتُّمُ ٱلْأَيْمَٰنَ فَكَفَّٰرَتُهُۥٓ إِطْعَامُ عَشَرَةِ مَسَٰكِينَ مِنْ أَوْسَطِ مَا تُطْعِمُونَ أَهْلِيكُمْ أَوْ كِسْوَتُهُمْ أَوْ تَحْرِيرُ رَقَبَةٍ فَمَن لَّمْ يَجِدْ فَصِيَامُ ثَلَٰثَةِ أَيَّامٍ ذَٰلِكَ كَفَّٰرَةُ أَيْمَٰنِكُمْ إِذَا حَلَفْتُمْ وَٱحْفَظُوٓا۟ أَيْمَٰنَكُمْ كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمْ ءَايَٰتِهِۦ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
Allah sizi boş yeminlerinizden dolayı sorumlu tutmaz; ancak bilerek yaptığınız yeminlerden sorumlu tutar. Bunun kefareti, ailenize yedirdiğinizin ortalamasından on yoksulu doyurmak, onları giydirmek ya da bir köleyi özgürlüğüne kavuşturmaktır. Bunu bulamayan üç gün oruç tutar. İşte bu, yemin ettiğinizde yeminlerinizin kefaretidir. Yeminlerinizi koruyun. Allah ayetlerini size işte böyle açıklar; belki şükredersiniz.
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِنَّمَا ٱلْخَمْرُ وَٱلْمَيْسِرُ وَٱلْأَنصَابُ وَٱلْأَزْلَٰمُ رِجْسٌ مِّنْ عَمَلِ ٱلشَّيْطَٰنِ فَٱجْتَنِبُوهُ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
Ey iman edenler! Şarap, kumar, dikili taşlar ve fal okları, ancak şeytan işi bir kirliliktir. Ondan kaçının; belki kurtuluşa erersiniz.
إِنَّمَا يُرِيدُ ٱلشَّيْطَٰنُ أَن يُوقِعَ بَيْنَكُمُ ٱلْعَدَٰوَةَ وَٱلْبَغْضَآءَ فِى ٱلْخَمْرِ وَٱلْمَيْسِرِ وَيَصُدَّكُمْ عَن ذِكْرِ ٱللَّهِ وَعَنِ ٱلصَّلَوٰةِ فَهَلْ أَنتُم مُّنتَهُونَ
Şeytan, şarap ve kumarla aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçtiniz değil mi?
وَأَطِيعُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُوا۟ ٱلرَّسُولَ وَٱحْذَرُوا۟ فَإِن تَوَلَّيْتُمْ فَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّمَا عَلَىٰ رَسُولِنَا ٱلْبَلَٰغُ ٱلْمُبِينُ
Allah'a itaat edin, elçiye itaat edin ve sakının. Yüz çevirirseniz, bilin ki elçimize düşen ancak apaçık bildirmektir.
لَيْسَ عَلَى ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ جُنَاحٌ فِيمَا طَعِمُوٓا۟ إِذَا مَا ٱتَّقَوا۟ وَّءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ ثُمَّ ٱتَّقَوا۟ وَّءَامَنُوا۟ ثُمَّ ٱتَّقَوا۟ وَّأَحْسَنُوا۟ وَٱللَّهُ يُحِبُّ ٱلْمُحْسِنِينَ
İman edip salih amel işleyenlere, sakındıkları, iman ettikleri ve salih amel işledikleri sürece, sonra sakınıp iman ettikleri, sonra sakınıp iyilik yaptıkları sürece, tattıklarında bir günah yoktur. Allah iyilik yapanları sever.
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَيَبْلُوَنَّكُمُ ٱللَّهُ بِشَىْءٍ مِّنَ ٱلصَّيْدِ تَنَالُهُۥٓ أَيْدِيكُمْ وَرِمَاحُكُمْ لِيَعْلَمَ ٱللَّهُ مَن يَخَافُهُۥ بِٱلْغَيْبِ فَمَنِ ٱعْتَدَىٰ بَعْدَ ذَٰلِكَ فَلَهُۥ عَذَابٌ أَلِيمٌ
Ey iman edenler! Allah, görmediği hâlde kendisinden kimin korktuğunu bilmek için, ellerinizin ve mızraklarınızın erişeceği bir avla sizi mutlaka sınayacaktır. Kim bundan sonra haddi aşarsa, onun için acı bir azap vardır.
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تَقْتُلُوا۟ ٱلصَّيْدَ وَأَنتُمْ حُرُمٌ وَمَن قَتَلَهُۥ مِنكُم مُّتَعَمِّدًا فَجَزَآءٌ مِّثْلُ مَا قَتَلَ مِنَ ٱلنَّعَمِ يَحْكُمُ بِهِۦ ذَوَا عَدْلٍ مِّنكُمْ هَدْيًۢا بَٰلِغَ ٱلْكَعْبَةِ أَوْ كَفَّٰرَةٌ طَعَامُ مَسَٰكِينَ أَوْ عَدْلُ ذَٰلِكَ صِيَامًا لِّيَذُوقَ وَبَالَ أَمْرِهِۦ عَفَا ٱللَّهُ عَمَّا سَلَفَ وَمَنْ عَادَ فَيَنتَقِمُ ٱللَّهُ مِنْهُ وَٱللَّهُ عَزِيزٌ ذُو ٱنتِقَامٍ
Ey iman edenler! İhramlı iken av öldürmeyin. İçinizden kim onu bilerek öldürürse, karşılığı, içinizden iki adaletli kişinin hükmedeceği, Kâbe'ye ulaşacak bir kurbanlık olarak öldürdüğünün dengidir; ya da bir kefaret olarak yoksulları doyurmak veya buna denk oruç tutmaktır. Bu, yaptığının ağırlığını tatması içindir. Allah geçmişte olanı bağışladı. Kim döner de yaparsa, Allah ondan öcünü alır. Allah güçlüdür, öç alandır.
أُحِلَّ لَكُمْ صَيْدُ ٱلْبَحْرِ وَطَعَامُهُۥ مَتَٰعًا لَّكُمْ وَلِلسَّيَّارَةِ وَحُرِّمَ عَلَيْكُمْ صَيْدُ ٱلْبَرِّ مَا دُمْتُمْ حُرُمًا وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ ٱلَّذِىٓ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ
Deniz avı ve onun yiyeceği, size ve yolculara bir yarar olarak helal kılındı. İhramlı olduğunuz sürece kara avı size haram kılındı. Huzurunda toplanacağınız Allah'tan sakının.
جَعَلَ ٱللَّهُ ٱلْكَعْبَةَ ٱلْبَيْتَ ٱلْحَرَامَ قِيَٰمًا لِّلنَّاسِ وَٱلشَّهْرَ ٱلْحَرَامَ وَٱلْهَدْىَ وَٱلْقَلَٰٓئِدَ ذَٰلِكَ لِتَعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ يَعْلَمُ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ وَأَنَّ ٱللَّهَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ
Allah, Kâbe'yi, o dokunulmaz evi, haram ayı, kurbanlığı ve gerdanlıkları insanlar için bir ayakta duruş yaptı. Bu, Allah'ın göklerde ve yerde olanı bildiğini ve Allah'ın her şeyi bilen olduğunu bilmeniz içindir.
ٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ شَدِيدُ ٱلْعِقَابِ وَأَنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
Bilin ki Allah'ın cezası çetindir ve şüphesiz Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
مَّا عَلَى ٱلرَّسُولِ إِلَّا ٱلْبَلَٰغُ وَٱللَّهُ يَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا تَكْتُمُونَ
Elçiye düşen ancak bildirmektir. Allah, açığa vurduğunuzu da gizlediğinizi de bilir.
قُل لَّا يَسْتَوِى ٱلْخَبِيثُ وَٱلطَّيِّبُ وَلَوْ أَعْجَبَكَ كَثْرَةُ ٱلْخَبِيثِ فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ يَٰٓأُو۟لِى ٱلْأَلْبَٰبِ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
De ki: Kötünün çokluğu seni imrendirse de, kötü ile iyi bir olmaz. Ey akıl sahipleri! Allah'tan sakının; belki kurtuluşa erersiniz.
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تَسْـَٔلُوا۟ عَنْ أَشْيَآءَ إِن تُبْدَ لَكُمْ تَسُؤْكُمْ وَإِن تَسْـَٔلُوا۟ عَنْهَا حِينَ يُنَزَّلُ ٱلْقُرْءَانُ تُبْدَ لَكُمْ عَفَا ٱللَّهُ عَنْهَا وَٱللَّهُ غَفُورٌ حَلِيمٌ
Ey iman edenler! Açıklandığında sizi üzecek şeyleri sormayın. Kur'an indirilirken onları sorarsanız, size açıklanır. Allah onları bağışladı. Allah çok bağışlayandır, yumuşak huyludur.
قَدْ سَأَلَهَا قَوْمٌ مِّن قَبْلِكُمْ ثُمَّ أَصْبَحُوا۟ بِهَا كَٰفِرِينَ
Sizden önce bir topluluk onları sormuş, sonra onlar yüzünden inkâr edenler olmuştu.
مَا جَعَلَ ٱللَّهُ مِنۢ بَحِيرَةٍ وَلَا سَآئِبَةٍ وَلَا وَصِيلَةٍ وَلَا حَامٍ وَلَٰكِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ يَفْتَرُونَ عَلَى ٱللَّهِ ٱلْكَذِبَ وَأَكْثَرُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ
Allah, ne bahîra ne sâibe ne vasîle ne de hâm diye bir şey belirlemedi. Fakat gerçeği örtenler, Allah'a karşı yalan uyduruyor ve onların çoğu akletmiyor.
وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ تَعَالَوْا۟ إِلَىٰ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ وَإِلَى ٱلرَّسُولِ قَالُوا۟ حَسْبُنَا مَا وَجَدْنَا عَلَيْهِ ءَابَآءَنَآ أَوَلَوْ كَانَ ءَابَآؤُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ شَيْـًٔا وَلَا يَهْتَدُونَ
Onlara "Allah'ın indirdiğine ve elçiye gelin" denildiğinde derler ki: "Atalarımızı üzerinde bulduğumuz bize yeter." Ataları hiçbir şey bilmiyor ve doğru yolu bulmuyor olsa da mı?
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ عَلَيْكُمْ أَنفُسَكُمْ لَا يَضُرُّكُم مَّن ضَلَّ إِذَا ٱهْتَدَيْتُمْ إِلَى ٱللَّهِ مَرْجِعُكُمْ جَمِيعًا فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
Ey iman edenler! Kendinize bakın. Doğru yolda olduğunuzda, sapan size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır; yaptıklarınızı size haber verecektir.
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ شَهَٰدَةُ بَيْنِكُمْ إِذَا حَضَرَ أَحَدَكُمُ ٱلْمَوْتُ حِينَ ٱلْوَصِيَّةِ ٱثْنَانِ ذَوَا عَدْلٍ مِّنكُمْ أَوْ ءَاخَرَانِ مِنْ غَيْرِكُمْ إِنْ أَنتُمْ ضَرَبْتُمْ فِى ٱلْأَرْضِ فَأَصَٰبَتْكُم مُّصِيبَةُ ٱلْمَوْتِ تَحْبِسُونَهُمَا مِنۢ بَعْدِ ٱلصَّلَوٰةِ فَيُقْسِمَانِ بِٱللَّهِ إِنِ ٱرْتَبْتُمْ لَا نَشْتَرِى بِهِۦ ثَمَنًا وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبَىٰ وَلَا نَكْتُمُ شَهَٰدَةَ ٱللَّهِ إِنَّآ إِذًا لَّمِنَ ٱلْـَٔاثِمِينَ
Ey iman edenler! Birinize ölüm geldiğinde, vasiyet sırasında aranızda şahitlik, içinizden iki adaletli kişiyle olsun; ya da yeryüzünde yolculuktayken ölüm musibeti başınıza gelmişse, sizden olmayan iki kişiyle. Kuşkuya düşerseniz, ikisini namazdan sonra alıkoyarsınız ve şöyle yemin ederler: "Yakınımız bile olsa, buna karşılık bir değer almayacağız ve Allah'ın şahitliğini gizlemeyeceğiz; yoksa şüphesiz günahkârlardan oluruz."
فَإِنْ عُثِرَ عَلَىٰٓ أَنَّهُمَا ٱسْتَحَقَّآ إِثْمًا فَـَٔاخَرَانِ يَقُومَانِ مَقَامَهُمَا مِنَ ٱلَّذِينَ ٱسْتَحَقَّ عَلَيْهِمُ ٱلْأَوْلَيَٰنِ فَيُقْسِمَانِ بِٱللَّهِ لَشَهَٰدَتُنَآ أَحَقُّ مِن شَهَٰدَتِهِمَا وَمَا ٱعْتَدَيْنَآ إِنَّآ إِذًا لَّمِنَ ٱلظَّٰلِمِينَ
İkisinin bir günahı hak ettiği anlaşılırsa, haksızlığa uğrayanlardan, ölene daha yakın olan iki kişi onların yerine geçer ve şöyle yemin ederler: "Bizim şahitliğimiz, onların şahitliğinden daha doğrudur ve biz haddi aşmadık; yoksa şüphesiz zalimlerden oluruz."
ذَٰلِكَ أَدْنَىٰٓ أَن يَأْتُوا۟ بِٱلشَّهَٰدَةِ عَلَىٰ وَجْهِهَآ أَوْ يَخَافُوٓا۟ أَن تُرَدَّ أَيْمَٰنٌۢ بَعْدَ أَيْمَٰنِهِمْ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَٱسْمَعُوا۟ وَٱللَّهُ لَا يَهْدِى ٱلْقَوْمَ ٱلْفَٰسِقِينَ
Bu, şahitliği gereğince yapmalarına ya da yeminlerinden sonra yeminlerin geri çevrilmesinden korkmalarına daha yakındır. Allah'tan sakının ve dinleyin. Allah, yoldan çıkmış topluluğu doğru yola iletmez.
يَوْمَ يَجْمَعُ ٱللَّهُ ٱلرُّسُلَ فَيَقُولُ مَاذَآ أُجِبْتُمْ قَالُوا۟ لَا عِلْمَ لَنَآ إِنَّكَ أَنتَ عَلَّٰمُ ٱلْغُيُوبِ
Allah'ın elçileri toplayacağı gün diyecek ki: "Size ne karşılık verildi?" Diyecekler ki: "Bizim bir bilgimiz yok; şüphesiz gaybları bilen sensin."
إِذْ قَالَ ٱللَّهُ يَٰعِيسَى ٱبْنَ مَرْيَمَ ٱذْكُرْ نِعْمَتِى عَلَيْكَ وَعَلَىٰ وَٰلِدَتِكَ إِذْ أَيَّدتُّكَ بِرُوحِ ٱلْقُدُسِ تُكَلِّمُ ٱلنَّاسَ فِى ٱلْمَهْدِ وَكَهْلًا وَإِذْ عَلَّمْتُكَ ٱلْكِتَٰبَ وَٱلْحِكْمَةَ وَٱلتَّوْرَىٰةَ وَٱلْإِنجِيلَ وَإِذْ تَخْلُقُ مِنَ ٱلطِّينِ كَهَيْـَٔةِ ٱلطَّيْرِ بِإِذْنِى فَتَنفُخُ فِيهَا فَتَكُونُ طَيْرًۢا بِإِذْنِى وَتُبْرِئُ ٱلْأَكْمَهَ وَٱلْأَبْرَصَ بِإِذْنِى وَإِذْ تُخْرِجُ ٱلْمَوْتَىٰ بِإِذْنِى وَإِذْ كَفَفْتُ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ عَنكَ إِذْ جِئْتَهُم بِٱلْبَيِّنَٰتِ فَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِنْهُمْ إِنْ هَٰذَآ إِلَّا سِحْرٌ مُّبِينٌ
Hani Allah demişti ki: "Ey Meryem oğlu Îsâ! Senin üzerindeki ve annenin üzerindeki nimetimi an. Hani seni Rûhu'l-kudüs ile desteklemiştim; beşikte ve yetişkinken insanlarla konuşuyordun. Hani sana kitabı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretmiştim. Hani iznimle çamurdan kuş biçiminde bir şey yapıyor, ona üflüyordun da iznimle kuş oluyordu. İznimle doğuştan körü ve alacalıyı iyileştiriyordun. Hani iznimle ölüleri çıkarıyordun. Hani İsrâiloğulları'nı senden savmıştım; onlara apaçık delillerle geldiğinde, içlerinden inkâr edenler demişti ki: Bu apaçık bir büyüden başka bir şey değildir."
وَإِذْ أَوْحَيْتُ إِلَى ٱلْحَوَارِيِّـۧنَ أَنْ ءَامِنُوا۟ بِى وَبِرَسُولِى قَالُوٓا۟ ءَامَنَّا وَٱشْهَدْ بِأَنَّنَا مُسْلِمُونَ
Hani havarilere vahyetmiştim: "Bana ve elçime iman edin." Demişlerdi ki: "İman ettik; teslim olduğumuza şahit ol."
إِذْ قَالَ ٱلْحَوَارِيُّونَ يَٰعِيسَى ٱبْنَ مَرْيَمَ هَلْ يَسْتَطِيعُ رَبُّكَ أَن يُنَزِّلَ عَلَيْنَا مَآئِدَةً مِّنَ ٱلسَّمَآءِ قَالَ ٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ
Hani havariler demişti ki: "Ey Meryem oğlu Îsâ! Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?" Dedi ki: "Mümin iseniz Allah'tan sakının."
قَالُوا۟ نُرِيدُ أَن نَّأْكُلَ مِنْهَا وَتَطْمَئِنَّ قُلُوبُنَا وَنَعْلَمَ أَن قَدْ صَدَقْتَنَا وَنَكُونَ عَلَيْهَا مِنَ ٱلشَّٰهِدِينَ
Dediler ki: "Ondan yemek, kalplerimizin yatışması, bize doğru söylediğini bilmek ve buna şahitlerden olmak istiyoruz."
قَالَ عِيسَى ٱبْنُ مَرْيَمَ ٱللَّهُمَّ رَبَّنَآ أَنزِلْ عَلَيْنَا مَآئِدَةً مِّنَ ٱلسَّمَآءِ تَكُونُ لَنَا عِيدًا لِّأَوَّلِنَا وَءَاخِرِنَا وَءَايَةً مِّنكَ وَٱرْزُقْنَا وَأَنتَ خَيْرُ ٱلرَّٰزِقِينَ
Meryem oğlu Îsâ dedi ki: "Allah'ım, Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir; bizim için, öncemiz ve sonramız için bir bayram ve senden bir ayet olsun. Bizi rızıklandır; sen rızık verenlerin en hayırlısısın."
قَالَ ٱللَّهُ إِنِّى مُنَزِّلُهَا عَلَيْكُمْ فَمَن يَكْفُرْ بَعْدُ مِنكُمْ فَإِنِّىٓ أُعَذِّبُهُۥ عَذَابًا لَّآ أُعَذِّبُهُۥٓ أَحَدًا مِّنَ ٱلْعَٰلَمِينَ
Allah buyurdu ki: "Şüphesiz ben onu size indireceğim. Bundan sonra içinizden kim inkâr ederse, ona âlemlerden hiç kimseye etmediğim bir azabı ederim."
وَإِذْ قَالَ ٱللَّهُ يَٰعِيسَى ٱبْنَ مَرْيَمَ ءَأَنتَ قُلْتَ لِلنَّاسِ ٱتَّخِذُونِى وَأُمِّىَ إِلَٰهَيْنِ مِن دُونِ ٱللَّهِ قَالَ سُبْحَٰنَكَ مَا يَكُونُ لِىٓ أَنْ أَقُولَ مَا لَيْسَ لِى بِحَقٍّ إِن كُنتُ قُلْتُهُۥ فَقَدْ عَلِمْتَهُۥ تَعْلَمُ مَا فِى نَفْسِى وَلَآ أَعْلَمُ مَا فِى نَفْسِكَ إِنَّكَ أَنتَ عَلَّٰمُ ٱلْغُيُوبِ
Hani Allah demişti ki: "Ey Meryem oğlu Îsâ! İnsanlara, 'Allah'ı bırakıp beni ve annemi iki ilah edinin' diye sen mi söyledin?" Dedi ki: "Seni tenzih ederim! Hakkım olmayanı söylemek bana yakışmaz. Bunu söylemişsem, sen onu bilirsin. Sen benim içimdekini bilirsin, ben ise senin katındakini bilmem. Şüphesiz gaybları bilen sensin.
مَا قُلْتُ لَهُمْ إِلَّا مَآ أَمَرْتَنِى بِهِۦٓ أَنِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ رَبِّى وَرَبَّكُمْ وَكُنتُ عَلَيْهِمْ شَهِيدًا مَّا دُمْتُ فِيهِمْ فَلَمَّا تَوَفَّيْتَنِى كُنتَ أَنتَ ٱلرَّقِيبَ عَلَيْهِمْ وَأَنتَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ شَهِيدٌ
Onlara, bana emrettiğinden başkasını söylemedim: 'Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin.' İçlerinde bulunduğum sürece üzerlerine şahittim. Beni vefat ettirdiğinde ise, üzerlerine gözetleyen sen oldun. Sen her şeye şahitsin.
إِن تُعَذِّبْهُمْ فَإِنَّهُمْ عِبَادُكَ وَإِن تَغْفِرْ لَهُمْ فَإِنَّكَ أَنتَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ
Onlara azap edersen, şüphesiz onlar senin kullarındır. Onları bağışlarsan, şüphesiz sen güçlüsün, hikmet sahibisin."
قَالَ ٱللَّهُ هَٰذَا يَوْمُ يَنفَعُ ٱلصَّٰدِقِينَ صِدْقُهُمْ لَهُمْ جَنَّٰتٌ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدًا رَّضِىَ ٱللَّهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا۟ عَنْهُ ذَٰلِكَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ
Allah buyurdu ki: "Bu, doğrulara doğruluklarının fayda vereceği gündür. Onlar için, altlarından ırmaklar akan ve içinde sürekli kalacakları cennetler vardır. Allah onlardan hoşnut olmuş, onlar da O'ndan hoşnut olmuştur. İşte büyük kurtuluş budur."
لِلَّهِ مُلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا فِيهِنَّ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌۢ
Göklerin, yerin ve içindekilerin hükümranlığı Allah'ındır ve O'nun her şeye gücü yeter.
Arapça Kur’an metni Tanzil Project tarafından hazırlanmıştır (Uthmani imlası, sürüm 1.1). Lisans: Creative Commons Attribution 3.0 —tanzil.net
Bir canın değeri
32. ayet, bir cana kıymayı bütün insanlara kıymaya, bir canı yaşatmayı da bütün insanları yaşatmaya denk sayar.
Ayetin bu sitede tam olarak verilmesinin sebebi, çoğu zaman iki ucundan da kırpılarak alıntılanmasıdır.
Başındaki kayıt vardır: "bir cana karşılık ya da yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya karşılık olmaksızın". Bu, ayetin bir yargı düzeninden söz ettiğini gösterir; keyfî bir öldürme yasağı olmanın ötesinde.
Sonundaki cümle de vardır ve genellikle atlanır: "sonra bunun ardından onlardan birçoğu yeryüzünde haddi aşmaktadır." Yani ayet bir övgü değil, bir hatırlatmanın ardından gelen bir sitem taşır.
27-31. ayetlerdeki kıssa ise ayetin gerekçesidir: ilk öldürme ve ardından gelen pişmanlık.
Kin adaleti bozmaz
Surede aynı yapı iki kez kurulur ve ikisi de aynı şeyi söyler.
2. ayette: "Sizi Mescid-i Harâm'dan alıkoydular diye bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi haddi aşmaya itmesin."
8. ayette: "Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsizliğe itmesin. Adaletli olun; bu, sakınmaya daha yakındır."
İki ayet arasındaki fark önemlidir. 2. ayette somut bir haksızlık anılır — engellenmiş olmak. Yani kin haklı bir sebebe dayansa bile ölçü değişmez.
8. ayet ayrıca adaleti sakınmaya bağlar: "bu, sakınmaya daha yakındır." Adalet burada bir erdem olarak değil, takvanın ölçüsü olarak anılır.
2. ayetin devamındaki cümle de aynı çerçevededir: "İyilik ve sakınma üzerinde yardımlaşın; günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın."
Sorulmayan sorular
101-102. ayetler, bu platformun kapsam kararıyla doğrudan ilgilidir.
101. ayet, açıklandığında üzecek şeylerin sorulmamasını söyler; 102. ayet ise daha önce bir topluluğun bunu sorduğunu ve sonra o yüzden inkâra düştüğünü bildirir.
103. ayet somut bir örnek verir: bahîra, sâibe, vasîle ve hâm — Allah'ın belirlemediği, sonradan uydurulmuş hayvan kategorileri.
Buradaki uyarı, kaynağı olmayan ayrıntının dine eklenmesine yöneliktir. Bu sitede kaynağı gösterilemeyen sayı, tarif ve kategorilerin yayımlanmamasının Kur'an'daki karşılığı budur.
104. ayet ise gerekçeyi kapatır: "Atalarımızı üzerinde bulduğumuz bize yeter" demek, delil sayılmaz.
Sık sorulan sorular
Mâide 32 tam olarak ne der?
Bir cana karşılık ya da yeryüzünde bozgunculuk karşılığı olmaksızın bir kimseyi öldürmenin bütün insanları öldürmeye, bir canı yaşatmanın da bütün insanları yaşatmaya denk olduğunu bildirir. Ayetin hem baştaki kaydı hem de sondaki cümlesi vardır; bu sayfada tamamı verilmiştir.
Düşmanlık adaleti askıya alır mı?
Hayır. 8. ayet kinin adaletsizliğe itmesini yasaklar ve adaleti sakınmaya bağlar. 2. ayet aynı şeyi somut bir haksızlığın ardından söyler: kin haklı bir sebebe dayansa da ölçü değişmez.
Kaynaklar
- Kur’anMâide 5:1-120 — Surenin metni
- Kur’anNisâ 4:135 — Adaletin kendi aleyhine bile gözetilmesi
- Kur’anMâide 5:2 — Kin ve ölçü ilişkisinin ilk kuruluşu
Son güncelleme: