Helâl Kazanç ile İlgili Hadisler

Sahih hadisBu sayfadaki bilgilerin ana kaynak seviyesi

Buhârî Sahîh'inde alışverişe ayrı bir kitap ayırır. Aşağıdaki yirmi üç hadis o bölümden seçilmiştir: kazanç arayışının meşruluğu, helâl ile haram arasındaki şüpheli alan, alışverişte doğru söylemenin bereketle ve yalanın bereketsizlikle anılması, borçluya mühlet, işçinin ücreti ve kendi eliyle çalışmak. Sayfa alışverişin fıkhî hükümlerini konu etmez; rivayetlerin ne söylediğini kaynağıyla aktarır.

Hadisler

  1. حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرٍو، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَانَتْ عُكَاظٌ وَمِجَنَّةُ وَذُو الْمَجَازِ أَسْوَاقًا فِي الْجَاهِلِيَّةِ، فَلَمَّا كَانَ الإِسْلاَمُ فَكَأَنَّهُمْ تَأَثَّمُوا فِيهِ فَنَزَلَتْ ‏{‏لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَنْ تَبْتَغُوا فَضْلاً مِنْ رَبِّكُمْ ‏}‏ فِي مَوَاسِمِ الْحَجِّ، قَرَأَهَا ابْنُ عَبَّاسٍ‏.‏

    İbn Abbâs şöyle dedi: Ukâz, Micenne ve Zülmecâz Câhiliye döneminde birer panayırdı. İslâm gelince insanlar sanki oralarda alışveriş yapmayı günah saydılar. Bunun üzerine hac mevsimleri hakkında "Rabbinizden bir lütuf aramanızda size bir günah yoktur" âyeti indi. İbn Abbâs âyeti bu şekilde okudu.

    Âyet Bakara 2:198'dir. Rivayetin kaydettiği şey bir tereddüdün giderilmesidir: kazanç arayışının ibadet vaktiyle yan yana gelmesi günah sayılmamıştır. Metnin sonundaki "fî mevâsimi'l-hac" kaydı İbn Abbâs'ın okuyuşudur ve klasik kaynaklarda kıraat farkı olarak ele alınır.

    Sahih hadisBuhârî, Büyû' 1

  2. حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عَدِيٍّ، عَنِ ابْنِ عَوْنٍ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، سَمِعْتُ النُّعْمَانَ بْنَ بَشِيرٍ ـ رضى الله عنه ـ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم‏.‏ حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا ابْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ أَبِي فَرْوَةَ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، قَالَ سَمِعْتُ النُّعْمَانَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ أَبِي فَرْوَةَ، سَمِعْتُ الشَّعْبِيَّ، سَمِعْتُ النُّعْمَانَ بْنَ بَشِيرٍ ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، عَنْ أَبِي فَرْوَةَ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنِ النُّعْمَانِ بْنِ بَشِيرٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ الْحَلاَلُ بَيِّنٌ، وَالْحَرَامُ بَيِّنٌ وَبَيْنَهُمَا أُمُورٌ مُشْتَبِهَةٌ، فَمَنْ تَرَكَ مَا شُبِّهَ عَلَيْهِ مِنَ الإِثْمِ كَانَ لِمَا اسْتَبَانَ أَتْرَكَ، وَمَنِ اجْتَرَأَ عَلَى مَا يَشُكُّ فِيهِ مِنَ الإِثْمِ أَوْشَكَ أَنْ يُوَاقِعَ مَا اسْتَبَانَ، وَالْمَعَاصِي حِمَى اللَّهِ، مَنْ يَرْتَعْ حَوْلَ الْحِمَى يُوشِكْ أَنْ يُوَاقِعَهُ ‏"‏‏.‏

    Nu'mân b. Beşîr, Peygamber'den şöyle nakletti: Helâl bellidir, haram da bellidir; ikisinin arasında ise birbirine benzeyen işler vardır. Kim günah olup olmadığı kendisine karışık gelen şeyi bırakırsa, açıkça belli olanı bırakmaya daha yatkın olur. Kim günah olmasından şüphe ettiği şeye cesaret ederse, açıkça belli olana düşmesi yakındır. Günahlar Allah'ın korusudur; korunun çevresinde otlayan, içine girmeye yakındır.

    Rivayet bir hüküm listesi değil bir ölçü verir: belirsiz olan bırakılır. Ölçü kazanç için de geçerlidir — Buhârî hadisi dört ayrı senetle nakleder ve alışverişe ayırdığı kitabın ikinci bâbına koyar. Koru benzetmesi metnin kendi görüntüsüdür: sınır çizgisinde durmak, sınırı geçmeye yaklaşmaktır.

    Sahih hadisBuhârî, Büyû' 2

  3. حَدَّثَنَا قَبِيصَةُ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ طَلْحَةَ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ مَرَّ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِتَمْرَةٍ مَسْقُوطَةٍ فَقَالَ ‏"‏ لَوْلاَ أَنْ تَكُونَ صَدَقَةً لأَكَلْتُهَا ‏"‏‏.‏ وَقَالَ هَمَّامٌ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ أَجِدُ تَمْرَةً سَاقِطَةً عَلَى فِرَاشِي ‏"‏‏.‏

    Enes şöyle dedi: Peygamber yere düşmüş bir hurmanın yanından geçti ve "Sadaka olma ihtimali olmasaydı onu yerdim" buyurdu. Hemmâm'ın Ebû Hüreyre'den naklettiği lafızda Peygamber'in sözü şöyle geçer: "Yatağımın üzerine düşmüş bir hurma buluyorum."

    İkinci lafız kaynakta kısaltılarak verilir. Çekinmenin sebebi hurmanın değeri değil kaynağının belirsizliğidir; klasik kaynaklarda bu çekinme Peygamber'in zekât malından yememesiyle açıklanır. Bâb başlığı konuyu "şüpheli şeylerden uzak durulacak olanlar" diye kurar.

    Sahih hadisBuhârî, Büyû' 4

  4. حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي ذِئْبٍ، حَدَّثَنَا سَعِيدٌ الْمَقْبُرِيُّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ، لاَ يُبَالِي الْمَرْءُ مَا أَخَذَ مِنْهُ أَمِنَ الْحَلاَلِ أَمْ مِنَ الْحَرَامِ ‏"‏‏.‏

    Ebû Hüreyre, Peygamber'den şöyle nakletti: İnsanların üzerine öyle bir zaman gelir ki kişi aldığı şeyin helâlden mi haramdan mı olduğuna aldırmaz.

    Bâb başlığı bunu "malı nereden kazandığına aldırmayan kimse" diye özetler. Rivayet bir hüküm koymaz, bir gidişi haber verir: yasaklanan tek tek işler değil, ayrımın kendisinin terk edilmesidir. Aynı hadis yirmi üçüncü bâbda bir kez daha nakledilir.

    Sahih hadisBuhârî, Büyû' 7

  5. حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَلاَمٍ، أَخْبَرَنَا مَخْلَدُ بْنُ يَزِيدَ، أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَطَاءٌ، عَنْ عُبَيْدِ بْنِ عُمَيْرٍ، أَنَّ أَبَا مُوسَى الأَشْعَرِيَّ، اسْتَأْذَنَ عَلَى عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ ـ رضى الله عنه ـ فَلَمْ يُؤْذَنْ لَهُ، وَكَأَنَّهُ كَانَ مَشْغُولاً فَرَجَعَ أَبُو مُوسَى، فَفَرَغَ عُمَرُ فَقَالَ أَلَمْ أَسْمَعْ صَوْتَ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ قَيْسٍ ائْذَنُوا لَهُ قِيلَ قَدْ رَجَعَ‏.‏ فَدَعَاهُ‏.‏ فَقَالَ كُنَّا نُؤْمَرُ بِذَلِكَ‏.‏ فَقَالَ تَأْتِينِي عَلَى ذَلِكَ بِالْبَيِّنَةِ‏.‏ فَانْطَلَقَ إِلَى مَجْلِسِ الأَنْصَارِ، فَسَأَلَهُمْ‏.‏ فَقَالُوا لاَ يَشْهَدُ لَكَ عَلَى هَذَا إِلاَّ أَصْغَرُنَا أَبُو سَعِيدٍ الْخُدْرِيُّ‏.‏ فَذَهَبَ بِأَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ‏.‏ فَقَالَ عُمَرُ أَخَفِيَ عَلَىَّ مِنْ أَمْرِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَلْهَانِي الصَّفْقُ بِالأَسْوَاقِ‏.‏ يَعْنِي الْخُرُوجَ إِلَى تِجَارَةٍ‏.‏

    Ebû Mûsâ el-Eş'arî, Ömer b. Hattâb'ın yanına girmek için izin istedi; kendisine izin verilmedi. Ömer meşgul görünüyordu, Ebû Mûsâ da geri döndü. Ömer işini bitirince "Abdullah b. Kays'ın sesini duymadım mı? Ona izin verin" dedi. "Döndü gitti" denildi. Ömer onu çağırttı. Ebû Mûsâ, "Biz böyle yapmakla emrolunurduk" dedi. Ömer, "Buna dair bana delil getir" dedi. Ebû Mûsâ Ensâr'ın meclisine gidip onlara sordu. "Bu konuda sana ancak en küçüğümüz Ebû Saîd el-Hudrî şahitlik eder" dediler. Ebû Mûsâ da Ebû Saîd el-Hudrî'yi alıp götürdü. Bunun üzerine Ömer, "Allah Resûlü'nün işinden bir şey bana gizli mi kaldı? Çarşılarda alışverişle uğraşmak beni oyalamış" dedi. Râvi, Ömer'in bununla ticaret için yola çıkmayı kastettiğini söyler.

    Rivayetin baştaki kısmı izin isteme âdâbıyla ilgilidir; "ticaret için yola çıkmak" bâbına konmasının sebebi Ömer'in son cümlesidir. Kazanç meşrudur ama bedelsiz değildir: Ömer, çarşıdaki meşguliyetinin bir bilgiyi kaçırmasına yol açtığını kendi aleyhine söyler.

    Sahih hadisBuhârî, Büyû' 9

  6. حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنْ هَمَّامِ بْنِ مُنَبِّهٍ، حَدَّثَنَا أَبُو هُرَيْرَةَ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ أَنَّ دَاوُدَ ـ عَلَيْهِ السَّلاَمُ ـ كَانَ لاَ يَأْكُلُ إِلاَّ مِنْ عَمَلِ يَدِهِ ‏"‏‏.‏

    Ebû Hüreyre, Allah Resûlü'nden şöyle nakletti: Dâvûd aleyhisselâm ancak kendi elinin emeğinden yerdi.

    Bâb başlığı "kişinin kazancı ve kendi eliyle çalışması"dır. Rivayette Dâvûd bir hükümdar olarak değil, geçimini kendi emeğinden sağlayan biri olarak anılır. Kur'an ona demir işinin öğretildiğini bildirir (Sebe 34:10-11, Enbiyâ 21:80).

    Sahih hadisBuhârî, Büyû' 15

  7. حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ الزُّبَيْرِ بْنِ الْعَوَّامِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لأَنْ يَأْخُذَ أَحَدُكُمْ أَحْبُلَهُ خَيْرٌ لَهُ مِنْ أَنْ يَسْأَلَ النَّاسَ ‏"‏‏.‏

    Zübeyr b. el-Avvâm, Peygamber'in şöyle buyurduğunu nakletti: Sizden birinin iplerini alması, insanlardan istemesinden kendisi için daha hayırlıdır.

    Bâb başlığı bu sayfadaki Dâvûd rivayetiyle aynıdır: kişinin kazancı ve kendi eliyle çalışması. Metin kısa tutulmuş, ipin ne için alındığı söylenmemiştir. Karşılaştırma varlık ile yokluk arasında değil, çalışmak ile istemek arasında kurulur; ölçüt kazancın miktarı değil kaynağıdır.

    Sahih hadisBuhârî, Büyû' 15

  8. حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَيَّاشٍ، حَدَّثَنَا أَبُو غَسَّانَ، مُحَمَّدُ بْنُ مُطَرِّفٍ قَالَ حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْمُنْكَدِرِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ رَحِمَ اللَّهُ رَجُلاً سَمْحًا إِذَا بَاعَ، وَإِذَا اشْتَرَى، وَإِذَا اقْتَضَى ‏"‏‏.‏

    Câbir b. Abdullah, Allah Resûlü'nün şöyle buyurduğunu nakletti: Sattığında, satın aldığında ve alacağını istediğinde kolaylık gösteren kişiye Allah merhamet etsin.

    Üç fiil üç ayrı konumu anar: satıcı, alıcı ve alacaklı. Kolaylık yalnız verenden değil, hakkını isteyenden de beklenir. Bâb başlığı buna bir kayıt daha ekler: hakkını isteyen onu iffetle istesin.

    Sahih hadisBuhârî, Büyû' 16

  9. حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، حَدَّثَنَا مَنْصُورٌ، أَنَّ رِبْعِيَّ بْنَ حِرَاشٍ، حَدَّثَهُ أَنَّ حُذَيْفَةَ ـ رضى الله عنه ـ حَدَّثَهُ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ تَلَقَّتِ الْمَلاَئِكَةُ رُوحَ رَجُلٍ مِمَّنْ كَانَ قَبْلَكُمْ قَالُوا أَعَمِلْتَ مِنَ الْخَيْرِ شَيْئًا قَالَ كُنْتُ آمُرُ فِتْيَانِي أَنْ يُنْظِرُوا وَيَتَجَاوَزُوا عَنِ الْمُوسِرِ قَالَ قَالَ فَتَجَاوَزُوا عَنْهُ ‏"‏‏.‏ وَقَالَ أَبُو مَالِكٍ عَنْ رِبْعِيٍّ ‏"‏ كُنْتُ أُيَسِّرُ عَلَى الْمُوسِرِ وَأُنْظِرُ الْمُعْسِرَ ‏"‏‏.‏ وَتَابَعَهُ شُعْبَةُ عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ عَنْ رِبْعِيٍّ‏.‏ وَقَالَ أَبُو عَوَانَةَ عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ عَنْ رِبْعِيٍّ ‏"‏ أُنْظِرُ الْمُوسِرَ، وَأَتَجَاوَزُ عَنِ الْمُعْسِرِ ‏"‏‏.‏ وَقَالَ نُعَيْمُ بْنُ أَبِي هِنْدٍ عَنْ رِبْعِيٍّ ‏"‏ فَأَقْبَلُ مِنَ الْمُوسِرِ، وَأَتَجَاوَزُ عَنِ الْمُعْسِرِ ‏"‏‏.‏

    Huzeyfe, Peygamber'den şöyle nakletti: Melekler sizden önce yaşamış bir adamın ruhunu karşıladılar ve "Hayırdan bir şey yaptın mı?" diye sordular. Adam, "Adamlarıma, eli genişçe olana mühlet vermelerini ve hoşgörülü davranmalarını söylerdim" dedi. Bunun üzerine "Onu bağışlayın" denildi. Ebû Mâlik'in Rib'î'den naklettiği lafızda "Eli geniş olana kolaylık gösterir, darda olana mühlet verirdim" geçer. Ebû Avâne'nin naklinde "Eli geniş olana mühlet verir, darda olanı bağışlardım", Nuaym b. Ebî Hind'in naklinde ise "Eli geniş olandan alır, darda olanı bağışlardım" şeklindedir.

    Buhârî rivayetin dört ayrı lafzını üst üste nakleder ve aralarındaki farkı gizlemez: bazı nakillerde mühlet verilen kişi eli geniş olan, bazılarında darda olandır. Bâb başlığı "eli geniş olana mühlet veren" biçimindedir; bir sonraki bâb "darda olana mühlet veren" başlığını taşır.

    Sahih hadisBuhârî, Büyû' 17

  10. حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ حَمْزَةَ، حَدَّثَنَا الزُّبَيْدِيُّ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّهُ سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ كَانَ تَاجِرٌ يُدَايِنُ النَّاسَ، فَإِذَا رَأَى مُعْسِرًا قَالَ لِفِتْيَانِهِ تَجَاوَزُوا عَنْهُ، لَعَلَّ اللَّهَ أَنْ يَتَجَاوَزَ عَنَّا، فَتَجَاوَزَ اللَّهُ عَنْهُ ‏"‏‏.‏

    Ebû Hüreyre, Peygamber'den şöyle nakletti: İnsanlara borç veren bir tüccar vardı. Darda kalmış birini gördüğünde adamlarına "Onu bağışlayın; umulur ki Allah da bizi bağışlar" derdi. Allah da onu bağışladı.

    Cümle karşılıklı kurulur: tüccarın borçluya yaptığı ile Allah'ın ona yaptığı aynı fiille anılır. Tüccarın sözü bir hesap değil bir umuttur; "umulur ki" kaydı metnin kendisindedir.

    Sahih hadisBuhârî, Büyû' 18

  11. حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ صَالِحٍ أَبِي الْخَلِيلِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْحَارِثِ، رَفَعَهُ إِلَى حَكِيمِ بْنِ حِزَامٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ الْبَيِّعَانِ بِالْخِيَارِ مَا لَمْ يَتَفَرَّقَا ـ أَوْ قَالَ حَتَّى يَتَفَرَّقَا ـ فَإِنْ صَدَقَا وَبَيَّنَا بُورِكَ لَهُمَا فِي بَيْعِهِمَا، وَإِنْ كَتَمَا وَكَذَبَا مُحِقَتْ بَرَكَةُ بَيْعِهِمَا ‏"‏‏.‏

    Hakîm b. Hizâm, Allah Resûlü'nün şöyle buyurduğunu nakletti: Alıcı ile satıcı birbirlerinden ayrılmadıkça — yahut "ayrılıncaya kadar" buyurdu — muhayyerdir. Doğru söyler ve durumu açıkça bildirirlerse alışverişleri bereketli kılınır; gizler ve yalan söylerlerse alışverişlerinin bereketi silinir.

    İlk cümle bir akit hükmüdür ve fıkıh kaynaklarının konusudur; bu sayfanın baktığı yer ikinci cümledir. Ölçü iki fiil çiftiyle kurulur — doğru söylemek ve açık etmek, gizlemek ve yalan söylemek. Bereket burada kazancın miktarına değil alışverişin kuruluş biçimine bağlanır. Aynı metin yirmi ikinci bâbda tekrar nakledilir.

    Sahih hadisBuhârî, Büyû' 19

  12. حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ يُونُسَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ ابْنُ الْمُسَيَّبِ إِنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ الْحَلِفُ مُنَفِّقَةٌ لِلسِّلْعَةِ مُمْحِقَةٌ لِلْبَرَكَةِ ‏"‏‏.‏

    Ebû Hüreyre, Allah Resûlü'nden şöyle işittiğini söyledi: Yemin, malı sürümlü kılar; bereketi ise siler.

    Tek cümlede iki fiil karşı karşıya konur: satışı artıran şey bereketi eksiltir. Rivayet malın kendisini değil, satıcının yeminle kurduğu güveni konu eder.

    Sahih hadisBuhârî, Büyû' 26

  13. حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، أَخْبَرَنَا الْعَوَّامُ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي أَوْفَى ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَجُلاً، أَقَامَ سِلْعَةً، وَهُوَ فِي السُّوقِ، فَحَلَفَ بِاللَّهِ لَقَدْ أَعْطَى بِهَا مَا لَمْ يُعْطَ، لِيُوقِعَ فِيهَا رَجُلاً مِنَ الْمُسْلِمِينَ، فَنَزَلَتْ ‏{‏إِنَّ الَّذِينَ يَشْتَرُونَ بِعَهْدِ اللَّهِ وَأَيْمَانِهِمْ ثَمَنًا قَلِيلاً ‏}‏

    Abdullah b. Ebî Evfâ şöyle nakletti: Bir adam çarşıda malını satışa çıkardı ve müslümanlardan birini o mala düşürmek için, kendisine verilmemiş bir fiyatın verildiğine dair Allah adına yemin etti. Bunun üzerine "Allah'a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir bedelle değişenler..." âyeti indi.

    Âyet Âl-i İmrân 3:77'dir. Aldatma burada fiyatın yüksekliğiyle değil, olmayan bir teklifin varmış gibi gösterilmesiyle olur; yalan, yeminle desteklendiği için ağırlaşır. Bâb başlığı konuyu "alışverişte hoş görülmeyen yemin" diye kurar.

    Sahih hadisBuhârî, Büyû' 27

  14. حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عَدِيٍّ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ سُلَيْمَانَ، عَنْ أَبِي الضُّحَى، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ خَبَّابٍ، قَالَ كُنْتُ قَيْنًا فِي الْجَاهِلِيَّةِ، وَكَانَ لِي عَلَى الْعَاصِ بْنِ وَائِلٍ دَيْنٌ، فَأَتَيْتُهُ أَتَقَاضَاهُ قَالَ لاَ أُعْطِيكَ حَتَّى تَكْفُرَ بِمُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم‏.‏ فَقُلْتُ لاَ أَكْفُرُ حَتَّى يُمِيتَكَ اللَّهُ، ثُمَّ تُبْعَثَ‏.‏ قَالَ دَعْنِي حَتَّى أَمُوتَ وَأُبْعَثَ، فَسَأُوتَى مَالاً وَوَلَدًا فَأَقْضِيَكَ فَنَزَلَتْ ‏{‏أَفَرَأَيْتَ الَّذِي كَفَرَ بِآيَاتِنَا وَقَالَ لأُوتَيَنَّ مَالاً وَوَلَدًا * أَطَّلَعَ الْغَيْبَ أَمِ اتَّخَذَ عِنْدَ الرَّحْمَنِ عَهْدًا ‏}‏

    Habbâb şöyle dedi: Câhiliye döneminde demircilik yapardım. Âs b. Vâil'de alacağım vardı; alacağımı istemeye gittim. "Sen Muhammed'i inkâr etmedikçe sana bir şey vermem" dedi. Ben de "Allah seni öldürüp sonra diriltinceye kadar inkâr etmem" dedim. O, "Bırak beni; öleyim, dirileyim — bana mal ve evlat verilecek, o zaman senin alacağını öderim" dedi. Bunun üzerine "Âyetlerimizi inkâr eden ve 'Bana mutlaka mal ve evlat verilecek' diyeni gördün mü? O, gayba mı muttali oldu, yoksa Rahmân'dan bir söz mü aldı?" âyetleri indi.

    Âyetler Meryem 19:77-78'dir. Rivayette iki şey bir arada durur: Habbâb'ın el emeğiyle geçinmesi ve alacağını isterken dininden taviz vermemesi. Borcunu ödemeyen tarafın dayandığı şey ise bir ölçü değil bir kuruntudur; âyet bunu "gayba muttali olmak" ifadesiyle karşılar.

    Sahih hadisBuhârî, Büyû' 29

  15. حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، قَالَ سَمِعْتُ سَهْلَ بْنَ سَعْدٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ جَاءَتِ امْرَأَةٌ بِبُرْدَةٍ ـ قَالَ أَتَدْرُونَ مَا الْبُرْدَةُ فَقِيلَ لَهُ نَعَمْ، هِيَ الشَّمْلَةُ، مَنْسُوجٌ فِي حَاشِيَتِهَا ـ قَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ، إِنِّي نَسَجْتُ هَذِهِ بِيَدِي أَكْسُوكَهَا‏.‏ فَأَخَذَهَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مُحْتَاجًا إِلَيْهَا‏.‏ فَخَرَجَ إِلَيْنَا وَإِنَّهَا إِزَارُهُ‏.‏ فَقَالَ رَجُلٌ مِنَ الْقَوْمِ يَا رَسُولَ اللَّهِ، اكْسُنِيهَا، فَقَالَ ‏ "‏ نَعَمْ ‏"‏‏.‏ فَجَلَسَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فِي الْمَجْلِسِ، ثُمَّ رَجَعَ فَطَوَاهَا، ثُمَّ أَرْسَلَ بِهَا إِلَيْهِ‏.‏ فَقَالَ لَهُ الْقَوْمُ مَا أَحْسَنْتَ، سَأَلْتَهَا إِيَّاهُ، لَقَدْ عَلِمْتَ أَنَّهُ لاَ يَرُدُّ سَائِلاً‏.‏ فَقَالَ الرَّجُلُ وَاللَّهِ مَا سَأَلْتُهُ إِلاَّ لِتَكُونَ كَفَنِي يَوْمَ أَمُوتُ‏.‏ قَالَ سَهْلٌ فَكَانَتْ كَفَنَهُ‏.‏

    Sehl b. Sa'd şöyle dedi: Bir kadın dokunmuş bir hırka getirdi. — Sehl, "Bürde nedir bilir misiniz?" dedi; kendisine "Evet, kenarı dokumalı bir örtüdür" denildi. — Kadın, "Ey Allah'ın Resûlü! Bunu sana giydirmek için kendi elimle dokudum" dedi. Peygamber, ona ihtiyacı olduğu hâlde hırkayı aldı. Sonra yanımıza çıktı; hırka onun belden aşağısını örten giysisiydi. Topluluktan bir adam, "Ey Allah'ın Resûlü! Bunu bana giydir" dedi. Peygamber "Olur" buyurdu. Mecliste bir süre oturduktan sonra içeri döndü, hırkayı katladı ve adama gönderdi. Topluluk adama, "İyi etmedin; onu ondan istedin, oysa onun bir isteyeni geri çevirmediğini biliyordun" dediler. Adam, "Vallahi ben onu, öldüğüm gün kefenim olsun diye istedim" dedi. Sehl, "Nitekim o hırka onun kefeni oldu" dedi.

    Rivayet dokumacı bâbındadır. Temaya bakan kayıt kadının cümlesindedir: "kendi elimle dokudum." Devamı, emekle üretilmiş bir şeyin el değiştirmesini ve son durağını anlatır.

    Sahih hadisBuhârî, Büyû' 31

  16. حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، قَالَ أَتَى رِجَالٌ إِلَى سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ يَسْأَلُونَهُ عَنِ الْمِنْبَرِ، فَقَالَ بَعَثَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَى فُلاَنَةَ ـ امْرَأَةٍ قَدْ سَمَّاهَا سَهْلٌ ـ ‏ "‏ أَنْ مُرِي غُلاَمَكِ النَّجَّارَ، يَعْمَلُ لِي أَعْوَادًا أَجْلِسُ عَلَيْهِنَّ إِذَا كَلَّمْتُ النَّاسَ ‏"‏‏.‏ فَأَمَرَتْهُ يَعْمَلُهَا مِنْ طَرْفَاءِ الْغَابَةِ ثُمَّ جَاءَ بِهَا، فَأَرْسَلَتْ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِهَا، فَأَمَرَ بِهَا فَوُضِعَتْ، فَجَلَسَ عَلَيْهِ‏.‏

    Ebû Hâzim şöyle dedi: Bazı kimseler Sehl b. Sa'd'a gelip minberi sordular. Sehl şunu anlattı: Allah Resûlü, adını Sehl'in andığı bir kadına haber gönderip "Marangoz olan hizmetkârına söyle; insanlara hitap ettiğimde üzerinde oturacağım birkaç tahta yapsın" dedi. Kadın ona bunu söyledi; adam tahtaları Gâbe bölgesinin ılgın ağacından yaptı, sonra getirdi. Kadın da onları Allah Resûlü'ne gönderdi. Peygamber emretti, minber yerine kondu ve üzerine oturdu.

    Bu rivayet marangoz bâbındadır. Alışverişe ayrılan kitapta demirci, dokumacı, terzi, marangoz, attar ve hacamatçı için ayrı bâblar açılır; bir mesleğin adının bâb başlığı olması, o işin kendisinin kayda geçmesi demektir. Minberin hangi ağaçtan yapıldığına kadar nakledilmesi de bu kaydın parçasıdır.

    Sahih hadisBuhârî, Büyû' 32

  17. حَدَّثَنَا يُوسُفُ بْنُ عِيسَى، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ الأَسْوَدِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتِ اشْتَرَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ يَهُودِيٍّ طَعَامًا بِنَسِيئَةٍ، وَرَهَنَهُ دِرْعَهُ‏.‏

    Âişe şöyle dedi: Allah Resûlü bir yahudiden vadeli olarak yiyecek satın aldı ve zırhını ona rehin bıraktı.

    Bâb başlığı "kişinin ihtiyacını kendisi satın alması"dır. Rivayet iki şeyi birden kaydeder: Peygamber gündelik alışverişi kendisi yapmıştır ve bunu vadeyle, rehin karşılığında yapmıştır. Vadeli alışverişin ve rehnin hükümleri fıkıh kaynaklarının konusudur; buradaki kayıt bir olay tespitidir. Aynı olay on dördüncü bâbda da nakledilir.

    Sahih hadisBuhârî, Büyû' 33

  18. حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا خَالِدٌ ـ هُوَ ابْنُ عَبْدِ اللَّهِ ـ حَدَّثَنَا خَالِدٌ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ احْتَجَمَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَأَعْطَى الَّذِي حَجَمَهُ، وَلَوْ كَانَ حَرَامًا لَمْ يُعْطِهِ‏.‏

    İbn Abbâs şöyle dedi: Peygamber hacamat yaptırdı ve kendisine hacamat yapana ücretini verdi. Eğer bu haram olsaydı ona vermezdi.

    Son cümle İbn Abbâs'ın kendi çıkarımıdır, Peygamber'in sözü değildir. Rivayetin bu sayfadaki yeri emeğin karşılığının ödenmiş olmasıdır; hangi işin ücretinin hangi hükme girdiği fıkıh kaynaklarının konusudur.

    Sahih hadisBuhârî, Büyû' 39

  19. حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، عَنْ أَبِي التَّيَّاحِ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ يَا بَنِي النَّجَّارِ ثَامِنُونِي بِحَائِطِكُمْ ‏"‏‏.‏ وَفِيهِ خِرَبٌ وَنَخْلٌ‏.‏

    Enes şöyle dedi: Peygamber, "Ey Neccâroğulları! Bahçenizin fiyatını bana söyleyin" buyurdu. Bahçede yıkıntılar ve hurma ağaçları vardı.

    Rivayet mescidin yapılacağı arsayla ilgilidir. Peygamber arsayı almadan önce fiyatı sahiplerine sorar; bâb başlığı bunu "malın sahibi fiyatı söylemeye daha lâyıktır" diye özetler. Metnin kendisi bir hüküm cümlesi değil, bir davranış kaydıdır.

    Sahih hadisBuhârî, Büyû' 41

  20. حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، أَخْبَرَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مُغِيرَةَ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ جَابِرٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ تُوُفِّيَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَمْرِو بْنِ حَرَامٍ، وَعَلَيْهِ دَيْنٌ فَاسْتَعَنْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم عَلَى غُرَمَائِهِ أَنْ يَضَعُوا مِنْ دَيْنِهِ، فَطَلَبَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِلَيْهِمْ، فَلَمْ يَفْعَلُوا، فَقَالَ لِي النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ اذْهَبْ فَصَنِّفْ تَمْرَكَ أَصْنَافًا، الْعَجْوَةَ عَلَى حِدَةٍ، وَعَذْقَ زَيْدٍ عَلَى حِدَةٍ، ثُمَّ أَرْسِلْ إِلَىَّ ‏"‏‏.‏ فَفَعَلْتُ، ثُمَّ أَرْسَلْتُ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَجَلَسَ عَلَى أَعْلاَهُ، أَوْ فِي وَسَطِهِ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ كِلْ لِلْقَوْمِ ‏"‏‏.‏ فَكِلْتُهُمْ حَتَّى أَوْفَيْتُهُمُ الَّذِي لَهُمْ، وَبَقِيَ تَمْرِي، كَأَنَّهُ لَمْ يَنْقُصْ مِنْهُ شَىْءٌ‏.‏ وَقَالَ فِرَاسٌ عَنِ الشَّعْبِيِّ حَدَّثَنِي جَابِرٌ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم، فَمَا زَالَ يَكِيلُ لَهُمْ حَتَّى أَدَّاهُ، وَقَالَ هِشَامٌ عَنْ وَهْبٍ عَنْ جَابِرٍ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ جُذَّ لَهُ فَأَوْفِ لَهُ ‏"‏‏.‏

    Câbir şöyle dedi: Abdullah b. Amr b. Harâm vefat etti ve üzerinde borç vardı. Alacaklılarının borcundan bir kısmını bağışlamaları için Peygamber'den yardım istedim. Peygamber bunu onlardan istedi, fakat yapmadılar. Bunun üzerine bana, "Git, hurmanı cinslerine ayır: Acve'yi bir yana, Azk-ı Zeyd'i bir yana koy; sonra bana haber gönder" buyurdu. Ben de öyle yaptım, sonra Peygamber'e haber gönderdim. Peygamber geldi, hurmanın en üstüne — yahut ortasına — oturdu, sonra "Bu kimselere ölçüp ver" buyurdu. Ben de alacaklarını tam olarak ödeyinceye kadar onlara ölçtüm; hurmam ise sanki hiç eksilmemiş gibi kaldı. Firâs'ın Şa'bî'den naklinde "Borç ödeninceye kadar onlara ölçüp durdu" geçer. Hişâm'ın Vehb'den, onun Câbir'den naklinde ise Peygamber'in "Onun için kes ve hakkını tam olarak öde" buyurduğu geçer.

    Adı geçen Abdullah b. Amr b. Harâm, Câbir'in babasıdır. Acve ile Azk-ı Zeyd hurma cinslerinin adıdır. Bâb başlığı ölçmenin satıcıya düştüğüne dair fıkhî bir kayıt taşır; buradaki ilgi ise anlatının kendisidir — alacaklılar indirimi kabul etmediği hâlde borç eksiksiz ödenmiştir. Câbir hurmanın eksilmemiş görünmesini bir kural ya da vaat olarak değil, gördüğü bir sonuç olarak aktarır. Buhârî rivayetin sonuna iki ayrı lafzı daha ekler.

    Sahih hadisBuhârî, Büyû' 51

  21. حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ حُمَيْدٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَهَى عَنْ بَيْعِ الثِّمَارِ حَتَّى تُزْهِيَ‏.‏ فَقِيلَ لَهُ وَمَا تُزْهِي قَالَ حَتَّى تَحْمَرَّ‏.‏ فَقَالَ ‏ "‏ أَرَأَيْتَ إِذَا مَنَعَ اللَّهُ الثَّمَرَةَ، بِمَ يَأْخُذُ أَحَدُكُمْ مَالَ أَخِيهِ ‏"‏‏.‏

    Enes b. Mâlik şöyle nakletti: Allah Resûlü, meyvenin olgunluğu belirmeden satılmasını yasakladı. Kendisine "Olgunluğun belirmesi nedir?" diye soruldu; "Kızarmasıdır" dedi. Sonra şöyle buyurdu: "Söyle bana, Allah meyveyi vermeyecek olursa biriniz kardeşinin malını ne karşılığında almış olur?"

    İlk cümle bir satış yasağıdır ve fıkıh kaynaklarının konusudur; bu sayfanın baktığı yer son cümledir. Soru bir hüküm değil bir gerekçe kurar: meyve hiç çıkmazsa alınan bedelin karşılığı kalmaz, elde kalan şey kardeşinin malıdır. Ortadaki kısa soru-cevap "olgunluğun belirmesi" tabirinin açıklamasıdır. Bâb başlığı zararın satıcıya ait olduğunu söyler; o da fıkhî bir taksimdir.

    Sahih hadisBuhârî, Büyû' 87

  22. حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ حُمَيْدٍ الطَّوِيلِ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ حَجَمَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَبُو طَيْبَةَ، فَأَمَرَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِصَاعٍ مِنْ تَمْرٍ، وَأَمَرَ أَهْلَهُ أَنْ يُخَفِّفُوا عَنْهُ مِنْ خَرَاجِهِ‏.‏

    Enes b. Mâlik şöyle dedi: Ebû Tayybe, Allah Resûlü'ne hacamat yaptı. Allah Resûlü ona bir sâ' hurma verilmesini emretti; bağlı olduğu ev halkına da ondan aldıkları bedeli hafifletmelerini emretti.

    Ebû Tayybe kendi hesabına çalışan biri değildi; bağlı olduğu ev halkına kazancından düzenli bir bedel öderdi — metinde "harâc" denen budur. Rivayette iki şey birden olur: emeğin karşılığı fiilen ödenir ve çalışanın üzerindeki sabit yükün hafifletilmesi istenir. Sâ' bir hacim ölçüsüdür; metin bugünkü bir karşılığını vermez. Bâb başlığı alışveriş ve kirada yerleşik örfe uymayı konu eder. Hacamat ücretiyle ilgili İbn Abbâs rivayeti bu sayfada otuz dokuzuncu bâbda yer alır.

    Sahih hadisBuhârî, Büyû' 95

  23. حَدَّثَنِي بِشْرُ بْنُ مَرْحُومٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سُلَيْمٍ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ أُمَيَّةَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي سَعِيدٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ قَالَ اللَّهُ ثَلاَثَةٌ أَنَا خَصْمُهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، رَجُلٌ أَعْطَى بِي ثُمَّ غَدَرَ، وَرَجُلٌ بَاعَ حُرًّا فَأَكَلَ ثَمَنَهُ، وَرَجُلٌ اسْتَأْجَرَ أَجِيرًا فَاسْتَوْفَى مِنْهُ، وَلَمْ يُعْطِ أَجْرَهُ ‏"‏‏.‏

    Ebû Hüreyre, Peygamber'den şöyle nakletti: Allah buyurdu ki: Kıyamet günü üç kişinin hasmı benim: Benim adıma söz verip sonra sözünden dönen kimse; hür bir insanı satıp bedelini yiyen kimse; bir işçi tutup ondan işi eksiksiz aldığı hâlde ücretini vermeyen kimse.

    Söz Allah'a nispet edilerek aktarılır. Üç madde tek bir noktada birleşir: doğmuş bir hak, sonra inkâr edilmiştir. Üçüncüsü bu sayfanın doğrudan konusudur — iş eksiksiz alınmış, ücret verilmemiştir; kusur akdin kuruluşunda değil, doğmuş bir borcun ödenmemesindedir. İkinci madde hür bir insanın satılıp bedelinin yenmesini kınar ve bâb başlığı da bu maddeyi öne çıkarır. Metin ücretin miktarını ya da ölçüsünü belirlemez.

    Sahih hadisBuhârî, Büyû' 106

Hadislerin Arapça metni klasik hadis kaynaklarındandır. Türkçe anlam bu sitenin kendi metnidir ve basılı bir tercümenin yerini tutmaz; esas olan Arapça metindir.

Bu hadisler nasıl seçildi

Sahîh-i Buhârî'nin otuz dördüncü kitabı alışverişe ayrılmıştır. Bâb başlıkları çoğunlukla fıkhî bir iddia taşır; nakledilen rivayet ise her zaman o iddianın kendisi değildir. Bu sayfada ölçüt bâb başlığı değil metnin kendisi oldu: rivayet kazancın kaynağını, alışverişteki doğruluğu, şüpheli olandan sakınmayı, borçluya kolaylığı, kendi emeğiyle geçinmeyi ya da bereketi konu ediyorsa alındı.

Havuzdaki kırk beş adaydan yirmisi bu ölçüte uydu. Alınmayanların en büyük bölümü akit fıkhıdır: muhayyerlik süresini belirleyen beş rivayet, para değişimi ve ölçü karşılığı satışla ilgili ikisi, hangi malın satışının caiz olduğunu konu eden üçü. Bunlar fıkıh kaynaklarının işidir. Altı rivayet konusu bu tema olmadığı için bırakıldı — emzirme sebebiyle nikâh, abdestte şüphe, yemek daveti ve arkadaş seçimi gibi. İkisi savaş ve ganimet bağlamıyla açıldığı, biri satış kusurunun yanına kısa notla anlatılamayacak bir bahis eklendiği, biri de kıssanın gövdesi nakledilmeden kısaltıldığı için alınmadı.

Kalan beşi tekrardır: aynı metin bu kitapta birden çok bâbda geçer. Tekrarlardan biri alındı, diğerinin yeri o hadisin notunda belirtildi. Sayı hedefi ölçütün önüne geçmedi — yirmi altı hedeflenmişti, o partide ölçüte uyan yirmi rivayet çıktı.

Sayfa sonradan ikinci bir partiyle genişletildi. Bu kez havuz aynı kitabın bir ucundan öbürüne, yüz on üçüncü bâba kadar uzanıyordu ve otuz altı aday içeriyordu; ölçüte uyan beşi alındı. Oran düşüktür ama şaşırtıcı değildir: ilk parti kitabın ahlaka bakan ön bölümünü zaten taramıştı, geriye kalan bâbların neredeyse tamamı muhayyerlik, faiz, garar ve satış türleri gibi akit fıkhıdır. Alınmayan otuz bir adayın on dördü doğrudan akit ya da faiz hükmü, beşi hangi malın satılabileceği, üçü piyasa düzenine dair yasak, ikisi kölelik dönemine ait hükümdü. Üçünde bâb başlığı yanıltıcıydı — bâb kasap, attar ve çarşı başlığı taşıyor, nakledilen metin ise yemek daveti âdâbını, arkadaş seçimini ve künye kullanımını anlatıyordu. Biri ganimet bağlamıyla açılıp kıssanın gövdesi verilmeden kesilmişti. Kalan üçü tekrardır: ikisi bu sayfada zaten bulunan rivayetlerin başka bâbdaki nakli, üçüncüsü ise Abdurrahman b. Avf'ın kendisine teklif edilen malı geri çevirip çarşının yolunu sorduğu meşhur rivayettir — aynı olay aynı sözlerle Ensâr sayfasında bulunduğu için buraya alınmadı.

Bu sayfa fıkhî hüküm vermez

Alışverişe ayrılan kitap baştan sona muâmelât fıkhıdır: hangi akdin geçerli olduğu, muhayyerliğin ne kadar sürdüğü, faizin hangi işlemde doğduğu, selem ve rehin gibi akitlerin şartları. Bunların hiçbiri bu sayfanın konusu değildir ve burada cevaplanmaz.

Bu site dinî hüküm vermez. Belirli bir kazanç biçimi, sözleşme, ücret ya da finansal ürün hakkında hüküm arayan okuyucunun yetkili bir fıkıh kaynağına başvurması gerekir. Buradaki iş daha dardır: rivayetin Arapça metnini kaynağıyla vermek, Türkçe anlamını kendi ifademizle aktarmak ve metnin neyi söyleyip neyi söylemediğini göstermek.

Bazı hadislerde bu iki alan tek cümlede yan yana durur. Hakîm b. Hizâm rivayeti buna örnektir: ilk cümlesi bir akit hükmü, ikinci cümlesi doğruluk ile bereket arasındaki bağdır. Metin bütünüyle verilir, hangi kısmın fıkha ait olduğu notta söylenir. Meyvenin olgunluğu belirmeden satılmasını yasaklayan rivayet de böyledir: yasağın kendisi fıkhın konusudur, sayfanın baktığı yer sondaki gerekçedir — meyve hiç çıkmazsa alınan bedelin karşılığı kalmaz.

Emeğin karşılığı

Alışverişe ayrılan kitapta meslekler için ayrı bâblar açılır ve ücretin ödenmesi birkaç rivayette doğrudan anılır. Üç metin birbirini tamamlar.

Zübeyr b. el-Avvâm rivayetinde kişinin kendi iplerini alması, insanlardan istemesine tercih edilir; karşılaştırma varlık ile yokluk arasında değil, çalışmak ile istemek arasındadır. Ebû Tayybe rivayetinde emeğin karşılığı fiilen ödenir ve bununla da kalınmaz: çalışanın bağlı olduğu ev halkından, ondan aldıkları sabit bedeli hafifletmeleri istenir.

Üçüncüsü aynı ölçüyü tersinden kurar. Ebû Hüreyre rivayetinde kıyamet günü hasım olarak anılan üç kişiden biri, işçi tutup işi eksiksiz aldıktan sonra ücretini vermeyendir. Kusur akdin kuruluşunda değil, doğmuş bir borcun ödenmemesindedir. Aynı rivayet hür bir insanı satıp bedelini yiyeni de anar.

Bu metinlerin hiçbiri belirli bir işin ücretini ya da ölçüsünü belirlemez; ödemenin yapılıp yapılmadığına bakar.

Bereket bu rivayetlerde neye bağlanır

Bu bölümdeki rivayetlerde bereket bir miktar değildir. Hiçbirinde "şu kadar kazanırsın" ya da "malın şu kadar artar" denmez; bereket her defasında kazancın nasıl elde edildiğine bağlanır.

İki metin bunu doğrudan kurar. Hakîm b. Hizâm rivayetinde doğru söyleyip durumu açık eden tarafın alışverişi bereketli kılınır, gizleyip yalan söyleyenin bereketi silinir. Ebû Hüreyre rivayetinde ise yemin malı sürümlü kılar ama bereketi siler — yani satış artarken bereket azalabilir. İkisinde de ölçü satılan malda değil, satıcının kurduğu güvendedir.

Bunun tersi de aynı biçimde kurulur: borçluya mühlet veren tüccarın karşılığı bir kazanç artışı olarak değil, bağışlanma olarak anılır. Rızkın genişlemesini akraba bağına bağlayan rivayette de bir süre ya da sayı verilmez. Bu sayfada sayı ya da kesin sonuç vaat eden hiçbir cümle yoktur; rivayetlerin kendisi de böyle bir cümle kurmaz.

Câbir rivayeti bunu bir miktar olarak değil bir olay olarak gösterir: babasının borcu, alacaklılar indirimi kabul etmediği hâlde eksiksiz ödenmiş, hurma yine de eksilmemiş görünmüştür. Câbir bunu bir kural olarak değil, gördüğü bir sonuç olarak anlatır; metinde ne bir miktar ne de bir vaat vardır.

Sık sorulan sorular

Sahîh-i Buhârî'nin alışverişe ayırdığı kitap neyi anlatır?

Külliyatın otuz dördüncü kitabıdır ve yüzden fazla bâbdan oluşur. İçeriğinin büyük bölümü akit fıkhıdır: alım satımın şartları, muhayyerlik, faiz, rehin ve vadeli satış. Aralarında kazancın kaynağı, alışverişte doğruluk, şüpheliden sakınma ve meslekler gibi doğrudan ahlaka bakan bâblar da vardır. Bu sayfada ikinci gruptan yirmi üç rivayet yer alır.

Bu sayfa hangi kazancın helâl olduğunu söyler mi?

Hayır. Belirli bir işin, ürünün, ücretin ya da sözleşmenin hükmü fıkıh kaynaklarının konusudur ve bu sitenin kapsamı dışındadır. Sayfa yalnızca rivayetlerin ne söylediğini kaynağıyla aktarır: doğruluk, şüpheliden sakınma, kendi emeğiyle geçinme, borçluya kolaylık ve bereket.

Hadislerde geçen "bereket" bir kazanç garantisi midir?

Bu bölümdeki rivayetlerde bereket bir miktar ya da sonuç olarak tarif edilmez. Metinler doğruluk ile bereketi, gizleme ve yalan ile bereketsizliği yan yana anar; hiçbiri belirli bir kazanç vaat etmez ve bir sayı vermez.

Hadislerde işçinin ücreti hakkında ne geçiyor?

Ebû Hüreyre'nin naklettiği rivayette, kıyamet günü Allah'ın hasmı olacağı üç kişiden biri, bir işçi tutup ondan işi eksiksiz aldığı hâlde ücretini vermeyen kimsedir. Ebû Tayybe rivayetinde ise yapılan işin karşılığı ödenir ve çalışanın üzerindeki sabit yükün hafifletilmesi istenir. Metinler ücretin miktarını ya da ölçüsünü belirlemez; ödemenin yapılmasına bakar.

Kaynaklar

  • Sahih hadis
    Buhârî, Büyû' — Sayfadaki yirmi üç hadisin tamamı Sahîh-i Buhârî'nin otuz dördüncü kitabından seçilmiştir; bâb numaraları hadislerin altında verilmiştir.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Büyû' 2 — Helâl bellidir, haram bellidir — Nu'mân b. Beşîr rivayeti.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Büyû' 15 — Kişinin kendi eliyle çalışması — Dâvûd aleyhisselâm rivayeti.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Büyû' 19 — Doğruluk ile bereket, gizleme ve yalan ile bereketsizlik.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Büyû' 26 — Yeminin malı sürümlü kılması, bereketi silmesi.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Büyû' 51 — Borcun eksiksiz ödenmesi ve hurmanın eksilmemesi — Câbir rivayeti.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Büyû' 87 — Karşılığı kalmayan bedel — kardeşinin malı ne ile alınmış olur?
  • Sahih hadis
    Buhârî, Büyû' 106 — İşçinin ücretinin verilmemesi — kıyamet günü hasım olarak anılan üç kişi.
  • Kur’an
    Bakara 2:198 — Hac mevsiminde kazanç arayışı — İbn Abbâs rivayetinde okunan âyet.
  • Kur’an
    Cuma 62:11 — Kervan rivayetinde nâzil olan âyet.
  • Kur’an
    Âl-i İmrân 3:77 — Çarşıda yalan yemin rivayetinde okunan âyet.
  • Kur’an
    Meryem 19:77-78 — Habbâb rivayetinde nâzil olan âyetler.

Son güncelleme: