Vâkıa Suresi

Kur’anBu sayfadaki bilgilerin ana kaynak seviyesi

Vâkıa suresi 96 ayettir ve adı "olacak olan" anlamına gelir. İnsanları üç sınıfa ayırır ve ortasında dört soruluk bir dizi taşır: meni, ekin, su ve ateş.

Sure numarası
56. sure
Arapça adı
الواقعة
Ayet sayısı
96 ayet
Nüzul yeri
Mekki (Mekke dönemi)
Nüzul sırası
46.
Cüz
27. cüz
Ana konusu
Üç sınıf ayrımı ve yaratmanın kime ait olduğu

Adının anlamı

Vâkıa, v-k-a kökünden gelir ve mutlaka gerçekleşecek, düşecek olan anlamındadır. Kıyametin adlarından biridir.

Temel temaları

  • kıyamet
  • üç sınıf
  • rızık
  • yaratma

Vâkıa suresi — Arapçası ve anlamı

Aşağıdaki Türkçe anlam bu siteye aittir; herhangi bir mealden alınmamıştır. Amacı ayetin ne dediğini açık Türkçeyle aktarmaktır, basılı bir mealin yerini tutmaz. Anlam metni Arapçanın karşılığı değil, karşılığının aktarımıdır — esas olan Arapça metindir.

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

  1. إِذَا وَقَعَتِ ٱلْوَاقِعَةُ

    Olacak olan olduğunda,

  2. لَيْسَ لِوَقْعَتِهَا كَاذِبَةٌ

    Onun oluşunu yalanlayacak kimse yoktur.

  3. خَافِضَةٌ رَّافِعَةٌ

    O alçaltıcıdır, yükselticidir.

  4. إِذَا رُجَّتِ ٱلْأَرْضُ رَجًّا

    Yer şiddetle sarsıldığında,

  5. وَبُسَّتِ ٱلْجِبَالُ بَسًّا

    Dağlar ufalandıkça ufalandığında,

  6. فَكَانَتْ هَبَآءً مُّنۢبَثًّا

    Ve dağılmış toz hâline geldiğinde,

  7. وَكُنتُمْ أَزْوَٰجًا ثَلَٰثَةً

    Siz de üç sınıf olduğunuzda:

  8. فَأَصْحَٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ

    Sağın adamları; ne mutlu sağın adamlarına!

  9. وَأَصْحَٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ

    Solun adamları; ne yazık solun adamlarına!

  10. وَٱلسَّٰبِقُونَ ٱلسَّٰبِقُونَ

    Ve öne geçenler; onlar öne geçenlerdir.

  11. أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلْمُقَرَّبُونَ

    İşte onlar yakın kılınanlardır;

  12. فِى جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ

    Nimet cennetlerinde.

  13. ثُلَّةٌ مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ

    Bir çoğu öncekilerden,

  14. وَقَلِيلٌ مِّنَ ٱلْـَٔاخِرِينَ

    Birazı da sonrakilerden.

  15. عَلَىٰ سُرُرٍ مَّوْضُونَةٍ

    Mücevherlerle işlenmiş tahtlar üzerinde;

  16. مُّتَّكِـِٔينَ عَلَيْهَا مُتَقَٰبِلِينَ

    Karşılıklı olarak onlara yaslanmışlardır.

  17. يَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَٰنٌ مُّخَلَّدُونَ

    Çevrelerinde ölümsüz gençler dolaşır;

  18. بِأَكْوَابٍ وَأَبَارِيقَ وَكَأْسٍ مِّن مَّعِينٍ

    Kaynaktan doldurulmuş testiler, ibrikler ve kadehlerle.

  19. لَّا يُصَدَّعُونَ عَنْهَا وَلَا يُنزِفُونَ

    Ondan ne başları ağrır ne de akılları gider.

  20. وَفَٰكِهَةٍ مِّمَّا يَتَخَيَّرُونَ

    Beğendikleri meyveler,

  21. وَلَحْمِ طَيْرٍ مِّمَّا يَشْتَهُونَ

    Ve canlarının çektiği kuş eti.

  22. وَحُورٌ عِينٌ

    İri gözlü eşler;

  23. كَأَمْثَٰلِ ٱللُّؤْلُؤِ ٱلْمَكْنُونِ

    Saklı inciler gibi.

  24. جَزَآءًۢ بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ

    Yaptıklarına karşılık olarak.

  25. لَا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا وَلَا تَأْثِيمًا

    Orada ne boş söz işitirler ne de günaha sokan bir söz;

  26. إِلَّا قِيلًا سَلَٰمًا سَلَٰمًا

    Yalnızca "Selam, selam" sözü.

  27. وَأَصْحَٰبُ ٱلْيَمِينِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلْيَمِينِ

    Sağın adamları; ne mutlu sağın adamlarına!

  28. فِى سِدْرٍ مَّخْضُودٍ

    Dikensiz kirazlar,

  29. وَطَلْحٍ مَّنضُودٍ

    Meyveleri dizili muzlar,

  30. وَظِلٍّ مَّمْدُودٍ

    Uzamış gölgeler,

  31. وَمَآءٍ مَّسْكُوبٍ

    Akan sular,

  32. وَفَٰكِهَةٍ كَثِيرَةٍ

    Bol meyveler;

  33. لَّا مَقْطُوعَةٍ وَلَا مَمْنُوعَةٍ

    Ne biten ne yasaklanan.

  34. وَفُرُشٍ مَّرْفُوعَةٍ

    Ve yükseltilmiş döşekler.

  35. إِنَّآ أَنشَأْنَٰهُنَّ إِنشَآءً

    Biz onları yepyeni bir yaratılışla yarattık.

  36. فَجَعَلْنَٰهُنَّ أَبْكَارًا

    Onları bâkireler yaptık;

  37. عُرُبًا أَتْرَابًا

    Eşlerine düşkün, yaşıtlar;

  38. لِّأَصْحَٰبِ ٱلْيَمِينِ

    Sağın adamları için.

  39. ثُلَّةٌ مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ

    Bir çoğu öncekilerden,

  40. وَثُلَّةٌ مِّنَ ٱلْـَٔاخِرِينَ

    Bir çoğu da sonrakilerden.

  41. وَأَصْحَٰبُ ٱلشِّمَالِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلشِّمَالِ

    Solun adamları; ne yazık solun adamlarına!

  42. فِى سَمُومٍ وَحَمِيمٍ

    İçe işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde;

  43. وَظِلٍّ مِّن يَحْمُومٍ

    Kara dumandan bir gölge;

  44. لَّا بَارِدٍ وَلَا كَرِيمٍ

    Ne serindir ne de hoş.

  45. إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَبْلَ ذَٰلِكَ مُتْرَفِينَ

    Çünkü onlar bundan önce varlık içindeydiler.

  46. وَكَانُوا۟ يُصِرُّونَ عَلَى ٱلْحِنثِ ٱلْعَظِيمِ

    Ve büyük günahta ısrar ediyorlardı.

  47. وَكَانُوا۟ يَقُولُونَ أَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ

    Diyorlardı ki: "Ölüp toprak ve kemik olduktan sonra biz gerçekten diriltilecek miyiz?

  48. أَوَءَابَآؤُنَا ٱلْأَوَّلُونَ

    Önceki atalarımız da mı?"

  49. قُلْ إِنَّ ٱلْأَوَّلِينَ وَٱلْـَٔاخِرِينَ

    De ki: Şüphesiz öncekiler de sonrakiler de,

  50. لَمَجْمُوعُونَ إِلَىٰ مِيقَٰتِ يَوْمٍ مَّعْلُومٍ

    Bilinen bir günün belirlenmiş vaktinde mutlaka toplanacaklardır.

  51. ثُمَّ إِنَّكُمْ أَيُّهَا ٱلضَّآلُّونَ ٱلْمُكَذِّبُونَ

    Sonra siz, ey sapkın yalanlayıcılar!

  52. لَـَٔاكِلُونَ مِن شَجَرٍ مِّن زَقُّومٍ

    Zakkum ağacından yiyeceksiniz.

  53. فَمَالِـُٔونَ مِنْهَا ٱلْبُطُونَ

    Karınlarınızı onunla dolduracaksınız.

  54. فَشَٰرِبُونَ عَلَيْهِ مِنَ ٱلْحَمِيمِ

    Üstüne de kaynar sudan içeceksiniz.

  55. فَشَٰرِبُونَ شُرْبَ ٱلْهِيمِ

    Susamış develerin içişi gibi içeceksiniz.

  56. هَٰذَا نُزُلُهُمْ يَوْمَ ٱلدِّينِ

    İşte din gününde onların ağırlanışı budur.

  57. نَحْنُ خَلَقْنَٰكُمْ فَلَوْلَا تُصَدِّقُونَ

    Sizi biz yarattık; doğrulamanız gerekmez mi?

  58. أَفَرَءَيْتُم مَّا تُمْنُونَ

    Attığınız meniyi gördünüz mü?

  59. ءَأَنتُمْ تَخْلُقُونَهُۥٓ أَمْ نَحْنُ ٱلْخَٰلِقُونَ

    Onu siz mi yaratıyorsunuz, yoksa yaratan biz miyiz?

  60. نَحْنُ قَدَّرْنَا بَيْنَكُمُ ٱلْمَوْتَ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ

    Aranızda ölümü biz takdir ettik; kimse önümüze geçemez.

  61. عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ أَمْثَٰلَكُمْ وَنُنشِئَكُمْ فِى مَا لَا تَعْلَمُونَ

    Yerinize benzerlerinizi getirmemiz ve sizi bilmediğiniz bir biçimde yeniden var etmemiz konusunda.

  62. وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ ٱلنَّشْأَةَ ٱلْأُولَىٰ فَلَوْلَا تَذَكَّرُونَ

    Andolsun, ilk yaratılışı bildiniz; düşünüp öğüt almanız gerekmez mi?

  63. أَفَرَءَيْتُم مَّا تَحْرُثُونَ

    Ektiğinizi gördünüz mü?

  64. ءَأَنتُمْ تَزْرَعُونَهُۥٓ أَمْ نَحْنُ ٱلزَّٰرِعُونَ

    Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren biz miyiz?

  65. لَوْ نَشَآءُ لَجَعَلْنَٰهُ حُطَٰمًا فَظَلْتُمْ تَفَكَّهُونَ

    Dileseydik onu çerçöp yapardık da şaşkınlık içinde kalırdınız:

  66. إِنَّا لَمُغْرَمُونَ

    "Doğrusu borç altına girdik;

  67. بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ

    Hayır, biz yoksun bırakıldık."

  68. أَفَرَءَيْتُمُ ٱلْمَآءَ ٱلَّذِى تَشْرَبُونَ

    İçtiğiniz suyu gördünüz mü?

  69. ءَأَنتُمْ أَنزَلْتُمُوهُ مِنَ ٱلْمُزْنِ أَمْ نَحْنُ ٱلْمُنزِلُونَ

    Onu buluttan siz mi indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz?

  70. لَوْ نَشَآءُ جَعَلْنَٰهُ أُجَاجًا فَلَوْلَا تَشْكُرُونَ

    Dileseydik onu tuzlu yapardık; şükretmeniz gerekmez mi?

  71. أَفَرَءَيْتُمُ ٱلنَّارَ ٱلَّتِى تُورُونَ

    Tutuşturduğunuz ateşi gördünüz mü?

  72. ءَأَنتُمْ أَنشَأْتُمْ شَجَرَتَهَآ أَمْ نَحْنُ ٱلْمُنشِـُٔونَ

    Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan biz miyiz?

  73. نَحْنُ جَعَلْنَٰهَا تَذْكِرَةً وَمَتَٰعًا لِّلْمُقْوِينَ

    Biz onu bir hatırlatma ve çölde yolculuk edenler için bir yarar kıldık.

  74. فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ

    Öyleyse yüce Rabbinin adını tesbih et.

  75. فَلَآ أُقْسِمُ بِمَوَٰقِعِ ٱلنُّجُومِ

    Yıldızların yerlerine yemin ederim;

  76. وَإِنَّهُۥ لَقَسَمٌ لَّوْ تَعْلَمُونَ عَظِيمٌ

    Bilirseniz bu büyük bir yemindir.

  77. إِنَّهُۥ لَقُرْءَانٌ كَرِيمٌ

    Şüphesiz o, değerli bir Kur'an'dır;

  78. فِى كِتَٰبٍ مَّكْنُونٍ

    Korunmuş bir kitaptadır.

  79. لَّا يَمَسُّهُۥٓ إِلَّا ٱلْمُطَهَّرُونَ

    Ona ancak arınmış olanlar dokunur.

  80. تَنزِيلٌ مِّن رَّبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

    Âlemlerin Rabbinden indirilmedir.

  81. أَفَبِهَٰذَا ٱلْحَدِيثِ أَنتُم مُّدْهِنُونَ

    Şimdi siz bu sözü mü küçümsüyorsunuz?

  82. وَتَجْعَلُونَ رِزْقَكُمْ أَنَّكُمْ تُكَذِّبُونَ

    Ve rızkınızı yalanlamayı mı kendinize iş ediniyorsunuz?

  83. فَلَوْلَآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلْحُلْقُومَ

    Can boğaza geldiğinde,

  84. وَأَنتُمْ حِينَئِذٍ تَنظُرُونَ

    Siz o anda bakıp durursunuz.

  85. وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنكُمْ وَلَٰكِن لَّا تُبْصِرُونَ

    Biz ona sizden daha yakınız; fakat görmezsiniz.

  86. فَلَوْلَآ إِن كُنتُمْ غَيْرَ مَدِينِينَ

    Madem hesaba çekilmeyeceksiniz,

  87. تَرْجِعُونَهَآ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ

    Doğru söylüyorsanız onu geri çevirsenize!

  88. فَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلْمُقَرَّبِينَ

    Eğer o, yakın kılınanlardansa,

  89. فَرَوْحٌ وَرَيْحَانٌ وَجَنَّتُ نَعِيمٍ

    Ona rahatlık, hoş rızık ve nimet cenneti vardır.

  90. وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنْ أَصْحَٰبِ ٱلْيَمِينِ

    Eğer sağın adamlarındansa,

  91. فَسَلَٰمٌ لَّكَ مِنْ أَصْحَٰبِ ٱلْيَمِينِ

    "Sana sağın adamlarından selam olsun!"

  92. وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلْمُكَذِّبِينَ ٱلضَّآلِّينَ

    Ama yalanlayan sapkınlardansa,

  93. فَنُزُلٌ مِّنْ حَمِيمٍ

    Ona kaynar sudan bir ziyafet vardır;

  94. وَتَصْلِيَةُ جَحِيمٍ

    Ve cehenneme atılış.

  95. إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ حَقُّ ٱلْيَقِينِ

    Şüphesiz bu, kesin gerçeğin ta kendisidir.

  96. فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ

    Öyleyse yüce Rabbinin adını tesbih et.

Arapça Kur’an metni Tanzil Project tarafından hazırlanmıştır (Uthmani imlası, sürüm 1.1). Lisans: Creative Commons Attribution 3.0 —tanzil.net

Dört soru: siz mi, biz mi?

58-72. ayetler dört şeyi sıraya koyar ve her birinde aynı soruyu sorar: meni, ekin, su ve ateş.

Soru kalıbı sabittir: "Onu siz mi yaratıyorsunuz, yoksa yaratan biz miyiz?"

Klasik tefsirlerde bu dizinin seçimi üzerinde durulur. Dördü de insanın üzerinde emek harcadığı şeylerdir: attığı, ektiği, içtiği, tutuşturduğu. Her seferinde emek kabul edilir, sonuç ise başka yere nispet edilir.

Bu ayrım bu sitede rızık kavramı sayfasında da ele alınmaktadır: çalışmak ile rızkın kaynağı aynı şey değildir.

Üç sınıf

7-10. ayetler insanları üç sınıfa ayırır: sağın adamları, solun adamları ve öne geçenler.

Üçüncü sınıf ayrı bir kalıpla anılır: "öne geçenler; onlar öne geçenlerdir." Bir niteleme yapılmaz, fiil tekrarlanır.

Sure sonunda (88-94. ayetler) aynı üçlü, ölüm anındaki durum üzerinden tekrarlanır. Klasik tefsirlerde bu çerçeveleme üzerinde durulur: sınıflar önce kıyamet gününde, sonra can boğaza geldiği anda anılır.

Fazileti hakkındaki rivayetler

Vâkıa suresinin okunmasıyla ilgili, özellikle geçim konusunda dolaşan rivayetler vardır.

Bu rivayetler hadis literatüründe zayıf kabul edilmiştir; sahih hadis kaynaklarında böyle bir bildirim bulunmaz.

Bu sitede durum açıkça yazılır: surenin okunmasında sakınca yoktur, ancak "şu kadar okuyan şu sonucu elde eder" biçimindeki iddiaların kaynağı gösterilemez. Sayı bilgisi bu sitede yalnızca kaynağı gösterilebildiğinde verilir.

Surenin rızıkla ilgili asıl bildirimi 63-73. ayetlerdedir ve bir vaat değil, bir soru dizisidir.

Sık sorulan sorular

Vâkıa suresini okumak rızkı artırır mı?

Bu konuda dolaşan rivayetler hadis literatüründe zayıf kabul edilmiştir; sahih kaynaklarda böyle bir bildirim yoktur. Bu sitede hiçbir sure veya dua için sonuç garantisi verilmez.

Kaynaklar

  • Kur’an
    Vâkıa 56:1-96 — Surenin metni
  • Doğrulanmadı
    Surenin rızıkla ilgili fazilet rivayetleri — Hadis literatüründe zayıf kabul edilir; sahih kaynaklarda karşılığı yoktur

Son güncelleme: