Bakara Suresi

Kur’anBu sayfadaki bilgilerin ana kaynak seviyesi

Bakara suresi 286 ayetle Kur'an'ın en uzun suresidir. 255. ayeti Âyetü'l-Kürsî, 186. ayeti "ben yakınım" ve 285-286. ayetleri surenin kapanış duasıdır.

Sure numarası
2. sure
Arapça adı
البقرة
Ayet sayısı
286 ayet
Nüzul yeri
Medeni (Medine dönemi)
Nüzul sırası
87.
Cüz
1, 2, 3. cüz
Ana konusu
Duanın aracısız oluşu, sabır ve gücün yettiği kadar sorumluluk

Adının anlamı

Bakara, sığır demektir. Sure adını, 67-73. ayetlerde anlatılan sığır kıssasından alır.

Temel temaları

  • dua
  • sabır
  • sınama
  • sorumluluk

Bakara suresi — Arapçası ve anlamı

Aşağıdaki Türkçe anlam bu siteye aittir; herhangi bir mealden alınmamıştır. Amacı ayetin ne dediğini açık Türkçeyle aktarmaktır, basılı bir mealin yerini tutmaz. Anlam metni Arapçanın karşılığı değil, karşılığının aktarımıdır — esas olan Arapça metindir.

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

  1. الٓمٓ

    Elif Lâm Mîm.

  2. ذَٰلِكَ ٱلْكِتَٰبُ لَا رَيْبَ فِيهِ هُدًى لِّلْمُتَّقِينَ

    İşte bu kitap; onda şüphe yoktur. Sakınanlar için bir yol göstermedir.

  3. ٱلَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِٱلْغَيْبِ وَيُقِيمُونَ ٱلصَّلَوٰةَ وَمِمَّا رَزَقْنَٰهُمْ يُنفِقُونَ

    Onlar gayba iman eder, namazı kılar ve kendilerine rızık olarak verdiğimizden harcarlar.

  4. وَٱلَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِمَآ أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمَآ أُنزِلَ مِن قَبْلِكَ وَبِٱلْـَٔاخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ

    Sana indirilene ve senden önce indirilene iman eder ve ahirete kesin olarak inanırlar.

  5. أُو۟لَٰٓئِكَ عَلَىٰ هُدًى مِّن رَّبِّهِمْ وَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُفْلِحُونَ

    İşte onlar Rablerinden bir yol gösterme üzeredir ve işte onlar kurtuluşa erenlerdir.

  6. إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ سَوَآءٌ عَلَيْهِمْ ءَأَنذَرْتَهُمْ أَمْ لَمْ تُنذِرْهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ

    Şüphesiz gerçeği örtenleri uyarsan da uyarmasan da birdir; iman etmezler.

  7. خَتَمَ ٱللَّهُ عَلَىٰ قُلُوبِهِمْ وَعَلَىٰ سَمْعِهِمْ وَعَلَىٰٓ أَبْصَٰرِهِمْ غِشَٰوَةٌ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ

    Allah, kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir; gözlerinin üzerinde de bir perde vardır. Onlar için büyük bir azap vardır.

  8. وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يَقُولُ ءَامَنَّا بِٱللَّهِ وَبِٱلْيَوْمِ ٱلْـَٔاخِرِ وَمَا هُم بِمُؤْمِنِينَ

    İnsanlardan öylesi vardır ki "Allah'a ve ahiret gününe iman ettik" der; oysa mümin değildir.

  9. يُخَٰدِعُونَ ٱللَّهَ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَمَا يَخْدَعُونَ إِلَّآ أَنفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَ

    Allah'ı ve iman edenleri aldatmaya çalışırlar; oysa ancak kendilerini aldatırlar da farkında değillerdir.

  10. فِى قُلُوبِهِم مَّرَضٌ فَزَادَهُمُ ٱللَّهُ مَرَضًا وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌۢ بِمَا كَانُوا۟ يَكْذِبُونَ

    Kalplerinde bir hastalık vardır; Allah da hastalıklarını artırmıştır. Yalan söylemeleri yüzünden onlar için acı bir azap vardır.

  11. وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ لَا تُفْسِدُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ قَالُوٓا۟ إِنَّمَا نَحْنُ مُصْلِحُونَ

    Onlara "Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın" denildiğinde, "Biz ancak düzelticiyiz" derler.

  12. أَلَآ إِنَّهُمْ هُمُ ٱلْمُفْسِدُونَ وَلَٰكِن لَّا يَشْعُرُونَ

    Bilin ki bozguncular onlardır; fakat farkında değillerdir.

  13. وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ ءَامِنُوا۟ كَمَآ ءَامَنَ ٱلنَّاسُ قَالُوٓا۟ أَنُؤْمِنُ كَمَآ ءَامَنَ ٱلسُّفَهَآءُ أَلَآ إِنَّهُمْ هُمُ ٱلسُّفَهَآءُ وَلَٰكِن لَّا يَعْلَمُونَ

    Onlara "İnsanların iman ettiği gibi iman edin" denildiğinde, "Akılsızların iman ettiği gibi mi iman edelim?" derler. Bilin ki asıl akılsızlar onlardır; fakat bilmezler.

  14. وَإِذَا لَقُوا۟ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ قَالُوٓا۟ ءَامَنَّا وَإِذَا خَلَوْا۟ إِلَىٰ شَيَٰطِينِهِمْ قَالُوٓا۟ إِنَّا مَعَكُمْ إِنَّمَا نَحْنُ مُسْتَهْزِءُونَ

    İman edenlerle karşılaştıklarında "İman ettik" derler; şeytanlarıyla baş başa kaldıklarında ise "Şüphesiz biz sizinleyiz; biz ancak alay ediyoruz" derler.

  15. ٱللَّهُ يَسْتَهْزِئُ بِهِمْ وَيَمُدُّهُمْ فِى طُغْيَٰنِهِمْ يَعْمَهُونَ

    Allah da onlarla alay eder ve azgınlıkları içinde bocalar hâlde bırakır.

  16. أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ ٱشْتَرَوُا۟ ٱلضَّلَٰلَةَ بِٱلْهُدَىٰ فَمَا رَبِحَت تِّجَٰرَتُهُمْ وَمَا كَانُوا۟ مُهْتَدِينَ

    İşte onlar, doğru yola karşılık sapkınlığı satın alanlardır. Ticaretleri kazanç getirmedi ve doğru yolu bulanlardan olmadılar.

  17. مَثَلُهُمْ كَمَثَلِ ٱلَّذِى ٱسْتَوْقَدَ نَارًا فَلَمَّآ أَضَآءَتْ مَا حَوْلَهُۥ ذَهَبَ ٱللَّهُ بِنُورِهِمْ وَتَرَكَهُمْ فِى ظُلُمَٰتٍ لَّا يُبْصِرُونَ

    Onların durumu, bir ateş yakan kimsenin durumu gibidir; ateş çevresini aydınlattığında Allah, ışıklarını giderdi ve onları görmez hâlde karanlıklar içinde bıraktı.

  18. صُمٌّۢ بُكْمٌ عُمْىٌ فَهُمْ لَا يَرْجِعُونَ

    Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler; artık dönmezler.

  19. أَوْ كَصَيِّبٍ مِّنَ ٱلسَّمَآءِ فِيهِ ظُلُمَٰتٌ وَرَعْدٌ وَبَرْقٌ يَجْعَلُونَ أَصَٰبِعَهُمْ فِىٓ ءَاذَانِهِم مِّنَ ٱلصَّوَٰعِقِ حَذَرَ ٱلْمَوْتِ وَٱللَّهُ مُحِيطٌۢ بِٱلْكَٰفِرِينَ

    Ya da gökten boşanan, içinde karanlıklar, gök gürültüsü ve şimşek bulunan bir yağmur gibidir. Yıldırımlardan ölüm korkusuyla parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Allah, gerçeği örtenleri kuşatmıştır.

  20. يَكَادُ ٱلْبَرْقُ يَخْطَفُ أَبْصَٰرَهُمْ كُلَّمَآ أَضَآءَ لَهُم مَّشَوْا۟ فِيهِ وَإِذَآ أَظْلَمَ عَلَيْهِمْ قَامُوا۟ وَلَوْ شَآءَ ٱللَّهُ لَذَهَبَ بِسَمْعِهِمْ وَأَبْصَٰرِهِمْ إِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ

    Şimşek neredeyse gözlerini kapıverecek. Kendilerine ışık verdiğinde onda yürürler; üzerlerine karanlık çöktüğünde ise dikilip kalırlar. Allah dileseydi, işitmelerini ve gözlerini giderirdi. Şüphesiz Allah'ın her şeye gücü yeter.

  21. يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ ٱعْبُدُوا۟ رَبَّكُمُ ٱلَّذِى خَلَقَكُمْ وَٱلَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ

    Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin; belki sakınırsınız.

  22. ٱلَّذِى جَعَلَ لَكُمُ ٱلْأَرْضَ فِرَٰشًا وَٱلسَّمَآءَ بِنَآءً وَأَنزَلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءً فَأَخْرَجَ بِهِۦ مِنَ ٱلثَّمَرَٰتِ رِزْقًا لَّكُمْ فَلَا تَجْعَلُوا۟ لِلَّهِ أَندَادًا وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَ

    O, yeri sizin için bir döşek, göğü de bir yapı yaptı; gökten su indirdi ve onunla size rızık olarak ürünler çıkardı. Öyleyse bile bile Allah'a denkler koşmayın.

  23. وَإِن كُنتُمْ فِى رَيْبٍ مِّمَّا نَزَّلْنَا عَلَىٰ عَبْدِنَا فَأْتُوا۟ بِسُورَةٍ مِّن مِّثْلِهِۦ وَٱدْعُوا۟ شُهَدَآءَكُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ

    Kulumuza indirdiğimizden şüphedeyseniz, onun benzeri bir sure getirin ve doğru söylüyorsanız, Allah'tan başka şahitlerinizi de çağırın.

  24. فَإِن لَّمْ تَفْعَلُوا۟ وَلَن تَفْعَلُوا۟ فَٱتَّقُوا۟ ٱلنَّارَ ٱلَّتِى وَقُودُهَا ٱلنَّاسُ وَٱلْحِجَارَةُ أُعِدَّتْ لِلْكَٰفِرِينَ

    Yapamazsanız — ki asla yapamayacaksınız — yakıtı insanlar ve taşlar olan, gerçeği örtenler için hazırlanmış ateşten sakının.

  25. وَبَشِّرِ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ أَنَّ لَهُمْ جَنَّٰتٍ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ كُلَّمَا رُزِقُوا۟ مِنْهَا مِن ثَمَرَةٍ رِّزْقًا قَالُوا۟ هَٰذَا ٱلَّذِى رُزِقْنَا مِن قَبْلُ وَأُتُوا۟ بِهِۦ مُتَشَٰبِهًا وَلَهُمْ فِيهَآ أَزْوَٰجٌ مُّطَهَّرَةٌ وَهُمْ فِيهَا خَٰلِدُونَ

    İman edip salih amel işleyenleri, altlarından ırmaklar akan cennetlerle müjdele. Oradaki bir üründen rızıklandırıldıklarında derler ki: "Bu, daha önce rızıklandırıldığımızdır." Onlara birbirine benzeyeni verilir. Orada tertemiz eşleri vardır ve orada sürekli kalacaklardır.

  26. إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَسْتَحْىِۦٓ أَن يَضْرِبَ مَثَلًا مَّا بَعُوضَةً فَمَا فَوْقَهَا فَأَمَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ فَيَعْلَمُونَ أَنَّهُ ٱلْحَقُّ مِن رَّبِّهِمْ وَأَمَّا ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ فَيَقُولُونَ مَاذَآ أَرَادَ ٱللَّهُ بِهَٰذَا مَثَلًا يُضِلُّ بِهِۦ كَثِيرًا وَيَهْدِى بِهِۦ كَثِيرًا وَمَا يُضِلُّ بِهِۦٓ إِلَّا ٱلْفَٰسِقِينَ

    Şüphesiz Allah, bir sivrisineği ve ondan üstün olanı örnek vermekten çekinmez. İman edenler, onun Rablerinden gelen gerçek olduğunu bilir. Gerçeği örtenler ise derler ki: "Allah bu örnekle ne demek istedi?" Onunla birçoğunu saptırır ve onunla birçoğunu doğru yola iletir. Onunla ancak yoldan çıkanları saptırır.

  27. ٱلَّذِينَ يَنقُضُونَ عَهْدَ ٱللَّهِ مِنۢ بَعْدِ مِيثَٰقِهِۦ وَيَقْطَعُونَ مَآ أَمَرَ ٱللَّهُ بِهِۦٓ أَن يُوصَلَ وَيُفْسِدُونَ فِى ٱلْأَرْضِ أُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْخَٰسِرُونَ

    Onlar, Allah'a verdikleri sözü pekiştirdikten sonra bozan, Allah'ın birleştirilmesini emrettiğini kesen ve yeryüzünde bozgunculuk yapanlardır. İşte onlar hüsrana uğrayanlardır.

  28. كَيْفَ تَكْفُرُونَ بِٱللَّهِ وَكُنتُمْ أَمْوَٰتًا فَأَحْيَٰكُمْ ثُمَّ يُمِيتُكُمْ ثُمَّ يُحْيِيكُمْ ثُمَّ إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

    Allah'ı nasıl inkâr edersiniz? Ölüydünüz, sizi diriltti; sonra sizi öldürecek, sonra sizi diriltecek ve sonra O'na döndürüleceksiniz.

  29. هُوَ ٱلَّذِى خَلَقَ لَكُم مَّا فِى ٱلْأَرْضِ جَمِيعًا ثُمَّ ٱسْتَوَىٰٓ إِلَى ٱلسَّمَآءِ فَسَوَّىٰهُنَّ سَبْعَ سَمَٰوَٰتٍ وَهُوَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ

    Yeryüzünde ne varsa hepsini sizin için yaratan O'dur. Sonra göğe yöneldi ve onları yedi gök olarak düzenledi. O her şeyi bilendir.

  30. وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلَٰٓئِكَةِ إِنِّى جَاعِلٌ فِى ٱلْأَرْضِ خَلِيفَةً قَالُوٓا۟ أَتَجْعَلُ فِيهَا مَن يُفْسِدُ فِيهَا وَيَسْفِكُ ٱلدِّمَآءَ وَنَحْنُ نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ وَنُقَدِّسُ لَكَ قَالَ إِنِّىٓ أَعْلَمُ مَا لَا تَعْلَمُونَ

    Hani Rabbin meleklere demişti ki: "Şüphesiz ben yeryüzünde bir halife var edeceğim." Dediler ki: "Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birini mi var edeceksin? Oysa biz seni hamd ile tenzih ediyor ve seni takdis ediyoruz." Buyurdu ki: "Şüphesiz ben, sizin bilmediğinizi bilirim."

  31. وَعَلَّمَ ءَادَمَ ٱلْأَسْمَآءَ كُلَّهَا ثُمَّ عَرَضَهُمْ عَلَى ٱلْمَلَٰٓئِكَةِ فَقَالَ أَنۢبِـُٔونِى بِأَسْمَآءِ هَٰٓؤُلَآءِ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ

    Âdem'e bütün isimleri öğretti; sonra onları meleklere sundu ve dedi ki: "Doğru söylüyorsanız, bunların adlarını bana haber verin."

  32. قَالُوا۟ سُبْحَٰنَكَ لَا عِلْمَ لَنَآ إِلَّا مَا عَلَّمْتَنَآ إِنَّكَ أَنتَ ٱلْعَلِيمُ ٱلْحَكِيمُ

    Dediler ki: "Seni tenzih ederiz! Bize öğrettiğinden başka bilgimiz yok. Şüphesiz sen bilensin, hikmet sahibisin."

  33. قَالَ يَٰٓـَٔادَمُ أَنۢبِئْهُم بِأَسْمَآئِهِمْ فَلَمَّآ أَنۢبَأَهُم بِأَسْمَآئِهِمْ قَالَ أَلَمْ أَقُل لَّكُمْ إِنِّىٓ أَعْلَمُ غَيْبَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَأَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا كُنتُمْ تَكْتُمُونَ

    Buyurdu ki: "Ey Âdem! Onlara bunların adlarını haber ver." Adlarını onlara haber verdiğinde buyurdu ki: "Size, göklerin ve yerin gaybını bildiğimi ve açığa vurduğunuzu da gizlediğinizi de bildiğimi söylemedim mi?"

  34. وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلَٰٓئِكَةِ ٱسْجُدُوا۟ لِـَٔادَمَ فَسَجَدُوٓا۟ إِلَّآ إِبْلِيسَ أَبَىٰ وَٱسْتَكْبَرَ وَكَانَ مِنَ ٱلْكَٰفِرِينَ

    Hani meleklere "Âdem'e secde edin" demiştik. İblîs dışında secde ettiler; o kaçındı, büyüklendi ve gerçeği örtenlerden oldu.

  35. وَقُلْنَا يَٰٓـَٔادَمُ ٱسْكُنْ أَنتَ وَزَوْجُكَ ٱلْجَنَّةَ وَكُلَا مِنْهَا رَغَدًا حَيْثُ شِئْتُمَا وَلَا تَقْرَبَا هَٰذِهِ ٱلشَّجَرَةَ فَتَكُونَا مِنَ ٱلظَّٰلِمِينَ

    Dedik ki: "Ey Âdem! Sen ve eşin cennette yerleşin; orada dilediğiniz yerden bolca yiyin, fakat şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz."

  36. فَأَزَلَّهُمَا ٱلشَّيْطَٰنُ عَنْهَا فَأَخْرَجَهُمَا مِمَّا كَانَا فِيهِ وَقُلْنَا ٱهْبِطُوا۟ بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ وَلَكُمْ فِى ٱلْأَرْضِ مُسْتَقَرٌّ وَمَتَٰعٌ إِلَىٰ حِينٍ

    Şeytan, ikisini oradan kaydırdı ve bulundukları yerden çıkardı. Dedik ki: "Birbirinize düşman olarak inin. Yeryüzünde bir süreye kadar sizin için bir yerleşme yeri ve bir yararlanma vardır."

  37. فَتَلَقَّىٰٓ ءَادَمُ مِن رَّبِّهِۦ كَلِمَٰتٍ فَتَابَ عَلَيْهِ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلتَّوَّابُ ٱلرَّحِيمُ

    Âdem, Rabbinden birtakım kelimeler aldı; O da tövbesini kabul etti. Şüphesiz O, tövbeleri çok kabul eden, çok merhamet edendir.

  38. قُلْنَا ٱهْبِطُوا۟ مِنْهَا جَمِيعًا فَإِمَّا يَأْتِيَنَّكُم مِّنِّى هُدًى فَمَن تَبِعَ هُدَاىَ فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

    Dedik ki: "Hepiniz oradan inin. Benden size bir yol gösterme geldiğinde, yol göstermeme uyanlara korku yoktur; onlar üzülmezler de."

  39. وَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَكَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَآ أُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلنَّارِ هُمْ فِيهَا خَٰلِدُونَ

    İnkâr eden ve ayetlerimizi yalanlayanlar ise; işte onlar ateşin halkıdır ve orada sürekli kalacaklardır.

  40. يَٰبَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ ٱذْكُرُوا۟ نِعْمَتِىَ ٱلَّتِىٓ أَنْعَمْتُ عَلَيْكُمْ وَأَوْفُوا۟ بِعَهْدِىٓ أُوفِ بِعَهْدِكُمْ وَإِيَّٰىَ فَٱرْهَبُونِ

    Ey İsrâiloğulları! Size verdiğim nimetimi anın, bana verdiğiniz sözü yerine getirin ki ben de size verdiğim sözü yerine getireyim. Yalnız benden korkun.

  41. وَءَامِنُوا۟ بِمَآ أَنزَلْتُ مُصَدِّقًا لِّمَا مَعَكُمْ وَلَا تَكُونُوٓا۟ أَوَّلَ كَافِرٍۭ بِهِۦ وَلَا تَشْتَرُوا۟ بِـَٔايَٰتِى ثَمَنًا قَلِيلًا وَإِيَّٰىَ فَٱتَّقُونِ

    Yanınızdakini doğrulayıcı olarak indirdiğime iman edin ve onu ilk inkâr eden siz olmayın. Ayetlerimi az bir karşılığa değişmeyin ve yalnız benden sakının.

  42. وَلَا تَلْبِسُوا۟ ٱلْحَقَّ بِٱلْبَٰطِلِ وَتَكْتُمُوا۟ ٱلْحَقَّ وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَ

    Gerçeği batılla karıştırmayın ve bile bile gerçeği gizlemeyin.

  43. وَأَقِيمُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتُوا۟ ٱلزَّكَوٰةَ وَٱرْكَعُوا۟ مَعَ ٱلرَّٰكِعِينَ

    Namazı kılın, zekâtı verin ve rükû edenlerle birlikte rükû edin.

  44. أَتَأْمُرُونَ ٱلنَّاسَ بِٱلْبِرِّ وَتَنسَوْنَ أَنفُسَكُمْ وَأَنتُمْ تَتْلُونَ ٱلْكِتَٰبَ أَفَلَا تَعْقِلُونَ

    İnsanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz? Oysa kitabı okuyorsunuz. Hâlâ akletmez misiniz?

  45. وَٱسْتَعِينُوا۟ بِٱلصَّبْرِ وَٱلصَّلَوٰةِ وَإِنَّهَا لَكَبِيرَةٌ إِلَّا عَلَى ٱلْخَٰشِعِينَ

    Sabır ve namazla yardım isteyin. Şüphesiz bu, gönülden bağlananlardan başkasına ağır gelir.

  46. ٱلَّذِينَ يَظُنُّونَ أَنَّهُم مُّلَٰقُوا۟ رَبِّهِمْ وَأَنَّهُمْ إِلَيْهِ رَٰجِعُونَ

    Onlar, Rablerine kavuşacaklarını ve O'na döneceklerini bilirler.

  47. يَٰبَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ ٱذْكُرُوا۟ نِعْمَتِىَ ٱلَّتِىٓ أَنْعَمْتُ عَلَيْكُمْ وَأَنِّى فَضَّلْتُكُمْ عَلَى ٱلْعَٰلَمِينَ

    Ey İsrâiloğulları! Size verdiğim nimetimi ve sizi âlemlere üstün kıldığımı anın.

  48. وَٱتَّقُوا۟ يَوْمًا لَّا تَجْزِى نَفْسٌ عَن نَّفْسٍ شَيْـًٔا وَلَا يُقْبَلُ مِنْهَا شَفَٰعَةٌ وَلَا يُؤْخَذُ مِنْهَا عَدْلٌ وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ

    Hiç kimsenin hiç kimseden bir şey ödemeyeceği, hiç kimseden bir şefaat kabul edilmeyeceği, hiç kimseden bir fidye alınmayacağı ve yardım da görmeyecekleri bir günden sakının.

  49. وَإِذْ نَجَّيْنَٰكُم مِّنْ ءَالِ فِرْعَوْنَ يَسُومُونَكُمْ سُوٓءَ ٱلْعَذَابِ يُذَبِّحُونَ أَبْنَآءَكُمْ وَيَسْتَحْيُونَ نِسَآءَكُمْ وَفِى ذَٰلِكُم بَلَآءٌ مِّن رَّبِّكُمْ عَظِيمٌ

    Hani sizi Firavun ailesinden kurtarmıştık; size azabın kötüsünü tattırıyor, oğullarınızı boğazlıyor ve kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. Bunda Rabbinizden büyük bir sınama vardı.

  50. وَإِذْ فَرَقْنَا بِكُمُ ٱلْبَحْرَ فَأَنجَيْنَٰكُمْ وَأَغْرَقْنَآ ءَالَ فِرْعَوْنَ وَأَنتُمْ تَنظُرُونَ

    Hani sizin için denizi yarmış, sizi kurtarmış ve Firavun ailesini siz bakıp dururken boğmuştuk.

  51. وَإِذْ وَٰعَدْنَا مُوسَىٰٓ أَرْبَعِينَ لَيْلَةً ثُمَّ ٱتَّخَذْتُمُ ٱلْعِجْلَ مِنۢ بَعْدِهِۦ وَأَنتُمْ ظَٰلِمُونَ

    Hani Mûsâ ile kırk gece için sözleşmiştik; sonra ardından buzağıyı edindiniz ve zalimler oldunuz.

  52. ثُمَّ عَفَوْنَا عَنكُم مِّنۢ بَعْدِ ذَٰلِكَ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

    Sonra bunun ardından sizi affettik; belki şükredersiniz.

  53. وَإِذْ ءَاتَيْنَا مُوسَى ٱلْكِتَٰبَ وَٱلْفُرْقَانَ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ

    Hani Mûsâ'ya kitabı ve ayırt edeni vermiştik; belki doğru yolu bulursunuz.

  54. وَإِذْ قَالَ مُوسَىٰ لِقَوْمِهِۦ يَٰقَوْمِ إِنَّكُمْ ظَلَمْتُمْ أَنفُسَكُم بِٱتِّخَاذِكُمُ ٱلْعِجْلَ فَتُوبُوٓا۟ إِلَىٰ بَارِئِكُمْ فَٱقْتُلُوٓا۟ أَنفُسَكُمْ ذَٰلِكُمْ خَيْرٌ لَّكُمْ عِندَ بَارِئِكُمْ فَتَابَ عَلَيْكُمْ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلتَّوَّابُ ٱلرَّحِيمُ

    Hani Mûsâ kavmine demişti ki: "Ey kavmim! Buzağıyı edinmekle kendinize zulmettiniz. Öyleyse yaratıcınıza tövbe edin ve kendinizi öldürün. Bu, yaratıcınızın katında sizin için daha hayırlıdır." O da tövbenizi kabul etti. Şüphesiz O, tövbeleri çok kabul eden, çok merhamet edendir.

  55. وَإِذْ قُلْتُمْ يَٰمُوسَىٰ لَن نُّؤْمِنَ لَكَ حَتَّىٰ نَرَى ٱللَّهَ جَهْرَةً فَأَخَذَتْكُمُ ٱلصَّٰعِقَةُ وَأَنتُمْ تَنظُرُونَ

    Hani demiştiniz ki: "Ey Mûsâ! Allah'ı açıkça görmedikçe sana asla inanmayız." Bunun üzerine siz bakıp dururken sizi yıldırım çarptı.

  56. ثُمَّ بَعَثْنَٰكُم مِّنۢ بَعْدِ مَوْتِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

    Sonra, belki şükredersiniz diye, ölümünüzün ardından sizi dirilttik.

  57. وَظَلَّلْنَا عَلَيْكُمُ ٱلْغَمَامَ وَأَنزَلْنَا عَلَيْكُمُ ٱلْمَنَّ وَٱلسَّلْوَىٰ كُلُوا۟ مِن طَيِّبَٰتِ مَا رَزَقْنَٰكُمْ وَمَا ظَلَمُونَا وَلَٰكِن كَانُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ

    Üzerinize bulutu gölge yaptık ve size kudret helvası ile bıldırcın indirdik: "Size rızık olarak verdiğimiz temiz şeylerden yiyin." Bize zulmetmediler; fakat kendilerine zulmediyorlardı.

  58. وَإِذْ قُلْنَا ٱدْخُلُوا۟ هَٰذِهِ ٱلْقَرْيَةَ فَكُلُوا۟ مِنْهَا حَيْثُ شِئْتُمْ رَغَدًا وَٱدْخُلُوا۟ ٱلْبَابَ سُجَّدًا وَقُولُوا۟ حِطَّةٌ نَّغْفِرْ لَكُمْ خَطَٰيَٰكُمْ وَسَنَزِيدُ ٱلْمُحْسِنِينَ

    Hani demiştik ki: "Şu kasabaya girin, orada dilediğiniz yerden bolca yiyin, kapıdan secde ederek girin ve 'Bağışla' deyin ki hatalarınızı bağışlayalım. İyilik yapanlara artıracağız."

  59. فَبَدَّلَ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ قَوْلًا غَيْرَ ٱلَّذِى قِيلَ لَهُمْ فَأَنزَلْنَا عَلَى ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ رِجْزًا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ بِمَا كَانُوا۟ يَفْسُقُونَ

    Zulmedenler, kendilerine söylenen sözü başka bir sözle değiştirdi. Yoldan çıkmaları yüzünden, zulmedenlerin üzerine gökten bir azap indirdik.

  60. وَإِذِ ٱسْتَسْقَىٰ مُوسَىٰ لِقَوْمِهِۦ فَقُلْنَا ٱضْرِب بِّعَصَاكَ ٱلْحَجَرَ فَٱنفَجَرَتْ مِنْهُ ٱثْنَتَا عَشْرَةَ عَيْنًا قَدْ عَلِمَ كُلُّ أُنَاسٍ مَّشْرَبَهُمْ كُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ مِن رِّزْقِ ٱللَّهِ وَلَا تَعْثَوْا۟ فِى ٱلْأَرْضِ مُفْسِدِينَ

    Hani Mûsâ kavmi için su istemişti; dedik ki: "Asanla taşa vur." Ondan on iki pınar fışkırdı; her topluluk içeceği yeri bildi. "Allah'ın rızkından yiyin, için ve yeryüzünde bozgunculuk yaparak taşkınlık etmeyin."

  61. وَإِذْ قُلْتُمْ يَٰمُوسَىٰ لَن نَّصْبِرَ عَلَىٰ طَعَامٍ وَٰحِدٍ فَٱدْعُ لَنَا رَبَّكَ يُخْرِجْ لَنَا مِمَّا تُنۢبِتُ ٱلْأَرْضُ مِنۢ بَقْلِهَا وَقِثَّآئِهَا وَفُومِهَا وَعَدَسِهَا وَبَصَلِهَا قَالَ أَتَسْتَبْدِلُونَ ٱلَّذِى هُوَ أَدْنَىٰ بِٱلَّذِى هُوَ خَيْرٌ ٱهْبِطُوا۟ مِصْرًا فَإِنَّ لَكُم مَّا سَأَلْتُمْ وَضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ ٱلذِّلَّةُ وَٱلْمَسْكَنَةُ وَبَآءُو بِغَضَبٍ مِّنَ ٱللَّهِ ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمْ كَانُوا۟ يَكْفُرُونَ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ وَيَقْتُلُونَ ٱلنَّبِيِّـۧنَ بِغَيْرِ ٱلْحَقِّ ذَٰلِكَ بِمَا عَصَوا۟ وَّكَانُوا۟ يَعْتَدُونَ

    Hani demiştiniz ki: "Ey Mûsâ! Tek bir yemeğe asla dayanamayız. Bizim için Rabbine dua et de bize yerin bitirdiklerinden, sebzesinden, kabağından, sarımsağından, mercimeğinden ve soğanından çıkarsın." Dedi ki: "Daha hayırlı olanı, daha aşağı olanla mı değiştirmek istiyorsunuz? Bir şehre inin; şüphesiz orada istediğiniz vardır." Üzerlerine küçüklük ve düşkünlük vuruldu ve Allah'tan bir öfkeye uğradılar. Bu, Allah'ın ayetlerini inkâr etmeleri ve peygamberleri haksız yere öldürmeleri yüzündendi. Bu, karşı gelmeleri ve haddi aşmaları yüzündendi.

  62. إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَٱلَّذِينَ هَادُوا۟ وَٱلنَّصَٰرَىٰ وَٱلصَّٰبِـِٔينَ مَنْ ءَامَنَ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْـَٔاخِرِ وَعَمِلَ صَٰلِحًا فَلَهُمْ أَجْرُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

    Şüphesiz iman edenler, yahudi olanlar, hristiyanlar ve Sâbiîlerden Allah'a ve ahiret gününe iman edip salih amel işleyenler için Rableri katında karşılıkları vardır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmezler de.

  63. وَإِذْ أَخَذْنَا مِيثَٰقَكُمْ وَرَفَعْنَا فَوْقَكُمُ ٱلطُّورَ خُذُوا۟ مَآ ءَاتَيْنَٰكُم بِقُوَّةٍ وَٱذْكُرُوا۟ مَا فِيهِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ

    Hani sizden söz almış ve dağı üzerinize kaldırmıştık: "Size verdiğimizi güçle alın ve içindekini anın; belki sakınırsınız."

  64. ثُمَّ تَوَلَّيْتُم مِّنۢ بَعْدِ ذَٰلِكَ فَلَوْلَا فَضْلُ ٱللَّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُۥ لَكُنتُم مِّنَ ٱلْخَٰسِرِينَ

    Sonra bunun ardından yüz çevirdiniz. Allah'ın üzerinizdeki lütfu ve rahmeti olmasaydı, mutlaka hüsrana uğrayanlardan olurdunuz.

  65. وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ ٱلَّذِينَ ٱعْتَدَوْا۟ مِنكُمْ فِى ٱلسَّبْتِ فَقُلْنَا لَهُمْ كُونُوا۟ قِرَدَةً خَٰسِـِٔينَ

    Andolsun, içinizden cumartesi konusunda haddi aşanları bilmişsinizdir. Onlara dedik ki: "Aşağılık maymunlar olun."

  66. فَجَعَلْنَٰهَا نَكَٰلًا لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهَا وَمَا خَلْفَهَا وَمَوْعِظَةً لِّلْمُتَّقِينَ

    Bunu, önündekilere ve ardındakilere bir ibret, sakınanlara da bir öğüt yaptık.

  67. وَإِذْ قَالَ مُوسَىٰ لِقَوْمِهِۦٓ إِنَّ ٱللَّهَ يَأْمُرُكُمْ أَن تَذْبَحُوا۟ بَقَرَةً قَالُوٓا۟ أَتَتَّخِذُنَا هُزُوًا قَالَ أَعُوذُ بِٱللَّهِ أَنْ أَكُونَ مِنَ ٱلْجَٰهِلِينَ

    Hani Mûsâ kavmine demişti ki: "Şüphesiz Allah, bir sığır kesmenizi buyuruyor." Dediler ki: "Bizimle alay mı ediyorsun?" Dedi ki: "Cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım."

  68. قَالُوا۟ ٱدْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّن لَّنَا مَا هِىَ قَالَ إِنَّهُۥ يَقُولُ إِنَّهَا بَقَرَةٌ لَّا فَارِضٌ وَلَا بِكْرٌ عَوَانٌۢ بَيْنَ ذَٰلِكَ فَٱفْعَلُوا۟ مَا تُؤْمَرُونَ

    Dediler ki: "Bizim için Rabbine dua et de onun ne olduğunu bize açıklasın." Dedi ki: "Buyuruyor ki: O, ne yaşlı ne de körpe, ikisi arasında orta yaşlı bir sığırdır. Artık emrolunduğunuzu yapın."

  69. قَالُوا۟ ٱدْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّن لَّنَا مَا لَوْنُهَا قَالَ إِنَّهُۥ يَقُولُ إِنَّهَا بَقَرَةٌ صَفْرَآءُ فَاقِعٌ لَّوْنُهَا تَسُرُّ ٱلنَّٰظِرِينَ

    Dediler ki: "Bizim için Rabbine dua et de renginin ne olduğunu bize açıklasın." Dedi ki: "Buyuruyor ki: O, sapsarı, rengi parlak, bakanları sevindiren bir sığırdır."

  70. قَالُوا۟ ٱدْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّن لَّنَا مَا هِىَ إِنَّ ٱلْبَقَرَ تَشَٰبَهَ عَلَيْنَا وَإِنَّآ إِن شَآءَ ٱللَّهُ لَمُهْتَدُونَ

    Dediler ki: "Bizim için Rabbine dua et de onun ne olduğunu bize açıklasın; sığırlar bize benzer geldi. Allah dilerse, şüphesiz biz doğru yolu buluruz."

  71. قَالَ إِنَّهُۥ يَقُولُ إِنَّهَا بَقَرَةٌ لَّا ذَلُولٌ تُثِيرُ ٱلْأَرْضَ وَلَا تَسْقِى ٱلْحَرْثَ مُسَلَّمَةٌ لَّا شِيَةَ فِيهَا قَالُوا۟ ٱلْـَٰٔنَ جِئْتَ بِٱلْحَقِّ فَذَبَحُوهَا وَمَا كَادُوا۟ يَفْعَلُونَ

    Dedi ki: "Buyuruyor ki: O, ne toprağı sürmek için boyunduruğa vurulmuş ne de ekin sulayan, kusursuz ve alacasız bir sığırdır." Dediler ki: "İşte şimdi gerçeği getirdin." Onu kestiler; neredeyse yapmayacaklardı.

  72. وَإِذْ قَتَلْتُمْ نَفْسًا فَٱدَّٰرَْٰٔتُمْ فِيهَا وَٱللَّهُ مُخْرِجٌ مَّا كُنتُمْ تَكْتُمُونَ

    Hani bir kimseyi öldürmüş ve onun hakkında birbirinizle çekişmiştiniz. Allah ise gizlediğinizi ortaya çıkarandır.

  73. فَقُلْنَا ٱضْرِبُوهُ بِبَعْضِهَا كَذَٰلِكَ يُحْىِ ٱللَّهُ ٱلْمَوْتَىٰ وَيُرِيكُمْ ءَايَٰتِهِۦ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ

    Dedik ki: "Ona, onun bir parçasıyla vurun." Allah, ölüleri işte böyle diriltir ve size ayetlerini gösterir; belki akledersiniz.

  74. ثُمَّ قَسَتْ قُلُوبُكُم مِّنۢ بَعْدِ ذَٰلِكَ فَهِىَ كَٱلْحِجَارَةِ أَوْ أَشَدُّ قَسْوَةً وَإِنَّ مِنَ ٱلْحِجَارَةِ لَمَا يَتَفَجَّرُ مِنْهُ ٱلْأَنْهَٰرُ وَإِنَّ مِنْهَا لَمَا يَشَّقَّقُ فَيَخْرُجُ مِنْهُ ٱلْمَآءُ وَإِنَّ مِنْهَا لَمَا يَهْبِطُ مِنْ خَشْيَةِ ٱللَّهِ وَمَا ٱللَّهُ بِغَٰفِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ

    Sonra bunun ardından kalpleriniz katılaştı; taş gibi, hatta daha da katı oldu. Şüphesiz taşlardan öylesi vardır ki, ondan ırmaklar fışkırır. Öylesi vardır ki, yarılır ve ondan su çıkar. Öylesi de vardır ki, Allah korkusundan aşağı düşer. Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.

  75. أَفَتَطْمَعُونَ أَن يُؤْمِنُوا۟ لَكُمْ وَقَدْ كَانَ فَرِيقٌ مِّنْهُمْ يَسْمَعُونَ كَلَٰمَ ٱللَّهِ ثُمَّ يُحَرِّفُونَهُۥ مِنۢ بَعْدِ مَا عَقَلُوهُ وَهُمْ يَعْلَمُونَ

    Size inanmalarını mı umuyorsunuz? Oysa içlerinden bir topluluk, Allah'ın sözünü işitir, sonra onu anladıktan sonra bile bile değiştirirdi.

  76. وَإِذَا لَقُوا۟ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ قَالُوٓا۟ ءَامَنَّا وَإِذَا خَلَا بَعْضُهُمْ إِلَىٰ بَعْضٍ قَالُوٓا۟ أَتُحَدِّثُونَهُم بِمَا فَتَحَ ٱللَّهُ عَلَيْكُمْ لِيُحَآجُّوكُم بِهِۦ عِندَ رَبِّكُمْ أَفَلَا تَعْقِلُونَ

    İman edenlerle karşılaştıklarında "İman ettik" derler; baş başa kaldıklarında ise derler ki: "Rabbinizin katında size karşı delil getirsinler diye, Allah'ın size açtığını onlara mı anlatıyorsunuz? Hâlâ akletmez misiniz?"

  77. أَوَلَا يَعْلَمُونَ أَنَّ ٱللَّهَ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ

    Bilmezler mi ki Allah, gizlediklerini de açığa vurduklarını da bilir?

  78. وَمِنْهُمْ أُمِّيُّونَ لَا يَعْلَمُونَ ٱلْكِتَٰبَ إِلَّآ أَمَانِىَّ وَإِنْ هُمْ إِلَّا يَظُنُّونَ

    İçlerinde ümmîler vardır; kitabı bilmezler, ancak kuruntular bilirler ve onlar ancak tahminde bulunurlar.

  79. فَوَيْلٌ لِّلَّذِينَ يَكْتُبُونَ ٱلْكِتَٰبَ بِأَيْدِيهِمْ ثُمَّ يَقُولُونَ هَٰذَا مِنْ عِندِ ٱللَّهِ لِيَشْتَرُوا۟ بِهِۦ ثَمَنًا قَلِيلًا فَوَيْلٌ لَّهُم مِّمَّا كَتَبَتْ أَيْدِيهِمْ وَوَيْلٌ لَّهُم مِّمَّا يَكْسِبُونَ

    Kitabı elleriyle yazıp sonra az bir karşılık almak için "Bu, Allah katındandır" diyenlerin vay hâline! Ellerinin yazdığından dolayı vay hâllerine ve kazandıklarından dolayı vay hâllerine!

  80. وَقَالُوا۟ لَن تَمَسَّنَا ٱلنَّارُ إِلَّآ أَيَّامًا مَّعْدُودَةً قُلْ أَتَّخَذْتُمْ عِندَ ٱللَّهِ عَهْدًا فَلَن يُخْلِفَ ٱللَّهُ عَهْدَهُۥٓ أَمْ تَقُولُونَ عَلَى ٱللَّهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ

    Dediler ki: "Sayılı günler dışında ateş bize dokunmayacak." De ki: Allah katından bir söz mü aldınız? Öyleyse Allah sözünden dönmez. Yoksa Allah hakkında bilmediğinizi mi söylüyorsunuz?

  81. بَلَىٰ مَن كَسَبَ سَيِّئَةً وَأَحَٰطَتْ بِهِۦ خَطِيٓـَٔتُهُۥ فَأُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلنَّارِ هُمْ فِيهَا خَٰلِدُونَ

    Hayır; kim bir kötülük kazanır ve hatası kendisini kuşatırsa, işte onlar ateşin halkıdır ve orada sürekli kalacaklardır.

  82. وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ أُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلْجَنَّةِ هُمْ فِيهَا خَٰلِدُونَ

    İman edip salih amel işleyenler ise; işte onlar cennetin halkıdır ve orada sürekli kalacaklardır.

  83. وَإِذْ أَخَذْنَا مِيثَٰقَ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ لَا تَعْبُدُونَ إِلَّا ٱللَّهَ وَبِٱلْوَٰلِدَيْنِ إِحْسَانًا وَذِى ٱلْقُرْبَىٰ وَٱلْيَتَٰمَىٰ وَٱلْمَسَٰكِينِ وَقُولُوا۟ لِلنَّاسِ حُسْنًا وَأَقِيمُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتُوا۟ ٱلزَّكَوٰةَ ثُمَّ تَوَلَّيْتُمْ إِلَّا قَلِيلًا مِّنكُمْ وَأَنتُم مُّعْرِضُونَ

    Hani İsrâiloğulları'ndan söz almıştık: Allah'tan başkasına kulluk etmeyeceksiniz; anne babaya, yakınlara, yetimlere ve yoksullara iyilik edeceksiniz; insanlara güzel söz söyleyeceksiniz; namazı kılacak ve zekâtı vereceksiniz. Sonra az bir kısmınız dışında yüz çevirdiniz ve siz zaten yüz çevirenlersiniz.

  84. وَإِذْ أَخَذْنَا مِيثَٰقَكُمْ لَا تَسْفِكُونَ دِمَآءَكُمْ وَلَا تُخْرِجُونَ أَنفُسَكُم مِّن دِيَٰرِكُمْ ثُمَّ أَقْرَرْتُمْ وَأَنتُمْ تَشْهَدُونَ

    Hani sizden söz almıştık: Kanlarınızı dökmeyecek ve birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacaksınız. Sonra bunu kabul ettiniz ve siz buna şahitsiniz.

  85. ثُمَّ أَنتُمْ هَٰٓؤُلَآءِ تَقْتُلُونَ أَنفُسَكُمْ وَتُخْرِجُونَ فَرِيقًا مِّنكُم مِّن دِيَٰرِهِمْ تَظَٰهَرُونَ عَلَيْهِم بِٱلْإِثْمِ وَٱلْعُدْوَٰنِ وَإِن يَأْتُوكُمْ أُسَٰرَىٰ تُفَٰدُوهُمْ وَهُوَ مُحَرَّمٌ عَلَيْكُمْ إِخْرَاجُهُمْ أَفَتُؤْمِنُونَ بِبَعْضِ ٱلْكِتَٰبِ وَتَكْفُرُونَ بِبَعْضٍ فَمَا جَزَآءُ مَن يَفْعَلُ ذَٰلِكَ مِنكُمْ إِلَّا خِزْىٌ فِى ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا وَيَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ يُرَدُّونَ إِلَىٰٓ أَشَدِّ ٱلْعَذَابِ وَمَا ٱللَّهُ بِغَٰفِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ

    Sonra işte siz, birbirinizi öldürüyor ve içinizden bir topluluğu yurtlarından çıkarıyorsunuz; onlara karşı günah ve düşmanlıkla yardımlaşıyorsunuz. Size esir olarak geldiklerinde ise onları fidyeyle kurtarıyorsunuz; oysa onları çıkarmak size haram kılınmıştı. Kitabın bir kısmına iman edip bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? İçinizden bunu yapanın karşılığı, dünya hayatında bir küçüklükten başkası değildir; kıyamet gününde ise azabın en şiddetlisine döndürülürler. Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.

  86. أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ ٱشْتَرَوُا۟ ٱلْحَيَوٰةَ ٱلدُّنْيَا بِٱلْـَٔاخِرَةِ فَلَا يُخَفَّفُ عَنْهُمُ ٱلْعَذَابُ وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ

    İşte onlar, ahiret karşılığında dünya hayatını satın alanlardır. Azapları hafifletilmez ve onlara yardım da edilmez.

  87. وَلَقَدْ ءَاتَيْنَا مُوسَى ٱلْكِتَٰبَ وَقَفَّيْنَا مِنۢ بَعْدِهِۦ بِٱلرُّسُلِ وَءَاتَيْنَا عِيسَى ٱبْنَ مَرْيَمَ ٱلْبَيِّنَٰتِ وَأَيَّدْنَٰهُ بِرُوحِ ٱلْقُدُسِ أَفَكُلَّمَا جَآءَكُمْ رَسُولٌۢ بِمَا لَا تَهْوَىٰٓ أَنفُسُكُمُ ٱسْتَكْبَرْتُمْ فَفَرِيقًا كَذَّبْتُمْ وَفَرِيقًا تَقْتُلُونَ

    Andolsun Mûsâ'ya kitabı verdik ve ardından elçiler gönderdik. Meryem oğlu Îsâ'ya apaçık deliller verdik ve onu Rûhu'l-kudüs ile destekledik. Size, canınızın istemediğini getiren bir elçi geldiğinde büyüklendiniz; bir kısmını yalanladınız ve bir kısmını öldürüyorsunuz.

  88. وَقَالُوا۟ قُلُوبُنَا غُلْفٌۢ بَل لَّعَنَهُمُ ٱللَّهُ بِكُفْرِهِمْ فَقَلِيلًا مَّا يُؤْمِنُونَ

    Dediler ki: "Kalplerimiz kılıflıdır." Hayır; inkârları yüzünden Allah onları lanetledi. Ne kadar az iman ediyorlar!

  89. وَلَمَّا جَآءَهُمْ كِتَٰبٌ مِّنْ عِندِ ٱللَّهِ مُصَدِّقٌ لِّمَا مَعَهُمْ وَكَانُوا۟ مِن قَبْلُ يَسْتَفْتِحُونَ عَلَى ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ فَلَمَّا جَآءَهُم مَّا عَرَفُوا۟ كَفَرُوا۟ بِهِۦ فَلَعْنَةُ ٱللَّهِ عَلَى ٱلْكَٰفِرِينَ

    Onlara Allah katından, yanlarındakini doğrulayan bir kitap geldiğinde — oysa daha önce inkâr edenlere karşı fetih istiyorlardı — bildikleri şey kendilerine gelince onu inkâr ettiler. Allah'ın laneti, gerçeği örtenlerin üzerinedir.

  90. بِئْسَمَا ٱشْتَرَوْا۟ بِهِۦٓ أَنفُسَهُمْ أَن يَكْفُرُوا۟ بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ بَغْيًا أَن يُنَزِّلَ ٱللَّهُ مِن فَضْلِهِۦ عَلَىٰ مَن يَشَآءُ مِنْ عِبَادِهِۦ فَبَآءُو بِغَضَبٍ عَلَىٰ غَضَبٍ وَلِلْكَٰفِرِينَ عَذَابٌ مُّهِينٌ

    Allah'ın, kullarından dilediğine lütfundan indirmesini kıskanarak, Allah'ın indirdiğini inkâr etmek üzere kendilerini sattıkları şey ne kötüdür! Öfke üstüne öfkeye uğradılar. Gerçeği örtenler için küçük düşürücü bir azap vardır.

  91. وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ ءَامِنُوا۟ بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ قَالُوا۟ نُؤْمِنُ بِمَآ أُنزِلَ عَلَيْنَا وَيَكْفُرُونَ بِمَا وَرَآءَهُۥ وَهُوَ ٱلْحَقُّ مُصَدِّقًا لِّمَا مَعَهُمْ قُلْ فَلِمَ تَقْتُلُونَ أَنۢبِيَآءَ ٱللَّهِ مِن قَبْلُ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ

    Onlara "Allah'ın indirdiğine iman edin" denildiğinde derler ki: "Bize indirilene iman ederiz." Ötesini inkâr ederler; oysa o, yanlarındakini doğrulayan gerçektir. De ki: Mümin idiyseniz, daha önce Allah'ın peygamberlerini neden öldürüyordunuz?

  92. وَلَقَدْ جَآءَكُم مُّوسَىٰ بِٱلْبَيِّنَٰتِ ثُمَّ ٱتَّخَذْتُمُ ٱلْعِجْلَ مِنۢ بَعْدِهِۦ وَأَنتُمْ ظَٰلِمُونَ

    Andolsun Mûsâ size apaçık delillerle gelmişti; sonra onun ardından buzağıyı edindiniz ve zalimler oldunuz.

  93. وَإِذْ أَخَذْنَا مِيثَٰقَكُمْ وَرَفَعْنَا فَوْقَكُمُ ٱلطُّورَ خُذُوا۟ مَآ ءَاتَيْنَٰكُم بِقُوَّةٍ وَٱسْمَعُوا۟ قَالُوا۟ سَمِعْنَا وَعَصَيْنَا وَأُشْرِبُوا۟ فِى قُلُوبِهِمُ ٱلْعِجْلَ بِكُفْرِهِمْ قُلْ بِئْسَمَا يَأْمُرُكُم بِهِۦٓ إِيمَٰنُكُمْ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ

    Hani sizden söz almış ve dağı üzerinize kaldırmıştık: "Size verdiğimizi güçle alın ve dinleyin." Dediler ki: "İşittik ve karşı geldik." İnkârları yüzünden kalplerine buzağı sevgisi içirildi. De ki: Mümin idiyseniz, imanınızın size buyurduğu şey ne kötüdür!

  94. قُلْ إِن كَانَتْ لَكُمُ ٱلدَّارُ ٱلْـَٔاخِرَةُ عِندَ ٱللَّهِ خَالِصَةً مِّن دُونِ ٱلنَّاسِ فَتَمَنَّوُا۟ ٱلْمَوْتَ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ

    De ki: Ahiret yurdu, Allah katında insanlar dışında yalnız size ait ise ve doğru söylüyorsanız, ölümü isteyin.

  95. وَلَن يَتَمَنَّوْهُ أَبَدًۢا بِمَا قَدَّمَتْ أَيْدِيهِمْ وَٱللَّهُ عَلِيمٌۢ بِٱلظَّٰلِمِينَ

    Ellerinin önden gönderdiği yüzünden onu asla istemezler. Allah, zalimleri bilendir.

  96. وَلَتَجِدَنَّهُمْ أَحْرَصَ ٱلنَّاسِ عَلَىٰ حَيَوٰةٍ وَمِنَ ٱلَّذِينَ أَشْرَكُوا۟ يَوَدُّ أَحَدُهُمْ لَوْ يُعَمَّرُ أَلْفَ سَنَةٍ وَمَا هُوَ بِمُزَحْزِحِهِۦ مِنَ ٱلْعَذَابِ أَن يُعَمَّرَ وَٱللَّهُ بَصِيرٌۢ بِمَا يَعْمَلُونَ

    Andolsun onları, insanların hayata en düşkünü bulursun; ortak koşanlardan bile. Her biri bin yıl yaşatılmayı ister; oysa yaşatılması onu azaptan uzaklaştırmaz. Allah, yaptıklarını görendir.

  97. قُلْ مَن كَانَ عَدُوًّا لِّجِبْرِيلَ فَإِنَّهُۥ نَزَّلَهُۥ عَلَىٰ قَلْبِكَ بِإِذْنِ ٱللَّهِ مُصَدِّقًا لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ وَهُدًى وَبُشْرَىٰ لِلْمُؤْمِنِينَ

    De ki: Cebrâil'e düşman olan; şüphesiz onu, kendinden öncekini doğrulayan, müminler için bir yol gösterme ve müjde olarak Allah'ın izniyle senin kalbine indirmiştir.

  98. مَن كَانَ عَدُوًّا لِّلَّهِ وَمَلَٰٓئِكَتِهِۦ وَرُسُلِهِۦ وَجِبْرِيلَ وَمِيكَىٰلَ فَإِنَّ ٱللَّهَ عَدُوٌّ لِّلْكَٰفِرِينَ

    Kim Allah'a, meleklerine, elçilerine, Cebrâil'e ve Mîkâil'e düşman olursa, şüphesiz Allah da gerçeği örtenlerin düşmanıdır.

  99. وَلَقَدْ أَنزَلْنَآ إِلَيْكَ ءَايَٰتٍۭ بَيِّنَٰتٍ وَمَا يَكْفُرُ بِهَآ إِلَّا ٱلْفَٰسِقُونَ

    Andolsun sana apaçık ayetler indirdik; onları yoldan çıkanlardan başkası inkâr etmez.

  100. أَوَكُلَّمَا عَٰهَدُوا۟ عَهْدًا نَّبَذَهُۥ فَرِيقٌ مِّنْهُم بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ

    Bir söz verdiklerinde, içlerinden bir topluluk onu atmaz mı? Hayır, onların çoğu iman etmez.

  101. وَلَمَّا جَآءَهُمْ رَسُولٌ مِّنْ عِندِ ٱللَّهِ مُصَدِّقٌ لِّمَا مَعَهُمْ نَبَذَ فَرِيقٌ مِّنَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ كِتَٰبَ ٱللَّهِ وَرَآءَ ظُهُورِهِمْ كَأَنَّهُمْ لَا يَعْلَمُونَ

    Onlara Allah katından, yanlarındakini doğrulayan bir elçi geldiğinde, kendilerine kitap verilenlerden bir topluluk, sanki bilmiyorlarmış gibi Allah'ın kitabını sırtlarının arkasına attı.

  102. وَٱتَّبَعُوا۟ مَا تَتْلُوا۟ ٱلشَّيَٰطِينُ عَلَىٰ مُلْكِ سُلَيْمَٰنَ وَمَا كَفَرَ سُلَيْمَٰنُ وَلَٰكِنَّ ٱلشَّيَٰطِينَ كَفَرُوا۟ يُعَلِّمُونَ ٱلنَّاسَ ٱلسِّحْرَ وَمَآ أُنزِلَ عَلَى ٱلْمَلَكَيْنِ بِبَابِلَ هَٰرُوتَ وَمَٰرُوتَ وَمَا يُعَلِّمَانِ مِنْ أَحَدٍ حَتَّىٰ يَقُولَآ إِنَّمَا نَحْنُ فِتْنَةٌ فَلَا تَكْفُرْ فَيَتَعَلَّمُونَ مِنْهُمَا مَا يُفَرِّقُونَ بِهِۦ بَيْنَ ٱلْمَرْءِ وَزَوْجِهِۦ وَمَا هُم بِضَآرِّينَ بِهِۦ مِنْ أَحَدٍ إِلَّا بِإِذْنِ ٱللَّهِ وَيَتَعَلَّمُونَ مَا يَضُرُّهُمْ وَلَا يَنفَعُهُمْ وَلَقَدْ عَلِمُوا۟ لَمَنِ ٱشْتَرَىٰهُ مَا لَهُۥ فِى ٱلْـَٔاخِرَةِ مِنْ خَلَٰقٍ وَلَبِئْسَ مَا شَرَوْا۟ بِهِۦٓ أَنفُسَهُمْ لَوْ كَانُوا۟ يَعْلَمُونَ

    Şeytanların, Süleymân'ın hükümranlığı hakkında okuduklarına uydular. Süleymân inkâr etmedi; fakat şeytanlar inkâr etti. İnsanlara büyüyü ve Bâbil'de Hârût ile Mârût adlı iki meleğe indirileni öğretiyorlardı. Oysa o ikisi, "Biz ancak bir sınamayız; sakın inkâr etme" demedikçe hiç kimseye öğretmezdi. Onlardan, karı ile kocanın arasını ayıracak şeyi öğreniyorlardı. Oysa Allah'ın izni olmadan onunla hiç kimseye zarar veremezlerdi. Kendilerine zarar vereni ve fayda vermeyeni öğreniyorlardı. Andolsun onu satın alanın, ahirette bir payı olmadığını bilmişlerdi. Kendilerini sattıkları şey ne kötüdür; bilselerdi!

  103. وَلَوْ أَنَّهُمْ ءَامَنُوا۟ وَٱتَّقَوْا۟ لَمَثُوبَةٌ مِّنْ عِندِ ٱللَّهِ خَيْرٌ لَّوْ كَانُوا۟ يَعْلَمُونَ

    İman edip sakınsalardı, Allah katından bir karşılık elbette daha hayırlı olurdu; bilselerdi!

  104. يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تَقُولُوا۟ رَٰعِنَا وَقُولُوا۟ ٱنظُرْنَا وَٱسْمَعُوا۟ وَلِلْكَٰفِرِينَ عَذَابٌ أَلِيمٌ

    Ey iman edenler! "Râinâ" demeyin, "Unzurnâ" deyin ve dinleyin. Gerçeği örtenler için acı bir azap vardır.

  105. مَّا يَوَدُّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِنْ أَهْلِ ٱلْكِتَٰبِ وَلَا ٱلْمُشْرِكِينَ أَن يُنَزَّلَ عَلَيْكُم مِّنْ خَيْرٍ مِّن رَّبِّكُمْ وَٱللَّهُ يَخْتَصُّ بِرَحْمَتِهِۦ مَن يَشَآءُ وَٱللَّهُ ذُو ٱلْفَضْلِ ٱلْعَظِيمِ

    Kitap halkından gerçeği örtenler ve ortak koşanlar, Rabbinizden size bir hayır indirilmesini istemez. Allah ise rahmetini dilediğine özgü kılar ve Allah büyük lütuf sahibidir.

  106. مَا نَنسَخْ مِنْ ءَايَةٍ أَوْ نُنسِهَا نَأْتِ بِخَيْرٍ مِّنْهَآ أَوْ مِثْلِهَآ أَلَمْ تَعْلَمْ أَنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ

    Bir ayeti giderir ya da unutturursak, ondan daha hayırlısını veya benzerini getiririz. Allah'ın her şeye gücü yettiğini bilmedin mi?

  107. أَلَمْ تَعْلَمْ أَنَّ ٱللَّهَ لَهُۥ مُلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا لَكُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ مِن وَلِىٍّ وَلَا نَصِيرٍ

    Göklerin ve yerin hükümranlığının Allah'a ait olduğunu ve sizin için Allah'tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı bulunduğunu bilmedin mi?

  108. أَمْ تُرِيدُونَ أَن تَسْـَٔلُوا۟ رَسُولَكُمْ كَمَا سُئِلَ مُوسَىٰ مِن قَبْلُ وَمَن يَتَبَدَّلِ ٱلْكُفْرَ بِٱلْإِيمَٰنِ فَقَدْ ضَلَّ سَوَآءَ ٱلسَّبِيلِ

    Yoksa daha önce Mûsâ'ya sorulduğu gibi elçinize mi soruyorsunuz? Kim imanı inkârla değişirse, düz yoldan sapmış olur.

  109. وَدَّ كَثِيرٌ مِّنْ أَهْلِ ٱلْكِتَٰبِ لَوْ يَرُدُّونَكُم مِّنۢ بَعْدِ إِيمَٰنِكُمْ كُفَّارًا حَسَدًا مِّنْ عِندِ أَنفُسِهِم مِّنۢ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمُ ٱلْحَقُّ فَٱعْفُوا۟ وَٱصْفَحُوا۟ حَتَّىٰ يَأْتِىَ ٱللَّهُ بِأَمْرِهِۦٓ إِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ

    Kitap halkından çoğu, gerçek kendilerine belli olduktan sonra bile, içlerindeki kıskançlıktan dolayı sizi imanınızdan sonra gerçeği örtenlere çevirmeyi ister. Allah emrini getirene kadar affedin ve hoş görün. Şüphesiz Allah'ın her şeye gücü yeter.

  110. وَأَقِيمُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتُوا۟ ٱلزَّكَوٰةَ وَمَا تُقَدِّمُوا۟ لِأَنفُسِكُم مِّنْ خَيْرٍ تَجِدُوهُ عِندَ ٱللَّهِ إِنَّ ٱللَّهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ

    Namazı kılın ve zekâtı verin. Kendiniz için önden ne hayır gönderirseniz, onu Allah katında bulursunuz. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı görendir.

  111. وَقَالُوا۟ لَن يَدْخُلَ ٱلْجَنَّةَ إِلَّا مَن كَانَ هُودًا أَوْ نَصَٰرَىٰ تِلْكَ أَمَانِيُّهُمْ قُلْ هَاتُوا۟ بُرْهَٰنَكُمْ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ

    Dediler ki: "Yahudi ya da hristiyan olandan başkası asla cennete girmeyecek." Bu, onların kuruntusudur. De ki: Doğru söylüyorsanız, delilinizi getirin.

  112. بَلَىٰ مَنْ أَسْلَمَ وَجْهَهُۥ لِلَّهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ فَلَهُۥٓ أَجْرُهُۥ عِندَ رَبِّهِۦ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

    Hayır; kim iyilik yaparak yüzünü Allah'a teslim ederse, Rabbi katında karşılığı vardır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmezler de.

  113. وَقَالَتِ ٱلْيَهُودُ لَيْسَتِ ٱلنَّصَٰرَىٰ عَلَىٰ شَىْءٍ وَقَالَتِ ٱلنَّصَٰرَىٰ لَيْسَتِ ٱلْيَهُودُ عَلَىٰ شَىْءٍ وَهُمْ يَتْلُونَ ٱلْكِتَٰبَ كَذَٰلِكَ قَالَ ٱلَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ مِثْلَ قَوْلِهِمْ فَٱللَّهُ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ فِيمَا كَانُوا۟ فِيهِ يَخْتَلِفُونَ

    Yahudiler "Hristiyanlar bir şey üzerinde değil" dedi; hristiyanlar da "Yahudiler bir şey üzerinde değil" dedi. Oysa kitabı okuyorlar. Bilmeyenler de onların sözü gibi söyledi. Allah, kıyamet günü ayrılığa düştükleri konuda aralarında hüküm verecektir.

  114. وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّن مَّنَعَ مَسَٰجِدَ ٱللَّهِ أَن يُذْكَرَ فِيهَا ٱسْمُهُۥ وَسَعَىٰ فِى خَرَابِهَآ أُو۟لَٰٓئِكَ مَا كَانَ لَهُمْ أَن يَدْخُلُوهَآ إِلَّا خَآئِفِينَ لَهُمْ فِى ٱلدُّنْيَا خِزْىٌ وَلَهُمْ فِى ٱلْـَٔاخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمٌ

    Allah'ın mescitlerinde adının anılmasını engelleyen ve onların yıkılmasına çalışandan daha zalim kim olabilir? İşte onların oralara korkarak girmesi gerekirdi. Onlar için dünyada bir küçüklük ve ahirette büyük bir azap vardır.

  115. وَلِلَّهِ ٱلْمَشْرِقُ وَٱلْمَغْرِبُ فَأَيْنَمَا تُوَلُّوا۟ فَثَمَّ وَجْهُ ٱللَّهِ إِنَّ ٱللَّهَ وَٰسِعٌ عَلِيمٌ

    Doğu da Allah'ındır, batı da. Nereye dönerseniz, Allah'ın yüzü oradadır. Şüphesiz Allah geniş lütuf sahibidir, bilendir.

  116. وَقَالُوا۟ ٱتَّخَذَ ٱللَّهُ وَلَدًا سُبْحَٰنَهُۥ بَل لَّهُۥ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ كُلٌّ لَّهُۥ قَٰنِتُونَ

    Dediler ki: "Allah çocuk edindi." O bundan uzaktır. Hayır; göklerde ve yerde ne varsa O'nundur ve hepsi O'na boyun eğmiştir.

  117. بَدِيعُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَإِذَا قَضَىٰٓ أَمْرًا فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُۥ كُن فَيَكُونُ

    Gökleri ve yeri yoktan var edendir. Bir işe hükmettiğinde, ona ancak "Ol" der, o da oluverir.

  118. وَقَالَ ٱلَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ لَوْلَا يُكَلِّمُنَا ٱللَّهُ أَوْ تَأْتِينَآ ءَايَةٌ كَذَٰلِكَ قَالَ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِم مِّثْلَ قَوْلِهِمْ تَشَٰبَهَتْ قُلُوبُهُمْ قَدْ بَيَّنَّا ٱلْـَٔايَٰتِ لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ

    Bilmeyenler dedi ki: "Allah bizimle konuşmalı ya da bize bir ayet gelmeli değil miydi?" Onlardan öncekiler de onların sözü gibi söylemişti; kalpleri birbirine benzedi. Kesin olarak bilen bir topluluk için ayetleri açıkladık.

  119. إِنَّآ أَرْسَلْنَٰكَ بِٱلْحَقِّ بَشِيرًا وَنَذِيرًا وَلَا تُسْـَٔلُ عَنْ أَصْحَٰبِ ٱلْجَحِيمِ

    Şüphesiz seni gerçekle bir müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik. Cehennemin halkından sorumlu değilsin.

  120. وَلَن تَرْضَىٰ عَنكَ ٱلْيَهُودُ وَلَا ٱلنَّصَٰرَىٰ حَتَّىٰ تَتَّبِعَ مِلَّتَهُمْ قُلْ إِنَّ هُدَى ٱللَّهِ هُوَ ٱلْهُدَىٰ وَلَئِنِ ٱتَّبَعْتَ أَهْوَآءَهُم بَعْدَ ٱلَّذِى جَآءَكَ مِنَ ٱلْعِلْمِ مَا لَكَ مِنَ ٱللَّهِ مِن وَلِىٍّ وَلَا نَصِيرٍ

    Yahudiler de hristiyanlar da, sen onların dinine uymadıkça senden asla hoşnut olmaz. De ki: Şüphesiz Allah'ın yol göstermesi, asıl yol göstermedir. Sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyarsan, Allah'a karşı ne bir dostun ne de bir yardımcın olur.

  121. ٱلَّذِينَ ءَاتَيْنَٰهُمُ ٱلْكِتَٰبَ يَتْلُونَهُۥ حَقَّ تِلَاوَتِهِۦٓ أُو۟لَٰٓئِكَ يُؤْمِنُونَ بِهِۦ وَمَن يَكْفُرْ بِهِۦ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْخَٰسِرُونَ

    Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu gereğince okur; işte onlar ona iman eder. Kim onu inkâr ederse, işte onlar hüsrana uğrayanlardır.

  122. يَٰبَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ ٱذْكُرُوا۟ نِعْمَتِىَ ٱلَّتِىٓ أَنْعَمْتُ عَلَيْكُمْ وَأَنِّى فَضَّلْتُكُمْ عَلَى ٱلْعَٰلَمِينَ

    Ey İsrâiloğulları! Size verdiğim nimetimi ve sizi âlemlere üstün kıldığımı anın.

  123. وَٱتَّقُوا۟ يَوْمًا لَّا تَجْزِى نَفْسٌ عَن نَّفْسٍ شَيْـًٔا وَلَا يُقْبَلُ مِنْهَا عَدْلٌ وَلَا تَنفَعُهَا شَفَٰعَةٌ وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ

    Hiç kimsenin hiç kimseden bir şey ödemeyeceği, hiç kimseden bir fidye kabul edilmeyeceği, bir şefaatin fayda vermeyeceği ve yardım da görmeyecekleri bir günden sakının.

  124. وَإِذِ ٱبْتَلَىٰٓ إِبْرَٰهِـۧمَ رَبُّهُۥ بِكَلِمَٰتٍ فَأَتَمَّهُنَّ قَالَ إِنِّى جَاعِلُكَ لِلنَّاسِ إِمَامًا قَالَ وَمِن ذُرِّيَّتِى قَالَ لَا يَنَالُ عَهْدِى ٱلظَّٰلِمِينَ

    Hani Rabbi, İbrâhîm'i birtakım kelimelerle sınamış ve o bunları tamamlamıştı. Buyurdu ki: "Şüphesiz seni insanlara önder yapacağım." Dedi ki: "Soyumdan da." Buyurdu ki: "Sözüm zalimlere ulaşmaz."

  125. وَإِذْ جَعَلْنَا ٱلْبَيْتَ مَثَابَةً لِّلنَّاسِ وَأَمْنًا وَٱتَّخِذُوا۟ مِن مَّقَامِ إِبْرَٰهِـۧمَ مُصَلًّى وَعَهِدْنَآ إِلَىٰٓ إِبْرَٰهِـۧمَ وَإِسْمَٰعِيلَ أَن طَهِّرَا بَيْتِىَ لِلطَّآئِفِينَ وَٱلْعَٰكِفِينَ وَٱلرُّكَّعِ ٱلسُّجُودِ

    Hani evi, insanlar için bir toplanma yeri ve güvenli bir yer yapmıştık. "İbrâhîm'in makamından bir namaz yeri edinin." İbrâhîm'e ve İsmâil'e vahyettik: "Evimi, dolaşanlar, kendini verenler, rükû ve secde edenler için temizleyin."

  126. وَإِذْ قَالَ إِبْرَٰهِـۧمُ رَبِّ ٱجْعَلْ هَٰذَا بَلَدًا ءَامِنًا وَٱرْزُقْ أَهْلَهُۥ مِنَ ٱلثَّمَرَٰتِ مَنْ ءَامَنَ مِنْهُم بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْـَٔاخِرِ قَالَ وَمَن كَفَرَ فَأُمَتِّعُهُۥ قَلِيلًا ثُمَّ أَضْطَرُّهُۥٓ إِلَىٰ عَذَابِ ٱلنَّارِ وَبِئْسَ ٱلْمَصِيرُ

    Hani İbrâhîm demişti ki: "Rabbim! Burayı güvenli bir şehir yap ve halkından Allah'a ve ahiret gününe iman edenleri ürünlerle rızıklandır." Buyurdu ki: "İnkâr edeni de bir süreye kadar yararlandırır, sonra onu ateşin azabına sürüklerim. Ne kötü bir dönüş yeridir!"

  127. وَإِذْ يَرْفَعُ إِبْرَٰهِـۧمُ ٱلْقَوَاعِدَ مِنَ ٱلْبَيْتِ وَإِسْمَٰعِيلُ رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّآ إِنَّكَ أَنتَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ

    Hani İbrâhîm ve İsmâil, evin temellerini yükseltiyordu: "Rabbimiz! Bizden kabul et. Şüphesiz sen işitensin, bilensin.

  128. رَبَّنَا وَٱجْعَلْنَا مُسْلِمَيْنِ لَكَ وَمِن ذُرِّيَّتِنَآ أُمَّةً مُّسْلِمَةً لَّكَ وَأَرِنَا مَنَاسِكَنَا وَتُبْ عَلَيْنَآ إِنَّكَ أَنتَ ٱلتَّوَّابُ ٱلرَّحِيمُ

    Rabbimiz! İkimizi de sana teslim olanlardan kıl; soyumuzdan da sana teslim olmuş bir ümmet çıkar. Bize ibadet yerlerimizi göster ve tövbemizi kabul et. Şüphesiz sen tövbeleri çok kabul eden, çok merhamet edensin.

  129. رَبَّنَا وَٱبْعَثْ فِيهِمْ رَسُولًا مِّنْهُمْ يَتْلُوا۟ عَلَيْهِمْ ءَايَٰتِكَ وَيُعَلِّمُهُمُ ٱلْكِتَٰبَ وَٱلْحِكْمَةَ وَيُزَكِّيهِمْ إِنَّكَ أَنتَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ

    Rabbimiz! İçlerinden onlara, ayetlerini okuyan, onlara kitabı ve hikmeti öğreten ve onları arındıran bir elçi gönder. Şüphesiz sen güçlüsün, hikmet sahibisin."

  130. وَمَن يَرْغَبُ عَن مِّلَّةِ إِبْرَٰهِـۧمَ إِلَّا مَن سَفِهَ نَفْسَهُۥ وَلَقَدِ ٱصْطَفَيْنَٰهُ فِى ٱلدُّنْيَا وَإِنَّهُۥ فِى ٱلْـَٔاخِرَةِ لَمِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ

    Kendini akılsız yapandan başka, İbrâhîm'in dininden kim yüz çevirir? Andolsun onu dünyada seçtik ve şüphesiz o, ahirette salihlerdendir.

  131. إِذْ قَالَ لَهُۥ رَبُّهُۥٓ أَسْلِمْ قَالَ أَسْلَمْتُ لِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

    Hani Rabbi ona "Teslim ol" demişti; o da "Âlemlerin Rabbine teslim oldum" demişti.

  132. وَوَصَّىٰ بِهَآ إِبْرَٰهِـۧمُ بَنِيهِ وَيَعْقُوبُ يَٰبَنِىَّ إِنَّ ٱللَّهَ ٱصْطَفَىٰ لَكُمُ ٱلدِّينَ فَلَا تَمُوتُنَّ إِلَّا وَأَنتُم مُّسْلِمُونَ

    İbrâhîm bunu oğullarına vasiyet etti; Ya'kûb da: "Oğullarım! Şüphesiz Allah sizin için dini seçti; ancak teslim olmuş kimseler olarak ölün."

  133. أَمْ كُنتُمْ شُهَدَآءَ إِذْ حَضَرَ يَعْقُوبَ ٱلْمَوْتُ إِذْ قَالَ لِبَنِيهِ مَا تَعْبُدُونَ مِنۢ بَعْدِى قَالُوا۟ نَعْبُدُ إِلَٰهَكَ وَإِلَٰهَ ءَابَآئِكَ إِبْرَٰهِـۧمَ وَإِسْمَٰعِيلَ وَإِسْحَٰقَ إِلَٰهًا وَٰحِدًا وَنَحْنُ لَهُۥ مُسْلِمُونَ

    Yoksa Ya'kûb'a ölüm geldiğinde siz orada mıydınız? Hani oğullarına demişti ki: "Benden sonra neye kulluk edeceksiniz?" Dediler ki: "Senin ilahına ve ataların İbrâhîm'in, İsmâil'in ve İshâk'ın ilahı olan tek ilaha kulluk edeceğiz ve biz O'na teslim olanlarız."

  134. تِلْكَ أُمَّةٌ قَدْ خَلَتْ لَهَا مَا كَسَبَتْ وَلَكُم مَّا كَسَبْتُمْ وَلَا تُسْـَٔلُونَ عَمَّا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ

    İşte o bir ümmetti, gelip geçti. Onun kazandığı kendisine, sizin kazandığınız da sizedir. Onların yaptıklarından sorulmazsınız.

  135. وَقَالُوا۟ كُونُوا۟ هُودًا أَوْ نَصَٰرَىٰ تَهْتَدُوا۟ قُلْ بَلْ مِلَّةَ إِبْرَٰهِـۧمَ حَنِيفًا وَمَا كَانَ مِنَ ٱلْمُشْرِكِينَ

    Dediler ki: "Yahudi ya da hristiyan olun ki doğru yolu bulasınız." De ki: Hayır; hakka yönelen İbrâhîm'in dinine uyarız ve o, ortak koşanlardan değildi.

  136. قُولُوٓا۟ ءَامَنَّا بِٱللَّهِ وَمَآ أُنزِلَ إِلَيْنَا وَمَآ أُنزِلَ إِلَىٰٓ إِبْرَٰهِـۧمَ وَإِسْمَٰعِيلَ وَإِسْحَٰقَ وَيَعْقُوبَ وَٱلْأَسْبَاطِ وَمَآ أُوتِىَ مُوسَىٰ وَعِيسَىٰ وَمَآ أُوتِىَ ٱلنَّبِيُّونَ مِن رَّبِّهِمْ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّنْهُمْ وَنَحْنُ لَهُۥ مُسْلِمُونَ

    Deyin ki: Allah'a, bize indirilene, İbrâhîm'e, İsmâil'e, İshâk'a, Ya'kûb'a ve torunlara indirilene, Mûsâ'ya ve Îsâ'ya verilene ve peygamberlere Rablerinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirinin arasını ayırmayız ve biz O'na teslim olanlarız.

  137. فَإِنْ ءَامَنُوا۟ بِمِثْلِ مَآ ءَامَنتُم بِهِۦ فَقَدِ ٱهْتَدَوا۟ وَّإِن تَوَلَّوْا۟ فَإِنَّمَا هُمْ فِى شِقَاقٍ فَسَيَكْفِيكَهُمُ ٱللَّهُ وَهُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ

    Sizin iman ettiğiniz gibi iman ederlerse, doğru yolu bulmuşlardır. Yüz çevirirlerse, ancak bir ayrılık içindedirler. Onlara karşı Allah sana yetecektir. O işitendir, bilendir.

  138. صِبْغَةَ ٱللَّهِ وَمَنْ أَحْسَنُ مِنَ ٱللَّهِ صِبْغَةً وَنَحْنُ لَهُۥ عَٰبِدُونَ

    Allah'ın boyası! Boya bakımından Allah'tan daha güzel kim vardır? Biz O'na kulluk edenleriz.

  139. قُلْ أَتُحَآجُّونَنَا فِى ٱللَّهِ وَهُوَ رَبُّنَا وَرَبُّكُمْ وَلَنَآ أَعْمَٰلُنَا وَلَكُمْ أَعْمَٰلُكُمْ وَنَحْنُ لَهُۥ مُخْلِصُونَ

    De ki: Allah hakkında bizimle mi tartışıyorsunuz? Oysa O, bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim yaptıklarımız bize, sizin yaptıklarınız sizedir ve biz O'na içten bağlananlarız.

  140. أَمْ تَقُولُونَ إِنَّ إِبْرَٰهِـۧمَ وَإِسْمَٰعِيلَ وَإِسْحَٰقَ وَيَعْقُوبَ وَٱلْأَسْبَاطَ كَانُوا۟ هُودًا أَوْ نَصَٰرَىٰ قُلْ ءَأَنتُمْ أَعْلَمُ أَمِ ٱللَّهُ وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّن كَتَمَ شَهَٰدَةً عِندَهُۥ مِنَ ٱللَّهِ وَمَا ٱللَّهُ بِغَٰفِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ

    Yoksa "İbrâhîm, İsmâil, İshâk, Ya'kûb ve torunlar yahudi ya da hristiyandı" mı diyorsunuz? De ki: Siz mi daha iyi bilirsiniz, yoksa Allah mı? Allah'tan gelen bir şahitliği gizleyenden daha zalim kim olabilir? Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.

  141. تِلْكَ أُمَّةٌ قَدْ خَلَتْ لَهَا مَا كَسَبَتْ وَلَكُم مَّا كَسَبْتُمْ وَلَا تُسْـَٔلُونَ عَمَّا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ

    İşte o bir ümmetti, gelip geçti. Onun kazandığı kendisine, sizin kazandığınız da sizedir. Onların yaptıklarından sorulmazsınız.

  142. سَيَقُولُ ٱلسُّفَهَآءُ مِنَ ٱلنَّاسِ مَا وَلَّىٰهُمْ عَن قِبْلَتِهِمُ ٱلَّتِى كَانُوا۟ عَلَيْهَا قُل لِّلَّهِ ٱلْمَشْرِقُ وَٱلْمَغْرِبُ يَهْدِى مَن يَشَآءُ إِلَىٰ صِرَٰطٍ مُّسْتَقِيمٍ

    İnsanlardan akılsızlar diyecek ki: "Üzerinde bulundukları kıbleden onları çeviren nedir?" De ki: Doğu da Allah'ındır, batı da. Dilediğini dosdoğru bir yola iletir.

  143. وَكَذَٰلِكَ جَعَلْنَٰكُمْ أُمَّةً وَسَطًا لِّتَكُونُوا۟ شُهَدَآءَ عَلَى ٱلنَّاسِ وَيَكُونَ ٱلرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شَهِيدًا وَمَا جَعَلْنَا ٱلْقِبْلَةَ ٱلَّتِى كُنتَ عَلَيْهَآ إِلَّا لِنَعْلَمَ مَن يَتَّبِعُ ٱلرَّسُولَ مِمَّن يَنقَلِبُ عَلَىٰ عَقِبَيْهِ وَإِن كَانَتْ لَكَبِيرَةً إِلَّا عَلَى ٱلَّذِينَ هَدَى ٱللَّهُ وَمَا كَانَ ٱللَّهُ لِيُضِيعَ إِيمَٰنَكُمْ إِنَّ ٱللَّهَ بِٱلنَّاسِ لَرَءُوفٌ رَّحِيمٌ

    İşte böylece sizi orta bir ümmet yaptık; insanlara şahit olasınız ve elçi de size şahit olsun diye. Üzerinde bulunduğun kıbleyi, ancak elçiye uyanı topuklarının üzerinde geri dönenden ayırt etmek için belirledik. Bu, Allah'ın doğru yola ilettiklerinden başkasına elbette ağır gelir. Allah imanınızı boşa çıkaracak değildir. Şüphesiz Allah insanlara şefkatlidir, çok merhamet edendir.

  144. قَدْ نَرَىٰ تَقَلُّبَ وَجْهِكَ فِى ٱلسَّمَآءِ فَلَنُوَلِّيَنَّكَ قِبْلَةً تَرْضَىٰهَا فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ ٱلْمَسْجِدِ ٱلْحَرَامِ وَحَيْثُ مَا كُنتُمْ فَوَلُّوا۟ وُجُوهَكُمْ شَطْرَهُۥ وَإِنَّ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ لَيَعْلَمُونَ أَنَّهُ ٱلْحَقُّ مِن رَّبِّهِمْ وَمَا ٱللَّهُ بِغَٰفِلٍ عَمَّا يَعْمَلُونَ

    Yüzünü göğe çevirip durduğunu görüyoruz. Seni, hoşnut olacağın bir kıbleye çevireceğiz. Yüzünü Mescid-i Harâm yönüne çevir. Nerede olursanız, yüzlerinizi o yöne çevirin. Kendilerine kitap verilenler, bunun Rablerinden gelen gerçek olduğunu bilir. Allah, yaptıklarından habersiz değildir.

  145. وَلَئِنْ أَتَيْتَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ بِكُلِّ ءَايَةٍ مَّا تَبِعُوا۟ قِبْلَتَكَ وَمَآ أَنتَ بِتَابِعٍ قِبْلَتَهُمْ وَمَا بَعْضُهُم بِتَابِعٍ قِبْلَةَ بَعْضٍ وَلَئِنِ ٱتَّبَعْتَ أَهْوَآءَهُم مِّنۢ بَعْدِ مَا جَآءَكَ مِنَ ٱلْعِلْمِ إِنَّكَ إِذًا لَّمِنَ ٱلظَّٰلِمِينَ

    Kendilerine kitap verilenlere her ayeti getirsen de senin kıblene uymazlar; sen de onların kıblesine uyacak değilsin. Onların bir kısmı da diğerinin kıblesine uymaz. Sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyarsan, şüphesiz o zaman zalimlerden olursun.

  146. ٱلَّذِينَ ءَاتَيْنَٰهُمُ ٱلْكِتَٰبَ يَعْرِفُونَهُۥ كَمَا يَعْرِفُونَ أَبْنَآءَهُمْ وَإِنَّ فَرِيقًا مِّنْهُمْ لَيَكْتُمُونَ ٱلْحَقَّ وَهُمْ يَعْلَمُونَ

    Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu kendi çocuklarını tanıdıkları gibi tanır. İçlerinden bir topluluk ise, bile bile gerçeği gizler.

  147. ٱلْحَقُّ مِن رَّبِّكَ فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ ٱلْمُمْتَرِينَ

    Gerçek Rabbindendir; öyleyse kuşkuya düşenlerden olma.

  148. وَلِكُلٍّ وِجْهَةٌ هُوَ مُوَلِّيهَا فَٱسْتَبِقُوا۟ ٱلْخَيْرَٰتِ أَيْنَ مَا تَكُونُوا۟ يَأْتِ بِكُمُ ٱللَّهُ جَمِيعًا إِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ

    Herkesin yöneldiği bir yön vardır. Öyleyse hayırlarda yarışın. Nerede olursanız, Allah hepinizi bir araya getirir. Şüphesiz Allah'ın her şeye gücü yeter.

  149. وَمِنْ حَيْثُ خَرَجْتَ فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ ٱلْمَسْجِدِ ٱلْحَرَامِ وَإِنَّهُۥ لَلْحَقُّ مِن رَّبِّكَ وَمَا ٱللَّهُ بِغَٰفِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ

    Nereden çıkarsan, yüzünü Mescid-i Harâm yönüne çevir. Şüphesiz bu, Rabbinden gelen gerçektir ve Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.

  150. وَمِنْ حَيْثُ خَرَجْتَ فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ ٱلْمَسْجِدِ ٱلْحَرَامِ وَحَيْثُ مَا كُنتُمْ فَوَلُّوا۟ وُجُوهَكُمْ شَطْرَهُۥ لِئَلَّا يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَيْكُمْ حُجَّةٌ إِلَّا ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ مِنْهُمْ فَلَا تَخْشَوْهُمْ وَٱخْشَوْنِى وَلِأُتِمَّ نِعْمَتِى عَلَيْكُمْ وَلَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ

    Nereden çıkarsan, yüzünü Mescid-i Harâm yönüne çevir. Nerede olursanız, yüzlerinizi o yöne çevirin; insanların size karşı bir delili olmasın diye. İçlerinden zulmedenler başka; onlardan korkmayın, benden korkun. Nimetimi üzerinize tamamlayayım ve belki doğru yolu bulursunuz diye.

  151. كَمَآ أَرْسَلْنَا فِيكُمْ رَسُولًا مِّنكُمْ يَتْلُوا۟ عَلَيْكُمْ ءَايَٰتِنَا وَيُزَكِّيكُمْ وَيُعَلِّمُكُمُ ٱلْكِتَٰبَ وَٱلْحِكْمَةَ وَيُعَلِّمُكُم مَّا لَمْ تَكُونُوا۟ تَعْلَمُونَ

    Nitekim içinizden, size ayetlerimizi okuyan, sizi arındıran, size kitabı ve hikmeti öğreten ve bilmediğinizi size öğreten bir elçi gönderdik.

  152. فَٱذْكُرُونِىٓ أَذْكُرْكُمْ وَٱشْكُرُوا۟ لِى وَلَا تَكْفُرُونِ

    Öyleyse beni anın ki ben de sizi anayım. Bana şükredin ve beni inkâr etmeyin.

  153. يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱسْتَعِينُوا۟ بِٱلصَّبْرِ وَٱلصَّلَوٰةِ إِنَّ ٱللَّهَ مَعَ ٱلصَّٰبِرِينَ

    Ey iman edenler! Sabır ve namazla yardım isteyin. Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.

  154. وَلَا تَقُولُوا۟ لِمَن يُقْتَلُ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ أَمْوَٰتٌۢ بَلْ أَحْيَآءٌ وَلَٰكِن لَّا تَشْعُرُونَ

    Allah yolunda öldürülenlere "Ölüler" demeyin; hayır, onlar diridir, fakat siz farkında değilsiniz.

  155. وَلَنَبْلُوَنَّكُم بِشَىْءٍ مِّنَ ٱلْخَوْفِ وَٱلْجُوعِ وَنَقْصٍ مِّنَ ٱلْأَمْوَٰلِ وَٱلْأَنفُسِ وَٱلثَّمَرَٰتِ وَبَشِّرِ ٱلصَّٰبِرِينَ

    Andolsun sizi biraz korku, açlık ve mallardan, canlardan, ürünlerden bir eksiltmeyle sınayacağız. Sabredenleri müjdele.

  156. ٱلَّذِينَ إِذَآ أَصَٰبَتْهُم مُّصِيبَةٌ قَالُوٓا۟ إِنَّا لِلَّهِ وَإِنَّآ إِلَيْهِ رَٰجِعُونَ

    Onlar, kendilerine bir felaket eriştiğinde derler ki: "Şüphesiz biz Allah'a aidiz ve şüphesiz O'na dönecekleriz."

  157. أُو۟لَٰٓئِكَ عَلَيْهِمْ صَلَوَٰتٌ مِّن رَّبِّهِمْ وَرَحْمَةٌ وَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُهْتَدُونَ

    İşte onların üzerine Rablerinden bağışlamalar ve rahmet vardır ve işte onlar doğru yolu bulanlardır.

  158. إِنَّ ٱلصَّفَا وَٱلْمَرْوَةَ مِن شَعَآئِرِ ٱللَّهِ فَمَنْ حَجَّ ٱلْبَيْتَ أَوِ ٱعْتَمَرَ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِ أَن يَطَّوَّفَ بِهِمَا وَمَن تَطَوَّعَ خَيْرًا فَإِنَّ ٱللَّهَ شَاكِرٌ عَلِيمٌ

    Şüphesiz Safâ ile Merve, Allah'ın işaretlerindendir. Kim evi hacceder ya da umre yaparsa, ikisini dolaşmasında bir günah yoktur. Kim gönülden bir hayır yaparsa, şüphesiz Allah karşılık verendir, bilendir.

  159. إِنَّ ٱلَّذِينَ يَكْتُمُونَ مَآ أَنزَلْنَا مِنَ ٱلْبَيِّنَٰتِ وَٱلْهُدَىٰ مِنۢ بَعْدِ مَا بَيَّنَّٰهُ لِلنَّاسِ فِى ٱلْكِتَٰبِ أُو۟لَٰٓئِكَ يَلْعَنُهُمُ ٱللَّهُ وَيَلْعَنُهُمُ ٱللَّٰعِنُونَ

    İndirdiğimiz apaçık delilleri ve yol göstermeyi, insanlara kitapta açıkladıktan sonra gizleyenler; işte onlara Allah lanet eder ve lanet edenler de lanet eder.

  160. إِلَّا ٱلَّذِينَ تَابُوا۟ وَأَصْلَحُوا۟ وَبَيَّنُوا۟ فَأُو۟لَٰٓئِكَ أَتُوبُ عَلَيْهِمْ وَأَنَا ٱلتَّوَّابُ ٱلرَّحِيمُ

    Ancak tövbe edenler, düzeltenler ve açıklayanlar başka. İşte onların tövbesini kabul ederim; ben tövbeleri çok kabul edenim, çok merhamet edenim.

  161. إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَمَاتُوا۟ وَهُمْ كُفَّارٌ أُو۟لَٰٓئِكَ عَلَيْهِمْ لَعْنَةُ ٱللَّهِ وَٱلْمَلَٰٓئِكَةِ وَٱلنَّاسِ أَجْمَعِينَ

    İnkâr edenler ve gerçeği örtenler olarak ölenler; işte Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onların üzerinedir.

  162. خَٰلِدِينَ فِيهَا لَا يُخَفَّفُ عَنْهُمُ ٱلْعَذَابُ وَلَا هُمْ يُنظَرُونَ

    Orada sürekli kalacaklardır; azapları hafifletilmez ve onlara süre tanınmaz.

  163. وَإِلَٰهُكُمْ إِلَٰهٌ وَٰحِدٌ لَّآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ٱلرَّحْمَٰنُ ٱلرَّحِيمُ

    İlahınız tek bir ilahtır; O'ndan başka ilah yoktur. O, çok merhamet eden, çok esirgeyendir.

  164. إِنَّ فِى خَلْقِ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَٱخْتِلَٰفِ ٱلَّيْلِ وَٱلنَّهَارِ وَٱلْفُلْكِ ٱلَّتِى تَجْرِى فِى ٱلْبَحْرِ بِمَا يَنفَعُ ٱلنَّاسَ وَمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مِن مَّآءٍ فَأَحْيَا بِهِ ٱلْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَبَثَّ فِيهَا مِن كُلِّ دَآبَّةٍ وَتَصْرِيفِ ٱلرِّيَٰحِ وَٱلسَّحَابِ ٱلْمُسَخَّرِ بَيْنَ ٱلسَّمَآءِ وَٱلْأَرْضِ لَـَٔايَٰتٍ لِّقَوْمٍ يَعْقِلُونَ

    Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde, insanlara yarar veren şeylerle denizde akıp giden gemide, Allah'ın gökten indirdiği su ile ölümünden sonra yeri diriltmesinde ve orada her canlıdan yaymasında, rüzgârları evirip çevirmesinde ve gök ile yer arasında hizmete verilmiş bulutta, akleden bir topluluk için ayetler vardır.

  165. وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يَتَّخِذُ مِن دُونِ ٱللَّهِ أَندَادًا يُحِبُّونَهُمْ كَحُبِّ ٱللَّهِ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَشَدُّ حُبًّا لِّلَّهِ وَلَوْ يَرَى ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓا۟ إِذْ يَرَوْنَ ٱلْعَذَابَ أَنَّ ٱلْقُوَّةَ لِلَّهِ جَمِيعًا وَأَنَّ ٱللَّهَ شَدِيدُ ٱلْعَذَابِ

    İnsanlardan öylesi vardır ki, Allah'tan başka denkler edinir ve onları Allah'ı sever gibi sever. İman edenler ise Allah'ı sevmekte daha güçlüdür. Zulmedenler azabı gördüklerinde, bütün gücün Allah'a ait olduğunu ve Allah'ın cezasının çetin olduğunu bir bilselerdi!

  166. إِذْ تَبَرَّأَ ٱلَّذِينَ ٱتُّبِعُوا۟ مِنَ ٱلَّذِينَ ٱتَّبَعُوا۟ وَرَأَوُا۟ ٱلْعَذَابَ وَتَقَطَّعَتْ بِهِمُ ٱلْأَسْبَابُ

    Hani uyulanlar, uyanlardan uzaklaştı, azabı gördüler ve aralarındaki bağlar koptu.

  167. وَقَالَ ٱلَّذِينَ ٱتَّبَعُوا۟ لَوْ أَنَّ لَنَا كَرَّةً فَنَتَبَرَّأَ مِنْهُمْ كَمَا تَبَرَّءُوا۟ مِنَّا كَذَٰلِكَ يُرِيهِمُ ٱللَّهُ أَعْمَٰلَهُمْ حَسَرَٰتٍ عَلَيْهِمْ وَمَا هُم بِخَٰرِجِينَ مِنَ ٱلنَّارِ

    Uyanlar dedi ki: "Bir kez daha dönebilseydik de onlar bizden uzaklaştığı gibi biz de onlardan uzaklaşsaydık!" Allah, yaptıklarını onlara pişmanlıklar olarak gösterecektir ve onlar ateşten çıkacak değildir.

  168. يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ كُلُوا۟ مِمَّا فِى ٱلْأَرْضِ حَلَٰلًا طَيِّبًا وَلَا تَتَّبِعُوا۟ خُطُوَٰتِ ٱلشَّيْطَٰنِ إِنَّهُۥ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِينٌ

    Ey insanlar! Yeryüzündekilerden helal ve temiz olarak yiyin ve şeytanın adımlarına uymayın. Şüphesiz o, sizin için apaçık bir düşmandır.

  169. إِنَّمَا يَأْمُرُكُم بِٱلسُّوٓءِ وَٱلْفَحْشَآءِ وَأَن تَقُولُوا۟ عَلَى ٱللَّهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ

    O, size ancak kötülüğü, hayâsızlığı ve Allah hakkında bilmediğinizi söylemenizi emreder.

  170. وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱتَّبِعُوا۟ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ قَالُوا۟ بَلْ نَتَّبِعُ مَآ أَلْفَيْنَا عَلَيْهِ ءَابَآءَنَآ أَوَلَوْ كَانَ ءَابَآؤُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ شَيْـًٔا وَلَا يَهْتَدُونَ

    Onlara "Allah'ın indirdiğine uyun" denildiğinde derler ki: "Hayır; atalarımızı üzerinde bulduğumuza uyarız." Ataları hiçbir şey akletmiyor ve doğru yolu bulmuyor olsa da mı?

  171. وَمَثَلُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ كَمَثَلِ ٱلَّذِى يَنْعِقُ بِمَا لَا يَسْمَعُ إِلَّا دُعَآءً وَنِدَآءً صُمٌّۢ بُكْمٌ عُمْىٌ فَهُمْ لَا يَعْقِلُونَ

    Gerçeği örtenlerin durumu, ancak bir bağırış ve çağırıştan başkasını işitmeyene sesleneninki gibidir. Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler; artık akletmezler.

  172. يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ كُلُوا۟ مِن طَيِّبَٰتِ مَا رَزَقْنَٰكُمْ وَٱشْكُرُوا۟ لِلَّهِ إِن كُنتُمْ إِيَّاهُ تَعْبُدُونَ

    Ey iman edenler! Size rızık olarak verdiğimiz temiz şeylerden yiyin ve Allah'a şükredin; yalnız O'na kulluk ediyorsanız.

  173. إِنَّمَا حَرَّمَ عَلَيْكُمُ ٱلْمَيْتَةَ وَٱلدَّمَ وَلَحْمَ ٱلْخِنزِيرِ وَمَآ أُهِلَّ بِهِۦ لِغَيْرِ ٱللَّهِ فَمَنِ ٱضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ فَلَآ إِثْمَ عَلَيْهِ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ

    Size ancak leşi, kanı, domuz etini ve Allah'tan başkası adına kesileni haram kıldı. Kim zorda kalır da haddi aşmaz ve taşkınlık etmezse, ona bir günah yoktur. Şüphesiz Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.

  174. إِنَّ ٱلَّذِينَ يَكْتُمُونَ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلْكِتَٰبِ وَيَشْتَرُونَ بِهِۦ ثَمَنًا قَلِيلًا أُو۟لَٰٓئِكَ مَا يَأْكُلُونَ فِى بُطُونِهِمْ إِلَّا ٱلنَّارَ وَلَا يُكَلِّمُهُمُ ٱللَّهُ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ وَلَا يُزَكِّيهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ

    Allah'ın kitaptan indirdiğini gizleyenler ve onu az bir karşılığa değişenler; işte onlar karınlarına ateşten başkasını yemez. Allah, kıyamet günü onlarla konuşmaz ve onları temizlemez. Onlar için acı bir azap vardır.

  175. أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ ٱشْتَرَوُا۟ ٱلضَّلَٰلَةَ بِٱلْهُدَىٰ وَٱلْعَذَابَ بِٱلْمَغْفِرَةِ فَمَآ أَصْبَرَهُمْ عَلَى ٱلنَّارِ

    İşte onlar, doğru yola karşılık sapkınlığı, bağışlanmaya karşılık azabı satın alanlardır. Ateşe karşı ne kadar da dayanıklılar!

  176. ذَٰلِكَ بِأَنَّ ٱللَّهَ نَزَّلَ ٱلْكِتَٰبَ بِٱلْحَقِّ وَإِنَّ ٱلَّذِينَ ٱخْتَلَفُوا۟ فِى ٱلْكِتَٰبِ لَفِى شِقَاقٍۭ بَعِيدٍ

    Bu, Allah'ın kitabı gerçekle indirmesi yüzündendir. Kitap hakkında ayrılığa düşenler ise, uzak bir ayrılık içindedir.

  177. لَّيْسَ ٱلْبِرَّ أَن تُوَلُّوا۟ وُجُوهَكُمْ قِبَلَ ٱلْمَشْرِقِ وَٱلْمَغْرِبِ وَلَٰكِنَّ ٱلْبِرَّ مَنْ ءَامَنَ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْـَٔاخِرِ وَٱلْمَلَٰٓئِكَةِ وَٱلْكِتَٰبِ وَٱلنَّبِيِّـۧنَ وَءَاتَى ٱلْمَالَ عَلَىٰ حُبِّهِۦ ذَوِى ٱلْقُرْبَىٰ وَٱلْيَتَٰمَىٰ وَٱلْمَسَٰكِينَ وَٱبْنَ ٱلسَّبِيلِ وَٱلسَّآئِلِينَ وَفِى ٱلرِّقَابِ وَأَقَامَ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتَى ٱلزَّكَوٰةَ وَٱلْمُوفُونَ بِعَهْدِهِمْ إِذَا عَٰهَدُوا۟ وَٱلصَّٰبِرِينَ فِى ٱلْبَأْسَآءِ وَٱلضَّرَّآءِ وَحِينَ ٱلْبَأْسِ أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ صَدَقُوا۟ وَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُتَّقُونَ

    İyilik, yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz değildir. İyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere iman eden; sevmesine rağmen malı yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyenlere ve kölelere veren; namazı kılan, zekâtı veren; söz verdiklerinde sözlerini yerine getiren; darlıkta, hastalıkta ve savaşın kızıştığı anda sabredenlerin iyiliğidir. İşte onlar doğru olanlardır ve işte onlar sakınanlardır.

  178. يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ كُتِبَ عَلَيْكُمُ ٱلْقِصَاصُ فِى ٱلْقَتْلَى ٱلْحُرُّ بِٱلْحُرِّ وَٱلْعَبْدُ بِٱلْعَبْدِ وَٱلْأُنثَىٰ بِٱلْأُنثَىٰ فَمَنْ عُفِىَ لَهُۥ مِنْ أَخِيهِ شَىْءٌ فَٱتِّبَاعٌۢ بِٱلْمَعْرُوفِ وَأَدَآءٌ إِلَيْهِ بِإِحْسَٰنٍ ذَٰلِكَ تَخْفِيفٌ مِّن رَّبِّكُمْ وَرَحْمَةٌ فَمَنِ ٱعْتَدَىٰ بَعْدَ ذَٰلِكَ فَلَهُۥ عَذَابٌ أَلِيمٌ

    Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında kısas size yazıldı: hüre hür, köleye köle, kadına kadın. Kardeşi tarafından kendisine bir şey bağışlanana, uygun biçimde uymak ve ona güzellikle ödemek gerekir. Bu, Rabbinizden bir hafifletme ve bir rahmettir. Bundan sonra kim haddi aşarsa, onun için acı bir azap vardır.

  179. وَلَكُمْ فِى ٱلْقِصَاصِ حَيَوٰةٌ يَٰٓأُو۟لِى ٱلْأَلْبَٰبِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ

    Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için bir hayat vardır; belki sakınırsınız.

  180. كُتِبَ عَلَيْكُمْ إِذَا حَضَرَ أَحَدَكُمُ ٱلْمَوْتُ إِن تَرَكَ خَيْرًا ٱلْوَصِيَّةُ لِلْوَٰلِدَيْنِ وَٱلْأَقْرَبِينَ بِٱلْمَعْرُوفِ حَقًّا عَلَى ٱلْمُتَّقِينَ

    Birinize ölüm geldiğinde, bir hayır bırakıyorsa, anne baba ve yakınlar için uygun biçimde vasiyet etmek size yazıldı; sakınanlar üzerine bir hak olarak.

  181. فَمَنۢ بَدَّلَهُۥ بَعْدَ مَا سَمِعَهُۥ فَإِنَّمَآ إِثْمُهُۥ عَلَى ٱلَّذِينَ يُبَدِّلُونَهُۥٓ إِنَّ ٱللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ

    Kim onu işittikten sonra değiştirirse, günahı ancak onu değiştirenlerin üzerinedir. Şüphesiz Allah işitendir, bilendir.

  182. فَمَنْ خَافَ مِن مُّوصٍ جَنَفًا أَوْ إِثْمًا فَأَصْلَحَ بَيْنَهُمْ فَلَآ إِثْمَ عَلَيْهِ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ

    Kim vasiyet edenin bir yanlışlığından ya da günahından korkar ve aralarını düzeltirse, ona bir günah yoktur. Şüphesiz Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.

  183. يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ كُتِبَ عَلَيْكُمُ ٱلصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ

    Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere yazıldığı gibi size de yazıldı; belki sakınırsınız.

  184. أَيَّامًا مَّعْدُودَٰتٍ فَمَن كَانَ مِنكُم مَّرِيضًا أَوْ عَلَىٰ سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِّنْ أَيَّامٍ أُخَرَ وَعَلَى ٱلَّذِينَ يُطِيقُونَهُۥ فِدْيَةٌ طَعَامُ مِسْكِينٍ فَمَن تَطَوَّعَ خَيْرًا فَهُوَ خَيْرٌ لَّهُۥ وَأَن تَصُومُوا۟ خَيْرٌ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ

    Sayılı günlerde. İçinizden hasta ya da yolculukta olan, başka günlerde sayısınca tutar. Buna gücü yetmeyenler için bir yoksulun doyurulması olan bir fidye vardır. Kim gönülden bir hayır yaparsa, bu onun için daha hayırlıdır. Oruç tutmanız, bilirseniz sizin için daha hayırlıdır.

  185. شَهْرُ رَمَضَانَ ٱلَّذِىٓ أُنزِلَ فِيهِ ٱلْقُرْءَانُ هُدًى لِّلنَّاسِ وَبَيِّنَٰتٍ مِّنَ ٱلْهُدَىٰ وَٱلْفُرْقَانِ فَمَن شَهِدَ مِنكُمُ ٱلشَّهْرَ فَلْيَصُمْهُ وَمَن كَانَ مَرِيضًا أَوْ عَلَىٰ سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِّنْ أَيَّامٍ أُخَرَ يُرِيدُ ٱللَّهُ بِكُمُ ٱلْيُسْرَ وَلَا يُرِيدُ بِكُمُ ٱلْعُسْرَ وَلِتُكْمِلُوا۟ ٱلْعِدَّةَ وَلِتُكَبِّرُوا۟ ٱللَّهَ عَلَىٰ مَا هَدَىٰكُمْ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

    Ramazan ayı; Kur'an onda indirildi; insanlar için bir yol gösterme ve yol gösterme ile ayırt etmenin apaçık delilleri olarak. İçinizden kim o aya erişirse, onu tutsun. Kim hasta ya da yolculukta olursa, başka günlerde sayısınca tutar. Allah sizin için kolaylık ister, güçlük istemez. Sayıyı tamamlamanız, sizi doğru yola ilettiği için Allah'ı yüceltmeniz ve belki şükretmeniz için.

  186. وَإِذَا سَأَلَكَ عِبَادِى عَنِّى فَإِنِّى قَرِيبٌ أُجِيبُ دَعْوَةَ ٱلدَّاعِ إِذَا دَعَانِ فَلْيَسْتَجِيبُوا۟ لِى وَلْيُؤْمِنُوا۟ بِى لَعَلَّهُمْ يَرْشُدُونَ

    Kullarım sana beni sorarsa, şüphesiz ben yakınım. Bana dua ettiğinde, dua edenin duasına karşılık veririm. Öyleyse bana karşılık versinler ve bana iman etsinler; belki doğruya ererler.

  187. أُحِلَّ لَكُمْ لَيْلَةَ ٱلصِّيَامِ ٱلرَّفَثُ إِلَىٰ نِسَآئِكُمْ هُنَّ لِبَاسٌ لَّكُمْ وَأَنتُمْ لِبَاسٌ لَّهُنَّ عَلِمَ ٱللَّهُ أَنَّكُمْ كُنتُمْ تَخْتَانُونَ أَنفُسَكُمْ فَتَابَ عَلَيْكُمْ وَعَفَا عَنكُمْ فَٱلْـَٰٔنَ بَٰشِرُوهُنَّ وَٱبْتَغُوا۟ مَا كَتَبَ ٱللَّهُ لَكُمْ وَكُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ حَتَّىٰ يَتَبَيَّنَ لَكُمُ ٱلْخَيْطُ ٱلْأَبْيَضُ مِنَ ٱلْخَيْطِ ٱلْأَسْوَدِ مِنَ ٱلْفَجْرِ ثُمَّ أَتِمُّوا۟ ٱلصِّيَامَ إِلَى ٱلَّيْلِ وَلَا تُبَٰشِرُوهُنَّ وَأَنتُمْ عَٰكِفُونَ فِى ٱلْمَسَٰجِدِ تِلْكَ حُدُودُ ٱللَّهِ فَلَا تَقْرَبُوهَا كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ ءَايَٰتِهِۦ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ

    Oruç gecesinde eşlerinize yaklaşmak size helal kılındı. Onlar sizin için bir örtü, siz de onlar için bir örtüsünüz. Allah, kendinize hainlik ettiğinizi bildi; tövbenizi kabul etti ve sizi affetti. Artık onlara yaklaşın ve Allah'ın sizin için yazdığını arayın. Şafağın beyaz ipliği siyah iplikten size belli olana kadar yiyin ve için; sonra orucu geceye kadar tamamlayın. Mescitlerde kendinizi ibadete verdiğinizde onlara yaklaşmayın. Bunlar Allah'ın sınırlarıdır; onlara yaklaşmayın. Allah, ayetlerini insanlara işte böyle açıklar; belki sakınırlar.

  188. وَلَا تَأْكُلُوٓا۟ أَمْوَٰلَكُم بَيْنَكُم بِٱلْبَٰطِلِ وَتُدْلُوا۟ بِهَآ إِلَى ٱلْحُكَّامِ لِتَأْكُلُوا۟ فَرِيقًا مِّنْ أَمْوَٰلِ ٱلنَّاسِ بِٱلْإِثْمِ وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَ

    Mallarınızı aranızda haksızlıkla yemeyin ve insanların mallarından bir kısmını bile bile günahla yemek için onları yöneticilere aktarmayın.

  189. يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلْأَهِلَّةِ قُلْ هِىَ مَوَٰقِيتُ لِلنَّاسِ وَٱلْحَجِّ وَلَيْسَ ٱلْبِرُّ بِأَن تَأْتُوا۟ ٱلْبُيُوتَ مِن ظُهُورِهَا وَلَٰكِنَّ ٱلْبِرَّ مَنِ ٱتَّقَىٰ وَأْتُوا۟ ٱلْبُيُوتَ مِنْ أَبْوَٰبِهَا وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

    Sana hilalleri soruyorlar. De ki: Onlar, insanlar ve hac için vakit ölçüleridir. İyilik, evlere arkalarından girmeniz değildir; iyilik, sakınanın iyiliğidir. Evlere kapılarından girin ve Allah'tan sakının; belki kurtuluşa erersiniz.

  190. وَقَٰتِلُوا۟ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ ٱلَّذِينَ يُقَٰتِلُونَكُمْ وَلَا تَعْتَدُوٓا۟ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُحِبُّ ٱلْمُعْتَدِينَ

    Sizinle savaşanlarla Allah yolunda savaşın ve haddi aşmayın. Şüphesiz Allah, haddi aşanları sevmez.

  191. وَٱقْتُلُوهُمْ حَيْثُ ثَقِفْتُمُوهُمْ وَأَخْرِجُوهُم مِّنْ حَيْثُ أَخْرَجُوكُمْ وَٱلْفِتْنَةُ أَشَدُّ مِنَ ٱلْقَتْلِ وَلَا تُقَٰتِلُوهُمْ عِندَ ٱلْمَسْجِدِ ٱلْحَرَامِ حَتَّىٰ يُقَٰتِلُوكُمْ فِيهِ فَإِن قَٰتَلُوكُمْ فَٱقْتُلُوهُمْ كَذَٰلِكَ جَزَآءُ ٱلْكَٰفِرِينَ

    Onları yakaladığınız yerde öldürün ve sizi çıkardıkları yerden onları çıkarın. Baskı, öldürmekten daha ağırdır. Mescid-i Harâm yanında, orada sizinle savaşmadıkça onlarla savaşmayın. Sizinle savaşırlarsa, onları öldürün. Gerçeği örtenlerin karşılığı işte budur.

  192. فَإِنِ ٱنتَهَوْا۟ فَإِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ

    Vazgeçerlerse, şüphesiz Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.

  193. وَقَٰتِلُوهُمْ حَتَّىٰ لَا تَكُونَ فِتْنَةٌ وَيَكُونَ ٱلدِّينُ لِلَّهِ فَإِنِ ٱنتَهَوْا۟ فَلَا عُدْوَٰنَ إِلَّا عَلَى ٱلظَّٰلِمِينَ

    Bir baskı kalmayıncaya ve din Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Vazgeçerlerse, zalimlerden başkasına düşmanlık yoktur.

  194. ٱلشَّهْرُ ٱلْحَرَامُ بِٱلشَّهْرِ ٱلْحَرَامِ وَٱلْحُرُمَٰتُ قِصَاصٌ فَمَنِ ٱعْتَدَىٰ عَلَيْكُمْ فَٱعْتَدُوا۟ عَلَيْهِ بِمِثْلِ مَا ٱعْتَدَىٰ عَلَيْكُمْ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ مَعَ ٱلْمُتَّقِينَ

    Haram ay, haram aya karşılıktır ve dokunulmazlıklar karşılıklıdır. Kim size saldırırsa, size saldırdığı kadar ona saldırın. Allah'tan sakının ve bilin ki Allah sakınanlarla beraberdir.

  195. وَأَنفِقُوا۟ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ وَلَا تُلْقُوا۟ بِأَيْدِيكُمْ إِلَى ٱلتَّهْلُكَةِ وَأَحْسِنُوٓا۟ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلْمُحْسِنِينَ

    Allah yolunda harcayın ve kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. İyilik yapın; şüphesiz Allah iyilik yapanları sever.

  196. وَأَتِمُّوا۟ ٱلْحَجَّ وَٱلْعُمْرَةَ لِلَّهِ فَإِنْ أُحْصِرْتُمْ فَمَا ٱسْتَيْسَرَ مِنَ ٱلْهَدْىِ وَلَا تَحْلِقُوا۟ رُءُوسَكُمْ حَتَّىٰ يَبْلُغَ ٱلْهَدْىُ مَحِلَّهُۥ فَمَن كَانَ مِنكُم مَّرِيضًا أَوْ بِهِۦٓ أَذًى مِّن رَّأْسِهِۦ فَفِدْيَةٌ مِّن صِيَامٍ أَوْ صَدَقَةٍ أَوْ نُسُكٍ فَإِذَآ أَمِنتُمْ فَمَن تَمَتَّعَ بِٱلْعُمْرَةِ إِلَى ٱلْحَجِّ فَمَا ٱسْتَيْسَرَ مِنَ ٱلْهَدْىِ فَمَن لَّمْ يَجِدْ فَصِيَامُ ثَلَٰثَةِ أَيَّامٍ فِى ٱلْحَجِّ وَسَبْعَةٍ إِذَا رَجَعْتُمْ تِلْكَ عَشَرَةٌ كَامِلَةٌ ذَٰلِكَ لِمَن لَّمْ يَكُنْ أَهْلُهُۥ حَاضِرِى ٱلْمَسْجِدِ ٱلْحَرَامِ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ شَدِيدُ ٱلْعِقَابِ

    Haccı ve umreyi Allah için tamamlayın. Engellenirseniz, kolayınıza gelen kurbanı gönderin ve kurban yerine ulaşana kadar başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizden hasta olan ya da başında bir rahatsızlık bulunan, oruç, sadaka veya kurbandan bir fidye verir. Güvene kavuştuğunuzda, kim hacca kadar umreden yararlanırsa, kolayına gelen kurbanı keser. Bulamayan, hacda üç gün, döndüğünüzde yedi gün olmak üzere tam on gün oruç tutar. Bu, ailesi Mescid-i Harâm'da bulunmayanlar içindir. Allah'tan sakının ve bilin ki Allah'ın cezası çetindir.

  197. ٱلْحَجُّ أَشْهُرٌ مَّعْلُومَٰتٌ فَمَن فَرَضَ فِيهِنَّ ٱلْحَجَّ فَلَا رَفَثَ وَلَا فُسُوقَ وَلَا جِدَالَ فِى ٱلْحَجِّ وَمَا تَفْعَلُوا۟ مِنْ خَيْرٍ يَعْلَمْهُ ٱللَّهُ وَتَزَوَّدُوا۟ فَإِنَّ خَيْرَ ٱلزَّادِ ٱلتَّقْوَىٰ وَٱتَّقُونِ يَٰٓأُو۟لِى ٱلْأَلْبَٰبِ

    Hac, bilinen aylardadır. Kim onlarda haccı üzerine alırsa, hacda kadına yaklaşmak, günah işlemek ve tartışmak yoktur. Hayırdan ne yaparsanız, Allah onu bilir. Azık edinin; şüphesiz azığın en hayırlısı sakınmadır. Ey akıl sahipleri! Benden sakının.

  198. لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَن تَبْتَغُوا۟ فَضْلًا مِّن رَّبِّكُمْ فَإِذَآ أَفَضْتُم مِّنْ عَرَفَٰتٍ فَٱذْكُرُوا۟ ٱللَّهَ عِندَ ٱلْمَشْعَرِ ٱلْحَرَامِ وَٱذْكُرُوهُ كَمَا هَدَىٰكُمْ وَإِن كُنتُم مِّن قَبْلِهِۦ لَمِنَ ٱلضَّآلِّينَ

    Rabbinizden bir lütuf aramanızda size bir günah yoktur. Arafat'tan indiğinizde, Meş'ar-i Harâm yanında Allah'ı anın. O'nu, sizi doğru yola ilettiği gibi anın; oysa daha önce sapmışlardandınız.

  199. ثُمَّ أَفِيضُوا۟ مِنْ حَيْثُ أَفَاضَ ٱلنَّاسُ وَٱسْتَغْفِرُوا۟ ٱللَّهَ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ

    Sonra insanların aktığı yerden siz de akın ve Allah'tan bağışlanma dileyin. Şüphesiz Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.

  200. فَإِذَا قَضَيْتُم مَّنَٰسِكَكُمْ فَٱذْكُرُوا۟ ٱللَّهَ كَذِكْرِكُمْ ءَابَآءَكُمْ أَوْ أَشَدَّ ذِكْرًا فَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يَقُولُ رَبَّنَآ ءَاتِنَا فِى ٱلدُّنْيَا وَمَا لَهُۥ فِى ٱلْـَٔاخِرَةِ مِنْ خَلَٰقٍ

    İbadetlerinizi bitirdiğinizde, atalarınızı andığınız gibi, hatta daha güçlü bir anışla Allah'ı anın. İnsanlardan öylesi vardır ki "Rabbimiz! Bize dünyada ver" der; ahirette ise ona bir pay yoktur.

  201. وَمِنْهُم مَّن يَقُولُ رَبَّنَآ ءَاتِنَا فِى ٱلدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِى ٱلْـَٔاخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ ٱلنَّارِ

    Onlardan öylesi de vardır ki "Rabbimiz! Bize dünyada iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi ateşin azabından koru" der.

  202. أُو۟لَٰٓئِكَ لَهُمْ نَصِيبٌ مِّمَّا كَسَبُوا۟ وَٱللَّهُ سَرِيعُ ٱلْحِسَابِ

    İşte onlar için kazandıklarından bir pay vardır. Allah hesabı çabuk görendir.

  203. وَٱذْكُرُوا۟ ٱللَّهَ فِىٓ أَيَّامٍ مَّعْدُودَٰتٍ فَمَن تَعَجَّلَ فِى يَوْمَيْنِ فَلَآ إِثْمَ عَلَيْهِ وَمَن تَأَخَّرَ فَلَآ إِثْمَ عَلَيْهِ لِمَنِ ٱتَّقَىٰ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّكُمْ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ

    Sayılı günlerde Allah'ı anın. Kim iki gün içinde acele ederse, ona bir günah yoktur; kim geciktirirse, ona da bir günah yoktur. Bu, sakınan içindir. Allah'tan sakının ve bilin ki O'nun huzurunda toplanacaksınız.

  204. وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يُعْجِبُكَ قَوْلُهُۥ فِى ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا وَيُشْهِدُ ٱللَّهَ عَلَىٰ مَا فِى قَلْبِهِۦ وَهُوَ أَلَدُّ ٱلْخِصَامِ

    İnsanlardan öylesi vardır ki, dünya hayatı hakkındaki sözü seni hayran bırakır ve kalbindekine Allah'ı şahit tutar; oysa o, düşmanlıkta en yamandır.

  205. وَإِذَا تَوَلَّىٰ سَعَىٰ فِى ٱلْأَرْضِ لِيُفْسِدَ فِيهَا وَيُهْلِكَ ٱلْحَرْثَ وَٱلنَّسْلَ وَٱللَّهُ لَا يُحِبُّ ٱلْفَسَادَ

    Ayrıldığında, yeryüzünde bozgunculuk yapmaya, ekini ve nesli yok etmeye koşar. Allah bozgunculuğu sevmez.

  206. وَإِذَا قِيلَ لَهُ ٱتَّقِ ٱللَّهَ أَخَذَتْهُ ٱلْعِزَّةُ بِٱلْإِثْمِ فَحَسْبُهُۥ جَهَنَّمُ وَلَبِئْسَ ٱلْمِهَادُ

    Ona "Allah'tan sakın" denildiğinde, büyüklenme onu günaha sürükler. Ona cehennem yeter; ne kötü bir yataktır!

  207. وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يَشْرِى نَفْسَهُ ٱبْتِغَآءَ مَرْضَاتِ ٱللَّهِ وَٱللَّهُ رَءُوفٌۢ بِٱلْعِبَادِ

    İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah'ın hoşnutluğunu arayarak kendini satar. Allah kullarına şefkatlidir.

  208. يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱدْخُلُوا۟ فِى ٱلسِّلْمِ كَآفَّةً وَلَا تَتَّبِعُوا۟ خُطُوَٰتِ ٱلشَّيْطَٰنِ إِنَّهُۥ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِينٌ

    Ey iman edenler! Hep birlikte esenliğe girin ve şeytanın adımlarına uymayın. Şüphesiz o, sizin için apaçık bir düşmandır.

  209. فَإِن زَلَلْتُم مِّنۢ بَعْدِ مَا جَآءَتْكُمُ ٱلْبَيِّنَٰتُ فَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ

    Size apaçık deliller geldikten sonra kayarsanız, bilin ki Allah güçlüdür, hikmet sahibidir.

  210. هَلْ يَنظُرُونَ إِلَّآ أَن يَأْتِيَهُمُ ٱللَّهُ فِى ظُلَلٍ مِّنَ ٱلْغَمَامِ وَٱلْمَلَٰٓئِكَةُ وَقُضِىَ ٱلْأَمْرُ وَإِلَى ٱللَّهِ تُرْجَعُ ٱلْأُمُورُ

    Onlar, Allah'ın bulut gölgeleri içinde meleklerle birlikte gelmesini ve işin bitirilmesini mi bekliyorlar? Bütün işler Allah'a döndürülür.

  211. سَلْ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ كَمْ ءَاتَيْنَٰهُم مِّنْ ءَايَةٍۭ بَيِّنَةٍ وَمَن يُبَدِّلْ نِعْمَةَ ٱللَّهِ مِنۢ بَعْدِ مَا جَآءَتْهُ فَإِنَّ ٱللَّهَ شَدِيدُ ٱلْعِقَابِ

    İsrâiloğulları'na sor; onlara nice apaçık ayet verdik. Kim Allah'ın nimeti kendisine geldikten sonra onu değiştirirse, şüphesiz Allah'ın cezası çetindir.

  212. زُيِّنَ لِلَّذِينَ كَفَرُوا۟ ٱلْحَيَوٰةُ ٱلدُّنْيَا وَيَسْخَرُونَ مِنَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَٱلَّذِينَ ٱتَّقَوْا۟ فَوْقَهُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ وَٱللَّهُ يَرْزُقُ مَن يَشَآءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ

    Gerçeği örtenlere dünya hayatı süslü gösterildi ve iman edenlerle alay ediyorlar. Oysa sakınanlar, kıyamet günü onların üstündedir. Allah dilediğini hesapsız rızıklandırır.

  213. كَانَ ٱلنَّاسُ أُمَّةً وَٰحِدَةً فَبَعَثَ ٱللَّهُ ٱلنَّبِيِّـۧنَ مُبَشِّرِينَ وَمُنذِرِينَ وَأَنزَلَ مَعَهُمُ ٱلْكِتَٰبَ بِٱلْحَقِّ لِيَحْكُمَ بَيْنَ ٱلنَّاسِ فِيمَا ٱخْتَلَفُوا۟ فِيهِ وَمَا ٱخْتَلَفَ فِيهِ إِلَّا ٱلَّذِينَ أُوتُوهُ مِنۢ بَعْدِ مَا جَآءَتْهُمُ ٱلْبَيِّنَٰتُ بَغْيًۢا بَيْنَهُمْ فَهَدَى ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لِمَا ٱخْتَلَفُوا۟ فِيهِ مِنَ ٱلْحَقِّ بِإِذْنِهِۦ وَٱللَّهُ يَهْدِى مَن يَشَآءُ إِلَىٰ صِرَٰطٍ مُّسْتَقِيمٍ

    İnsanlar tek bir ümmetti; Allah müjdeciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdi ve onlarla birlikte, ayrılığa düştükleri konularda insanlar arasında hüküm versin diye kitabı gerçekle indirdi. Onda ayrılığa düşenler, ancak kendilerine kitap verilenler oldu; kendilerine apaçık deliller geldikten sonra, aralarındaki kıskançlık yüzünden. Allah ise iman edenleri, izniyle, ayrılığa düştükleri gerçeğe iletti. Allah dilediğini dosdoğru bir yola iletir.

  214. أَمْ حَسِبْتُمْ أَن تَدْخُلُوا۟ ٱلْجَنَّةَ وَلَمَّا يَأْتِكُم مَّثَلُ ٱلَّذِينَ خَلَوْا۟ مِن قَبْلِكُم مَّسَّتْهُمُ ٱلْبَأْسَآءُ وَٱلضَّرَّآءُ وَزُلْزِلُوا۟ حَتَّىٰ يَقُولَ ٱلرَّسُولُ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ مَعَهُۥ مَتَىٰ نَصْرُ ٱللَّهِ أَلَآ إِنَّ نَصْرَ ٱللَّهِ قَرِيبٌ

    Yoksa, sizden öncekilerin başına gelenin benzeri size gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara sıkıntı ve darlık dokundu ve öyle sarsıldılar ki, elçi ve onunla birlikte iman edenler "Allah'ın yardımı ne zaman?" diyordu. Bilin ki Allah'ın yardımı yakındır.

  215. يَسْـَٔلُونَكَ مَاذَا يُنفِقُونَ قُلْ مَآ أَنفَقْتُم مِّنْ خَيْرٍ فَلِلْوَٰلِدَيْنِ وَٱلْأَقْرَبِينَ وَٱلْيَتَٰمَىٰ وَٱلْمَسَٰكِينِ وَٱبْنِ ٱلسَّبِيلِ وَمَا تَفْعَلُوا۟ مِنْ خَيْرٍ فَإِنَّ ٱللَّهَ بِهِۦ عَلِيمٌ

    Sana neyi harcayacaklarını soruyorlar. De ki: Hayırdan ne harcarsanız, anne baba, yakınlar, yetimler, yoksullar ve yolda kalmışlar içindir. Hayırdan ne yaparsanız, şüphesiz Allah onu bilendir.

  216. كُتِبَ عَلَيْكُمُ ٱلْقِتَالُ وَهُوَ كُرْهٌ لَّكُمْ وَعَسَىٰٓ أَن تَكْرَهُوا۟ شَيْـًٔا وَهُوَ خَيْرٌ لَّكُمْ وَعَسَىٰٓ أَن تُحِبُّوا۟ شَيْـًٔا وَهُوَ شَرٌّ لَّكُمْ وَٱللَّهُ يَعْلَمُ وَأَنتُمْ لَا تَعْلَمُونَ

    Savaş, hoşunuza gitmese de size yazıldı. Bir şeyden hoşlanmayabilirsiniz; oysa o sizin için hayırlıdır. Bir şeyi sevebilirsiniz; oysa o sizin için kötüdür. Allah bilir, siz bilmezsiniz.

  217. يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلشَّهْرِ ٱلْحَرَامِ قِتَالٍ فِيهِ قُلْ قِتَالٌ فِيهِ كَبِيرٌ وَصَدٌّ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ وَكُفْرٌۢ بِهِۦ وَٱلْمَسْجِدِ ٱلْحَرَامِ وَإِخْرَاجُ أَهْلِهِۦ مِنْهُ أَكْبَرُ عِندَ ٱللَّهِ وَٱلْفِتْنَةُ أَكْبَرُ مِنَ ٱلْقَتْلِ وَلَا يَزَالُونَ يُقَٰتِلُونَكُمْ حَتَّىٰ يَرُدُّوكُمْ عَن دِينِكُمْ إِنِ ٱسْتَطَٰعُوا۟ وَمَن يَرْتَدِدْ مِنكُمْ عَن دِينِهِۦ فَيَمُتْ وَهُوَ كَافِرٌ فَأُو۟لَٰٓئِكَ حَبِطَتْ أَعْمَٰلُهُمْ فِى ٱلدُّنْيَا وَٱلْـَٔاخِرَةِ وَأُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلنَّارِ هُمْ فِيهَا خَٰلِدُونَ

    Sana haram ayı, onda savaşmayı soruyorlar. De ki: Onda savaşmak büyüktür; Allah'ın yolundan alıkoymak, O'nu inkâr etmek, Mescid-i Harâm'dan alıkoymak ve halkını oradan çıkarmak ise Allah katında daha büyüktür. Baskı, öldürmekten daha büyüktür. Güçleri yetse, sizi dininizden döndürene kadar sizinle savaşmayı sürdürürler. İçinizden kim dininden döner ve gerçeği örten olarak ölürse, işte onların yaptıkları dünyada da ahirette de boşa gitmiştir. İşte onlar ateşin halkıdır ve orada sürekli kalacaklardır.

  218. إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَٱلَّذِينَ هَاجَرُوا۟ وَجَٰهَدُوا۟ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ أُو۟لَٰٓئِكَ يَرْجُونَ رَحْمَتَ ٱللَّهِ وَٱللَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ

    Şüphesiz iman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda çaba gösterenler; işte onlar Allah'ın rahmetini umar. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.

  219. يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلْخَمْرِ وَٱلْمَيْسِرِ قُلْ فِيهِمَآ إِثْمٌ كَبِيرٌ وَمَنَٰفِعُ لِلنَّاسِ وَإِثْمُهُمَآ أَكْبَرُ مِن نَّفْعِهِمَا وَيَسْـَٔلُونَكَ مَاذَا يُنفِقُونَ قُلِ ٱلْعَفْوَ كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمُ ٱلْـَٔايَٰتِ لَعَلَّكُمْ تَتَفَكَّرُونَ

    Sana şaraptan ve kumardan soruyorlar. De ki: İkisinde büyük bir günah ve insanlar için yararlar vardır; günahları ise yararlarından büyüktür. Sana neyi harcayacaklarını soruyorlar. De ki: İhtiyaçtan fazlasını. Allah, ayetleri size işte böyle açıklar; belki düşünürsünüz.

  220. فِى ٱلدُّنْيَا وَٱلْـَٔاخِرَةِ وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلْيَتَٰمَىٰ قُلْ إِصْلَاحٌ لَّهُمْ خَيْرٌ وَإِن تُخَالِطُوهُمْ فَإِخْوَٰنُكُمْ وَٱللَّهُ يَعْلَمُ ٱلْمُفْسِدَ مِنَ ٱلْمُصْلِحِ وَلَوْ شَآءَ ٱللَّهُ لَأَعْنَتَكُمْ إِنَّ ٱللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ

    Dünya ve ahiret hakkında. Sana yetimlerden soruyorlar. De ki: Onları düzeltmek daha hayırlıdır. Onlara karışırsanız, artık kardeşlerinizdir. Allah, bozanı düzeltenden ayırt eder. Allah dileseydi, sizi zorluğa sokardı. Şüphesiz Allah güçlüdür, hikmet sahibidir.

  221. وَلَا تَنكِحُوا۟ ٱلْمُشْرِكَٰتِ حَتَّىٰ يُؤْمِنَّ وَلَأَمَةٌ مُّؤْمِنَةٌ خَيْرٌ مِّن مُّشْرِكَةٍ وَلَوْ أَعْجَبَتْكُمْ وَلَا تُنكِحُوا۟ ٱلْمُشْرِكِينَ حَتَّىٰ يُؤْمِنُوا۟ وَلَعَبْدٌ مُّؤْمِنٌ خَيْرٌ مِّن مُّشْرِكٍ وَلَوْ أَعْجَبَكُمْ أُو۟لَٰٓئِكَ يَدْعُونَ إِلَى ٱلنَّارِ وَٱللَّهُ يَدْعُوٓا۟ إِلَى ٱلْجَنَّةِ وَٱلْمَغْفِرَةِ بِإِذْنِهِۦ وَيُبَيِّنُ ءَايَٰتِهِۦ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ

    Ortak koşan kadınlarla, iman edene kadar evlenmeyin. Mümin bir cariye, hoşunuza gitse bile ortak koşan bir kadından daha hayırlıdır. Ortak koşan erkeklerle de, iman edene kadar evlendirmeyin. Mümin bir köle, hoşunuza gitse bile ortak koşan bir erkekten daha hayırlıdır. İşte onlar ateşe çağırır; Allah ise izniyle cennete ve bağışlanmaya çağırır. Ayetlerini insanlara açıklar; belki öğüt alırlar.

  222. وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلْمَحِيضِ قُلْ هُوَ أَذًى فَٱعْتَزِلُوا۟ ٱلنِّسَآءَ فِى ٱلْمَحِيضِ وَلَا تَقْرَبُوهُنَّ حَتَّىٰ يَطْهُرْنَ فَإِذَا تَطَهَّرْنَ فَأْتُوهُنَّ مِنْ حَيْثُ أَمَرَكُمُ ٱللَّهُ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلتَّوَّٰبِينَ وَيُحِبُّ ٱلْمُتَطَهِّرِينَ

    Sana ay hâlinden soruyorlar. De ki: O bir rahatsızlıktır. Ay hâlinde kadınlardan uzak durun ve temizlenene kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendiklerinde, Allah'ın size buyurduğu yerden onlara yaklaşın. Şüphesiz Allah, çok tövbe edenleri sever ve temizlenenleri sever.

  223. نِسَآؤُكُمْ حَرْثٌ لَّكُمْ فَأْتُوا۟ حَرْثَكُمْ أَنَّىٰ شِئْتُمْ وَقَدِّمُوا۟ لِأَنفُسِكُمْ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّكُم مُّلَٰقُوهُ وَبَشِّرِ ٱلْمُؤْمِنِينَ

    Kadınlarınız sizin için bir ekin yeridir; ekin yerinize dilediğiniz gibi varın ve kendiniz için önden gönderin. Allah'tan sakının ve bilin ki O'na kavuşacaksınız. Müminleri müjdele.

  224. وَلَا تَجْعَلُوا۟ ٱللَّهَ عُرْضَةً لِّأَيْمَٰنِكُمْ أَن تَبَرُّوا۟ وَتَتَّقُوا۟ وَتُصْلِحُوا۟ بَيْنَ ٱلنَّاسِ وَٱللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ

    İyilik yapmanıza, sakınmanıza ve insanların arasını düzeltmenize engel olacak biçimde Allah'ı yeminlerinize siper yapmayın. Allah işitendir, bilendir.

  225. لَّا يُؤَاخِذُكُمُ ٱللَّهُ بِٱللَّغْوِ فِىٓ أَيْمَٰنِكُمْ وَلَٰكِن يُؤَاخِذُكُم بِمَا كَسَبَتْ قُلُوبُكُمْ وَٱللَّهُ غَفُورٌ حَلِيمٌ

    Allah sizi boş yeminlerinizden dolayı sorumlu tutmaz; ancak kalplerinizin kazandığından sorumlu tutar. Allah çok bağışlayandır, yumuşak huyludur.

  226. لِّلَّذِينَ يُؤْلُونَ مِن نِّسَآئِهِمْ تَرَبُّصُ أَرْبَعَةِ أَشْهُرٍ فَإِن فَآءُو فَإِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ

    Eşlerinden uzak durmaya yemin edenler için dört ay beklemek vardır. Dönerlerse, şüphesiz Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.

  227. وَإِنْ عَزَمُوا۟ ٱلطَّلَٰقَ فَإِنَّ ٱللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ

    Boşamaya karar verirlerse, şüphesiz Allah işitendir, bilendir.

  228. وَٱلْمُطَلَّقَٰتُ يَتَرَبَّصْنَ بِأَنفُسِهِنَّ ثَلَٰثَةَ قُرُوٓءٍ وَلَا يَحِلُّ لَهُنَّ أَن يَكْتُمْنَ مَا خَلَقَ ٱللَّهُ فِىٓ أَرْحَامِهِنَّ إِن كُنَّ يُؤْمِنَّ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْـَٔاخِرِ وَبُعُولَتُهُنَّ أَحَقُّ بِرَدِّهِنَّ فِى ذَٰلِكَ إِنْ أَرَادُوٓا۟ إِصْلَٰحًا وَلَهُنَّ مِثْلُ ٱلَّذِى عَلَيْهِنَّ بِٱلْمَعْرُوفِ وَلِلرِّجَالِ عَلَيْهِنَّ دَرَجَةٌ وَٱللَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ

    Boşanmış kadınlar, üç ay hâli süresince kendilerini bekletir. Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorlarsa, rahimlerinde Allah'ın yarattığını gizlemeleri onlara helal olmaz. Kocaları, bu süre içinde düzeltmek isterlerse, onları geri almaya daha çok hak sahibidir. Kadınların, uygun biçimde yükümlülükleri kadar hakları da vardır; erkeklerin ise onların üzerinde bir derecesi vardır. Allah güçlüdür, hikmet sahibidir.

  229. ٱلطَّلَٰقُ مَرَّتَانِ فَإِمْسَاكٌۢ بِمَعْرُوفٍ أَوْ تَسْرِيحٌۢ بِإِحْسَٰنٍ وَلَا يَحِلُّ لَكُمْ أَن تَأْخُذُوا۟ مِمَّآ ءَاتَيْتُمُوهُنَّ شَيْـًٔا إِلَّآ أَن يَخَافَآ أَلَّا يُقِيمَا حُدُودَ ٱللَّهِ فَإِنْ خِفْتُمْ أَلَّا يُقِيمَا حُدُودَ ٱللَّهِ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَا فِيمَا ٱفْتَدَتْ بِهِۦ تِلْكَ حُدُودُ ٱللَّهِ فَلَا تَعْتَدُوهَا وَمَن يَتَعَدَّ حُدُودَ ٱللَّهِ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلظَّٰلِمُونَ

    Boşama iki keredir. Sonrası ya uygun biçimde tutmak ya da güzellikle salıvermektir. Onlara verdiğinizden bir şey almanız size helal olmaz; ancak ikisi Allah'ın sınırlarını ayakta tutamamaktan korkarsa başka. Allah'ın sınırlarını ayakta tutamamalarından korkarsanız, kadının fidye vermesinde ikisine bir günah yoktur. İşte bunlar Allah'ın sınırlarıdır; onları aşmayın. Kim Allah'ın sınırlarını aşarsa, işte onlar zalimlerdir.

  230. فَإِن طَلَّقَهَا فَلَا تَحِلُّ لَهُۥ مِنۢ بَعْدُ حَتَّىٰ تَنكِحَ زَوْجًا غَيْرَهُۥ فَإِن طَلَّقَهَا فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَآ أَن يَتَرَاجَعَآ إِن ظَنَّآ أَن يُقِيمَا حُدُودَ ٱللَّهِ وَتِلْكَ حُدُودُ ٱللَّهِ يُبَيِّنُهَا لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ

    Onu boşarsa, başka bir kocayla evlenene kadar bundan sonra ona helal olmaz. O da onu boşarsa, Allah'ın sınırlarını ayakta tutacaklarını sanırlarsa, birbirlerine dönmelerinde ikisine bir günah yoktur. İşte bunlar, bilen bir topluluk için açıkladığı Allah'ın sınırlarıdır.

  231. وَإِذَا طَلَّقْتُمُ ٱلنِّسَآءَ فَبَلَغْنَ أَجَلَهُنَّ فَأَمْسِكُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ أَوْ سَرِّحُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ وَلَا تُمْسِكُوهُنَّ ضِرَارًا لِّتَعْتَدُوا۟ وَمَن يَفْعَلْ ذَٰلِكَ فَقَدْ ظَلَمَ نَفْسَهُۥ وَلَا تَتَّخِذُوٓا۟ ءَايَٰتِ ٱللَّهِ هُزُوًا وَٱذْكُرُوا۟ نِعْمَتَ ٱللَّهِ عَلَيْكُمْ وَمَآ أَنزَلَ عَلَيْكُم مِّنَ ٱلْكِتَٰبِ وَٱلْحِكْمَةِ يَعِظُكُم بِهِۦ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ

    Kadınları boşadığınızda ve süreleri dolduğunda, ya uygun biçimde tutun ya da uygun biçimde salıverin. Haklarına saldırmak için, zarar vermek üzere tutmayın. Kim bunu yaparsa, kendine zulmetmiş olur. Allah'ın ayetlerini alay konusu yapmayın. Allah'ın üzerinizdeki nimetini ve size öğüt vermek için indirdiği kitabı ve hikmeti anın. Allah'tan sakının ve bilin ki Allah her şeyi bilendir.

  232. وَإِذَا طَلَّقْتُمُ ٱلنِّسَآءَ فَبَلَغْنَ أَجَلَهُنَّ فَلَا تَعْضُلُوهُنَّ أَن يَنكِحْنَ أَزْوَٰجَهُنَّ إِذَا تَرَٰضَوْا۟ بَيْنَهُم بِٱلْمَعْرُوفِ ذَٰلِكَ يُوعَظُ بِهِۦ مَن كَانَ مِنكُمْ يُؤْمِنُ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْـَٔاخِرِ ذَٰلِكُمْ أَزْكَىٰ لَكُمْ وَأَطْهَرُ وَٱللَّهُ يَعْلَمُ وَأَنتُمْ لَا تَعْلَمُونَ

    Kadınları boşadığınızda ve süreleri dolduğunda, aralarında uygun biçimde anlaştıklarında, kocalarıyla evlenmelerine engel olmayın. Bu, içinizden Allah'a ve ahiret gününe iman edene öğütlenendir. Bu, sizin için daha temiz ve daha arıdır. Allah bilir, siz bilmezsiniz.

  233. وَٱلْوَٰلِدَٰتُ يُرْضِعْنَ أَوْلَٰدَهُنَّ حَوْلَيْنِ كَامِلَيْنِ لِمَنْ أَرَادَ أَن يُتِمَّ ٱلرَّضَاعَةَ وَعَلَى ٱلْمَوْلُودِ لَهُۥ رِزْقُهُنَّ وَكِسْوَتُهُنَّ بِٱلْمَعْرُوفِ لَا تُكَلَّفُ نَفْسٌ إِلَّا وُسْعَهَا لَا تُضَآرَّ وَٰلِدَةٌۢ بِوَلَدِهَا وَلَا مَوْلُودٌ لَّهُۥ بِوَلَدِهِۦ وَعَلَى ٱلْوَارِثِ مِثْلُ ذَٰلِكَ فَإِنْ أَرَادَا فِصَالًا عَن تَرَاضٍ مِّنْهُمَا وَتَشَاوُرٍ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَا وَإِنْ أَرَدتُّمْ أَن تَسْتَرْضِعُوٓا۟ أَوْلَٰدَكُمْ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ إِذَا سَلَّمْتُم مَّآ ءَاتَيْتُم بِٱلْمَعْرُوفِ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ

    Anneler, çocuklarını tam iki yıl emzirir; bu, emzirmeyi tamamlamak isteyen içindir. Çocuk kendisine ait olanın, uygun biçimde onların yiyeceğini ve giyeceğini karşılaması gerekir. Bir kimseye ancak gücünün yettiği yüklenir. Anne çocuğu yüzünden, çocuk kendisine ait olan da çocuğu yüzünden zarara uğratılmasın. Mirasçıya da bunun benzeri düşer. İkisi karşılıklı rıza ve danışma ile sütten kesmek isterse, ikisine bir günah yoktur. Çocuklarınızı emzirtmek isterseniz, vereceğinizi uygun biçimde teslim ettiğinizde size bir günah yoktur. Allah'tan sakının ve bilin ki Allah, yaptıklarınızı görendir.

  234. وَٱلَّذِينَ يُتَوَفَّوْنَ مِنكُمْ وَيَذَرُونَ أَزْوَٰجًا يَتَرَبَّصْنَ بِأَنفُسِهِنَّ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ وَعَشْرًا فَإِذَا بَلَغْنَ أَجَلَهُنَّ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ فِيمَا فَعَلْنَ فِىٓ أَنفُسِهِنَّ بِٱلْمَعْرُوفِ وَٱللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ

    İçinizden ölenlerin geride bıraktığı eşler, dört ay on gün kendilerini bekletir. Süreleri dolduğunda, kendileri hakkında uygun biçimde yaptıklarından size bir günah yoktur. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.

  235. وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ فِيمَا عَرَّضْتُم بِهِۦ مِنْ خِطْبَةِ ٱلنِّسَآءِ أَوْ أَكْنَنتُمْ فِىٓ أَنفُسِكُمْ عَلِمَ ٱللَّهُ أَنَّكُمْ سَتَذْكُرُونَهُنَّ وَلَٰكِن لَّا تُوَاعِدُوهُنَّ سِرًّا إِلَّآ أَن تَقُولُوا۟ قَوْلًا مَّعْرُوفًا وَلَا تَعْزِمُوا۟ عُقْدَةَ ٱلنِّكَاحِ حَتَّىٰ يَبْلُغَ ٱلْكِتَٰبُ أَجَلَهُۥ وَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ يَعْلَمُ مَا فِىٓ أَنفُسِكُمْ فَٱحْذَرُوهُ وَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ حَلِيمٌ

    Kadınlara evlenme isteğinizi üstü kapalı biçimde bildirmenizde ya da içinizde saklamanızda size bir günah yoktur. Allah, onları anacağınızı bildi. Fakat uygun bir söz söylemeniz dışında, onlarla gizlice sözleşmeyin. Süre sonuna ulaşana kadar nikâh bağını kurmaya karar vermeyin. Bilin ki Allah, içinizdekini bilir; öyleyse O'ndan sakının. Bilin ki Allah çok bağışlayandır, yumuşak huyludur.

  236. لَّا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ إِن طَلَّقْتُمُ ٱلنِّسَآءَ مَا لَمْ تَمَسُّوهُنَّ أَوْ تَفْرِضُوا۟ لَهُنَّ فَرِيضَةً وَمَتِّعُوهُنَّ عَلَى ٱلْمُوسِعِ قَدَرُهُۥ وَعَلَى ٱلْمُقْتِرِ قَدَرُهُۥ مَتَٰعًۢا بِٱلْمَعْرُوفِ حَقًّا عَلَى ٱلْمُحْسِنِينَ

    Kendilerine dokunmadığınız ya da bir mehir belirlemediğiniz kadınları boşarsanız, size bir günah yoktur. Onları yararlandırın; zengin gücünce, darda olan da gücünce, uygun biçimde bir yararlandırma. Bu, iyilik yapanlar üzerine bir haktır.

  237. وَإِن طَلَّقْتُمُوهُنَّ مِن قَبْلِ أَن تَمَسُّوهُنَّ وَقَدْ فَرَضْتُمْ لَهُنَّ فَرِيضَةً فَنِصْفُ مَا فَرَضْتُمْ إِلَّآ أَن يَعْفُونَ أَوْ يَعْفُوَا۟ ٱلَّذِى بِيَدِهِۦ عُقْدَةُ ٱلنِّكَاحِ وَأَن تَعْفُوٓا۟ أَقْرَبُ لِلتَّقْوَىٰ وَلَا تَنسَوُا۟ ٱلْفَضْلَ بَيْنَكُمْ إِنَّ ٱللَّهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ

    Onlara dokunmadan önce boşar ve onlara bir mehir belirlemiş olursanız, belirlediğinizin yarısı gerekir; ancak kadınlar bağışlarsa ya da nikâh bağı elinde bulunan bağışlarsa başka. Bağışlamanız, sakınmaya daha yakındır. Aranızdaki üstünlüğü unutmayın. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı görendir.

  238. حَٰفِظُوا۟ عَلَى ٱلصَّلَوَٰتِ وَٱلصَّلَوٰةِ ٱلْوُسْطَىٰ وَقُومُوا۟ لِلَّهِ قَٰنِتِينَ

    Namazlara ve orta namaza devam edin; Allah'ın huzurunda gönülden bağlanarak durun.

  239. فَإِنْ خِفْتُمْ فَرِجَالًا أَوْ رُكْبَانًا فَإِذَآ أَمِنتُمْ فَٱذْكُرُوا۟ ٱللَّهَ كَمَا عَلَّمَكُم مَّا لَمْ تَكُونُوا۟ تَعْلَمُونَ

    Korkarsanız, yürüyerek ya da binek üzerinde kılın. Güvene kavuştuğunuzda, bilmediğinizi size öğrettiği gibi Allah'ı anın.

  240. وَٱلَّذِينَ يُتَوَفَّوْنَ مِنكُمْ وَيَذَرُونَ أَزْوَٰجًا وَصِيَّةً لِّأَزْوَٰجِهِم مَّتَٰعًا إِلَى ٱلْحَوْلِ غَيْرَ إِخْرَاجٍ فَإِنْ خَرَجْنَ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ فِى مَا فَعَلْنَ فِىٓ أَنفُسِهِنَّ مِن مَّعْرُوفٍ وَٱللَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ

    İçinizden ölenlerin geride bıraktığı eşler için, evden çıkarılmaksızın bir yıla kadar bir yararlandırma vasiyet etmek vardır. Kendileri çıkarlarsa, kendileri hakkında uygun biçimde yaptıklarından size bir günah yoktur. Allah güçlüdür, hikmet sahibidir.

  241. وَلِلْمُطَلَّقَٰتِ مَتَٰعٌۢ بِٱلْمَعْرُوفِ حَقًّا عَلَى ٱلْمُتَّقِينَ

    Boşanmış kadınlar için uygun biçimde bir yararlandırma vardır; sakınanlar üzerine bir hak olarak.

  242. كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمْ ءَايَٰتِهِۦ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ

    Allah, ayetlerini size işte böyle açıklar; belki akledersiniz.

  243. أَلَمْ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ خَرَجُوا۟ مِن دِيَٰرِهِمْ وَهُمْ أُلُوفٌ حَذَرَ ٱلْمَوْتِ فَقَالَ لَهُمُ ٱللَّهُ مُوتُوا۟ ثُمَّ أَحْيَٰهُمْ إِنَّ ٱللَّهَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى ٱلنَّاسِ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَشْكُرُونَ

    Binlerce oldukları hâlde, ölüm korkusuyla yurtlarından çıkanları görmedin mi? Allah onlara "Ölün" dedi, sonra onları diriltti. Şüphesiz Allah, insanlara karşı lütuf sahibidir; fakat insanların çoğu şükretmez.

  244. وَقَٰتِلُوا۟ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ وَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ

    Allah yolunda savaşın ve bilin ki Allah işitendir, bilendir.

  245. مَّن ذَا ٱلَّذِى يُقْرِضُ ٱللَّهَ قَرْضًا حَسَنًا فَيُضَٰعِفَهُۥ لَهُۥٓ أَضْعَافًا كَثِيرَةً وَٱللَّهُ يَقْبِضُ وَيَبْصُۜطُ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

    Kim Allah'a güzel bir borç verirse, Allah onu kendisi için kat kat artırır. Allah daraltır ve genişletir; O'na döndürüleceksiniz.

  246. أَلَمْ تَرَ إِلَى ٱلْمَلَإِ مِنۢ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ مِنۢ بَعْدِ مُوسَىٰٓ إِذْ قَالُوا۟ لِنَبِىٍّ لَّهُمُ ٱبْعَثْ لَنَا مَلِكًا نُّقَٰتِلْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ قَالَ هَلْ عَسَيْتُمْ إِن كُتِبَ عَلَيْكُمُ ٱلْقِتَالُ أَلَّا تُقَٰتِلُوا۟ قَالُوا۟ وَمَا لَنَآ أَلَّا نُقَٰتِلَ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ وَقَدْ أُخْرِجْنَا مِن دِيَٰرِنَا وَأَبْنَآئِنَا فَلَمَّا كُتِبَ عَلَيْهِمُ ٱلْقِتَالُ تَوَلَّوْا۟ إِلَّا قَلِيلًا مِّنْهُمْ وَٱللَّهُ عَلِيمٌۢ بِٱلظَّٰلِمِينَ

    Mûsâ'dan sonra İsrâiloğulları'ndan ileri gelenleri görmedin mi? Hani peygamberlerine demişlerdi ki: "Bize bir hükümdar gönder de Allah yolunda savaşalım." Dedi ki: "Üzerinize savaş yazılırsa, savaşmayabilir misiniz?" Dediler ki: "Yurtlarımızdan ve oğullarımızdan çıkarılmışken, Allah yolunda neden savaşmayalım?" Üzerlerine savaş yazıldığında ise, az bir kısmı dışında yüz çevirdiler. Allah, zalimleri bilendir.

  247. وَقَالَ لَهُمْ نَبِيُّهُمْ إِنَّ ٱللَّهَ قَدْ بَعَثَ لَكُمْ طَالُوتَ مَلِكًا قَالُوٓا۟ أَنَّىٰ يَكُونُ لَهُ ٱلْمُلْكُ عَلَيْنَا وَنَحْنُ أَحَقُّ بِٱلْمُلْكِ مِنْهُ وَلَمْ يُؤْتَ سَعَةً مِّنَ ٱلْمَالِ قَالَ إِنَّ ٱللَّهَ ٱصْطَفَىٰهُ عَلَيْكُمْ وَزَادَهُۥ بَسْطَةً فِى ٱلْعِلْمِ وَٱلْجِسْمِ وَٱللَّهُ يُؤْتِى مُلْكَهُۥ مَن يَشَآءُ وَٱللَّهُ وَٰسِعٌ عَلِيمٌ

    Peygamberleri onlara dedi ki: "Şüphesiz Allah size Tâlût'u hükümdar olarak gönderdi." Dediler ki: "Biz hükümranlığa ondan daha çok hak sahibiyken ve ona maldan bir bolluk verilmemişken, üzerimizde nasıl hükümranlık olur?" Dedi ki: "Şüphesiz Allah onu sizin üzerinize seçti, ilimde ve bedende ona bir genişlik verdi. Allah hükümranlığını dilediğine verir. Allah geniş lütuf sahibidir, bilendir."

  248. وَقَالَ لَهُمْ نَبِيُّهُمْ إِنَّ ءَايَةَ مُلْكِهِۦٓ أَن يَأْتِيَكُمُ ٱلتَّابُوتُ فِيهِ سَكِينَةٌ مِّن رَّبِّكُمْ وَبَقِيَّةٌ مِّمَّا تَرَكَ ءَالُ مُوسَىٰ وَءَالُ هَٰرُونَ تَحْمِلُهُ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً لَّكُمْ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ

    Peygamberleri onlara dedi ki: "Şüphesiz onun hükümranlığının işareti, size sandığın gelmesidir; onda Rabbinizden bir esenlik ve Mûsâ ailesi ile Hârûn ailesinin bıraktığından bir kalıntı vardır; melekler onu taşır. Mümin iseniz, şüphesiz bunda sizin için bir ayet vardır."

  249. فَلَمَّا فَصَلَ طَالُوتُ بِٱلْجُنُودِ قَالَ إِنَّ ٱللَّهَ مُبْتَلِيكُم بِنَهَرٍ فَمَن شَرِبَ مِنْهُ فَلَيْسَ مِنِّى وَمَن لَّمْ يَطْعَمْهُ فَإِنَّهُۥ مِنِّىٓ إِلَّا مَنِ ٱغْتَرَفَ غُرْفَةًۢ بِيَدِهِۦ فَشَرِبُوا۟ مِنْهُ إِلَّا قَلِيلًا مِّنْهُمْ فَلَمَّا جَاوَزَهُۥ هُوَ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ مَعَهُۥ قَالُوا۟ لَا طَاقَةَ لَنَا ٱلْيَوْمَ بِجَالُوتَ وَجُنُودِهِۦ قَالَ ٱلَّذِينَ يَظُنُّونَ أَنَّهُم مُّلَٰقُوا۟ ٱللَّهِ كَم مِّن فِئَةٍ قَلِيلَةٍ غَلَبَتْ فِئَةً كَثِيرَةًۢ بِإِذْنِ ٱللَّهِ وَٱللَّهُ مَعَ ٱلصَّٰبِرِينَ

    Tâlût askerlerle ayrıldığında dedi ki: "Şüphesiz Allah sizi bir ırmakla sınayacak. Kim ondan içerse benden değildir; kim onu tatmazsa bendendir; eliyle bir avuç alan başka." Az bir kısmı dışında ondan içtiler. O ve onunla birlikte iman edenler ırmağı geçtiğinde dediler ki: "Bugün Câlût'a ve askerlerine karşı gücümüz yok." Allah'a kavuşacaklarını kesin olarak bilenler dedi ki: "Nice az topluluk, Allah'ın izniyle nice çok topluluğa üstün gelmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir."

  250. وَلَمَّا بَرَزُوا۟ لِجَالُوتَ وَجُنُودِهِۦ قَالُوا۟ رَبَّنَآ أَفْرِغْ عَلَيْنَا صَبْرًا وَثَبِّتْ أَقْدَامَنَا وَٱنصُرْنَا عَلَى ٱلْقَوْمِ ٱلْكَٰفِرِينَ

    Câlût'a ve askerlerine karşı çıktıklarında dediler ki: "Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır, ayaklarımızı sağlamlaştır ve gerçeği örten topluluğa karşı bize yardım et."

  251. فَهَزَمُوهُم بِإِذْنِ ٱللَّهِ وَقَتَلَ دَاوُۥدُ جَالُوتَ وَءَاتَىٰهُ ٱللَّهُ ٱلْمُلْكَ وَٱلْحِكْمَةَ وَعَلَّمَهُۥ مِمَّا يَشَآءُ وَلَوْلَا دَفْعُ ٱللَّهِ ٱلنَّاسَ بَعْضَهُم بِبَعْضٍ لَّفَسَدَتِ ٱلْأَرْضُ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ ذُو فَضْلٍ عَلَى ٱلْعَٰلَمِينَ

    Allah'ın izniyle onları bozguna uğrattılar. Dâvûd, Câlût'u öldürdü; Allah ona hükümranlık ve hikmet verdi ve ona dilediğinden öğretti. Allah, insanların bir kısmını diğeriyle savmasaydı, yeryüzü bozulurdu. Fakat Allah, âlemlere karşı lütuf sahibidir.

  252. تِلْكَ ءَايَٰتُ ٱللَّهِ نَتْلُوهَا عَلَيْكَ بِٱلْحَقِّ وَإِنَّكَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ

    İşte bunlar, sana gerçek olarak okuduğumuz Allah'ın ayetleridir. Şüphesiz sen gönderilenlerdensin.

  253. تِلْكَ ٱلرُّسُلُ فَضَّلْنَا بَعْضَهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ مِّنْهُم مَّن كَلَّمَ ٱللَّهُ وَرَفَعَ بَعْضَهُمْ دَرَجَٰتٍ وَءَاتَيْنَا عِيسَى ٱبْنَ مَرْيَمَ ٱلْبَيِّنَٰتِ وَأَيَّدْنَٰهُ بِرُوحِ ٱلْقُدُسِ وَلَوْ شَآءَ ٱللَّهُ مَا ٱقْتَتَلَ ٱلَّذِينَ مِنۢ بَعْدِهِم مِّنۢ بَعْدِ مَا جَآءَتْهُمُ ٱلْبَيِّنَٰتُ وَلَٰكِنِ ٱخْتَلَفُوا۟ فَمِنْهُم مَّنْ ءَامَنَ وَمِنْهُم مَّن كَفَرَ وَلَوْ شَآءَ ٱللَّهُ مَا ٱقْتَتَلُوا۟ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ يَفْعَلُ مَا يُرِيدُ

    İşte o elçiler; bir kısmını diğerine üstün kıldık. İçlerinden Allah'ın konuştuğu vardır; bir kısmını derecelerle yükseltti. Meryem oğlu Îsâ'ya apaçık deliller verdik ve onu Rûhu'l-kudüs ile destekledik. Allah dileseydi, onlardan sonra gelenler kendilerine apaçık deliller geldikten sonra birbirini öldürmezdi. Fakat ayrılığa düştüler; içlerinden iman eden de vardı, inkâr eden de. Allah dileseydi birbirlerini öldürmezlerdi; fakat Allah dilediğini yapar.

  254. يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَنفِقُوا۟ مِمَّا رَزَقْنَٰكُم مِّن قَبْلِ أَن يَأْتِىَ يَوْمٌ لَّا بَيْعٌ فِيهِ وَلَا خُلَّةٌ وَلَا شَفَٰعَةٌ وَٱلْكَٰفِرُونَ هُمُ ٱلظَّٰلِمُونَ

    Ey iman edenler! Ne alışverişin ne dostluğun ne de şefaatin bulunmadığı bir gün gelmeden önce, size rızık olarak verdiğimizden harcayın. Gerçeği örtenler ise zalimlerin ta kendisidir.

  255. ٱللَّهُ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ٱلْحَىُّ ٱلْقَيُّومُ لَا تَأْخُذُهُۥ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌ لَّهُۥ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ مَن ذَا ٱلَّذِى يَشْفَعُ عِندَهُۥٓ إِلَّا بِإِذْنِهِۦ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يُحِيطُونَ بِشَىْءٍ مِّنْ عِلْمِهِۦٓ إِلَّا بِمَا شَآءَ وَسِعَ كُرْسِيُّهُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَلَا يَـُٔودُهُۥ حِفْظُهُمَا وَهُوَ ٱلْعَلِىُّ ٱلْعَظِيمُ

    Allah; O'ndan başka ilah yoktur. O diridir, her şeyi ayakta tutandır. O'nu ne bir uyuklama ne de bir uyku tutar. Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. İzni olmadan katında kim şefaat edebilir? Önlerindekini de arkalarındakini de bilir; O'nun ilminden, dilediği kadarı dışında hiçbir şeyi kavrayamazlar. Kürsüsü gökleri ve yeri kaplamıştır; ikisini korumak O'na ağır gelmez. O yücedir, büyüktür.

  256. لَآ إِكْرَاهَ فِى ٱلدِّينِ قَد تَّبَيَّنَ ٱلرُّشْدُ مِنَ ٱلْغَىِّ فَمَن يَكْفُرْ بِٱلطَّٰغُوتِ وَيُؤْمِنۢ بِٱللَّهِ فَقَدِ ٱسْتَمْسَكَ بِٱلْعُرْوَةِ ٱلْوُثْقَىٰ لَا ٱنفِصَامَ لَهَا وَٱللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ

    Dinde zorlama yoktur; doğruluk sapkınlıktan ayrılmıştır. Kim azgın gücü inkâr eder ve Allah'a iman ederse, kopmayan sağlam bir kulpa tutunmuştur. Allah işitendir, bilendir.

  257. ٱللَّهُ وَلِىُّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ يُخْرِجُهُم مِّنَ ٱلظُّلُمَٰتِ إِلَى ٱلنُّورِ وَٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ أَوْلِيَآؤُهُمُ ٱلطَّٰغُوتُ يُخْرِجُونَهُم مِّنَ ٱلنُّورِ إِلَى ٱلظُّلُمَٰتِ أُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلنَّارِ هُمْ فِيهَا خَٰلِدُونَ

    Allah, iman edenlerin dostudur; onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Gerçeği örtenlerin dostları ise azgın güçlerdir; onları aydınlıktan karanlıklara çıkarır. İşte onlar ateşin halkıdır ve orada sürekli kalacaklardır.

  258. أَلَمْ تَرَ إِلَى ٱلَّذِى حَآجَّ إِبْرَٰهِـۧمَ فِى رَبِّهِۦٓ أَنْ ءَاتَىٰهُ ٱللَّهُ ٱلْمُلْكَ إِذْ قَالَ إِبْرَٰهِـۧمُ رَبِّىَ ٱلَّذِى يُحْىِۦ وَيُمِيتُ قَالَ أَنَا۠ أُحْىِۦ وَأُمِيتُ قَالَ إِبْرَٰهِـۧمُ فَإِنَّ ٱللَّهَ يَأْتِى بِٱلشَّمْسِ مِنَ ٱلْمَشْرِقِ فَأْتِ بِهَا مِنَ ٱلْمَغْرِبِ فَبُهِتَ ٱلَّذِى كَفَرَ وَٱللَّهُ لَا يَهْدِى ٱلْقَوْمَ ٱلظَّٰلِمِينَ

    Allah kendisine hükümranlık verdiği için, İbrâhîm ile Rabbi hakkında tartışanı görmedin mi? Hani İbrâhîm demişti ki: "Benim Rabbim diriltir ve öldürür." Dedi ki: "Ben de diriltir ve öldürürüm." İbrâhîm dedi ki: "Şüphesiz Allah güneşi doğudan getirir; sen de onu batıdan getir." Bunun üzerine inkâr eden şaşırıp kaldı. Allah, zalim topluluğu doğru yola iletmez.

  259. أَوْ كَٱلَّذِى مَرَّ عَلَىٰ قَرْيَةٍ وَهِىَ خَاوِيَةٌ عَلَىٰ عُرُوشِهَا قَالَ أَنَّىٰ يُحْىِۦ هَٰذِهِ ٱللَّهُ بَعْدَ مَوْتِهَا فَأَمَاتَهُ ٱللَّهُ مِا۟ئَةَ عَامٍ ثُمَّ بَعَثَهُۥ قَالَ كَمْ لَبِثْتَ قَالَ لَبِثْتُ يَوْمًا أَوْ بَعْضَ يَوْمٍ قَالَ بَل لَّبِثْتَ مِا۟ئَةَ عَامٍ فَٱنظُرْ إِلَىٰ طَعَامِكَ وَشَرَابِكَ لَمْ يَتَسَنَّهْ وَٱنظُرْ إِلَىٰ حِمَارِكَ وَلِنَجْعَلَكَ ءَايَةً لِّلنَّاسِ وَٱنظُرْ إِلَى ٱلْعِظَامِ كَيْفَ نُنشِزُهَا ثُمَّ نَكْسُوهَا لَحْمًا فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُۥ قَالَ أَعْلَمُ أَنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ

    Ya da çatıları üzerine çökmüş bir kasabaya uğrayan gibi. Dedi ki: "Allah burayı ölümünden sonra nasıl diriltir?" Bunun üzerine Allah onu yüz yıl ölü bıraktı, sonra diriltti. Dedi ki: "Ne kadar kaldın?" Dedi ki: "Bir gün ya da günün bir kısmı kadar kaldım." Dedi ki: "Hayır; yüz yıl kaldın. Yiyeceğine ve içeceğine bak, bozulmamış; eşeğine de bak. Seni insanlara bir ayet yapalım diye. Kemiklere bak, onları nasıl kaldırıyor, sonra onlara nasıl et giydiriyoruz." Ona belli olunca dedi ki: "Biliyorum ki Allah'ın her şeye gücü yeter."

  260. وَإِذْ قَالَ إِبْرَٰهِـۧمُ رَبِّ أَرِنِى كَيْفَ تُحْىِ ٱلْمَوْتَىٰ قَالَ أَوَلَمْ تُؤْمِن قَالَ بَلَىٰ وَلَٰكِن لِّيَطْمَئِنَّ قَلْبِى قَالَ فَخُذْ أَرْبَعَةً مِّنَ ٱلطَّيْرِ فَصُرْهُنَّ إِلَيْكَ ثُمَّ ٱجْعَلْ عَلَىٰ كُلِّ جَبَلٍ مِّنْهُنَّ جُزْءًا ثُمَّ ٱدْعُهُنَّ يَأْتِينَكَ سَعْيًا وَٱعْلَمْ أَنَّ ٱللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ

    Hani İbrâhîm demişti ki: "Rabbim! Ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster." Buyurdu ki: "İnanmadın mı?" Dedi ki: "Evet; fakat kalbim yatışsın diye." Buyurdu ki: "Öyleyse kuşlardan dördünü al, onları kendine alıştır; sonra her dağın üzerine onlardan bir parça koy, sonra onları çağır; koşarak sana gelirler. Bil ki Allah güçlüdür, hikmet sahibidir."

  261. مَّثَلُ ٱلَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَٰلَهُمْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ كَمَثَلِ حَبَّةٍ أَنۢبَتَتْ سَبْعَ سَنَابِلَ فِى كُلِّ سُنۢبُلَةٍ مِّا۟ئَةُ حَبَّةٍ وَٱللَّهُ يُضَٰعِفُ لِمَن يَشَآءُ وَٱللَّهُ وَٰسِعٌ عَلِيمٌ

    Mallarını Allah yolunda harcayanların örneği, yedi başak bitiren bir tanenin örneği gibidir; her başakta yüz tane vardır. Allah, dilediğine kat kat artırır. Allah geniş lütuf sahibidir, bilendir.

  262. ٱلَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَٰلَهُمْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ ثُمَّ لَا يُتْبِعُونَ مَآ أَنفَقُوا۟ مَنًّا وَلَآ أَذًى لَّهُمْ أَجْرُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

    Mallarını Allah yolunda harcayan, sonra harcadıklarının ardından başa kakmayan ve incitmeyenler; onlar için Rableri katında karşılıkları vardır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmezler de.

  263. قَوْلٌ مَّعْرُوفٌ وَمَغْفِرَةٌ خَيْرٌ مِّن صَدَقَةٍ يَتْبَعُهَآ أَذًى وَٱللَّهُ غَنِىٌّ حَلِيمٌ

    Güzel bir söz ve bağışlama, ardından incitme gelen bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah zengindir, yumuşak huyludur.

  264. يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تُبْطِلُوا۟ صَدَقَٰتِكُم بِٱلْمَنِّ وَٱلْأَذَىٰ كَٱلَّذِى يُنفِقُ مَالَهُۥ رِئَآءَ ٱلنَّاسِ وَلَا يُؤْمِنُ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْـَٔاخِرِ فَمَثَلُهُۥ كَمَثَلِ صَفْوَانٍ عَلَيْهِ تُرَابٌ فَأَصَابَهُۥ وَابِلٌ فَتَرَكَهُۥ صَلْدًا لَّا يَقْدِرُونَ عَلَىٰ شَىْءٍ مِّمَّا كَسَبُوا۟ وَٱللَّهُ لَا يَهْدِى ٱلْقَوْمَ ٱلْكَٰفِرِينَ

    Ey iman edenler! Malını insanlara gösteriş için harcayan ve Allah'a ve ahiret gününe iman etmeyen gibi, başa kakarak ve inciterek sadakalarınızı boşa çıkarmayın. Onun örneği, üzerinde toprak bulunan bir kayanın örneği gibidir; şiddetli bir yağmur ona isabet eder ve onu çıplak bırakır. Kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah, gerçeği örten topluluğu doğru yola iletmez.

  265. وَمَثَلُ ٱلَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَٰلَهُمُ ٱبْتِغَآءَ مَرْضَاتِ ٱللَّهِ وَتَثْبِيتًا مِّنْ أَنفُسِهِمْ كَمَثَلِ جَنَّةٍۭ بِرَبْوَةٍ أَصَابَهَا وَابِلٌ فَـَٔاتَتْ أُكُلَهَا ضِعْفَيْنِ فَإِن لَّمْ يُصِبْهَا وَابِلٌ فَطَلٌّ وَٱللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ

    Allah'ın hoşnutluğunu arayarak ve içlerindekini sağlamlaştırarak mallarını harcayanların örneği ise, yüksek bir yerdeki bir bahçenin örneği gibidir; ona şiddetli bir yağmur isabet eder ve ürününü iki kat verir. Şiddetli yağmur olmasa bile, bir çisenti yeter. Allah, yaptıklarınızı görendir.

  266. أَيَوَدُّ أَحَدُكُمْ أَن تَكُونَ لَهُۥ جَنَّةٌ مِّن نَّخِيلٍ وَأَعْنَابٍ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ لَهُۥ فِيهَا مِن كُلِّ ٱلثَّمَرَٰتِ وَأَصَابَهُ ٱلْكِبَرُ وَلَهُۥ ذُرِّيَّةٌ ضُعَفَآءُ فَأَصَابَهَآ إِعْصَارٌ فِيهِ نَارٌ فَٱحْتَرَقَتْ كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمُ ٱلْـَٔايَٰتِ لَعَلَّكُمْ تَتَفَكَّرُونَ

    Biriniz ister mi ki, hurmalardan ve üzümlerden, altından ırmaklar akan, içinde her üründen bulunan bir bahçesi olsun; kendisine yaşlılık gelsin, güçsüz çocukları bulunsun ve bahçeye ateşli bir kasırga isabet edip onu yaksın? Allah, ayetleri size işte böyle açıklar; belki düşünürsünüz.

  267. يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَنفِقُوا۟ مِن طَيِّبَٰتِ مَا كَسَبْتُمْ وَمِمَّآ أَخْرَجْنَا لَكُم مِّنَ ٱلْأَرْضِ وَلَا تَيَمَّمُوا۟ ٱلْخَبِيثَ مِنْهُ تُنفِقُونَ وَلَسْتُم بِـَٔاخِذِيهِ إِلَّآ أَن تُغْمِضُوا۟ فِيهِ وَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ غَنِىٌّ حَمِيدٌ

    Ey iman edenler! Kazandıklarınızın temizinden ve sizin için yerden çıkardıklarımızdan harcayın. Göz yummadan alamayacağınız kötüsünü vermeye kalkışmayın. Bilin ki Allah zengindir, övgüye layıktır.

  268. ٱلشَّيْطَٰنُ يَعِدُكُمُ ٱلْفَقْرَ وَيَأْمُرُكُم بِٱلْفَحْشَآءِ وَٱللَّهُ يَعِدُكُم مَّغْفِرَةً مِّنْهُ وَفَضْلًا وَٱللَّهُ وَٰسِعٌ عَلِيمٌ

    Şeytan size yoksulluğu vaat eder ve hayâsızlığı emreder; Allah ise size katından bir bağışlanma ve bir lütuf vaat eder. Allah geniş lütuf sahibidir, bilendir.

  269. يُؤْتِى ٱلْحِكْمَةَ مَن يَشَآءُ وَمَن يُؤْتَ ٱلْحِكْمَةَ فَقَدْ أُوتِىَ خَيْرًا كَثِيرًا وَمَا يَذَّكَّرُ إِلَّآ أُو۟لُوا۟ ٱلْأَلْبَٰبِ

    Hikmeti dilediğine verir; kime hikmet verilirse, ona çok hayır verilmiştir. Ancak akıl sahipleri öğüt alır.

  270. وَمَآ أَنفَقْتُم مِّن نَّفَقَةٍ أَوْ نَذَرْتُم مِّن نَّذْرٍ فَإِنَّ ٱللَّهَ يَعْلَمُهُۥ وَمَا لِلظَّٰلِمِينَ مِنْ أَنصَارٍ

    Neyi harcarsanız ya da neyi adarsanız, şüphesiz Allah onu bilir. Zalimler için hiçbir yardımcı yoktur.

  271. إِن تُبْدُوا۟ ٱلصَّدَقَٰتِ فَنِعِمَّا هِىَ وَإِن تُخْفُوهَا وَتُؤْتُوهَا ٱلْفُقَرَآءَ فَهُوَ خَيْرٌ لَّكُمْ وَيُكَفِّرُ عَنكُم مِّن سَيِّـَٔاتِكُمْ وَٱللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ

    Sadakaları açıkça verirseniz, bu ne güzeldir. Onları gizler ve yoksullara verirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır ve kötülüklerinizden bir kısmını örter. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.

  272. لَّيْسَ عَلَيْكَ هُدَىٰهُمْ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ يَهْدِى مَن يَشَآءُ وَمَا تُنفِقُوا۟ مِنْ خَيْرٍ فَلِأَنفُسِكُمْ وَمَا تُنفِقُونَ إِلَّا ٱبْتِغَآءَ وَجْهِ ٱللَّهِ وَمَا تُنفِقُوا۟ مِنْ خَيْرٍ يُوَفَّ إِلَيْكُمْ وَأَنتُمْ لَا تُظْلَمُونَ

    Onları doğru yola iletmek sana ait değildir; fakat Allah dilediğini doğru yola iletir. Hayırdan ne harcarsanız, kendiniz içindir. Ancak Allah'ın yüzünü arayarak harcarsınız. Hayırdan ne harcarsanız, size tam olarak ödenir ve size zulmedilmez.

  273. لِلْفُقَرَآءِ ٱلَّذِينَ أُحْصِرُوا۟ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ لَا يَسْتَطِيعُونَ ضَرْبًا فِى ٱلْأَرْضِ يَحْسَبُهُمُ ٱلْجَاهِلُ أَغْنِيَآءَ مِنَ ٱلتَّعَفُّفِ تَعْرِفُهُم بِسِيمَٰهُمْ لَا يَسْـَٔلُونَ ٱلنَّاسَ إِلْحَافًا وَمَا تُنفِقُوا۟ مِنْ خَيْرٍ فَإِنَّ ٱللَّهَ بِهِۦ عَلِيمٌ

    Allah yolunda kapanıp kalmış, yeryüzünde gezmeye güç yetiremeyen yoksullar içindir. Çekingenlikleri yüzünden bilmeyen onları zengin sanır. Onları yüzlerinden tanırsın; insanlardan ısrarla istemezler. Hayırdan ne harcarsanız, şüphesiz Allah onu bilendir.

  274. ٱلَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَٰلَهُم بِٱلَّيْلِ وَٱلنَّهَارِ سِرًّا وَعَلَانِيَةً فَلَهُمْ أَجْرُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

    Mallarını gece ve gündüz, gizli ve açık harcayanlar; onlar için Rableri katında karşılıkları vardır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmezler de.

  275. ٱلَّذِينَ يَأْكُلُونَ ٱلرِّبَوٰا۟ لَا يَقُومُونَ إِلَّا كَمَا يَقُومُ ٱلَّذِى يَتَخَبَّطُهُ ٱلشَّيْطَٰنُ مِنَ ٱلْمَسِّ ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمْ قَالُوٓا۟ إِنَّمَا ٱلْبَيْعُ مِثْلُ ٱلرِّبَوٰا۟ وَأَحَلَّ ٱللَّهُ ٱلْبَيْعَ وَحَرَّمَ ٱلرِّبَوٰا۟ فَمَن جَآءَهُۥ مَوْعِظَةٌ مِّن رَّبِّهِۦ فَٱنتَهَىٰ فَلَهُۥ مَا سَلَفَ وَأَمْرُهُۥٓ إِلَى ٱللَّهِ وَمَنْ عَادَ فَأُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلنَّارِ هُمْ فِيهَا خَٰلِدُونَ

    Faiz yiyenler, ancak şeytanın dokunuşuyla çarpılmış kimsenin kalktığı gibi kalkar. Bu, "Alışveriş de faiz gibidir" demeleri yüzündendir. Oysa Allah alışverişi helal, faizi haram kıldı. Kime Rabbinden bir öğüt gelir de vazgeçerse, geçmişte olan kendisinindir ve işi Allah'a aittir. Kim dönerse, işte onlar ateşin halkıdır ve orada sürekli kalacaklardır.

  276. يَمْحَقُ ٱللَّهُ ٱلرِّبَوٰا۟ وَيُرْبِى ٱلصَّدَقَٰتِ وَٱللَّهُ لَا يُحِبُّ كُلَّ كَفَّارٍ أَثِيمٍ

    Allah faizi eksiltir, sadakaları ise artırır. Allah, hiçbir nankör günahkârı sevmez.

  277. إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَأَقَامُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتَوُا۟ ٱلزَّكَوٰةَ لَهُمْ أَجْرُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

    Şüphesiz iman edip salih amel işleyenler, namazı kılanlar ve zekâtı verenler; onlar için Rableri katında karşılıkları vardır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmezler de.

  278. يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَذَرُوا۟ مَا بَقِىَ مِنَ ٱلرِّبَوٰٓا۟ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ

    Ey iman edenler! Allah'tan sakının ve mümin iseniz faizden kalanı bırakın.

  279. فَإِن لَّمْ تَفْعَلُوا۟ فَأْذَنُوا۟ بِحَرْبٍ مِّنَ ٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ وَإِن تُبْتُمْ فَلَكُمْ رُءُوسُ أَمْوَٰلِكُمْ لَا تَظْلِمُونَ وَلَا تُظْلَمُونَ

    Yapmazsanız, Allah'tan ve elçisinden bir savaş olduğunu bilin. Tövbe ederseniz, anaparanız sizindir; ne haksızlık edersiniz ne de haksızlığa uğrarsınız.

  280. وَإِن كَانَ ذُو عُسْرَةٍ فَنَظِرَةٌ إِلَىٰ مَيْسَرَةٍ وَأَن تَصَدَّقُوا۟ خَيْرٌ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ

    Darlıkta olan varsa, genişliğe kadar beklemek gerekir. Bilirseniz, bağışlamanız sizin için daha hayırlıdır.

  281. وَٱتَّقُوا۟ يَوْمًا تُرْجَعُونَ فِيهِ إِلَى ٱللَّهِ ثُمَّ تُوَفَّىٰ كُلُّ نَفْسٍ مَّا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ

    Allah'a döndürüleceğiniz bir günden sakının; sonra herkese kazandığı tam olarak ödenir ve onlara zulmedilmez.

  282. يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِذَا تَدَايَنتُم بِدَيْنٍ إِلَىٰٓ أَجَلٍ مُّسَمًّى فَٱكْتُبُوهُ وَلْيَكْتُب بَّيْنَكُمْ كَاتِبٌۢ بِٱلْعَدْلِ وَلَا يَأْبَ كَاتِبٌ أَن يَكْتُبَ كَمَا عَلَّمَهُ ٱللَّهُ فَلْيَكْتُبْ وَلْيُمْلِلِ ٱلَّذِى عَلَيْهِ ٱلْحَقُّ وَلْيَتَّقِ ٱللَّهَ رَبَّهُۥ وَلَا يَبْخَسْ مِنْهُ شَيْـًٔا فَإِن كَانَ ٱلَّذِى عَلَيْهِ ٱلْحَقُّ سَفِيهًا أَوْ ضَعِيفًا أَوْ لَا يَسْتَطِيعُ أَن يُمِلَّ هُوَ فَلْيُمْلِلْ وَلِيُّهُۥ بِٱلْعَدْلِ وَٱسْتَشْهِدُوا۟ شَهِيدَيْنِ مِن رِّجَالِكُمْ فَإِن لَّمْ يَكُونَا رَجُلَيْنِ فَرَجُلٌ وَٱمْرَأَتَانِ مِمَّن تَرْضَوْنَ مِنَ ٱلشُّهَدَآءِ أَن تَضِلَّ إِحْدَىٰهُمَا فَتُذَكِّرَ إِحْدَىٰهُمَا ٱلْأُخْرَىٰ وَلَا يَأْبَ ٱلشُّهَدَآءُ إِذَا مَا دُعُوا۟ وَلَا تَسْـَٔمُوٓا۟ أَن تَكْتُبُوهُ صَغِيرًا أَوْ كَبِيرًا إِلَىٰٓ أَجَلِهِۦ ذَٰلِكُمْ أَقْسَطُ عِندَ ٱللَّهِ وَأَقْوَمُ لِلشَّهَٰدَةِ وَأَدْنَىٰٓ أَلَّا تَرْتَابُوٓا۟ إِلَّآ أَن تَكُونَ تِجَٰرَةً حَاضِرَةً تُدِيرُونَهَا بَيْنَكُمْ فَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَلَّا تَكْتُبُوهَا وَأَشْهِدُوٓا۟ إِذَا تَبَايَعْتُمْ وَلَا يُضَآرَّ كَاتِبٌ وَلَا شَهِيدٌ وَإِن تَفْعَلُوا۟ فَإِنَّهُۥ فُسُوقٌۢ بِكُمْ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَيُعَلِّمُكُمُ ٱللَّهُ وَٱللَّهُ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ

    Ey iman edenler! Belirlenmiş bir süreye kadar birbirinize borçlandığınızda, onu yazın. Aranızda bir yazıcı adaletle yazsın. Yazıcı, Allah'ın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan kaçınmasın; yazsın. Üzerinde hak bulunan yazdırsın, Rabbi olan Allah'tan sakınsın ve ondan bir şey eksiltmesin. Üzerinde hak bulunan akılsız, güçsüz ya da yazdırmaya gücü yetmeyen ise, dostu adaletle yazdırsın. Erkeklerinizden iki şahit tutun. İkisi erkek değilse, razı olduğunuz şahitlerden bir erkek ve iki kadın; biri şaşırırsa diğeri ona hatırlatsın. Şahitler çağrıldıklarında kaçınmasın. Küçük olsun büyük olsun, süresiyle birlikte yazmaktan usanmayın. Bu, Allah katında daha adaletli, şahitlik için daha sağlam ve kuşkuya düşmemeniz için daha uygundur. Aranızda döndürdüğünüz peşin bir ticaret olması başka; onu yazmamanızda size bir günah yoktur. Alışveriş yaptığınızda şahit tutun. Yazıcı da şahit de zarara uğratılmasın. Bunu yaparsanız, şüphesiz bu sizin için bir yoldan çıkmadır. Allah'tan sakının; Allah size öğretiyor. Allah her şeyi bilendir.

  283. وَإِن كُنتُمْ عَلَىٰ سَفَرٍ وَلَمْ تَجِدُوا۟ كَاتِبًا فَرِهَٰنٌ مَّقْبُوضَةٌ فَإِنْ أَمِنَ بَعْضُكُم بَعْضًا فَلْيُؤَدِّ ٱلَّذِى ٱؤْتُمِنَ أَمَٰنَتَهُۥ وَلْيَتَّقِ ٱللَّهَ رَبَّهُۥ وَلَا تَكْتُمُوا۟ ٱلشَّهَٰدَةَ وَمَن يَكْتُمْهَا فَإِنَّهُۥٓ ءَاثِمٌ قَلْبُهُۥ وَٱللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ عَلِيمٌ

    Yolculukta olur ve bir yazıcı bulamazsanız, alınmış bir rehin yeterlidir. Biriniz diğerine güvenirse, kendisine güvenilen emanetini ödesin ve Rabbi olan Allah'tan sakınsın. Şahitliği gizlemeyin; kim onu gizlerse, şüphesiz kalbi günahkârdır. Allah, yaptıklarınızı bilendir.

  284. لِّلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ وَإِن تُبْدُوا۟ مَا فِىٓ أَنفُسِكُمْ أَوْ تُخْفُوهُ يُحَاسِبْكُم بِهِ ٱللَّهُ فَيَغْفِرُ لِمَن يَشَآءُ وَيُعَذِّبُ مَن يَشَآءُ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ

    Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. İçinizdekini açığa vursanız da gizleseniz de Allah sizi onunla hesaba çeker. Dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah'ın her şeye gücü yeter.

  285. ءَامَنَ ٱلرَّسُولُ بِمَآ أُنزِلَ إِلَيْهِ مِن رَّبِّهِۦ وَٱلْمُؤْمِنُونَ كُلٌّ ءَامَنَ بِٱللَّهِ وَمَلَٰٓئِكَتِهِۦ وَكُتُبِهِۦ وَرُسُلِهِۦ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّن رُّسُلِهِۦ وَقَالُوا۟ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ ٱلْمَصِيرُ

    Elçi, Rabbinden kendisine indirilene iman etti; müminler de. Hepsi Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve elçilerine iman etti: "O'nun elçilerinden hiçbirinin arasını ayırmayız." Dediler ki: "İşittik ve itaat ettik. Bağışlamanı dileriz Rabbimiz; dönüş sanadır."

  286. لَا يُكَلِّفُ ٱللَّهُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَا لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا ٱكْتَسَبَتْ رَبَّنَا لَا تُؤَاخِذْنَآ إِن نَّسِينَآ أَوْ أَخْطَأْنَا رَبَّنَا وَلَا تَحْمِلْ عَلَيْنَآ إِصْرًا كَمَا حَمَلْتَهُۥ عَلَى ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِنَا رَبَّنَا وَلَا تُحَمِّلْنَا مَا لَا طَاقَةَ لَنَا بِهِۦ وَٱعْفُ عَنَّا وَٱغْفِرْ لَنَا وَٱرْحَمْنَآ أَنتَ مَوْلَىٰنَا فَٱنصُرْنَا عَلَى ٱلْقَوْمِ ٱلْكَٰفِرِينَ

    Allah, bir kimseye ancak gücünün yettiğini yükler. Kazandığı kendi lehine, kazandığı kendi aleyhinedir. "Rabbimiz! Unutur ya da hata edersek bizi sorumlu tutma. Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize ağır bir yük yükleme. Rabbimiz! Güç yetiremeyeceğimizi bize yükleme. Bizi affet, bizi bağışla ve bize merhamet et. Sen bizim dostumuzsun; gerçeği örten topluluğa karşı bize yardım et."

Arapça Kur’an metni Tanzil Project tarafından hazırlanmıştır (Uthmani imlası, sürüm 1.1). Lisans: Creative Commons Attribution 3.0 —tanzil.net

Âyetü'l-Kürsî

255. ayet, Kur'an'da Allah'ın en kapsamlı biçimde nitelendiği ayettir ve Âyetü'l-Kürsî adıyla bilinir.

Sıralama şöyledir: birlik, diri ve ayakta tutan oluş, uyku ve uyuklamadan uzaklık, mülkün sahipliği, şefaatin izne bağlı olması, kuşatıcı ilim, kürsünün genişliği ve korumanın ağır gelmemesi.

Müslim'de yer alan bir rivayette Übey b. Kâ'b'a Kur'an'daki en büyük ayetin hangisi olduğu sorulmuş, o da bu ayeti söylemiştir. Rivayet sahihtir.

Bir sınır belirtmek gerekir: bu sitede ayetin okunmasına bağlanan sayı ve sonuç vaatleri yayımlanmaz. Ayetin kendisi bir okuma tarifi ya da sayı içermez.

Hemen ardından gelen 256. ayet de ayrı bir öneme sahiptir: "Dinde zorlama yoktur."

Ben yakınım

186. ayet, dua konusunda Kur'an'daki en doğrudan cümledir ve bu sitedeki bütün dua sayfalarının arkasında durur.

Dikkat çekici olan, cevabın araya kimse konmadan verilmesidir. Sure boyunca sorular "sana sorarlar, de ki" kalıbıyla cevaplanır — hilaller, şarap, yetimler, ay hâli. Yalnız bu ayette "de ki" yoktur; cevap doğrudan gelir.

Ayette bir yer, bir vakit, bir sayı ya da bir aracı bulunmaz.

İstenen tek şey karşılık vermek ve iman etmektir.

Ayetin oruç ayetlerinin tam ortasında bulunması da klasik tefsirlerde ayrıca not edilir.

Sabır ve sınama

153-157. ayetler bir bütündür ve sitedeki sabır içeriğinin omurgasıdır.

153. ayet yardımın nereden isteneceğini söyler: sabır ve namaz. 155. ayet sınamanın ne olduğunu sayar: korku, açlık ve mallardan, canlardan, ürünlerden bir eksiltme. Beş şey sayılır ve her biri somuttur.

156. ayet, felaket anında söylenecek sözü verir. 157. ayet ise karşılığı bildirir.

216. ayet bu çerçeveyi tamamlar: "Bir şeyden hoşlanmayabilirsiniz; oysa o sizin için hayırlıdır." Ayet bir teselli cümlesi değil, bir bilgi sınırı bildirir — "Allah bilir, siz bilmezsiniz."

45. ayet aynı emri surenin başında bir kez daha kurar ve zorluğunu kabul eder: "Şüphesiz bu, gönülden bağlananlardan başkasına ağır gelir."

Surenin kapanışı

285-286. ayetler sureyi bir dua ile kapatır.

286. ayetin ilk cümlesi bir ölçü koyar: "Allah, bir kimseye ancak gücünün yettiğini yükler." Ardından gelen dua bu ölçüyü tekrar ister — "Güç yetiremeyeceğimizi bize yükleme."

Duanın isteklerinde bir sıra vardır: önce unutma ve hatanın sorumluluk sayılmaması, sonra ağır yükün yüklenmemesi, sonra af, bağışlanma ve merhamet.

Buhârî'de yer alan bir rivayette, bu iki ayeti gece okuyanın yeterli geleceği bildirilir. Rivayet sahihtir ve bir sayı içermez.

Sure, 2. ayette "onda şüphe yoktur" diyerek açılmış ve burada bir yardım isteğiyle kapanmıştır.

Bu sayfanın sınırı

Bakara, Kur'an'ın hüküm bakımından en yoğun suresidir: oruç (183-187), hac (196-203), boşanma ve iddet (226-237), emzirme (233), faiz (275-281) ve borcun yazılması (282-283).

Sayfa bu ayetlerin anlamını verir; hükmünü vermez.

Sebep, bu platformun ilan edilmiş kapsamıdır: fetva ve fıkhî hüküm içeriği burada yayımlanmaz. Oruç ve hac uygulaması, boşanma usulü, faiz hesabı ve benzeri konular ehline sorulmalıdır. Aynı sınır Nisâ ve Mâide sayfalarında da geçerlidir.

Bu, ayetleri eksik vermek anlamına gelmez; sure tam olarak buradadır. Anlam ile hüküm ayrı şeylerdir ve bu site yalnız birincisini üstlenir.

Sık sorulan sorular

Âyetü'l-Kürsî hangi ayettir?

Bakara 255'tir. Müslim'de yer alan sahih bir rivayette Übey b. Kâ'b bunun Kur'an'daki en büyük ayet olduğunu söylemiştir. Ayetin kendisi bir okuma sayısı ya da sonuç vaadi içermez.

"Ben yakınım" ayeti ne der?

Bakara 186'dır. Duaya karşılık verileceğini bildirir ve bunu araya hiçbir aracı, yer, vakit ya da sayı koymadan söyler. Surede sorular "de ki" kalıbıyla cevaplanırken, bu ayette cevap doğrudan gelir.

Bakara suresinin son iki ayeti nedir?

285 ve 286. ayetlerdir. 286, "Allah bir kimseye ancak gücünün yettiğini yükler" cümlesiyle başlar ve bir dua ile sona erer. Buhârî'deki sahih rivayette bu iki ayeti gece okuyana yeteceği bildirilir.

Kaynaklar

  • Kur’an
    Bakara 2:1-286 — Surenin metni
  • Sahih hadis
    Müslim, Müsâfirîn 258 — Übey b. Kâ'b'dan: Kur'an'daki en büyük ayet
  • Sahih hadis
    Buhârî, Fezâilü'l-Kur'ân 10 — Son iki ayetin gece okunması
  • Kur’an
    Mü'min 40:60 — Duaya karşılık verilmesinin tekrarlandığı yer

Son güncelleme: