Kıyamet ve Ahiret ile İlgili Hadisler

Sahih hadisBu sayfadaki bilgilerin ana kaynak seviyesi

Buhârî Sahîh'inde âhiretle ilgili rivayetleri iki ayrı yerde toplar: Kitâbü'r-Rikāk'ın sonundaki bâblar kıyametin ânî gelişinden havza kadar olayın sırasını izler, Kitâbü bed'i'l-halk ise cennet ile cehennemin vasfını konu edinir. Aşağıdaki 34 hadis bu iki bölümden seçilmiştir — kıyametin gündelik işin ortasında kopması, haşrin nasıl olacağı, hesap ve kısas, hesapsız girenler, havz ile kevser ve cennet ile cehennem tasvirleri.

Hadisler

  1. حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، رضى الله عنه أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى تَطْلُعَ الشَّمْسُ مِنْ مَغْرِبِهَا، فَإِذَا طَلَعَتْ فَرَآهَا النَّاسُ آمَنُوا أَجْمَعُونَ، فَذَلِكَ حِينَ لاَ يَنْفَعُ نَفْسًا إِيمَانُهَا، لَمْ تَكُنْ آمَنَتْ مِنْ قَبْلُ، أَوْ كَسَبَتْ فِي إِيمَانِهَا خَيْرًا، وَلَتَقُومَنَّ السَّاعَةُ وَقَدْ نَشَرَ الرَّجُلاَنِ ثَوْبَهُمَا بَيْنَهُمَا فَلاَ يَتَبَايَعَانِهِ وَلاَ يَطْوِيَانِهِ، وَلَتَقُومَنَّ السَّاعَةُ وَقَدِ انْصَرَفَ الرَّجُلُ بِلَبَنِ لِقْحَتِهِ فَلاَ يَطْعَمُهُ، وَلَتَقُومَنَّ السَّاعَةُ وَهْوَ يَلِيطُ حَوْضَهُ فَلاَ يَسْقِي فِيهِ، وَلَتَقُومَنَّ السَّاعَةُ وَقَدْ رَفَعَ أُكْلَتَهُ إِلَى فِيهِ فَلاَ يَطْعَمُهَا ‏"‏‏.‏

    Güneş battığı yerden doğmadıkça kıyamet kopmaz. Doğup da insanlar onu görünce hepsi birden iman eder; fakat bu, daha önce iman etmemiş yahut imanında bir hayır kazanmamış kimseye imanının fayda vermeyeceği vakittir. Kıyamet, iki adam aralarında bir kumaşı açmışken kopar; onu ne alıp satabilirler ne de dürebilirler. Kıyamet, adam sağmal devesinin sütüyle dönmüşken kopar; onu tadamaz. Kıyamet, adam havuzunu sıvarken kopar; orada hayvanını sulayamaz. Kıyamet, adam lokmasını ağzına kaldırmışken kopar; onu yiyemez.

    Ortadaki cümle En'âm 6:158'in lafzıyla örtüşür. Rivayetin verdiği şey bir takvim değil, bir ânîlik tasviridir: sayılan dört sahnenin dördü de gündelik işin tam ortasında kesilir. Bu sayfa hiçbir olayı, topluluğu ya da dönemi bu metne karşılık göstermez.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 40

  2. حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي مَرْيَمَ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو حَازِمٍ، قَالَ سَمِعْتُ سَهْلَ بْنَ سَعْدٍ، قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ يُحْشَرُ النَّاسُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ عَلَى أَرْضٍ بَيْضَاءَ عَفْرَاءَ كَقُرْصَةِ نَقِيٍّ ‏"‏‏.‏ قَالَ سَهْلٌ أَوْ غَيْرُهُ لَيْسَ فِيهَا مَعْلَمٌ لأَحَدٍ‏.‏

    İnsanlar kıyamet günü beyazımsı, boz renkli bir yerde toplanır; saf undan yapılmış bir somun gibi. Sehl ya da ondan başka biri şunu ekledi: Orada kimseye ait hiçbir işaret yoktur.

    Tasvirdeki ayrıntı düzlüktür: hiçbir sınır, iz ya da sahiplik işareti kalmaz. Son cümle metinde râviye ait olarak kaydedilmiştir; kimin söylediği rivayetin kendi içinde de kesinleştirilmez.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 44

  3. حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ خَالِدٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي هِلاَلٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ تَكُونُ الأَرْضُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ خُبْزَةً وَاحِدَةً، يَتَكَفَّؤُهَا الْجَبَّارُ بِيَدِهِ، كَمَا يَكْفَأُ أَحَدُكُمْ خُبْزَتَهُ فِي السَّفَرِ، نُزُلاً لأَهْلِ الْجَنَّةِ ‏"‏‏.‏ فَأَتَى رَجُلٌ مِنَ الْيَهُودِ فَقَالَ بَارَكَ الرَّحْمَنُ عَلَيْكَ يَا أَبَا الْقَاسِمِ، أَلاَ أُخْبِرُكَ بِنُزُلِ أَهْلِ الْجَنَّةِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ قَالَ ‏"‏ بَلَى ‏"‏‏.‏ قَالَ تَكُونُ الأَرْضُ خُبْزَةً وَاحِدَةً كَمَا قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَنَظَرَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِلَيْنَا، ثُمَّ ضَحِكَ حَتَّى بَدَتْ نَوَاجِذُهُ ثُمَّ قَالَ أَلاَ أُخْبِرُكَ بِإِدَامِهِمْ قَالَ إِدَامُهُمْ بَالاَمٌ وَنُونٌ‏.‏ قَالُوا وَمَا هَذَا قَالَ ثَوْرٌ وَنُونٌ يَأْكُلُ مِنْ زَائِدَةِ كَبِدِهِمَا سَبْعُونَ أَلْفًا‏.‏

    Kıyamet günü yeryüzü tek bir ekmek olur; sizden birinin yolculukta ekmeğini çevirdiği gibi el-Cebbâr onu eliyle çevirir. Bu, cennet ehline bir ikramdır. Derken Yahudilerden bir adam gelip, "Rahmân seni bereketlendirsin ey Ebü'l-Kāsım! Kıyamet günü cennet ehlinin ikramını sana haber vereyim mi?" dedi. Peygamber, "Söyle" buyurdu. Adam, Peygamber'in dediği gibi, "Yeryüzü tek bir ekmek olur" dedi. Peygamber bize baktı, sonra azı dişleri görünecek kadar güldü. Ardından adam, "Katıklarını da haber vereyim mi? Katıkları bâlâm ile nûndur" dedi. "Bu nedir?" dediler. "Öküz ile balıktır; ciğerlerinin fazlasından yetmiş bin kişi yer" dedi.

    Rivayette geçen iki yabancı kelime metnin kendi içinde açıklanır: bâlâm öküz, nûn balıktır. "El-Cebbâr onu eliyle çevirir" ifadesi haberî sıfatlardandır ve klasik kaynaklarda farklı yorumlanmıştır. Sayı da rivayetin kendi lafzıdır.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 44

  4. حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَخْطُبُ عَلَى الْمِنْبَرِ يَقُولُ ‏ "‏ إِنَّكُمْ مُلاَقُو اللَّهِ حُفَاةً عُرَاةً غُرْلاً ‏"‏‏.‏

    Siz Allah'a yalınayak, çıplak ve sünnetsiz olarak kavuşacaksınız.

    İbn Abbâs bunu Peygamber'in minberdeki konuşmasından nakleder. Üç kelimenin ortak yanı şudur: dünyada edinilen hiçbir şey götürülmez.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 45

  5. حَدَّثَنَا قَيْسُ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ الْحَارِثِ، حَدَّثَنَا حَاتِمُ بْنُ أَبِي صَغِيرَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، قَالَ حَدَّثَنِي الْقَاسِمُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ أَبِي بَكْرٍ، أَنَّ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ تُحْشَرُونَ حُفَاةً عُرَاةً غُرْلاً ‏"‏ قَالَتْ عَائِشَةُ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ الرِّجَالُ وَالنِّسَاءُ يَنْظُرُ بَعْضُهُمْ إِلَى بَعْضٍ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ الأَمْرُ أَشَدُّ مِنْ أَنْ يُهِمَّهُمْ ذَاكِ ‏"‏‏.‏

    Yalınayak, çıplak ve sünnetsiz olarak toplanacaksınız. Âişe, "Ey Allah'ın Resûlü! Erkekler ve kadınlar birbirine bakacak mı?" dedi. Peygamber, "Durum, bunu umursayacaklarından daha çetindir" buyurdu.

    Soru rivayetin kendi içinde sorulmuş ve kendi içinde cevaplanmıştır. Cevap bir hüküm değil, o günün ağırlığına dair bir ölçüdür.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 45

  6. حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا يُونُسُ بْنُ مُحَمَّدٍ الْبَغْدَادِيُّ، حَدَّثَنَا شَيْبَانُ، عَنْ قَتَادَةَ، حَدَّثَنَا أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه أَنَّ رَجُلاً، قَالَ يَا نَبِيَّ اللَّهِ كَيْفَ يُحْشَرُ الْكَافِرُ عَلَى وَجْهِهِ قَالَ ‏ "‏ أَلَيْسَ الَّذِي أَمْشَاهُ عَلَى الرِّجْلَيْنِ فِي الدُّنْيَا قَادِرًا عَلَى أَنَّ يُمْشِيَهُ عَلَى وَجْهِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ‏"‏‏.‏ قَالَ قَتَادَةُ بَلَى وَعِزَّةِ رَبِّنَا‏.‏

    Bir adam, "Ey Allah'ın peygamberi! İnkâr eden kişi kıyamet günü yüzüstü nasıl haşredilir?" diye sordu. Peygamber şöyle buyurdu: Onu dünyada iki ayağı üzerinde yürüten, kıyamet günü yüzü üzerinde yürütmeye de gücü yetmez mi? Katâde, "Evet, Rabbimizin izzetine yemin olsun" dedi.

    Sorunun dayanağı İsrâ 17:97 ve Furkān 25:34'te geçen ifadedir. Cevap bir azap tasviri değil, kudret üzerine bir çıkarımdır. Son cümle râvi Katâde'nin kendi sözüdür.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 45

  7. حَدَّثَنِي يُوسُفُ بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ يَقُولُ اللَّهُ يَا آدَمُ‏.‏ فَيَقُولُ لَبَّيْكَ وَسَعْدَيْكَ وَالْخَيْرُ فِي يَدَيْكَ‏.‏ قَالَ يَقُولُ أَخْرِجْ بَعْثَ النَّارِ‏.‏ قَالَ وَمَا بَعْثُ النَّارِ قَالَ مِنْ كُلِّ أَلْفٍ تِسْعَمِائَةٍ وَتِسْعَةً وَتِسْعِينَ‏.‏ فَذَاكَ حِينَ يَشِيبُ الصَّغِيرُ، وَتَضَعُ كُلُّ ذَاتِ حَمْلٍ حَمْلَهَا، وَتَرَى النَّاسَ سَكْرَى وَمَا هُمْ بِسَكْرَى وَلَكِنَّ عَذَابَ اللَّهِ شَدِيدٌ ‏"‏‏.‏ فَاشْتَدَّ ذَلِكَ عَلَيْهِمْ فَقَالُوا يَا رَسُولُ اللَّهِ أَيُّنَا الرَّجُلُ قَالَ ‏"‏ أَبْشِرُوا، فَإِنَّ مِنْ يَأْجُوجَ وَمَأْجُوجَ أَلْفٌ وَمِنْكُمْ رَجُلٌ ـ ثُمَّ قَالَ ـ وَالَّذِي نَفْسِي فِي يَدِهِ إِنِّي لأَطْمَعُ أَنْ تَكُونُوا ثُلُثَ أَهْلِ الْجَنَّةِ ‏"‏‏.‏ قَالَ فَحَمِدْنَا اللَّهَ وَكَبَّرْنَا، ثُمَّ قَالَ ‏"‏ وَالَّذِي نَفْسِي فِي يَدِهِ إِنِّي لأَطْمَعُ أَنْ تَكُونُوا شَطْرَ أَهْلِ الْجَنَّةِ، إِنَّ مَثَلَكُمْ فِي الأُمَمِ كَمَثَلِ الشَّعَرَةِ الْبَيْضَاءِ فِي جِلْدِ الثَّوْرِ الأَسْوَدِ أَوِ الرَّقْمَةِ فِي ذِرَاعِ الْحِمَارِ ‏"‏‏.‏

    Allah, "Ey Âdem!" diye seslenir. Âdem, "Buyur, emrindeyim; hayır senin elindedir" der. Allah, "Ateşe gidecek olanları ayır" buyurur. Âdem, "Ateşe gidecek olanlar ne kadar?" der. Allah, "Her binden dokuz yüz doksan dokuz" buyurur. İşte o zaman küçük çocuk ihtiyarlar, her gebe yükünü bırakır ve insanları sarhoş görürsün; oysa sarhoş değillerdir, fakat Allah'ın azabı çetindir. Bu, ashaba ağır geldi ve "Ey Allah'ın Resûlü! O bir kişi hangimiz olacak?" dediler. Peygamber, "Müjde! Ye'cûc ile Me'cûc'dan bin, sizden bir kişi" buyurdu. Sonra, "Canım elinde olana yemin ederim ki cennet ehlinin üçte biri olmanızı umuyorum" dedi. Bunun üzerine Allah'a hamdedip tekbir getirdik. Ardından, "Canım elinde olana yemin ederim ki cennet ehlinin yarısı olmanızı umuyorum. Ümmetler arasında siz, siyah öküzün derisindeki beyaz kıl yahut eşeğin ön ayağındaki iz gibisiniz" buyurdu.

    Metnin ortasındaki cümleler Hac 22:2'nin lafzıdır; bâb başlığı da Hac 22:1'den alınmıştır. Rivayetteki sayılar metnin kendi lafzıdır, bir oran hesabı değildir; nasıl anlaşılacağı klasik kaynaklarda farklı açıklanmıştır. Sözün yönü ikinci yarıda umuda döner.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 46

  8. حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَنْ كَانَتْ عِنْدَهُ مَظْلَمَةٌ لأَخِيهِ فَلْيَتَحَلَّلْهُ مِنْهَا، فَإِنَّهُ لَيْسَ ثَمَّ دِينَارٌ وَلاَ دِرْهَمٌ مِنْ قَبْلِ أَنْ يُؤْخَذَ لأَخِيهِ مِنْ حَسَنَاتِهِ، فَإِنْ لَمْ يَكُنْ لَهُ حَسَنَاتٌ أُخِذَ مِنْ سَيِّئَاتِ أَخِيهِ، فَطُرِحَتْ عَلَيْهِ ‏"‏‏.‏

    Kardeşine karşı bir haksızlığı olan, daha kardeşi için onun iyiliklerinden alınmadan önce kendisini ondan helâlleştirsin. Çünkü orada ne dinar vardır ne dirhem. İyilikleri yoksa kardeşinin kötülüklerinden alınır ve kendisine yüklenir.

    Hadis bir ödeme aracının bulunmadığını söyleyerek hesabı iyilik ve kötülük üzerinden kurar. Helâlleşmenin yeri dünyadır; rivayet bunu hesaptan önceye koyar.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 48

  9. حَدَّثَنِي الصَّلْتُ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، ‏{‏وَنَزَعْنَا مَا فِي صُدُورِهِمْ مِنْ غِلٍّ‏}‏ قَالَ حَدَّثَنَا سَعِيدٌ عَنْ قَتَادَةَ عَنْ أَبِي الْمُتَوَكِّلِ النَّاجِيِّ أَنَّ أَبَا سَعِيدٍ الْخُدْرِيَّ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ يَخْلُصُ الْمُؤْمِنُونَ مِنَ النَّارِ، فَيُحْبَسُونَ عَلَى قَنْطَرَةٍ بَيْنَ الْجَنَّةِ وَالنَّارِ، فَيُقَصُّ لِبَعْضِهِمْ مِنْ بَعْضٍ، مَظَالِمُ كَانَتْ بَيْنَهُمْ فِي الدُّنْيَا، حَتَّى إِذَا هُذِّبُوا وَنُقُّوا أُذِنَ لَهُمْ فِي دُخُولِ الْجَنَّةِ، فَوَالَّذِي نَفْسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ لأَحَدُهُمْ أَهْدَى بِمَنْزِلِهِ فِي الْجَنَّةِ مِنْهُ بِمَنْزِلِهِ كَانَ فِي الدُّنْيَا ‏"‏‏.‏

    Müminler ateşten kurtulur; sonra cennetle ateş arasındaki bir köprüde tutulurlar. Dünyada aralarında geçmiş haksızlıklar için birbirlerinden kısas alınır. Arındırılıp temizlendiklerinde cennete girmelerine izin verilir. Muhammed'in canı elinde olana yemin olsun ki onlardan her biri, cennetteki evini dünyadaki evinden daha iyi bilir.

    Metnin başında anılan "Onların göğüslerindeki kini söküp aldık" cümlesi A'râf 7:43'ten gelir ve bâb düzenlemesinin parçasıdır. Köprünün mahiyeti rivayette açıklanmaz; klasik kaynaklarda farklı yorumlanmıştır.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 48

  10. حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، حَدَّثَنَا رَوْحُ بْنُ عُبَادَةَ، حَدَّثَنَا حَاتِمُ بْنُ أَبِي صَغِيرَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي مُلَيْكَةَ، حَدَّثَنِي الْقَاسِمُ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَتْنِي عَائِشَةُ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ لَيْسَ أَحَدٌ يُحَاسَبُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِلاَّ هَلَكَ ‏"‏‏.‏ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَلَيْسَ قَدْ قَالَ اللَّهُ تَعَالَى ‏{‏فَأَمَّا مَنْ أُوتِيَ كِتَابَهُ بِيَمِينِهِ * فَسَوْفَ يُحَاسَبُ حِسَابًا يَسِيرًا‏}‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّمَا ذَلِكِ الْعَرْضُ، وَلَيْسَ أَحَدٌ يُنَاقَشُ الْحِسَابَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِلاَّ عُذِّبَ ‏"‏‏.‏

    Allah Resûlü, "Kıyamet günü hesaba çekilen herkes helâk olur" buyurdu. Âişe, "Ey Allah'ın Resûlü! Allah Teâlâ, 'Kitabı sağından verilen kolay bir hesapla hesaba çekilecektir' buyurmuyor mu?" dedi. Allah Resûlü, "O yalnızca arzdır. Kıyamet günü hesabı didiklenen herkes azap görür" buyurdu.

    Rivayet iki kelimeyi birbirinden ayırır: arz (kitabın gösterilmesi) ile münâkaşa (hesabın didik didik edilmesi). Âişe'nin okuduğu âyet İnşikāk 84:7-8'dir. Ayrımın kendisi metnin içindedir, dışarıdan getirilmemiştir.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 49

  11. حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا أَبِي قَالَ، حَدَّثَنِي الأَعْمَشُ، قَالَ حَدَّثَنِي خَيْثَمَةُ، عَنْ عَدِيِّ بْنِ حَاتِمٍ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَا مِنْكُمْ مِنْ أَحَدٍ إِلاَّ وَسَيُكَلِّمُهُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، لَيْسَ بَيْنَ اللَّهِ وَبَيْنَهُ تُرْجُمَانٌ، ثُمَّ يَنْظُرُ فَلاَ يَرَى شَيْئًا قُدَّامَهُ، ثُمَّ يَنْظُرُ بَيْنَ يَدَيْهِ فَتَسْتَقْبِلُهُ النَّارُ، فَمَنِ اسْتَطَاعَ مِنْكُمْ أَنْ يَتَّقِيَ النَّارَ وَلَوْ بِشِقِّ تَمْرَةٍ ‏"‏‏.‏

    Sizden hiç kimse yoktur ki kıyamet günü Allah onunla konuşmasın; Allah ile onun arasında bir tercüman bulunmaz. Sonra bakar, önünde hiçbir şey göremez. Sonra önüne bakar, ateş karşısına çıkar. Sizden kim yarım hurmayla da olsa ateşten korunmaya gücü yetiyorsa korunsun.

    "Tercüman yok" ifadesi hesabın aracısız olduğunu anlatır. Cümle bir şartla biter ve karşılığı söylenmeden kalır; bu eksiklik rivayetin kendi kuruluşundandır.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 49

  12. قَالَ الأَعْمَشُ حَدَّثَنِي عَمْرٌو، عَنْ خَيْثَمَةَ، عَنْ عَدِيِّ بْنِ حَاتِمٍ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ اتَّقُوا النَّارَ ‏"‏‏.‏ ثُمَّ أَعْرَضَ وَأَشَاحَ، ثُمَّ قَالَ ‏"‏ اتَّقُوا النَّارَ ‏"‏‏.‏ ثُمَّ أَعْرَضَ وَأَشَاحَ ثَلاَثًا، حَتَّى ظَنَنَّا أَنَّهُ يَنْظُرُ إِلَيْهَا، ثُمَّ قَالَ ‏"‏ اتَّقُوا النَّارَ وَلَوْ بِشِقِّ تَمْرَةٍ، فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَبِكَلِمَةٍ طَيِّبَةٍ ‏"‏‏.‏

    Peygamber, "Ateşten korunun" buyurdu; sonra yüzünü çevirip başını öteye aldı. Yine "Ateşten korunun" buyurdu; yine yüzünü çevirip başını öteye aldı. Bunu üç kez yaptı; öyle ki biz ona bakıyor sandık. Sonra, "Yarım hurmayla da olsa ateşten korunun; onu da bulamayan güzel bir sözle korunsun" buyurdu.

    Korunma yolu olarak gösterilen şey vermektir: yarım hurma, o da yoksa güzel bir söz. Rivayet bir alt sınır çizer; belirli bir sonucu garanti etmez.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 49

  13. حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا مُعَاذُ بْنُ هِشَامٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ مَعْمَرٍ، حَدَّثَنَا رَوْحُ بْنُ عُبَادَةَ، حَدَّثَنَا سَعِيدٌ، عَنْ قَتَادَةَ، حَدَّثَنَا أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ نَبِيَّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَقُولُ ‏ "‏ يُجَاءُ بِالْكَافِرِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَيُقَالُ لَهُ أَرَأَيْتَ لَوْ كَانَ لَكَ مِلْءُ الأَرْضِ ذَهَبًا أَكُنْتَ تَفْتَدِي بِهِ فَيَقُولُ نَعَمْ‏.‏ فَيُقَالُ لَهُ قَدْ كُنْتَ سُئِلْتَ مَا هُوَ أَيْسَرُ مِنْ ذَلِكَ ‏"‏‏.‏

    Kıyamet günü inkâr eden kişi getirilir ve kendisine, "Söyle bakalım, yeryüzü dolusu altının olsaydı onu fidye olarak verir miydin?" denir. O, "Evet" der. Bunun üzerine, "Senden bundan çok daha kolayı istenmişti" denir.

    Rivayet bir karşılaştırma kurar: istenmiş olan şey, verilmesi güç bir şey değildi. Neyin istendiği metinde açıkça söylenmez ve klasik kaynaklarda farklı açıklanmıştır.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 49

  14. حَدَّثَنَا عِمْرَانُ بْنُ مَيْسَرَةَ، حَدَّثَنَا ابْنُ فُضَيْلٍ، حَدَّثَنَا حُصَيْنٌ،‏.‏ وَحَدَّثَنِي أَسِيدُ بْنُ زَيْدٍ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، عَنْ حُصَيْنٍ، قَالَ كُنْتُ عِنْدَ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ فَقَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ عَبَّاسٍ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ عُرِضَتْ عَلَىَّ الأُمَمُ، فَأَخَذَ النَّبِيُّ يَمُرُّ مَعَهُ الأُمَّةُ، وَالنَّبِيُّ يَمُرُّ مَعَهُ النَّفَرُ، وَالنَّبِيُّ يَمُرُّ مَعَهُ الْعَشَرَةُ، وَالنَّبِيُّ يَمُرُّ مَعَهُ الْخَمْسَةُ، وَالنَّبِيُّ يَمُرُّ وَحْدَهُ، فَنَظَرْتُ فَإِذَا سَوَادٌ كَثِيرٌ قُلْتُ يَا جِبْرِيلُ هَؤُلاَءِ أُمَّتِي قَالَ لاَ وَلَكِنِ انْظُرْ إِلَى الأُفُقِ‏.‏ فَنَظَرْتُ فَإِذَا سَوَادٌ كَثِيرٌ‏.‏ قَالَ هَؤُلاَءِ أُمَّتُكَ، وَهَؤُلاَءِ سَبْعُونَ أَلْفًا قُدَّامَهُمْ، لاَ حِسَابَ عَلَيْهِمْ وَلاَ عَذَابَ‏.‏ قُلْتُ وَلِمَ قَالَ كَانُوا لاَ يَكْتَوُونَ، وَلاَ يَسْتَرْقُونَ، وَلاَ يَتَطَيَّرُونَ، وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ ‏"‏‏.‏ فَقَامَ إِلَيْهِ عُكَّاشَةُ بْنُ مِحْصَنٍ فَقَالَ ادْعُ اللَّهَ أَنْ يَجْعَلَنِي مِنْهُمْ‏.‏ قَالَ ‏"‏ اللَّهُمَّ اجْعَلْهُ مِنْهُمْ ‏"‏‏.‏ ثُمَّ قَامَ إِلَيْهِ رَجُلٌ آخَرُ قَالَ ادْعُ اللَّهَ أَنْ يَجْعَلَنِي مِنْهُمْ‏.‏ قَالَ ‏"‏ سَبَقَكَ بِهَا عُكَّاشَةُ ‏"‏‏.‏

    Bana ümmetler gösterildi. Bir peygamber geçiyordu, yanında bir ümmet vardı; bir peygamber geçiyordu, yanında birkaç kişi vardı; bir peygamber geçiyordu, yanında on kişi vardı; bir peygamber geçiyordu, yanında beş kişi vardı; bir peygamber de tek başına geçiyordu. Baktım, kalabalık bir karaltı gördüm. "Ey Cebrâil! Bunlar benim ümmetim mi?" dedim. "Hayır, ufka bak" dedi. Baktım, orada da kalabalık bir karaltı vardı. "İşte bunlar senin ümmetin; önlerindeki şu yetmiş bin kişiye ise ne hesap vardır ne azap" dedi. "Niçin?" dedim. "Onlar dağlanmazlar, kendilerine okunmasını istemezler, uğursuzluk saymazlardı; Rablerine güvenirlerdi" dedi. Bunun üzerine Ukkâşe b. Mihsan kalkıp, "Allah'a dua et de beni onlardan kılsın" dedi. Peygamber, "Allahım! Onu onlardan kıl" buyurdu. Sonra başka bir adam kalkıp, "Allah'a dua et de beni onlardan kılsın" dedi. Peygamber, "Ukkâşe bunda senden önce davrandı" buyurdu.

    Sayılan dört özellik bu topluluğu tanımlar; rivayet bunları herkes için genel bir hüküm olarak koymaz. Dağlama ve okuma ile ilgili başka rivayetler aynı külliyatın içinde bulunur ve klasik kaynaklarda bu ikisi bir arada değerlendirilmiştir. Bu sayfa bir tercih bildirmez.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 50

  15. حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي مَرْيَمَ، حَدَّثَنَا أَبُو غَسَّانَ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو حَازِمٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لَيَدْخُلَنَّ الْجَنَّةَ مِنْ أُمَّتِي سَبْعُونَ أَلْفًا أَوْ سَبْعُمِائَةِ أَلْفٍ ـ شَكَّ فِي أَحَدِهِمَا ـ مُتَمَاسِكِينَ، آخِذٌ بَعْضُهُمْ بِبَعْضٍ، حَتَّى يَدْخُلَ أَوَّلُهُمْ وَآخِرُهُمُ الْجَنَّةَ، وَوُجُوهُهُمْ عَلَى ضَوْءِ الْقَمَرِ لَيْلَةَ الْبَدْرِ ‏"‏‏.‏

    Ümmetimden yetmiş bin — yahut yedi yüz bin — kişi cennete girecek; râvi ikisinden hangisi olduğunda tereddüt etmiştir. Birbirlerine tutunmuş hâlde, biri diğerini tutarak girerler; ilkiyle sonuncusu birlikte girer. Yüzleri dolunay gecesindeki ayın ışığı üzeredir.

    Sayıdaki tereddüt rivayetin kendi metnine kaydedilmiştir; râvinin ikisinden birinde şüphe ettiği açıkça yazılır. Bu sayı bir liste ya da şart olarak okunmaz.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 50

  16. حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا نَافِعٌ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِذَا دَخَلَ أَهْلُ الْجَنَّةِ الْجَنَّةَ، وَأَهْلُ النَّارِ النَّارَ، ثُمَّ يَقُومُ مُؤَذِّنٌ بَيْنَهُمْ يَا أَهْلَ النَّارِ لاَ مَوْتَ، وَيَا أَهْلَ الْجَنَّةِ لاَ مَوْتَ، خُلُودٌ ‏"‏‏.‏

    Cennet ehli cennete, ateş ehli ateşe girdiğinde aralarında bir çağırıcı kalkar: "Ey ateş ehli! Ölüm yok. Ey cennet ehli! Ölüm yok. Ebedîlik var."

    Metnin verdiği tek bilgi sürekliliktir. Rivayet, kimin hangi tarafta olacağına dair bir belirleme yapmaz.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 50

  17. حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ سَهْلٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏إِنَّ أَهْلَ الْجَنَّةِ لَيَتَرَاءَوْنَ الْغُرَفَ فِي الْجَنَّةِ كَمَا تَتَرَاءَوْنَ الْكَوْكَبَ فِي السَّمَاءِ‏"‏‏.‏

    Cennet ehli, cennetteki yüksek odaları, sizin gökteki yıldızı gördüğünüz gibi uzaktan birbirlerinden görürler.

    Benzetme mesafe üzerinedir ve bir derece farkını görünür kılar. Kimin hangi derecede olacağına dair bir belirleme içermez.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 51

  18. حَدَّثَنَا هُدْبَةُ بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، عَنْ قَتَادَةَ، حَدَّثَنَا أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ يَخْرُجُ قَوْمٌ مِنَ النَّارِ بَعْدَ مَا مَسَّهُمْ مِنْهَا سَفْعٌ، فَيَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ، فَيُسَمِّيهِمْ أَهْلُ الْجَنَّةِ الْجَهَنَّمِيِّينَ ‏"‏‏.‏

    Ateşten bir topluluk çıkar; üzerlerinde ateşin bıraktığı bir yanık izi vardır. Sonra cennete girerler. Cennet ehli onlara "cehennemlikler" adını verir.

    Rivayet ateşten çıkışı anlatır; bunun kimler için olduğunu belirlemez. Verilen ad, metinde cennet ehlinin kendi adlandırması olarak anılır.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 51

  19. حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنِ الْحَسَنِ بْنِ ذَكْوَانَ، حَدَّثَنَا أَبُو رَجَاءٍ، حَدَّثَنَا عِمْرَانُ بْنُ حُصَيْن ٍ ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ يَخْرُجُ قَوْمٌ مِنَ النَّارِ بِشَفَاعَةِ مُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم فَيَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ، يُسَمَّوْنَ الْجَهَنَّمِيِّينَ ‏"‏‏.‏

    Muhammed'in şefaatiyle ateşten bir topluluk çıkar ve cennete girer; onlara cehennemlikler denir.

    Buhârî aynı bâbda ateşten çıkışı anlatan iki ayrı rivayeti yan yana kaydeder; sayfada ikisi de vardır. Buradaki İmrân b. Husayn rivayeti bir öncekinden tek bir noktada ayrılır: çıkışın sebebini şefaat olarak anar. Metin bunun kimler için olduğunu belirlemez; bu sayfa da bir belirleme yapmaz. Şefaatin nasıl anlaşılacağı klasik kaynaklarda ayrıca tartışılmıştır.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 51

  20. حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا إِسْحَاقَ، قَالَ سَمِعْتُ النُّعْمَانَ، سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏إِنَّ أَهْوَنَ أَهْلِ النَّارِ عَذَابًا يَوْمَ الْقِيَامَةِ لَرَجُلٌ تُوضَعُ فِي أَخْمَصِ قَدَمَيْهِ جَمْرَةٌ يَغْلِي مِنْهَا دِمَاغُهُ‏"‏.‏

    Kıyamet günü ateş ehlinin azabı en hafif olanı, iki ayağının çukuruna bir kor konulan ve bu yüzden beyni kaynayan kişidir.

    Rivayetin verdiği bilgi derecelenmedir: azap tek bir ölçüde değildir. Tasvirin nasıl anlaşılacağı klasik kaynaklarda farklı ele alınmıştır.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 51

  21. حَدَّثَنَا مُعَاذُ بْنُ أَسَدٍ، أَخْبَرَنَا الْفَضْلُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا الْفُضَيْلُ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏مَا بَيْنَ مَنْكِبَىِ الْكَافِرِ مَسِيرَةُ ثَلاَثَةِ أَيَّامٍ لِلرَّاكِبِ الْمُسْرِعِ‏"‏.‏

    İnkâr eden kişinin iki omzu arası, hızlı giden bir binekli için üç günlük yoldur.

    Cümle bir ölçü verir, bir kimse hakkında hüküm kurmaz. Âhiretteki bedenin dünya ölçüleriyle nasıl ilişkilendirileceği klasik kaynaklarda farklı açıklanmıştır.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 51

  22. حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لاَ يَدْخُلُ أَحَدٌ الْجَنَّةَ إِلاَّ أُرِيَ مَقْعَدَهُ مِنَ النَّارِ، لَوْ أَسَاءَ، لِيَزْدَادَ شُكْرًا، وَلاَ يَدْخُلُ النَّارَ أَحَدٌ إِلاَّ أُرِيَ مَقْعَدَهُ مِنَ الْجَنَّةِ، لَوْ أَحْسَنَ، لِيَكُونَ عَلَيْهِ حَسْرَةً ‏"‏‏.‏

    Cennete giren herkese, kötülük etseydi oturacağı ateşteki yer gösterilir; şükrü artsın diye. Ateşe giren herkese de, iyilik etseydi oturacağı cennetteki yer gösterilir; bu ona bir hasret olsun diye.

    Cümle iki yönlü kurulmuştur ve her iki tarafa da aynı şeyi yapar: olmayanı gösterir. Rivayet kimin hangi tarafta bulunacağını söylemez. Sayfadaki "ölene sabah akşam yerinin gösterilmesi" rivayetiyle karıştırılmamalıdır; o metin ölümle diriliş arasını, bu metin ise girişten sonrasını anlatır.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 51

  23. حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، أَخْبَرَنَا أَبُو بِشْرٍ، وَعَطَاءُ بْنُ السَّائِبِ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ الْكَوْثَرُ الْخَيْرُ الْكَثِيرُ الَّذِي أَعْطَاهُ اللَّهُ إِيَّاهُ‏.‏ قَالَ أَبُو بِشْرٍ قُلْتُ لِسَعِيدٍ إِنَّ أُنَاسًا يَزْعُمُونَ أَنَّهُ نَهَرٌ فِي الْجَنَّةِ‏.‏ فَقَالَ سَعِيدٌ النَّهَرُ الَّذِي فِي الْجَنَّةِ مِنَ الْخَيْرِ الَّذِي أَعْطَاهُ اللَّهُ إِيَّاهُ‏.‏

    İbn Abbâs, "Kevser, Allah'ın ona verdiği çok hayırdır" dedi. Ebû Bişr şöyle anlatır: Saîd'e, "Bazıları onun cennette bir nehir olduğunu söylüyor" dedim. Saîd, "Cennetteki o nehir de Allah'ın ona verdiği hayrın içindedir" dedi.

    Bu metin Peygamber'e değil İbn Abbâs ile talebesi Saîd b. Cübeyr'e aittir; Buhârî onu havz bâbında kaydeder. Geçen kelime Kevser 108:1'deki kelimedir. Saîd'in cevabı iki anlayışı karşı karşıya koymaz, birini diğerinin içine yerleştirir.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 53

  24. حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي مَرْيَمَ، حَدَّثَنَا نَافِعُ بْنُ عُمَرَ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، قَالَ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَمْرٍو قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ حَوْضِي مَسِيرَةُ شَهْرٍ، مَاؤُهُ أَبْيَضُ مِنَ اللَّبَنِ، وَرِيحُهُ أَطْيَبُ مِنَ الْمِسْكِ، وَكِيزَانُهُ كَنُجُومِ السَّمَاءِ، مَنْ شَرِبَ مِنْهَا فَلاَ يَظْمَأُ أَبَدًا ‏"‏‏.‏

    Havzım bir aylık yol genişliğindedir. Suyu sütten beyaz, kokusu miskten güzeldir. Testileri gökteki yıldızlar gibidir. Ondan içen bir daha susamaz.

    Ölçüler ve benzetmeler rivayetin kendi lafzıdır. Havz ile Kevser sûresindeki kevser arasında kurulan bağ bu metnin içinde yer almaz; klasik kaynaklarda farklı değerlendirilmiştir.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 53

  25. حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏ وَحَدَّثَنَا هُدْبَةُ بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، حَدَّثَنَا أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ بَيْنَمَا أَنَا أَسِيرُ فِي الْجَنَّةِ إِذَا أَنَا بِنَهَرٍ حَافَتَاهُ قِبَابُ الدُّرِّ الْمُجَوَّفِ قُلْتُ مَا هَذَا يَا جِبْرِيلُ قَالَ هَذَا الْكَوْثَرُ الَّذِي أَعْطَاكَ رَبُّكَ‏.‏ فَإِذَا طِينُهُ ـ أَوْ طِيبُهُ ـ مِسْكٌ أَذْفَرُ ‏"‏‏.‏ شَكَّ هُدْبَةُ‏.‏

    Ben cennette yürürken bir nehirle karşılaştım; iki yakası oyulmuş inciden kubbelerdi. "Bu nedir ey Cebrâil?" dedim. "Bu, Rabbinin sana verdiği Kevser'dir" dedi. Bir de baktım, çamuru — yahut kokusu — keskin miskti.

    Metin havz bâbında yer alır ve Kevser'i cennette bir nehir olarak anar; bir önceki metinde İbn Abbâs aynı kelimeyi "çok hayır" diye karşılamıştı. Bu sayfa ikisinden birini tercih etmez, ikisini de olduğu gibi aktarır. Çamur mu koku mu olduğundaki tereddüt râvi Hüdbe'ye aittir ve rivayetin kendi metnine kaydedilmiştir.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 53

  26. حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْمُنْذِرِ، حَدَّثَنَا أَنَسُ بْنُ عِيَاضٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ خُبَيْبٍ، عَنْ حَفْصِ بْنِ عَاصِمٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَا بَيْنَ بَيْتِي وَمِنْبَرِي رَوْضَةٌ مِنْ رِيَاضِ الْجَنَّةِ، وَمِنْبَرِي عَلَى حَوْضِي ‏"‏‏.‏

    Evimle minberimin arası, cennet bahçelerinden bir bahçedir; minberim de havzımın üzerindedir.

    Birinci cümle Medine'deki mescidin belli bir bölümünü anlatır. İkinci cümlenin nasıl anlaşılacağı klasik kaynaklarda farklı açıklanmıştır; rivayetin kendisi bir açıklama getirmez.

    Sahih hadisBuhârî, Rikāk 53

  27. حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِذَا مَاتَ أَحَدُكُمْ فَإِنَّهُ يُعْرَضُ عَلَيْهِ مَقْعَدُهُ بِالْغَدَاةِ وَالْعَشِيِّ، فَإِنْ كَانَ مِنْ أَهْلِ الْجَنَّةِ فَمِنْ أَهْلِ الْجَنَّةِ، وَإِنْ كَانَ مِنْ أَهْلِ النَّارِ فَمِنْ أَهْلِ النَّارِ ‏"‏‏.‏

    Biriniz öldüğünde ona sabah akşam oturacağı yer gösterilir: cennet ehlindense cennet ehlinden olarak, ateş ehlindense ateş ehlinden olarak.

    Bâb başlığı cennetin hâlihazırda yaratılmış olduğunu konu edinir; bu çıkarım başlıktan gelir, metnin lafzından değil. Ölümle diriliş arasındaki hâlin nasıl anlaşılacağı klasik kaynaklarda farklı açıklanmıştır.

    Sahih hadisBuhârî, Bed'ü'l-halk 8

  28. حَدَّثَنَا رَوْحُ بْنُ عَبْدِ الْمُؤْمِنِ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، حَدَّثَنَا سَعِيدٌ، عَنْ قَتَادَةَ، حَدَّثَنَا أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِنَّ فِي الْجَنَّةِ لَشَجَرَةً يَسِيرُ الرَّاكِبُ فِي ظِلِّهَا مِائَةَ عَامٍ لاَ يَقْطَعُهَا ‏"‏‏.‏

    Cennette öyle bir ağaç vardır ki binekli kişi gölgesinde yüz yıl yürür de onu bitiremez.

    Aynı metin bu külliyatta birkaç sahâbîden ayrı ayrı nakledilir. Ölçü rivayetin kendi lafzıdır; yaygın olarak anılan "Tûbâ" adı bu metinde geçmez.

    Sahih hadisBuhârî, Bed'ü'l-halk 8

  29. حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ سُفْيَانَ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو إِسْحَاقَ، قَالَ سَمِعْتُ الْبَرَاءَ بْنَ عَازِبٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ أُتِيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِثَوْبٍ مِنْ حَرِيرٍ، فَجَعَلُوا يَعْجَبُونَ مِنْ حُسْنِهِ وَلِينِهِ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لَمَنَادِيلُ سَعْدِ بْنِ مُعَاذٍ فِي الْجَنَّةِ أَفْضَلُ مِنْ هَذَا ‏"‏‏.‏

    Allah Resûlü'ne ipekten bir kumaş getirildi. Ashap onun güzelliğine ve yumuşaklığına hayret etmeye başladı. Bunun üzerine Allah Resûlü, "Sa'd b. Muâz'ın cennetteki mendilleri bundan daha üstündür" buyurdu.

    Karşılaştırma, dönemin en değerli kumaşıyla kurulur. Cümle rivayetin kendi lafzıdır ve tek bir karşılaştırma verir; genel bir ölçü ya da hüküm ortaya koymaz.

    Sahih hadisBuhârî, Bed'ü'l-halk 8

  30. حَدَّثَنَا حَجَّاجُ بْنُ مِنْهَالٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ عَدِيُّ بْنُ ثَابِتٍ أَخْبَرَنِي قَالَ سَمِعْتُ الْبَرَاءَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ لَمَّا مَاتَ إِبْرَاهِيمُ قَالَ ‏ "‏ إِنَّ لَهُ مُرْضِعًا فِي الْجَنَّةِ ‏"‏‏.‏

    İbrâhîm vefat ettiğinde Peygamber, "Onun cennette bir süt annesi vardır" buyurdu.

    İbrâhîm, Peygamber'in küçük yaşta vefat eden oğludur. Rivayet tek cümleliktir ve süt emme çağında ölen çocuklar hakkında genel bir hüküm kurmaz; bu mesele klasik kaynaklarda ayrıca tartışılmıştır.

    Sahih hadisBuhârî, Bed'ü'l-halk 8

  31. حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي مَرْيَمَ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مُطَرِّفٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو حَازِمٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ فِي الْجَنَّةِ ثَمَانِيَةُ أَبْوَابٍ، فِيهَا باب يُسَمَّى الرَّيَّانَ لاَ يَدْخُلُهُ إِلاَّ الصَّائِمُونَ ‏"‏‏.‏

    Cennette sekiz kapı vardır. İçlerinde Reyyân adı verilen bir kapı bulunur; oradan yalnız oruç tutanlar girer.

    Reyyân kelimesi "suya kanmış" anlamındadır; oruçla kurulan bağ rivayetin kendi lafzındadır. Sayı da metnin kendisinden gelir, dışarıdan eklenmemiştir.

    Sahih hadisBuhârî, Bed'ü'l-halk 9

  32. حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو سَلَمَةَ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّهُ سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ اشْتَكَتِ النَّارُ إِلَى رَبِّهَا، فَقَالَتْ رَبِّ أَكَلَ بَعْضِي بَعْضًا، فَأَذِنَ لَهَا بِنَفَسَيْنِ نَفَسٍ فِي الشِّتَاءِ وَنَفَسٍ فِي الصَّيْفِ، فَأَشَدُّ مَا تَجِدُونَ فِي الْحَرِّ، وَأَشَدُّ مَا تَجِدُونَ مِنَ الزَّمْهَرِيرِ ‏"‏‏.‏

    Ateş Rabbine şikâyette bulundu ve "Rabbim! Bir kısmım bir kısmımı yedi" dedi. Bunun üzerine kendisine iki nefes izni verildi: biri kışın, biri yazın. Sıcakta duyduğunuz en şiddetli hararet ile soğukta duyduğunuz en şiddetli zemherîr işte bundandır.

    Ateşe söz söyletilmesi haberî ifadelerdendir ve klasik kaynaklarda farklı yorumlanmıştır; bu sayfa bir yorumu tercih etmez. Mevsimlerle kurulan bağ rivayetin kendi lafzıdır.

    Sahih hadisBuhârî, Bed'ü'l-halk 10

  33. حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ أَبِي أُوَيْسٍ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ نَارُكُمْ جُزْءٌ مِنْ سَبْعِينَ جُزْءًا مِنْ نَارِ جَهَنَّمَ ‏"‏‏.‏ قِيلَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، إِنْ كَانَتْ لَكَافِيَةً‏.‏ قَالَ ‏"‏ فُضِّلَتْ عَلَيْهِنَّ بِتِسْعَةٍ وَسِتِّينَ جُزْءًا، كُلُّهُنَّ مِثْلُ حَرِّهَا ‏"‏‏.‏

    Sizin ateşiniz, cehennem ateşinin yetmiş cüzünden bir cüzdür. "Ey Allah'ın Resûlü! Bu bile yeterdi" denildi. Peygamber, "O, bunlara altmış dokuz cüz fazlasıyla üstün kılındı; her biri onun sıcaklığı gibidir" buyurdu.

    Sayılar rivayetin kendi lafzıdır. Verilen şey bir ölçüm değil, dünyadaki bir tecrübe üzerinden kurulan bir kıyastır.

    Sahih hadisBuhârî, Bed'ü'l-halk 10

  34. حَدَّثَنَا عَلِيٌّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ،، قَالَ قِيلَ لأُسَامَةَ لَوْ أَتَيْتَ فُلاَنًا فَكَلَّمْتَهُ‏.‏ قَالَ إِنَّكُمْ لَتَرَوْنَ أَنِّي لاَ أُكَلِّمُهُ إِلاَّ أُسْمِعُكُمْ، إِنِّي أُكُلِّمُهُ فِي السِّرِّ دُونَ أَنْ أَفْتَحَ بَابًا لاَ أَكُونُ أَوَّلَ مَنْ فَتَحَهُ، وَلاَ أَقُولُ لِرَجُلٍ أَنْ كَانَ عَلَىَّ أَمِيرًا إِنَّهُ خَيْرُ النَّاسِ بَعْدَ شَىْءٍ سَمِعْتُهُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏ قَالُوا وَمَا سَمِعْتَهُ يَقُولُ قَالَ سَمِعْتُهُ يَقُولُ ‏ "‏ يُجَاءُ بِالرَّجُلِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَيُلْقَى فِي النَّارِ، فَتَنْدَلِقُ أَقْتَابُهُ فِي النَّارِ، فَيَدُورُ كَمَا يَدُورُ الْحِمَارُ بِرَحَاهُ، فَيَجْتَمِعُ أَهْلُ النَّارِ عَلَيْهِ، فَيَقُولُونَ أَىْ فُلاَنُ، مَا شَأْنُكَ أَلَيْسَ كُنْتَ تَأْمُرُنَا بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَى عَنِ الْمُنْكَرِ قَالَ كُنْتُ آمُرُكُمْ بِالْمَعْرُوفِ وَلاَ آتِيهِ، وَأَنْهَاكُمْ عَنِ الْمُنْكَرِ وَآتِيهِ ‏"‏‏.‏ رَوَاهُ غُنْدَرٌ عَنْ شُعْبَةَ عَنِ الأَعْمَشِ‏.‏

    Üsâme'ye, "Falan kişiye gidip onunla konuşsan" denildi. Şöyle dedi: Siz benim onunla ancak size işittirerek konuşacağımı sanıyorsunuz. Oysa ben onunla gizlice konuşuyorum; ilkini ben açmış olacağım bir kapıyı açmaksızın. Başımda bir yönetici oldu diye de hiç kimseye, Allah Resûlü'nden bir söz işittikten sonra "insanların en hayırlısıdır" demem. "Ondan ne işittin?" dediler. Şöyle dedi: Kıyamet günü bir adam getirilir ve ateşe atılır; bağırsakları ateşin içine dökülür. Değirmen taşını döndüren eşek gibi döner durur. Ateş ehli başına toplanıp, "Ey filan! Sana ne oldu? Sen bize iyiliği emredip kötülükten sakındırmaz mıydın?" derler. O da, "Size iyiliği emrederdim ama kendim yapmazdım; sizi kötülükten sakındırırdım ama kendim yapardım" der.

    Baştaki konuşma râvi Üsâme b. Zeyd'in kendi sözüdür ve metinde hiçbir isim geçmez; hem sorulan kişi hem ateşteki kişi "falan" diye anılır. Hadisin konusu söz ile davranış arasındaki çelişkidir, belirli bir kimse değildir.

    Sahih hadisBuhârî, Bed'ü'l-halk 10

Hadislerin Arapça metni klasik hadis kaynaklarındandır. Türkçe anlam bu sitenin kendi metnidir ve basılı bir tercümenin yerini tutmaz; esas olan Arapça metindir.

Bu hadisler nasıl seçildi

Sayfadaki hadislerin tamamı Sahîh-i Buhârî'nin iki bölümünden gelir. Birincisi Kitâbü'r-Rikāk'ın son bâblarıdır (40-53): kıyametin ânî gelişi, sûra üfürülmesi, yerin değiştirilmesi, haşrin biçimi, hesap ve kısas, hesapsız girenler, cennet ile cehennemin vasfı, havz ve kevser. İkincisi Kitâbü bed'i'l-halk'ın 8-10. bâblarıdır; orada konu cennetin ve cehennemin hâlihazırda yaratılmış olmasıdır. Her hadisin altında kendi bâb numarası verilmiştir.

Sayfa iki partide kuruldu. İlk partide elli beş rivayetten otuz ikisi, ikincisinde otuz rivayetten beşi alındı. Sonradan bir rivayet daha çıkarıldı ve sayfa otuz dörtte durdu: mahşerde kişinin kendi terine gömülmesini anlatan Rikāk 47 rivayeti Mutaffifîn 83:6'nın lafzını açıklar, aynı söz Buhârî'nin Tefsîr bölümünde de nakledilir ve sitede âyetlerin açıklaması sayfasında durur. Elenenlerin ezici çoğunluğu tekrardı: cennetteki ağaç, yetmiş bin kişi, havzın ölçüsü ve azabı en hafif olan kişi — her biri birkaç ayrı yoldan nakledilir ve her birinden en tam olanı zaten sayfadaydı. Bunun dışında hummanın suyla serinletilmesi ve namazın serinliğe bırakılması gibi rivayetler alınmadı; birincisi tıbbî tavsiye, ikincisi namaz vaktine dair fıkhî bir hükümdür. Belirli bir topluluğu adıyla anan ya da havzda "aradan alınanlar" motifini taşıyan rivayetler de alınmadı: bu metinler tarih boyunca belirli grupları işaret etmek için kullanılmıştır ve bu sayfa böyle bir işaret kurmaz. Kısa bir notla anlatılamayacak ağır bağlam taşıyan rivayetler de dışarıda bırakıldı.

İkinci partide sırâtla ilgili tek aday, uzun bir şefaat rivayetinin bağlamsız kuyruğuydu; hangi şeyden söz ettiği metnin içinden anlaşılmadığı için alınmadı. Bu yüzden sayfada sırât başlığı yoktur. Rikāk 48'den gelen rivayetteki "cennetle ateş arasındaki köprü" ayrı bir kelimedir ve klasik kaynaklarda ikisi her zaman aynı sayılmamıştır; bu sayfa ikisini birbirine bağlamaz.

İki rivayet sonradan çıkarıldı. Birincisinde Mûsâ'nın arşı tutmuş görüldüğü sahnede anlatan "bilmiyorum" der ve karşılaştırmayı askıya alır; peygamberler arasında sıralama yapılmadığını gösterdiği için peygamberler hadisleri sayfasında durur. İkincisi yeri avucuna alıp göğü dürmeyi ve "Melik benim; nerede yeryüzünün kralları?" sözünü nakleden Rikāk 44 rivayetidir; metnin kendi iddiası Allah'ın mülkü üzerine olduğu için tevhîd ile ilgili hadisler sayfasında durur ve oradaki nüsha "kıyamet günü" kaydını da taşır.

Tasvirler ve klasik yorum farkı

Bu bölümlerdeki rivayetlerin çoğu tasvirdir: bir ölçü, bir benzetme, bir sahne. Bunların ne kadarının görünen anlamıyla, ne kadarının başka bir biçimde anlaşılacağı klasik kelâm ve şerh kaynaklarında uzun uzun tartışılmış ve farklı açıklamalar yapılmıştır. Aynı şey Allah'a nispet edilen ifadeler için de geçerlidir; bu sayfada yalnızca ihtilafın varlığı belirtilir, bir açıklama tercih edilmez. Kevser kelimesi bunun açık bir örneğidir: aynı bâbda hem "çok hayır" karşılığı hem de cennetteki bir nehir tasviri yan yana durur ve sayfa ikisini de olduğu gibi aktarır.

İkinci bir sınır daha var: bu sayfa kimin cennete, kimin ateşe gireceğine dair bir hüküm kurmaz. Rivayetlerin kendi lafzındaki sayılar ve şartlar olduğu gibi aktarılır; onlardan bir garanti ya da bir liste üretilmez. Kıyametin alâmetine dair rivayet de bir zaman bilgisi olarak değil, kendi söylediği kadarıyla aktarılır; belirli bir olaya, topluluğa ya da döneme karşılık geldiği ileri sürülmez. Sayfa bir fetva metni değildir; hadislerin ne söylediğini kaynağıyla göstermeyi amaçlar.

Sık sorulan sorular

Bu hadisler Buhârî Sahîh'inin hangi bölümlerinden alındı?

İki bölümden: Kitâbü'r-Rikāk'ın 40-53. bâbları ile Kitâbü bed'i'l-halk'ın 8-10. bâbları. Birincisi kıyametin gelişinden hesabın sonuna kadar sırayı izler, ikincisi cennetin ve cehennemin vasfını konu edinir. Her hadisin bâb numarası kendi altında yazılıdır.

Rivayetlerdeki sayılar ne anlama geliyor?

Yetmiş bin, her binden dokuz yüz doksan dokuz, yetmiş cüz gibi sayılar rivayetlerin kendi lafzıdır; bu sayfada onlara bir hesap ya da oran anlamı yüklenmez. Bir rivayette râvinin sayı konusunda tereddüt ettiği metnin kendi içinde kaydedilmiştir. Bu sayıların nasıl anlaşılacağı klasik kaynaklarda farklı açıklanmıştır.

Cennet ve cehennem tasvirleri kelimesi kelimesine mi anlaşılır?

Bu soru klasik kaynaklarda tek bir cevapla karşılanmamıştır; görünen anlamıyla anlaşılacağını söyleyenler de, başka biçimde açıklayanlar da olmuştur. Bu sayfa bir tarafı seçmez: rivayetin ne dediğini aktarır ve ihtilafın bulunduğu yerde bunu belirtir.

Kevser bu hadislerde ne olarak anlatılıyor?

Tek bir karşılıkla değil. Buhârî havz bâbında iki metni yan yana kaydeder: birinde İbn Abbâs kelimeyi "Allah'ın verdiği çok hayır" diye karşılar, diğerinde Kevser cennette iki yakası inciden bir nehir olarak anlatılır. Saîd b. Cübeyr'in cevabı ikisini karşı karşıya koymaz; nehri de o hayrın içine yerleştirir. Bu sayfa birini diğerine tercih etmez, ikisini de aktarır.

Kaynaklar

  • Sahih hadis
    Buhârî, Rikāk — Sayfadaki hadislerin yirmi altısı Kitâbü'r-Rikāk'ın 40-53. bâblarından seçilmiştir; bâb numaraları hadislerin altında verilmiştir.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Bed'ü'l-halk — Sekiz hadis Kitâbü bed'i'l-halk'ın 8-10. bâblarından alınmıştır: cennetin ve cehennemin vasfı ile cennetin kapıları.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Rikāk 48 — Kıyamet günü kısas — haksızlığın iyilik ve kötülükle ödenmesi.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Rikāk 49 — Arz ile münâkaşa ayrımı ve yarım hurmayla korunma.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Rikāk 53 — Havz, kevser ve Medine'deki mescide dair rivayetler.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Bed'ü'l-halk 9 — Cennetin kapıları ve Reyyân.
  • Kur’an
    Hac 22:1-2 — Rikāk 46'nın bâb başlığı ve rivayetin içinde geçen lafız.
  • Kur’an
    İnşikāk 84:7-8 — Âişe rivayetinde okunan âyet — kolay hesap.
  • Kur’an
    Zümer 39:68 — Sûra üfürülmesi ve istisna edilenler.
  • Kur’an
    A'râf 7:43 — Köprüde arınma rivayetinin başında anılan âyet.
  • Kur’an
    En'âm 6:158 — Rikāk 40 rivayetinin ortasındaki cümlenin örtüştüğü âyet.
  • Kur’an
    Kevser 108:1 — İbn Abbâs'ın ve Enes rivayetinin karşıladığı kelime.

Son güncelleme: