Yemek Âdâbı ile İlgili Hadisler

Sahih hadisBu sayfadaki bilgilerin ana kaynak seviyesi

Buhârî Sahîh'inde yemeğe ayrı bir kitâb ayırır. Aşağıdaki yirmi üç hadis o bölümden seçilmiştir: yemeğe Allah'ın adıyla başlamak, sağ elle ve kendi önünden yemek, sofrayı paylaşmak, yemekten sonra hamd etmek ve azla yetinmek. Sayfa helâl–haram hükmü vermez ve tıbbi tavsiyede bulunmaz.

Hadisler

  1. حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ أَبِي مُوسَى الأَشْعَرِي ِّ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ أَطْعِمُوا الْجَائِعَ، وَعُودُوا الْمَرِيضَ، وَفُكُّوا الْعَانِيَ ‏"‏‏.‏ قَالَ سُفْيَانُ وَالْعَانِي الأَسِيرُ‏.‏

    Aç olanı doyurun, hastayı ziyaret edin, tutsağı kurtarın. Rivayetin sonundaki açıklama râviye aittir: Süfyân, "el-ânî" kelimesinin esir anlamına geldiğini söyler.

    Buhârî'nin yemeklere ayırdığı kitap bu hadisle açılır: ilk cümle yemenin değil yedirmenin âdâbıdır. Sayılan üç iş de başkasının ihtiyacına bakmakla ilgilidir. "el-ânî" kelimesinin karşılığı metnin içinde, râvi Süfyân'ın sözü olarak nakledilir.

    Sahih hadisBuhârî, Et'ime 1

  2. حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، قَالَ الْوَلِيدُ بْنُ كَثِيرٍ أَخْبَرَنِي أَنَّهُ، سَمِعَ وَهْبَ بْنَ كَيْسَانَ، أَنَّهُ سَمِعَ عُمَرَ بْنَ أَبِي سَلَمَةَ، يَقُولُ كُنْتُ غُلاَمًا فِي حَجْرِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَكَانَتْ يَدِي تَطِيشُ فِي الصَّحْفَةِ فَقَالَ لِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ يَا غُلاَمُ سَمِّ اللَّهَ، وَكُلْ بِيَمِينِكَ وَكُلْ مِمَّا يَلِيكَ ‏"‏‏.‏ فَمَا زَالَتْ تِلْكَ طِعْمَتِي بَعْدُ‏.‏

    Ömer b. Ebû Seleme şöyle dedi: Allah Resûlü'nün himayesinde bir çocuktum; elim tabağın içinde şuraya buraya gidiyordu. Allah Resûlü bana, "Evlât! Allah'ın adını an, sağ elinle ye ve önünden ye" buyurdu. O günden sonra benim yeme tarzım hep böyle oldu.

    Üç talimat tek cümlede verilir: besmele, sağ el ve kendi önünden yemek. Son cümle çocuğun kendi sözüdür — öğrendiğini ömür boyu sürdürdüğünü söyler. Aynı olay bu bölümde bir sonraki bâbda daha kısa bir lafızla da nakledilir.

    Sahih hadisBuhârî, Et'ime 2

  3. حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَشْعَثَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يُحِبُّ التَّيَمُّنَ مَا اسْتَطَاعَ فِي طُهُورِهِ وَتَنَعُّلِهِ وَتَرَجُّلِهِ‏.‏ وَكَانَ قَالَ بِوَاسِطٍ قَبْلَ هَذَا فِي شَأْنِهِ كُلِّهِ‏.‏

    Âişe şöyle dedi: Peygamber gücü yettiğince sağdan başlamayı severdi — temizlenirken, ayakkabısını giyerken ve saçını tararken. Râvi bundan önce Vâsıt'ta bu rivayeti "bütün işlerinde" lafzıyla nakletmişti.

    Rivayetin lafzında yemek anılmaz; sayılanlar temizlenmek, ayakkabı giymek ve saç taramaktır. Metni yemek bölümüne yerleştiren, sağdan başlamayı sofraya da bağlayan bâb başlığıdır. Bâb başlığı kaynağın kendi tasnifidir, hadisin sözü değildir.

    Sahih hadisBuhârî, Et'ime 5

  4. حَدَّثَنَا مُوسَى، حَدَّثَنَا مُعْتَمِرٌ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ وَحَدَّثَ أَبُو عُثْمَانَ، أَيْضًا عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي بَكْرٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كُنَّا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ثَلاَثِينَ وَمِائَةً، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ هَلْ مَعَ أَحَدٍ مِنْكُمْ طَعَامٌ ‏"‏‏.‏ فَإِذَا مَعَ رَجُلٍ صَاعٌ مِنْ طَعَامٍ أَوْ نَحْوُهُ، فَعُجِنَ، ثُمَّ جَاءَ رَجُلٌ مُشْرِكٌ مُشْعَانٌّ طَوِيلٌ بِغَنَمٍ يَسُوقُهَا فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَبَيْعٌ أَمْ عَطِيَّةٌ أَوْ ـ قَالَ ـ هِبَةٌ ‏"‏‏.‏ قَالَ لاَ بَلْ بَيْعٌ‏.‏ قَالَ فَاشْتَرَى مِنْهُ شَاةً فَصُنِعَتْ، فَأَمَرَ نَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِسَوَادِ الْبَطْنِ يُشْوَى، وَايْمُ اللَّهِ مَا مِنَ الثَّلاَثِينَ وَمِائَةٍ إِلاَّ قَدْ حَزَّ لَهُ حُزَّةً مِنْ سَوَادِ بَطْنِهَا، إِنْ كَانَ شَاهِدًا أَعْطَاهَا إِيَّاهُ، وَإِنْ كَانَ غَائِبًا خَبَأَهَا لَهُ، ثُمَّ جَعَلَ فِيهَا قَصْعَتَيْنِ فَأَكَلْنَا أَجْمَعُونَ وَشَبِعْنَا، وَفَضَلَ فِي الْقَصْعَتَيْنِ، فَحَمَلْتُهُ عَلَى الْبَعِيرِ‏.‏ أَوْ كَمَا قَالَ‏.‏

    Abdurrahman b. Ebû Bekir şöyle dedi: Peygamber'le birlikte yüz otuz kişiydik. Peygamber, "Sizden birinin yanında yiyecek var mı?" diye sordu. Bir adamda bir sâ' kadar un ya da o kadar bir şey çıktı; hamur yapıldı. Derken uzun boylu, saçı dağınık bir müşrik önünde koyunlarını sürerek geldi. Peygamber, "Satılık mı, yoksa bağış mı?" — yahut "hibe mi?" — diye sordu. Adam, "Hayır, satılık" dedi. Ondan bir koyun satın alındı ve hazırlandı. Peygamber karnın içindeki ciğerin kızartılmasını emretti. Allah'a yemin ederim ki yüz otuz kişiden her biri için ondan bir parça kesildi; orada olana verildi, olmayana saklandı. Sonra et iki büyük çanağa kondu; hepimiz yedik ve doyduk. Çanaklarda artan oldu, ben de onu deveye yükledim — yahut râvinin dediği gibi.

    Anlatının ölçüsü baştan verilir: yiyecek tek kişinin yanındaki bir sâ' kadardır, sonunda artan deveye yüklenir. Metin bir iddia kurmaz, olanı sayar. Koyunun satın alındığı ayrıca sorulup kaydedilir. "Sevâdü'l-batn" tabiri sözlükte karnın içindeki siyahlıktır; klasik kaynaklarda ciğer diye açıklanır.

    Sahih hadisBuhârî, Et'ime 6

  5. حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا مُعَاذُ بْنُ هِشَامٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ يُونُسَ ـ قَالَ عَلِيٌّ هُوَ الإِسْكَافُ ـ عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ، رضى الله عنه قَالَ مَا عَلِمْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَكَلَ عَلَى سُكُرُّجَةٍ قَطُّ، وَلاَ خُبِزَ لَهُ مُرَقَّقٌ قَطُّ، وَلاَ أَكَلَ عَلَى خِوَانٍ‏.‏ قِيلَ لِقَتَادَةَ فَعَلَى مَا كَانُوا يَأْكُلُونَ قَالَ عَلَى السُّفَرِ‏.‏

    Enes şöyle dedi: Peygamber'in küçük katık tabağından yemek yediğini, kendisi için ince ekmek pişirildiğini ve yerden yüksek bir masada yediğini bilmiyorum. Katâde'ye, "Peki ne üzerinde yiyorlardı?" diye soruldu; "Yere serilen deri yaygılar üzerinde" dedi.

    Üç olumsuzlama üç ayrı şeyi anlatır: küçük katık tabakları (sükürrüce), elenmiş undan yapılan ince ekmek ve yerden yüksek masa. Rivayet bir yasak koymaz, o günün sofrasını tarif eder. Son cümle râvi Katâde'nin sorulan soruya cevabıdır.

    Sahih hadisBuhârî, Et'ime 8

  6. حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، وَحَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ طَعَامُ الاِثْنَيْنِ كَافِي الثَّلاَثَةِ، وَطَعَامُ الثَّلاَثَةِ كَافِي الأَرْبَعَةِ ‏"‏‏.‏

    İki kişinin yemeği üç kişiye yeter; üç kişinin yemeği de dört kişiye yeter.

    Bâb başlığında lafız "birin yemeği ikiye yeter" biçimindedir, nakledilen metinde sayılar iki–üç ve üç–dörttür; başlık kaynağın kendi ifadesidir. Cümle yemeğin miktarını değil, sofraya oturan sayısını artırır.

    Sahih hadisBuhârî, Et'ime 11

  7. حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ يَأْكُلُ الْمُسْلِمُ فِي مِعًى وَاحِدٍ، وَالْكَافِرُ يَأْكُلُ فِي سَبْعَةِ أَمْعَاءٍ ‏"‏‏.‏

    Müslüman bir bağırsakla yer, kâfir ise yedi bağırsakla yer.

    Bâb başlığında "mümin", nakledilen metinde "müslüman" geçer. Rivayet bir gerekçe açıklamaz. Klasik şerhlerde bu ifade çoğunlukla iştah ve doyma ölçüsü üzerinden açıklanmış, bedensel bir fark iddiası olarak okunmamıştır; sayı da rivayetin kendi lafzıdır.

    Sahih hadisBuhârî, Et'ime 12

  8. حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ، قَالَ إِنْ كُنَّا لَنَفْرَحُ بِيَوْمِ الْجُمُعَةِ، كَانَتْ لَنَا عَجُوزٌ تَأْخُذُ أُصُولَ السِّلْقِ، فَتَجْعَلُهُ فِي قِدْرٍ لَهَا، فَتَجْعَلُ فِيهِ حَبَّاتٍ مِنْ شَعِيرٍ، إِذَا صَلَّيْنَا زُرْنَاهَا فَقَرَّبَتْهُ إِلَيْنَا، وَكُنَّا نَفْرَحُ بِيَوْمِ الْجُمُعَةِ مِنْ أَجْلِ ذَلِكَ، وَمَا كُنَّا نَتَغَدَّى وَلاَ نَقِيلُ إِلاَّ بَعْدَ الْجُمُعَةِ، وَاللَّهِ مَا فِيهِ شَحْمٌ وَلاَ وَدَكٌ‏.‏

    Sehl b. Sa'd şöyle dedi: Cuma gününe sevinirdik. Yaşlı bir kadın vardı; pazı köklerini alır, kendi tenceresine koyar, içine birkaç arpa tanesi atardı. Namazı kılınca ona uğrardık, o da yemeği önümüze sürerdi. Cuma gününe bunun için sevinirdik. Öğle yemeğini de öğle uykusunu da ancak cumadan sonra yapardık. Allah'a yemin ederim ki o yemekte ne iç yağı ne de eriyik yağ vardı.

    Sevincin sebebi yemeğin içeriği değildir: râvi yemekte yağ bulunmadığını ayrıca yeminle söyler. Anlatılan, günün düzeni ve birlikte kurulan sofradır. Öğle yemeğinin ve öğle uykusunun cuma namazından sonraya bırakılması da aynı düzenin parçasıdır.

    Sahih hadisBuhârî, Et'ime 17

  9. حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي جَعْفَرُ بْنُ عَمْرِو بْنِ أُمَيَّةَ، أَنَّ أَبَاهُ، عَمْرَو بْنَ أُمَيَّةَ أَخْبَرَهُ أَنَّهُ، رَأَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَحْتَزُّ مِنْ كَتِفِ شَاةٍ فِي يَدِهِ، فَدُعِيَ إِلَى الصَّلاَةِ فَأَلْقَاهَا وَالسِّكِّينَ الَّتِي يَحْتَزُّ بِهَا، ثُمَّ قَامَ فَصَلَّى، وَلَمْ يَتَوَضَّأْ‏.‏

    Amr b. Ümeyye, Peygamber'i elindeki koyun kürek etinden bıçakla keserek yerken gördüğünü anlattı. Namaza çağrıldı; eti de kestiği bıçağı da bıraktı, kalkıp namaz kıldı ve yeniden abdest almadı.

    Sofrayla ilgili iki kayıt açıktır: et bıçakla kesilerek yenmiştir ve namaz çağrısı gelince sofra olduğu gibi bırakılmıştır. Ateşte pişmiş yemekten sonra abdestin yenilenip yenilenmeyeceği fıkhî bir tartışmadır; bu sayfanın konusu değildir.

    Sahih hadisBuhârî, Et'ime 20

  10. حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي مَرْيَمَ، حَدَّثَنَا أَبُو غَسَّانَ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو حَازِمٍ، أَنَّهُ سَأَلَ سَهْلاً هَلْ رَأَيْتُمْ فِي زَمَانِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم النَّقِيَّ قَالَ لاَ‏.‏ فَقُلْتُ فَهَلْ كُنْتُمْ تَنْخُلُونَ الشَّعِيرَ قَالَ لاَ وَلَكِنْ كُنَّا نَنْفُخُهُ‏.‏

    Ebû Hâzim, Sehl'e sordu: "Peygamber zamanında beyaz has un gördünüz mü?" "Hayır" dedi. "Peki arpayı eler miydiniz?" dedim. "Hayır; ama üfleyip savururduk" dedi.

    İki soru da elemeye dairdir: has un yoktu, arpa da elenmiyordu — kabuğu üflenerek savruluyordu. Metin bir tercihi değil, imkânın sınırını tarif eder ve cevaplar râvinin kendi sorduğu sorulara verilmiştir.

    Sahih hadisBuhârî, Et'ime 22

  11. حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهَا كَانَتْ إِذَا مَاتَ الْمَيِّتُ مِنْ أَهْلِهَا فَاجْتَمَعَ لِذَلِكَ النِّسَاءُ، ثُمَّ تَفَرَّقْنَ، إِلاَّ أَهْلَهَا وَخَاصَّتَهَا، أَمَرَتْ بِبُرْمَةٍ مِنْ تَلْبِينَةٍ فَطُبِخَتْ، ثُمَّ صُنِعَ ثَرِيدٌ فَصُبَّتِ التَّلْبِينَةُ عَلَيْهَا ثُمَّ قَالَتْ كُلْنَ مِنْهَا فَإِنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ التَّلْبِينَةُ مَجَمَّةٌ لِفُؤَادِ الْمَرِيضِ، تَذْهَبُ بِبَعْضِ الْحُزْنِ ‏"‏‏.‏

    Âişe'nin ailesinden biri öldüğünde kadınlar bunun için toplanır, sonra ailesi ve yakınları dışındakiler dağılırdı. O zaman Âişe bir tencere telbîne pişirilmesini emrederdi. Ardından tirit yapılır, telbîne onun üzerine dökülürdü. Sonra şöyle derdi: Bundan yiyin; çünkü ben Allah Resûlü'nü şöyle derken işittim: Telbîne hastanın gönlünü dinlendirir, üzüntünün bir kısmını giderir.

    Telbîne, arpa unundan yapılan sulu bir yemektir. Rivayetin bağlamı yastır: Âişe onu yakınını kaybedenlere pişirtir. Sondaki ifade rivayetin kendi lafzıdır ve olduğu gibi aktarılmıştır; bu sayfa ondan bir tedavi tarifi çıkarmaz ve tıbbi tavsiye vermez. Hastalık hekimin işidir. Metnin kendisi de "üzüntünün bir kısmını" der, hepsini değil.

    Sahih hadisBuhârî, Et'ime 24

  12. حَدَّثَنَا هُدْبَةُ بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا هَمَّامُ بْنُ يَحْيَى، عَنْ قَتَادَةَ، قَالَ كُنَّا نَأْتِي أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ وَخَبَّازُهُ قَائِمٌ قَالَ كُلُوا فَمَا أَعْلَمُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم رَأَى رَغِيفًا مُرَقَّقًا حَتَّى لَحِقَ بِاللَّهِ، وَلاَ رَأَى شَاةً سَمِيطًا بِعَيْنِهِ قَطُّ‏.‏

    Katâde şöyle dedi: Enes b. Mâlik'in yanına varırdık; ekmekçisi ayakta beklerdi. Enes, "Yiyin" der, sonra şunu söylerdi: Peygamber'in Allah'a kavuşuncaya kadar ince bir somun gördüğünü bilmiyorum; tüyü yolunup bütün hâlde kızartılmış bir koyunu da gözüyle hiç görmedi.

    Sahne iki zamanı yan yana koyar: sofrayı kuran Enes'in kendi ekmekçisi vardır, anlattığı sofrada ise ince somun yoktur. "Semît" kelimesi, tüyü kaynar suyla yolunup bütün hâlde kızartılan koyunu anlatır. Enes bunu misafirlerini ağırlarken söyler.

    Sahih hadisBuhârî, Et'ime 26

  13. حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ أَبِي مَسْعُودٍ الأَنْصَارِيِّ، قَالَ كَانَ مِنَ الأَنْصَارِ رَجُلٌ يُقَالُ لَهُ أَبُو شُعَيْبٍ، وَكَانَ لَهُ غُلاَمٌ لَحَّامٌ فَقَالَ اصْنَعْ لِي طَعَامًا أَدْعُو رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَامِسَ خَمْسَةٍ، فَدَعَا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَامِسَ خَمْسَةٍ، فَتَبِعَهُمْ رَجُلٌ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنَّكَ دَعَوْتَنَا خَامِسَ خَمْسَةٍ وَهَذَا رَجُلٌ قَدْ تَبِعَنَا، فَإِنْ شِئْتَ أَذِنْتَ لَهُ، وَإِنْ شِئْتَ تَرَكْتَهُ ‏"‏‏.‏ قَالَ بَلْ أَذِنْتُ لَهُ‏.‏ قَالَ مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ سَمِعْتُ مُحَمَّدَ بْنَ إِسْمَاعِيْلَ يَقُولُ إِذَا كَانَ الْقَوْمُ عَلَى الْمَائِدَةِ لَيْسَ لَهُمْ أَنْ يُنَاوِلُوا مِنْ مَائِدَةٍ إِلَى مَائِدَةٍ أُخْرَى وَلَكِنْ يُنَاوِلُ بَعْضُهُمْ بَعْضًا فِي تِلْكَ الْمَائِدَةِ أَوْ يَدَعُ

    Ebû Mes'ûd el-Ensârî şöyle dedi: Ensar'dan Ebû Şuayb denen bir adam vardı; kasaplık yapan bir hizmetçisi vardı. Ona, "Bana bir yemek yap; Allah Resûlü'nü beş kişinin beşincisi olarak davet edeceğim" dedi. Sonra Allah Resûlü'nü beş kişinin beşincisi olarak çağırdı. Bir adam da onların peşine takıldı. Peygamber, "Sen bizi beş kişinin beşincisi olarak davet ettin; bu adam ise bize katıldı. İstersen ona izin ver, istersen bırak" buyurdu. Adam, "Hayır, ona izin verdim" dedi. Rivayetin sonunda râvinin naklettiği ayrı bir kayıt bulunur: bir topluluk sofradayken bir sofradan başka bir sofraya yemek uzatılmaz, aynı sofradakiler birbirine uzatır ya da bırakır.

    Peygamber soruyu ev sahibine, üstelik onun önünde sorar: fazladan gelen kişinin oturması davet sahibinin iznine bağlıdır ve "bırak" da bir seçenek olarak söylenir. Metnin sonundaki cümle hadisin lafzı değildir; râvinin kaynaktan naklettiği ayrı bir görüştür.

    Sahih hadisBuhârî, Et'ime 34

  14. حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ، أَنَّهُ سَمِعَ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، يَقُولُ إِنَّ خَيَّاطًا دَعَا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِطَعَامٍ صَنَعَهُ ـ قَالَ أَنَسٌ ـ فَذَهَبْتُ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَى ذَلِكَ الطَّعَامِ، فَقَرَّبَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خُبْزًا مِنْ شَعِيرٍ وَمَرَقًا فِيهِ دُبَّاءٌ وَقَدِيدٌ ـ قَالَ أَنَسٌ ـ فَرَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَتَتَبَّعُ الدُّبَّاءَ مِنْ حَوْلِ الصَّحْفَةِ، فَلَمْ أَزَلْ أُحِبُّ الدُّبَّاءَ مِنْ يَوْمِئِذٍ‏.‏ وَقَالَ ثُمَامَةُ عَنْ أَنَسٍ، فَجَعَلْتُ أَجْمَعُ الدُّبَّاءَ بَيْنَ يَدَيْهِ‏.‏

    Enes b. Mâlik şöyle dedi: Bir terzi, yaptığı bir yemek için Allah Resûlü'nü davet etti. Allah Resûlü'yle birlikte o yemeğe gittim. Önüne arpa ekmeği ile içinde kabak ve kurutulmuş et bulunan bir çorba kondu. Allah Resûlü'nü çanağın çevresindeki kabakları arayıp toplarken gördüm; o günden sonra kabağı hep sevdim. Sümâme ise Enes'ten şunu nakletti: Ben de kabakları toplayıp önüne koymaya başladım.

    Davet eden bir terzidir; sofrada arpa ekmeği ile kabaklı çorba vardır ve davet kabul edilmiştir. Enes'in kabağı sevmesi gördüğü şeye bağladığı kişisel bir alışkanlıktır, bir tavsiye değildir. Sümâme'nin eklediği cümle doğrudan sofra âdâbıyla ilgilidir: yanındakinin sevdiğini onun önüne toplamak.

    Sahih hadisBuhârî, Et'ime 38

  15. حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ جَعْفَرِ بْنِ أَبِي طَالِبٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ رَأَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَأْكُلُ الرُّطَبَ بِالْقِثَّاءِ‏.‏

    Abdullah b. Ca'fer b. Ebû Tâlib şöyle dedi: Peygamber'i taze hurmayı acurla birlikte yerken gördüm.

    Rivayetin tamamı budur: iki yiyeceğin bir arada yenmesi. Aynı metin bu bölümde "iki çeşidi bir arada yemek" bâbında da geçer. Bir hüküm ya da tavsiye ifadesi taşımaz.

    Sahih hadisBuhârî, Et'ime 39

  16. وَقَالَ مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ مَنْصُورِ ابْنِ صَفِيَّةَ، حَدَّثَتْنِي أُمِّي، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ تُوُفِّيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَقَدْ شَبِعْنَا مِنَ الأَسْوَدَيْنِ التَّمْرِ وَالْمَاءِ‏.‏

    Âişe şöyle dedi: Allah Resûlü vefat ettiğinde biz iki siyahtan — hurma ile sudan — doymuş bulunuyorduk.

    "İki siyah" tabiri rivayetin kendi lafzıdır ve hemen ardından açıklanır: hurma ile su. Cümle neyle doyulduğunu sayar. Rivayet, isnadı bakımından kaynağın "ve kāle" kalıbıyla naklettiği metinlerdendir.

    Sahih hadisBuhârî, Et'ime 41

  17. حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا جَبَلَةُ بْنُ سُحَيْمٍ، قَالَ أَصَابَنَا عَامُ سَنَةٍ مَعَ ابْنِ الزُّبَيْرِ فَرَزَقَنَا تَمْرًا، فَكَانَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ يَمُرُّ بِنَا وَنَحْنُ نَأْكُلُ وَيَقُولُ لاَ تُقَارِنُوا فَإِنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم نَهَى عَنِ الْقِرَانِ‏.‏ ثُمَّ يَقُولُ إِلاَّ أَنْ يَسْتَأْذِنَ الرَّجُلُ أَخَاهُ‏.‏ قَالَ شُعْبَةُ الإِذْنُ مِنْ قَوْلِ ابْنِ عُمَرَ‏.‏

    Cebele b. Sühaym şöyle dedi: İbnü'z-Zübeyr'in yanındayken bir kıtlık yılına yakalandık; o bize azık olarak hurma verdi. Abdullah b. Ömer biz yerken yanımızdan geçer ve "İki hurmayı birden almayın; çünkü Peygamber kırânı yasakladı" derdi. Sonra şunu eklerdi: "Ancak kişi kardeşinden izin isterse başka." Şu'be dedi ki: İzinle ilgili kısım İbn Ömer'in kendi sözüdür.

    Râvi Şu'be ayrımı metnin içinde yapar: yasak Peygamber'e, izin kaydı İbn Ömer'e aittir. Bağlam ortak bir kaptan paylaşarak yemektir ve metinde kıtlık yılı ayrıca anılır — pay herkes için eşittir.

    Sahih hadisBuhârî, Et'ime 44

  18. حَدَّثَنَا الصَّلْتُ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنِ الْجَعْدِ أَبِي عُثْمَانَ، عَنْ أَنَسٍ،‏.‏ وَعَنْ هِشَامٍ، عَنْ مُحَمَّدٍ، عَنْ أَنَسٍ،‏.‏ وَعَنْ سِنَانٍ أَبِي رَبِيعَةَ، عَنْ أَنَسٍ، أَنَّ أُمَّ سُلَيْمٍ، أُمَّهُ عَمَدَتْ إِلَى مُدٍّ مِنْ شَعِيرٍ، جَشَّتْهُ وَجَعَلَتْ مِنْهُ خَطِيفَةً، وَعَصَرَتْ عُكَّةً عِنْدَهَا، ثُمَّ بَعَثَتْنِي إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَأَتَيْتُهُ وَهْوَ فِي أَصْحَابِهِ فَدَعَوْتُهُ قَالَ ‏"‏ وَمَنْ مَعِي ‏"‏‏.‏ فَجِئْتُ فَقُلْتُ إِنَّهُ يَقُولُ، وَمَنْ مَعِي، فَخَرَجَ إِلَيْهِ أَبُو طَلْحَةَ قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّمَا هُوَ شَىْءٌ صَنَعَتْهُ أُمُّ سُلَيْمٍ، فَدَخَلَ فَجِيءَ بِهِ وَقَالَ ‏"‏ أَدْخِلْ عَلَىَّ عَشَرَةً ‏"‏‏.‏ فَدَخَلُوا فَأَكَلُوا حَتَّى شَبِعُوا، ثُمَّ قَالَ ‏"‏ أَدْخِلْ عَلَىَّ عَشَرَةً ‏"‏‏.‏ فَدَخَلُوا فَأَكَلُوا حَتَّى شَبِعُوا، ثُمَّ قَالَ ‏"‏ أَدْخِلْ عَلَىَّ عَشَرَةً ‏"‏‏.‏ حَتَّى عَدَّ أَرْبَعِينَ، ثُمَّ أَكَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ قَامَ، فَجَعَلْتُ أَنْظُرُ هَلْ نَقَصَ مِنْهَا شَىْءٌ‏.‏

    Enes şöyle dedi: Annem Ümmü Süleym bir müd arpa alıp dövdü, ondan bir bulamaç yaptı ve yanındaki yağ tulumunu sıkıp içine kattı. Sonra beni Peygamber'e gönderdi. Yanına vardığımda ashabının arasındaydı; onu çağırdım. "Benimle beraber olanlar da mı?" buyurdu. Dönüp durumu ilettim: "Benimle beraber olanlar da mı, diyor" dedim. Ebû Talha dışarı çıkıp, "Ey Allah'ın Resûlü! Bu, Ümmü Süleym'in yaptığı küçük bir şeydir" dedi. Peygamber içeri girdi, yemek getirildi ve "Yanıma on kişi al" buyurdu. Girdiler, yediler ve doydular. Sonra "Yanıma on kişi daha al" buyurdu. Girdiler, yediler ve doydular. Sonra yine "Yanıma on kişi al" buyurdu — kırk kişiyi sayıncaya kadar. Ardından Peygamber de yedi, sonra kalktı. Ben de yemekten bir şey eksilip eksilmediğine bakmaya başladım.

    Ev sahibi yemeğin azlığını önceden söyler, davet yine de genişler. Misafirlerin onar onar alınması sofranın kaç kişiyi aldığıyla ilgilidir; rivayetteki düzen budur. Son cümle Enes'in kendi bakışıdır: bir sonuç bildirmez, sadece baktığını söyler.

    Sahih hadisBuhârî, Et'ime 48

  19. حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا أَبُو صَفْوَانَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ، أَخْبَرَنَا يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ حَدَّثَنِي عَطَاءٌ، أَنَّ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ زَعَمَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَنْ أَكَلَ ثُومًا أَوْ بَصَلاً فَلْيَعْتَزِلْنَا، أَوْ لِيَعْتَزِلْ مَسْجِدَنَا ‏"‏‏.‏

    Câbir b. Abdullah, Peygamber'den şöyle nakletti: Kim sarımsak ya da soğan yerse bizden uzak dursun — yahut mescidimizden uzak dursun.

    Metin yiyeceğin kendisini değil, kokusunun topluluğa verdiği rahatsızlığı konu eder; ölçü mescit ve cemaattir. Râvi iki lafzı birlikte nakleder ve hangisinin söylendiğini kesinleştirmez. Bunun namaz bakımından nasıl uygulanacağı fıkhî bir konudur ve bu sayfanın kapsamı dışındadır.

    Sahih hadisBuhârî, Et'ime 49

  20. حَدَّثَنَا عَلِيٌّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، سَمِعْتُ يَحْيَى بْنَ سَعِيدٍ، عَنْ بُشَيْرِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ سُوَيْدِ بْنِ النُّعْمَانِ، قَالَ خَرَجْنَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَى خَيْبَرَ، فَلَمَّا كُنَّا بِالصَّهْبَاءِ دَعَا بِطَعَامٍ فَمَا أُتِيَ إِلاَّ بِسَوِيقٍ، فَأَكَلْنَا فَقَامَ إِلَى الصَّلاَةِ، فَتَمَضْمَضَ وَمَضْمَضْنَا‏.‏

    Süveyd b. Nu'mân şöyle dedi: Allah Resûlü'yle birlikte Hayber'e doğru yola çıktık. Sahbâ'ya vardığımızda yemek istedi; sevîkten başka bir şey getirilmedi, onu yedik. Sonra namaza kalktı; ağzını çalkaladı, biz de çalkaladık.

    Sevîk, kavrulup öğütülmüş arpa ya da buğdaydan yapılan azıktır. Sofrayla ilgili kayıt sondadır: yemekten sonra ağzın çalkalanması. Aynı olay bu bölümde başka bâblarda da nakledilir; sayfaya bir nakli alınmıştır.

    Sahih hadisBuhârî, Et'ime 51

  21. حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْمُنْذِرِ، قَالَ حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ فُلَيْحٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْحَارِثِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّهُ سَأَلَهُ عَنِ الْوُضُوءِ مِمَّا مَسَّتِ النَّارُ، فَقَالَ لاَ قَدْ كُنَّا زَمَانَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم لاَ نَجِدُ مِثْلَ ذَلِكَ مِنَ الطَّعَامِ إِلاَّ قَلِيلاً، فَإِذَا نَحْنُ وَجَدْنَاهُ لَمْ يَكُنْ لَنَا مَنَادِيلُ، إِلاَّ أَكُفَّنَا وَسَوَاعِدَنَا وَأَقْدَامَنَا، ثُمَّ نُصَلِّي وَلاَ نَتَوَضَّأُ‏.‏

    Câbir b. Abdullah'a, ateşin dokunduğu yemekten sonra abdest alınıp alınmayacağı soruldu. "Hayır" dedi ve şöyle devam etti: Peygamber zamanında böyle bir yemeği ancak az bulurduk. Bulduğumuzda da ellerimiz, kollarımız ve ayaklarımızdan başka mendilimiz olmazdı. Sonra namaz kılar, abdest almazdık.

    Sayfanın bu rivayetten aldığı kısım sofranın tarifidir: mendil yoktur, el silinecek yer bedenin kendisidir. Sorunun konusu — ateşte pişmiş yemekten sonra abdestin yenilenmesi — fıkhî bir meseledir ve burada ele alınmaz.

    Sahih hadisBuhârî, Et'ime 53

  22. حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ ثَوْرٍ، عَنْ خَالِدِ بْنِ مَعْدَانَ، عَنْ أَبِي أُمَامَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ إِذَا رَفَعَ مَائِدَتَهُ قَالَ ‏ "‏ الْحَمْدُ لِلَّهِ كَثِيرًا طَيِّبًا مُبَارَكًا فِيهِ، غَيْرَ مَكْفِيٍّ، وَلاَ مُوَدَّعٍ وَلاَ مُسْتَغْنًى عَنْهُ، رَبَّنَا ‏"‏‏.‏

    Peygamber sofrası kaldırıldığında şöyle derdi: Çok, tertemiz ve bereketli bir hamd Allah'a aittir. Karşılığı ödenebilecek, bırakılabilecek ve kendisinden müstağni kalınabilecek bir şey değildir — ey Rabbimiz!

    Duanın sonundaki üç nitelemenin neyi anlattığı — Allah'ı mı, verilen nimeti mi — klasik şerhlerde farklı açıklanmıştır; rivayetin kendisi bir açıklama getirmez. "Rabbenâ" nidası cümlenin sonunda durur. Dua, yemek kaldırılırken söylenen bir hamd cümlesidir.

    Sahih hadisBuhârî, Et'ime 54

  23. حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ مُحَمَّدٍ ـ هُوَ ابْنُ زِيَادٍ ـ قَالَ سَمِعْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِذَا أَتَى أَحَدَكُمْ خَادِمُهُ بِطَعَامِهِ، فَإِنْ لَمْ يُجْلِسْهُ مَعَهُ فَلْيُنَاوِلْهُ أُكْلَةً أَوْ أُكْلَتَيْنِ، أَوْ لُقْمَةً أَوْ لُقْمَتَيْنِ، فَإِنَّهُ وَلِيَ حَرَّهُ وَعِلاَجَهُ ‏"‏‏.‏

    Birinize hizmetlisi yemeğini getirdiğinde, onu yanına oturtmayacaksa hiç değilse bir yahut iki lokma versin; çünkü yemeğin sıcağına ve zahmetine katlanan odur.

    Ölçü işi yapana bakar: yemeği hazırlayan onun sıcağını ve zahmetini çekmiştir. Rivayet önce birlikte oturmayı söyler; lokma vermek, bu yapılmadığı durumdaki alt sınırdır. Metinde iki kelime birlikte nakledilir — "ükle" ve "lokma".

    Sahih hadisBuhârî, Et'ime 55

Hadislerin Arapça metni klasik hadis kaynaklarındandır. Türkçe anlam bu sitenin kendi metnidir ve basılı bir tercümenin yerini tutmaz; esas olan Arapça metindir.

Bu hadisler nasıl seçildi

Buradaki yirmi üç hadisin tamamı Sahîh-i Buhârî'nin yemeklere ayırdığı kitaptandır (Kitâbü'l-Et'ime) ve her birinin bâb numarası kendi altında verilmiştir. Bölümün tamamı taranmadı: bâblara serpiştirilmiş kırk sekiz rivayetlik bir aday listesi incelendi. Alınmayanların gerekçeleri şunlardır.

Bir kısmı aynı olayın başka bâblarda tekrarlanan nakliydi. Terzinin davetinde kabak yenmesi altı ayrı yerde, Sahbâ'da sevîk yenmesi üç yerde, taze hurmanın acurla yenmesi iki yerde geçiyor. Her tekrardan bir nakil alındı.

Bir kısmı konusu sebebiyle dışarıda kaldı. Bir hayvanın etinin yenip yenmeyeceğini tartışan rivayetler — bu bölümde aynı olayın üç nakli — fıkhî bir hükmü konu ettiği için alınmadı. Âzatlık ve velâ hükmünü anlatan rivayet aynı sebeple; savaş dönüşü ve esirlik bağlamı taşıyan rivayet ile altın–gümüş kap yasağının bir hizmetlinin bardağı üzerinden anlatıldığı rivayet ise kısa bir notla anlatılamayacak ağırlıkta bağlam taşıdığı için dışarıda bırakıldı.

Bir rivayet de sağlık iddiası sebebiyle bilinçli olarak alınmadı: belirli sayıda yenmesi hâlinde bir yiyeceğe koruyucu etki atfeden nakil. Sayfanın böyle bir metni tarife dönüştürmesi doğru olmazdı. Sayı hedefi bu ölçütlerin önüne geçmedi.

Seçim tamamlandıktan sonra sayfa bir de site genelinde tarandı: üç rivayetin aynı metni başka bir hadis sayfasında duruyordu ve üçü de buradan çıkarıldı. Câbir'in erâk meyvesi toplarken anlattığı rivayetin ikinci cümlesi yemekle değil çobanlıkla ilgilidir; o nakil peygamberler sayfasında durur. "Yolculuk azaptan bir parçadır" rivayeti yemeği doğrudan konu etmez, yolculuğu ve eve dönüşü anlatır; yeri hac ve umre sayfasıdır. Ebû Hüreyre'nin açlığını ve Ca'fer b. Ebû Tâlib'in sofrasını anlatan rivayet ise sahâbeler sayfasındadır. Aynı metin iki sayfada tutulmaz; her biri konusunun asıl durduğu yerde bırakıldı.

Bir rivayet daha sonradan çıkarıldı: hurma ağacının özü getirildiğinde kurulan benzetmede asıl konu yemek değil, genç İbn Ömer'in cevabı bildiği hâlde susmasıdır; rivayet ilim hadisleri sayfasında durur.

Helâl–haram ve sağlık: bu sayfanın sınırı

Bu sayfa yemeğin âdâbını konu eder, neyin yenip neyin yenmeyeceğini değil. Hangi etin helâl olduğu, kesim usulü ve av meseleleri fıkhın alanıdır ve bu platformun kapsamı dışındadır. Bu bölümde geçip bir yiyeceğin hükmünü tartışan rivayetlerin alınmamasının sebebi de budur.

Aynı sınır sağlık için geçerlidir. Bu bölümde bazı yiyeceklere iyi gelme özelliği atfeden rivayetler bulunur. Sayfada yer alan telbîne rivayetinde de böyle bir ifade vardır; o ifade rivayetin kendi lafzıdır ve olduğu gibi aktarılmıştır. Bu sayfa ondan bir tedavi tarifi üretmez, tıbbi tavsiye vermez ve bir sonuç vaat etmez. Hastalık hekimin işidir.

Sayfanın söylediği şudur: her hadisin Arapça metni kaynak nüshayla birebirdir, Türkçe anlamı bu sitenin kendi metnidir ve bâb numarası kaynaktan doğrulanmıştır. Bunun ötesinde bir hüküm ya da tavsiye bildirilmez.

Sık sorulan sorular

Yemeğe besmeleyle başlamak hangi hadiste geçiyor?

Ömer b. Ebû Seleme rivayetinde. Peygamber, himayesinde büyüyen çocuğa üç şeyi bir arada söyler: Allah'ın adını anmak, sağ elle yemek ve kendi önünden yemek. Rivayet bu sayfada tam metniyle yer alır ve Sahîh'in yemek kitâbının ikinci bâbındadır. Aynı olay bir sonraki bâbda daha kısa bir lafızla da nakledilir.

Bu sayfa hangi etin helâl olduğunu söylüyor mu?

Hayır. Helâl–haram hükmü, kesim usulü ve av meseleleri fıkhın alanıdır; bu platformun kapsamı dışındadır. Bu bölümde yer alıp bir hayvanın etinin hükmünü tartışan rivayetler de bu yüzden sayfaya alınmamıştır. Burada aktarılanlar sofra âdâbına dair rivayetlerdir.

Telbîne hadisi bir tedavi önerisi midir?

Hayır. Rivayette geçen ifade olduğu gibi nakledilmiştir; sayfa ondan bir tarif ya da tedavi yöntemi çıkarmaz. Rivayetin kendi bağlamı yas sofrasıdır: Âişe onu yakınını kaybeden kadınlara pişirtir. Metin de bir kesinlik değil, "üzüntünün bir kısmı" der. Hastalıkta başvurulacak yer hekimdir.

Kaynaklar

  • Sahih hadis
    Buhârî, Et'ime — Sayfadaki yirmi üç hadisin tamamı Sahîh-i Buhârî'nin yemeklere ayırdığı kitâbdan seçilmiştir; bâb numaraları hadislerin altında verilmiştir.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Et'ime 2 — Besmele, sağ elle ve kendi önünden yemek — Ömer b. Ebû Seleme rivayeti.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Et'ime 11 — İki kişinin yemeğinin üç kişiye yetmesi.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Et'ime 41 — Peygamber vefat ettiğinde evdeki azlık — hurma ile su; Âişe rivayeti.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Et'ime 54 — Sofra kaldırılırken söylenen hamd.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Et'ime 55 — Yemeği hazırlayanla paylaşmak.
  • Kur’an
    A'râf 7:31 — Yemek ve içmekte ölçü: israf edilmemesi.
  • Kur’an
    Bakara 2:172 — Verilen temiz rızıklardan yemek ve şükretmek.

Son güncelleme: