Yâsîn Suresi
Yâsîn suresi 83 ayettir. Türkiye'de en çok okunan surelerdendir. Fazileti hakkında dolaşan rivayetlerin kaynak durumu bu sayfada olduğu gibi verilmiştir.
- Sure numarası
- 36. sure
- Arapça adı
- يس
- Ayet sayısı
- 83 ayet
- Nüzul yeri
- Mekki (Mekke dönemi)
- Nüzul sırası
- 41.
- Cüz
- 22, 23. cüz
- Ana konusu
- Diriltilmenin delilleri ve üç elçi kıssası
Adının anlamı
Yâsîn, Kur'an'da bazı surelerin başında bulunan harflerdendir. Klasik tefsirlerde anlamı üzerinde farklı görüşler bulunur ve kesin bir açıklama yapılmaz.
Temel temaları
- diriliş
- elçiler
- yaratılış
- hesap
Yâsîn suresi — Arapçası ve anlamı
Aşağıdaki Türkçe anlam bu siteye aittir; herhangi bir mealden alınmamıştır. Amacı ayetin ne dediğini açık Türkçeyle aktarmaktır, basılı bir mealin yerini tutmaz. Anlam metni Arapçanın karşılığı değil, karşılığının aktarımıdır — esas olan Arapça metindir.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
يسٓ
Yâ Sîn.
وَٱلْقُرْءَانِ ٱلْحَكِيمِ
Hikmet dolu Kur'an'a yemin olsun.
إِنَّكَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ
Şüphesiz sen gönderilen elçilerdensin;
عَلَىٰ صِرَٰطٍ مُّسْتَقِيمٍ
Dosdoğru bir yol üzerinde.
تَنزِيلَ ٱلْعَزِيزِ ٱلرَّحِيمِ
Güçlü ve merhametli olanın indirmesidir.
لِتُنذِرَ قَوْمًا مَّآ أُنذِرَ ءَابَآؤُهُمْ فَهُمْ غَٰفِلُونَ
Ataları uyarılmamış, bu yüzden habersiz kalmış bir topluluğu uyarasın diye.
لَقَدْ حَقَّ ٱلْقَوْلُ عَلَىٰٓ أَكْثَرِهِمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ
Andolsun onların çoğu üzerine söz gerçekleşmiştir; artık iman etmezler.
إِنَّا جَعَلْنَا فِىٓ أَعْنَٰقِهِمْ أَغْلَٰلًا فَهِىَ إِلَى ٱلْأَذْقَانِ فَهُم مُّقْمَحُونَ
Biz onların boyunlarına, çenelerine kadar varan halkalar geçirdik; başları yukarı kalkıktır.
وَجَعَلْنَا مِنۢ بَيْنِ أَيْدِيهِمْ سَدًّا وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدًّا فَأَغْشَيْنَٰهُمْ فَهُمْ لَا يُبْصِرُونَ
Önlerine bir set, arkalarına bir set çektik ve onları örttük; artık görmezler.
وَسَوَآءٌ عَلَيْهِمْ ءَأَنذَرْتَهُمْ أَمْ لَمْ تُنذِرْهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ
Onları uyarsan da uyarmasan da birdir; iman etmezler.
إِنَّمَا تُنذِرُ مَنِ ٱتَّبَعَ ٱلذِّكْرَ وَخَشِىَ ٱلرَّحْمَٰنَ بِٱلْغَيْبِ فَبَشِّرْهُ بِمَغْفِرَةٍ وَأَجْرٍ كَرِيمٍ
Sen ancak zikre uyan ve görmediği hâlde Rahmân'dan korkanı uyarırsın. Onu bir bağışlanma ve değerli bir karşılıkla müjdele.
إِنَّا نَحْنُ نُحْىِ ٱلْمَوْتَىٰ وَنَكْتُبُ مَا قَدَّمُوا۟ وَءَاثَٰرَهُمْ وَكُلَّ شَىْءٍ أَحْصَيْنَٰهُ فِىٓ إِمَامٍ مُّبِينٍ
Şüphesiz ölüleri biz diriltiriz. Önden gönderdiklerini ve bıraktıkları izleri yazarız. Her şeyi apaçık bir kitapta saymışızdır.
وَٱضْرِبْ لَهُم مَّثَلًا أَصْحَٰبَ ٱلْقَرْيَةِ إِذْ جَآءَهَا ٱلْمُرْسَلُونَ
Onlara o şehir halkını örnek ver; hani oraya elçiler gelmişti.
إِذْ أَرْسَلْنَآ إِلَيْهِمُ ٱثْنَيْنِ فَكَذَّبُوهُمَا فَعَزَّزْنَا بِثَالِثٍ فَقَالُوٓا۟ إِنَّآ إِلَيْكُم مُّرْسَلُونَ
Onlara iki elçi göndermiştik; ikisini de yalanladılar. Bunun üzerine bir üçüncüyle destekledik. Dediler ki: "Biz size gönderilmiş elçileriz."
قَالُوا۟ مَآ أَنتُمْ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُنَا وَمَآ أَنزَلَ ٱلرَّحْمَٰنُ مِن شَىْءٍ إِنْ أَنتُمْ إِلَّا تَكْذِبُونَ
Dediler ki: "Siz de ancak bizim gibi bir insansınız. Rahmân hiçbir şey indirmedi; siz ancak yalan söylüyorsunuz."
قَالُوا۟ رَبُّنَا يَعْلَمُ إِنَّآ إِلَيْكُمْ لَمُرْسَلُونَ
Dediler ki: "Rabbimiz biliyor; biz gerçekten size gönderilmiş elçileriz.
وَمَا عَلَيْنَآ إِلَّا ٱلْبَلَٰغُ ٱلْمُبِينُ
Bize düşen ancak apaçık tebliğdir."
قَالُوٓا۟ إِنَّا تَطَيَّرْنَا بِكُمْ لَئِن لَّمْ تَنتَهُوا۟ لَنَرْجُمَنَّكُمْ وَلَيَمَسَّنَّكُم مِّنَّا عَذَابٌ أَلِيمٌ
Dediler ki: "Doğrusu sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Vazgeçmezseniz sizi mutlaka taşlarız ve bizden size acı bir azap dokunur."
قَالُوا۟ طَٰٓئِرُكُم مَّعَكُمْ أَئِن ذُكِّرْتُم بَلْ أَنتُمْ قَوْمٌ مُّسْرِفُونَ
Dediler ki: "Uğursuzluğunuz kendinizdendir. Size öğüt verildi diye mi? Hayır, siz haddi aşan bir topluluksunuz."
وَجَآءَ مِنْ أَقْصَا ٱلْمَدِينَةِ رَجُلٌ يَسْعَىٰ قَالَ يَٰقَوْمِ ٱتَّبِعُوا۟ ٱلْمُرْسَلِينَ
Şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi ve dedi ki: "Ey kavmim! Elçilere uyun.
ٱتَّبِعُوا۟ مَن لَّا يَسْـَٔلُكُمْ أَجْرًا وَهُم مُّهْتَدُونَ
Sizden bir ücret istemeyenlere uyun; onlar doğru yoldadır.
وَمَا لِىَ لَآ أَعْبُدُ ٱلَّذِى فَطَرَنِى وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
Beni yaratana ne diye kulluk etmeyeyim? Siz de O'na döndürüleceksiniz.
ءَأَتَّخِذُ مِن دُونِهِۦٓ ءَالِهَةً إِن يُرِدْنِ ٱلرَّحْمَٰنُ بِضُرٍّ لَّا تُغْنِ عَنِّى شَفَٰعَتُهُمْ شَيْـًٔا وَلَا يُنقِذُونِ
O'ndan başka ilahlar mı edineyim? Rahmân bana bir zarar dilerse, onların şefaati bana hiçbir fayda vermez ve beni kurtaramazlar.
إِنِّىٓ إِذًا لَّفِى ضَلَٰلٍ مُّبِينٍ
O zaman ben apaçık bir sapkınlık içinde olurum.
إِنِّىٓ ءَامَنتُ بِرَبِّكُمْ فَٱسْمَعُونِ
Şüphesiz ben Rabbinize iman ettim; beni dinleyin."
قِيلَ ٱدْخُلِ ٱلْجَنَّةَ قَالَ يَٰلَيْتَ قَوْمِى يَعْلَمُونَ
Ona "Cennete gir" denildi. Dedi ki: "Keşke kavmim bilseydi;
بِمَا غَفَرَ لِى رَبِّى وَجَعَلَنِى مِنَ ٱلْمُكْرَمِينَ
Rabbimin beni bağışladığını ve beni değerli kılınanlardan yaptığını."
وَمَآ أَنزَلْنَا عَلَىٰ قَوْمِهِۦ مِنۢ بَعْدِهِۦ مِن جُندٍ مِّنَ ٱلسَّمَآءِ وَمَا كُنَّا مُنزِلِينَ
Ondan sonra kavminin üzerine gökten bir ordu indirmedik; indirecek de değildik.
إِن كَانَتْ إِلَّا صَيْحَةً وَٰحِدَةً فَإِذَا هُمْ خَٰمِدُونَ
Sadece tek bir çığlık oldu; hemen sönüverdiler.
يَٰحَسْرَةً عَلَى ٱلْعِبَادِ مَا يَأْتِيهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ
Kullara yazık! Kendilerine gelen her elçiyle mutlaka alay ediyorlardı.
أَلَمْ يَرَوْا۟ كَمْ أَهْلَكْنَا قَبْلَهُم مِّنَ ٱلْقُرُونِ أَنَّهُمْ إِلَيْهِمْ لَا يَرْجِعُونَ
Görmediler mi, kendilerinden önce nice nesilleri helak ettik; onlar kendilerine dönmezler.
وَإِن كُلٌّ لَّمَّا جَمِيعٌ لَّدَيْنَا مُحْضَرُونَ
Hepsi mutlaka toplanıp huzurumuza getirilecektir.
وَءَايَةٌ لَّهُمُ ٱلْأَرْضُ ٱلْمَيْتَةُ أَحْيَيْنَٰهَا وَأَخْرَجْنَا مِنْهَا حَبًّا فَمِنْهُ يَأْكُلُونَ
Ölü toprak onlar için bir ayettir; onu dirilttik ve ondan taneler çıkardık; ondan yiyorlar.
وَجَعَلْنَا فِيهَا جَنَّٰتٍ مِّن نَّخِيلٍ وَأَعْنَٰبٍ وَفَجَّرْنَا فِيهَا مِنَ ٱلْعُيُونِ
Orada hurma ve üzüm bahçeleri yaptık; orada pınarlar fışkırttık.
لِيَأْكُلُوا۟ مِن ثَمَرِهِۦ وَمَا عَمِلَتْهُ أَيْدِيهِمْ أَفَلَا يَشْكُرُونَ
Onun ürününden ve ellerinin yaptığından yesinler diye. Hâlâ şükretmeyecekler mi?
سُبْحَٰنَ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلْأَزْوَٰجَ كُلَّهَا مِمَّا تُنۢبِتُ ٱلْأَرْضُ وَمِنْ أَنفُسِهِمْ وَمِمَّا لَا يَعْلَمُونَ
Yerin bitirdiklerinden, kendi nefislerinden ve bilmedikleri şeylerden bütün çiftleri yaratan yücedir.
وَءَايَةٌ لَّهُمُ ٱلَّيْلُ نَسْلَخُ مِنْهُ ٱلنَّهَارَ فَإِذَا هُم مُّظْلِمُونَ
Gece de onlar için bir ayettir; gündüzü ondan sıyırırız da karanlıkta kalıverirler.
وَٱلشَّمْسُ تَجْرِى لِمُسْتَقَرٍّ لَّهَا ذَٰلِكَ تَقْدِيرُ ٱلْعَزِيزِ ٱلْعَلِيمِ
Güneş de kendi karargâhına akıp gider. Bu, güçlü ve bilen Allah'ın takdiridir.
وَٱلْقَمَرَ قَدَّرْنَٰهُ مَنَازِلَ حَتَّىٰ عَادَ كَٱلْعُرْجُونِ ٱلْقَدِيمِ
Ay için de konaklar belirledik; nihayet eski hurma dalı gibi olur.
لَا ٱلشَّمْسُ يَنۢبَغِى لَهَآ أَن تُدْرِكَ ٱلْقَمَرَ وَلَا ٱلَّيْلُ سَابِقُ ٱلنَّهَارِ وَكُلٌّ فِى فَلَكٍ يَسْبَحُونَ
Ne güneş aya yetişebilir ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzer.
وَءَايَةٌ لَّهُمْ أَنَّا حَمَلْنَا ذُرِّيَّتَهُمْ فِى ٱلْفُلْكِ ٱلْمَشْحُونِ
Onların soylarını dolu gemide taşımamız da onlar için bir ayettir.
وَخَلَقْنَا لَهُم مِّن مِّثْلِهِۦ مَا يَرْكَبُونَ
Onlar için, onun benzeri binecekleri şeyler yarattık.
وَإِن نَّشَأْ نُغْرِقْهُمْ فَلَا صَرِيخَ لَهُمْ وَلَا هُمْ يُنقَذُونَ
Dilesek onları boğarız; ne bir çığlıkları duyulur ne de kurtarılırlar.
إِلَّا رَحْمَةً مِّنَّا وَمَتَٰعًا إِلَىٰ حِينٍ
Ancak katımızdan bir rahmet ve bir süreye kadar yararlanma başka.
وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱتَّقُوا۟ مَا بَيْنَ أَيْدِيكُمْ وَمَا خَلْفَكُمْ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
Onlara "Önünüzdekinden ve arkanızdakinden sakının; belki merhamet olunursunuz" denildiğinde yüz çevirirler.
وَمَا تَأْتِيهِم مِّنْ ءَايَةٍ مِّنْ ءَايَٰتِ رَبِّهِمْ إِلَّا كَانُوا۟ عَنْهَا مُعْرِضِينَ
Rablerinin ayetlerinden kendilerine bir ayet geldiğinde mutlaka ondan yüz çevirirler.
وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ أَنفِقُوا۟ مِمَّا رَزَقَكُمُ ٱللَّهُ قَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لِلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَنُطْعِمُ مَن لَّوْ يَشَآءُ ٱللَّهُ أَطْعَمَهُۥٓ إِنْ أَنتُمْ إِلَّا فِى ضَلَٰلٍ مُّبِينٍ
Onlara "Allah'ın size verdiği rızıktan harcayın" denildiğinde, inkâr edenler iman edenlere derler ki: "Allah dileseydi doyuracağı kimseyi biz mi doyuralım? Siz ancak apaçık bir sapkınlık içindesiniz."
وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَٰذَا ٱلْوَعْدُ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
Ve diyorlar ki: "Doğru söylüyorsanız bu vaat ne zaman?"
مَا يَنظُرُونَ إِلَّا صَيْحَةً وَٰحِدَةً تَأْخُذُهُمْ وَهُمْ يَخِصِّمُونَ
Onlar, çekişip dururlarken kendilerini yakalayacak tek bir çığlıktan başkasını beklemiyorlar.
فَلَا يَسْتَطِيعُونَ تَوْصِيَةً وَلَآ إِلَىٰٓ أَهْلِهِمْ يَرْجِعُونَ
Ne bir vasiyet edebilirler ne de ailelerine dönebilirler.
وَنُفِخَ فِى ٱلصُّورِ فَإِذَا هُم مِّنَ ٱلْأَجْدَاثِ إِلَىٰ رَبِّهِمْ يَنسِلُونَ
Sûra üflenmiştir. Bir de bakarsın kabirlerinden Rablerine doğru akın ediyorlar.
قَالُوا۟ يَٰوَيْلَنَا مَنۢ بَعَثَنَا مِن مَّرْقَدِنَا هَٰذَا مَا وَعَدَ ٱلرَّحْمَٰنُ وَصَدَقَ ٱلْمُرْسَلُونَ
Derler ki: "Yazıklar olsun bize! Bizi yattığımız yerden kim kaldırdı? İşte bu, Rahmân'ın vaat ettiği ve elçilerin doğru söylediği şeydir."
إِن كَانَتْ إِلَّا صَيْحَةً وَٰحِدَةً فَإِذَا هُمْ جَمِيعٌ لَّدَيْنَا مُحْضَرُونَ
Sadece tek bir çığlık olur; hepsi huzurumuzda hazır bulundurulur.
فَٱلْيَوْمَ لَا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْـًٔا وَلَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
Bugün hiç kimseye hiçbir haksızlık edilmez ve yaptıklarınızdan başkasıyla karşılık görmezsiniz.
إِنَّ أَصْحَٰبَ ٱلْجَنَّةِ ٱلْيَوْمَ فِى شُغُلٍ فَٰكِهُونَ
Şüphesiz bugün cennet halkı bir meşguliyet içinde eğlenmektedir.
هُمْ وَأَزْوَٰجُهُمْ فِى ظِلَٰلٍ عَلَى ٱلْأَرَآئِكِ مُتَّكِـُٔونَ
Onlar ve eşleri gölgeler içinde koltuklara yaslanmışlardır.
لَهُمْ فِيهَا فَٰكِهَةٌ وَلَهُم مَّا يَدَّعُونَ
Orada onlar için meyveler ve istedikleri her şey vardır.
سَلَٰمٌ قَوْلًا مِّن رَّبٍّ رَّحِيمٍ
Merhametli bir Rabden söz olarak "Selam" vardır.
وَٱمْتَٰزُوا۟ ٱلْيَوْمَ أَيُّهَا ٱلْمُجْرِمُونَ
"Ey suçlular! Bugün siz ayrılın."
أَلَمْ أَعْهَدْ إِلَيْكُمْ يَٰبَنِىٓ ءَادَمَ أَن لَّا تَعْبُدُوا۟ ٱلشَّيْطَٰنَ إِنَّهُۥ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِينٌ
Ey Âdemoğulları! Size, şeytana kulluk etmeyin diye ahit vermedim mi? Şüphesiz o sizin için apaçık bir düşmandır.
وَأَنِ ٱعْبُدُونِى هَٰذَا صِرَٰطٌ مُّسْتَقِيمٌ
Bana kulluk edin; işte dosdoğru yol budur.
وَلَقَدْ أَضَلَّ مِنكُمْ جِبِلًّا كَثِيرًا أَفَلَمْ تَكُونُوا۟ تَعْقِلُونَ
Andolsun o, sizden birçok nesli saptırdı. Akletmiyor muydunuz?
هَٰذِهِۦ جَهَنَّمُ ٱلَّتِى كُنتُمْ تُوعَدُونَ
İşte bu, size vaat edilen cehennemdir.
ٱصْلَوْهَا ٱلْيَوْمَ بِمَا كُنتُمْ تَكْفُرُونَ
İnkâr etmenize karşılık bugün oraya girin.
ٱلْيَوْمَ نَخْتِمُ عَلَىٰٓ أَفْوَٰهِهِمْ وَتُكَلِّمُنَآ أَيْدِيهِمْ وَتَشْهَدُ أَرْجُلُهُم بِمَا كَانُوا۟ يَكْسِبُونَ
O gün ağızlarını mühürleriz; elleri bize konuşur ve ayakları kazandıklarına şahitlik eder.
وَلَوْ نَشَآءُ لَطَمَسْنَا عَلَىٰٓ أَعْيُنِهِمْ فَٱسْتَبَقُوا۟ ٱلصِّرَٰطَ فَأَنَّىٰ يُبْصِرُونَ
Dileseydik gözlerini silme kör ederdik de yolu ararlardı; ama nasıl göreceklerdi?
وَلَوْ نَشَآءُ لَمَسَخْنَٰهُمْ عَلَىٰ مَكَانَتِهِمْ فَمَا ٱسْتَطَٰعُوا۟ مُضِيًّا وَلَا يَرْجِعُونَ
Dileseydik onları oldukları yerde başka bir şekle çevirirdik; ne ileri gidebilirler ne geri dönebilirlerdi.
وَمَن نُّعَمِّرْهُ نُنَكِّسْهُ فِى ٱلْخَلْقِ أَفَلَا يَعْقِلُونَ
Kime uzun ömür verirsek, onu yaratılışta tersine çeviririz. Hâlâ akletmiyorlar mı?
وَمَا عَلَّمْنَٰهُ ٱلشِّعْرَ وَمَا يَنۢبَغِى لَهُۥٓ إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ وَقُرْءَانٌ مُّبِينٌ
Biz ona şiir öğretmedik; bu ona yaraşmaz da. O ancak bir öğüt ve apaçık bir Kur'an'dır;
لِّيُنذِرَ مَن كَانَ حَيًّا وَيَحِقَّ ٱلْقَوْلُ عَلَى ٱلْكَٰفِرِينَ
Diri olanı uyarsın ve gerçeği örtenler hakkındaki söz gerçekleşsin diye.
أَوَلَمْ يَرَوْا۟ أَنَّا خَلَقْنَا لَهُم مِّمَّا عَمِلَتْ أَيْدِينَآ أَنْعَٰمًا فَهُمْ لَهَا مَٰلِكُونَ
Görmediler mi? Ellerimizin yaptıklarından onlar için hayvanlar yarattık; onlara sahip oluyorlar.
وَذَلَّلْنَٰهَا لَهُمْ فَمِنْهَا رَكُوبُهُمْ وَمِنْهَا يَأْكُلُونَ
Onları kendilerine boyun eğdirdik; kimine binerler, kiminden yerler.
وَلَهُمْ فِيهَا مَنَٰفِعُ وَمَشَارِبُ أَفَلَا يَشْكُرُونَ
Onlarda başka yararlar ve içecekler de vardır. Hâlâ şükretmeyecekler mi?
وَٱتَّخَذُوا۟ مِن دُونِ ٱللَّهِ ءَالِهَةً لَّعَلَّهُمْ يُنصَرُونَ
Allah'ı bırakıp da ilahlar edindiler; belki yardım görürler diye.
لَا يَسْتَطِيعُونَ نَصْرَهُمْ وَهُمْ لَهُمْ جُندٌ مُّحْضَرُونَ
Onlar bunlara yardım edemezler; oysa bunlar onlar için hazır tutulmuş askerlerdir.
فَلَا يَحْزُنكَ قَوْلُهُمْ إِنَّا نَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ
Onların sözü seni üzmesin. Şüphesiz biz, gizlediklerini de açığa vurduklarını da biliriz.
أَوَلَمْ يَرَ ٱلْإِنسَٰنُ أَنَّا خَلَقْنَٰهُ مِن نُّطْفَةٍ فَإِذَا هُوَ خَصِيمٌ مُّبِينٌ
İnsan görmedi mi? Biz onu bir damla sudan yarattık; sonra o apaçık bir tartışmacı oluverdi.
وَضَرَبَ لَنَا مَثَلًا وَنَسِىَ خَلْقَهُۥ قَالَ مَن يُحْىِ ٱلْعِظَٰمَ وَهِىَ رَمِيمٌ
Kendi yaratılışını unutarak bize örnek verdi ve dedi ki: "Çürümüş kemikleri kim diriltecek?"
قُلْ يُحْيِيهَا ٱلَّذِىٓ أَنشَأَهَآ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَهُوَ بِكُلِّ خَلْقٍ عَلِيمٌ
De ki: Onları ilk kez yaratan diriltecek. O, her yaratmayı bilendir.
ٱلَّذِى جَعَلَ لَكُم مِّنَ ٱلشَّجَرِ ٱلْأَخْضَرِ نَارًا فَإِذَآ أَنتُم مِّنْهُ تُوقِدُونَ
O ki size yeşil ağaçtan ateş çıkardı; siz de ondan yakıyorsunuz.
أَوَلَيْسَ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ بِقَٰدِرٍ عَلَىٰٓ أَن يَخْلُقَ مِثْلَهُم بَلَىٰ وَهُوَ ٱلْخَلَّٰقُ ٱلْعَلِيمُ
Gökleri ve yeri yaratan, onların benzerini yaratmaya gücü yetmez mi? Elbette yeter. O, her şeyi yaratandır, bilendir.
إِنَّمَآ أَمْرُهُۥٓ إِذَآ أَرَادَ شَيْـًٔا أَن يَقُولَ لَهُۥ كُن فَيَكُونُ
Bir şeyi dilediğinde O'nun emri, ona "Ol" demesidir; o da oluverir.
فَسُبْحَٰنَ ٱلَّذِى بِيَدِهِۦ مَلَكُوتُ كُلِّ شَىْءٍ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
Her şeyin egemenliği elinde olan yücedir; O'na döndürüleceksiniz.
Arapça Kur’an metni Tanzil Project tarafından hazırlanmıştır (Uthmani imlası, sürüm 1.1). Lisans: Creative Commons Attribution 3.0 —tanzil.net
Fazileti hakkındaki rivayetlerin durumu
Yâsîn suresinin fazileti hakkında çok sayıda rivayet dolaşır: "Kur'an'ın kalbi" olduğu, ölünün yanında okunması, belirli sayıda okumanın belirli sonuçlar getireceği.
Bu rivayetler Tirmizî, Ebû Dâvûd ve İbn Mâce gibi kaynaklarda yer alır; ancak hadis literatüründe senetleri tartışılmıştır ve önemli bir kısmı zayıf kabul edilir.
Bu sitede durum olduğu gibi verilir. Surenin okunmasında sakınca yoktur ve ölünün yanında okunması klasik kaynaklarda yerleşmiş bir uygulamadır. Ancak "şu kadar okuyan şu sonucu elde eder" biçimindeki iddiaların sahih kaynaklarda karşılığı bulunmaz.
Sayı bilgisi bu sitede yalnızca kaynağı gösterilebildiğinde verilir. Ölüm ayetleri sayfasında da aynı ayrım yapılmıştır.
Bırakılan izler
On ikinci ayet iki şeyi birlikte yazdığını bildirir: "önden gönderdiklerini ve bıraktıkları izleri."
Klasik tefsirlerde ikinci ifade üzerinde durulur; kişinin kendi yaptıklarının yanında, ardında bıraktığı etkilerin de kayda geçtiği belirtilir.
Bu, surenin ana temasıyla bağlantılıdır: hiçbir şey kaybolmaz. Ayet "her şeyi apaçık bir kitapta saymışızdır" diye biter.
Şehrin öbür ucundan gelen adam
20-27. ayetlerdeki kıssada, elçiler yalanlandıktan sonra şehrin öbür ucundan bir adam koşarak gelir.
Söylediği ilk şey bir delil değil, bir ölçüdür: "Sizden bir ücret istemeyenlere uyun."
Adam öldürüldükten sonra bile sözü değişmez: "Keşke kavmim bilseydi." Klasik tefsirlerde bu ifade, kendisine zarar verenler için bile iyilik dilemesi bakımından ele alınır.
Kıssanın ardından gelen 29. ayet dikkat çekicidir: sonuç için ordu indirilmez, "tek bir çığlık" yeter.
Sık sorulan sorular
Yâsîn suresi "Kur'an'ın kalbi" midir?
Bu ifade Tirmizî'de nakledilen bir rivayette geçer; ancak hadis literatüründe bu rivayetin senedi tartışılmıştır ve zayıf kabul edilir. Sahih hadis kaynaklarında böyle bir bildirim bulunmaz.
Ölünün yanında Yâsîn okunur mu?
Bu uygulamanın dayandığı rivayet Ebû Dâvûd ve İbn Mâce'de bulunur; senedi tartışılmıştır. Uygulama klasik kaynaklarda yerleşmiştir. Bu sitede iki durum ayrı tutulur: yerleşmiş olmak ile sahih kaynakta bildirilmiş olmak aynı şey değildir.
Kaynaklar
- Kur’anYâsîn 36:1-83 — Surenin metni
- Klasik kaynakTirmizî, Fezâilü'l-Kur'ân 7; Ebû Dâvûd, Cenâiz 20 — Surenin fazileti hakkındaki rivayetler; senetleri tartışılmıştır
- DoğrulanmadıBelirli sayıda okumaya bağlanan sonuç iddiaları — Sahih kaynaklarda karşılığı yoktur
Son güncelleme: