Ankebût Suresi
Ankebût suresi 69 ayettir ve adı "örümcek" anlamına gelir. İkinci ayeti imtihanın kaçınılmazlığını bildirir; 41. ayeti ise örümcek ağı benzetmesini taşır.
- Sure numarası
- 29. sure
- Arapça adı
- العنكبوت
- Ayet sayısı
- 69 ayet
- Nüzul yeri
- Mekki (Mekke dönemi)
- Nüzul sırası
- 85.
- Cüz
- 20, 21. cüz
- Ana konusu
- İmanın denenmesi ve dayanaksız bağlantılar
Adının anlamı
Ankebût, örümcek demektir. Sure adını 41. ayetteki benzetmeden alır.
Temel temaları
- imtihan
- sabır
- namaz
- rızık
Ankebût suresi — Arapçası ve anlamı
Aşağıdaki Türkçe anlam bu siteye aittir; herhangi bir mealden alınmamıştır. Amacı ayetin ne dediğini açık Türkçeyle aktarmaktır, basılı bir mealin yerini tutmaz. Anlam metni Arapçanın karşılığı değil, karşılığının aktarımıdır — esas olan Arapça metindir.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
الٓمٓ
Elif Lâm Mîm.
أَحَسِبَ ٱلنَّاسُ أَن يُتْرَكُوٓا۟ أَن يَقُولُوٓا۟ ءَامَنَّا وَهُمْ لَا يُفْتَنُونَ
İnsanlar, "İman ettik" demekle denenmeden bırakılacaklarını mı sandılar?
وَلَقَدْ فَتَنَّا ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ فَلَيَعْلَمَنَّ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ صَدَقُوا۟ وَلَيَعْلَمَنَّ ٱلْكَٰذِبِينَ
Andolsun onlardan öncekileri de denedik. Allah, doğru söyleyenleri de elbette bilir, yalancıları da elbette bilir.
أَمْ حَسِبَ ٱلَّذِينَ يَعْمَلُونَ ٱلسَّيِّـَٔاتِ أَن يَسْبِقُونَا سَآءَ مَا يَحْكُمُونَ
Yoksa kötülük yapanlar bizden kaçabileceklerini mi sandılar? Ne kötü hüküm veriyorlar!
مَن كَانَ يَرْجُوا۟ لِقَآءَ ٱللَّهِ فَإِنَّ أَجَلَ ٱللَّهِ لَـَٔاتٍ وَهُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ
Kim Allah'a kavuşmayı umuyorsa, şüphesiz Allah'ın belirlediği vakit gelecektir. O işitendir, bilendir.
وَمَن جَٰهَدَ فَإِنَّمَا يُجَٰهِدُ لِنَفْسِهِۦٓ إِنَّ ٱللَّهَ لَغَنِىٌّ عَنِ ٱلْعَٰلَمِينَ
Kim cihat ederse, ancak kendisi için cihat etmiş olur. Şüphesiz Allah'ın âlemlere ihtiyacı yoktur.
وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ لَنُكَفِّرَنَّ عَنْهُمْ سَيِّـَٔاتِهِمْ وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ أَحْسَنَ ٱلَّذِى كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
İman edip salih amel işleyenlerin kötülüklerini elbette örteriz ve onları yaptıklarının en güzeliyle ödüllendiririz.
وَوَصَّيْنَا ٱلْإِنسَٰنَ بِوَٰلِدَيْهِ حُسْنًا وَإِن جَٰهَدَاكَ لِتُشْرِكَ بِى مَا لَيْسَ لَكَ بِهِۦ عِلْمٌ فَلَا تُطِعْهُمَآ إِلَىَّ مَرْجِعُكُمْ فَأُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
İnsana anne babasına iyi davranmasını tavsiye ettik. Ama bilmediğin bir şeyi bana ortak koşman için seni zorlarlarsa, onlara itaat etme. Dönüşünüz banadır; yaptıklarınızı size haber vereceğim.
وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ لَنُدْخِلَنَّهُمْ فِى ٱلصَّٰلِحِينَ
İman edip salih amel işleyenleri elbette salihler arasına katarız.
وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يَقُولُ ءَامَنَّا بِٱللَّهِ فَإِذَآ أُوذِىَ فِى ٱللَّهِ جَعَلَ فِتْنَةَ ٱلنَّاسِ كَعَذَابِ ٱللَّهِ وَلَئِن جَآءَ نَصْرٌ مِّن رَّبِّكَ لَيَقُولُنَّ إِنَّا كُنَّا مَعَكُمْ أَوَلَيْسَ ٱللَّهُ بِأَعْلَمَ بِمَا فِى صُدُورِ ٱلْعَٰلَمِينَ
İnsanlardan öylesi vardır ki "Allah'a iman ettik" der. Fakat Allah yolunda eziyet gördüğünde, insanların işkencesini Allah'ın azabı gibi sayar. Rabbinden bir yardım gelirse, mutlaka "Biz sizinle beraberdik" derler. Allah, âlemlerin göğüslerinde olanı en iyi bilen değil midir?
وَلَيَعْلَمَنَّ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَلَيَعْلَمَنَّ ٱلْمُنَٰفِقِينَ
Allah, iman edenleri de elbette bilir, münafıkları da elbette bilir.
وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لِلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱتَّبِعُوا۟ سَبِيلَنَا وَلْنَحْمِلْ خَطَٰيَٰكُمْ وَمَا هُم بِحَٰمِلِينَ مِنْ خَطَٰيَٰهُم مِّن شَىْءٍ إِنَّهُمْ لَكَٰذِبُونَ
İnkâr edenler, iman edenlere dediler ki: "Bizim yolumuza uyun; sizin günahlarınızı biz yüklenelim." Oysa onların günahlarından hiçbir şeyi yüklenecek değillerdir. Şüphesiz onlar yalancıdır.
وَلَيَحْمِلُنَّ أَثْقَالَهُمْ وَأَثْقَالًا مَّعَ أَثْقَالِهِمْ وَلَيُسْـَٔلُنَّ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ عَمَّا كَانُوا۟ يَفْتَرُونَ
Kendi yüklerini ve kendi yükleriyle birlikte başka yükleri de taşıyacaklar. Kıyamet günü uydurdukları şeylerden mutlaka sorgulanacaklar.
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَىٰ قَوْمِهِۦ فَلَبِثَ فِيهِمْ أَلْفَ سَنَةٍ إِلَّا خَمْسِينَ عَامًا فَأَخَذَهُمُ ٱلطُّوفَانُ وَهُمْ ظَٰلِمُونَ
Andolsun Nûh'u kavmine gönderdik; aralarında elli yıl eksiğiyle bin yıl kaldı. Sonunda zulmederlerken tufan onları yakaladı.
فَأَنجَيْنَٰهُ وَأَصْحَٰبَ ٱلسَّفِينَةِ وَجَعَلْنَٰهَآ ءَايَةً لِّلْعَٰلَمِينَ
Onu ve gemi halkını kurtardık ve onu âlemlere bir ayet yaptık.
وَإِبْرَٰهِيمَ إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ وَٱتَّقُوهُ ذَٰلِكُمْ خَيْرٌ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ
İbrâhîm'i de. Hani kavmine demişti ki: "Allah'a kulluk edin ve O'na karşı sorumlu davranın. Bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.
إِنَّمَا تَعْبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ أَوْثَٰنًا وَتَخْلُقُونَ إِفْكًا إِنَّ ٱلَّذِينَ تَعْبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ لَا يَمْلِكُونَ لَكُمْ رِزْقًا فَٱبْتَغُوا۟ عِندَ ٱللَّهِ ٱلرِّزْقَ وَٱعْبُدُوهُ وَٱشْكُرُوا۟ لَهُۥٓ إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
Siz Allah'tan başka putlara kulluk ediyor ve yalan uyduruyorsunuz. Allah'tan başka kulluk ettikleriniz size rızık vermeye güç yetiremez. Rızkı Allah katında arayın, O'na kulluk edin ve O'na şükredin. O'na döndürüleceksiniz."
وَإِن تُكَذِّبُوا۟ فَقَدْ كَذَّبَ أُمَمٌ مِّن قَبْلِكُمْ وَمَا عَلَى ٱلرَّسُولِ إِلَّا ٱلْبَلَٰغُ ٱلْمُبِينُ
Yalanlarsanız, sizden önceki ümmetler de yalanlamıştı. Elçiye düşen ancak apaçık tebliğdir.
أَوَلَمْ يَرَوْا۟ كَيْفَ يُبْدِئُ ٱللَّهُ ٱلْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُۥٓ إِنَّ ذَٰلِكَ عَلَى ٱللَّهِ يَسِيرٌ
Görmediler mi? Allah yaratmayı nasıl başlatıyor, sonra tekrarlıyor. Şüphesiz bu, Allah'a kolaydır.
قُلْ سِيرُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ فَٱنظُرُوا۟ كَيْفَ بَدَأَ ٱلْخَلْقَ ثُمَّ ٱللَّهُ يُنشِئُ ٱلنَّشْأَةَ ٱلْـَٔاخِرَةَ إِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ
De ki: Yeryüzünde dolaşın ve yaratmayı nasıl başlattığına bakın. Sonra Allah son yaratmayı gerçekleştirecektir. Şüphesiz Allah her şeye gücü yetendir.
يُعَذِّبُ مَن يَشَآءُ وَيَرْحَمُ مَن يَشَآءُ وَإِلَيْهِ تُقْلَبُونَ
Dilediğine azap eder, dilediğine merhamet eder. O'na döndürüleceksiniz.
وَمَآ أَنتُم بِمُعْجِزِينَ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَا فِى ٱلسَّمَآءِ وَمَا لَكُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ مِن وَلِىٍّ وَلَا نَصِيرٍ
Siz ne yerde ne de gökte aciz bırakabilirsiniz. Sizin için Allah'tan başka bir dost ve yardımcı da yoktur.
وَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ وَلِقَآئِهِۦٓ أُو۟لَٰٓئِكَ يَئِسُوا۟ مِن رَّحْمَتِى وَأُو۟لَٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
Allah'ın ayetlerini ve O'na kavuşmayı inkâr edenler; işte onlar rahmetimden ümit kesmiştir ve onlar için acı bir azap vardır.
فَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِهِۦٓ إِلَّآ أَن قَالُوا۟ ٱقْتُلُوهُ أَوْ حَرِّقُوهُ فَأَنجَىٰهُ ٱللَّهُ مِنَ ٱلنَّارِ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَٰتٍ لِّقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
Kavminin cevabı ancak şu oldu: "Onu öldürün ya da yakın." Allah da onu ateşten kurtardı. Şüphesiz bunda iman eden bir topluluk için ayetler vardır.
وَقَالَ إِنَّمَا ٱتَّخَذْتُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ أَوْثَٰنًا مَّوَدَّةَ بَيْنِكُمْ فِى ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا ثُمَّ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ يَكْفُرُ بَعْضُكُم بِبَعْضٍ وَيَلْعَنُ بَعْضُكُم بَعْضًا وَمَأْوَىٰكُمُ ٱلنَّارُ وَمَا لَكُم مِّن نَّٰصِرِينَ
Dedi ki: "Siz, dünya hayatında aranızdaki sevgi yüzünden Allah'ı bırakıp putlar edindiniz. Sonra kıyamet günü birbirinizi inkâr edecek ve birbirinize lanet edeceksiniz. Varacağınız yer ateştir ve hiçbir yardımcınız olmayacak."
فَـَٔامَنَ لَهُۥ لُوطٌ وَقَالَ إِنِّى مُهَاجِرٌ إِلَىٰ رَبِّىٓ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ
Lût ona iman etti. İbrâhîm dedi ki: "Ben Rabbime hicret ediyorum. Şüphesiz O güçlüdür, hikmet sahibidir."
وَوَهَبْنَا لَهُۥٓ إِسْحَٰقَ وَيَعْقُوبَ وَجَعَلْنَا فِى ذُرِّيَّتِهِ ٱلنُّبُوَّةَ وَٱلْكِتَٰبَ وَءَاتَيْنَٰهُ أَجْرَهُۥ فِى ٱلدُّنْيَا وَإِنَّهُۥ فِى ٱلْـَٔاخِرَةِ لَمِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ
Ona İshâk'ı ve Ya'kûb'u bağışladık; soyuna peygamberliği ve kitabı verdik. Ona dünyada karşılığını verdik. Şüphesiz o ahirette de salihlerdendir.
وَلُوطًا إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِۦٓ إِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ ٱلْفَٰحِشَةَ مَا سَبَقَكُم بِهَا مِنْ أَحَدٍ مِّنَ ٱلْعَٰلَمِينَ
Lût'u da. Hani kavmine demişti ki: "Siz gerçekten, âlemlerden hiç kimsenin sizden önce yapmadığı bir hayâsızlığı yapıyorsunuz.
أَئِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ ٱلرِّجَالَ وَتَقْطَعُونَ ٱلسَّبِيلَ وَتَأْتُونَ فِى نَادِيكُمُ ٱلْمُنكَرَ فَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِهِۦٓ إِلَّآ أَن قَالُوا۟ ٱئْتِنَا بِعَذَابِ ٱللَّهِ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
Siz erkeklere gidiyor, yol kesiyor ve toplantılarınızda çirkin işler yapıyorsunuz." Kavminin cevabı ancak şu oldu: "Doğru söylüyorsan Allah'ın azabını getir."
قَالَ رَبِّ ٱنصُرْنِى عَلَى ٱلْقَوْمِ ٱلْمُفْسِدِينَ
Dedi ki: "Rabbim! Bozguncu topluluğa karşı bana yardım et."
وَلَمَّا جَآءَتْ رُسُلُنَآ إِبْرَٰهِيمَ بِٱلْبُشْرَىٰ قَالُوٓا۟ إِنَّا مُهْلِكُوٓا۟ أَهْلِ هَٰذِهِ ٱلْقَرْيَةِ إِنَّ أَهْلَهَا كَانُوا۟ ظَٰلِمِينَ
Elçilerimiz İbrâhîm'e müjdeyi getirdiğinde dediler ki: "Biz şu şehir halkını helak edeceğiz; şüphesiz oranın halkı zalimdir."
قَالَ إِنَّ فِيهَا لُوطًا قَالُوا۟ نَحْنُ أَعْلَمُ بِمَن فِيهَا لَنُنَجِّيَنَّهُۥ وَأَهْلَهُۥٓ إِلَّا ٱمْرَأَتَهُۥ كَانَتْ مِنَ ٱلْغَٰبِرِينَ
Dedi ki: "Orada Lût var." Dediler ki: "Orada kimin bulunduğunu biz daha iyi biliriz. Onu ve ailesini mutlaka kurtaracağız; karısı hariç, o geride kalanlardandır."
وَلَمَّآ أَن جَآءَتْ رُسُلُنَا لُوطًا سِىٓءَ بِهِمْ وَضَاقَ بِهِمْ ذَرْعًا وَقَالُوا۟ لَا تَخَفْ وَلَا تَحْزَنْ إِنَّا مُنَجُّوكَ وَأَهْلَكَ إِلَّا ٱمْرَأَتَكَ كَانَتْ مِنَ ٱلْغَٰبِرِينَ
Elçilerimiz Lût'a geldiğinde, onlar yüzünden kaygılandı ve göğsü daraldı. Dediler ki: "Korkma ve üzülme. Biz seni ve aileni kurtaracağız; karın hariç, o geride kalanlardandır.
إِنَّا مُنزِلُونَ عَلَىٰٓ أَهْلِ هَٰذِهِ ٱلْقَرْيَةِ رِجْزًا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ بِمَا كَانُوا۟ يَفْسُقُونَ
Biz bu şehir halkının üzerine, yoldan çıkmaları yüzünden gökten bir azap indireceğiz."
وَلَقَد تَّرَكْنَا مِنْهَآ ءَايَةًۢ بَيِّنَةً لِّقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
Andolsun, akleden bir topluluk için oradan apaçık bir ayet bıraktık.
وَإِلَىٰ مَدْيَنَ أَخَاهُمْ شُعَيْبًا فَقَالَ يَٰقَوْمِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ وَٱرْجُوا۟ ٱلْيَوْمَ ٱلْـَٔاخِرَ وَلَا تَعْثَوْا۟ فِى ٱلْأَرْضِ مُفْسِدِينَ
Medyen'e de kardeşleri Şuayb'ı gönderdik. Dedi ki: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin, ahiret gününü umun ve yeryüzünde bozgunculuk yaparak taşkınlık etmeyin."
فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَتْهُمُ ٱلرَّجْفَةُ فَأَصْبَحُوا۟ فِى دَارِهِمْ جَٰثِمِينَ
Onu yalanladılar; bunun üzerine sarsıntı onları yakaladı ve yurtlarında diz üstü çöküp kaldılar.
وَعَادًا وَثَمُودَا۟ وَقَد تَّبَيَّنَ لَكُم مِّن مَّسَٰكِنِهِمْ وَزَيَّنَ لَهُمُ ٱلشَّيْطَٰنُ أَعْمَٰلَهُمْ فَصَدَّهُمْ عَنِ ٱلسَّبِيلِ وَكَانُوا۟ مُسْتَبْصِرِينَ
Âd ve Semûd'u da. Bu, yurtlarından size belli olmuştur. Şeytan onlara işlerini süslü gösterdi ve onları yoldan alıkoydu; oysa görüp anlayan kimselerdi.
وَقَٰرُونَ وَفِرْعَوْنَ وَهَٰمَٰنَ وَلَقَدْ جَآءَهُم مُّوسَىٰ بِٱلْبَيِّنَٰتِ فَٱسْتَكْبَرُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ وَمَا كَانُوا۟ سَٰبِقِينَ
Kārûn'u, Firavun'u ve Hâmân'ı da. Andolsun Mûsâ onlara apaçık delillerle geldi; fakat yeryüzünde büyüklendiler ve öne geçemediler.
فَكُلًّا أَخَذْنَا بِذَنۢبِهِۦ فَمِنْهُم مَّنْ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِ حَاصِبًا وَمِنْهُم مَّنْ أَخَذَتْهُ ٱلصَّيْحَةُ وَمِنْهُم مَّنْ خَسَفْنَا بِهِ ٱلْأَرْضَ وَمِنْهُم مَّنْ أَغْرَقْنَا وَمَا كَانَ ٱللَّهُ لِيَظْلِمَهُمْ وَلَٰكِن كَانُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ
Her birini günahı yüzünden yakaladık. Kiminin üzerine taş savuran bir rüzgâr gönderdik, kimini çığlık yakaladı, kimini yere geçirdik, kimini de suda boğduk. Allah onlara zulmedecek değildi; fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.
مَثَلُ ٱلَّذِينَ ٱتَّخَذُوا۟ مِن دُونِ ٱللَّهِ أَوْلِيَآءَ كَمَثَلِ ٱلْعَنكَبُوتِ ٱتَّخَذَتْ بَيْتًا وَإِنَّ أَوْهَنَ ٱلْبُيُوتِ لَبَيْتُ ٱلْعَنكَبُوتِ لَوْ كَانُوا۟ يَعْلَمُونَ
Allah'tan başka dostlar edinenlerin durumu, kendine bir ev edinen örümceğin durumu gibidir. Şüphesiz evlerin en dayanıksızı örümcek evidir; keşke bilselerdi.
إِنَّ ٱللَّهَ يَعْلَمُ مَا يَدْعُونَ مِن دُونِهِۦ مِن شَىْءٍ وَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ
Şüphesiz Allah, O'ndan başka neye yalvardıklarını bilir. O güçlüdür, hikmet sahibidir.
وَتِلْكَ ٱلْأَمْثَٰلُ نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِ وَمَا يَعْقِلُهَآ إِلَّا ٱلْعَٰلِمُونَ
İşte bu örnekleri insanlara veriyoruz; onları ancak bilenler akleder.
خَلَقَ ٱللَّهُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ بِٱلْحَقِّ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً لِّلْمُؤْمِنِينَ
Allah, gökleri ve yeri gerçek üzere yarattı. Şüphesiz bunda müminler için bir ayet vardır.
ٱتْلُ مَآ أُوحِىَ إِلَيْكَ مِنَ ٱلْكِتَٰبِ وَأَقِمِ ٱلصَّلَوٰةَ إِنَّ ٱلصَّلَوٰةَ تَنْهَىٰ عَنِ ٱلْفَحْشَآءِ وَٱلْمُنكَرِ وَلَذِكْرُ ٱللَّهِ أَكْبَرُ وَٱللَّهُ يَعْلَمُ مَا تَصْنَعُونَ
Kitaptan sana vahyedileni oku ve namazı kıl. Şüphesiz namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı anmak ise elbette daha büyüktür. Allah yaptıklarınızı bilir.
وَلَا تُجَٰدِلُوٓا۟ أَهْلَ ٱلْكِتَٰبِ إِلَّا بِٱلَّتِى هِىَ أَحْسَنُ إِلَّا ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ مِنْهُمْ وَقُولُوٓا۟ ءَامَنَّا بِٱلَّذِىٓ أُنزِلَ إِلَيْنَا وَأُنزِلَ إِلَيْكُمْ وَإِلَٰهُنَا وَإِلَٰهُكُمْ وَٰحِدٌ وَنَحْنُ لَهُۥ مُسْلِمُونَ
Kitap ehliyle, içlerinden zulmedenler hariç, en güzel biçimde tartışın ve deyin ki: "Bize indirilene de size indirilene de iman ettik. Bizim ilahımız da sizin ilahınız da birdir ve biz O'na teslim olmuşuz."
وَكَذَٰلِكَ أَنزَلْنَآ إِلَيْكَ ٱلْكِتَٰبَ فَٱلَّذِينَ ءَاتَيْنَٰهُمُ ٱلْكِتَٰبَ يُؤْمِنُونَ بِهِۦ وَمِنْ هَٰٓؤُلَآءِ مَن يُؤْمِنُ بِهِۦ وَمَا يَجْحَدُ بِـَٔايَٰتِنَآ إِلَّا ٱلْكَٰفِرُونَ
İşte böylece sana kitabı indirdik. Kendilerine kitap verdiklerimiz ona iman eder. Şunlardan da ona iman eden vardır. Ayetlerimizi ancak gerçeği örtenler inkâr eder.
وَمَا كُنتَ تَتْلُوا۟ مِن قَبْلِهِۦ مِن كِتَٰبٍ وَلَا تَخُطُّهُۥ بِيَمِينِكَ إِذًا لَّٱرْتَابَ ٱلْمُبْطِلُونَ
Sen bundan önce bir kitap okumuyordun ve onu elinle de yazmıyordun; yoksa batıla sapanlar kuşkuya düşerdi.
بَلْ هُوَ ءَايَٰتٌۢ بَيِّنَٰتٌ فِى صُدُورِ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْعِلْمَ وَمَا يَجْحَدُ بِـَٔايَٰتِنَآ إِلَّا ٱلظَّٰلِمُونَ
Aksine o, kendilerine ilim verilenlerin göğüslerinde apaçık ayetlerdir. Ayetlerimizi ancak zalimler inkâr eder.
وَقَالُوا۟ لَوْلَآ أُنزِلَ عَلَيْهِ ءَايَٰتٌ مِّن رَّبِّهِۦ قُلْ إِنَّمَا ٱلْـَٔايَٰتُ عِندَ ٱللَّهِ وَإِنَّمَآ أَنَا۠ نَذِيرٌ مُّبِينٌ
Dediler ki: "Ona Rabbinden ayetler indirilmeli değil miydi?" De ki: Ayetler ancak Allah katındadır; ben ise apaçık bir uyarıcıyım.
أَوَلَمْ يَكْفِهِمْ أَنَّآ أَنزَلْنَا عَلَيْكَ ٱلْكِتَٰبَ يُتْلَىٰ عَلَيْهِمْ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَرَحْمَةً وَذِكْرَىٰ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
Kendilerine okunan kitabı sana indirmiş olmamız onlara yetmedi mi? Şüphesiz bunda iman eden bir topluluk için bir rahmet ve öğüt vardır.
قُلْ كَفَىٰ بِٱللَّهِ بَيْنِى وَبَيْنَكُمْ شَهِيدًا يَعْلَمُ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ بِٱلْبَٰطِلِ وَكَفَرُوا۟ بِٱللَّهِ أُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْخَٰسِرُونَ
De ki: Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. Göklerde ve yerde olanı bilir. Batıla inanıp Allah'ı inkâr edenler; işte onlar hüsrana uğrayanlardır.
وَيَسْتَعْجِلُونَكَ بِٱلْعَذَابِ وَلَوْلَآ أَجَلٌ مُّسَمًّى لَّجَآءَهُمُ ٱلْعَذَابُ وَلَيَأْتِيَنَّهُم بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
Senden azabı acele istiyorlar. Belirlenmiş bir süre olmasaydı, azap onlara mutlaka gelirdi. Farkında değillerken ansızın onlara gelecektir.
يَسْتَعْجِلُونَكَ بِٱلْعَذَابِ وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمُحِيطَةٌۢ بِٱلْكَٰفِرِينَ
Senden azabı acele istiyorlar. Şüphesiz cehennem, gerçeği örtenleri kuşatmıştır.
يَوْمَ يَغْشَىٰهُمُ ٱلْعَذَابُ مِن فَوْقِهِمْ وَمِن تَحْتِ أَرْجُلِهِمْ وَيَقُولُ ذُوقُوا۟ مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
O gün azap onları üstlerinden ve ayaklarının altından bürür ve der ki: "Yaptıklarınızı tadın."
يَٰعِبَادِىَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِنَّ أَرْضِى وَٰسِعَةٌ فَإِيَّٰىَ فَٱعْبُدُونِ
Ey iman eden kullarım! Şüphesiz benim yerim geniştir; öyleyse yalnız bana kulluk edin.
كُلُّ نَفْسٍ ذَآئِقَةُ ٱلْمَوْتِ ثُمَّ إِلَيْنَا تُرْجَعُونَ
Her nefis ölümü tadacaktır. Sonra bize döndürüleceksiniz.
وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ لَنُبَوِّئَنَّهُم مِّنَ ٱلْجَنَّةِ غُرَفًا تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَا نِعْمَ أَجْرُ ٱلْعَٰمِلِينَ
İman edip salih amel işleyenleri, cennette altlarından ırmaklar akan yüksek odalara yerleştireceğiz; orada sürekli kalacaklar. Çalışanların karşılığı ne güzeldir!
ٱلَّذِينَ صَبَرُوا۟ وَعَلَىٰ رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ
Onlar sabreden ve Rablerine tevekkül edenlerdir.
وَكَأَيِّن مِّن دَآبَّةٍ لَّا تَحْمِلُ رِزْقَهَا ٱللَّهُ يَرْزُقُهَا وَإِيَّاكُمْ وَهُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ
Nice canlı vardır ki rızkını taşıyamaz; onu da sizi de Allah rızıklandırır. O işitendir, bilendir.
وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّنْ خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَسَخَّرَ ٱلشَّمْسَ وَٱلْقَمَرَ لَيَقُولُنَّ ٱللَّهُ فَأَنَّىٰ يُؤْفَكُونَ
Andolsun onlara "Gökleri ve yeri kim yarattı, güneşi ve ayı kim emrine boyun eğdirdi?" diye sorsan, mutlaka "Allah" derler. Öyleyse nasıl çevriliyorlar?
ٱللَّهُ يَبْسُطُ ٱلرِّزْقَ لِمَن يَشَآءُ مِنْ عِبَادِهِۦ وَيَقْدِرُ لَهُۥٓ إِنَّ ٱللَّهَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ
Allah, kullarından dilediğine rızkı bol verir, dilediğine ölçüyle. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir.
وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّن نَّزَّلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءً فَأَحْيَا بِهِ ٱلْأَرْضَ مِنۢ بَعْدِ مَوْتِهَا لَيَقُولُنَّ ٱللَّهُ قُلِ ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ
Andolsun onlara "Gökten suyu kim indirdi de onunla yeri ölümünden sonra diriltti?" diye sorsan, mutlaka "Allah" derler. De ki: Hamd Allah'a aittir. Hayır, onların çoğu akletmez.
وَمَا هَٰذِهِ ٱلْحَيَوٰةُ ٱلدُّنْيَآ إِلَّا لَهْوٌ وَلَعِبٌ وَإِنَّ ٱلدَّارَ ٱلْـَٔاخِرَةَ لَهِىَ ٱلْحَيَوَانُ لَوْ كَانُوا۟ يَعْلَمُونَ
Bu dünya hayatı ancak bir eğlence ve oyundur. Ahiret yurdu ise asıl hayattır; keşke bilselerdi.
فَإِذَا رَكِبُوا۟ فِى ٱلْفُلْكِ دَعَوُا۟ ٱللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ ٱلدِّينَ فَلَمَّا نَجَّىٰهُمْ إِلَى ٱلْبَرِّ إِذَا هُمْ يُشْرِكُونَ
Gemiye bindiklerinde, dini yalnız O'na has kılarak Allah'a yalvarırlar. Onları karaya çıkarıp kurtardığında ise hemen ortak koşarlar;
لِيَكْفُرُوا۟ بِمَآ ءَاتَيْنَٰهُمْ وَلِيَتَمَتَّعُوا۟ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
Kendilerine verdiklerimize nankörlük etmek ve yararlanmak için. Yakında bilecekler.
أَوَلَمْ يَرَوْا۟ أَنَّا جَعَلْنَا حَرَمًا ءَامِنًا وَيُتَخَطَّفُ ٱلنَّاسُ مِنْ حَوْلِهِمْ أَفَبِٱلْبَٰطِلِ يُؤْمِنُونَ وَبِنِعْمَةِ ٱللَّهِ يَكْفُرُونَ
Görmediler mi? Biz, çevrelerindeki insanlar kapılıp götürülürken, orayı güvenli bir yer yaptık. Hâlâ batıla mı inanıyor ve Allah'ın nimetini mi inkâr ediyorlar?
وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ ٱفْتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًا أَوْ كَذَّبَ بِٱلْحَقِّ لَمَّا جَآءَهُۥٓ أَلَيْسَ فِى جَهَنَّمَ مَثْوًى لِّلْكَٰفِرِينَ
Allah hakkında yalan uyduran ya da kendisine geldiğinde gerçeği yalanlayandan daha zalim kim olabilir? Cehennemde gerçeği örtenler için bir yer yok mudur?
وَٱلَّذِينَ جَٰهَدُوا۟ فِينَا لَنَهْدِيَنَّهُمْ سُبُلَنَا وَإِنَّ ٱللَّهَ لَمَعَ ٱلْمُحْسِنِينَ
Bizim uğrumuzda çaba gösterenleri, elbette yollarımıza iletiriz. Şüphesiz Allah iyilik edenlerle beraberdir.
Arapça Kur’an metni Tanzil Project tarafından hazırlanmıştır (Uthmani imlası, sürüm 1.1). Lisans: Creative Commons Attribution 3.0 —tanzil.net
İmtihanın kaçınılmazlığı
İkinci ayet bir soruyla açılır: "İman ettik" demekle denenmeden bırakılacaklarını mı sandılar?
Üçüncü ayet, denemenin yeni olmadığını bildirir ve amacını söyler: doğru söyleyenlerin ve yalancıların bilinmesi.
Klasik tefsirlerde bu iki ayet, imanın bir beyan olarak değil bir dayanıklılık olarak ele alınması bakımından okunur.
Sure 69. ayetle kapanır ve baştaki soruya karşılık verir: "Bizim uğrumuzda çaba gösterenleri, elbette yollarımıza iletiriz." Çaba ile yol arasında bir bağ kurulur.
Örümcek evi
41. ayet, Allah'tan başka dost edinmeyi bir benzetmeyle anlatır: kendine ev edinen örümcek.
Benzetmenin gücü ayrıntıdadır. Örümcek ağı bir yapıdır; işlevi vardır ve düzenlidir. Ancak barınak olarak dayanıksızdır.
Klasik tefsirlerde bu vurgu üzerinde durulur: eleştirilen şey yapının yokluğu değil, dayanıksızlığıdır. Ayet "evlerin en dayanıksızı" der.
Namaz ve zikir
45. ayet iki şey söyler ve ikisi arasında bir karşılaştırma yapar.
Önce namazın hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyduğu bildirilir. Sonra bir cümle eklenir: "Allah'ı anmak ise elbette daha büyüktür."
Klasik tefsirlerde bu ifadenin ne anlama geldiği tartışılmıştır; namazın içindeki zikir, namazın kendisinden büyük olan zikir ve Allah'ın kulu anması gibi açıklamalar aktarılır. Bu sitede tek bir yorum kesin doğru olarak sunulmaz.
Rızkı taşıyamayan canlı
60. ayet dikkat çekici bir örnek verir: rızkını taşıyamayan canlılar.
Ayet bunları ve muhatabı aynı cümlede birleştirir: "onu da sizi de Allah rızıklandırır."
17. ayette ise doğrudan bir emir vardır: "Rızkı Allah katında arayın." Bu sitede rızık kavramı ayrı bir sayfada ele alınmaktadır ve orada çalışmak ile rızkın kaynağının aynı şey olmadığı belirtilmiştir.
Sık sorulan sorular
Ankebût suresi neden bu adı taşır?
41. ayetteki örümcek benzetmesinden alır. Ayet, Allah'tan başka dost edinmeyi, dayanıksızlığı bilinen bir yapıya benzetir.
Kaynaklar
- Kur’anAnkebût 29:1-69 — Surenin metni
- Kur’anBakara 2:155-157 — Denenmenin biçimleri
- Kur’anLokmân 31:15 — Anne babaya itaatin sınırı
Son güncelleme: