Hadîd Suresi
Hadîd suresi 29 ayettir ve adı "demir" anlamına gelir. Üçüncü ayeti dört ismi bir arada anar; 22-23. ayetleri ise musibet karşısındaki tutumun gerekçesini verir.
- Sure numarası
- 57. sure
- Arapça adı
- الحديد
- Ayet sayısı
- 29 ayet
- Nüzul yeri
- Medeni (Medine dönemi)
- Nüzul sırası
- 94.
- Cüz
- 27. cüz
- Ana konusu
- Mülkün sahibi, infak ve musibetin anlamı
Adının anlamı
Hadîd, demir demektir. Sure adını 25. ayette demirin indirilmesinden bahseden ifadeden alır.
Temel temaları
- esmaül hüsna
- infak
- musibet
- adalet
Hadîd suresi — Arapçası ve anlamı
Aşağıdaki Türkçe anlam bu siteye aittir; herhangi bir mealden alınmamıştır. Amacı ayetin ne dediğini açık Türkçeyle aktarmaktır, basılı bir mealin yerini tutmaz. Anlam metni Arapçanın karşılığı değil, karşılığının aktarımıdır — esas olan Arapça metindir.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
سَبَّحَ لِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ
Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ı tesbih etmektedir. O güçlüdür, hikmet sahibidir.
لَهُۥ مُلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ يُحْىِۦ وَيُمِيتُ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ
Göklerin ve yerin mülkü O'nundur. Diriltir ve öldürür. O her şeye gücü yetendir.
هُوَ ٱلْأَوَّلُ وَٱلْـَٔاخِرُ وَٱلظَّٰهِرُ وَٱلْبَاطِنُ وَهُوَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ
O, Evvel'dir, Âhir'dir, Zâhir'dir, Bâtın'dır. O her şeyi bilendir.
هُوَ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ فِى سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ ٱسْتَوَىٰ عَلَى ٱلْعَرْشِ يَعْلَمُ مَا يَلِجُ فِى ٱلْأَرْضِ وَمَا يَخْرُجُ مِنْهَا وَمَا يَنزِلُ مِنَ ٱلسَّمَآءِ وَمَا يَعْرُجُ فِيهَا وَهُوَ مَعَكُمْ أَيْنَ مَا كُنتُمْ وَٱللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
Gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra arşa istivâ eden O'dur. Yere gireni ve ondan çıkanı, gökten ineni ve ona yükseleni bilir. Nerede olursanız olun O sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı görmektedir.
لَّهُۥ مُلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَإِلَى ٱللَّهِ تُرْجَعُ ٱلْأُمُورُ
Göklerin ve yerin mülkü O'nundur. İşler Allah'a döndürülür.
يُولِجُ ٱلَّيْلَ فِى ٱلنَّهَارِ وَيُولِجُ ٱلنَّهَارَ فِى ٱلَّيْلِ وَهُوَ عَلِيمٌۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ
Geceyi gündüze katar, gündüzü de geceye katar. O, göğüslerde olanı bilendir.
ءَامِنُوا۟ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ وَأَنفِقُوا۟ مِمَّا جَعَلَكُم مُّسْتَخْلَفِينَ فِيهِ فَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ مِنكُمْ وَأَنفَقُوا۟ لَهُمْ أَجْرٌ كَبِيرٌ
Allah'a ve elçisine iman edin. Sizi üzerinde tasarruf sahibi kıldığı şeylerden harcayın. İçinizden iman edip harcayanlar için büyük bir karşılık vardır.
وَمَا لَكُمْ لَا تُؤْمِنُونَ بِٱللَّهِ وَٱلرَّسُولُ يَدْعُوكُمْ لِتُؤْمِنُوا۟ بِرَبِّكُمْ وَقَدْ أَخَذَ مِيثَٰقَكُمْ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ
Size ne oluyor da Allah'a iman etmiyorsunuz? Oysa elçi sizi Rabbinize iman etmeye çağırıyor ve O sizden sağlam bir söz almıştı; eğer inananlarsanız.
هُوَ ٱلَّذِى يُنَزِّلُ عَلَىٰ عَبْدِهِۦٓ ءَايَٰتٍۭ بَيِّنَٰتٍ لِّيُخْرِجَكُم مِّنَ ٱلظُّلُمَٰتِ إِلَى ٱلنُّورِ وَإِنَّ ٱللَّهَ بِكُمْ لَرَءُوفٌ رَّحِيمٌ
Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kuluna apaçık ayetler indiren O'dur. Şüphesiz Allah size karşı çok şefkatli, çok merhametlidir.
وَمَا لَكُمْ أَلَّا تُنفِقُوا۟ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ وَلِلَّهِ مِيرَٰثُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ لَا يَسْتَوِى مِنكُم مَّنْ أَنفَقَ مِن قَبْلِ ٱلْفَتْحِ وَقَٰتَلَ أُو۟لَٰٓئِكَ أَعْظَمُ دَرَجَةً مِّنَ ٱلَّذِينَ أَنفَقُوا۟ مِنۢ بَعْدُ وَقَٰتَلُوا۟ وَكُلًّا وَعَدَ ٱللَّهُ ٱلْحُسْنَىٰ وَٱللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ
Size ne oluyor da Allah yolunda harcamıyorsunuz? Oysa göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. İçinizden fetihten önce harcayan ve savaşanlar, sonradan harcayıp savaşanlarla bir olmaz. Onların derecesi daha büyüktür. Bununla birlikte Allah hepsine en güzeli vaat etmiştir. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
مَّن ذَا ٱلَّذِى يُقْرِضُ ٱللَّهَ قَرْضًا حَسَنًا فَيُضَٰعِفَهُۥ لَهُۥ وَلَهُۥٓ أَجْرٌ كَرِيمٌ
Kim Allah'a güzel bir ödünç verirse, Allah bunu ona kat kat artırır; ona değerli bir karşılık da vardır.
يَوْمَ تَرَى ٱلْمُؤْمِنِينَ وَٱلْمُؤْمِنَٰتِ يَسْعَىٰ نُورُهُم بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَبِأَيْمَٰنِهِم بُشْرَىٰكُمُ ٱلْيَوْمَ جَنَّٰتٌ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَا ذَٰلِكَ هُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ
O gün mümin erkekleri ve mümin kadınları görürsün; nurları önlerinde ve sağlarında koşar. "Bugün müjdeniz, altlarından ırmaklar akan cennetlerdir; orada sürekli kalacaksınız. İşte büyük kurtuluş budur."
يَوْمَ يَقُولُ ٱلْمُنَٰفِقُونَ وَٱلْمُنَٰفِقَٰتُ لِلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱنظُرُونَا نَقْتَبِسْ مِن نُّورِكُمْ قِيلَ ٱرْجِعُوا۟ وَرَآءَكُمْ فَٱلْتَمِسُوا۟ نُورًا فَضُرِبَ بَيْنَهُم بِسُورٍ لَّهُۥ بَابٌۢ بَاطِنُهُۥ فِيهِ ٱلرَّحْمَةُ وَظَٰهِرُهُۥ مِن قِبَلِهِ ٱلْعَذَابُ
O gün münafık erkekler ve münafık kadınlar, iman edenlere derler ki: "Bize bakın da nurunuzdan ışık alalım." Onlara denilir ki: "Arkanıza dönün de ışık arayın." Aralarına kapısı olan bir sur çekilir; içinde rahmet, dışında azap vardır.
يُنَادُونَهُمْ أَلَمْ نَكُن مَّعَكُمْ قَالُوا۟ بَلَىٰ وَلَٰكِنَّكُمْ فَتَنتُمْ أَنفُسَكُمْ وَتَرَبَّصْتُمْ وَٱرْتَبْتُمْ وَغَرَّتْكُمُ ٱلْأَمَانِىُّ حَتَّىٰ جَآءَ أَمْرُ ٱللَّهِ وَغَرَّكُم بِٱللَّهِ ٱلْغَرُورُ
Onlara seslenirler: "Biz sizinle beraber değil miydik?" Derler ki: "Evet, ama siz kendinizi yaktınız; beklediniz, şüphe ettiniz ve kuruntular sizi aldattı. Nihayet Allah'ın emri geldi ve o çok aldatıcı sizi Allah hakkında aldattı."
فَٱلْيَوْمَ لَا يُؤْخَذُ مِنكُمْ فِدْيَةٌ وَلَا مِنَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مَأْوَىٰكُمُ ٱلنَّارُ هِىَ مَوْلَىٰكُمْ وَبِئْسَ ٱلْمَصِيرُ
Bugün sizden de inkâr edenlerden de bir fidye alınmaz. Varacağınız yer ateştir; size yaraşan odur. Ne kötü bir dönüş yeri!
أَلَمْ يَأْنِ لِلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَن تَخْشَعَ قُلُوبُهُمْ لِذِكْرِ ٱللَّهِ وَمَا نَزَلَ مِنَ ٱلْحَقِّ وَلَا يَكُونُوا۟ كَٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ مِن قَبْلُ فَطَالَ عَلَيْهِمُ ٱلْأَمَدُ فَقَسَتْ قُلُوبُهُمْ وَكَثِيرٌ مِّنْهُمْ فَٰسِقُونَ
İman edenlerin, Allah'ı anmaya ve inen gerçeğe karşı kalplerinin ürpermesinin zamanı gelmedi mi? Kendilerine daha önce kitap verilip de üzerlerinden uzun zaman geçen ve kalpleri katılaşanlar gibi olmasınlar. Onların çoğu yoldan çıkmıştır.
ٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ يُحْىِ ٱلْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ ٱلْـَٔايَٰتِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ
Bilin ki Allah, ölümünden sonra yeri diriltir. Belki akledersiniz diye size ayetleri açıkladık.
إِنَّ ٱلْمُصَّدِّقِينَ وَٱلْمُصَّدِّقَٰتِ وَأَقْرَضُوا۟ ٱللَّهَ قَرْضًا حَسَنًا يُضَٰعَفُ لَهُمْ وَلَهُمْ أَجْرٌ كَرِيمٌ
Sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar ile Allah'a güzel bir ödünç verenler; bu onlara kat kat artırılır ve onlara değerli bir karşılık vardır.
وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ بِٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦٓ أُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلصِّدِّيقُونَ وَٱلشُّهَدَآءُ عِندَ رَبِّهِمْ لَهُمْ أَجْرُهُمْ وَنُورُهُمْ وَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَكَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَآ أُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلْجَحِيمِ
Allah'a ve elçilerine iman edenler; işte onlar, Rableri katında doğruluğun tanıkları ve şehitlerdir. Onların ödülü ve nuru vardır. İnkâr edip ayetlerimizi yalanlayanlar ise cehennemin halkıdır.
ٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّمَا ٱلْحَيَوٰةُ ٱلدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَزِينَةٌ وَتَفَاخُرٌۢ بَيْنَكُمْ وَتَكَاثُرٌ فِى ٱلْأَمْوَٰلِ وَٱلْأَوْلَٰدِ كَمَثَلِ غَيْثٍ أَعْجَبَ ٱلْكُفَّارَ نَبَاتُهُۥ ثُمَّ يَهِيجُ فَتَرَىٰهُ مُصْفَرًّا ثُمَّ يَكُونُ حُطَٰمًا وَفِى ٱلْـَٔاخِرَةِ عَذَابٌ شَدِيدٌ وَمَغْفِرَةٌ مِّنَ ٱللَّهِ وَرِضْوَٰنٌ وَمَا ٱلْحَيَوٰةُ ٱلدُّنْيَآ إِلَّا مَتَٰعُ ٱلْغُرُورِ
Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda övünme ve mal ile çocukları çoğaltma yarışıdır. Bir yağmur gibidir ki bitirdiği bitki çiftçilerin hoşuna gider; sonra kurur, sararmış görürsün, sonra çerçöp olur. Ahirette ise şiddetli bir azap; Allah'tan bir bağışlanma ve rıza vardır. Dünya hayatı, aldatıcı bir yararlanmadan başka bir şey değildir.
سَابِقُوٓا۟ إِلَىٰ مَغْفِرَةٍ مِّن رَّبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا كَعَرْضِ ٱلسَّمَآءِ وَٱلْأَرْضِ أُعِدَّتْ لِلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ بِٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦ ذَٰلِكَ فَضْلُ ٱللَّهِ يُؤْتِيهِ مَن يَشَآءُ وَٱللَّهُ ذُو ٱلْفَضْلِ ٱلْعَظِيمِ
Rabbinizden bir bağışlanmaya ve genişliği gökle yerin genişliği kadar olan cennete koşun; Allah'a ve elçilerine iman edenler için hazırlanmıştır. Bu, Allah'ın lütfudur; dilediğine verir. Allah büyük lütuf sahibidir.
مَآ أَصَابَ مِن مُّصِيبَةٍ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَا فِىٓ أَنفُسِكُمْ إِلَّا فِى كِتَٰبٍ مِّن قَبْلِ أَن نَّبْرَأَهَآ إِنَّ ذَٰلِكَ عَلَى ٱللَّهِ يَسِيرٌ
Yeryüzünde ve kendi nefislerinizde başınıza gelen hiçbir musibet yoktur ki biz onu yaratmadan önce bir kitapta yazılmış olmasın. Şüphesiz bu, Allah'a kolaydır.
لِّكَيْلَا تَأْسَوْا۟ عَلَىٰ مَا فَاتَكُمْ وَلَا تَفْرَحُوا۟ بِمَآ ءَاتَىٰكُمْ وَٱللَّهُ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍ فَخُورٍ
Bu, elinizden çıkana üzülmeyesiniz ve size verdiğiyle şımarmayasınız diyedir. Allah, kendini beğenip övünen hiç kimseyi sevmez.
ٱلَّذِينَ يَبْخَلُونَ وَيَأْمُرُونَ ٱلنَّاسَ بِٱلْبُخْلِ وَمَن يَتَوَلَّ فَإِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلْغَنِىُّ ٱلْحَمِيدُ
Onlar cimrilik eden ve insanlara da cimriliği emredenlerdir. Kim yüz çevirirse, şüphesiz Allah zengindir, övgüye layıktır.
لَقَدْ أَرْسَلْنَا رُسُلَنَا بِٱلْبَيِّنَٰتِ وَأَنزَلْنَا مَعَهُمُ ٱلْكِتَٰبَ وَٱلْمِيزَانَ لِيَقُومَ ٱلنَّاسُ بِٱلْقِسْطِ وَأَنزَلْنَا ٱلْحَدِيدَ فِيهِ بَأْسٌ شَدِيدٌ وَمَنَٰفِعُ لِلنَّاسِ وَلِيَعْلَمَ ٱللَّهُ مَن يَنصُرُهُۥ وَرُسُلَهُۥ بِٱلْغَيْبِ إِنَّ ٱللَّهَ قَوِىٌّ عَزِيزٌ
Andolsun biz elçilerimizi apaçık delillerle gönderdik. Onlarla birlikte kitabı ve ölçüyü indirdik ki insanlar adaleti ayakta tutsunlar. Demiri de indirdik; onda büyük bir güç ve insanlar için yararlar vardır. Ve Allah, görmediği hâlde kendisine ve elçilerine kimin yardım edeceğini bilsin diye. Şüphesiz Allah güçlüdür, üstündür.
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا وَإِبْرَٰهِيمَ وَجَعَلْنَا فِى ذُرِّيَّتِهِمَا ٱلنُّبُوَّةَ وَٱلْكِتَٰبَ فَمِنْهُم مُّهْتَدٍ وَكَثِيرٌ مِّنْهُمْ فَٰسِقُونَ
Andolsun biz Nûh'u ve İbrâhîm'i gönderdik; peygamberliği ve kitabı onların soyuna verdik. Onlardan kimi doğru yoldadır; çokları ise yoldan çıkmıştır.
ثُمَّ قَفَّيْنَا عَلَىٰٓ ءَاثَٰرِهِم بِرُسُلِنَا وَقَفَّيْنَا بِعِيسَى ٱبْنِ مَرْيَمَ وَءَاتَيْنَٰهُ ٱلْإِنجِيلَ وَجَعَلْنَا فِى قُلُوبِ ٱلَّذِينَ ٱتَّبَعُوهُ رَأْفَةً وَرَحْمَةً وَرَهْبَانِيَّةً ٱبْتَدَعُوهَا مَا كَتَبْنَٰهَا عَلَيْهِمْ إِلَّا ٱبْتِغَآءَ رِضْوَٰنِ ٱللَّهِ فَمَا رَعَوْهَا حَقَّ رِعَايَتِهَا فَـَٔاتَيْنَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ مِنْهُمْ أَجْرَهُمْ وَكَثِيرٌ مِّنْهُمْ فَٰسِقُونَ
Sonra onların izinden elçilerimizi ardarda gönderdik. Meryem oğlu Îsâ'yı da gönderdik ve ona İncil'i verdik. Ona uyanların kalplerine şefkat ve merhamet koyduk. Uydurdukları ruhbanlığa gelince, onu biz yazmadık; ancak Allah'ın rızasını aramak için kendileri çıkardılar. Buna da gereği gibi uymadılar. İçlerinden iman edenlere karşılıklarını verdik; çokları ise yoldan çıkmıştır.
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَءَامِنُوا۟ بِرَسُولِهِۦ يُؤْتِكُمْ كِفْلَيْنِ مِن رَّحْمَتِهِۦ وَيَجْعَل لَّكُمْ نُورًا تَمْشُونَ بِهِۦ وَيَغْفِرْ لَكُمْ وَٱللَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
Ey iman edenler! Allah'a karşı sorumlu davranın ve elçisine iman edin ki size rahmetinden iki pay versin, size ışığında yürüyeceğiniz bir nur kılsın ve sizi bağışlasın. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
لِّئَلَّا يَعْلَمَ أَهْلُ ٱلْكِتَٰبِ أَلَّا يَقْدِرُونَ عَلَىٰ شَىْءٍ مِّن فَضْلِ ٱللَّهِ وَأَنَّ ٱلْفَضْلَ بِيَدِ ٱللَّهِ يُؤْتِيهِ مَن يَشَآءُ وَٱللَّهُ ذُو ٱلْفَضْلِ ٱلْعَظِيمِ
Böylece kitap ehli, Allah'ın lütfundan hiçbir şey elde edemeyeceklerini ve lütfun Allah'ın elinde olduğunu, onu dilediğine verdiğini bilsinler. Allah büyük lütuf sahibidir.
Arapça Kur’an metni Tanzil Project tarafından hazırlanmıştır (Uthmani imlası, sürüm 1.1). Lisans: Creative Commons Attribution 3.0 —tanzil.net
Dört isim tek ayette
Üçüncü ayet dört ismi peş peşe anar: El-Evvel, El-Âhir, Ez-Zâhir, El-Bâtın.
İsimler iki çift hâlinde gelir ve her çift bir karşıtlığı kapsar: önce ve sonra, açık ve gizli.
Klasik tefsirlerde bu yapı üzerinde durulur; karşıt kavramların aynı özneye nispet edilmesi, hiçbir sınırın dışarıda bırakılmadığını bildirir.
Dört isim de bu sitede ayrı sayfalarda ele alınmaktadır.
Musibetin gerekçesi
22. ayet musibetin önceden yazılmış olduğunu bildirir. 23. ayet ise bunun gerekçesini verir ve gerekçe dikkat çekicidir.
"Bu, elinizden çıkana üzülmeyesiniz ve size verdiğiyle şımarmayasınız diyedir."
Klasik tefsirlerde bu iki ayet birlikte okunur. Bildirimin amacı bir açıklama yapmak değil, iki uçtaki tepkiyi dengelemektir: aşırı üzüntü ve aşırı sevinç.
Aynı denge Fecr 15-16'da da bulunur; orada nimet ve darlık karşısındaki iki yanlış hüküm anlatılır. Bu sitede sabır ve tevekkül kavramları ayrı sayfalarda ele alınmaktadır.
Kitap, ölçü ve demir
25. ayet üç şeyi birlikte anar: kitap, mîzân (ölçü) ve demir.
Amaç açıkça bildirilir: "insanlar adaleti ayakta tutsunlar."
Klasik tefsirlerde bu üçlü üzerinde durulur; adaletin yalnızca bilgiyle değil, ölçüyle ve güçle birlikte anılması dikkat çekici bulunur. Demir için "be'sün şedîd" (büyük bir güç) ve "menâfiu li'n-nâs" (insanlar için yararlar) ifadeleri yan yana kullanılır.
Mîzân kavramı Rahmân 7-9'da da geçer.
Kaynaklar
- Kur’anHadîd 57:1-29 — Surenin metni
- Kur’anFecr 89:15-16 — Nimet ve darlık karşısındaki hüküm
- Kur’anRahmân 55:7-9 — Mîzân
- Sahih hadisMüslim, Zühd 1 — Dünya hayatının nitelenmesi
Son güncelleme: