İnsân Suresi

Kur’anBu sayfadaki bilgilerin ana kaynak seviyesi

İnsân suresi 31 ayettir ve Dehr adıyla da bilinir. Sekiz ve dokuzuncu ayetleri, ihlâsın Kur'an'daki en açık tariflerinden birini taşır: karşılık da teşekkür de beklememek.

Sure numarası
76. sure
Arapça adı
الانسان
Ayet sayısı
31 ayet
Nüzul yeri
Medeni (Medine dönemi)
Nüzul sırası
98.
Cüz
29. cüz
Ana konusu
İnsanın yaratılışı ve karşılıksız verme

Adının anlamı

İnsân, insan demektir. Surenin diğer adı Dehr, ilk ayetteki "uzun zaman" anlamındaki kelimeden gelir.

Temel temaları

  • ihlas
  • yedirme
  • şükür
  • yol

İnsân suresi — Arapçası ve anlamı

Aşağıdaki Türkçe anlam bu siteye aittir; herhangi bir mealden alınmamıştır. Amacı ayetin ne dediğini açık Türkçeyle aktarmaktır, basılı bir mealin yerini tutmaz. Anlam metni Arapçanın karşılığı değil, karşılığının aktarımıdır — esas olan Arapça metindir.

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

  1. هَلْ أَتَىٰ عَلَى ٱلْإِنسَٰنِ حِينٌ مِّنَ ٱلدَّهْرِ لَمْ يَكُن شَيْـًٔا مَّذْكُورًا

    İnsanın üzerinden, anılmaya değer bir şey olmadığı uzun bir zaman geçmedi mi?

  2. إِنَّا خَلَقْنَا ٱلْإِنسَٰنَ مِن نُّطْفَةٍ أَمْشَاجٍ نَّبْتَلِيهِ فَجَعَلْنَٰهُ سَمِيعًۢا بَصِيرًا

    Şüphesiz biz insanı karışım hâlindeki bir damla sudan yarattık; onu sınıyoruz. Bu yüzden onu işitir ve görür kıldık.

  3. إِنَّا هَدَيْنَٰهُ ٱلسَّبِيلَ إِمَّا شَاكِرًا وَإِمَّا كَفُورًا

    Şüphesiz biz ona yolu gösterdik: ister şükreden olur, ister nankör.

  4. إِنَّآ أَعْتَدْنَا لِلْكَٰفِرِينَ سَلَٰسِلَا۟ وَأَغْلَٰلًا وَسَعِيرًا

    Şüphesiz biz, gerçeği örtenler için zincirler, halkalar ve alevli bir ateş hazırladık.

  5. إِنَّ ٱلْأَبْرَارَ يَشْرَبُونَ مِن كَأْسٍ كَانَ مِزَاجُهَا كَافُورًا

    İyiler ise karışımı kâfûr olan bir kadehten içerler.

  6. عَيْنًا يَشْرَبُ بِهَا عِبَادُ ٱللَّهِ يُفَجِّرُونَهَا تَفْجِيرًا

    Bu bir pınardır; Allah'ın kulları ondan içer ve onu fışkırttıkça fışkırtırlar.

  7. يُوفُونَ بِٱلنَّذْرِ وَيَخَافُونَ يَوْمًا كَانَ شَرُّهُۥ مُسْتَطِيرًا

    Onlar adaklarını yerine getirirler ve şerri yaygın olan bir günden korkarlar.

  8. وَيُطْعِمُونَ ٱلطَّعَامَ عَلَىٰ حُبِّهِۦ مِسْكِينًا وَيَتِيمًا وَأَسِيرًا

    Sevdikleri hâlde yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler.

  9. إِنَّمَا نُطْعِمُكُمْ لِوَجْهِ ٱللَّهِ لَا نُرِيدُ مِنكُمْ جَزَآءً وَلَا شُكُورًا

    "Biz size ancak Allah rızası için yediriyoruz; sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz."

  10. إِنَّا نَخَافُ مِن رَّبِّنَا يَوْمًا عَبُوسًا قَمْطَرِيرًا

    "Biz, asık suratlı ve çetin bir günde Rabbimizden korkarız."

  11. فَوَقَىٰهُمُ ٱللَّهُ شَرَّ ذَٰلِكَ ٱلْيَوْمِ وَلَقَّىٰهُمْ نَضْرَةً وَسُرُورًا

    Allah da onları o günün şerrinden korudu ve onlara parlaklık ve sevinç verdi.

  12. وَجَزَىٰهُم بِمَا صَبَرُوا۟ جَنَّةً وَحَرِيرًا

    Sabretmelerine karşılık onları cennetle ve ipekle ödüllendirdi.

  13. مُّتَّكِـِٔينَ فِيهَا عَلَى ٱلْأَرَآئِكِ لَا يَرَوْنَ فِيهَا شَمْسًا وَلَا زَمْهَرِيرًا

    Orada koltuklara kurulurlar; ne yakıcı bir güneş görürler ne de dondurucu bir soğuk.

  14. وَدَانِيَةً عَلَيْهِمْ ظِلَٰلُهَا وَذُلِّلَتْ قُطُوفُهَا تَذْلِيلًا

    Cennetin gölgeleri üzerlerine yakındır; meyveleri de iyice yaklaştırılmıştır.

  15. وَيُطَافُ عَلَيْهِم بِـَٔانِيَةٍ مِّن فِضَّةٍ وَأَكْوَابٍ كَانَتْ قَوَارِيرَا۠

    Çevrelerinde gümüşten kaplar ve billur kadehler dolaştırılır;

  16. قَوَارِيرَا۟ مِن فِضَّةٍ قَدَّرُوهَا تَقْدِيرًا

    Gümüşten billurlar; onları belli ölçüde doldurmuşlardır.

  17. وَيُسْقَوْنَ فِيهَا كَأْسًا كَانَ مِزَاجُهَا زَنجَبِيلًا

    Orada karışımı zencefil olan bir kadehten içirilirler.

  18. عَيْنًا فِيهَا تُسَمَّىٰ سَلْسَبِيلًا

    Orada bir pınar vardır; adı Selsebîl'dir.

  19. وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَٰنٌ مُّخَلَّدُونَ إِذَا رَأَيْتَهُمْ حَسِبْتَهُمْ لُؤْلُؤًا مَّنثُورًا

    Çevrelerinde ölümsüz gençler dolaşır; onları gördüğünde saçılmış inciler sanırsın.

  20. وَإِذَا رَأَيْتَ ثَمَّ رَأَيْتَ نَعِيمًا وَمُلْكًا كَبِيرًا

    Orada nereye baksan bir nimet ve büyük bir mülk görürsün.

  21. عَٰلِيَهُمْ ثِيَابُ سُندُسٍ خُضْرٌ وَإِسْتَبْرَقٌ وَحُلُّوٓا۟ أَسَاوِرَ مِن فِضَّةٍ وَسَقَىٰهُمْ رَبُّهُمْ شَرَابًا طَهُورًا

    Üzerlerinde ince yeşil ipekten ve atlastan elbiseler vardır; gümüş bileziklerle süslenmişlerdir. Rableri onlara tertemiz bir içecek içirir.

  22. إِنَّ هَٰذَا كَانَ لَكُمْ جَزَآءً وَكَانَ سَعْيُكُم مَّشْكُورًا

    "İşte bu, sizin için bir karşılıktır; çabanız karşılık görmüştür."

  23. إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا عَلَيْكَ ٱلْقُرْءَانَ تَنزِيلًا

    Şüphesiz Kur'an'ı sana parça parça biz indirdik.

  24. فَٱصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ وَلَا تُطِعْ مِنْهُمْ ءَاثِمًا أَوْ كَفُورًا

    Öyleyse Rabbinin hükmüne sabret; onlardan hiçbir günahkâra ya da nanköre itaat etme.

  25. وَٱذْكُرِ ٱسْمَ رَبِّكَ بُكْرَةً وَأَصِيلًا

    Sabah akşam Rabbinin adını an.

  26. وَمِنَ ٱلَّيْلِ فَٱسْجُدْ لَهُۥ وَسَبِّحْهُ لَيْلًا طَوِيلًا

    Gecenin bir kısmında O'na secde et ve gecenin uzun bir bölümünde O'nu tesbih et.

  27. إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ يُحِبُّونَ ٱلْعَاجِلَةَ وَيَذَرُونَ وَرَآءَهُمْ يَوْمًا ثَقِيلًا

    Şüphesiz bunlar peşin olanı seviyor ve önlerindeki ağır günü arkalarına atıyorlar.

  28. نَّحْنُ خَلَقْنَٰهُمْ وَشَدَدْنَآ أَسْرَهُمْ وَإِذَا شِئْنَا بَدَّلْنَآ أَمْثَٰلَهُمْ تَبْدِيلًا

    Onları biz yarattık ve yapılarını sağlamlaştırdık. Dilediğimizde onları benzerleriyle değiştiririz.

  29. إِنَّ هَٰذِهِۦ تَذْكِرَةٌ فَمَن شَآءَ ٱتَّخَذَ إِلَىٰ رَبِّهِۦ سَبِيلًا

    Şüphesiz bu bir öğüttür. Dileyen Rabbine varan bir yol tutar.

  30. وَمَا تَشَآءُونَ إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمًا

    Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Şüphesiz Allah bilendir, hikmet sahibidir.

  31. يُدْخِلُ مَن يَشَآءُ فِى رَحْمَتِهِۦ وَٱلظَّٰلِمِينَ أَعَدَّ لَهُمْ عَذَابًا أَلِيمًۢا

    Dilediğini rahmetine sokar. Zalimlere ise acı bir azap hazırlamıştır.

Arapça Kur’an metni Tanzil Project tarafından hazırlanmıştır (Uthmani imlası, sürüm 1.1). Lisans: Creative Commons Attribution 3.0 —tanzil.net

Karşılık da teşekkür de beklememek

Sekizinci ayet yedirmeyi anlatır ve bir kayıt koyar: "sevdikleri hâlde." Yani verilen şey artan değil, istenen şeydir.

Dokuzuncu ayet niyeti açıkça söyler: "Sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz."

Klasik tefsirlerde bu iki ayet ihlâsın tarifi olarak ele alınır. Dikkat çekici olan, teşekkürün bile beklenmemesidir; yani karşılık maddi olmasa da beklenmez.

Ayrıca yedirilenler sayılırken sıra genişler: yoksul, yetim, esir. Sonuncusu, karşı taraf olma ihtimali bulunan kişidir.

Yol gösterildi, seçim bırakıldı

Üçüncü ayet kısa bir cümle kurar: "Şüphesiz biz ona yolu gösterdik: ister şükreden olur, ister nankör."

İki seçenek de aynı cümlede anılır. Klasik tefsirlerde bu ayet, Beled 10 ve Şems 8 ile birlikte okunur; her üçünde de yönün gösterildiği ve seçimin bırakıldığı bildirilir.

Sure 30. ayette bu tabloyu bir sınırla tamamlar: dileme de Allah'ın dilemesine bağlıdır.

Kaynaklar

  • Kur’an
    İnsân 76:1-31 — Surenin metni
  • Kur’an
    Beled 90:10; Şems 91:8 — Yolun gösterilmesi
  • Kur’an
    Bakara 2:264 — Başa kakmanın sadakayı boşa çıkarması

Son güncelleme: