Dua ile İlgili Hadisler
Hadis kaynaklarında dua hem emredilen bir davranış hem de bir üsluptur: ne isteneceği kadar nasıl istendiği de anlatılır. Aşağıdaki hadisler Buhârî'nin Deavât (dualar) kitâbından seçilmiştir; her birinin Arapça metni, Türkçe anlamı ve kitâb-bâb atfı birlikte verilmiştir.
Hadisler
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَبِي عُبَيْدٍ، مَوْلَى ابْنِ أَزْهَرَ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ يُسْتَجَابُ لأَحَدِكُمْ مَا لَمْ يَعْجَلْ يَقُولُ دَعَوْتُ فَلَمْ يُسْتَجَبْ لِي .
Ebû Hüreyre'den: Rasûlullah şöyle dedi: “Biriniz acele etmediği sürece duasına karşılık verilir. Acele etmek, kişinin ‘dua ettim de kabul edilmedi’ demesidir.”
Hadis duanın karşılıksız kalmasını değil, karşılığın beklenmeden bırakılmasını konu ediyor. Bir zaman garantisi vermiyor; verdiği ölçü, gecikmenin reddedilme sayılmamasıdır.
Sahih hadisBuhârî, Deavât 22
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا دَعَا أَحَدُكُمْ فَلْيَعْزِمِ الْمَسْأَلَةَ، وَلاَ يَقُولَنَّ اللَّهُمَّ إِنْ شِئْتَ فَأَعْطِنِي. فَإِنَّهُ لاَ مُسْتَكْرِهَ لَهُ .
Enes'ten: Rasûlullah şöyle dedi: “Biriniz dua ettiğinde isteğinde kararlı olsun; ‘Allahım, dilersen bana ver’ demesin. Çünkü O'nu zorlayacak hiçbir şey yoktur.”
İtiraz kararsızlığa değil, kurulan cümleye. “Dilersen” kaydı, isteği karşılamak Allah'a ağır gelebilirmiş gibi bir üslup doğurur; hadisin gerekçesi de bunu söyler.
Sahih hadisBuhârî, Deavât 21
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ السَّكَنِ، حَدَّثَنَا حَبَّانُ بْنُ هِلاَلٍ أَبُو حَبِيبٍ، حَدَّثَنَا هَارُونُ الْمُقْرِئُ، حَدَّثَنَا الزُّبَيْرُ بْنُ الْخِرِّيتِ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ حَدِّثِ النَّاسَ، كُلَّ جُمُعَةٍ مَرَّةً، فَإِنْ أَبَيْتَ فَمَرَّتَيْنِ، فَإِنَّ أَكْثَرْتَ فَثَلاَثَ مِرَارٍ وَلاَ تُمِلَّ النَّاسَ هَذَا الْقُرْآنَ، وَلاَ أُلْفِيَنَّكَ تَأْتِي الْقَوْمَ وَهُمْ فِي حَدِيثٍ مِنْ حَدِيثِهِمْ فَتَقُصُّ عَلَيْهِمْ، فَتَقْطَعُ عَلَيْهِمْ حَدِيثَهُمْ فَتُمِلُّهُمْ، وَلَكِنْ أَنْصِتْ، فَإِذَا أَمَرُوكَ فَحَدِّثْهُمْ وَهُمْ يَشْتَهُونَهُ، فَانْظُرِ السَّجْعَ مِنَ الدُّعَاءِ فَاجْتَنِبْهُ، فَإِنِّي عَهِدْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَصْحَابَهُ لاَ يَفْعَلُونَ إِلاَّ ذَلِكَ. يَعْنِي لاَ يَفْعَلُونَ إِلاَّ ذَلِكَ الاِجْتِنَابَ.
İbn Abbâs'tan: “İnsanlara haftada bir kere konuş. Olmazsa iki, daha çoğunu istersen üç kere; ama bu Kur'an'ı insanlara usandırma. Bir topluluğa vardığında kendi aralarında konuşuyorlarsa sözlerini kesip anlatmaya kalkma, usanırlar. Sus; seni istedikleri zaman, onlar arzulu iken anlat. Duadaki seci'e dikkat et ve ondan kaçın; çünkü ben Rasûlullah'ı ve ashabını hep bundan kaçınırken buldum.”
Bu sözler Peygamber'e değil İbn Abbâs'a aittir; Buhârî bâbı onun sözüyle açar. “Seci'”, sözü kafiyeli ve süslü hâle getirmektir; itiraz süsün kendisine değil, duanın gösteriye dönüşmesinedir.
Sahih hadisBuhârî, Deavât 20
حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَبِي عَبْدِ اللَّهِ الأَغَرِّ، وَأَبِي، سَلَمَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ يَتَنَزَّلُ رَبُّنَا تَبَارَكَ وَتَعَالَى كُلَّ لَيْلَةٍ إِلَى السَّمَاءِ الدُّنْيَا حِينَ يَبْقَى ثُلُثُ اللَّيْلِ الآخِرُ يَقُولُ مَنْ يَدْعُونِي فَأَسْتَجِيبَ لَهُ، مَنْ يَسْأَلُنِي فَأُعْطِيَهُ، وَمَنْ يَسْتَغْفِرُنِي فَأَغْفِرَ لَهُ?
Ebû Hüreyre'den: Rasûlullah şöyle dedi: “Rabbimiz her gece, gecenin son üçte biri kaldığında dünya semasına iner ve şöyle der: Bana dua eden var mı, duasına karşılık vereyim? Benden isteyen var mı, ona vereyim? Benden bağışlanma dileyen var mı, onu bağışlayayım?”
Rivayette açık bir vakit geçer: gecenin son üçte biri. Aynı hadis Buhârî'nin Teheccüd kitâbında da yer alır. Metindeki “inme” ifadesinin nasıl anlaşılacağı klasik şerhlerin tartıştığı ayrı bir konudur; bu sayfa metni olduğu gibi aktarır.
Sahih hadisBuhârî, Deavât 14
وَقَالَ لِي خَلِيفَةُ قَالَ مُعْتَمِرٌ سَمِعْتُ أَبِي، عَنْ أَنَسٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ كُلُّ نَبِيٍّ سَأَلَ سُؤْلاً ـ أَوْ قَالَ لِكُلِّ نَبِيٍّ دَعْوَةٌ قَدْ دَعَا بِهَا ـ فَاسْتُجِيبَ، فَجَعَلْتُ دَعْوَتِي شَفَاعَةً لأُمَّتِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ .
Enes'ten: Peygamber şöyle dedi: “Her peygamber bir dilekte bulunmuştur — ya da: her peygamberin ettiği ve karşılık verilen bir duası vardır. Ben ise duamı, kıyamet gününde ümmetime şefaat olarak sakladım.”
Râvi cümlenin iki biçiminden hangisini işittiğinde tereddüt ediyor ve ikisini de aktarıyor. Hadis metinlerinde sık görülen bu “ya da” kaydı, aktarımın düzeltilmeden bırakıldığını gösterir.
Sahih hadisBuhârî, Deavât 1
حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، حَدَّثَنَا الْحُسَيْنُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ بُرَيْدَةَ، عَنْ بُشَيْرِ بْنِ كَعْبٍ الْعَدَوِيِّ، قَالَ حَدَّثَنِي شَدَّادُ بْنُ أَوْسٍ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم " سَيِّدُ الاِسْتِغْفَارِ أَنْ تَقُولَ اللَّهُمَّ أَنْتَ رَبِّي، لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ، خَلَقْتَنِي وَأَنَا عَبْدُكَ، وَأَنَا عَلَى عَهْدِكَ وَوَعْدِكَ مَا اسْتَطَعْتُ، أَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ مَا صَنَعْتُ، أَبُوءُ لَكَ بِنِعْمَتِكَ عَلَىَّ وَأَبُوءُ لَكَ بِذَنْبِي، فَاغْفِرْ لِي، فَإِنَّهُ لاَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلاَّ أَنْتَ ". قَالَ " وَمَنْ قَالَهَا مِنَ النَّهَارِ مُوقِنًا بِهَا، فَمَاتَ مِنْ يَوْمِهِ قَبْلَ أَنْ يُمْسِيَ، فَهُوَ مِنْ أَهْلِ الْجَنَّةِ، وَمَنْ قَالَهَا مِنَ اللَّيْلِ وَهْوَ مُوقِنٌ بِهَا، فَمَاتَ قَبْلَ أَنْ يُصْبِحَ، فَهْوَ مِنْ أَهْلِ الْجَنَّةِ ".
Şeddâd b. Evs'ten: Peygamber şöyle dedi: “İstiğfarın en üstünü şöyle demendir: Allahım, sen benim Rabbimsin. Senden başka ilah yoktur. Beni sen yarattın, ben senin kulunum. Gücüm yettiğince sana verdiğim sözün üzerindeyim. Yaptıklarımın kötülüğünden sana sığınırım. Üzerimdeki nimetini kabul ediyorum, günahımı da itiraf ediyorum; beni bağışla, çünkü günahları senden başkası bağışlamaz.” Sözüne şöyle devam etti: “Kim bunu gündüz, içten inanarak söyler de akşam olmadan ölürse cennet ehlindendir. Kim de geceleyin, ona inanarak söyler ve sabah olmadan ölürse cennet ehlindendir.”
“Seyyidü'l-istiğfâr” adıyla bilinen metin budur. Rivayetteki kayıt bir sayı değil, sözü içten inanarak söylemektir; metin kaç kez okunacağına dair hiçbir şey söylemez.
Sahih hadisBuhârî, Deavât 2
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الْمَجِيدِ، حَدَّثَنَا إِسْرَائِيلُ، حَدَّثَنَا أَبُو إِسْحَاقَ، عَنْ أَبِي بَكْرِ بْنِ أَبِي مُوسَى، وَأَبِي، بُرْدَةَ ـ أَحْسِبُهُ ـ عَنْ أَبِي مُوسَى الأَشْعَرِيِّ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ كَانَ يَدْعُو " اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِي خَطِيئَتِي وَجَهْلِي وَإِسْرَافِي فِي أَمْرِي، وَمَا أَنْتَ أَعْلَمُ بِهِ مِنِّي، اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِي هَزْلِي وَجِدِّي وَخَطَاىَ وَعَمْدِي، وَكُلُّ ذَلِكَ عِنْدِي ".
Ebû Mûsâ el-Eş'arî'den: Peygamber şöyle dua ederdi: “Allahım! Hatamı, bilgisizliğimi, işimdeki aşırılığımı ve benim hakkımda benden daha iyi bildiğin şeyleri bağışla. Allahım! Şakamı ve ciddimi, yanılarak yaptığımı ve bile bile yaptığımı bağışla; bunların hepsi bende var.”
Dua çiftler hâlinde kuruludur: şaka ile ciddiyet, yanılma ile kasıt. Sondaki “bunların hepsi bende var” cümlesi listeyi bir sayımdan itirafa çevirir. Metinde ne bir sayı ne de bir vakit geçer.
Sahih hadisBuhârî, Deavât 60
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو سَلَمَةَ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، قَالَ قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ وَاللَّهِ إِنِّي لأَسْتَغْفِرُ اللَّهَ وَأَتُوبُ إِلَيْهِ فِي الْيَوْمِ أَكْثَرَ مِنْ سَبْعِينَ مَرَّةً .
Ebû Hüreyre'den: Rasûlullah'ın şöyle dediğini işittim: “Vallahi ben günde yetmiş defadan fazla Allah'tan bağışlanma diler ve O'na tövbe ederim.”
İstiğfarın yalnızca günahı olana ait bir davranış olmadığını gösteren rivayetlerden biri. Buradaki sayı bir hedef değil, sıklığı anlatan bir ifadedir.
Sahih hadisBuhârî, Deavât 3
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا أَبُو شِهَابٍ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ عُمَارَةَ بْنِ عُمَيْرٍ، عَنِ الْحَارِثِ بْنِ سُوَيْدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ، حَدِيثَيْنِ أَحَدُهُمَا عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَالآخَرُ عَنْ نَفْسِهِ، قَالَ " إِنَّ الْمُؤْمِنَ يَرَى ذُنُوبَهُ كَأَنَّهُ قَاعِدٌ تَحْتَ جَبَلٍ يَخَافُ أَنْ يَقَعَ عَلَيْهِ، وَإِنَّ الْفَاجِرَ يَرَى ذُنُوبَهُ كَذُبَابٍ مَرَّ عَلَى أَنْفِهِ ". فَقَالَ بِهِ هَكَذَا قَالَ أَبُو شِهَابٍ بِيَدِهِ فَوْقَ أَنْفِهِ. ثُمَّ قَالَ " لَلَّهُ أَفْرَحُ بِتَوْبَةِ عَبْدِهِ مِنْ رَجُلٍ نَزَلَ مَنْزِلاً، وَبِهِ مَهْلَكَةٌ، وَمَعَهُ رَاحِلَتُهُ عَلَيْهَا طَعَامُهُ وَشَرَابُهُ، فَوَضَعَ رَأْسَهُ فَنَامَ نَوْمَةً، فَاسْتَيْقَظَ وَقَدْ ذَهَبَتْ رَاحِلَتُهُ، حَتَّى اشْتَدَّ عَلَيْهِ الْحَرُّ وَالْعَطَشُ أَوْ مَا شَاءَ اللَّهُ، قَالَ أَرْجِعُ إِلَى مَكَانِي. فَرَجَعَ فَنَامَ نَوْمَةً، ثُمَّ رَفَعَ رَأْسَهُ، فَإِذَا رَاحِلَتُهُ عِنْدَهُ ".
Abdullah b. Mes'ûd'dan: “Mümin, günahlarını sanki altında oturduğu ve üstüne düşmesinden korktuğu bir dağ gibi görür. Günaha dalmış kişi ise günahlarını burnunun üzerinden geçiveren bir sinek gibi görür.” Sonra şöyle dedi: “Allah, kulunun tövbesine şundan daha çok sevinir: Bir adam tehlikeli ve ıssız bir yerde konaklar; yiyeceği ve suyu devesinin üzerindedir. Başını koyup bir uyur, uyandığında devesi gitmiştir. Sıcak ve susuzluk iyice bastırınca ‘yerime döneyim’ der, döner ve bir uyku daha uyur; sonra başını kaldırdığında devesini yanında bulur.”
Râvi, Abdullah b. Mes'ûd'un kendisine iki metin aktardığını, birini Peygamber'den, diğerini kendi sözü olarak naklettiğini belirtir ama hangisinin hangisi olduğunu ayırmaz. İki benzetme arka arkaya durur: birincisi günahın nasıl görüldüğünü, ikincisi tövbenin nasıl karşılandığını anlatır.
Sahih hadisBuhârî, Deavât 4
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا اللَّيْثُ، قَالَ حَدَّثَنِي يَزِيدُ، عَنْ أَبِي الْخَيْرِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، عَنْ أَبِي بَكْرٍ الصِّدِّيقِ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ قَالَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم عَلِّمْنِي دُعَاءً أَدْعُو بِهِ فِي صَلاَتِي. قَالَ قُلِ اللَّهُمَّ إِنِّي ظَلَمْتُ نَفْسِي ظُلْمًا كَثِيرًا، وَلاَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلاَّ أَنْتَ، فَاغْفِرْ لِي مَغْفِرَةً مِنْ عِنْدِكَ، وَارْحَمْنِي، إِنَّكَ أَنْتَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ .
Ebû Bekir es-Sıddîk, Peygamber'e “Bana namazımda okuyacağım bir dua öğret” dedi. O da şöyle buyurdu: “Şunu söyle: Allahım! Ben kendime çok zulmettim; günahları senden başkası bağışlamaz. Kendi katından bir bağışlamayla beni bağışla ve bana merhamet et. Çok bağışlayan ve çok merhamet eden yalnız sensin.”
Duayı isteyen kişinin Ebû Bekir olması dikkat çekicidir: öğretilen metin kişinin durumuna göre değil, kulluğun ortak hâline göre kurulmuştur.
Sahih hadisBuhârî, Deavât 17
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنِ الْمُسَيَّبِ بْنِ رَافِعٍ، عَنْ وَرَّادٍ، مَوْلَى الْمُغِيرَةِ بْنِ شُعْبَةَ قَالَ كَتَبَ الْمُغِيرَةُ إِلَى مُعَاوِيَةَ بْنِ أَبِي سُفْيَانَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَقُولُ فِي دُبُرِ كُلِّ صَلاَةٍ إِذَا سَلَّمَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ، وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ، لَهُ الْمُلْكُ، وَلَهُ الْحَمْدُ، وَهْوَ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ، اللَّهُمَّ لاَ مَانِعَ لِمَا أَعْطَيْتَ، وَلاَ مُعْطِيَ لِمَا مَنَعْتَ، وَلاَ يَنْفَعُ ذَا الْجَدِّ مِنْكَ الْجَدُّ .
Muğîre b. Şu'be'nin azatlısı Verrâd'dan: Muğîre, Muâviye'ye yazdığı mektupta Rasûlullah'ın her namazın ardından selam verince şöyle dediğini bildirdi: “Allah'tan başka ilah yoktur; O tektir, ortağı yoktur. Mülk O'nundur, hamd O'nadır ve O'nun gücü her şeye yeter. Allahım! Senin verdiğini engelleyebilecek, engellediğini verebilecek yoktur. Varlık sahibinin varlığı, senin karşında ona fayda vermez.”
Namazın hemen ardından okunan bu metin bir istek cümlesi değil, bir kabul cümlesidir: verenin de engelleyenin de kim olduğunu söyler.
Sahih hadisBuhârî, Deavât 18
حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ، أَخْبَرَنَا يَزِيدُ، أَخْبَرَنَا وَرْقَاءُ، عَنْ سُمَىٍّ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ،. قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ ذَهَبَ أَهْلُ الدُّثُورِ بِالدَّرَجَاتِ وَالنَّعِيمِ الْمُقِيمِ. قَالَ " كَيْفَ ذَاكَ ". قَالَ صَلَّوْا كَمَا صَلَّيْنَا، وَجَاهَدُوا كَمَا جَاهَدْنَا، وَأَنْفَقُوا مِنْ فُضُولِ أَمْوَالِهِمْ، وَلَيْسَتْ لَنَا أَمْوَالٌ. قَالَ " أَفَلاَ أُخْبِرُكُمْ بِأَمْرٍ تُدْرِكُونَ مَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ، وَتَسْبِقُونَ مَنْ جَاءَ بَعْدَكُمْ، وَلاَ يَأْتِي أَحَدٌ بِمِثْلِ مَا جِئْتُمْ، إِلاَّ مَنْ جَاءَ بِمِثْلِهِ، تُسَبِّحُونَ فِي دُبُرِ كُلِّ صَلاَةٍ عَشْرًا، وَتَحْمَدُونَ عَشْرًا، وَتُكَبِّرُونَ عَشْرًا ".
Ebû Hüreyre'den: Bazı sahâbîler “Ey Allah'ın Resûlü, varlıklı olanlar dereceleri ve kalıcı nimeti alıp götürdüler” dediler. “Nasıl?” diye sordu. “Bizim kıldığımız gibi namaz kılıyor, bizim savaştığımız gibi savaşıyorlar; üstelik mallarının fazlasından da veriyorlar, bizimse malımız yok” dediler. Şöyle dedi: “Size bir şey söyleyeyim mi: onunla sizden öncekilere yetişir, sizden sonra geleni geçersiniz; aynısını yapan dışında da kimse sizin getirdiğinizi getiremez. Her namazın ardından on defa tesbih eder, on defa hamd eder, on defa tekbir getirirsiniz.”
Şikâyet maddi imkâna dair; cevap ise imkân gerektirmeyen bir amele yönlendiriyor.
Sahih hadisBuhârî, Deavât 18
حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا الْحَكَمُ، قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ أَبِي لَيْلَى، قَالَ لَقِيَنِي كَعْبُ بْنُ عُجْرَةَ فَقَالَ أَلاَ أُهْدِي لَكَ هَدِيَّةً، إِنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم خَرَجَ عَلَيْنَا فَقُلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ قَدْ عَلِمْنَا كَيْفَ نُسَلِّمُ عَلَيْكَ، فَكَيْفَ نُصَلِّي عَلَيْكَ قَالَ فَقُولُوا اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ، وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ، كَمَا صَلَّيْتَ عَلَى آلِ إِبْرَاهِيمَ، إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ، اللَّهُمَّ بَارِكْ عَلَى مُحَمَّدٍ، وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ، كَمَا بَارَكْتَ عَلَى آلِ إِبْرَاهِيمَ، إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ .
Abdurrahman b. Ebî Leylâ'dan: Kâ'b b. Ucre benimle karşılaştı ve “Sana bir hediye vereyim mi?” dedi. Peygamber yanımıza çıkmıştı; “Ey Allah'ın Resûlü, sana nasıl selam vereceğimizi öğrendik; peki sana nasıl salât edeceğiz?” diye sorduk. Şöyle dedi: “Şunu deyin: Allahım! İbrâhîm'in ailesine salât ettiğin gibi Muhammed'e ve Muhammed'in ailesine de salât et. Sen övgüye lâyıksın, şanın yücedir. Allahım! İbrâhîm'in ailesini mübarek kıldığın gibi Muhammed'i ve Muhammed'in ailesini de mübarek kıl. Sen övgüye lâyıksın, şanın yücedir.”
Namazda okunan “salli” ve “bârik” dualarının kaynağı bu rivayettir. Soru salâtın nasıl yapılacağıdır; cevap tarif değil, doğrudan bir metin verir.
Sahih hadisBuhârî, Deavât 32
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ حَمْزَةَ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي حَازِمٍ، وَالدَّرَاوَرْدِيُّ، عَنْ يَزِيدَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ خَبَّابٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ قُلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ هَذَا السَّلاَمُ عَلَيْكَ، فَكَيْفَ نُصَلِّي قَالَ " قُولُوا اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ عَبْدِكَ وَرَسُولِكَ، كَمَا صَلَّيْتَ عَلَى إِبْرَاهِيمَ، وَبَارِكْ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ، كَمَا بَارَكْتَ عَلَى إِبْرَاهِيمَ وَآلِ إِبْرَاهِيمَ ".
Ebû Saîd el-Hudrî'den: “Ey Allah'ın Resûlü, sana selâm vermeyi biliyoruz; peki sana nasıl salât edeceğiz?” dedik. Şöyle dedi: “Şunu deyin: Allahım! İbrâhîm'e salât ettiğin gibi, kulun ve elçin Muhammed'e de salât et. İbrâhîm'i ve İbrâhîm'in ailesini mübarek kıldığın gibi Muhammed'i ve Muhammed'in ailesini de mübarek kıl.”
Buhârî bu bâbda salavâtın iki ayrı lafzını art arda kaydeder. Yukarıdaki Kâ'b b. Ucre rivayetiyle arasında fark vardır: burada “kulun ve elçin” kaydı bulunur, “inneke hamîdün mecîd” bulunmaz. İkisi birlikte verildi, çünkü tek bir sabit kalıp bulunduğu izlenimini düzelten şey bu farkın kendisidir.
Sahih hadisBuhârî, Deavât 32
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا مُعْتَمِرٌ، قَالَ سَمِعْتُ مَنْصُورًا، عَنْ سَعْدِ بْنِ عُبَيْدَةَ، قَالَ حَدَّثَنِي الْبَرَاءُ بْنُ عَازِبٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِذَا أَتَيْتَ مَضْجَعَكَ فَتَوَضَّأْ وَضُوءَكَ لِلصَّلاَةِ، ثُمَّ اضْطَجِعْ عَلَى شِقِّكَ الأَيْمَنِ، وَقُلِ اللَّهُمَّ أَسْلَمْتُ وَجْهِي إِلَيْكَ، وَفَوَّضْتُ أَمْرِي إِلَيْكَ، وَأَلْجَأْتُ ظَهْرِي إِلَيْكَ، رَغْبَةً وَرَهْبَةً إِلَيْكَ، لاَ مَلْجَأَ وَلاَ مَنْجَا مِنْكَ إِلاَّ إِلَيْكَ، آمَنْتُ بِكِتَابِكَ الَّذِي أَنْزَلْتَ، وَبِنَبِيِّكَ الَّذِي أَرْسَلْتَ. فَإِنْ مُتَّ مُتَّ عَلَى الْفِطْرَةِ، فَاجْعَلْهُنَّ آخِرَ مَا تَقُولُ ". فَقُلْتُ أَسْتَذْكِرُهُنَّ وَبِرَسُولِكَ الَّذِي أَرْسَلْتَ. قَالَ " لاَ، وَبِنَبِيِّكَ الَّذِي أَرْسَلْتَ ".
Berâ b. Âzib'den: Rasûlullah şöyle dedi: “Yatağına gideceğin zaman namaz abdesti gibi abdest al, sonra sağ yanına uzan ve şöyle de: Allahım, kendimi sana teslim ettim, işimi sana bıraktım, sırtımı sana dayadım; senden umarak ve senden çekinerek. Senden kaçıp sığınılacak ve kurtulunacak yer yine ancak sensin. İndirdiğin kitabına ve gönderdiğin peygamberine iman ettim. Böyle yapar da ölürsen fıtrat üzere ölürsün. Bu sözleri, söylediklerinin en sonuna bırak.” Berâ der ki: Ezberimi pekiştirmek için tekrar ettim ve “gönderdiğin elçine” dedim. Peygamber: “Hayır, ‘gönderdiğin peygamberine’ diyeceksin” dedi.
Sondaki düzeltme, dua metinlerinin kelimesi kelimesine aktarıldığını gösteren en açık örneklerden biridir: “elçi” ile “peygamber” anlamca yakın olduğu hâlde Peygamber söylediği kelimede ısrar etmiştir.
Sahih hadisBuhârî, Deavât 6
حَدَّثَنَا قَبِيصَةُ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ، عَنْ رِبْعِيِّ بْنِ حِرَاشٍ، عَنْ حُذَيْفَةَ، قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِذَا أَوَى إِلَى فِرَاشِهِ قَالَ " بِاسْمِكَ أَمُوتُ وَأَحْيَا ". وَإِذَا قَامَ قَالَ " الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي أَحْيَانَا بَعْدَ مَا أَمَاتَنَا وَإِلَيْهِ النُّشُورُ ".
Huzeyfe'den: Peygamber yatağına girdiğinde “Senin adınla ölür, senin adınla dirilirim” derdi. Uyandığında ise “Bizi öldürdükten sonra dirilten Allah'a hamdolsun; dönüş de O'nadır” derdi.
İki dua birbirinin devamıdır: uyku küçük bir ölüm, uyanmak küçük bir diriliş olarak anılır.
Sahih hadisBuhârî, Deavât 7
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنِي سَعِيدُ بْنُ أَبِي سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيُّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِذَا أَوَى أَحَدُكُمْ إِلَى فِرَاشِهِ فَلْيَنْفُضْ فِرَاشَهُ بِدَاخِلَةِ إِزَارِهِ، فَإِنَّهُ لاَ يَدْرِي مَا خَلَفَهُ عَلَيْهِ، ثُمَّ يَقُولُ بِاسْمِكَ رَبِّ وَضَعْتُ جَنْبِي، وَبِكَ أَرْفَعُهُ، إِنْ أَمْسَكْتَ نَفْسِي فَارْحَمْهَا، وَإِنْ أَرْسَلْتَهَا فَاحْفَظْهَا بِمَا تَحْفَظُ بِهِ عِبَادَكَ الصَّالِحِينَ .
Ebû Hüreyre'den: Peygamber şöyle dedi: “Biriniz yatağına gideceği zaman izârının iç tarafıyla yatağını silkelesin; çünkü ardında ne kaldığını bilemez. Sonra şöyle desin: Rabbim, senin adınla yanımı yatağa koydum, yine senin adınla kaldırırım. Canımı alıkoyarsan ona merhamet et; salıverirsen, salih kullarını koruduğun şeyle onu da koru.”
Duanın önündeki uyarı gündelik bir tedbirdir. Rivayet tedbiri duanın yerine değil, yanına koyar.
Sahih hadisBuhârî, Deavât 13
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الْحَكَمِ، عَنِ ابْنِ أَبِي لَيْلَى، عَنْ عَلِيٍّ، أَنَّ فَاطِمَةَ ـ عَلَيْهِمَا السَّلاَمُ ـ شَكَتْ مَا تَلْقَى فِي يَدِهَا مِنَ الرَّحَى، فَأَتَتِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم تَسْأَلُهُ خَادِمًا، فَلَمْ تَجِدْهُ، فَذَكَرَتْ ذَلِكَ لِعَائِشَةَ، فَلَمَّا جَاءَ أَخْبَرَتْهُ. قَالَ فَجَاءَنَا وَقَدْ أَخَذْنَا مَضَاجِعَنَا، فَذَهَبْتُ أَقُومُ فَقَالَ " مَكَانَكِ ". فَجَلَسَ بَيْنَنَا حَتَّى وَجَدْتُ بَرْدَ قَدَمَيْهِ عَلَى صَدْرِي فَقَالَ " أَلاَ أَدُلُّكُمَا عَلَى مَا هُوَ خَيْرٌ لَكُمَا مِنْ خَادِمٍ، إِذَا أَوَيْتُمَا إِلَى فِرَاشِكُمَا، أَوْ أَخَذْتُمَا مَضَاجِعَكُمَا، فَكَبِّرَا ثَلاَثًا وَثَلاَثِينَ، وَسَبِّحَا ثَلاَثًا وَثَلاَثِينَ، وَاحْمَدَا ثَلاَثًا وَثَلاَثِينَ، فَهَذَا خَيْرٌ لَكُمَا مِنْ خَادِمٍ ".
Ali'den: Fâtıma, değirmen çevirmekten elinin çektiği zahmetten yakındı ve Peygamber'den bir hizmetçi istemeye gitti; onu bulamayınca durumu Âişe'ye anlattı. Peygamber gelince Âişe ona söyledi. Ali der ki: Yatağımıza çekilmiştik, yanımıza geldi. Kalkmaya davranınca “Yerinde kal” dedi ve aramıza oturdu; ayaklarının serinliğini göğsümde hissettim. Sonra şöyle dedi: “Size hizmetçiden daha hayırlı olanı göstereyim mi? Yatağınıza girdiğinizde otuz üç defa tekbir getirin, otuz üç defa tesbih edin, otuz üç defa hamd edin. Bu sizin için bir hizmetçiden hayırlıdır.”
Sayılar rivayetin kendi metnindedir. Dikkat çekici yanı şudur: istek karşılanmamış, yerine bir zikir tarif edilmiştir.
Sahih hadisBuhârî, Deavât 11
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، قَالَ حَدَّثَنِي عُقَيْلٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ إِذَا أَخَذَ مَضْجَعَهُ نَفَثَ فِي يَدَيْهِ، وَقَرَأَ بِالْمُعَوِّذَاتِ، وَمَسَحَ بِهِمَا جَسَدَهُ.
Âişe'den: Rasûlullah yatağına girdiğinde ellerine hafifçe üfler, muavvizâtı okur ve ellerini bedenine sürerdi.
“Muavvizât” ile hangi sûrelerin kastedildiği konusunda klasik kaynaklarda iki görüş aktarılır: Felak ile Nâs; ya da bunlara İhlâs'ın da eklenmesi.
Sahih hadisBuhârî, Deavât 12
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، سَمِعْتُ سُلَيْمَانَ بْنَ أَبِي مُسْلِمٍ، عَنْ طَاوُسٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِذَا قَامَ مِنَ اللَّيْلِ يَتَهَجَّدُ قَالَ اللَّهُمَّ لَكَ الْحَمْدُ، أَنْتَ نُورُ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ وَمَنْ فِيهِنَّ، وَلَكَ الْحَمْدُ أَنْتَ قَيِّمُ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ وَمَنْ فِيهِنَّ، وَلَكَ الْحَمْدُ، أَنْتَ الْحَقُّ وَوَعْدُكَ حَقٌّ، وَقَوْلُكَ حَقٌّ، وَلِقَاؤُكَ حَقٌّ، وَالْجَنَّةُ حَقٌّ، وَالنَّارُ حَقٌّ، وَالسَّاعَةُ حَقٌّ، وَالنَّبِيُّونَ حَقٌّ، وَمُحَمَّدٌ حَقٌّ، اللَّهُمَّ لَكَ أَسْلَمْتُ وَعَلَيْكَ تَوَكَّلْتُ وَبِكَ آمَنْتُ، وَإِلَيْكَ أَنَبْتُ، وَبِكَ خَاصَمْتُ، وَإِلَيْكَ حَاكَمْتُ، فَاغْفِرْ لِي مَا قَدَّمْتُ وَمَا أَخَّرْتُ، وَمَا أَسْرَرْتُ، وَمَا أَعْلَنْتُ، أَنْتَ الْمُقَدِّمُ وَأَنْتَ الْمُؤَخِّرُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ ـ أَوْ ـ لاَ إِلَهَ غَيْرُكَ .
İbn Abbâs'tan: Peygamber geceleyin teheccüde kalktığında şöyle derdi: “Allahım! Hamd sana mahsustur; göklerin, yerin ve onlarda bulunanların nuru sensin. Hamd sana mahsustur; göklerin, yerin ve onlarda bulunanları ayakta tutan sensin. Hamd sana mahsustur; hak olan sensin, vaadin haktır, sözün haktır, sana kavuşmak haktır; cennet haktır, ateş haktır, kıyamet saati haktır, peygamberler haktır, Muhammed haktır. Allahım! Sana teslim oldum, sana dayandım, sana inandım, sana yöneldim; seninle karşı koydum, hükmü sana götürdüm. Önden gönderdiğimi de geride bıraktığımı da, gizlediğimi de açığa vurduğumu da bağışla. Öne geçiren de sensin, geriye bırakan da sensin. Senden başka ilah yoktur — ya da: senden başkası ilah değildir.”
Metin bir istekle başlamaz: önce uzun bir kabul cümleleri dizisi gelir, talep ancak sonunda bir kez geçer. Sondaki iki biçim râvinin tereddüdüdür ve ikisi de kaydedilmiştir.
Sahih hadisBuhârî, Deavât 10
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا ابْنُ مَهْدِيٍّ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ سَلَمَةَ، عَنْ كُرَيْبٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ بِتُّ عِنْدَ مَيْمُونَةَ فَقَامَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَأَتَى حَاجَتَهُ، غَسَلَ وَجْهَهُ وَيَدَيْهِ، ثُمَّ نَامَ، ثُمَّ قَامَ فَأَتَى الْقِرْبَةَ فَأَطْلَقَ شِنَاقَهَا، ثُمَّ تَوَضَّأَ وُضُوءًا بَيْنَ وُضُوءَيْنِ لَمْ يُكْثِرْ، وَقَدْ أَبْلَغَ، فَصَلَّى، فَقُمْتُ فَتَمَطَّيْتُ كَرَاهِيَةَ أَنْ يَرَى أَنِّي كُنْتُ أَتَّقِيهِ، فَتَوَضَّأْتُ، فَقَامَ يُصَلِّي، فَقُمْتُ عَنْ يَسَارِهِ، فَأَخَذَ بِأُذُنِي فَأَدَارَنِي عَنْ يَمِينِهِ، فَتَتَامَّتْ صَلاَتُهُ ثَلاَثَ عَشْرَةَ رَكْعَةً ثُمَّ اضْطَجَعَ فَنَامَ حَتَّى نَفَخَ ـ وَكَانَ إِذَا نَامَ نَفَخَ ـ فَآذَنَهُ بِلاَلٌ بِالصَّلاَةِ، فَصَلَّى وَلَمْ يَتَوَضَّأْ، وَكَانَ يَقُولُ فِي دُعَائِهِ اللَّهُمَّ اجْعَلْ فِي قَلْبِي نُورًا، وَفِي بَصَرِي نُورًا، وَفِي سَمْعِي نُورًا، وَعَنْ يَمِينِي نُورًا، وَعَنْ يَسَارِي نُورًا، وَفَوْقِي نُورًا، وَتَحْتِي نُورًا، وَأَمَامِي نُورًا، وَخَلْفِي نُورًا، وَاجْعَلْ لِي نُورًا . قَالَ كُرَيْبٌ وَسَبْعٌ فِي التَّابُوتِ. فَلَقِيتُ رَجُلاً مِنْ وَلَدِ الْعَبَّاسِ فَحَدَّثَنِي بِهِنَّ، فَذَكَرَ عَصَبِي وَلَحْمِي وَدَمِي وَشَعَرِي وَبَشَرِي، وَذَكَرَ خَصْلَتَيْنِ.
İbn Abbâs'tan: Teyzem Meymûne'nin yanında geceledim. Peygamber kalktı, ihtiyacını giderdi, yüzünü ve ellerini yıkadı, sonra uyudu. Sonra kalkıp su kırbasının bağını çözdü, ne fazla ne eksik bir abdest aldı ama hakkını da verdi ve namaza durdu. Ben de kalktım; onu gözetlediğimi anlamasın diye gerinerek abdest aldım ve solunda durdum. Kulağımdan tutup beni sağına geçirdi. Namazı on üç rekâta tamamlandı. Sonra uzanıp uyudu, hatta soluğu duyulur oldu — uyuduğunda soluğu duyulurdu. Bilâl namaz için seslenince kalkıp namaz kıldı, yeniden abdest almadı. Duasında şöyle derdi: “Allahım! Kalbime nur ver, gözüme nur ver, kulağıma nur ver; sağıma nur, soluma nur, üstüme nur, altıma nur, önüme nur, arkama nur ver; bana bir nur ver.”
“Nur duası” adıyla bilinen metin budur. Rivayetin sonunda râvi Küreyb yedi maddenin daha bulunduğunu belirtir; bunları kendisine aktaran kişi sinir, et, kan, saç ve deriyi saymış, kalan ikisini adlandırmamıştır. Eksik kısım tamamlanmadan, olduğu gibi bırakılmıştır.
Sahih hadisBuhârî, Deavât 10
حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، عَنْ أَبِي الْعَالِيَةِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَدْعُو عِنْدَ الْكَرْبِ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ الْعَظِيمُ الْحَلِيمُ، لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ رَبُّ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ، رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ .
İbn Abbâs'tan: Peygamber sıkıntı anında şöyle dua ederdi: “Azîm ve Halîm olan Allah'tan başka ilah yoktur. Göklerin ve yerin Rabbi, yüce arşın Rabbi olan Allah'tan başka ilah yoktur.”
“Kerb duası” adıyla bilinir. Metin baştan sona bir tevhid ve yüceltme cümlesidir; içinde açıkça dile getirilmiş bir istek yoktur.
Sahih hadisBuhârî, Deavât 27
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ أَبِي عَمْرٍو، مَوْلَى الْمُطَّلِبِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ حَنْطَبٍ أَنَّهُ سَمِعَ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لأَبِي طَلْحَةَ " الْتَمِسْ لَنَا غُلاَمًا مِنْ غِلْمَانِكُمْ يَخْدُمُنِي ". فَخَرَجَ بِي أَبُو طَلْحَةَ يُرْدِفُنِي وَرَاءَهُ، فَكُنْتُ أَخْدُمُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كُلَّمَا نَزَلَ، فَكُنْتُ أَسْمَعُهُ يُكْثِرُ أَنْ يَقُولَ " اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْهَمِّ وَالْحَزَنِ، وَالْعَجْزِ وَالْكَسَلِ، وَالْبُخْلِ وَالْجُبْنِ، وَضَلَعِ الدَّيْنِ، وَغَلَبَةِ الرِّجَالِ ". فَلَمْ أَزَلْ أَخْدُمُهُ حَتَّى أَقْبَلْنَا مِنْ خَيْبَرَ، وَأَقْبَلَ بِصَفِيَّةَ بِنْتِ حُيَىٍّ قَدْ حَازَهَا، فَكُنْتُ أَرَاهُ يُحَوِّي وَرَاءَهُ بِعَبَاءَةٍ أَوْ كِسَاءٍ ثُمَّ يُرْدِفُهَا وَرَاءَهُ حَتَّى إِذَا كُنَّا بِالصَّهْبَاءِ صَنَعَ حَيْسًا فِي نِطَعٍ، ثُمَّ أَرْسَلَنِي فَدَعَوْتُ رِجَالاً فَأَكَلُوا، وَكَانَ ذَلِكَ بِنَاءَهُ بِهَا، ثُمَّ أَقْبَلَ حَتَّى بَدَا لَهُ أُحُدٌ قَالَ " هَذَا جُبَيْلٌ يُحِبُّنَا وَنُحِبُّهُ ". فَلَمَّا أَشْرَفَ عَلَى الْمَدِينَةِ قَالَ " اللَّهُمَّ إِنِّي أُحَرِّمُ مَا بَيْنَ جَبَلَيْهَا مِثْلَ مَا حَرَّمَ بِهِ إِبْرَاهِيمُ مَكَّةَ، اللَّهُمَّ بَارِكْ لَهُمْ فِي مُدِّهِمْ وَصَاعِهِمْ ".
Enes b. Mâlik'ten: Rasûlullah Ebû Talha'ya “Bize hizmet edecek bir genç bul” dedi. Ebû Talha beni terkisine alıp götürdü; konakladığı her yerde ona hizmet ettim. Şunu çok söylediğini işitirdim: “Allahım! Kaygıdan ve üzüntüden, acizlikten ve tembellikten, cimrilikten ve korkaklıktan, borcun altında ezilmekten ve insanların baskısından sana sığınırım.” Rivayetin devamında Enes, Hayber dönüşünü ve yolda yaşananları anlatır: Uhud göründüğünde Peygamber “Bu, bizi seven ve bizim de sevdiğimiz bir dağcıktır” demiş; Medine göründüğünde ise “Allahım! İbrâhîm'in Mekke'yi haram kıldığı gibi ben de bu şehrin iki dağı arasını haram kılıyorum. Allahım! Onların ölçeğine ve kilesine bereket ver” diye dua etmiştir.
Sığınılan sekiz şey dört çift hâlinde sıralanır ve her çift birbirini tamamlar: kaygı ile üzüntü (iç hâl), acizlik ile tembellik (güç ve istek), cimrilik ile korkaklık (mal ve can), borç ile baskı (dıştan gelen yük).
Sahih hadisBuhârî, Deavât 36
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا الْمُعْتَمِرُ، قَالَ سَمِعْتُ أَبِي قَالَ، سَمِعْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ كَانَ نَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْعَجْزِ وَالْكَسَلِ، وَالْجُبْنِ وَالْهَرَمِ، وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ عَذَابِ الْقَبْرِ، وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ فِتْنَةِ الْمَحْيَا وَالْمَمَاتِ .
Enes b. Mâlik'ten: Allah'ın peygamberi şöyle derdi: “Allahım! Acizlikten ve tembellikten, korkaklıktan ve düşkün yaşlılıktan sana sığınırım. Kabir azabından sana sığınırım. Hayatın ve ölümün fitnesinden sana sığınırım.”
“Hayatın ve ölümün fitnesi” ifadesi ikisini bir arada anar: yaşarken karşılaşılan sınav ile ölüm anında ve sonrasında karşılaşılacak olan.
Sahih hadisBuhârî, Deavât 38
حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْمَلِكِ، عَنْ مُصْعَبٍ، كَانَ سَعْدٌ يَأْمُرُ بِخَمْسٍ وَيَذْكُرُهُنَّ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ كَانَ يَأْمُرُ بِهِنَّ اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْبُخْلِ، وَأَعُوذُ بِكَ مِنَ الْجُبْنِ، وَأَعُوذُ بِكَ أَنْ أُرَدَّ إِلَى أَرْذَلِ الْعُمُرِ، وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ فِتْنَةِ الدُّنْيَا يَعْنِي فِتْنَةَ الدَّجَّالِ وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ عَذَابِ الْقَبْرِ .
Mus'ab'dan: Sa'd beş şeyi emreder ve bunları Peygamber'den naklederdi; Peygamber de bunları emredermiş: “Allahım! Cimrilikten sana sığınırım. Korkaklıktan sana sığınırım. Ömrün en düşkün çağına bırakılmaktan sana sığınırım. Dünyanın fitnesinden — yani Deccâl fitnesinden — sana sığınırım. Kabir azabından sana sığınırım.”
“Dünyanın fitnesi” ifadesini Deccâl fitnesi diye açıklayan ara cümle râviye aittir. Rivayetlerde bu tür açıklamalar çoğu zaman metnin içine yerleşmiş hâlde gelir; burada ayrıca gösterildi.
Sahih hadisBuhârî, Deavât 37
حَدَّثَنَا مُعَلَّى بْنُ أَسَدٍ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَقُولُ " اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْكَسَلِ وَالْهَرَمِ، وَالْمَأْثَمِ وَالْمَغْرَمِ، وَمِنْ فِتْنَةِ الْقَبْرِ وَعَذَابِ الْقَبْرِ، وَمِنْ فِتْنَةِ النَّارِ وَعَذَابِ النَّارِ، وَمِنْ شَرِّ فِتْنَةِ الْغِنَى، وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ فِتْنَةِ الْفَقْرِ، وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ فِتْنَةِ الْمَسِيحِ الدَّجَّالِ، اللَّهُمَّ اغْسِلْ عَنِّي خَطَايَاىَ بِمَاءِ الثَّلْجِ وَالْبَرَدِ، وَنَقِّ قَلْبِي مِنَ الْخَطَايَا، كَمَا نَقَّيْتَ الثَّوْبَ الأَبْيَضَ مِنَ الدَّنَسِ، وَبَاعِدْ بَيْنِي وَبَيْنَ خَطَايَاىَ كَمَا بَاعَدْتَ بَيْنَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ ".
Âişe'den: Peygamber şöyle derdi: “Allahım! Tembellikten ve düşkün yaşlılıktan, günaha girmekten ve borç altında kalmaktan sana sığınırım. Kabir fitnesinden ve kabir azabından, ateş fitnesinden ve ateş azabından sana sığınırım. Zenginliğin fitnesinin şerrinden sana sığınırım; fakirliğin fitnesinden sana sığınırım; Mesîh Deccâl'in fitnesinden sana sığınırım. Allahım! Hatalarımı kar ve dolu suyuyla benden yıka. Beyaz elbiseyi kirden arıttığın gibi kalbimi hatalardan arıt. Doğu ile batının arasını uzaklaştırdığın gibi benimle hatalarımın arasını uzaklaştır.”
Sayfadaki en uzun sığınma metni. İki ucu birden anması dikkat çekicidir: zenginlik de fakirlik de aynı cümlede fitne olarak geçer, biri iyi biri kötü diye ayrılmaz. Sondaki üç benzetme — kar suyu, beyaz elbise, doğu ile batı arası — bir şey istemekten çok temizlenmenin ölçüsünü tarif eder.
Sahih hadisBuhârî, Deavât 39
حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ دَخَلَتْ عَلَىَّ عَجُوزَانِ مِنْ عُجُزِ يَهُودِ الْمَدِينَةِ فَقَالَتَا لِي إِنَّ أَهْلَ الْقُبُورِ يُعَذَّبُونَ فِي قُبُورِهِمْ، فَكَذَّبْتُهُمَا، وَلَمْ أُنْعِمْ أَنْ أُصَدِّقَهُمَا، فَخَرَجَتَا وَدَخَلَ عَلَىَّ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ لَهُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ عَجُوزَيْنِ وَذَكَرْتُ لَهُ، فَقَالَ " صَدَقَتَا، إِنَّهُمْ يُعَذَّبُونَ عَذَابًا تَسْمَعُهُ الْبَهَائِمُ كُلُّهَا ". فَمَا رَأَيْتُهُ بَعْدُ فِي صَلاَةٍ إِلاَّ تَعَوَّذَ مِنْ عَذَابِ الْقَبْرِ.
Âişe'den: Medine yahudilerinin yaşlılarından iki kadın yanıma girdi ve bana “Kabirdekiler kabirlerinde azap görüyor” dediler. Ben onları yalanladım, söylediklerini doğrulamaya yanaşmadım. Onlar çıktı, ardından Peygamber yanıma girdi. Ona “İki yaşlı kadın…” deyip olanı anlattım. Şöyle dedi: “Doğru söylemişler. Onlar, bütün hayvanların işittiği bir azapla azap görüyorlar.” Bundan sonra onu hiçbir namazda kabir azabından Allah'a sığınmadan görmedim.
Sayfadaki sığınma metinlerinde geçen “kabir azabı” kaydının namaza ne zaman girdiğini anlatan rivayet budur. Azabın nasıl anlaşılacağı klasik şerhlerin ayrıca tartıştığı bir konudur; bu sayfa metni olduğu gibi aktarır.
Sahih hadisBuhârî, Deavât 37
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنِي سُمَىٌّ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَتَعَوَّذُ مِنْ جَهْدِ الْبَلاَءِ، وَدَرَكِ الشَّقَاءِ، وَسُوءِ الْقَضَاءِ، وَشَمَاتَةِ الأَعْدَاءِ. قَالَ سُفْيَانُ الْحَدِيثُ ثَلاَثٌ زِدْتُ أَنَا وَاحِدَةً، لاَ أَدْرِي أَيَّتُهُنَّ هِيَ.
Ebû Hüreyre'den: Rasûlullah belanın ağırlığından, bedbahtlığın kendisine yetişmesinden, kötü bir hükme uğramaktan ve düşmanların sevinmesinden Allah'a sığınırdı. Râvi Süfyân şöyle der: Hadiste bunlardan üçü vardı; birini ben ekledim, hangisi olduğunu da bilmiyorum.
Süfyân'ın bu kaydı hadis aktarımının nasıl işlediğini gösterir: râvi kendi eklediği bir maddeyi fark edince, hangisi olduğunu bilmese bile bunu metne yazdırıyor. Hangisinin ek olduğu belirtilmediği için dördü de aktarıldı.
Sahih hadisBuhârî, Deavât 28
حَدَّثَنَا ابْنُ سَلاَمٍ، أَخْبَرَنَا إِسْمَاعِيلُ ابْنُ عُلَيَّةَ، عَنْ عَبْدِ الْعَزِيزِ بْنِ صُهَيْبٍ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لاَ يَتَمَنَّيَنَّ أَحَدٌ مِنْكُمُ الْمَوْتَ لِضُرٍّ نَزَلَ بِهِ، فَإِنْ كَانَ لاَ بُدَّ مُتَمَنِّيًا لِلْمَوْتِ فَلْيَقُلِ اللَّهُمَّ أَحْيِنِي مَا كَانَتِ الْحَيَاةُ خَيْرًا لِي، وَتَوَفَّنِي إِذَا كَانَتِ الْوَفَاةُ خَيْرًا لِي .
Enes'ten: Rasûlullah şöyle dedi: “Sizden hiçbiri başına gelen bir sıkıntı yüzünden ölümü istemesin. Mutlaka isteyecekse şöyle desin: Allahım! Yaşamak benim için hayırlı olduğu sürece beni yaşat; ölüm benim için hayırlı olduğunda da canımı al.”
Dua isteği ortadan kaldırmıyor; kararı isteyenin elinden alıp neyin hayırlı olduğunun bilgisine bağlıyor.
Sahih hadisBuhârî, Deavât 30
حَدَّثَنَا مُسْلِمٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَمْرٍو، سَمِعْتُ ابْنَ أَبِي أَوْفَى ـ رضى الله عنهما كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِذَا أَتَاهُ رَجُلٌ بِصَدَقَةٍ قَالَ " اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى آلِ فُلاَنٍ ". فَأَتَاهُ أَبِي فَقَالَ " اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى آلِ أَبِي أَوْفَى ".
İbn Ebî Evfâ'dan: Peygamber'e biri sadakasını getirdiğinde “Allahım, falancanın ailesine salât et” derdi. Babam sadakasını getirince “Allahım, Ebû Evfâ ailesine salât et” dedi.
Buradaki “salât”, Peygamber'e yapılandan farklı olarak “hayır dua et, rahmet eyle” anlamındadır. Hadis, veren kişiye dua edilmesine örnektir.
Sahih hadisBuhârî, Deavât 19
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ الرَّبِيعِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، قَالَ سَمِعْتُ أَنَسًا، قَالَ قَالَتْ أُمُّ سُلَيْمٍ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَسٌ خَادِمُكَ. قَالَ اللَّهُمَّ أَكْثِرْ مَالَهُ وَوَلَدَهُ، وَبَارِكْ لَهُ فِيمَا أَعْطَيْتَهُ .
Enes'ten: Ümmü Süleym, Peygamber'e “Enes senin hizmetçindir” dedi. O da şöyle dua etti: “Allahım! Onun malını ve çocuğunu çoğalt; kendisine verdiğinde de ona bereket ver.”
Dua iki şeyi ayırıyor: çoğalma ile bereket aynı şey değildir. İkincisi, verilenden yararlanabilmeyi ister.
Sahih hadisBuhârî, Deavât 19
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ بُرَيْدِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى، قَالَ دَعَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِمَاءٍ فَتَوَضَّأَ، ثُمَّ رَفَعَ يَدَيْهِ فَقَالَ " اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِعُبَيْدٍ أَبِي عَامِرٍ ". وَرَأَيْتُ بَيَاضَ إِبْطَيْهِ فَقَالَ " اللَّهُمَّ اجْعَلْهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَوْقَ كَثِيرٍ مِنْ خَلْقِكَ مِنَ النَّاسِ ".
Ebû Mûsâ'dan: Peygamber su istedi ve abdest aldı. Sonra ellerini kaldırıp “Allahım! Ubeyd Ebû Âmir'i bağışla” dedi. Koltuk altlarının beyazlığını gördüm. Ardından “Allahım! Onu kıyamet gününde insanlardan birçoğunun üstünde kıl” dedi.
Râvinin araya koyduğu ayrıntı — koltuk altlarının görünmesi — ellerin ne kadar yükseldiğini kaydeder; anlatının süsü değil ölçüsüdür. Metin Ubeyd Ebû Âmir'in kim olduğunu söylemez. Dua iki aşamalıdır: önce bağışlanma, sonra derece.
Sahih hadisBuhârî, Deavât 49
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ سَمِعَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ اللَّهُمَّ فَأَيُّمَا مُؤْمِنٍ سَبَبْتُهُ فَاجْعَلْ ذَلِكَ لَهُ قُرْبَةً إِلَيْكَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ .
Ebû Hüreyre'den: Peygamber'in şöyle dediğini işitti: “Allahım! Hangi mümine ağır bir söz söylediysem, bunu kıyamet gününde onun için sana yaklaştıran bir şey kıl.”
Dua kendisi için değil, kendisinden incinmiş olabilecek kişi için yapılıyor.
Sahih hadisBuhârî, Deavât 34
حَدَّثَنَا عَلِيٌّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَدِمَ الطُّفَيْلُ بْنُ عَمْرٍو عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ دَوْسًا قَدْ عَصَتْ وَأَبَتْ، فَادْعُ اللَّهَ عَلَيْهَا. فَظَنَّ النَّاسُ أَنَّهُ يَدْعُو عَلَيْهِمْ، فَقَالَ " اللَّهُمَّ اهْدِ دَوْسًا وَأْتِ بِهِمْ ".
Ebû Hüreyre'den: Tufeyl b. Amr, Rasûlullah'a gelip “Ey Allah'ın Resûlü! Devs kabilesi karşı geldi ve direndi; onların aleyhine dua et” dedi. Oradakiler onların aleyhine dua edeceğini sandılar. O ise şöyle dedi: “Allahım! Devs'e doğru yolu göster ve onları getir.”
İstenen beddua idi; bekleyenler de bunu bekliyordu. Rivayetin kaydettiği şey isteğin geri çevrilmesi değil, duanın yönünün değişmesidir: kabile aleyhte anılan taraf olmaktan çıkıp duanın konusu olur.
Sahih hadisBuhârî, Deavât 59
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مَحْبُوبٍ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ بَيْنَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَخْطُبُ يَوْمَ الْجُمُعَةِ فَقَامَ رَجُلٌ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ ادْعُ اللَّهَ أَنْ يَسْقِيَنَا. فَتَغَيَّمَتِ السَّمَاءُ وَمُطِرْنَا، حَتَّى مَا كَادَ الرَّجُلُ يَصِلُ إِلَى مَنْزِلِهِ، فَلَمْ تَزَلْ تُمْطَرُ إِلَى الْجُمُعَةِ الْمُقْبِلَةِ، فَقَامَ ذَلِكَ الرَّجُلُ أَوْ غَيْرُهُ فَقَالَ ادْعُ اللَّهَ أَنْ يَصْرِفَهُ عَنَّا، فَقَدْ غَرِقْنَا. فَقَالَ اللَّهُمَّ حَوَالَيْنَا وَلاَ عَلَيْنَا . فَجَعَلَ السَّحَابُ يَتَقَطَّعُ حَوْلَ الْمَدِينَةِ، وَلاَ يُمْطِرُ أَهْلَ الْمَدِينَةِ.
Enes'ten: Peygamber cuma günü hutbe verirken bir adam kalktı ve “Ey Allah'ın Resûlü, Allah'a dua et de bize yağmur versin” dedi. Gökyüzü bulutlandı ve yağmur yağdı; öyle ki adam evine zor vardı. Yağmur ertesi cumaya kadar sürdü. Aynı adam ya da bir başkası kalkıp “Allah'a dua et de bunu bizden çevirsin, boğulduk” dedi. Bunun üzerine “Allahım! Çevremize yağdır, üzerimize değil” dedi. Bulutlar Medine'nin çevresinde dağılmaya başladı ve şehre yağmur düşmedi.
İkinci duada istenen şey yağmurun kesilmesi değil, yönünün değişmesidir. İki dua aynı hutbenin iki ucunda durur.
Sahih hadisBuhârî, Deavât 24
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَرْعَرَةَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَبْدِ الْعَزِيزِ بْنِ صُهَيْبٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِذَا دَخَلَ الْخَلاَءَ قَالَ اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْخُبُثِ وَالْخَبَائِثِ .
Enes b. Mâlik'ten: Peygamber helâya gireceğinde “Allahım! Kötülükten ve kötülerden sana sığınırım” derdi.
Metindeki “hubs” ve “habâis” kelimeleri, harekesine göre klasik şerhlerde iki türlü okunur: “kötülük ve kötüler” ya da “erkek ve dişi şeytanlar”. İkisi de aktarılmıştır.
Sahih hadisBuhârî, Deavât 15
Hadislerin Arapça metni klasik hadis kaynaklarındandır. Türkçe anlam bu sitenin kendi metnidir ve basılı bir tercümenin yerini tutmaz; esas olan Arapça metindir.
Bu hadisler nasıl seçildi
Sayfadaki hadislerin tamamı Buhârî'nin Deavât kitâbından alınmıştır. Kitâb iki turda okundu: önce baş tarafındaki altmış rivayet, sonra kitâbın geri kalanından derlenen otuz altı rivayet. İki turun toplamından otuz altı rivayet sayfaya alındı.
Elenenler dört gruptur. Birincisi aynı metnin başka râvi zinciriyle gelen tekrarları: uyumadan önce okunan teslimiyet duası dört ayrı rivayette, “senin adınla ölür, senin adınla dirilirim” üç ayrı rivayette, seyyidü'l-istiğfâr iki ayrı rivayette, Sa'd b. Ebî Vakkâs'ın beş sığınma cümlesi dört ayrı rivayette geçiyor; her birinden biri alındı. İkincisi konusu dua olmayan, sefer ve gündelik olay anlatısı ağır basan rivayetler. Üçüncüsü ayrıntılı bir fıkhî meseleye, savaş bağlamına ya da tedavi uygulamasına giren rivayetler; bunlar bu sitenin kapsamı dışındadır. Dördüncüsü, aynı metnin bu sitedeki başka bir hadis sayfasında zaten bulunduğu rivayetler — istihâre duası, “lâ havle velâ kuvvete illâ billâh”, sefer dönüşü duası, “rabbenâ âtinâ fi'd-dünyâ hasene”, cuma günündeki saat ve Peygamber'in son sözünü bildiren “Allahım, en yüce dosta” rivayeti bunlardandır; aynı metin iki ayrı sayfada iki kez yayımlanmaz. Sonuncusu ölüm ile ilgili hadisler sayfasında durur: metnin asıl konusu dua değil, Peygamber'in vefat anıdır.
Bir rivayet sonradan çıkarıldı: namazda “Allah’a selam olsun” denmesinin düzeltildiği ve yerine teşehhüd metninin öğretildiği rivayet, aynı hadisin daha dolu lafzıyla selam ve görgü hadisleri sayfasında durur — teşehhüdün tamamı orada metnin içindedir.
Tekrar kuralının tek istisnası salavâttır: Buhârî aynı bâbda iki ayrı lafız kaydeder ve aradaki fark kayda değer olduğu için ikisi de verilmiştir.
Sıralama kitâb sırası değil konu sırasıdır: önce duanın kendisi hakkındaki hadisler, sonra istiğfar ve tövbe, namaz, gece ve uyku, sıkıntı ve sığınma, en sonda başkası için yapılan dualar.
Arapça metne dokunulmamıştır; kaynaktan alındığı gibi durur. Türkçe anlam bu sitenin kendi metnidir. Râvi zincirleri çevrilmemiştir — zincir metnin kendisi değil, metnin nasıl ulaştığının kaydıdır; gerektiğinde rivayeti aktaran kişinin adı kısa bir girişle verilmiştir.
Sayılar ve kayıtlar metnin kendisinden gelir
Bu sayfada geçen her sayı rivayetin kendi metnindedir: yatarken otuz üçer tekbir, tesbih ve hamd (Buhârî, Deavât 11); namazın ardından onar defa (Buhârî, Deavât 18); günde yetmiş defadan fazla istiğfar (Buhârî, Deavât 3).
Bu sitede sayı bilgisi yalnızca kaynağı gösterilebildiğinde verilir. Dua içerikleri arasında yaygın olarak dolaşan “şu duayı şu kadar okuyan şunu elde eder” kalıbının sahih kaynaklarda karşılığı yoktur ve burada yer almaz.
Aynı ölçü sonuç için de geçerlidir: bu sayfa hiçbir dua için garanti vermez. Rivayetlerin kendisi de böyle bir çerçeve kurmaz — Buhârî, Deavât 22'de bildirilen şey, karşılığın gecikmesinin duanın karşılıksız kalması sayılmayacağıdır.
Atıflardaki bâb numaraları Buhârî'nin kitâb ve bâb düzenine göre verilmiştir; doğrulanamayan bir numara yazılmaz, atıf kitap düzeyine indirilir.
Sık sorulan sorular
Bu sayfadaki Türkçe anlamlar hangi tercümeden alındı?
Hiçbirinden. Türkçe metinler bu sitenin kendi metnidir ve doğrudan Arapçadan yazılmıştır; basılı bir tercümenin yerini tutmaz. Râvi zincirleri çevrilmemiş, yalnız hadis metni verilmiştir. Esas olan Arapça metindir.
Duada belirli bir sayı ya da vakit şart mıdır?
Bu sayfadaki rivayetlerde bazı sayılar ve vakitler geçer; bunlar metnin kendisindedir, sonradan eklenmiş değildir. Bunların dışında dolaşan ve kaynağı gösterilemeyen sayı iddiaları burada yer almaz. Sonuç garantisi de verilmez: Buhârî, Deavât 22'de bildirilen şey, duaya karşılık verileceği ve acele edilmemesi gerektiğidir.
Kaynaklar
- Sahih hadisBuhârî, Deavât — Sayfadaki hadislerin tamamı bu kitâbdandır; Buhârî'nin 80. kitâbıdır.
- Sahih hadisBuhârî, Deavât 2 — Seyyidü'l-istiğfâr metni
- Sahih hadisBuhârî, Deavât 14 — Gecenin son üçte birinde dua
- Sahih hadisBuhârî, Deavât 21 — Duada kararlılık; “dilersen” kaydının bırakılması
- Sahih hadisBuhârî, Deavât 22 — Acele edilmedikçe duaya karşılık verilmesi
- Sahih hadisBuhârî, Deavât 32 — Salli ve bârik dualarının kaynağı
- Sahih hadisBuhârî, Deavât 39 — Zenginlik ile fakirliğin aynı cümlede fitne olarak anılması
- Sahih hadisBuhârî, Deavât 59 — Beddua isteğine hidayet duasıyla karşılık verilmesi
- Sahih hadisBuhârî, Deavât 60 — Şaka ile ciddiyet, yanılma ile kasıt ayrımı
Son güncelleme: