Meryem Suresi

Kur’anBu sayfadaki bilgilerin ana kaynak seviyesi

Meryem suresi 98 ayettir. Bu sitedeki çocuk duası sayfasının dayandığı Hz. Zekeriyyâ duası ve Hz. Meryem kıssası burada yer alır.

Sure numarası
19. sure
Arapça adı
مريم
Ayet sayısı
98 ayet
Nüzul yeri
Mekki (Mekke dönemi)
Nüzul sırası
44.
Cüz
16. cüz
Ana konusu
Çocuk duası, Hz. Meryem kıssası ve peygamberlerin anılması

Adının anlamı

Sure adını, 16-34. ayetlerde anlatılan Hz. Meryem kıssasından alır. Kur'an'da adıyla anılan tek kadındır.

Temel temaları

  • dua
  • Meryem
  • Zekeriyyâ
  • İbrâhîm

Meryem suresi — Arapçası ve anlamı

Aşağıdaki Türkçe anlam bu siteye aittir; herhangi bir mealden alınmamıştır. Amacı ayetin ne dediğini açık Türkçeyle aktarmaktır, basılı bir mealin yerini tutmaz. Anlam metni Arapçanın karşılığı değil, karşılığının aktarımıdır — esas olan Arapça metindir.

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

  1. كٓهيعٓصٓ

    Kâf Hâ Yâ Ayn Sâd.

  2. ذِكْرُ رَحْمَتِ رَبِّكَ عَبْدَهُۥ زَكَرِيَّآ

    Bu, Rabbinin, kulu Zekeriyyâ'ya olan rahmetinin anılmasıdır.

  3. إِذْ نَادَىٰ رَبَّهُۥ نِدَآءً خَفِيًّا

    Hani Rabbine gizlice seslenmişti.

  4. قَالَ رَبِّ إِنِّى وَهَنَ ٱلْعَظْمُ مِنِّى وَٱشْتَعَلَ ٱلرَّأْسُ شَيْبًا وَلَمْ أَكُنۢ بِدُعَآئِكَ رَبِّ شَقِيًّا

    Dedi ki: "Rabbim! Kemiğim zayıfladı, başım ağarmış saçla tutuştu. Rabbim! Sana dua etmekle hiç bedbaht olmadım.

  5. وَإِنِّى خِفْتُ ٱلْمَوَٰلِىَ مِن وَرَآءِى وَكَانَتِ ٱمْرَأَتِى عَاقِرًا فَهَبْ لِى مِن لَّدُنكَ وَلِيًّا

    Doğrusu ben, arkamdan gelecek yakınlarımdan endişe ediyorum; karım da kısır. Bana katından bir yakın bağışla;

  6. يَرِثُنِى وَيَرِثُ مِنْ ءَالِ يَعْقُوبَ وَٱجْعَلْهُ رَبِّ رَضِيًّا

    Bana da mirasçı olsun, Ya'kûb ailesine de mirasçı olsun. Rabbim! Onu razı olacağın biri yap."

  7. يَٰزَكَرِيَّآ إِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَٰمٍ ٱسْمُهُۥ يَحْيَىٰ لَمْ نَجْعَل لَّهُۥ مِن قَبْلُ سَمِيًّا

    "Ey Zekeriyyâ! Sana bir oğul müjdeliyoruz; adı Yahyâ'dır. Daha önce ona bir adaş yapmadık."

  8. قَالَ رَبِّ أَنَّىٰ يَكُونُ لِى غُلَٰمٌ وَكَانَتِ ٱمْرَأَتِى عَاقِرًا وَقَدْ بَلَغْتُ مِنَ ٱلْكِبَرِ عِتِيًّا

    Dedi ki: "Rabbim! Karım kısırken ve ben yaşlılığın son sınırına varmışken benim nasıl oğlum olur?"

  9. قَالَ كَذَٰلِكَ قَالَ رَبُّكَ هُوَ عَلَىَّ هَيِّنٌ وَقَدْ خَلَقْتُكَ مِن قَبْلُ وَلَمْ تَكُ شَيْـًٔا

    Dedi ki: "İşte böyle. Rabbin buyurdu ki: Bu bana kolaydır; daha önce sen hiçbir şey değilken seni yaratmıştım."

  10. قَالَ رَبِّ ٱجْعَل لِّىٓ ءَايَةً قَالَ ءَايَتُكَ أَلَّا تُكَلِّمَ ٱلنَّاسَ ثَلَٰثَ لَيَالٍ سَوِيًّا

    Dedi ki: "Rabbim! Bana bir işaret ver." Dedi ki: "Senin işaretin, sapasağlam olduğun hâlde üç gece insanlarla konuşamamandır."

  11. فَخَرَجَ عَلَىٰ قَوْمِهِۦ مِنَ ٱلْمِحْرَابِ فَأَوْحَىٰٓ إِلَيْهِمْ أَن سَبِّحُوا۟ بُكْرَةً وَعَشِيًّا

    Bunun üzerine mabetten kavminin karşısına çıktı ve onlara "Sabah akşam tesbih edin" diye işaret etti.

  12. يَٰيَحْيَىٰ خُذِ ٱلْكِتَٰبَ بِقُوَّةٍ وَءَاتَيْنَٰهُ ٱلْحُكْمَ صَبِيًّا

    "Ey Yahyâ! Kitaba kuvvetle sarıl." Ona çocukken hüküm verdik.

  13. وَحَنَانًا مِّن لَّدُنَّا وَزَكَوٰةً وَكَانَ تَقِيًّا

    Katımızdan bir şefkat ve arınmışlık da verdik. O sakınan biriydi.

  14. وَبَرًّۢا بِوَٰلِدَيْهِ وَلَمْ يَكُن جَبَّارًا عَصِيًّا

    Anne babasına iyi davranırdı; zorba ve isyankâr değildi.

  15. وَسَلَٰمٌ عَلَيْهِ يَوْمَ وُلِدَ وَيَوْمَ يَمُوتُ وَيَوْمَ يُبْعَثُ حَيًّا

    Doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak diriltileceği gün ona selam olsun!

  16. وَٱذْكُرْ فِى ٱلْكِتَٰبِ مَرْيَمَ إِذِ ٱنتَبَذَتْ مِنْ أَهْلِهَا مَكَانًا شَرْقِيًّا

    Kitapta Meryem'i de an. Hani ailesinden ayrılıp doğu tarafında bir yere çekilmişti.

  17. فَٱتَّخَذَتْ مِن دُونِهِمْ حِجَابًا فَأَرْسَلْنَآ إِلَيْهَا رُوحَنَا فَتَمَثَّلَ لَهَا بَشَرًا سَوِيًّا

    Onlarla arasına bir perde çekmişti. Ona ruhumuzu gönderdik; ona düzgün bir insan biçiminde göründü.

  18. قَالَتْ إِنِّىٓ أَعُوذُ بِٱلرَّحْمَٰنِ مِنكَ إِن كُنتَ تَقِيًّا

    Dedi ki: "Senden Rahmân'a sığınırım; eğer sakınan biriysen."

  19. قَالَ إِنَّمَآ أَنَا۠ رَسُولُ رَبِّكِ لِأَهَبَ لَكِ غُلَٰمًا زَكِيًّا

    Dedi ki: "Ben ancak Rabbinin elçisiyim; sana tertemiz bir oğul bağışlamak için."

  20. قَالَتْ أَنَّىٰ يَكُونُ لِى غُلَٰمٌ وَلَمْ يَمْسَسْنِى بَشَرٌ وَلَمْ أَكُ بَغِيًّا

    Dedi ki: "Bana hiçbir insan dokunmamışken ve ben iffetsiz biri değilken nasıl oğlum olur?"

  21. قَالَ كَذَٰلِكِ قَالَ رَبُّكِ هُوَ عَلَىَّ هَيِّنٌ وَلِنَجْعَلَهُۥٓ ءَايَةً لِّلنَّاسِ وَرَحْمَةً مِّنَّا وَكَانَ أَمْرًا مَّقْضِيًّا

    Dedi ki: "İşte böyle. Rabbin buyurdu ki: Bu bana kolaydır. Onu insanlar için bir ayet ve katımızdan bir rahmet yapacağız. Bu, karara bağlanmış bir iştir."

  22. فَحَمَلَتْهُ فَٱنتَبَذَتْ بِهِۦ مَكَانًا قَصِيًّا

    Böylece ona gebe kaldı ve onunla uzak bir yere çekildi.

  23. فَأَجَآءَهَا ٱلْمَخَاضُ إِلَىٰ جِذْعِ ٱلنَّخْلَةِ قَالَتْ يَٰلَيْتَنِى مِتُّ قَبْلَ هَٰذَا وَكُنتُ نَسْيًا مَّنسِيًّا

    Doğum sancısı onu bir hurma ağacının gövdesine götürdü. Dedi ki: "Keşke bundan önce ölseydim de büsbütün unutulup gitseydim."

  24. فَنَادَىٰهَا مِن تَحْتِهَآ أَلَّا تَحْزَنِى قَدْ جَعَلَ رَبُّكِ تَحْتَكِ سَرِيًّا

    Altından ona seslendi: "Üzülme; Rabbin altında bir su arkı var etti.

  25. وَهُزِّىٓ إِلَيْكِ بِجِذْعِ ٱلنَّخْلَةِ تُسَٰقِطْ عَلَيْكِ رُطَبًا جَنِيًّا

    Hurma ağacının gövdesini kendine doğru silkele; üzerine olgun ve taze hurma dökülsün.

  26. فَكُلِى وَٱشْرَبِى وَقَرِّى عَيْنًا فَإِمَّا تَرَيِنَّ مِنَ ٱلْبَشَرِ أَحَدًا فَقُولِىٓ إِنِّى نَذَرْتُ لِلرَّحْمَٰنِ صَوْمًا فَلَنْ أُكَلِّمَ ٱلْيَوْمَ إِنسِيًّا

    Ye, iç ve gözün aydın olsun. İnsanlardan birini görürsen de ki: 'Ben Rahmân'a oruç adadım; bugün hiçbir insanla konuşmayacağım.'"

  27. فَأَتَتْ بِهِۦ قَوْمَهَا تَحْمِلُهُۥ قَالُوا۟ يَٰمَرْيَمُ لَقَدْ جِئْتِ شَيْـًٔا فَرِيًّا

    Onu taşıyarak kavmine geldi. Dediler ki: "Ey Meryem! Doğrusu sen görülmemiş bir şey yaptın.

  28. يَٰٓأُخْتَ هَٰرُونَ مَا كَانَ أَبُوكِ ٱمْرَأَ سَوْءٍ وَمَا كَانَتْ أُمُّكِ بَغِيًّا

    Ey Hârûn'un kız kardeşi! Baban kötü bir adam değildi; annen de iffetsiz değildi."

  29. فَأَشَارَتْ إِلَيْهِ قَالُوا۟ كَيْفَ نُكَلِّمُ مَن كَانَ فِى ٱلْمَهْدِ صَبِيًّا

    Bunun üzerine ona işaret etti. Dediler ki: "Beşikteki bir çocukla nasıl konuşuruz?"

  30. قَالَ إِنِّى عَبْدُ ٱللَّهِ ءَاتَىٰنِىَ ٱلْكِتَٰبَ وَجَعَلَنِى نَبِيًّا

    Çocuk dedi ki: "Ben Allah'ın kuluyum. Bana kitabı verdi ve beni peygamber yaptı.

  31. وَجَعَلَنِى مُبَارَكًا أَيْنَ مَا كُنتُ وَأَوْصَٰنِى بِٱلصَّلَوٰةِ وَٱلزَّكَوٰةِ مَا دُمْتُ حَيًّا

    Nerede olursam olayım beni bereketli kıldı ve yaşadığım sürece bana namazı ve zekâtı emretti.

  32. وَبَرًّۢا بِوَٰلِدَتِى وَلَمْ يَجْعَلْنِى جَبَّارًا شَقِيًّا

    Ve beni anneme iyi davranan biri yaptı; beni zorba ve bedbaht yapmadı.

  33. وَٱلسَّلَٰمُ عَلَىَّ يَوْمَ وُلِدتُّ وَيَوْمَ أَمُوتُ وَيَوْمَ أُبْعَثُ حَيًّا

    Doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak diriltileceğim gün bana selam olsun!"

  34. ذَٰلِكَ عِيسَى ٱبْنُ مَرْيَمَ قَوْلَ ٱلْحَقِّ ٱلَّذِى فِيهِ يَمْتَرُونَ

    İşte hakkında şüpheye düştükleri Meryem oğlu Îsâ; gerçek söz budur.

  35. مَا كَانَ لِلَّهِ أَن يَتَّخِذَ مِن وَلَدٍ سُبْحَٰنَهُۥٓ إِذَا قَضَىٰٓ أَمْرًا فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُۥ كُن فَيَكُونُ

    Allah'ın çocuk edinmesi olacak şey değildir. O yücedir. Bir işe hükmettiğinde, ona ancak "Ol" der; o da oluverir.

  36. وَإِنَّ ٱللَّهَ رَبِّى وَرَبُّكُمْ فَٱعْبُدُوهُ هَٰذَا صِرَٰطٌ مُّسْتَقِيمٌ

    "Şüphesiz Allah benim de Rabbimdir, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse O'na kulluk edin. Dosdoğru yol budur."

  37. فَٱخْتَلَفَ ٱلْأَحْزَابُ مِنۢ بَيْنِهِمْ فَوَيْلٌ لِّلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِن مَّشْهَدِ يَوْمٍ عَظِيمٍ

    Sonra aralarından çıkan gruplar ayrılığa düştü. Büyük bir günü görecek olan gerçeği örtenlerin vay hâline!

  38. أَسْمِعْ بِهِمْ وَأَبْصِرْ يَوْمَ يَأْتُونَنَا لَٰكِنِ ٱلظَّٰلِمُونَ ٱلْيَوْمَ فِى ضَلَٰلٍ مُّبِينٍ

    Bize gelecekleri gün ne iyi işitir ve ne iyi görürler! Fakat zalimler bugün apaçık bir sapkınlık içindedir.

  39. وَأَنذِرْهُمْ يَوْمَ ٱلْحَسْرَةِ إِذْ قُضِىَ ٱلْأَمْرُ وَهُمْ فِى غَفْلَةٍ وَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ

    Onları hasret günüyle uyar; hani iş bitirilmiştir. Oysa onlar gaflet içindedir ve iman etmezler.

  40. إِنَّا نَحْنُ نَرِثُ ٱلْأَرْضَ وَمَنْ عَلَيْهَا وَإِلَيْنَا يُرْجَعُونَ

    Şüphesiz yeryüzüne ve üzerindekilere biz mirasçı oluruz; bize döndürülürler.

  41. وَٱذْكُرْ فِى ٱلْكِتَٰبِ إِبْرَٰهِيمَ إِنَّهُۥ كَانَ صِدِّيقًا نَّبِيًّا

    Kitapta İbrâhîm'i de an. Şüphesiz o, dosdoğru bir peygamberdi.

  42. إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ يَٰٓأَبَتِ لِمَ تَعْبُدُ مَا لَا يَسْمَعُ وَلَا يُبْصِرُ وَلَا يُغْنِى عَنكَ شَيْـًٔا

    Hani babasına demişti ki: "Babacığım! İşitmeyen, görmeyen ve sana hiçbir faydası olmayan şeye neden kulluk ediyorsun?

  43. يَٰٓأَبَتِ إِنِّى قَدْ جَآءَنِى مِنَ ٱلْعِلْمِ مَا لَمْ يَأْتِكَ فَٱتَّبِعْنِىٓ أَهْدِكَ صِرَٰطًا سَوِيًّا

    Babacığım! Bana, sana gelmeyen bir ilim geldi. Bana uy; seni dosdoğru bir yola ileteyim.

  44. يَٰٓأَبَتِ لَا تَعْبُدِ ٱلشَّيْطَٰنَ إِنَّ ٱلشَّيْطَٰنَ كَانَ لِلرَّحْمَٰنِ عَصِيًّا

    Babacığım! Şeytana kulluk etme; şüphesiz şeytan Rahmân'a karşı gelmiştir.

  45. يَٰٓأَبَتِ إِنِّىٓ أَخَافُ أَن يَمَسَّكَ عَذَابٌ مِّنَ ٱلرَّحْمَٰنِ فَتَكُونَ لِلشَّيْطَٰنِ وَلِيًّا

    Babacığım! Doğrusu ben, sana Rahmân'dan bir azap dokunmasından ve şeytanın dostu olmandan korkuyorum."

  46. قَالَ أَرَاغِبٌ أَنتَ عَنْ ءَالِهَتِى يَٰٓإِبْرَٰهِيمُ لَئِن لَّمْ تَنتَهِ لَأَرْجُمَنَّكَ وَٱهْجُرْنِى مَلِيًّا

    Dedi ki: "Ey İbrâhîm! Sen benim ilahlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Vazgeçmezsen seni mutlaka taşlarım. Uzun bir süre benden ayrıl."

  47. قَالَ سَلَٰمٌ عَلَيْكَ سَأَسْتَغْفِرُ لَكَ رَبِّىٓ إِنَّهُۥ كَانَ بِى حَفِيًّا

    Dedi ki: "Selam sana. Senin için Rabbimden bağışlanma dileyeceğim; şüphesiz O bana karşı çok lütufkârdır.

  48. وَأَعْتَزِلُكُمْ وَمَا تَدْعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ وَأَدْعُوا۟ رَبِّى عَسَىٰٓ أَلَّآ أَكُونَ بِدُعَآءِ رَبِّى شَقِيًّا

    Sizden ve Allah'tan başka yalvardıklarınızdan ayrılıyorum; Rabbime yalvarıyorum. Umarım Rabbime yalvarmakla bedbaht olmam."

  49. فَلَمَّا ٱعْتَزَلَهُمْ وَمَا يَعْبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ وَهَبْنَا لَهُۥٓ إِسْحَٰقَ وَيَعْقُوبَ وَكُلًّا جَعَلْنَا نَبِيًّا

    Onlardan ve Allah'tan başka kulluk ettiklerinden ayrılınca, ona İshâk'ı ve Ya'kûb'u bağışladık; her birini peygamber yaptık.

  50. وَوَهَبْنَا لَهُم مِّن رَّحْمَتِنَا وَجَعَلْنَا لَهُمْ لِسَانَ صِدْقٍ عَلِيًّا

    Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk ve onlar için yüce bir doğruluk dili var ettik.

  51. وَٱذْكُرْ فِى ٱلْكِتَٰبِ مُوسَىٰٓ إِنَّهُۥ كَانَ مُخْلَصًا وَكَانَ رَسُولًا نَّبِيًّا

    Kitapta Mûsâ'yı da an. Şüphesiz o seçilmişti ve bir elçi, bir peygamberdi.

  52. وَنَٰدَيْنَٰهُ مِن جَانِبِ ٱلطُّورِ ٱلْأَيْمَنِ وَقَرَّبْنَٰهُ نَجِيًّا

    Ona Tûr'un sağ yanından seslendik ve onu gizlice konuşmak üzere yaklaştırdık.

  53. وَوَهَبْنَا لَهُۥ مِن رَّحْمَتِنَآ أَخَاهُ هَٰرُونَ نَبِيًّا

    Rahmetimizden ona, kardeşi Hârûn'u da peygamber olarak bağışladık.

  54. وَٱذْكُرْ فِى ٱلْكِتَٰبِ إِسْمَٰعِيلَ إِنَّهُۥ كَانَ صَادِقَ ٱلْوَعْدِ وَكَانَ رَسُولًا نَّبِيًّا

    Kitapta İsmâil'i de an. Şüphesiz o sözünde duran biriydi ve bir elçi, bir peygamberdi.

  55. وَكَانَ يَأْمُرُ أَهْلَهُۥ بِٱلصَّلَوٰةِ وَٱلزَّكَوٰةِ وَكَانَ عِندَ رَبِّهِۦ مَرْضِيًّا

    Ailesine namazı ve zekâtı emrederdi; Rabbinin katında hoşnutluk kazanmıştı.

  56. وَٱذْكُرْ فِى ٱلْكِتَٰبِ إِدْرِيسَ إِنَّهُۥ كَانَ صِدِّيقًا نَّبِيًّا

    Kitapta İdrîs'i de an. Şüphesiz o, dosdoğru bir peygamberdi.

  57. وَرَفَعْنَٰهُ مَكَانًا عَلِيًّا

    Onu yüce bir yere yükselttik.

  58. أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ أَنْعَمَ ٱللَّهُ عَلَيْهِم مِّنَ ٱلنَّبِيِّـۧنَ مِن ذُرِّيَّةِ ءَادَمَ وَمِمَّنْ حَمَلْنَا مَعَ نُوحٍ وَمِن ذُرِّيَّةِ إِبْرَٰهِيمَ وَإِسْرَٰٓءِيلَ وَمِمَّنْ هَدَيْنَا وَٱجْتَبَيْنَآ إِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِمْ ءَايَٰتُ ٱلرَّحْمَٰنِ خَرُّوا۟ سُجَّدًا وَبُكِيًّا

    İşte bunlar, Allah'ın nimet verdiği peygamberlerdendir: Âdem'in soyundan, Nûh ile birlikte taşıdıklarımızdan, İbrâhîm ve İsrâîl'in soyundan, doğru yola ilettiğimiz ve seçtiklerimizdendir. Onlara Rahmân'ın ayetleri okunduğunda ağlayarak secdeye kapanırlardı.

  59. فَخَلَفَ مِنۢ بَعْدِهِمْ خَلْفٌ أَضَاعُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَٱتَّبَعُوا۟ ٱلشَّهَوَٰتِ فَسَوْفَ يَلْقَوْنَ غَيًّا

    Onlardan sonra, namazı bırakan ve arzularına uyan bir nesil geldi. Onlar azgınlıklarının karşılığını göreceklerdir.

  60. إِلَّا مَن تَابَ وَءَامَنَ وَعَمِلَ صَٰلِحًا فَأُو۟لَٰٓئِكَ يَدْخُلُونَ ٱلْجَنَّةَ وَلَا يُظْلَمُونَ شَيْـًٔا

    Ancak tövbe eden, iman eden ve salih amel işleyenler başka. İşte onlar cennete girer ve hiçbir haksızlığa uğratılmazlar.

  61. جَنَّٰتِ عَدْنٍ ٱلَّتِى وَعَدَ ٱلرَّحْمَٰنُ عِبَادَهُۥ بِٱلْغَيْبِ إِنَّهُۥ كَانَ وَعْدُهُۥ مَأْتِيًّا

    Rahmân'ın kullarına görmedikleri hâlde vaat ettiği kalıcılık cennetleri. Şüphesiz O'nun vaadi yerine gelecektir.

  62. لَّا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا إِلَّا سَلَٰمًا وَلَهُمْ رِزْقُهُمْ فِيهَا بُكْرَةً وَعَشِيًّا

    Orada boş söz işitmezler; yalnızca esenlik. Orada sabah akşam rızıkları vardır.

  63. تِلْكَ ٱلْجَنَّةُ ٱلَّتِى نُورِثُ مِنْ عِبَادِنَا مَن كَانَ تَقِيًّا

    İşte bu, kullarımızdan sakınanlara miras kılacağımız cennettir.

  64. وَمَا نَتَنَزَّلُ إِلَّا بِأَمْرِ رَبِّكَ لَهُۥ مَا بَيْنَ أَيْدِينَا وَمَا خَلْفَنَا وَمَا بَيْنَ ذَٰلِكَ وَمَا كَانَ رَبُّكَ نَسِيًّا

    "Biz ancak Rabbinin emriyle ineriz. Önümüzdeki, arkamızdaki ve bunlar arasındaki her şey O'nundur. Rabbin unutkan değildir."

  65. رَّبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا فَٱعْبُدْهُ وَٱصْطَبِرْ لِعِبَٰدَتِهِۦ هَلْ تَعْلَمُ لَهُۥ سَمِيًّا

    Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. Öyleyse O'na kulluk et ve kulluğunda sabırlı ol. O'nun adaşı olan birini biliyor musun?

  66. وَيَقُولُ ٱلْإِنسَٰنُ أَءِذَا مَا مِتُّ لَسَوْفَ أُخْرَجُ حَيًّا

    İnsan der ki: "Öldüğümde gerçekten diri olarak çıkarılacak mıyım?"

  67. أَوَلَا يَذْكُرُ ٱلْإِنسَٰنُ أَنَّا خَلَقْنَٰهُ مِن قَبْلُ وَلَمْ يَكُ شَيْـًٔا

    İnsan, daha önce hiçbir şey değilken kendisini yarattığımızı hatırlamaz mı?

  68. فَوَرَبِّكَ لَنَحْشُرَنَّهُمْ وَٱلشَّيَٰطِينَ ثُمَّ لَنُحْضِرَنَّهُمْ حَوْلَ جَهَنَّمَ جِثِيًّا

    Rabbine andolsun ki onları da şeytanları da toplayacağız; sonra onları cehennemin çevresinde diz üstü çökmüş hâlde hazır bulunduracağız.

  69. ثُمَّ لَنَنزِعَنَّ مِن كُلِّ شِيعَةٍ أَيُّهُمْ أَشَدُّ عَلَى ٱلرَّحْمَٰنِ عِتِيًّا

    Sonra her gruptan, Rahmân'a karşı en çok direnenleri çekip ayıracağız.

  70. ثُمَّ لَنَحْنُ أَعْلَمُ بِٱلَّذِينَ هُمْ أَوْلَىٰ بِهَا صِلِيًّا

    Sonra oraya girmeye en layık olanları biz daha iyi biliriz.

  71. وَإِن مِّنكُمْ إِلَّا وَارِدُهَا كَانَ عَلَىٰ رَبِّكَ حَتْمًا مَّقْضِيًّا

    İçinizden oraya uğramayacak kimse yoktur. Bu, Rabbinin üzerine aldığı kesin bir hükümdür.

  72. ثُمَّ نُنَجِّى ٱلَّذِينَ ٱتَّقَوا۟ وَّنَذَرُ ٱلظَّٰلِمِينَ فِيهَا جِثِيًّا

    Sonra sakınanları kurtarırız; zalimleri ise orada diz üstü çökmüş hâlde bırakırız.

  73. وَإِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِمْ ءَايَٰتُنَا بَيِّنَٰتٍ قَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لِلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَىُّ ٱلْفَرِيقَيْنِ خَيْرٌ مَّقَامًا وَأَحْسَنُ نَدِيًّا

    Kendilerine apaçık ayetlerimiz okunduğunda, inkâr edenler iman edenlere derler ki: "İki topluluktan hangisi konumca daha iyi ve meclisçe daha güzeldir?"

  74. وَكَمْ أَهْلَكْنَا قَبْلَهُم مِّن قَرْنٍ هُمْ أَحْسَنُ أَثَٰثًا وَرِءْيًا

    Onlardan önce, eşya ve görünüş bakımından daha güzel nice nesli helak ettik.

  75. قُلْ مَن كَانَ فِى ٱلضَّلَٰلَةِ فَلْيَمْدُدْ لَهُ ٱلرَّحْمَٰنُ مَدًّا حَتَّىٰٓ إِذَا رَأَوْا۟ مَا يُوعَدُونَ إِمَّا ٱلْعَذَابَ وَإِمَّا ٱلسَّاعَةَ فَسَيَعْلَمُونَ مَنْ هُوَ شَرٌّ مَّكَانًا وَأَضْعَفُ جُندًا

    De ki: Kim sapkınlık içindeyse, Rahmân ona süre uzattıkça uzatsın. Nihayet kendilerine vaat edileni gördüklerinde, ya azabı ya da kıyameti; kimin yerce daha kötü ve askerce daha zayıf olduğunu bilecekler.

  76. وَيَزِيدُ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ٱهْتَدَوْا۟ هُدًى وَٱلْبَٰقِيَٰتُ ٱلصَّٰلِحَٰتُ خَيْرٌ عِندَ رَبِّكَ ثَوَابًا وَخَيْرٌ مَّرَدًّا

    Allah, doğru yolu bulanların hidayetini artırır. Kalıcı olan salih ameller, Rabbinin katında karşılık bakımından daha hayırlı ve sonuç bakımından daha iyidir.

  77. أَفَرَءَيْتَ ٱلَّذِى كَفَرَ بِـَٔايَٰتِنَا وَقَالَ لَأُوتَيَنَّ مَالًا وَوَلَدًا

    Ayetlerimizi inkâr edip "Bana mutlaka mal ve evlat verilecek" diyeni gördün mü?

  78. أَطَّلَعَ ٱلْغَيْبَ أَمِ ٱتَّخَذَ عِندَ ٱلرَّحْمَٰنِ عَهْدًا

    Gaybı mı öğrendi, yoksa Rahmân'ın katından bir söz mü aldı?

  79. كَلَّا سَنَكْتُبُ مَا يَقُولُ وَنَمُدُّ لَهُۥ مِنَ ٱلْعَذَابِ مَدًّا

    Hayır! Söylediğini yazacağız ve azabını uzattıkça uzatacağız.

  80. وَنَرِثُهُۥ مَا يَقُولُ وَيَأْتِينَا فَرْدًا

    Söylediklerine biz mirasçı oluruz ve o bize tek başına gelir.

  81. وَٱتَّخَذُوا۟ مِن دُونِ ٱللَّهِ ءَالِهَةً لِّيَكُونُوا۟ لَهُمْ عِزًّا

    Kendilerine bir güç olsun diye Allah'tan başka ilahlar edindiler.

  82. كَلَّا سَيَكْفُرُونَ بِعِبَادَتِهِمْ وَيَكُونُونَ عَلَيْهِمْ ضِدًّا

    Hayır! Onların kulluğunu inkâr edecekler ve onlara karşı olacaklar.

  83. أَلَمْ تَرَ أَنَّآ أَرْسَلْنَا ٱلشَّيَٰطِينَ عَلَى ٱلْكَٰفِرِينَ تَؤُزُّهُمْ أَزًّا

    Görmedin mi? Biz şeytanları, gerçeği örtenlerin üzerine salarız; onları kışkırttıkça kışkırtırlar.

  84. فَلَا تَعْجَلْ عَلَيْهِمْ إِنَّمَا نَعُدُّ لَهُمْ عَدًّا

    Onlar için acele etme; biz onlar için saydıkça sayıyoruz.

  85. يَوْمَ نَحْشُرُ ٱلْمُتَّقِينَ إِلَى ٱلرَّحْمَٰنِ وَفْدًا

    Sakınanları, Rahmân'ın huzurunda konuk olarak toplayacağımız gün,

  86. وَنَسُوقُ ٱلْمُجْرِمِينَ إِلَىٰ جَهَنَّمَ وِرْدًا

    Suçluları da susamış hâlde cehenneme süreceğiz.

  87. لَّا يَمْلِكُونَ ٱلشَّفَٰعَةَ إِلَّا مَنِ ٱتَّخَذَ عِندَ ٱلرَّحْمَٰنِ عَهْدًا

    Rahmân'ın katından bir söz almış olanlar dışında hiç kimse şefaate sahip olamaz.

  88. وَقَالُوا۟ ٱتَّخَذَ ٱلرَّحْمَٰنُ وَلَدًا

    Dediler ki: "Rahmân çocuk edindi."

  89. لَّقَدْ جِئْتُمْ شَيْـًٔا إِدًّا

    Andolsun siz, çok çirkin bir şey ortaya attınız.

  90. تَكَادُ ٱلسَّمَٰوَٰتُ يَتَفَطَّرْنَ مِنْهُ وَتَنشَقُّ ٱلْأَرْضُ وَتَخِرُّ ٱلْجِبَالُ هَدًّا

    Neredeyse gökler bundan çatlayacak, yer yarılacak ve dağlar yıkılıp çökecek;

  91. أَن دَعَوْا۟ لِلرَّحْمَٰنِ وَلَدًا

    Rahmân'a çocuk yakıştırdıkları için.

  92. وَمَا يَنۢبَغِى لِلرَّحْمَٰنِ أَن يَتَّخِذَ وَلَدًا

    Rahmân'a çocuk edinmek yaraşmaz.

  93. إِن كُلُّ مَن فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ إِلَّآ ءَاتِى ٱلرَّحْمَٰنِ عَبْدًا

    Göklerde ve yerde olan herkes, ancak Rahmân'a kul olarak gelir.

  94. لَّقَدْ أَحْصَىٰهُمْ وَعَدَّهُمْ عَدًّا

    Andolsun onları saymış ve tek tek belirlemiştir.

  95. وَكُلُّهُمْ ءَاتِيهِ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ فَرْدًا

    Hepsi kıyamet günü O'na tek başına gelecektir.

  96. إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ سَيَجْعَلُ لَهُمُ ٱلرَّحْمَٰنُ وُدًّا

    Şüphesiz iman edip salih amel işleyenler için Rahmân bir sevgi var edecektir.

  97. فَإِنَّمَا يَسَّرْنَٰهُ بِلِسَانِكَ لِتُبَشِّرَ بِهِ ٱلْمُتَّقِينَ وَتُنذِرَ بِهِۦ قَوْمًا لُّدًّا

    Onu, sakınanları müjdeleyesin ve inatçı bir topluluğu uyarasın diye senin dilinle kolaylaştırdık.

  98. وَكَمْ أَهْلَكْنَا قَبْلَهُم مِّن قَرْنٍ هَلْ تُحِسُّ مِنْهُم مِّنْ أَحَدٍ أَوْ تَسْمَعُ لَهُمْ رِكْزًۢا

    Onlardan önce nice nesilleri helak ettik. Onlardan birini olsun hissediyor musun ya da bir fısıltılarını işitiyor musun?

Arapça Kur’an metni Tanzil Project tarafından hazırlanmıştır (Uthmani imlası, sürüm 1.1). Lisans: Creative Commons Attribution 3.0 —tanzil.net

Zekeriyyâ duasının yapısı

4-6. ayetler Kur'an'daki dua örneklerinin en açık biçimlerinden biridir.

Dua önce hâli tarif eder: kemiğin zayıflaması, saçın ağarması. Sonra bir dayanak sunar: "Sana dua etmekle hiç bedbaht olmadım." Yani geçmişteki karşılıklar hatırlatılır.

Ancak ondan sonra talep gelir ve talep bile nitelikle sınırlanır: "Rabbim! Onu razı olacağın biri yap."

Üçüncü ayetteki kayıt da dikkat çekicidir: dua "gizlice" yapılmıştır. A'râf 55'teki "yalvararak ve gizlice" ölçüsüyle örtüşür.

Bu sitede çocuk duası sayfası bu ayetlere dayanır.

Hz. Meryem'in söylediği söz

23. ayet, doğum sancısı sırasında söylenen bir cümleyi aktarır: "Keşke bundan önce ölseydim de büsbütün unutulup gitseydim."

Klasik tefsirlerde bu ifadenin Kur'an'da olduğu gibi bırakılması üzerinde durulur; zorluk hafifletilerek anlatılmaz.

24-26. ayetlerdeki cevap da dikkat çekicidir. "Üzülme" denir, sonra üç somut şey bildirilir: su, hurma, ve konuşmama izni.

Ayrıca 25. ayette bir eylem istenir: "Hurma ağacının gövdesini kendine doğru silkele." Klasik tefsirlerde bu ayrıntı üzerinde durulur; yardım gelirken kişinin kendi hareketi de devrededir.

"Babacığım!" — dört kez

42-45. ayetlerde Hz. İbrâhîm babasına dört kez seslenir ve her seferinde aynı kelimeyi kullanır: "yâ ebeti" — babacığım.

Söylenen şey serttir: kulluk edilen şeyin işitmediği, görmediği ve fayda vermediği bildirilir. Ancak hitap hiç değişmez.

46. ayette babası tehdit eder. 47. ayetteki cevap ise şudur: "Selam sana. Senin için Rabbimden bağışlanma dileyeceğim."

Klasik tefsirlerde bu karşılık üzerinde durulur. Bu sitede anne baba ayetleri temasında, itaatin sınırının ilişkiyi kesmek anlamına gelmediği aynı çerçevede işlenmiştir.

Aynı selam, iki kişi için

15. ayet Hz. Yahyâ için, 33. ayet Hz. Îsâ için neredeyse aynı cümleyi taşır: doğduğu gün, öleceği gün ve diriltileceği gün selam.

Fark tek bir noktadadır: 15. ayette selam üçüncü şahıs olarak bildirilir, 33. ayette ise kişinin kendi sözü olarak.

Klasik tefsirlerde bu tekrar üzerinde durulur; iki peygamber aynı üç eşikle anılır.

96. ayet ise sureyi bir bildirimle kapatmaya yaklaşır: iman edip salih amel işleyenler için "Rahmân bir sevgi var edecektir." El-Vedûd ismi bu sitede ayrı bir sayfada ele alınmaktadır.

Sık sorulan sorular

Çocuk için yapılan dua hangi ayettedir?

Meryem 4-6'dır. Hz. Zekeriyyâ önce hâlini tarif eder, sonra ister ve talebi bir nitelikle sınırlar: "Rabbim! Onu razı olacağın biri yap."

Kur'an'da adıyla anılan tek kadın kimdir?

Hz. Meryem'dir. Adı Kur'an'da birçok yerde geçer ve bir sureye ad olmuştur.

Kaynaklar

  • Kur’an
    Meryem 19:1-98 — Surenin metni
  • Kur’an
    Âl-i İmrân 3:38-41 — Hz. Zekeriyyâ duasının diğer anlatımı
  • Kur’an
    A'râf 7:55 — Duada gizlilik
  • Kur’an
    Enbiyâ 21:89-90 — Aynı duanın kısa anlatımı

Son güncelleme: