Zekât ve İnfak ile İlgili Hadisler

Sahih hadisBu sayfadaki bilgilerin ana kaynak seviyesi

Buhârî'nin Zekât bölümü zekâtı bir hesap konusu olarak değil bir tutum olarak anlatır: kazancın temiz olması, verirken gizlenmesi, sağlıklıyken ve mala düşkünken verilmesi. Bu sayfa o bölümden 24 hadisi Arapça metni ve Türkçe anlamıyla derler. Nisap ve oran gibi hesaplamalar fıkıh alanıdır, burada yer almaz.

Hadisler

  1. حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ الضَّحَّاكُ بْنُ مَخْلَدٍ، عَنْ زَكَرِيَّاءَ بْنِ إِسْحَاقَ، عَنْ يَحْيَى بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ صَيْفِيٍّ، عَنْ أَبِي مَعْبَدٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم بَعَثَ مُعَاذًا ـ رضى الله عنه ـ إِلَى الْيَمَنِ فَقَالَ ‏ ‏ ادْعُهُمْ إِلَى شَهَادَةِ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ، وَأَنِّي رَسُولُ اللَّهِ، فَإِنْ هُمْ أَطَاعُوا لِذَلِكَ فَأَعْلِمْهُمْ أَنَّ اللَّهَ قَدِ افْتَرَضَ عَلَيْهِمْ خَمْسَ صَلَوَاتٍ فِي كُلِّ يَوْمٍ وَلَيْلَةٍ، فَإِنْ هُمْ أَطَاعُوا لِذَلِكَ فَأَعْلِمْهُمْ أَنَّ اللَّهَ افْتَرَضَ عَلَيْهِمْ صَدَقَةً فِي أَمْوَالِهِمْ، تُؤْخَذُ مِنْ أَغْنِيَائِهِمْ وَتُرَدُّ عَلَى فُقَرَائِهِمْ ‏‏‏.‏

    İbn Abbâs'tan: Peygamber, Muâz'ı Yemen'e gönderirken şöyle dedi: "Onları, Allah'tan başka ilah olmadığına ve benim Allah'ın elçisi olduğuma şahitlik etmeye çağır. Buna uyarlarsa, Allah'ın kendilerine her gün ve gecede beş vakit namazı farz kıldığını bildir. Buna da uyarlarsa, Allah'ın mallarında bir sadakayı farz kıldığını, bunun zenginlerinden alınıp yoksullarına döndürüleceğini bildir."

    Farz kılınan yükümlülük burada "zekât" diye değil "mallarındaki bir sadaka" diye anılıyor. İkinci ayrıntı da kayda değer: mal zenginden alınıp aynı topluluğun yoksuluna "döndürülür" — hadis verme fiilini bir iade gibi kurar.

    Sahih hadisBuhârî, Zekât 1

  2. حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحِيمِ، حَدَّثَنَا عَفَّانُ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدِ بْنِ حَيَّانَ، عَنْ أَبِي زُرْعَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ أَعْرَابِيًّا، أَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ دُلَّنِي عَلَى عَمَلٍ إِذَا عَمِلْتُهُ دَخَلْتُ الْجَنَّةَ‏.‏ قَالَ ‏"‏ تَعْبُدُ اللَّهَ لاَ تُشْرِكُ بِهِ شَيْئًا، وَتُقِيمُ الصَّلاَةَ الْمَكْتُوبَةَ، وَتُؤَدِّي الزَّكَاةَ الْمَفْرُوضَةَ، وَتَصُومُ رَمَضَانَ ‏"‏‏.‏ قَالَ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لاَ أَزِيدُ عَلَى هَذَا‏.‏ فَلَمَّا وَلَّى قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مَنْ سَرَّهُ أَنْ يَنْظُرَ إِلَى رَجُلٍ مِنْ أَهْلِ الْجَنَّةِ فَلْيَنْظُرْ إِلَى هَذَا ‏"‏‏.

    Ebû Hüreyre'den: Bir bedevî Peygamber'e gelip "Bana, yaptığımda cennete gireceğim bir amel göster" dedi. Şöyle buyurdu: "Allah'a kulluk edersin, O'na hiçbir şeyi ortak koşmazsın, farz namazı kılarsın, farz kılınan zekâtı verirsin ve ramazan orucunu tutarsın." Adam: "Canım elinde olana yemin ederim ki buna hiçbir şey eklemem" dedi. Adam dönüp gidince Peygamber şöyle dedi: "Cennet ehlinden bir adama bakmak kimi sevindirirse, şuna baksın."

    Zekât burada tek başına değil, bir listenin içinde geçiyor. Listenin kısalığı da anlamlı: adam üzerine bir şey eklemeyeceğini söylüyor ve buna rağmen övülüyor.

    Sahih hadisBuhârî, Zekât 1

  3. حَدَّثَنَا الْحَكَمُ بْنُ نَافِعٍ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، أَنَّ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ هُرْمُزَ الأَعْرَجَ، حَدَّثَهُ أَنَّهُ، سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ تَأْتِي الإِبِلُ عَلَى صَاحِبِهَا، عَلَى خَيْرِ مَا كَانَتْ، إِذَا هُوَ لَمْ يُعْطِ فِيهَا حَقَّهَا، تَطَؤُهُ بِأَخْفَافِهَا، وَتَأْتِي الْغَنَمُ عَلَى صَاحِبِهَا عَلَى خَيْرِ مَا كَانَتْ، إِذَا لَمْ يُعْطِ فِيهَا حَقَّهَا، تَطَؤُهُ بِأَظْلاَفِهَا، وَتَنْطَحُهُ بِقُرُونِهَا ‏"‏‏.‏ وَقَالَ ‏"‏ وَمِنْ حَقِّهَا أَنْ تُحْلَبَ عَلَى الْمَاءِ ‏"‏‏.‏ قَالَ ‏"‏ وَلاَ يَأْتِي أَحَدُكُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ بِشَاةٍ يَحْمِلُهَا عَلَى رَقَبَتِهِ لَهَا يُعَارٌ، فَيَقُولُ يَا مُحَمَّدُ‏.‏ فَأَقُولُ لاَ أَمْلِكُ لَكَ شَيْئًا قَدْ بَلَّغْتُ‏.‏ وَلاَ يَأْتِي بِبَعِيرٍ، يَحْمِلُهُ عَلَى رَقَبَتِهِ لَهُ رُغَاءٌ، فَيَقُولُ يَا مُحَمَّدُ‏.‏ فَأَقُولُ لاَ أَمْلِكُ لَكَ شَيْئًا قَدْ بَلَّغْتُ ‏"‏‏.‏

    Ebû Hüreyre'den, Peygamber şöyle buyurdu: "Deve, sahibi onun hakkını vermemişse, en semiz hâliyle sahibine gelir ve onu ayaklarıyla çiğner. Koyun da sahibi hakkını vermemişse en semiz hâliyle gelir, onu ayaklarıyla çiğner ve boynuzlarıyla süser." Ve şöyle dedi: "Onun hakkından biri de su başında sağılmasıdır." Ve şöyle dedi: "Sakın sizden biri kıyamet gününde, boynunda meleyen bir koyun taşıyarak gelip 'Ey Muhammed!' demesin; ben de 'Senin için elimden bir şey gelmez, ben tebliğ ettim' derim. Sakın biri, boynunda böğüren bir deve taşıyarak gelip 'Ey Muhammed!' demesin; ben de 'Senin için elimden bir şey gelmez, ben tebliğ ettim' derim."

    Hadis miktar değil "hak" der. Araya giren cümle bu hakkın ne olabileceğine dair somut bir örnek verir: hayvanın su başında sağılması, yani orada bulunan yoksulun sütten pay alması.

    Sahih hadisBuhârî, Zekât 3

  4. حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا هَاشِمُ بْنُ الْقَاسِمِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ السَّمَّانِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مَنْ آتَاهُ اللَّهُ مَالاً، فَلَمْ يُؤَدِّ زَكَاتَهُ مُثِّلَ لَهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ شُجَاعًا أَقْرَعَ، لَهُ زَبِيبَتَانِ، يُطَوَّقُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، ثُمَّ يَأْخُذُ بِلِهْزِمَتَيْهِ ـ يَعْنِي شِدْقَيْهِ ـ ثُمَّ يَقُولُ أَنَا مَالُكَ، أَنَا كَنْزُكَ ‏"‏ ثُمَّ تَلاَ ‏{‏لاَ يَحْسِبَنَّ الَّذِينَ يَبْخَلُونَ‏}‏ الآيَةَ‏.‏

    Ebû Hüreyre'den, Rasûlullah şöyle buyurdu: "Allah'ın mal verdiği, fakat zekâtını ödemediği kimseye kıyamet günü malı, iki beneği olan kel bir yılan biçiminde gösterilir. Yılan kıyamet günü boynuna dolanır, sonra onu ağzının iki kenarından yakalar ve 'Ben senin malınım, ben senin hazinenim' der." Sonra şu ayeti okudu: "Cimrilik edenler sanmasınlar ki…"

    Okunan ayet Âl-i İmrân 3:180'dir ve hadisle aynı fiili kullanır: ayette cimrilik edilen şeyin kıyamet günü "boyna dolanacağı" (seyütavvakûne), hadiste malın sahibine "dolandığı" (yütavvakuhu) söylenir. Hadis ayeti açıklamıyor, ayetin kendi resmini sürdürüyor.

    Sahih hadisBuhârî, Zekât 3

  5. حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُنِيرٍ، سَمِعَ أَبَا النَّضْرِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ ـ هُوَ ابْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ ـ عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ ‏ مَنْ تَصَدَّقَ بِعَدْلِ تَمْرَةٍ مِنْ كَسْبٍ طَيِّبٍ ـ وَلاَ يَقْبَلُ اللَّهُ إِلاَّ الطَّيِّبَ ـ وَإِنَّ اللَّهَ يَتَقَبَّلُهَا بِيَمِينِهِ، ثُمَّ يُرَبِّيهَا لِصَاحِبِهِ كَمَا يُرَبِّي أَحَدُكُمْ فَلُوَّهُ حَتَّى تَكُونَ مِثْلَ الْجَبَلِ ‏‏‏.‏

    Ebû Hüreyre'den, Rasûlullah şöyle buyurdu: "Kim temiz kazancından bir hurma değerinde sadaka verirse — ki Allah yalnız temiz olanı kabul eder — Allah onu sağ eliyle kabul eder, sonra sizden birinin tayını büyüttüğü gibi onu sahibi için büyütür; öyle ki dağ gibi olur."

    Şart miktarda değil kaynakta: bir hurma değerindeki sadaka kabul edilirken ölçü, malın nereden geldiğidir.

    Sahih hadisBuhârî, Zekât 8

  6. حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا مَعْبَدُ بْنُ خَالِدٍ، قَالَ سَمِعْتُ حَارِثَةَ بْنَ وَهْبٍ، قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ ‏ تَصَدَّقُوا فَإِنَّهُ يَأْتِي عَلَيْكُمْ زَمَانٌ يَمْشِي الرَّجُلُ بِصَدَقَتِهِ، فَلاَ يَجِدُ مَنْ يَقْبَلُهَا يَقُولُ الرَّجُلُ لَوْ جِئْتَ بِهَا بِالأَمْسِ لَقَبِلْتُهَا، فَأَمَّا الْيَوْمَ فَلاَ حَاجَةَ لِي بِهَا ‏‏‏.‏

    Hârise b. Vehb'den: Peygamber'i şöyle derken işittim: "Sadaka verin; çünkü üzerinize öyle bir zaman gelecek ki adam sadakasıyla dolaşacak, onu kabul edecek birini bulamayacak. Karşısındaki, 'Bunu dün getirseydin kabul ederdim; bugüne gelince ona ihtiyacım yok' diyecek."

    Sahih hadisBuhârî, Zekât 9

  7. حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ النَّبِيلُ، أَخْبَرَنَا سَعْدَانُ بْنُ بِشْرٍ، حَدَّثَنَا أَبُو مُجَاهِدٍ، حَدَّثَنَا مُحِلُّ بْنُ خَلِيفَةَ الطَّائِيُّ، قَالَ سَمِعْتُ عَدِيَّ بْنَ حَاتِمٍ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ كُنْتُ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَجَاءَهُ رَجُلاَنِ أَحَدُهُمَا يَشْكُو الْعَيْلَةَ، وَالآخَرُ يَشْكُو قَطْعَ السَّبِيلِ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ ‏ أَمَّا قَطْعُ السَّبِيلِ فَإِنَّهُ لاَ يَأْتِي عَلَيْكَ إِلاَّ قَلِيلٌ حَتَّى تَخْرُجَ الْعِيرُ إِلَى مَكَّةَ بِغَيْرِ خَفِيرٍ، وَأَمَّا الْعَيْلَةُ فَإِنَّ السَّاعَةَ لاَ تَقُومُ حَتَّى يَطُوفَ أَحَدُكُمْ بِصَدَقَتِهِ لاَ يَجِدُ مَنْ يَقْبَلُهَا مِنْهُ، ثُمَّ لَيَقِفَنَّ أَحَدُكُمْ بَيْنَ يَدَىِ اللَّهِ لَيْسَ بَيْنَهُ وَبَيْنَهُ حِجَابٌ وَلاَ تُرْجُمَانٌ يُتَرْجِمُ لَهُ، ثُمَّ لَيَقُولَنَّ لَهُ أَلَمْ أُوتِكَ مَالاً فَلَيَقُولَنَّ بَلَى‏.‏ ثُمَّ لَيَقُولَنَّ أَلَمْ أُرْسِلْ إِلَيْكَ رَسُولاً فَلَيَقُولَنَّ بَلَى‏.‏ فَيَنْظُرُ عَنْ يَمِينِهِ فَلاَ يَرَى إِلاَّ النَّارَ، ثُمَّ يَنْظُرُ عَنْ شِمَالِهِ فَلاَ يَرَى إِلاَّ النَّارَ، فَلْيَتَّقِيَنَّ أَحَدُكُمُ النَّارَ وَلَوْ بِشِقِّ تَمْرَةٍ، فَإِنْ لَمْ يَجِدْ فَبِكَلِمَةٍ طَيِّبَةٍ ‏‏‏.‏

    Adiyy b. Hâtim'den: Rasûlullah'ın yanındaydım. Ona iki adam geldi; biri yoksulluktan, öteki yolların kesilmesinden şikâyet ediyordu. Rasûlullah şöyle dedi: "Yolların kesilmesine gelince, çok geçmeden kervan Mekke'ye korumasız çıkacak. Yoksulluğa gelince, sizden biri sadakasıyla dolaşıp onu kabul edecek birini bulamadıkça kıyamet kopmayacak. Sonra her biriniz, arada perde ve çevirmen olmaksızın Allah'ın huzurunda duracak. Allah ona 'Ben sana mal vermedim mi?' diyecek, o 'Evet' diyecek. 'Ben sana elçi göndermedim mi?' diyecek, o 'Evet' diyecek. Sağına bakacak, ateşten başka bir şey görmeyecek; soluna bakacak, ateşten başka bir şey görmeyecek. Öyleyse her biriniz, yarım hurmayla da olsa ateşten korunsun; onu da bulamazsa güzel bir sözle."

    Son cümle, vermenin alt sınırını yarım hurmaya, oradan da hiç maddî karşılığı olmayan bir söze indirir. Bu, sayfadaki en kısa hadisin uzun hâlidir.

    Sahih hadisBuhârî, Zekât 9

  8. حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ الْحَكَمُ ـ هُوَ ابْنُ عَبْدِ اللَّهِ الْبَصْرِيُّ ـ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سُلَيْمَانَ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ أَبِي مَسْعُودٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ لَمَّا نَزَلَتْ آيَةُ الصَّدَقَةِ كُنَّا نُحَامِلُ، فَجَاءَ رَجُلٌ فَتَصَدَّقَ بِشَىْءٍ كَثِيرٍ فَقَالُوا مُرَائِي‏.‏ وَجَاءَ رَجُلٌ فَتَصَدَّقَ بِصَاعٍ فَقَالُوا إِنَّ اللَّهَ لَغَنِيٌّ عَنْ صَاعِ هَذَا‏.‏ فَنَزَلَتِ ‏{‏الَّذِينَ يَلْمِزُونَ الْمُطَّوِّعِينَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ فِي الصَّدَقَاتِ وَالَّذِينَ لاَ يَجِدُونَ إِلاَّ جُهْدَهُمْ‏}‏ الآيَةَ‏.‏

    Ebû Mes'ûd'dan: Sadaka ayeti indiğinde biz sırtımızda ücretle yük taşıyorduk. Bir adam gelip çokça sadaka verdi; "Gösteriş yapıyor" dediler. Bir adam gelip bir sâ' verdi; "Allah'ın bunun bir sâ'ına ihtiyacı yok" dediler. Bunun üzerine şu ayet indi: "Sadakalarda gönülden verenlerle güçlerinin yettiğinden başkasını bulamayanlara dil uzatanlar…"

    Okunan ayet Tevbe 9:79'dur. Hadis, çok verene de az verene de aynı mecliste laf edildiğini kaydeder — yani asıl eleştirilen miktar değil, verene laf etme alışkanlığıdır.

    Sahih hadisBuhârî, Zekât 10

  9. حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ مَعْقِلٍ، قَالَ سَمِعْتُ عَدِيَّ بْنَ حَاتِمٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ ‏ اتَّقُوا النَّارَ وَلَوْ بِشِقِّ تَمْرَةٍ ‏‏‏.‏

    Adiyy b. Hâtim'den: Rasûlullah'ı şöyle derken işittim: "Yarım hurmayla da olsa ateşten korunun."

    Sahih hadisBuhârî, Zekât 10

  10. حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ، حَدَّثَنَا عُمَارَةُ بْنُ الْقَعْقَاعِ، حَدَّثَنَا أَبُو زُرْعَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ جَاءَ رَجُلٌ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَىُّ الصَّدَقَةِ أَعْظَمُ أَجْرًا قَالَ ‏ ‏ أَنْ تَصَدَّقَ وَأَنْتَ صَحِيحٌ شَحِيحٌ، تَخْشَى الْفَقْرَ وَتَأْمُلُ الْغِنَى، وَلاَ تُمْهِلُ حَتَّى إِذَا بَلَغَتِ الْحُلْقُومَ قُلْتَ لِفُلاَنٍ كَذَا، وَلِفُلاَنٍ كَذَا، وَقَدْ كَانَ لِفُلاَنٍ ‏‏‏.‏

    Ebû Hüreyre'den: Bir adam Peygamber'e gelip "Ey Allah'ın elçisi, hangi sadakanın sevabı daha büyüktür?" dedi. Şöyle buyurdu: "Sağlıklıyken ve mala düşkünken, yoksulluktan korkup zenginliği umarken vermendir. Bunu, can boğaza gelinceye kadar erteleyip de 'Falana şu kadar, falana şu kadar' demen değil — o mal artık falanın olmuştur."

    Sayfadaki ölçütü en açık kuran hadis budur: vermenin değeri, verildiği andaki isteksizlikle birlikte artıyor. Ölçü miktar değil, verenin o andaki hâlidir.

    Sahih hadisBuhârî, Zekât 11

  11. حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ فِرَاسٍ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ، رضى الله عنها أَنَّ بَعْضَ، أَزْوَاجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قُلْنَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَيُّنَا أَسْرَعُ بِكَ لُحُوقًا قَالَ ‏ ‏ أَطْوَلُكُنَّ يَدًا ‏‏‏.‏ فَأَخَذُوا قَصَبَةً يَذْرَعُونَهَا، فَكَانَتْ سَوْدَةُ أَطْوَلَهُنَّ يَدًا، فَعَلِمْنَا بَعْدُ أَنَّمَا كَانَتْ طُولَ يَدِهَا الصَّدَقَةُ، وَكَانَتْ أَسْرَعَنَا لُحُوقًا بِهِ وَكَانَتْ تُحِبُّ الصَّدَقَةَ‏.‏

    Âişe'den: Peygamber'in hanımlarından bazıları ona "Hangimiz sana en önce kavuşacak?" dediler. "İçinizde eli en uzun olanınız" dedi. Bunun üzerine bir kamış alıp ellerini ölçtüler; Sevde eli en uzun olanları çıktı. Sonradan anladık ki elinin uzunluğu sadakaymış. O, bize hepimizden önce ona kavuşan oldu ve sadakayı severdi.

    Sahâbe önce sözü düz anlamıyla almış, kamışla ölçmüş. "Uzun el"in cömertlik demek olduğu sonradan anlaşılmış — hadisin kendisi bu yanlış anlamayı da kaydediyor.

    Sahih hadisBuhârî, Zekât 11

  12. حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ ‏ قَالَ رَجُلٌ لأَتَصَدَّقَنَّ بِصَدَقَةٍ‏.‏ فَخَرَجَ بِصَدَقَتِهِ فَوَضَعَهَا فِي يَدِ سَارِقٍ فَأَصْبَحُوا يَتَحَدَّثُونَ تُصُدِّقَ عَلَى سَارِقٍ‏.‏ فَقَالَ اللَّهُمَّ لَكَ الْحَمْدُ لأَتَصَدَّقَنَّ بِصَدَقَةٍ‏.‏ فَخَرَجَ بِصَدَقَتِهِ فَوَضَعَهَا فِي يَدَىْ زَانِيَةٍ، فَأَصْبَحُوا يَتَحَدَّثُونَ تُصُدِّقَ اللَّيْلَةَ عَلَى زَانِيَةٍ‏.‏ فَقَالَ اللَّهُمَّ لَكَ الْحَمْدُ عَلَى زَانِيَةٍ، لأَتَصَدَّقَنَّ بِصَدَقَةٍ‏.‏ فَخَرَجَ بِصَدَقَتِهِ فَوَضَعَهَا فِي يَدَىْ غَنِيٍّ فَأَصْبَحُوا يَتَحَدَّثُونَ تُصُدِّقَ عَلَى غَنِيٍّ فَقَالَ اللَّهُمَّ لَكَ الْحَمْدُ، عَلَى سَارِقٍ وَعَلَى زَانِيَةٍ وَعَلَى غَنِيٍّ‏.‏ فَأُتِيَ فَقِيلَ لَهُ أَمَّا صَدَقَتُكَ عَلَى سَارِقٍ فَلَعَلَّهُ أَنْ يَسْتَعِفَّ عَنْ سَرِقَتِهِ، وَأَمَّا الزَّانِيَةُ فَلَعَلَّهَا أَنْ تَسْتَعِفَّ عَنْ زِنَاهَا، وَأَمَّا الْغَنِيُّ فَلَعَلَّهُ يَعْتَبِرُ فَيُنْفِقُ مِمَّا أَعْطَاهُ اللَّهُ ‏‏‏.‏

    Ebû Hüreyre'den, Rasûlullah şöyle buyurdu: "Bir adam 'Mutlaka bir sadaka vereceğim' dedi. Sadakasını alıp çıktı ve onu bir hırsızın eline koydu. Sabah olunca 'Bir hırsıza sadaka verilmiş' diye konuşmaya başladılar. Adam 'Allah'ım, hamd sana. Mutlaka bir sadaka vereceğim' dedi. Sadakasını alıp çıktı ve onu zina eden bir kadının eline koydu. Sabah olunca 'Bu gece bir zâniyeye sadaka verilmiş' diye konuştular. Adam 'Allah'ım, hamd sana; bir zâniyeye demek! Mutlaka bir sadaka vereceğim' dedi. Sadakasını alıp çıktı ve onu bir zenginin eline koydu. Sabah olunca 'Bir zengine sadaka verilmiş' diye konuştular. Adam 'Allah'ım, hamd sana; hırsıza, zâniyeye ve zengine demek!' dedi. Derken ona gelinip şöyle denildi: 'Hırsıza verdiğin sadakaya gelince, belki o hırsızlıktan vazgeçer. Zâniyeye gelince, belki zinadan vazgeçer. Zengine gelince, belki ibret alır da Allah'ın kendisine verdiğinden harcar.'"

    Üç seferinde de verenin niyeti değişmez, sadece haber değişir. Hadis, sadakanın yanlış ele geçtiği düşünülen durumlara üç ayrı ihtimalle cevap veriyor.

    Sahih hadisBuhârî, Zekât 14

  13. حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا إِسْرَائِيلُ، حَدَّثَنَا أَبُو الْجُوَيْرِيَةِ، أَنَّ مَعْنَ بْنَ يَزِيدَ ـ رضى الله عنه ـ حَدَّثَهُ قَالَ بَايَعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَا وَأَبِي وَجَدِّي وَخَطَبَ عَلَىَّ فَأَنْكَحَنِي وَخَاصَمْتُ إِلَيْهِ ـ وَـ كَانَ أَبِي يَزِيدُ أَخْرَجَ دَنَانِيرَ يَتَصَدَّقُ بِهَا فَوَضَعَهَا عِنْدَ رَجُلٍ فِي الْمَسْجِدِ، فَجِئْتُ فَأَخَذْتُهَا فَأَتَيْتُهُ بِهَا فَقَالَ وَاللَّهِ مَا إِيَّاكَ أَرَدْتُ‏.‏ فَخَاصَمْتُهُ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏ ‏ لَكَ مَا نَوَيْتَ يَا يَزِيدُ، وَلَكَ مَا أَخَذْتَ يَا مَعْنُ ‏‏‏.‏

    Ma'n b. Yezîd'den: Ben, babam ve dedem Rasûlullah'a bey'at ettik; benim için kız istedi ve beni evlendirdi, ona bir davayla da başvurdum. Babam Yezîd, sadaka olarak dağıtılmak üzere bir miktar dinar çıkarmış ve onları mescitte bir adamın yanına bırakmıştı. Ben gidip onları aldım ve babama getirdim. "Vallahi ben seni kastetmemiştim" dedi. Bunun üzerine onu Rasûlullah'a götürdüm, şöyle buyurdu: "Ey Yezîd, niyet ettiğin senindir. Ey Ma'n, aldığın da senindir."

    Sadakanın hedefi şaşmış görünüyor, ama iki tarafa da karşılık veriliyor: verene niyeti, alana eline geçen. Ölçü sonucun kendisi değil.

    Sahih hadisBuhârî, Zekât 15

  14. حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي خُبَيْبُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ حَفْصِ بْنِ عَاصِمٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ ‏ سَبْعَةٌ يُظِلُّهُمُ اللَّهُ تَعَالَى فِي ظِلِّهِ يَوْمَ لاَ ظِلَّ إِلاَّ ظِلُّهُ إِمَامٌ عَدْلٌ، وَشَابٌّ نَشَأَ فِي عِبَادَةِ اللَّهِ، وَرَجُلٌ قَلْبُهُ مُعَلَّقٌ فِي الْمَسَاجِدِ، وَرَجُلاَنِ تَحَابَّا فِي اللَّهِ اجْتَمَعَا عَلَيْهِ وَتَفَرَّقَا عَلَيْهِ، وَرَجُلٌ دَعَتْهُ امْرَأَةٌ ذَاتُ مَنْصِبٍ وَجَمَالٍ فَقَالَ إِنِّي أَخَافُ اللَّهَ، وَرَجُلٌ تَصَدَّقَ بِصَدَقَةٍ فَأَخْفَاهَا حَتَّى لاَ تَعْلَمَ شِمَالُهُ مَا تُنْفِقُ يَمِينُهُ، وَرَجُلٌ ذَكَرَ اللَّهَ خَالِيًا فَفَاضَتْ عَيْنَاهُ ‏‏‏.‏

    Ebû Hüreyre'den, Peygamber şöyle buyurdu: "Yedi kişiyi Allah, kendi gölgesinden başka gölge bulunmayan günde gölgesinde barındırır: Adaletli yönetici; Allah'a kullukla yetişen genç; kalbi mescitlere bağlı adam; Allah için birbirini seven, bunun üzerine bir araya gelip bunun üzerine ayrılan iki kişi; mevki ve güzellik sahibi bir kadın kendisini çağırdığında 'Ben Allah'tan korkarım' diyen adam; sağ elinin verdiğini sol eli bilmeyecek kadar sadakasını gizleyen adam; ve tek başınayken Allah'ı anıp gözleri dolan adam."

    Yedi kişiden biri sadakasını gizleyendir. "Sol elin bilmemesi" bir abartı değil ölçüdür: verme, verenin kendi çevresinde bile bilinmeyecek kadar sessiz olabiliyor.

    Sahih hadisBuhârî, Zekât 16

  15. حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ شَقِيقٍ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ ‏ إِذَا أَنْفَقَتِ الْمَرْأَةُ مِنْ طَعَامِ بَيْتِهَا غَيْرَ مُفْسِدَةٍ كَانَ لَهَا أَجْرُهَا بِمَا أَنْفَقَتْ وَلِزَوْجِهَا أَجْرُهُ بِمَا كَسَبَ، وَلِلْخَازِنِ مِثْلُ ذَلِكَ، لاَ يَنْقُصُ بَعْضُهُمْ أَجْرَ بَعْضٍ شَيْئًا ‏‏‏.‏

    Âişe'den, Rasûlullah şöyle buyurdu: "Kadın, evinin yiyeceğinden zarar vermeksizin harcadığında, harcadığı için ona ecri vardır; kazandığı için kocasına ecri vardır; malı koruyup veren görevliye de bunun bir benzeri vardır. Hiçbiri ötekinin ecrinden bir şey eksiltmez."

    Son cümle hadisin esas noktasıdır: ecir bölüşülen ve azalan bir miktar gibi düşünülmüyor. Aynı verme üç kişiye birden yazılıyor.

    Sahih hadisBuhârî, Zekât 17

  16. حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ حَكِيمِ بْنِ حِزَامٍ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ ‏ الْيَدُ الْعُلْيَا خَيْرٌ مِنَ الْيَدِ السُّفْلَى، وَابْدَأْ بِمَنْ تَعُولُ، وَخَيْرُ الصَّدَقَةِ عَنْ ظَهْرِ غِنًى، وَمَنْ يَسْتَعْفِفْ يُعِفَّهُ اللَّهُ، وَمَنْ يَسْتَغْنِ يُغْنِهِ اللَّهُ ‏‏‏.‏

    Hakîm b. Hizâm'dan, Peygamber şöyle buyurdu: "Üstteki el, alttaki elden hayırlıdır. Vermeye, geçimini üstlendiklerinden başla. Sadakanın hayırlısı, ihtiyaç fazlasından olanıdır. Kim iffetli kalmayı isterse Allah onu iffetli kılar; kim kimseye muhtaç olmamayı isterse Allah onu muhtaç etmez."

    "İhtiyaç fazlası" kaydı, vermeyi kendi evini yoksul bırakmakla yarıştırmaz. Sıra da açıkça konur: önce bakmakla yükümlü olunan kişiler.

    Sahih hadisBuhârî, Zekât 18

  17. حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، قَالَ حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم ح‏.‏ وَحَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ وَهُوَ عَلَى الْمِنْبَرِ، وَذَكَرَ الصَّدَقَةَ وَالتَّعَفُّفَ وَالْمَسْأَلَةَ ‏ ‏ الْيَدُ الْعُلْيَا خَيْرٌ مِنَ الْيَدِ السُّفْلَى، فَالْيَدُ الْعُلْيَا هِيَ الْمُنْفِقَةُ، وَالسُّفْلَى هِيَ السَّائِلَةُ ‏‏‏.‏

    İbn Ömer'den: Rasûlullah minberdeyken sadakayı, dilenmekten sakınmayı ve istemeyi anarak şöyle dedi: "Üstteki el, alttaki elden hayırlıdır. Üstteki el verendir, alttaki el isteyendir."

    Bir önceki hadiste geçen "üstteki el" burada bizzat tanımlanıyor. Hadisin kendi içinde taşıdığı bu açıklama, deyimin sonradan yorumlanmasına gerek bırakmıyor.

    Sahih hadisBuhârî, Zekât 18

  18. حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، عَنْ عُمَرَ بْنِ سَعِيدٍ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، أَنَّ عُقْبَةَ بْنَ الْحَارِثِ ـ رضى الله عنه ـ حَدَّثَهُ قَالَ صَلَّى بِنَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم الْعَصْرَ، فَأَسْرَعَ ثُمَّ دَخَلَ الْبَيْتَ، فَلَمْ يَلْبَثْ أَنْ خَرَجَ، فَقُلْتُ أَوْ قِيلَ لَهُ فَقَالَ ‏ ‏ كُنْتُ خَلَّفْتُ فِي الْبَيْتِ تِبْرًا مِنَ الصَّدَقَةِ، فَكَرِهْتُ أَنْ أُبَيِّتَهُ فَقَسَمْتُهُ ‏‏‏.‏

    Ukbe b. Hâris'ten: Peygamber bize ikindiyi kıldırdı, sonra aceleyle eve girdi. Çok geçmeden çıktı. Ben — ya da bir başkası — bunu kendisine sordum. Şöyle dedi: "Evde sadakadan bir altın parçası bırakmıştım; onu geceletmekten hoşlanmadım ve dağıttım."

    Sadakayı geciktirmemenin somut bir örneği: elde bir gece bile durması istenmiyor.

    Sahih hadisBuhârî, Zekât 20

  19. حَدَّثَنَا مُسْلِمٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا عَدِيٌّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ خَرَجَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ عِيدٍ فَصَلَّى رَكْعَتَيْنِ لَمْ يُصَلِّ قَبْلُ وَلاَ بَعْدُ، ثُمَّ مَالَ عَلَى النِّسَاءِ وَمَعَهُ بِلاَلٌ، فَوَعَظَهُنَّ وَأَمَرَهُنَّ أَنْ يَتَصَدَّقْنَ، فَجَعَلَتِ الْمَرْأَةُ تُلْقِي الْقُلْبَ وَالْخُرْصَ‏.‏

    İbn Abbâs'tan: Peygamber bayram günü çıktı ve iki rekât namaz kıldı; ne öncesinde ne sonrasında başka bir namaz kıldı. Sonra yanında Bilâl ile kadınlara yöneldi, onlara öğüt verdi ve sadaka vermelerini söyledi. Kadınlar bileziklerini ve küpelerini atmaya başladı.

    Sahih hadisBuhârî, Zekât 21

  20. حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ، حَدَّثَنَا أَبُو بُرْدَةَ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي بُرْدَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو بُرْدَةَ بْنُ أَبِي مُوسَى، عَنْ أَبِيهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا جَاءَهُ السَّائِلُ، أَوْ طُلِبَتْ إِلَيْهِ حَاجَةٌ قَالَ ‏ ‏ اشْفَعُوا تُؤْجَرُوا، وَيَقْضِي اللَّهُ عَلَى لِسَانِ نَبِيِّهِ صلى الله عليه وسلم مَا شَاءَ ‏‏‏.‏

    Ebû Mûsâ'dan: Rasûlullah'a bir isteyen geldiğinde ya da ondan bir ihtiyaç istendiğinde şöyle derdi: "Aracı olun ki ecir alasınız. Allah da peygamberinin dili üzere dilediğine hükmeder."

    Vermenin maldan ibaret olmadığını gösteren hadis: birinin ihtiyacı için aracı olmak da karşılığı olan bir iş sayılıyor.

    Sahih hadisBuhârî, Zekât 21

  21. حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحِيمِ، عَنْ حَجَّاجِ بْنِ مُحَمَّدٍ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي ابْنُ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنْ عَبَّادِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الزُّبَيْرِ، أَخْبَرَهُ عَنْ أَسْمَاءَ بِنْتِ أَبِي بَكْرٍ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّهَا جَاءَتْ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏ ‏ لاَ تُوعِي فَيُوعِيَ اللَّهُ عَلَيْكِ، ارْضَخِي مَا اسْتَطَعْتِ ‏‏‏.‏

    Esmâ bint Ebû Bekir'den: Peygamber'e geldi, ona şöyle buyurdu: "Biriktirip kabında tutma; yoksa Allah da sana karşı tutar. Gücün yettiği kadarıyla ver."

    Cümlenin iki yarısı aynı fiili kullanır: tutan tutulur. Ardından gelen kayıt da ölçüyü kişinin gücüne bağlar.

    Sahih hadisBuhârî, Zekât 22

  22. حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ بُرَيْدِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ ‏ الْخَازِنُ الْمُسْلِمُ الأَمِينُ الَّذِي يُنْفِذُ ـ وَرُبَّمَا قَالَ يُعْطِي ـ مَا أُمِرَ بِهِ كَامِلاً مُوَفَّرًا طَيِّبٌ بِهِ نَفْسُهُ، فَيَدْفَعُهُ إِلَى الَّذِي أُمِرَ لَهُ بِهِ، أَحَدُ الْمُتَصَدِّقَيْنِ ‏‏‏.‏

    Ebû Mûsâ'dan, Peygamber şöyle buyurdu: "Kendisine emredileni eksiksiz ve tam olarak, gönlü hoş biçimde yerine getirip verilmesi emredilen kişiye ulaştıran güvenilir müslüman görevli, sadaka verenlerden biridir."

    Malı kendisi çıkarmayan, yalnız ulaştıran kişi de "veren" sayılıyor. Bir önceki hadisteki "ecir eksilmez" kaydının pratikteki karşılığı budur.

    Sahih hadisBuhârî, Zekât 25

  23. حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي أَخِي، عَنْ سُلَيْمَانَ، عَنْ مُعَاوِيَةَ بْنِ أَبِي مُزَرِّدٍ، عَنْ أَبِي الْحُبَابِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ ‏ مَا مِنْ يَوْمٍ يُصْبِحُ الْعِبَادُ فِيهِ إِلاَّ مَلَكَانِ يَنْزِلاَنِ فَيَقُولُ أَحَدُهُمَا اللَّهُمَّ أَعْطِ مُنْفِقًا خَلَفًا، وَيَقُولُ الآخَرُ اللَّهُمَّ أَعْطِ مُمْسِكًا تَلَفًا ‏‏‏.‏

    Ebû Hüreyre'den, Peygamber şöyle buyurdu: "Kulların sabahladığı hiçbir gün yoktur ki iki melek inmesin. Biri 'Allah'ım, infak edene karşılığını ver' der; öteki 'Allah'ım, tutup vermeyene telef ver' der."

    Buhârî bu hadisi, "veren ve sakınan"dan söz eden Leyl 92:5-7 ayetlerinin bâbına yerleştirmiştir.

    Sahih hadisBuhârî, Zekât 27

  24. حَدَّثَنَا مُوسَى، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، حَدَّثَنَا ابْنُ طَاوُسٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مَثَلُ الْبَخِيلِ وَالْمُتَصَدِّقِ كَمَثَلِ رَجُلَيْنِ، عَلَيْهِمَا جُبَّتَانِ مِنْ حَدِيدٍ ‏"‏‏.‏ وَحَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ أَنَّ عَبْدَ الرَّحْمَنِ حَدَّثَهُ أَنَّهُ سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏"‏ مَثَلُ الْبَخِيلِ وَالْمُنْفِقِ كَمَثَلِ رَجُلَيْنِ، عَلَيْهِمَا جُبَّتَانِ مِنْ حَدِيدٍ، مِنْ ثُدِيِّهِمَا إِلَى تَرَاقِيهِمَا، فَأَمَّا الْمُنْفِقُ فَلاَ يُنْفِقُ إِلاَّ سَبَغَتْ ـ أَوْ وَفَرَتْ ـ عَلَى جِلْدِهِ حَتَّى تُخْفِيَ بَنَانَهُ وَتَعْفُوَ أَثَرَهُ، وَأَمَّا الْبَخِيلُ فَلاَ يُرِيدُ أَنْ يُنْفِقَ شَيْئًا إِلاَّ لَزِقَتْ كُلُّ حَلْقَةٍ مَكَانَهَا، فَهُوَ يُوَسِّعُهَا وَلاَ تَتَّسِعُ ‏"‏‏.‏

    Ebû Hüreyre'den, Peygamber şöyle buyurdu: "Cimri ile sadaka verenin misali, üzerlerinde demirden iki cübbe bulunan iki adamın misali gibidir." Bir başka rivayette: "Cimri ile infak edenin misali, göğüslerinden köprücük kemiklerine kadar üzerlerine demirden iki cübbe geçirilmiş iki adamın misali gibidir. İnfak eden harcadıkça cübbe derisi üzerinde genişler; öyle ki parmak uçlarını örter ve izini siler. Cimri ise bir şey harcamak istediğinde cübbenin her halkası yerine yapışır; onu genişletmeye çalışır ama cübbe genişlemez."

    Sayfayı kapatan benzetme, cimriliği bir tutum değil bir daralma olarak anlatır: harcamayan kişi kendi üstünde sıkışır, harcayan genişler.

    Sahih hadisBuhârî, Zekât 28

Hadislerin Arapça metni klasik hadis kaynaklarındandır. Türkçe anlam bu sitenin kendi metnidir ve basılı bir tercümenin yerini tutmaz; esas olan Arapça metindir.

Bu bölüm çoğunlukla "zekât" değil "sadaka" der

Sahîh-i Buhârî'nin Kitâbü'z-Zekât'ı, farz olan zekâtla gönüllü sadakayı ayrı bölümlere koymaz; ikisi aynı kitâbın içinde yan yana durur.

Bu sayfadaki hadislerin alındığı on yedi bâbın başlığı sayıldığında fark görünür hâle geliyor: başlıkların çoğu "sadaka" kökünü taşır, "zekât" kökü yalnız birkaçında geçer.

Hadis metinleri de aynı yöndedir. Muâz'ın Yemen'e gönderilişini anlatan ilk hadis, farz kılınan yükümlülüğü "zekât" diye değil "mallarındaki bir sadaka" diye anar.

Aynı bâbın bir rivayeti daha vardır ve bu sayfada değildir: cennete götüren ameli soran adama tevhid, namaz, zekât ve akraba bağının sayıldığı Ebû Eyyûb rivayeti ahlak sayfasında duruyor. Listedeki ayırt edici öge akraba bağıdır; bâbın zekât yönü ise buradaki iki rivayette zaten karşılanıyor.

Ayrım elbette vardır — o hadis açıkça farz kılınan bir yükümlülükten söz eder, başka hadisler ise gönüllü vermeyi över. Ama bölümün kendi düzeni ayrımı kurmak üzerine değil, vermenin hâlini anlatmak üzerine kurulmuştur. Bu sayfa da o düzeni korur.

Sayfalar arası tarama iki rivayeti buradan çıkardı; ikisi de ahlak hadisleri sayfasında duruyor. Tek hurmasını iki kızı arasında paylaştıran kadının anlatıldığı rivayette Peygamber'in sonuç cümlesi kızların bakımını üstlenen kimse üzerinedir ve oradaki nüsha "onlara iyi davranan" kaydını da taşır. Câhiliye'de yaptığı iyiliklerin ecrini soran Hakîm b. Hizâm rivayeti de oradadır: soru tek bir ibadete değil akraba bağı, köle azadı ve sadakanın tümüne dairdir; o nüsha râvîlerin "tehannüs" kelimesi üzerindeki tartışmasını da içerir. Az vermenin engel sayılmaması ölçüsü bu sayfada bir hurma değerindeki sadakayı ve yarım hurmayı anlatan rivayetlerle sürüyor.

Ölçü miktar değil, verenin hâli

Bu bölümdeki hadisler "ne kadar" sorusuna neredeyse hiç cevap vermez. Bunun yerine tekrar tekrar vermenin nasıl ve hangi hâlde yapıldığını ölçer.

Hangi sadakanın sevabı daha büyüktür diye soran adama verilen cevap doğrudan budur: sağlıklıyken, mala düşkünken, yoksulluktan korkup zenginliği umarken vermek. Aynı ölçü başka hadislerde başka yönlerden tekrarlanır — kazancın temiz olması, sağ elin verdiğini sol elin bilmemesi, malın elde bir gece bile bekletilmemesi, vermeye önce geçimini üstlendiklerinden başlanması.

Miktarın küçüklüğü hiçbir yerde engel sayılmaz: bir hurma değeri, yarım hurma, hatta hiçbir maddî karşılığı olmayan güzel bir söz. Buna karşılık verilen şeyin nereye gittiğini bilmemek de kusur sayılmaz; hırsıza, zâniyeye ve zengine sadaka veren adamın hikâyesi bunun üzerine kurulmuştur.

Bu sayfada nisap miktarı, zekât oranı ve hangi malın zekâta tâbi olduğu yoktur. Bunlar fıkhî hükümlerdir ve bu platformun kapsamı dışındadır; söz konusu ayrıntılar için bir fıkıh kaynağına ya da yetkili bir mercie başvurulmalıdır.

Sık sorulan sorular

Zekât ile sadaka aynı şey midir?

Bu bölüm ikisini aynı kitâbda toplar ve bâb başlıklarının çoğu "sadaka" kelimesini kullanır; Muâz hadisinde farz kılınan yükümlülük bile "mallarındaki bir sadaka" diye anılır. Yine de sayfadaki hadislerin bir kısmı farz olan zekâttan, bir kısmı gönüllü vermeden söz eder.

Zekât oranı ve nisap bu sayfada neden yok?

Bu sayfa hadis metinlerinin anlamıyla sınırlıdır. Hangi malda ne kadar zekât olduğu, nisabın ne zaman dolduğu ve ödeme zamanı fıkhî hükümlerdir; bu platformun kapsamı dışındadır. Bu konular için bir fıkıh kaynağına ya da yetkili bir mercie başvurulmalıdır.

Kaynaklar

  • Sahih hadis
    Buhârî, Zekât — Sayfadaki 24 hadisin tamamı bu kitâbdandır; bâb numarası her hadisin altında ayrıca verilmiştir.
  • Kur’an
    Âl-i İmrân 3:180 — Zekâtını vermeyenin malının boynuna dolanmasını anlatan hadisin sonunda okunan ayet.
  • Kur’an
    Tevbe 9:79 — Sadaka verenlere dil uzatanlar hakkında inen ayet; Ebû Mes'ûd hadisinde geçer.
  • Kur’an
    Leyl 92:5-7 — Veren ve sakınan hakkındaki ayetler; iki meleğin duasını anlatan hadis bu ayetlerin bâbındadır.

Son güncelleme: