Âl-i İmrân Suresi

Kur’anBu sayfadaki bilgilerin ana kaynak seviyesi

Âl-i İmrân suresi 200 ayettir. 159. ayeti yumuşak davranmayı bir rahmet olarak anar; 134. ayeti öfkesini yutan ve affedenleri över.

Sure numarası
3. sure
Arapça adı
آل عمران
Ayet sayısı
200 ayet
Nüzul yeri
Medeni (Medine dönemi)
Nüzul sırası
89.
Cüz
3, 4. cüz
Ana konusu
Yumuşaklık, öfkeyi yutmak ve düşünen kalp

Adının anlamı

Sure adını, 33-37. ayetlerde anılan İmrân ailesinden alır.

Temel temaları

  • yumuşaklık
  • öfke
  • af
  • tefekkür

Âl-i İmrân suresi — Arapçası ve anlamı

Aşağıdaki Türkçe anlam bu siteye aittir; herhangi bir mealden alınmamıştır. Amacı ayetin ne dediğini açık Türkçeyle aktarmaktır, basılı bir mealin yerini tutmaz. Anlam metni Arapçanın karşılığı değil, karşılığının aktarımıdır — esas olan Arapça metindir.

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

  1. الٓمٓ

    Elif Lâm Mîm.

  2. ٱللَّهُ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ٱلْحَىُّ ٱلْقَيُّومُ

    Allah; O'ndan başka ilah yoktur. O diridir, her şeyi ayakta tutandır.

  3. نَزَّلَ عَلَيْكَ ٱلْكِتَٰبَ بِٱلْحَقِّ مُصَدِّقًا لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ وَأَنزَلَ ٱلتَّوْرَىٰةَ وَٱلْإِنجِيلَ

    Sana kitabı, kendinden öncekini doğrulayarak gerçek olarak indirdi. Tevrat'ı ve İncil'i de indirdi;

  4. مِن قَبْلُ هُدًى لِّلنَّاسِ وَأَنزَلَ ٱلْفُرْقَانَ إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ لَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌ وَٱللَّهُ عَزِيزٌ ذُو ٱنتِقَامٍ

    daha önce insanlara bir yol gösterme olarak. Ayırt edeni de indirdi. Allah'ın ayetlerini inkâr edenler için şiddetli bir azap vardır. Allah güçlüdür, öç alandır.

  5. إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَخْفَىٰ عَلَيْهِ شَىْءٌ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَا فِى ٱلسَّمَآءِ

    Şüphesiz Allah'a, yerde ve gökte hiçbir şey gizli kalmaz.

  6. هُوَ ٱلَّذِى يُصَوِّرُكُمْ فِى ٱلْأَرْحَامِ كَيْفَ يَشَآءُ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ

    Rahimlerde sizi dilediği gibi biçimlendiren O'dur. O'ndan başka ilah yoktur; O güçlüdür, hikmet sahibidir.

  7. هُوَ ٱلَّذِىٓ أَنزَلَ عَلَيْكَ ٱلْكِتَٰبَ مِنْهُ ءَايَٰتٌ مُّحْكَمَٰتٌ هُنَّ أُمُّ ٱلْكِتَٰبِ وَأُخَرُ مُتَشَٰبِهَٰتٌ فَأَمَّا ٱلَّذِينَ فِى قُلُوبِهِمْ زَيْغٌ فَيَتَّبِعُونَ مَا تَشَٰبَهَ مِنْهُ ٱبْتِغَآءَ ٱلْفِتْنَةِ وَٱبْتِغَآءَ تَأْوِيلِهِۦ وَمَا يَعْلَمُ تَأْوِيلَهُۥٓ إِلَّا ٱللَّهُ وَٱلرَّٰسِخُونَ فِى ٱلْعِلْمِ يَقُولُونَ ءَامَنَّا بِهِۦ كُلٌّ مِّنْ عِندِ رَبِّنَا وَمَا يَذَّكَّرُ إِلَّآ أُو۟لُوا۟ ٱلْأَلْبَٰبِ

    Sana kitabı indiren O'dur. Onda, kitabın anası olan sağlam ayetler vardır; diğerleri ise benzeşendir. Kalplerinde eğrilik bulunanlar, fitne çıkarmak ve yorumunu aramak için onun benzeşen kısmına uyar. Oysa onun yorumunu Allah'tan başkası bilmez. İlimde derinleşmiş olanlar der ki: "Ona iman ettik; hepsi Rabbimizin katındandır." Ancak akıl sahipleri öğüt alır.

  8. رَبَّنَا لَا تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ إِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِن لَّدُنكَ رَحْمَةً إِنَّكَ أَنتَ ٱلْوَهَّابُ

    "Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi kaydırma ve katından bize bir rahmet bağışla. Şüphesiz sen çok bağışlayansın.

  9. رَبَّنَآ إِنَّكَ جَامِعُ ٱلنَّاسِ لِيَوْمٍ لَّا رَيْبَ فِيهِ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُخْلِفُ ٱلْمِيعَادَ

    Rabbimiz! Şüphesiz sen, kendisinde şüphe olmayan bir günde insanları toplayacaksın. Şüphesiz Allah sözünden dönmez."

  10. إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَن تُغْنِىَ عَنْهُمْ أَمْوَٰلُهُمْ وَلَآ أَوْلَٰدُهُم مِّنَ ٱللَّهِ شَيْـًٔا وَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمْ وَقُودُ ٱلنَّارِ

    Şüphesiz gerçeği örtenlere, ne malları ne de çocukları Allah'a karşı bir şey kazandırır. İşte onlar ateşin yakıtıdır.

  11. كَدَأْبِ ءَالِ فِرْعَوْنَ وَٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا فَأَخَذَهُمُ ٱللَّهُ بِذُنُوبِهِمْ وَٱللَّهُ شَدِيدُ ٱلْعِقَابِ

    Firavun ailesinin ve onlardan öncekilerin gidişi gibi; ayetlerimizi yalanladılar, Allah da günahları yüzünden onları yakaladı. Allah'ın cezası çetindir.

  12. قُل لِّلَّذِينَ كَفَرُوا۟ سَتُغْلَبُونَ وَتُحْشَرُونَ إِلَىٰ جَهَنَّمَ وَبِئْسَ ٱلْمِهَادُ

    Gerçeği örtenlere de ki: Yenileceksiniz ve cehenneme toplanacaksınız. Ne kötü bir yataktır!

  13. قَدْ كَانَ لَكُمْ ءَايَةٌ فِى فِئَتَيْنِ ٱلْتَقَتَا فِئَةٌ تُقَٰتِلُ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ وَأُخْرَىٰ كَافِرَةٌ يَرَوْنَهُم مِّثْلَيْهِمْ رَأْىَ ٱلْعَيْنِ وَٱللَّهُ يُؤَيِّدُ بِنَصْرِهِۦ مَن يَشَآءُ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَعِبْرَةً لِّأُو۟لِى ٱلْأَبْصَٰرِ

    Karşılaşan iki toplulukta sizin için bir ayet vardı: biri Allah yolunda savaşıyor, diğeri ise gerçeği örtüyordu. Onları göz kararıyla kendilerinin iki katı görüyorlardı. Allah, dilediğini yardımıyla destekler. Şüphesiz bunda basiret sahipleri için bir ibret vardır.

  14. زُيِّنَ لِلنَّاسِ حُبُّ ٱلشَّهَوَٰتِ مِنَ ٱلنِّسَآءِ وَٱلْبَنِينَ وَٱلْقَنَٰطِيرِ ٱلْمُقَنطَرَةِ مِنَ ٱلذَّهَبِ وَٱلْفِضَّةِ وَٱلْخَيْلِ ٱلْمُسَوَّمَةِ وَٱلْأَنْعَٰمِ وَٱلْحَرْثِ ذَٰلِكَ مَتَٰعُ ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا وَٱللَّهُ عِندَهُۥ حُسْنُ ٱلْمَـَٔابِ

    Kadınlardan, oğullardan, yığılmış altın ve gümüş yığınlarından, salma atlardan, hayvanlardan ve ekinlerden gelen arzulara duyulan sevgi, insanlara süslü gösterildi. Bunlar dünya hayatının geçici yararıdır; varılacak yerin güzeli ise Allah katındadır.

  15. قُلْ أَؤُنَبِّئُكُم بِخَيْرٍ مِّن ذَٰلِكُمْ لِلَّذِينَ ٱتَّقَوْا۟ عِندَ رَبِّهِمْ جَنَّٰتٌ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَا وَأَزْوَٰجٌ مُّطَهَّرَةٌ وَرِضْوَٰنٌ مِّنَ ٱللَّهِ وَٱللَّهُ بَصِيرٌۢ بِٱلْعِبَادِ

    De ki: Size bunlardan daha hayırlısını haber vereyim mi? Sakınanlar için Rableri katında, altlarından ırmaklar akan ve içinde sürekli kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve Allah'tan bir hoşnutluk vardır. Allah kullarını görendir.

  16. ٱلَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَآ إِنَّنَآ ءَامَنَّا فَٱغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَقِنَا عَذَابَ ٱلنَّارِ

    Onlar derler ki: "Rabbimiz! Şüphesiz biz iman ettik; günahlarımızı bağışla ve bizi ateşin azabından koru."

  17. ٱلصَّٰبِرِينَ وَٱلصَّٰدِقِينَ وَٱلْقَٰنِتِينَ وَٱلْمُنفِقِينَ وَٱلْمُسْتَغْفِرِينَ بِٱلْأَسْحَارِ

    Sabredenler, doğru olanlar, gönülden bağlananlar, harcayanlar ve seherlerde bağışlanma dileyenler.

  18. شَهِدَ ٱللَّهُ أَنَّهُۥ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ وَٱلْمَلَٰٓئِكَةُ وَأُو۟لُوا۟ ٱلْعِلْمِ قَآئِمًۢا بِٱلْقِسْطِ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ

    Allah, kendisinden başka ilah olmadığına şahitlik etti; melekler ve adaleti ayakta tutan ilim sahipleri de. O'ndan başka ilah yoktur; O güçlüdür, hikmet sahibidir.

  19. إِنَّ ٱلدِّينَ عِندَ ٱللَّهِ ٱلْإِسْلَٰمُ وَمَا ٱخْتَلَفَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ إِلَّا مِنۢ بَعْدِ مَا جَآءَهُمُ ٱلْعِلْمُ بَغْيًۢا بَيْنَهُمْ وَمَن يَكْفُرْ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ فَإِنَّ ٱللَّهَ سَرِيعُ ٱلْحِسَابِ

    Şüphesiz Allah katında din, teslimiyettir. Kendilerine kitap verilenler, ancak kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki kıskançlık yüzünden ayrılığa düştü. Kim Allah'ın ayetlerini inkâr ederse, şüphesiz Allah hesabı çabuk görendir.

  20. فَإِنْ حَآجُّوكَ فَقُلْ أَسْلَمْتُ وَجْهِىَ لِلَّهِ وَمَنِ ٱتَّبَعَنِ وَقُل لِّلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ وَٱلْأُمِّيِّـۧنَ ءَأَسْلَمْتُمْ فَإِنْ أَسْلَمُوا۟ فَقَدِ ٱهْتَدَوا۟ وَّإِن تَوَلَّوْا۟ فَإِنَّمَا عَلَيْكَ ٱلْبَلَٰغُ وَٱللَّهُ بَصِيرٌۢ بِٱلْعِبَادِ

    Seninle tartışırlarsa de ki: Ben yüzümü Allah'a teslim ettim; bana uyanlar da. Kendilerine kitap verilenlere ve ümmîlere de ki: Teslim oldunuz mu? Teslim olurlarsa, doğru yolu bulmuşlardır. Yüz çevirirlerse, sana düşen ancak bildirmektir. Allah kullarını görendir.

  21. إِنَّ ٱلَّذِينَ يَكْفُرُونَ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ وَيَقْتُلُونَ ٱلنَّبِيِّـۧنَ بِغَيْرِ حَقٍّ وَيَقْتُلُونَ ٱلَّذِينَ يَأْمُرُونَ بِٱلْقِسْطِ مِنَ ٱلنَّاسِ فَبَشِّرْهُم بِعَذَابٍ أَلِيمٍ

    Allah'ın ayetlerini inkâr edenleri, peygamberleri haksız yere öldürenleri ve insanlardan adaleti emredenleri öldürenleri acı bir azapla müjdele.

  22. أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ حَبِطَتْ أَعْمَٰلُهُمْ فِى ٱلدُّنْيَا وَٱلْـَٔاخِرَةِ وَمَا لَهُم مِّن نَّٰصِرِينَ

    İşte onlar, yaptıkları dünyada da ahirette de boşa gitmiş olanlardır ve onlar için hiçbir yardımcı yoktur.

  23. أَلَمْ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ نَصِيبًا مِّنَ ٱلْكِتَٰبِ يُدْعَوْنَ إِلَىٰ كِتَٰبِ ٱللَّهِ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ يَتَوَلَّىٰ فَرِيقٌ مِّنْهُمْ وَهُم مُّعْرِضُونَ

    Kendilerine kitaptan bir pay verilenleri görmedin mi? Aralarında hüküm versin diye Allah'ın kitabına çağrılıyorlar; sonra içlerinden bir topluluk yüz çevirerek dönüyor.

  24. ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمْ قَالُوا۟ لَن تَمَسَّنَا ٱلنَّارُ إِلَّآ أَيَّامًا مَّعْدُودَٰتٍ وَغَرَّهُمْ فِى دِينِهِم مَّا كَانُوا۟ يَفْتَرُونَ

    Bu, "Sayılı günler dışında ateş bize dokunmayacak" demeleri yüzündendir. Uydurdukları şeyler, dinleri konusunda onları aldattı.

  25. فَكَيْفَ إِذَا جَمَعْنَٰهُمْ لِيَوْمٍ لَّا رَيْبَ فِيهِ وَوُفِّيَتْ كُلُّ نَفْسٍ مَّا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ

    Kendisinde şüphe olmayan bir günde onları topladığımızda ve herkese kazandığı tam olarak ödendiğinde nasıl olacak? Onlara zulmedilmez.

  26. قُلِ ٱللَّهُمَّ مَٰلِكَ ٱلْمُلْكِ تُؤْتِى ٱلْمُلْكَ مَن تَشَآءُ وَتَنزِعُ ٱلْمُلْكَ مِمَّن تَشَآءُ وَتُعِزُّ مَن تَشَآءُ وَتُذِلُّ مَن تَشَآءُ بِيَدِكَ ٱلْخَيْرُ إِنَّكَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ

    De ki: Allah'ım! Ey hükümranlığın sahibi! Dilediğine hükümranlık verirsin, dilediğinden hükümranlığı alırsın. Dilediğini üstün kılarsın, dilediğini küçültürsün. Hayır senin elindedir. Şüphesiz senin her şeye gücün yeter.

  27. تُولِجُ ٱلَّيْلَ فِى ٱلنَّهَارِ وَتُولِجُ ٱلنَّهَارَ فِى ٱلَّيْلِ وَتُخْرِجُ ٱلْحَىَّ مِنَ ٱلْمَيِّتِ وَتُخْرِجُ ٱلْمَيِّتَ مِنَ ٱلْحَىِّ وَتَرْزُقُ مَن تَشَآءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ

    Geceyi gündüze katarsın, gündüzü de geceye katarsın. Ölüden diriyi çıkarırsın, diriden de ölüyü çıkarırsın. Dilediğini hesapsız rızıklandırırsın.

  28. لَّا يَتَّخِذِ ٱلْمُؤْمِنُونَ ٱلْكَٰفِرِينَ أَوْلِيَآءَ مِن دُونِ ٱلْمُؤْمِنِينَ وَمَن يَفْعَلْ ذَٰلِكَ فَلَيْسَ مِنَ ٱللَّهِ فِى شَىْءٍ إِلَّآ أَن تَتَّقُوا۟ مِنْهُمْ تُقَىٰةً وَيُحَذِّرُكُمُ ٱللَّهُ نَفْسَهُۥ وَإِلَى ٱللَّهِ ٱلْمَصِيرُ

    Müminler, müminleri bırakıp gerçeği örtenleri dost edinmesin. Kim bunu yaparsa, Allah'tan bir şey üzerinde değildir; onlardan sakınmanız başka. Allah sizi kendisinden sakındırır ve dönüş Allah'adır.

  29. قُلْ إِن تُخْفُوا۟ مَا فِى صُدُورِكُمْ أَوْ تُبْدُوهُ يَعْلَمْهُ ٱللَّهُ وَيَعْلَمُ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ

    De ki: Göğüslerinizdekini gizleseniz de açığa vursanız da Allah onu bilir. Göklerde ve yerde ne varsa bilir. Allah'ın her şeye gücü yeter.

  30. يَوْمَ تَجِدُ كُلُّ نَفْسٍ مَّا عَمِلَتْ مِنْ خَيْرٍ مُّحْضَرًا وَمَا عَمِلَتْ مِن سُوٓءٍ تَوَدُّ لَوْ أَنَّ بَيْنَهَا وَبَيْنَهُۥٓ أَمَدًۢا بَعِيدًا وَيُحَذِّرُكُمُ ٱللَّهُ نَفْسَهُۥ وَٱللَّهُ رَءُوفٌۢ بِٱلْعِبَادِ

    O gün herkes, iyilikten yaptığını ve kötülükten yaptığını hazır bulur; kötülükle arasında uzak bir mesafe olmasını ister. Allah sizi kendisinden sakındırır. Allah kullarına şefkatlidir.

  31. قُلْ إِن كُنتُمْ تُحِبُّونَ ٱللَّهَ فَٱتَّبِعُونِى يُحْبِبْكُمُ ٱللَّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَٱللَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ

    De ki: Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.

  32. قُلْ أَطِيعُوا۟ ٱللَّهَ وَٱلرَّسُولَ فَإِن تَوَلَّوْا۟ فَإِنَّ ٱللَّهَ لَا يُحِبُّ ٱلْكَٰفِرِينَ

    De ki: Allah'a ve elçiye itaat edin. Yüz çevirirlerse, şüphesiz Allah gerçeği örtenleri sevmez.

  33. إِنَّ ٱللَّهَ ٱصْطَفَىٰٓ ءَادَمَ وَنُوحًا وَءَالَ إِبْرَٰهِيمَ وَءَالَ عِمْرَٰنَ عَلَى ٱلْعَٰلَمِينَ

    Şüphesiz Allah; Âdem'i, Nûh'u, İbrâhîm ailesini ve İmrân ailesini âlemlere seçti.

  34. ذُرِّيَّةًۢ بَعْضُهَا مِنۢ بَعْضٍ وَٱللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ

    Birbirinin soyundan gelen bir nesil olarak. Allah işitendir, bilendir.

  35. إِذْ قَالَتِ ٱمْرَأَتُ عِمْرَٰنَ رَبِّ إِنِّى نَذَرْتُ لَكَ مَا فِى بَطْنِى مُحَرَّرًا فَتَقَبَّلْ مِنِّىٓ إِنَّكَ أَنتَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ

    Hani İmrân'ın karısı demişti ki: "Rabbim! Karnımdakini, özgür bırakılmış olarak sana adadım; benden kabul et. Şüphesiz sen işitensin, bilensin."

  36. فَلَمَّا وَضَعَتْهَا قَالَتْ رَبِّ إِنِّى وَضَعْتُهَآ أُنثَىٰ وَٱللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا وَضَعَتْ وَلَيْسَ ٱلذَّكَرُ كَٱلْأُنثَىٰ وَإِنِّى سَمَّيْتُهَا مَرْيَمَ وَإِنِّىٓ أُعِيذُهَا بِكَ وَذُرِّيَّتَهَا مِنَ ٱلشَّيْطَٰنِ ٱلرَّجِيمِ

    Onu doğurduğunda dedi ki: "Rabbim! Ben onu kız doğurdum." Oysa Allah, ne doğurduğunu daha iyi biliyordu. "Erkek, kız gibi değildir. Ona Meryem adını verdim ve onu da soyunu da kovulmuş şeytandan sana sığındırırım."

  37. فَتَقَبَّلَهَا رَبُّهَا بِقَبُولٍ حَسَنٍ وَأَنۢبَتَهَا نَبَاتًا حَسَنًا وَكَفَّلَهَا زَكَرِيَّا كُلَّمَا دَخَلَ عَلَيْهَا زَكَرِيَّا ٱلْمِحْرَابَ وَجَدَ عِندَهَا رِزْقًا قَالَ يَٰمَرْيَمُ أَنَّىٰ لَكِ هَٰذَا قَالَتْ هُوَ مِنْ عِندِ ٱللَّهِ إِنَّ ٱللَّهَ يَرْزُقُ مَن يَشَآءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ

    Rabbi onu güzel bir kabulle kabul etti, güzel bir bitki gibi büyüttü ve Zekeriyyâ'yı ona bakmakla görevlendirdi. Zekeriyyâ mihraba her girdiğinde, yanında bir rızık bulurdu. Dedi ki: "Ey Meryem! Bu sana nereden?" Dedi ki: "O, Allah katındandır. Şüphesiz Allah, dilediğini hesapsız rızıklandırır."

  38. هُنَالِكَ دَعَا زَكَرِيَّا رَبَّهُۥ قَالَ رَبِّ هَبْ لِى مِن لَّدُنكَ ذُرِّيَّةً طَيِّبَةً إِنَّكَ سَمِيعُ ٱلدُّعَآءِ

    Orada Zekeriyyâ Rabbine dua etti: "Rabbim! Bana katından tertemiz bir soy bağışla. Şüphesiz sen duayı işitensin."

  39. فَنَادَتْهُ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ وَهُوَ قَآئِمٌ يُصَلِّى فِى ٱلْمِحْرَابِ أَنَّ ٱللَّهَ يُبَشِّرُكَ بِيَحْيَىٰ مُصَدِّقًۢا بِكَلِمَةٍ مِّنَ ٱللَّهِ وَسَيِّدًا وَحَصُورًا وَنَبِيًّا مِّنَ ٱلصَّٰلِحِينَ

    Mihrapta namaz kılarken melekler ona seslendi: "Şüphesiz Allah seni Yahyâ ile müjdeliyor; Allah'tan bir sözü doğrulayan, efendi, kendine hâkim ve salihlerden bir peygamber olarak."

  40. قَالَ رَبِّ أَنَّىٰ يَكُونُ لِى غُلَٰمٌ وَقَدْ بَلَغَنِىَ ٱلْكِبَرُ وَٱمْرَأَتِى عَاقِرٌ قَالَ كَذَٰلِكَ ٱللَّهُ يَفْعَلُ مَا يَشَآءُ

    Dedi ki: "Rabbim! Bana yaşlılık gelmişken ve karım kısırken nasıl oğlum olur?" Buyurdu ki: "İşte böyle; Allah dilediğini yapar."

  41. قَالَ رَبِّ ٱجْعَل لِّىٓ ءَايَةً قَالَ ءَايَتُكَ أَلَّا تُكَلِّمَ ٱلنَّاسَ ثَلَٰثَةَ أَيَّامٍ إِلَّا رَمْزًا وَٱذْكُر رَّبَّكَ كَثِيرًا وَسَبِّحْ بِٱلْعَشِىِّ وَٱلْإِبْكَٰرِ

    Dedi ki: "Rabbim! Bana bir işaret ver." Buyurdu ki: "İşaretin, üç gün insanlarla işaretle konuşmandır. Rabbini çokça an ve akşam sabah O'nu tenzih et."

  42. وَإِذْ قَالَتِ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ يَٰمَرْيَمُ إِنَّ ٱللَّهَ ٱصْطَفَىٰكِ وَطَهَّرَكِ وَٱصْطَفَىٰكِ عَلَىٰ نِسَآءِ ٱلْعَٰلَمِينَ

    Hani melekler demişti ki: "Ey Meryem! Şüphesiz Allah seni seçti, seni temizledi ve seni âlemlerin kadınları üzerine seçti.

  43. يَٰمَرْيَمُ ٱقْنُتِى لِرَبِّكِ وَٱسْجُدِى وَٱرْكَعِى مَعَ ٱلرَّٰكِعِينَ

    Ey Meryem! Rabbine gönülden bağlan, secde et ve rükû edenlerle birlikte rükû et."

  44. ذَٰلِكَ مِنْ أَنۢبَآءِ ٱلْغَيْبِ نُوحِيهِ إِلَيْكَ وَمَا كُنتَ لَدَيْهِمْ إِذْ يُلْقُونَ أَقْلَٰمَهُمْ أَيُّهُمْ يَكْفُلُ مَرْيَمَ وَمَا كُنتَ لَدَيْهِمْ إِذْ يَخْتَصِمُونَ

    Bunlar, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Meryem'e hangisinin bakacağına dair kalemlerini atarlarken ve çekişirlerken sen yanlarında değildin.

  45. إِذْ قَالَتِ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ يَٰمَرْيَمُ إِنَّ ٱللَّهَ يُبَشِّرُكِ بِكَلِمَةٍ مِّنْهُ ٱسْمُهُ ٱلْمَسِيحُ عِيسَى ٱبْنُ مَرْيَمَ وَجِيهًا فِى ٱلدُّنْيَا وَٱلْـَٔاخِرَةِ وَمِنَ ٱلْمُقَرَّبِينَ

    Hani melekler demişti ki: "Ey Meryem! Şüphesiz Allah seni kendinden bir sözle müjdeliyor: adı Meryem oğlu Îsâ Mesih'tir; dünyada da ahirette de değerlidir ve yakınlardandır.

  46. وَيُكَلِّمُ ٱلنَّاسَ فِى ٱلْمَهْدِ وَكَهْلًا وَمِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ

    Beşikte ve yetişkinken insanlarla konuşacak ve salihlerdendir."

  47. قَالَتْ رَبِّ أَنَّىٰ يَكُونُ لِى وَلَدٌ وَلَمْ يَمْسَسْنِى بَشَرٌ قَالَ كَذَٰلِكِ ٱللَّهُ يَخْلُقُ مَا يَشَآءُ إِذَا قَضَىٰٓ أَمْرًا فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُۥ كُن فَيَكُونُ

    Dedi ki: "Rabbim! Bana bir insan dokunmamışken nasıl çocuğum olur?" Buyurdu ki: "İşte böyle; Allah dilediğini yaratır. Bir işe hükmettiğinde, ona ancak 'Ol' der, o da oluverir."

  48. وَيُعَلِّمُهُ ٱلْكِتَٰبَ وَٱلْحِكْمَةَ وَٱلتَّوْرَىٰةَ وَٱلْإِنجِيلَ

    Ona kitabı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretecek.

  49. وَرَسُولًا إِلَىٰ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ أَنِّى قَدْ جِئْتُكُم بِـَٔايَةٍ مِّن رَّبِّكُمْ أَنِّىٓ أَخْلُقُ لَكُم مِّنَ ٱلطِّينِ كَهَيْـَٔةِ ٱلطَّيْرِ فَأَنفُخُ فِيهِ فَيَكُونُ طَيْرًۢا بِإِذْنِ ٱللَّهِ وَأُبْرِئُ ٱلْأَكْمَهَ وَٱلْأَبْرَصَ وَأُحْىِ ٱلْمَوْتَىٰ بِإِذْنِ ٱللَّهِ وَأُنَبِّئُكُم بِمَا تَأْكُلُونَ وَمَا تَدَّخِرُونَ فِى بُيُوتِكُمْ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً لَّكُمْ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ

    İsrâiloğulları'na bir elçi olarak: "Şüphesiz size Rabbinizden bir ayetle geldim. Sizin için çamurdan kuş biçiminde bir şey yapar, ona üflerim de Allah'ın izniyle kuş olur. Allah'ın izniyle doğuştan körü ve alacalıyı iyileştirir ve ölüleri diriltirim. Evlerinizde yediklerinizi ve biriktirdiklerinizi size haber veririm. Mümin iseniz, şüphesiz bunda sizin için bir ayet vardır.

  50. وَمُصَدِّقًا لِّمَا بَيْنَ يَدَىَّ مِنَ ٱلتَّوْرَىٰةِ وَلِأُحِلَّ لَكُم بَعْضَ ٱلَّذِى حُرِّمَ عَلَيْكُمْ وَجِئْتُكُم بِـَٔايَةٍ مِّن رَّبِّكُمْ فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

    Benden önceki Tevrat'ı doğrulayıcı olarak ve size haram kılınanların bir kısmını helal kılmak için. Size Rabbinizden bir ayetle geldim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin.

  51. إِنَّ ٱللَّهَ رَبِّى وَرَبُّكُمْ فَٱعْبُدُوهُ هَٰذَا صِرَٰطٌ مُّسْتَقِيمٌ

    Şüphesiz Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir; O'na kulluk edin. İşte dosdoğru yol budur."

  52. فَلَمَّآ أَحَسَّ عِيسَىٰ مِنْهُمُ ٱلْكُفْرَ قَالَ مَنْ أَنصَارِىٓ إِلَى ٱللَّهِ قَالَ ٱلْحَوَارِيُّونَ نَحْنُ أَنصَارُ ٱللَّهِ ءَامَنَّا بِٱللَّهِ وَٱشْهَدْ بِأَنَّا مُسْلِمُونَ

    Îsâ onlardan inkârı sezdiğinde dedi ki: "Allah'a giden yolda benim yardımcılarım kim?" Havariler dedi ki: "Allah'ın yardımcıları biziz. Allah'a iman ettik; teslim olduğumuza şahit ol.

  53. رَبَّنَآ ءَامَنَّا بِمَآ أَنزَلْتَ وَٱتَّبَعْنَا ٱلرَّسُولَ فَٱكْتُبْنَا مَعَ ٱلشَّٰهِدِينَ

    Rabbimiz! İndirdiğine iman ettik ve elçiye uyduk; bizi şahitlerle birlikte yaz."

  54. وَمَكَرُوا۟ وَمَكَرَ ٱللَّهُ وَٱللَّهُ خَيْرُ ٱلْمَٰكِرِينَ

    Tuzak kurdular; Allah da düzenini kurdu. Allah, düzen kuranların en hayırlısıdır.

  55. إِذْ قَالَ ٱللَّهُ يَٰعِيسَىٰٓ إِنِّى مُتَوَفِّيكَ وَرَافِعُكَ إِلَىَّ وَمُطَهِّرُكَ مِنَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَجَاعِلُ ٱلَّذِينَ ٱتَّبَعُوكَ فَوْقَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ ثُمَّ إِلَىَّ مَرْجِعُكُمْ فَأَحْكُمُ بَيْنَكُمْ فِيمَا كُنتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ

    Hani Allah demişti ki: "Ey Îsâ! Şüphesiz seni vefat ettireceğim, seni kendime yükselteceğim, seni inkâr edenlerden temizleyeceğim ve sana uyanları, kıyamet gününe kadar inkâr edenlerin üstünde tutacağım. Sonra dönüşünüz banadır; ayrılığa düştüğünüz konularda aranızda hüküm vereceğim."

  56. فَأَمَّا ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ فَأُعَذِّبُهُمْ عَذَابًا شَدِيدًا فِى ٱلدُّنْيَا وَٱلْـَٔاخِرَةِ وَمَا لَهُم مِّن نَّٰصِرِينَ

    İnkâr edenlere gelince, onlara dünyada da ahirette de şiddetli azap edeceğim ve onlar için hiçbir yardımcı olmayacaktır.

  57. وَأَمَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ فَيُوَفِّيهِمْ أُجُورَهُمْ وَٱللَّهُ لَا يُحِبُّ ٱلظَّٰلِمِينَ

    İman edip salih amel işleyenlere ise, karşılıklarını tam olarak verecektir. Allah zalimleri sevmez.

  58. ذَٰلِكَ نَتْلُوهُ عَلَيْكَ مِنَ ٱلْـَٔايَٰتِ وَٱلذِّكْرِ ٱلْحَكِيمِ

    Bunu sana, ayetlerden ve hikmetli hatırlatmadan okuyoruz.

  59. إِنَّ مَثَلَ عِيسَىٰ عِندَ ٱللَّهِ كَمَثَلِ ءَادَمَ خَلَقَهُۥ مِن تُرَابٍ ثُمَّ قَالَ لَهُۥ كُن فَيَكُونُ

    Şüphesiz Allah katında Îsâ'nın durumu, Âdem'in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona "Ol" dedi; o da oluverdi.

  60. ٱلْحَقُّ مِن رَّبِّكَ فَلَا تَكُن مِّنَ ٱلْمُمْتَرِينَ

    Gerçek Rabbindendir; öyleyse kuşkuya düşenlerden olma.

  61. فَمَنْ حَآجَّكَ فِيهِ مِنۢ بَعْدِ مَا جَآءَكَ مِنَ ٱلْعِلْمِ فَقُلْ تَعَالَوْا۟ نَدْعُ أَبْنَآءَنَا وَأَبْنَآءَكُمْ وَنِسَآءَنَا وَنِسَآءَكُمْ وَأَنفُسَنَا وَأَنفُسَكُمْ ثُمَّ نَبْتَهِلْ فَنَجْعَل لَّعْنَتَ ٱللَّهِ عَلَى ٱلْكَٰذِبِينَ

    Sana gelen ilimden sonra bu konuda seninle tartışana de ki: Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım; sonra gönülden yalvaralım da yalancıların üzerine Allah'ın lanetini dileyelim.

  62. إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلْقَصَصُ ٱلْحَقُّ وَمَا مِنْ إِلَٰهٍ إِلَّا ٱللَّهُ وَإِنَّ ٱللَّهَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ

    Şüphesiz gerçek anlatım budur. Allah'tan başka ilah yoktur ve şüphesiz Allah güçlüdür, hikmet sahibidir.

  63. فَإِن تَوَلَّوْا۟ فَإِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمٌۢ بِٱلْمُفْسِدِينَ

    Yüz çevirirlerse, şüphesiz Allah bozguncuları bilendir.

  64. قُلْ يَٰٓأَهْلَ ٱلْكِتَٰبِ تَعَالَوْا۟ إِلَىٰ كَلِمَةٍ سَوَآءٍۭ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ أَلَّا نَعْبُدَ إِلَّا ٱللَّهَ وَلَا نُشْرِكَ بِهِۦ شَيْـًٔا وَلَا يَتَّخِذَ بَعْضُنَا بَعْضًا أَرْبَابًا مِّن دُونِ ٱللَّهِ فَإِن تَوَلَّوْا۟ فَقُولُوا۟ ٱشْهَدُوا۟ بِأَنَّا مُسْلِمُونَ

    De ki: Ey kitap halkı! Bizimle sizin aranızda ortak olan bir söze gelin: Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah'ı bırakıp birbirimizi rabler edinmeyelim. Yüz çevirirlerse deyin ki: Şahit olun, biz teslim olanlarız.

  65. يَٰٓأَهْلَ ٱلْكِتَٰبِ لِمَ تُحَآجُّونَ فِىٓ إِبْرَٰهِيمَ وَمَآ أُنزِلَتِ ٱلتَّوْرَىٰةُ وَٱلْإِنجِيلُ إِلَّا مِنۢ بَعْدِهِۦٓ أَفَلَا تَعْقِلُونَ

    Ey kitap halkı! İbrâhîm hakkında neden tartışıyorsunuz? Tevrat da İncil de ancak ondan sonra indirildi. Hâlâ akletmez misiniz?

  66. هَٰٓأَنتُمْ هَٰٓؤُلَآءِ حَٰجَجْتُمْ فِيمَا لَكُم بِهِۦ عِلْمٌ فَلِمَ تُحَآجُّونَ فِيمَا لَيْسَ لَكُم بِهِۦ عِلْمٌ وَٱللَّهُ يَعْلَمُ وَأَنتُمْ لَا تَعْلَمُونَ

    İşte siz, hakkında bilginiz olan konuda tartıştınız; bilginiz olmayan konuda neden tartışıyorsunuz? Allah bilir, siz bilmezsiniz.

  67. مَا كَانَ إِبْرَٰهِيمُ يَهُودِيًّا وَلَا نَصْرَانِيًّا وَلَٰكِن كَانَ حَنِيفًا مُّسْلِمًا وَمَا كَانَ مِنَ ٱلْمُشْرِكِينَ

    İbrâhîm ne yahudi ne de hristiyandı; fakat hakka yönelen bir teslim olandı ve ortak koşanlardan değildi.

  68. إِنَّ أَوْلَى ٱلنَّاسِ بِإِبْرَٰهِيمَ لَلَّذِينَ ٱتَّبَعُوهُ وَهَٰذَا ٱلنَّبِىُّ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَٱللَّهُ وَلِىُّ ٱلْمُؤْمِنِينَ

    Şüphesiz insanların İbrâhîm'e en yakını, ona uyanlar, bu peygamber ve iman edenlerdir. Allah, müminlerin dostudur.

  69. وَدَّت طَّآئِفَةٌ مِّنْ أَهْلِ ٱلْكِتَٰبِ لَوْ يُضِلُّونَكُمْ وَمَا يُضِلُّونَ إِلَّآ أَنفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَ

    Kitap halkından bir topluluk sizi saptırmayı ister; oysa ancak kendilerini saptırırlar da farkında değillerdir.

  70. يَٰٓأَهْلَ ٱلْكِتَٰبِ لِمَ تَكْفُرُونَ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ وَأَنتُمْ تَشْهَدُونَ

    Ey kitap halkı! Görüp dururken Allah'ın ayetlerini neden inkâr ediyorsunuz?

  71. يَٰٓأَهْلَ ٱلْكِتَٰبِ لِمَ تَلْبِسُونَ ٱلْحَقَّ بِٱلْبَٰطِلِ وَتَكْتُمُونَ ٱلْحَقَّ وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَ

    Ey kitap halkı! Gerçeği neden batılla karıştırıyor ve bile bile gerçeği gizliyorsunuz?

  72. وَقَالَت طَّآئِفَةٌ مِّنْ أَهْلِ ٱلْكِتَٰبِ ءَامِنُوا۟ بِٱلَّذِىٓ أُنزِلَ عَلَى ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَجْهَ ٱلنَّهَارِ وَٱكْفُرُوٓا۟ ءَاخِرَهُۥ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ

    Kitap halkından bir topluluk dedi ki: "İman edenlere indirilene günün başında iman edin, sonunda ise inkâr edin; belki dönerler.

  73. وَلَا تُؤْمِنُوٓا۟ إِلَّا لِمَن تَبِعَ دِينَكُمْ قُلْ إِنَّ ٱلْهُدَىٰ هُدَى ٱللَّهِ أَن يُؤْتَىٰٓ أَحَدٌ مِّثْلَ مَآ أُوتِيتُمْ أَوْ يُحَآجُّوكُمْ عِندَ رَبِّكُمْ قُلْ إِنَّ ٱلْفَضْلَ بِيَدِ ٱللَّهِ يُؤْتِيهِ مَن يَشَآءُ وَٱللَّهُ وَٰسِعٌ عَلِيمٌ

    Dininize uyanlardan başkasına inanmayın." De ki: Şüphesiz yol gösterme, Allah'ın yol göstermesidir. Size verilenin benzerinin bir başkasına verilmesine ya da Rabbinizin katında size karşı delil getirmelerine mi? De ki: Şüphesiz lütuf Allah'ın elindedir; dilediğine verir. Allah geniş lütuf sahibidir, bilendir.

  74. يَخْتَصُّ بِرَحْمَتِهِۦ مَن يَشَآءُ وَٱللَّهُ ذُو ٱلْفَضْلِ ٱلْعَظِيمِ

    Rahmetini dilediğine özgü kılar. Allah büyük lütuf sahibidir.

  75. وَمِنْ أَهْلِ ٱلْكِتَٰبِ مَنْ إِن تَأْمَنْهُ بِقِنطَارٍ يُؤَدِّهِۦٓ إِلَيْكَ وَمِنْهُم مَّنْ إِن تَأْمَنْهُ بِدِينَارٍ لَّا يُؤَدِّهِۦٓ إِلَيْكَ إِلَّا مَا دُمْتَ عَلَيْهِ قَآئِمًا ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمْ قَالُوا۟ لَيْسَ عَلَيْنَا فِى ٱلْأُمِّيِّـۧنَ سَبِيلٌ وَيَقُولُونَ عَلَى ٱللَّهِ ٱلْكَذِبَ وَهُمْ يَعْلَمُونَ

    Kitap halkından öylesi vardır ki, ona bir yığın emanet etsen sana geri verir. Öylesi de vardır ki, ona bir tek altın emanet etsen, başına dikilip durmadıkça sana geri vermez. Bu, "Ümmîler konusunda bize bir yol yoktur" demeleri yüzündendir. Bile bile Allah hakkında yalan söylüyorlar.

  76. بَلَىٰ مَنْ أَوْفَىٰ بِعَهْدِهِۦ وَٱتَّقَىٰ فَإِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلْمُتَّقِينَ

    Hayır; kim sözünü yerine getirir ve sakınırsa, şüphesiz Allah sakınanları sever.

  77. إِنَّ ٱلَّذِينَ يَشْتَرُونَ بِعَهْدِ ٱللَّهِ وَأَيْمَٰنِهِمْ ثَمَنًا قَلِيلًا أُو۟لَٰٓئِكَ لَا خَلَٰقَ لَهُمْ فِى ٱلْـَٔاخِرَةِ وَلَا يُكَلِّمُهُمُ ٱللَّهُ وَلَا يَنظُرُ إِلَيْهِمْ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ وَلَا يُزَكِّيهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ

    Allah'a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir karşılığa değişenler; işte onlar için ahirette bir pay yoktur. Allah kıyamet günü onlarla konuşmaz, onlara bakmaz ve onları temizlemez. Onlar için acı bir azap vardır.

  78. وَإِنَّ مِنْهُمْ لَفَرِيقًا يَلْوُۥنَ أَلْسِنَتَهُم بِٱلْكِتَٰبِ لِتَحْسَبُوهُ مِنَ ٱلْكِتَٰبِ وَمَا هُوَ مِنَ ٱلْكِتَٰبِ وَيَقُولُونَ هُوَ مِنْ عِندِ ٱللَّهِ وَمَا هُوَ مِنْ عِندِ ٱللَّهِ وَيَقُولُونَ عَلَى ٱللَّهِ ٱلْكَذِبَ وَهُمْ يَعْلَمُونَ

    İçlerinden bir topluluk, kitaptan olmadığı hâlde kitaptan sanasınız diye dillerini kitapla eğip bükerler ve "Bu, Allah katındandır" derler; oysa Allah katından değildir. Bile bile Allah hakkında yalan söylüyorlar.

  79. مَا كَانَ لِبَشَرٍ أَن يُؤْتِيَهُ ٱللَّهُ ٱلْكِتَٰبَ وَٱلْحُكْمَ وَٱلنُّبُوَّةَ ثُمَّ يَقُولَ لِلنَّاسِ كُونُوا۟ عِبَادًا لِّى مِن دُونِ ٱللَّهِ وَلَٰكِن كُونُوا۟ رَبَّٰنِيِّـۧنَ بِمَا كُنتُمْ تُعَلِّمُونَ ٱلْكِتَٰبَ وَبِمَا كُنتُمْ تَدْرُسُونَ

    Allah'ın kendisine kitap, hüküm ve peygamberlik verdiği bir kimsenin, sonra insanlara "Allah'ı bırakıp bana kul olun" demesi olacak şey değildir. Fakat: "Kitabı öğretmeniz ve okumanız yüzünden Rabbe adanmış kimseler olun" der.

  80. وَلَا يَأْمُرَكُمْ أَن تَتَّخِذُوا۟ ٱلْمَلَٰٓئِكَةَ وَٱلنَّبِيِّـۧنَ أَرْبَابًا أَيَأْمُرُكُم بِٱلْكُفْرِ بَعْدَ إِذْ أَنتُم مُّسْلِمُونَ

    Melekleri ve peygamberleri rabler edinmenizi de emretmez. Siz teslim olduktan sonra size inkârı mı emreder?

  81. وَإِذْ أَخَذَ ٱللَّهُ مِيثَٰقَ ٱلنَّبِيِّـۧنَ لَمَآ ءَاتَيْتُكُم مِّن كِتَٰبٍ وَحِكْمَةٍ ثُمَّ جَآءَكُمْ رَسُولٌ مُّصَدِّقٌ لِّمَا مَعَكُمْ لَتُؤْمِنُنَّ بِهِۦ وَلَتَنصُرُنَّهُۥ قَالَ ءَأَقْرَرْتُمْ وَأَخَذْتُمْ عَلَىٰ ذَٰلِكُمْ إِصْرِى قَالُوٓا۟ أَقْرَرْنَا قَالَ فَٱشْهَدُوا۟ وَأَنَا۠ مَعَكُم مِّنَ ٱلشَّٰهِدِينَ

    Hani Allah, peygamberlerden söz almıştı: "Size kitap ve hikmet verdim; sonra yanınızdakini doğrulayan bir elçi geldiğinde, ona mutlaka iman edecek ve mutlaka yardım edeceksiniz. Bunu kabul edip yükümü üstlendiniz mi?" Dediler ki: "Kabul ettik." Buyurdu ki: "Öyleyse şahit olun; ben de sizinle birlikte şahitlerdenim."

  82. فَمَن تَوَلَّىٰ بَعْدَ ذَٰلِكَ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْفَٰسِقُونَ

    Bundan sonra kim yüz çevirirse, işte onlar yoldan çıkanlardır.

  83. أَفَغَيْرَ دِينِ ٱللَّهِ يَبْغُونَ وَلَهُۥٓ أَسْلَمَ مَن فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ طَوْعًا وَكَرْهًا وَإِلَيْهِ يُرْجَعُونَ

    Allah'ın dininden başkasını mı arıyorlar? Oysa göklerde ve yerde kim varsa, isteyerek ya da istemeyerek O'na teslim olmuştur ve O'na döndürüleceklerdir.

  84. قُلْ ءَامَنَّا بِٱللَّهِ وَمَآ أُنزِلَ عَلَيْنَا وَمَآ أُنزِلَ عَلَىٰٓ إِبْرَٰهِيمَ وَإِسْمَٰعِيلَ وَإِسْحَٰقَ وَيَعْقُوبَ وَٱلْأَسْبَاطِ وَمَآ أُوتِىَ مُوسَىٰ وَعِيسَىٰ وَٱلنَّبِيُّونَ مِن رَّبِّهِمْ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّنْهُمْ وَنَحْنُ لَهُۥ مُسْلِمُونَ

    De ki: Allah'a, bize indirilene, İbrâhîm'e, İsmâil'e, İshâk'a, Ya'kûb'a ve torunlara indirilene, Mûsâ'ya, Îsâ'ya ve peygamberlere Rablerinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirinin arasını ayırmayız ve biz O'na teslim olanlarız.

  85. وَمَن يَبْتَغِ غَيْرَ ٱلْإِسْلَٰمِ دِينًا فَلَن يُقْبَلَ مِنْهُ وَهُوَ فِى ٱلْـَٔاخِرَةِ مِنَ ٱلْخَٰسِرِينَ

    Kim teslimiyetten başka bir din ararsa, ondan kabul edilmez ve ahirette hüsrana uğrayanlardan olur.

  86. كَيْفَ يَهْدِى ٱللَّهُ قَوْمًا كَفَرُوا۟ بَعْدَ إِيمَٰنِهِمْ وَشَهِدُوٓا۟ أَنَّ ٱلرَّسُولَ حَقٌّ وَجَآءَهُمُ ٱلْبَيِّنَٰتُ وَٱللَّهُ لَا يَهْدِى ٱلْقَوْمَ ٱلظَّٰلِمِينَ

    İmanlarından, elçinin gerçek olduğuna şahitlik etmelerinden ve kendilerine apaçık deliller geldikten sonra inkâr eden bir topluluğu Allah nasıl doğru yola iletir? Allah, zalim topluluğu doğru yola iletmez.

  87. أُو۟لَٰٓئِكَ جَزَآؤُهُمْ أَنَّ عَلَيْهِمْ لَعْنَةَ ٱللَّهِ وَٱلْمَلَٰٓئِكَةِ وَٱلنَّاسِ أَجْمَعِينَ

    İşte onların karşılığı; Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların lanetinin üzerlerine olmasıdır.

  88. خَٰلِدِينَ فِيهَا لَا يُخَفَّفُ عَنْهُمُ ٱلْعَذَابُ وَلَا هُمْ يُنظَرُونَ

    Orada sürekli kalacaklardır; azapları hafifletilmez ve onlara süre tanınmaz.

  89. إِلَّا ٱلَّذِينَ تَابُوا۟ مِنۢ بَعْدِ ذَٰلِكَ وَأَصْلَحُوا۟ فَإِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ

    Bunun ardından tövbe eden ve düzeltenler başka; şüphesiz Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.

  90. إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ بَعْدَ إِيمَٰنِهِمْ ثُمَّ ٱزْدَادُوا۟ كُفْرًا لَّن تُقْبَلَ تَوْبَتُهُمْ وَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلضَّآلُّونَ

    İmanlarından sonra inkâr eden, sonra da inkârı artıranların tövbesi kabul edilmeyecektir. İşte onlar sapmış olanlardır.

  91. إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَمَاتُوا۟ وَهُمْ كُفَّارٌ فَلَن يُقْبَلَ مِنْ أَحَدِهِم مِّلْءُ ٱلْأَرْضِ ذَهَبًا وَلَوِ ٱفْتَدَىٰ بِهِۦٓ أُو۟لَٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ وَمَا لَهُم مِّن نَّٰصِرِينَ

    İnkâr edenler ve gerçeği örtenler olarak ölenler; içlerinden biri yeryüzü dolusu altını fidye verse bile, kendisinden asla kabul edilmez. İşte onlar için acı bir azap vardır ve onlar için hiçbir yardımcı yoktur.

  92. لَن تَنَالُوا۟ ٱلْبِرَّ حَتَّىٰ تُنفِقُوا۟ مِمَّا تُحِبُّونَ وَمَا تُنفِقُوا۟ مِن شَىْءٍ فَإِنَّ ٱللَّهَ بِهِۦ عَلِيمٌ

    Sevdiğiniz şeylerden harcamadıkça iyiliğe erişemezsiniz. Neyi harcarsanız, şüphesiz Allah onu bilendir.

  93. كُلُّ ٱلطَّعَامِ كَانَ حِلًّا لِّبَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ إِلَّا مَا حَرَّمَ إِسْرَٰٓءِيلُ عَلَىٰ نَفْسِهِۦ مِن قَبْلِ أَن تُنَزَّلَ ٱلتَّوْرَىٰةُ قُلْ فَأْتُوا۟ بِٱلتَّوْرَىٰةِ فَٱتْلُوهَآ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ

    Tevrat indirilmeden önce, İsrâil'in kendine haram kıldıkları dışında bütün yiyecekler İsrâiloğulları'na helaldi. De ki: Doğru söylüyorsanız, Tevrat'ı getirin ve okuyun.

  94. فَمَنِ ٱفْتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ ٱلْكَذِبَ مِنۢ بَعْدِ ذَٰلِكَ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلظَّٰلِمُونَ

    Bundan sonra kim Allah'a karşı yalan uydurursa, işte onlar zalimlerdir.

  95. قُلْ صَدَقَ ٱللَّهُ فَٱتَّبِعُوا۟ مِلَّةَ إِبْرَٰهِيمَ حَنِيفًا وَمَا كَانَ مِنَ ٱلْمُشْرِكِينَ

    De ki: Allah doğru söyledi. Öyleyse hakka yönelen İbrâhîm'in dinine uyun; o, ortak koşanlardan değildi.

  96. إِنَّ أَوَّلَ بَيْتٍ وُضِعَ لِلنَّاسِ لَلَّذِى بِبَكَّةَ مُبَارَكًا وَهُدًى لِّلْعَٰلَمِينَ

    Şüphesiz insanlar için kurulan ilk ev, Mekke'dekidir; bereketli ve âlemler için bir yol gösterme olarak.

  97. فِيهِ ءَايَٰتٌۢ بَيِّنَٰتٌ مَّقَامُ إِبْرَٰهِيمَ وَمَن دَخَلَهُۥ كَانَ ءَامِنًا وَلِلَّهِ عَلَى ٱلنَّاسِ حِجُّ ٱلْبَيْتِ مَنِ ٱسْتَطَاعَ إِلَيْهِ سَبِيلًا وَمَن كَفَرَ فَإِنَّ ٱللَّهَ غَنِىٌّ عَنِ ٱلْعَٰلَمِينَ

    Onda apaçık işaretler ve İbrâhîm'in makamı vardır. Kim oraya girerse, güvende olur. Yoluna gücü yetenlerin evi haccetmesi, Allah'ın insanlar üzerindeki hakkıdır. Kim inkâr ederse, şüphesiz Allah âlemlerden zengindir.

  98. قُلْ يَٰٓأَهْلَ ٱلْكِتَٰبِ لِمَ تَكْفُرُونَ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ وَٱللَّهُ شَهِيدٌ عَلَىٰ مَا تَعْمَلُونَ

    De ki: Ey kitap halkı! Allah, yaptıklarınıza şahit iken, Allah'ın ayetlerini neden inkâr ediyorsunuz?

  99. قُلْ يَٰٓأَهْلَ ٱلْكِتَٰبِ لِمَ تَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ مَنْ ءَامَنَ تَبْغُونَهَا عِوَجًا وَأَنتُمْ شُهَدَآءُ وَمَا ٱللَّهُ بِغَٰفِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ

    De ki: Ey kitap halkı! Şahit iken, iman edeni Allah'ın yolundan neden alıkoyuyor ve onda eğrilik arıyorsunuz? Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.

  100. يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِن تُطِيعُوا۟ فَرِيقًا مِّنَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ يَرُدُّوكُم بَعْدَ إِيمَٰنِكُمْ كَٰفِرِينَ

    Ey iman edenler! Kendilerine kitap verilenlerden bir topluluğa uyarsanız, imanınızdan sonra sizi gerçeği örtenler olarak geri çevirirler.

  101. وَكَيْفَ تَكْفُرُونَ وَأَنتُمْ تُتْلَىٰ عَلَيْكُمْ ءَايَٰتُ ٱللَّهِ وَفِيكُمْ رَسُولُهُۥ وَمَن يَعْتَصِم بِٱللَّهِ فَقَدْ هُدِىَ إِلَىٰ صِرَٰطٍ مُّسْتَقِيمٍ

    Size Allah'ın ayetleri okunurken ve içinizde elçisi varken nasıl inkâr edersiniz? Kim Allah'a sımsıkı sarılırsa, dosdoğru bir yola iletilmiştir.

  102. يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ حَقَّ تُقَاتِهِۦ وَلَا تَمُوتُنَّ إِلَّا وَأَنتُم مُّسْلِمُونَ

    Ey iman edenler! Allah'tan gereğince sakının ve ancak teslim olmuş kimseler olarak ölün.

  103. وَٱعْتَصِمُوا۟ بِحَبْلِ ٱللَّهِ جَمِيعًا وَلَا تَفَرَّقُوا۟ وَٱذْكُرُوا۟ نِعْمَتَ ٱللَّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ كُنتُمْ أَعْدَآءً فَأَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَأَصْبَحْتُم بِنِعْمَتِهِۦٓ إِخْوَٰنًا وَكُنتُمْ عَلَىٰ شَفَا حُفْرَةٍ مِّنَ ٱلنَّارِ فَأَنقَذَكُم مِّنْهَا كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمْ ءَايَٰتِهِۦ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ

    Hep birlikte Allah'ın ipine sarılın ve ayrılmayın. Allah'ın üzerinizdeki nimetini anın; hani düşmandınız da kalplerinizin arasını birleştirdi ve O'nun nimetiyle kardeşler oldunuz. Ateşten bir çukurun kenarındaydınız da sizi ondan kurtardı. Allah, ayetlerini size işte böyle açıklar; belki doğru yolu bulursunuz.

  104. وَلْتَكُن مِّنكُمْ أُمَّةٌ يَدْعُونَ إِلَى ٱلْخَيْرِ وَيَأْمُرُونَ بِٱلْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ ٱلْمُنكَرِ وَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُفْلِحُونَ

    İçinizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülüğü yasaklayan bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.

  105. وَلَا تَكُونُوا۟ كَٱلَّذِينَ تَفَرَّقُوا۟ وَٱخْتَلَفُوا۟ مِنۢ بَعْدِ مَا جَآءَهُمُ ٱلْبَيِّنَٰتُ وَأُو۟لَٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ

    Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra ayrılığa düşenler ve parçalananlar gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır.

  106. يَوْمَ تَبْيَضُّ وُجُوهٌ وَتَسْوَدُّ وُجُوهٌ فَأَمَّا ٱلَّذِينَ ٱسْوَدَّتْ وُجُوهُهُمْ أَكَفَرْتُم بَعْدَ إِيمَٰنِكُمْ فَذُوقُوا۟ ٱلْعَذَابَ بِمَا كُنتُمْ تَكْفُرُونَ

    Kimi yüzlerin ağaracağı, kimi yüzlerin kararacağı gün. Yüzleri kararanlara: "İmanınızdan sonra inkâr ettiniz mi? Öyleyse inkâr etmenize karşılık azabı tadın."

  107. وَأَمَّا ٱلَّذِينَ ٱبْيَضَّتْ وُجُوهُهُمْ فَفِى رَحْمَةِ ٱللَّهِ هُمْ فِيهَا خَٰلِدُونَ

    Yüzleri ağaranlar ise Allah'ın rahmeti içindedir; orada sürekli kalacaklardır.

  108. تِلْكَ ءَايَٰتُ ٱللَّهِ نَتْلُوهَا عَلَيْكَ بِٱلْحَقِّ وَمَا ٱللَّهُ يُرِيدُ ظُلْمًا لِّلْعَٰلَمِينَ

    Bunlar, sana gerçek olarak okuduğumuz Allah'ın ayetleridir. Allah, âlemlere zulüm istemez.

  109. وَلِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ وَإِلَى ٱللَّهِ تُرْجَعُ ٱلْأُمُورُ

    Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır ve bütün işler Allah'a döndürülür.

  110. كُنتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَأْمُرُونَ بِٱلْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ ٱلْمُنكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِٱللَّهِ وَلَوْ ءَامَنَ أَهْلُ ٱلْكِتَٰبِ لَكَانَ خَيْرًا لَّهُم مِّنْهُمُ ٱلْمُؤْمِنُونَ وَأَكْثَرُهُمُ ٱلْفَٰسِقُونَ

    Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmet oldunuz; iyiliği emreder, kötülüğü yasaklar ve Allah'a iman edersiniz. Kitap halkı iman etseydi, bu onlar için daha hayırlı olurdu. İçlerinde iman edenler vardır; çoğu ise yoldan çıkmıştır.

  111. لَن يَضُرُّوكُمْ إِلَّآ أَذًى وَإِن يُقَٰتِلُوكُمْ يُوَلُّوكُمُ ٱلْأَدْبَارَ ثُمَّ لَا يُنصَرُونَ

    Size, incitmekten başka bir zarar veremezler. Sizinle savaşırlarsa, size arkalarını dönerler; sonra yardım da görmezler.

  112. ضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ ٱلذِّلَّةُ أَيْنَ مَا ثُقِفُوٓا۟ إِلَّا بِحَبْلٍ مِّنَ ٱللَّهِ وَحَبْلٍ مِّنَ ٱلنَّاسِ وَبَآءُو بِغَضَبٍ مِّنَ ٱللَّهِ وَضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ ٱلْمَسْكَنَةُ ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمْ كَانُوا۟ يَكْفُرُونَ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ وَيَقْتُلُونَ ٱلْأَنۢبِيَآءَ بِغَيْرِ حَقٍّ ذَٰلِكَ بِمَا عَصَوا۟ وَّكَانُوا۟ يَعْتَدُونَ

    Nerede bulunsalar üzerlerine küçüklük vurulmuştur; Allah'tan bir ipe ve insanlardan bir ipe tutunanlar başka. Allah'tan bir öfkeye uğradılar ve üzerlerine düşkünlük vuruldu. Bu, Allah'ın ayetlerini inkâr etmeleri ve peygamberleri haksız yere öldürmeleri yüzündendir. Bu, karşı gelmeleri ve haddi aşmaları yüzündendir.

  113. لَيْسُوا۟ سَوَآءً مِّنْ أَهْلِ ٱلْكِتَٰبِ أُمَّةٌ قَآئِمَةٌ يَتْلُونَ ءَايَٰتِ ٱللَّهِ ءَانَآءَ ٱلَّيْلِ وَهُمْ يَسْجُدُونَ

    Hepsi bir değildir. Kitap halkından, gece saatlerinde secde ederek Allah'ın ayetlerini okuyan ayakta duran bir topluluk vardır.

  114. يُؤْمِنُونَ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْـَٔاخِرِ وَيَأْمُرُونَ بِٱلْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ ٱلْمُنكَرِ وَيُسَٰرِعُونَ فِى ٱلْخَيْرَٰتِ وَأُو۟لَٰٓئِكَ مِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ

    Allah'a ve ahiret gününe iman eder, iyiliği emreder, kötülüğü yasaklar ve hayırlarda yarışırlar. İşte onlar salihlerdendir.

  115. وَمَا يَفْعَلُوا۟ مِنْ خَيْرٍ فَلَن يُكْفَرُوهُ وَٱللَّهُ عَلِيمٌۢ بِٱلْمُتَّقِينَ

    Hayırdan ne yaparlarsa, karşılıksız bırakılmayacaktır. Allah, sakınanları bilendir.

  116. إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَن تُغْنِىَ عَنْهُمْ أَمْوَٰلُهُمْ وَلَآ أَوْلَٰدُهُم مِّنَ ٱللَّهِ شَيْـًٔا وَأُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلنَّارِ هُمْ فِيهَا خَٰلِدُونَ

    Gerçeği örtenlere gelince, ne malları ne de çocukları Allah'a karşı onlara bir şey kazandırır. İşte onlar ateşin halkıdır ve orada sürekli kalacaklardır.

  117. مَثَلُ مَا يُنفِقُونَ فِى هَٰذِهِ ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا كَمَثَلِ رِيحٍ فِيهَا صِرٌّ أَصَابَتْ حَرْثَ قَوْمٍ ظَلَمُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ فَأَهْلَكَتْهُ وَمَا ظَلَمَهُمُ ٱللَّهُ وَلَٰكِنْ أَنفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ

    Bu dünya hayatında harcadıklarının örneği, kendilerine zulmeden bir topluluğun ekinine isabet edip onu helak eden dondurucu bir rüzgâr gibidir. Allah onlara zulmetmedi; fakat kendilerine zulmediyorlardı.

  118. يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تَتَّخِذُوا۟ بِطَانَةً مِّن دُونِكُمْ لَا يَأْلُونَكُمْ خَبَالًا وَدُّوا۟ مَا عَنِتُّمْ قَدْ بَدَتِ ٱلْبَغْضَآءُ مِنْ أَفْوَٰهِهِمْ وَمَا تُخْفِى صُدُورُهُمْ أَكْبَرُ قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ ٱلْـَٔايَٰتِ إِن كُنتُمْ تَعْقِلُونَ

    Ey iman edenler! Kendinizden başkasını sırdaş edinmeyin; size bozgunculuk etmekten geri durmazlar ve sıkıntıya düşmenizi isterler. Ağızlarından öfke taşmıştır; göğüslerinin gizlediği ise daha büyüktür. Belki akledersiniz diye ayetleri size açıkladık.

  119. هَٰٓأَنتُمْ أُو۟لَآءِ تُحِبُّونَهُمْ وَلَا يُحِبُّونَكُمْ وَتُؤْمِنُونَ بِٱلْكِتَٰبِ كُلِّهِۦ وَإِذَا لَقُوكُمْ قَالُوٓا۟ ءَامَنَّا وَإِذَا خَلَوْا۟ عَضُّوا۟ عَلَيْكُمُ ٱلْأَنَامِلَ مِنَ ٱلْغَيْظِ قُلْ مُوتُوا۟ بِغَيْظِكُمْ إِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمٌۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ

    İşte siz; onları seversiniz, onlar sizi sevmez. Siz kitabın tamamına iman edersiniz. Sizinle karşılaştıklarında "İman ettik" derler; yalnız kaldıklarında ise size karşı öfkeden parmaklarını ısırırlar. De ki: Öfkenizle ölün! Şüphesiz Allah, göğüslerin özünü bilendir.

  120. إِن تَمْسَسْكُمْ حَسَنَةٌ تَسُؤْهُمْ وَإِن تُصِبْكُمْ سَيِّئَةٌ يَفْرَحُوا۟ بِهَا وَإِن تَصْبِرُوا۟ وَتَتَّقُوا۟ لَا يَضُرُّكُمْ كَيْدُهُمْ شَيْـًٔا إِنَّ ٱللَّهَ بِمَا يَعْمَلُونَ مُحِيطٌ

    Size bir iyilik dokunursa onları üzer; size bir kötülük eriştiğinde ise sevinirler. Sabreder ve sakınırsanız, tuzakları size hiçbir zarar vermez. Şüphesiz Allah, yaptıklarını kuşatmıştır.

  121. وَإِذْ غَدَوْتَ مِنْ أَهْلِكَ تُبَوِّئُ ٱلْمُؤْمِنِينَ مَقَٰعِدَ لِلْقِتَالِ وَٱللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ

    Hani müminleri savaş için yerlerine yerleştirmek üzere ailenden erkenden ayrılmıştın. Allah işitendir, bilendir.

  122. إِذْ هَمَّت طَّآئِفَتَانِ مِنكُمْ أَن تَفْشَلَا وَٱللَّهُ وَلِيُّهُمَا وَعَلَى ٱللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ ٱلْمُؤْمِنُونَ

    Hani içinizden iki grup gevşemeye yüz tutmuştu; oysa Allah onların dostuydu. Müminler yalnız Allah'a tevekkül etsin.

  123. وَلَقَدْ نَصَرَكُمُ ٱللَّهُ بِبَدْرٍ وَأَنتُمْ أَذِلَّةٌ فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

    Andolsun siz güçsüzken Allah size Bedir'de yardım etti. Öyleyse Allah'tan sakının; belki şükredersiniz.

  124. إِذْ تَقُولُ لِلْمُؤْمِنِينَ أَلَن يَكْفِيَكُمْ أَن يُمِدَّكُمْ رَبُّكُم بِثَلَٰثَةِ ءَالَٰفٍ مِّنَ ٱلْمَلَٰٓئِكَةِ مُنزَلِينَ

    Hani müminlere diyordun ki: "Rabbinizin, indirilmiş üç bin melekle size yardım etmesi size yetmez mi?"

  125. بَلَىٰٓ إِن تَصْبِرُوا۟ وَتَتَّقُوا۟ وَيَأْتُوكُم مِّن فَوْرِهِمْ هَٰذَا يُمْدِدْكُمْ رَبُّكُم بِخَمْسَةِ ءَالَٰفٍ مِّنَ ٱلْمَلَٰٓئِكَةِ مُسَوِّمِينَ

    Evet; sabreder ve sakınırsanız, onlar ansızın üzerinize gelseler bile, Rabbiniz size nişanlı beş bin melekle yardım eder.

  126. وَمَا جَعَلَهُ ٱللَّهُ إِلَّا بُشْرَىٰ لَكُمْ وَلِتَطْمَئِنَّ قُلُوبُكُم بِهِۦ وَمَا ٱلنَّصْرُ إِلَّا مِنْ عِندِ ٱللَّهِ ٱلْعَزِيزِ ٱلْحَكِيمِ

    Allah bunu ancak size bir müjde olsun ve kalpleriniz onunla yatışsın diye yaptı. Yardım ancak güçlü ve hikmet sahibi olan Allah katındandır;

  127. لِيَقْطَعَ طَرَفًا مِّنَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ أَوْ يَكْبِتَهُمْ فَيَنقَلِبُوا۟ خَآئِبِينَ

    gerçeği örtenlerden bir ucu kessin ya da onları alçaltsın da umutsuz dönsünler diye.

  128. لَيْسَ لَكَ مِنَ ٱلْأَمْرِ شَىْءٌ أَوْ يَتُوبَ عَلَيْهِمْ أَوْ يُعَذِّبَهُمْ فَإِنَّهُمْ ظَٰلِمُونَ

    Bu işten sana bir şey düşmez; ya tövbelerini kabul eder ya da onlara azap eder. Şüphesiz onlar zalimlerdir.

  129. وَلِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ يَغْفِرُ لِمَن يَشَآءُ وَيُعَذِّبُ مَن يَشَآءُ وَٱللَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ

    Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. Dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.

  130. يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تَأْكُلُوا۟ ٱلرِّبَوٰٓا۟ أَضْعَٰفًا مُّضَٰعَفَةً وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

    Ey iman edenler! Kat kat artırılmış olarak faiz yemeyin. Allah'tan sakının; belki kurtuluşa erersiniz.

  131. وَٱتَّقُوا۟ ٱلنَّارَ ٱلَّتِىٓ أُعِدَّتْ لِلْكَٰفِرِينَ

    Gerçeği örtenler için hazırlanmış ateşten sakının.

  132. وَأَطِيعُوا۟ ٱللَّهَ وَٱلرَّسُولَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ

    Allah'a ve elçiye itaat edin; belki merhamet edilirsiniz.

  133. وَسَارِعُوٓا۟ إِلَىٰ مَغْفِرَةٍ مِّن رَّبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا ٱلسَّمَٰوَٰتُ وَٱلْأَرْضُ أُعِدَّتْ لِلْمُتَّقِينَ

    Rabbinizden bir bağışlanmaya ve genişliği gökler ile yer kadar olan, sakınanlar için hazırlanmış cennete koşun.

  134. ٱلَّذِينَ يُنفِقُونَ فِى ٱلسَّرَّآءِ وَٱلضَّرَّآءِ وَٱلْكَٰظِمِينَ ٱلْغَيْظَ وَٱلْعَافِينَ عَنِ ٱلنَّاسِ وَٱللَّهُ يُحِبُّ ٱلْمُحْسِنِينَ

    Onlar, bollukta da darlıkta da harcayan, öfkelerini yutan ve insanları affedenlerdir. Allah iyilik yapanları sever.

  135. وَٱلَّذِينَ إِذَا فَعَلُوا۟ فَٰحِشَةً أَوْ ظَلَمُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ ذَكَرُوا۟ ٱللَّهَ فَٱسْتَغْفَرُوا۟ لِذُنُوبِهِمْ وَمَن يَغْفِرُ ٱلذُّنُوبَ إِلَّا ٱللَّهُ وَلَمْ يُصِرُّوا۟ عَلَىٰ مَا فَعَلُوا۟ وَهُمْ يَعْلَمُونَ

    Onlar, bir hayâsızlık yaptıklarında ya da kendilerine zulmettiklerinde Allah'ı anar ve günahlarının bağışlanmasını dilerler. Günahları Allah'tan başka kim bağışlar? Yaptıklarında bile bile direnmezler.

  136. أُو۟لَٰٓئِكَ جَزَآؤُهُم مَّغْفِرَةٌ مِّن رَّبِّهِمْ وَجَنَّٰتٌ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَا وَنِعْمَ أَجْرُ ٱلْعَٰمِلِينَ

    İşte onların karşılığı, Rablerinden bir bağışlanma ve altlarından ırmaklar akan, içinde sürekli kalacakları cennetlerdir. Çalışanların karşılığı ne güzeldir!

  137. قَدْ خَلَتْ مِن قَبْلِكُمْ سُنَنٌ فَسِيرُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ فَٱنظُرُوا۟ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلْمُكَذِّبِينَ

    Sizden önce nice gidişler gelip geçti. Yeryüzünde gezin ve yalanlayanların sonunun nasıl olduğuna bakın.

  138. هَٰذَا بَيَانٌ لِّلنَّاسِ وَهُدًى وَمَوْعِظَةٌ لِّلْمُتَّقِينَ

    Bu, insanlar için bir açıklama, sakınanlar için bir yol gösterme ve bir öğüttür.

  139. وَلَا تَهِنُوا۟ وَلَا تَحْزَنُوا۟ وَأَنتُمُ ٱلْأَعْلَوْنَ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ

    Gevşemeyin ve üzülmeyin; mümin iseniz üstün olan sizsiniz.

  140. إِن يَمْسَسْكُمْ قَرْحٌ فَقَدْ مَسَّ ٱلْقَوْمَ قَرْحٌ مِّثْلُهُۥ وَتِلْكَ ٱلْأَيَّامُ نُدَاوِلُهَا بَيْنَ ٱلنَّاسِ وَلِيَعْلَمَ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَيَتَّخِذَ مِنكُمْ شُهَدَآءَ وَٱللَّهُ لَا يُحِبُّ ٱلظَّٰلِمِينَ

    Size bir yara dokunduysa, o topluluğa da benzeri bir yara dokunmuştu. İşte o günleri insanlar arasında döndürüp duruyoruz; Allah iman edenleri bilsin ve içinizden şahitler edinsin diye. Allah zalimleri sevmez.

  141. وَلِيُمَحِّصَ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَيَمْحَقَ ٱلْكَٰفِرِينَ

    Ve Allah, iman edenleri arındırsın ve gerçeği örtenleri yok etsin diye.

  142. أَمْ حَسِبْتُمْ أَن تَدْخُلُوا۟ ٱلْجَنَّةَ وَلَمَّا يَعْلَمِ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ جَٰهَدُوا۟ مِنكُمْ وَيَعْلَمَ ٱلصَّٰبِرِينَ

    Yoksa Allah, içinizden çaba gösterenleri ve sabredenleri bilmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?

  143. وَلَقَدْ كُنتُمْ تَمَنَّوْنَ ٱلْمَوْتَ مِن قَبْلِ أَن تَلْقَوْهُ فَقَدْ رَأَيْتُمُوهُ وَأَنتُمْ تَنظُرُونَ

    Andolsun, onunla karşılaşmadan önce ölümü istiyordunuz; işte onu gördünüz ve bakıyordunuz.

  144. وَمَا مُحَمَّدٌ إِلَّا رَسُولٌ قَدْ خَلَتْ مِن قَبْلِهِ ٱلرُّسُلُ أَفَإِي۟ن مَّاتَ أَوْ قُتِلَ ٱنقَلَبْتُمْ عَلَىٰٓ أَعْقَٰبِكُمْ وَمَن يَنقَلِبْ عَلَىٰ عَقِبَيْهِ فَلَن يَضُرَّ ٱللَّهَ شَيْـًٔا وَسَيَجْزِى ٱللَّهُ ٱلشَّٰكِرِينَ

    Muhammed ancak bir elçidir; ondan önce de elçiler gelip geçti. Ölür ya da öldürülürse, topuklarınızın üzerinde geri mi döneceksiniz? Kim topuklarının üzerinde geri dönerse, Allah'a hiçbir zarar veremez. Allah, şükredenlere karşılığını verecektir.

  145. وَمَا كَانَ لِنَفْسٍ أَن تَمُوتَ إِلَّا بِإِذْنِ ٱللَّهِ كِتَٰبًا مُّؤَجَّلًا وَمَن يُرِدْ ثَوَابَ ٱلدُّنْيَا نُؤْتِهِۦ مِنْهَا وَمَن يُرِدْ ثَوَابَ ٱلْـَٔاخِرَةِ نُؤْتِهِۦ مِنْهَا وَسَنَجْزِى ٱلشَّٰكِرِينَ

    Allah'ın izni olmadan hiçbir kimsenin ölmesi olmaz; süresi yazılmıştır. Kim dünya karşılığını isterse, ona ondan veririz; kim ahiret karşılığını isterse, ona da ondan veririz. Şükredenlere karşılığını vereceğiz.

  146. وَكَأَيِّن مِّن نَّبِىٍّ قَٰتَلَ مَعَهُۥ رِبِّيُّونَ كَثِيرٌ فَمَا وَهَنُوا۟ لِمَآ أَصَابَهُمْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ وَمَا ضَعُفُوا۟ وَمَا ٱسْتَكَانُوا۟ وَٱللَّهُ يُحِبُّ ٱلصَّٰبِرِينَ

    Nice peygamberler vardı ki, yanlarında birçok Rabbe adanmış kimse savaştı. Allah yolunda başlarına gelen yüzünden gevşemediler, zayıflamadılar ve boyun eğmediler. Allah sabredenleri sever.

  147. وَمَا كَانَ قَوْلَهُمْ إِلَّآ أَن قَالُوا۟ رَبَّنَا ٱغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَإِسْرَافَنَا فِىٓ أَمْرِنَا وَثَبِّتْ أَقْدَامَنَا وَٱنصُرْنَا عَلَى ٱلْقَوْمِ ٱلْكَٰفِرِينَ

    Sözleri ancak şu oldu: "Rabbimiz! Günahlarımızı ve işimizdeki taşkınlığımızı bağışla, ayaklarımızı sağlamlaştır ve gerçeği örten topluluğa karşı bize yardım et."

  148. فَـَٔاتَىٰهُمُ ٱللَّهُ ثَوَابَ ٱلدُّنْيَا وَحُسْنَ ثَوَابِ ٱلْـَٔاخِرَةِ وَٱللَّهُ يُحِبُّ ٱلْمُحْسِنِينَ

    Allah da onlara dünya karşılığını ve ahiret karşılığının güzelini verdi. Allah iyilik yapanları sever.

  149. يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِن تُطِيعُوا۟ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ يَرُدُّوكُمْ عَلَىٰٓ أَعْقَٰبِكُمْ فَتَنقَلِبُوا۟ خَٰسِرِينَ

    Ey iman edenler! Gerçeği örtenlere itaat ederseniz, sizi topuklarınızın üzerinde geri çevirirler ve hüsrana uğrayanlara dönersiniz.

  150. بَلِ ٱللَّهُ مَوْلَىٰكُمْ وَهُوَ خَيْرُ ٱلنَّٰصِرِينَ

    Hayır; sizin dostunuz Allah'tır ve O, yardım edenlerin en hayırlısıdır.

  151. سَنُلْقِى فِى قُلُوبِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ ٱلرُّعْبَ بِمَآ أَشْرَكُوا۟ بِٱللَّهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِهِۦ سُلْطَٰنًا وَمَأْوَىٰهُمُ ٱلنَّارُ وَبِئْسَ مَثْوَى ٱلظَّٰلِمِينَ

    Gerçeği örtenlerin kalplerine korku salacağız; çünkü hakkında hiçbir delil indirmediği şeyi Allah'a ortak koştular. Varacakları yer ateştir; zalimlerin yeri ne kötüdür!

  152. وَلَقَدْ صَدَقَكُمُ ٱللَّهُ وَعْدَهُۥٓ إِذْ تَحُسُّونَهُم بِإِذْنِهِۦ حَتَّىٰٓ إِذَا فَشِلْتُمْ وَتَنَٰزَعْتُمْ فِى ٱلْأَمْرِ وَعَصَيْتُم مِّنۢ بَعْدِ مَآ أَرَىٰكُم مَّا تُحِبُّونَ مِنكُم مَّن يُرِيدُ ٱلدُّنْيَا وَمِنكُم مَّن يُرِيدُ ٱلْـَٔاخِرَةَ ثُمَّ صَرَفَكُمْ عَنْهُمْ لِيَبْتَلِيَكُمْ وَلَقَدْ عَفَا عَنكُمْ وَٱللَّهُ ذُو فَضْلٍ عَلَى ٱلْمُؤْمِنِينَ

    Andolsun Allah size verdiği sözü tuttu; hani izniyle onları kırıp geçiriyordunuz. Nihayet sevdiğinizi size gösterdikten sonra gevşediniz, iş hakkında çekiştiniz ve karşı geldiniz. İçinizden dünyayı isteyen de vardı, ahireti isteyen de. Sonra sizi sınamak için sizi onlardan çevirdi. Şimdi sizi bağışladı. Allah müminlere karşı lütuf sahibidir.

  153. إِذْ تُصْعِدُونَ وَلَا تَلْوُۥنَ عَلَىٰٓ أَحَدٍ وَٱلرَّسُولُ يَدْعُوكُمْ فِىٓ أُخْرَىٰكُمْ فَأَثَٰبَكُمْ غَمًّۢا بِغَمٍّ لِّكَيْلَا تَحْزَنُوا۟ عَلَىٰ مَا فَاتَكُمْ وَلَا مَآ أَصَٰبَكُمْ وَٱللَّهُ خَبِيرٌۢ بِمَا تَعْمَلُونَ

    Hani elçi arkanızdan sizi çağırırken, kimseye bakmadan uzaklaşıyordunuz. Kaçırdığınıza ve başınıza gelene üzülmeyesiniz diye size üzüntü üstüne üzüntü verdi. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.

  154. ثُمَّ أَنزَلَ عَلَيْكُم مِّنۢ بَعْدِ ٱلْغَمِّ أَمَنَةً نُّعَاسًا يَغْشَىٰ طَآئِفَةً مِّنكُمْ وَطَآئِفَةٌ قَدْ أَهَمَّتْهُمْ أَنفُسُهُمْ يَظُنُّونَ بِٱللَّهِ غَيْرَ ٱلْحَقِّ ظَنَّ ٱلْجَٰهِلِيَّةِ يَقُولُونَ هَل لَّنَا مِنَ ٱلْأَمْرِ مِن شَىْءٍ قُلْ إِنَّ ٱلْأَمْرَ كُلَّهُۥ لِلَّهِ يُخْفُونَ فِىٓ أَنفُسِهِم مَّا لَا يُبْدُونَ لَكَ يَقُولُونَ لَوْ كَانَ لَنَا مِنَ ٱلْأَمْرِ شَىْءٌ مَّا قُتِلْنَا هَٰهُنَا قُل لَّوْ كُنتُمْ فِى بُيُوتِكُمْ لَبَرَزَ ٱلَّذِينَ كُتِبَ عَلَيْهِمُ ٱلْقَتْلُ إِلَىٰ مَضَاجِعِهِمْ وَلِيَبْتَلِىَ ٱللَّهُ مَا فِى صُدُورِكُمْ وَلِيُمَحِّصَ مَا فِى قُلُوبِكُمْ وَٱللَّهُ عَلِيمٌۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ

    Sonra o üzüntünün ardından, içinizden bir topluluğu bürüyen bir güven, bir uyuklama indirdi. Bir topluluk ise kendi canlarının kaygısındaydı; Allah hakkında gerçek dışı, cahiliye sanısını sanıyorlar ve diyorlardı ki: "Bu işten bize bir şey var mı?" De ki: Şüphesiz işin tamamı Allah'a aittir. İçlerinde, sana açmadıklarını gizliyorlar ve diyorlar ki: "Bu işten bize bir şey olsaydı, burada öldürülmezdik." De ki: Evlerinizde olsaydınız bile, haklarında öldürülmek yazılmış olanlar yatacakları yere çıkarlardı. Allah, göğüslerinizdekini denesin ve kalplerinizdekini arındırsın diye. Allah, göğüslerin özünü bilendir.

  155. إِنَّ ٱلَّذِينَ تَوَلَّوْا۟ مِنكُمْ يَوْمَ ٱلْتَقَى ٱلْجَمْعَانِ إِنَّمَا ٱسْتَزَلَّهُمُ ٱلشَّيْطَٰنُ بِبَعْضِ مَا كَسَبُوا۟ وَلَقَدْ عَفَا ٱللَّهُ عَنْهُمْ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ حَلِيمٌ

    İki topluluğun karşılaştığı gün içinizden yüz çevirenleri, kazandıklarının bir kısmı yüzünden ancak şeytan kaydırmak istedi. Andolsun Allah onları affetti; şüphesiz Allah çok bağışlayandır, yumuşak huyludur.

  156. يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تَكُونُوا۟ كَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَقَالُوا۟ لِإِخْوَٰنِهِمْ إِذَا ضَرَبُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ أَوْ كَانُوا۟ غُزًّى لَّوْ كَانُوا۟ عِندَنَا مَا مَاتُوا۟ وَمَا قُتِلُوا۟ لِيَجْعَلَ ٱللَّهُ ذَٰلِكَ حَسْرَةً فِى قُلُوبِهِمْ وَٱللَّهُ يُحْىِۦ وَيُمِيتُ وَٱللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ

    Ey iman edenler! Gerçeği örtenler ve yeryüzünde yolculuğa çıkan ya da savaşan kardeşleri için "Yanımızda olsalardı ölmez ve öldürülmezlerdi" diyenler gibi olmayın. Allah, bunu kalplerinde bir hasret yapsın diye. Allah diriltir ve öldürür; Allah yaptıklarınızı görendir.

  157. وَلَئِن قُتِلْتُمْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ أَوْ مُتُّمْ لَمَغْفِرَةٌ مِّنَ ٱللَّهِ وَرَحْمَةٌ خَيْرٌ مِّمَّا يَجْمَعُونَ

    Allah yolunda öldürülür ya da ölürseniz, Allah'tan bir bağışlanma ve rahmet, topladıklarından daha hayırlıdır.

  158. وَلَئِن مُّتُّمْ أَوْ قُتِلْتُمْ لَإِلَى ٱللَّهِ تُحْشَرُونَ

    Ölür ya da öldürülürseniz, şüphesiz Allah'a toplanacaksınız.

  159. فَبِمَا رَحْمَةٍ مِّنَ ٱللَّهِ لِنتَ لَهُمْ وَلَوْ كُنتَ فَظًّا غَلِيظَ ٱلْقَلْبِ لَٱنفَضُّوا۟ مِنْ حَوْلِكَ فَٱعْفُ عَنْهُمْ وَٱسْتَغْفِرْ لَهُمْ وَشَاوِرْهُمْ فِى ٱلْأَمْرِ فَإِذَا عَزَمْتَ فَتَوَكَّلْ عَلَى ٱللَّهِ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلْمُتَوَكِّلِينَ

    Allah'tan bir rahmet sayesinde onlara yumuşak davrandın. Kaba ve katı kalpli olsaydın, çevrenden dağılırlardı. Onları affet, onlar için bağışlanma dile ve işte onlara danış. Karar verdiğinde ise Allah'a tevekkül et. Şüphesiz Allah tevekkül edenleri sever.

  160. إِن يَنصُرْكُمُ ٱللَّهُ فَلَا غَالِبَ لَكُمْ وَإِن يَخْذُلْكُمْ فَمَن ذَا ٱلَّذِى يَنصُرُكُم مِّنۢ بَعْدِهِۦ وَعَلَى ٱللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ ٱلْمُؤْمِنُونَ

    Allah size yardım ederse, sizi yenecek yoktur. Sizi yardımsız bırakırsa, ondan sonra size kim yardım eder? Müminler yalnız Allah'a tevekkül etsin.

  161. وَمَا كَانَ لِنَبِىٍّ أَن يَغُلَّ وَمَن يَغْلُلْ يَأْتِ بِمَا غَلَّ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ ثُمَّ تُوَفَّىٰ كُلُّ نَفْسٍ مَّا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ

    Bir peygamberin hainlik etmesi olacak şey değildir. Kim hainlik ederse, kıyamet günü hainlik ettiğiyle gelir. Sonra herkese kazandığı tam olarak ödenir ve onlara zulmedilmez.

  162. أَفَمَنِ ٱتَّبَعَ رِضْوَٰنَ ٱللَّهِ كَمَنۢ بَآءَ بِسَخَطٍ مِّنَ ٱللَّهِ وَمَأْوَىٰهُ جَهَنَّمُ وَبِئْسَ ٱلْمَصِيرُ

    Allah'ın hoşnutluğuna uyan, Allah'tan bir öfkeye uğrayan gibi midir? Onun varacağı yer cehennemdir; ne kötü bir dönüş yeridir!

  163. هُمْ دَرَجَٰتٌ عِندَ ٱللَّهِ وَٱللَّهُ بَصِيرٌۢ بِمَا يَعْمَلُونَ

    Onlar, Allah katında derece derecedir. Allah, yaptıklarını görendir.

  164. لَقَدْ مَنَّ ٱللَّهُ عَلَى ٱلْمُؤْمِنِينَ إِذْ بَعَثَ فِيهِمْ رَسُولًا مِّنْ أَنفُسِهِمْ يَتْلُوا۟ عَلَيْهِمْ ءَايَٰتِهِۦ وَيُزَكِّيهِمْ وَيُعَلِّمُهُمُ ٱلْكِتَٰبَ وَٱلْحِكْمَةَ وَإِن كَانُوا۟ مِن قَبْلُ لَفِى ضَلَٰلٍ مُّبِينٍ

    Andolsun Allah, müminlere büyük bir lütufta bulundu; içlerinden, onlara ayetlerini okuyan, onları arındıran ve onlara kitabı ve hikmeti öğreten bir elçi gönderdi. Oysa daha önce apaçık bir sapkınlık içindeydiler.

  165. أَوَلَمَّآ أَصَٰبَتْكُم مُّصِيبَةٌ قَدْ أَصَبْتُم مِّثْلَيْهَا قُلْتُمْ أَنَّىٰ هَٰذَا قُلْ هُوَ مِنْ عِندِ أَنفُسِكُمْ إِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ

    Başınıza bir felaket geldiğinde — oysa siz onun iki katını başkalarına ulaştırmıştınız — dediniz ki: "Bu nereden?" De ki: O, kendinizdendir. Şüphesiz Allah'ın her şeye gücü yeter.

  166. وَمَآ أَصَٰبَكُمْ يَوْمَ ٱلْتَقَى ٱلْجَمْعَانِ فَبِإِذْنِ ٱللَّهِ وَلِيَعْلَمَ ٱلْمُؤْمِنِينَ

    İki topluluğun karşılaştığı gün başınıza gelen, Allah'ın izniyleydi; müminleri bilsin diye.

  167. وَلِيَعْلَمَ ٱلَّذِينَ نَافَقُوا۟ وَقِيلَ لَهُمْ تَعَالَوْا۟ قَٰتِلُوا۟ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ أَوِ ٱدْفَعُوا۟ قَالُوا۟ لَوْ نَعْلَمُ قِتَالًا لَّٱتَّبَعْنَٰكُمْ هُمْ لِلْكُفْرِ يَوْمَئِذٍ أَقْرَبُ مِنْهُمْ لِلْإِيمَٰنِ يَقُولُونَ بِأَفْوَٰهِهِم مَّا لَيْسَ فِى قُلُوبِهِمْ وَٱللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا يَكْتُمُونَ

    Ve ikiyüzlülük edenleri bilsin diye. Onlara "Gelin, Allah yolunda savaşın ya da savunun" denildiğinde dediler ki: "Bir savaş olacağını bilseydik, mutlaka size uyardık." O gün, imana olduklarından çok inkâra yakındılar. Ağızlarıyla, kalplerinde olmayanı söylüyorlar. Allah, gizlediklerini daha iyi bilir.

  168. ٱلَّذِينَ قَالُوا۟ لِإِخْوَٰنِهِمْ وَقَعَدُوا۟ لَوْ أَطَاعُونَا مَا قُتِلُوا۟ قُلْ فَٱدْرَءُوا۟ عَنْ أَنفُسِكُمُ ٱلْمَوْتَ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ

    Oturup kardeşleri için "Bize uysalardı öldürülmezlerdi" diyenler. De ki: Doğru söylüyorsanız, kendinizden ölümü savın.

  169. وَلَا تَحْسَبَنَّ ٱلَّذِينَ قُتِلُوا۟ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ أَمْوَٰتًۢا بَلْ أَحْيَآءٌ عِندَ رَبِّهِمْ يُرْزَقُونَ

    Allah yolunda öldürülenleri ölüler sanma; hayır, onlar Rableri katında diridir ve rızıklandırılırlar.

  170. فَرِحِينَ بِمَآ ءَاتَىٰهُمُ ٱللَّهُ مِن فَضْلِهِۦ وَيَسْتَبْشِرُونَ بِٱلَّذِينَ لَمْ يَلْحَقُوا۟ بِهِم مِّنْ خَلْفِهِمْ أَلَّا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

    Allah'ın lütfundan kendilerine verdiğiyle sevinirler ve arkalarından kendilerine katılmamış olanlara, onlara korku olmadığını ve üzülmeyeceklerini müjdelemek isterler.

  171. يَسْتَبْشِرُونَ بِنِعْمَةٍ مِّنَ ٱللَّهِ وَفَضْلٍ وَأَنَّ ٱللَّهَ لَا يُضِيعُ أَجْرَ ٱلْمُؤْمِنِينَ

    Allah'tan bir nimeti ve bir lütfu ve Allah'ın müminlerin karşılığını boşa çıkarmadığını müjdelerler.

  172. ٱلَّذِينَ ٱسْتَجَابُوا۟ لِلَّهِ وَٱلرَّسُولِ مِنۢ بَعْدِ مَآ أَصَابَهُمُ ٱلْقَرْحُ لِلَّذِينَ أَحْسَنُوا۟ مِنْهُمْ وَٱتَّقَوْا۟ أَجْرٌ عَظِيمٌ

    Onlar, kendilerine yara dokunduktan sonra da Allah'ın ve elçinin çağrısına karşılık verenlerdir. İçlerinden iyilik yapan ve sakınanlar için büyük bir karşılık vardır.

  173. ٱلَّذِينَ قَالَ لَهُمُ ٱلنَّاسُ إِنَّ ٱلنَّاسَ قَدْ جَمَعُوا۟ لَكُمْ فَٱخْشَوْهُمْ فَزَادَهُمْ إِيمَٰنًا وَقَالُوا۟ حَسْبُنَا ٱللَّهُ وَنِعْمَ ٱلْوَكِيلُ

    Onlar, insanlar kendilerine "Şüphesiz insanlar size karşı toplandı; onlardan korkun" dediğinde, bu onların imanını artıranlardır ve dediler ki: "Bize Allah yeter; O ne güzel vekildir."

  174. فَٱنقَلَبُوا۟ بِنِعْمَةٍ مِّنَ ٱللَّهِ وَفَضْلٍ لَّمْ يَمْسَسْهُمْ سُوٓءٌ وَٱتَّبَعُوا۟ رِضْوَٰنَ ٱللَّهِ وَٱللَّهُ ذُو فَضْلٍ عَظِيمٍ

    Kendilerine hiçbir kötülük dokunmadan, Allah'tan bir nimet ve lütufla döndüler ve Allah'ın hoşnutluğuna uydular. Allah büyük lütuf sahibidir.

  175. إِنَّمَا ذَٰلِكُمُ ٱلشَّيْطَٰنُ يُخَوِّفُ أَوْلِيَآءَهُۥ فَلَا تَخَافُوهُمْ وَخَافُونِ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ

    İşte o şeytan, ancak kendi dostlarını korkutur. Mümin iseniz onlardan korkmayın, benden korkun.

  176. وَلَا يَحْزُنكَ ٱلَّذِينَ يُسَٰرِعُونَ فِى ٱلْكُفْرِ إِنَّهُمْ لَن يَضُرُّوا۟ ٱللَّهَ شَيْـًٔا يُرِيدُ ٱللَّهُ أَلَّا يَجْعَلَ لَهُمْ حَظًّا فِى ٱلْـَٔاخِرَةِ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ

    İnkâra koşanlar seni üzmesin; şüphesiz onlar Allah'a hiçbir zarar veremez. Allah, onlara ahirette bir pay vermemek ister ve onlar için büyük bir azap vardır.

  177. إِنَّ ٱلَّذِينَ ٱشْتَرَوُا۟ ٱلْكُفْرَ بِٱلْإِيمَٰنِ لَن يَضُرُّوا۟ ٱللَّهَ شَيْـًٔا وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ

    Şüphesiz imanı inkârla değişenler, Allah'a hiçbir zarar veremez ve onlar için acı bir azap vardır.

  178. وَلَا يَحْسَبَنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ أَنَّمَا نُمْلِى لَهُمْ خَيْرٌ لِّأَنفُسِهِمْ إِنَّمَا نُمْلِى لَهُمْ لِيَزْدَادُوٓا۟ إِثْمًا وَلَهُمْ عَذَابٌ مُّهِينٌ

    İnkâr edenler, kendilerine süre tanımamızı sakın kendileri için hayırlı sanmasın. Onlara ancak günahı artırsınlar diye süre tanıyoruz ve onlar için küçük düşürücü bir azap vardır.

  179. مَّا كَانَ ٱللَّهُ لِيَذَرَ ٱلْمُؤْمِنِينَ عَلَىٰ مَآ أَنتُمْ عَلَيْهِ حَتَّىٰ يَمِيزَ ٱلْخَبِيثَ مِنَ ٱلطَّيِّبِ وَمَا كَانَ ٱللَّهُ لِيُطْلِعَكُمْ عَلَى ٱلْغَيْبِ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ يَجْتَبِى مِن رُّسُلِهِۦ مَن يَشَآءُ فَـَٔامِنُوا۟ بِٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦ وَإِن تُؤْمِنُوا۟ وَتَتَّقُوا۟ فَلَكُمْ أَجْرٌ عَظِيمٌ

    Allah, müminleri bulunduğunuz hâl üzere bırakacak değildir; kötüyü iyiden ayırana kadar. Allah sizi gayba da vakıf kılacak değildir; fakat Allah, elçilerinden dilediğini seçer. Öyleyse Allah'a ve elçilerine iman edin. İman eder ve sakınırsanız, sizin için büyük bir karşılık vardır.

  180. وَلَا يَحْسَبَنَّ ٱلَّذِينَ يَبْخَلُونَ بِمَآ ءَاتَىٰهُمُ ٱللَّهُ مِن فَضْلِهِۦ هُوَ خَيْرًا لَّهُم بَلْ هُوَ شَرٌّ لَّهُمْ سَيُطَوَّقُونَ مَا بَخِلُوا۟ بِهِۦ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ وَلِلَّهِ مِيرَٰثُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَٱللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ

    Allah'ın lütfundan kendilerine verdiğinde cimrilik edenler, bunu kendileri için hayırlı sanmasın; hayır, bu onlar için kötüdür. Cimrilik ettikleri, kıyamet günü boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah'ındır ve Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

  181. لَّقَدْ سَمِعَ ٱللَّهُ قَوْلَ ٱلَّذِينَ قَالُوٓا۟ إِنَّ ٱللَّهَ فَقِيرٌ وَنَحْنُ أَغْنِيَآءُ سَنَكْتُبُ مَا قَالُوا۟ وَقَتْلَهُمُ ٱلْأَنۢبِيَآءَ بِغَيْرِ حَقٍّ وَنَقُولُ ذُوقُوا۟ عَذَابَ ٱلْحَرِيقِ

    Andolsun Allah, "Şüphesiz Allah yoksuldur, biz zenginiz" diyenlerin sözünü işitti. Söylediklerini ve peygamberleri haksız yere öldürmelerini yazacağız ve diyeceğiz ki: "Yakıcı azabı tadın!"

  182. ذَٰلِكَ بِمَا قَدَّمَتْ أَيْدِيكُمْ وَأَنَّ ٱللَّهَ لَيْسَ بِظَلَّامٍ لِّلْعَبِيدِ

    Bu, ellerinizin önden gönderdiği yüzündendir ve şüphesiz Allah, kullara zulmedici değildir.

  183. ٱلَّذِينَ قَالُوٓا۟ إِنَّ ٱللَّهَ عَهِدَ إِلَيْنَآ أَلَّا نُؤْمِنَ لِرَسُولٍ حَتَّىٰ يَأْتِيَنَا بِقُرْبَانٍ تَأْكُلُهُ ٱلنَّارُ قُلْ قَدْ جَآءَكُمْ رُسُلٌ مِّن قَبْلِى بِٱلْبَيِّنَٰتِ وَبِٱلَّذِى قُلْتُمْ فَلِمَ قَتَلْتُمُوهُمْ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ

    Onlar, "Şüphesiz Allah bize, ateşin yiyeceği bir kurban getirene kadar hiçbir elçiye iman etmememizi buyurdu" diyenlerdir. De ki: Benden önce size elçiler apaçık delillerle ve söylediğinizle gelmişti; doğru söylüyorsanız, onları neden öldürdünüz?

  184. فَإِن كَذَّبُوكَ فَقَدْ كُذِّبَ رُسُلٌ مِّن قَبْلِكَ جَآءُو بِٱلْبَيِّنَٰتِ وَٱلزُّبُرِ وَٱلْكِتَٰبِ ٱلْمُنِيرِ

    Seni yalanlarlarsa, senden önceki elçiler de yalanlanmıştı; apaçık delillerle, sayfalarla ve aydınlatıcı kitapla gelmişlerdi.

  185. كُلُّ نَفْسٍ ذَآئِقَةُ ٱلْمَوْتِ وَإِنَّمَا تُوَفَّوْنَ أُجُورَكُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ فَمَن زُحْزِحَ عَنِ ٱلنَّارِ وَأُدْخِلَ ٱلْجَنَّةَ فَقَدْ فَازَ وَمَا ٱلْحَيَوٰةُ ٱلدُّنْيَآ إِلَّا مَتَٰعُ ٱلْغُرُورِ

    Her nefis ölümü tadacaktır. Karşılıklarınız ancak kıyamet günü tam olarak verilecektir. Kim ateşten uzaklaştırılır ve cennete konursa, kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı ise ancak aldatıcı bir yararlanmadır.

  186. لَتُبْلَوُنَّ فِىٓ أَمْوَٰلِكُمْ وَأَنفُسِكُمْ وَلَتَسْمَعُنَّ مِنَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ مِن قَبْلِكُمْ وَمِنَ ٱلَّذِينَ أَشْرَكُوٓا۟ أَذًى كَثِيرًا وَإِن تَصْبِرُوا۟ وَتَتَّقُوا۟ فَإِنَّ ذَٰلِكَ مِنْ عَزْمِ ٱلْأُمُورِ

    Andolsun mallarınızla ve canlarınızla sınanacaksınız; sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve ortak koşanlardan çok incitici sözler işiteceksiniz. Sabreder ve sakınırsanız, şüphesiz bu, kararlılık gerektiren işlerdendir.

  187. وَإِذْ أَخَذَ ٱللَّهُ مِيثَٰقَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ لَتُبَيِّنُنَّهُۥ لِلنَّاسِ وَلَا تَكْتُمُونَهُۥ فَنَبَذُوهُ وَرَآءَ ظُهُورِهِمْ وَٱشْتَرَوْا۟ بِهِۦ ثَمَنًا قَلِيلًا فَبِئْسَ مَا يَشْتَرُونَ

    Hani Allah, kendilerine kitap verilenlerden söz almıştı: "Onu insanlara mutlaka açıklayacak ve gizlemeyeceksiniz." Onlar ise onu sırtlarının arkasına attılar ve az bir karşılığa değiştiler. Satın aldıkları ne kötüdür!

  188. لَا تَحْسَبَنَّ ٱلَّذِينَ يَفْرَحُونَ بِمَآ أَتَوا۟ وَّيُحِبُّونَ أَن يُحْمَدُوا۟ بِمَا لَمْ يَفْعَلُوا۟ فَلَا تَحْسَبَنَّهُم بِمَفَازَةٍ مِّنَ ٱلْعَذَابِ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ

    Yaptıklarıyla sevinen ve yapmadıklarıyla övülmeyi seven kimseleri, azaptan kurtulmuş sanma. Onlar için acı bir azap vardır.

  189. وَلِلَّهِ مُلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ

    Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır ve Allah'ın her şeye gücü yeter.

  190. إِنَّ فِى خَلْقِ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَٱخْتِلَٰفِ ٱلَّيْلِ وَٱلنَّهَارِ لَـَٔايَٰتٍ لِّأُو۟لِى ٱلْأَلْبَٰبِ

    Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde akıl sahipleri için ayetler vardır.

  191. ٱلَّذِينَ يَذْكُرُونَ ٱللَّهَ قِيَٰمًا وَقُعُودًا وَعَلَىٰ جُنُوبِهِمْ وَيَتَفَكَّرُونَ فِى خَلْقِ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هَٰذَا بَٰطِلًا سُبْحَٰنَكَ فَقِنَا عَذَابَ ٱلنَّارِ

    Onlar, ayakta, otururken ve yanları üzerindeyken Allah'ı anar, göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler: "Rabbimiz! Bunu boşuna yaratmadın. Seni tenzih ederiz; bizi ateşin azabından koru.

  192. رَبَّنَآ إِنَّكَ مَن تُدْخِلِ ٱلنَّارَ فَقَدْ أَخْزَيْتَهُۥ وَمَا لِلظَّٰلِمِينَ مِنْ أَنصَارٍ

    Rabbimiz! Şüphesiz sen kimi ateşe koyarsan, onu küçük düşürmüşsündür. Zalimler için hiçbir yardımcı yoktur.

  193. رَّبَّنَآ إِنَّنَا سَمِعْنَا مُنَادِيًا يُنَادِى لِلْإِيمَٰنِ أَنْ ءَامِنُوا۟ بِرَبِّكُمْ فَـَٔامَنَّا رَبَّنَا فَٱغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَكَفِّرْ عَنَّا سَيِّـَٔاتِنَا وَتَوَفَّنَا مَعَ ٱلْأَبْرَارِ

    Rabbimiz! Şüphesiz biz, 'Rabbinize iman edin' diye imana çağıran bir çağırıcı işittik ve iman ettik. Rabbimiz! Günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört ve bizi iyilerle birlikte vefat ettir.

  194. رَبَّنَا وَءَاتِنَا مَا وَعَدتَّنَا عَلَىٰ رُسُلِكَ وَلَا تُخْزِنَا يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ إِنَّكَ لَا تُخْلِفُ ٱلْمِيعَادَ

    Rabbimiz! Elçilerinle bize vaat ettiğini ver ve kıyamet günü bizi utandırma. Şüphesiz sen sözünden dönmezsin."

  195. فَٱسْتَجَابَ لَهُمْ رَبُّهُمْ أَنِّى لَآ أُضِيعُ عَمَلَ عَٰمِلٍ مِّنكُم مِّن ذَكَرٍ أَوْ أُنثَىٰ بَعْضُكُم مِّنۢ بَعْضٍ فَٱلَّذِينَ هَاجَرُوا۟ وَأُخْرِجُوا۟ مِن دِيَٰرِهِمْ وَأُوذُوا۟ فِى سَبِيلِى وَقَٰتَلُوا۟ وَقُتِلُوا۟ لَأُكَفِّرَنَّ عَنْهُمْ سَيِّـَٔاتِهِمْ وَلَأُدْخِلَنَّهُمْ جَنَّٰتٍ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ ثَوَابًا مِّنْ عِندِ ٱللَّهِ وَٱللَّهُ عِندَهُۥ حُسْنُ ٱلثَّوَابِ

    Rableri onlara karşılık verdi: "Şüphesiz ben, içinizden erkek olsun kadın olsun çalışan hiç kimsenin işini boşa çıkarmam; hepiniz birbirinizdensiniz. Hicret edenlerin, yurtlarından çıkarılanların, yolumda eziyet görenlerin, savaşanların ve öldürülenlerin kötülüklerini mutlaka örteceğim ve onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacağım; Allah katından bir karşılık olarak. Karşılığın güzeli Allah katındadır."

  196. لَا يَغُرَّنَّكَ تَقَلُّبُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ فِى ٱلْبِلَٰدِ

    İnkâr edenlerin diyar diyar dolaşması seni aldatmasın.

  197. مَتَٰعٌ قَلِيلٌ ثُمَّ مَأْوَىٰهُمْ جَهَنَّمُ وَبِئْسَ ٱلْمِهَادُ

    Bu, az bir yararlanmadır; sonra varacakları yer cehennemdir. Ne kötü bir yataktır!

  198. لَٰكِنِ ٱلَّذِينَ ٱتَّقَوْا۟ رَبَّهُمْ لَهُمْ جَنَّٰتٌ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَا نُزُلًا مِّنْ عِندِ ٱللَّهِ وَمَا عِندَ ٱللَّهِ خَيْرٌ لِّلْأَبْرَارِ

    Rablerinden sakınanlar için ise, altlarından ırmaklar akan ve içinde sürekli kalacakları cennetler vardır; Allah katından bir konukluk olarak. Allah katındaki, iyiler için daha hayırlıdır.

  199. وَإِنَّ مِنْ أَهْلِ ٱلْكِتَٰبِ لَمَن يُؤْمِنُ بِٱللَّهِ وَمَآ أُنزِلَ إِلَيْكُمْ وَمَآ أُنزِلَ إِلَيْهِمْ خَٰشِعِينَ لِلَّهِ لَا يَشْتَرُونَ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ ثَمَنًا قَلِيلًا أُو۟لَٰٓئِكَ لَهُمْ أَجْرُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ إِنَّ ٱللَّهَ سَرِيعُ ٱلْحِسَابِ

    Kitap halkından öylesi vardır ki, Allah'a, size indirilene ve kendilerine indirilene iman eder; Allah'a gönülden bağlanır ve Allah'ın ayetlerini az bir karşılığa değişmez. İşte onlar için Rableri katında karşılıkları vardır. Şüphesiz Allah hesabı çabuk görendir.

  200. يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱصْبِرُوا۟ وَصَابِرُوا۟ وَرَابِطُوا۟ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

    Ey iman edenler! Sabredin, sabırda direnin, nöbet tutun ve Allah'tan sakının; belki kurtuluşa erersiniz.

Arapça Kur’an metni Tanzil Project tarafından hazırlanmıştır (Uthmani imlası, sürüm 1.1). Lisans: Creative Commons Attribution 3.0 —tanzil.net

Yumuşaklık bir rahmettir

159. ayet, bir üslubu doğrudan Allah'a bağlar: "Allah'tan bir rahmet sayesinde onlara yumuşak davrandın."

Ardından bunun karşıtını da söyler: "Kaba ve katı kalpli olsaydın, çevrenden dağılırlardı." Yani sertlik, haklılıkla değil sonucuyla ölçülür.

Ayetin bağlamı ayrıca önemlidir. Bu söz, bir yenilginin — 152-155. ayetlerde anlatılan gevşeme ve karşı gelmenin — hemen ardından gelir. Yani yumuşaklık, her şeyin yolunda gittiği bir anda değil, hata edilmiş bir anda emredilir.

Üç emir sıralanır: affet, bağışlanma dile, danış. Danışma emri, hatanın ardından verilmiştir.

Son kayıt ise dengeyi kurar: "Karar verdiğinde ise Allah'a tevekkül et." Danışmak, kararsızlık değildir.

Öfkeyi yutmak

134. ayet, sakınanları dört şeyle tanımlar: bollukta ve darlıkta harcamak, öfkeyi yutmak ve insanları affetmek.

"Yutmak" fiili dikkat çekicidir; öfkenin yok olduğu değil, dışarı çıkarılmadığı anlatılır. Duygu inkâr edilmez.

Af ise ayrı bir basamaktır ve öfkeden sonra anılır. İkisi aynı şey değildir.

135. ayet listeyi kapatırken bir kayıt daha koyar: "Yaptıklarında bile bile direnmezler." Yani tövbenin ölçüsü ısrar etmemektir.

Bu iki ayet, bu sitedeki öfke ve af içeriğinin dayanağıdır ve hiçbirinde duygunun kendisi suçlanmaz.

Ayakta, otururken, yanı üzerinde

190-191. ayetler, düşünmeyi bir vakte ya da bir yere bağlamaz: "ayakta, otururken ve yanları üzerindeyken."

Üç hâl, insanın gün içindeki bütün duruşlarını kapsar. Sonuncusu yatarken olan hâldir.

Anma ile düşünme yan yana anılır: "Allah'ı anar, göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler."

Düşünmenin vardığı yer bir sonuç cümlesidir: "Bunu boşuna yaratmadın."

191-194. ayetler tek bir dua olarak devam eder ve dört istekle biter: koruma, bağışlanma, iyilerle birlikte vefat ve utandırılmama.

Bu sitedeki huzur ve tefekkür içerikleri bu bölüme dayanır.

Bize Allah yeter

173. ayet, bir korkutma karşısında verilen cevabı aktarır: "Bize Allah yeter; O ne güzel vekildir."

Dikkat çekici olan, korkutmanın imanı azaltmak yerine artırmasıdır — ayet bunu açıkça söyler.

Bu cümle bu sitede sıkça anılan zikirlerdendir; kaynağı bu ayettir.

139. ayet aynı çizgide üç şey söyler: gevşemeyin, üzülmeyin, üstün olan sizsiniz. Ortadaki "üzülmeyin" bir duygu yasağı değil, bir yön göstermedir; 153. ayette aynı topluluğun üzüntüsü anlatılmış ve kınanmamıştır.

Sure 200. ayetle kapanır ve sabrı üç kez farklı biçimde ister: sabredin, sabırda direnin, nöbet tutun.

Sık sorulan sorular

"Hasbünallâhü ve ni'me'l-vekîl" hangi ayettedir?

Âl-i İmrân 173'tür: "Bize Allah yeter; O ne güzel vekildir." Ayet, bir korkutma karşısında verilen cevabı aktarır ve bu sözün imanı artırdığını bildirir.

Öfkelenmek günah mıdır?

134. ayet öfkeyi "yutmaktan" söz eder; duygunun yok olmasından değil, dışarı çıkarılmamasından. Affetmek ise ondan sonra ayrı bir basamak olarak anılır.

Kaynaklar

  • Kur’an
    Âl-i İmrân 3:1-200 — Surenin metni
  • Kur’an
    Şûrâ 42:38 — Danışmanın diğer geçtiği yer
  • Kur’an
    A'râf 7:199 — Affın ve yüz çevirmenin emredildiği yer

Son güncelleme: