Mücâdele Suresi

Kur’anBu sayfadaki bilgilerin ana kaynak seviyesi

Mücâdele suresi 22 ayettir ve adı "tartışan kadın" anlamına gelir. Kur'an'da bir surenin, şikâyetini dile getiren tek bir kişinin sözüyle açıldığı ender yerlerden biridir.

Sure numarası
58. sure
Arapça adı
المجادلة
Ayet sayısı
22 ayet
Nüzul yeri
Medeni (Medine dönemi)
Nüzul sırası
105.
Cüz
28. cüz
Ana konusu
Şikâyetin işitilmesi ve zıhârın hükümsüz kılınması

Adının anlamı

Mücâdele, c-d-l kökünden gelir ve tartışmak, delil getirerek çekişmek anlamındadır. Sure adını ilk ayette kocası hakkında tartışan kadından alır.

Temel temaları

  • şikâyet
  • zıhâr
  • gizli konuşma
  • ilim

Mücâdele suresi — Arapçası ve anlamı

Aşağıdaki Türkçe anlam bu siteye aittir; herhangi bir mealden alınmamıştır. Amacı ayetin ne dediğini açık Türkçeyle aktarmaktır, basılı bir mealin yerini tutmaz. Anlam metni Arapçanın karşılığı değil, karşılığının aktarımıdır — esas olan Arapça metindir.

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

  1. قَدْ سَمِعَ ٱللَّهُ قَوْلَ ٱلَّتِى تُجَٰدِلُكَ فِى زَوْجِهَا وَتَشْتَكِىٓ إِلَى ٱللَّهِ وَٱللَّهُ يَسْمَعُ تَحَاوُرَكُمَآ إِنَّ ٱللَّهَ سَمِيعٌۢ بَصِيرٌ

    Allah, kocası hakkında seninle tartışan ve Allah'a şikâyette bulunan kadının sözünü işitti. Allah ikinizin konuşmasını da işitiyordu. Şüphesiz Allah işitendir, görendir.

  2. ٱلَّذِينَ يُظَٰهِرُونَ مِنكُم مِّن نِّسَآئِهِم مَّا هُنَّ أُمَّهَٰتِهِمْ إِنْ أُمَّهَٰتُهُمْ إِلَّا ٱلَّٰٓـِٔى وَلَدْنَهُمْ وَإِنَّهُمْ لَيَقُولُونَ مُنكَرًا مِّنَ ٱلْقَوْلِ وَزُورًا وَإِنَّ ٱللَّهَ لَعَفُوٌّ غَفُورٌ

    İçinizden eşlerine zıhâr yapanlar bilsinler ki eşleri onların anaları değildir. Anaları ancak kendilerini doğuran kadınlardır. Şüphesiz onlar çirkin ve asılsız bir söz söylüyorlar. Şüphesiz Allah çok affedici, çok bağışlayıcıdır.

  3. وَٱلَّذِينَ يُظَٰهِرُونَ مِن نِّسَآئِهِمْ ثُمَّ يَعُودُونَ لِمَا قَالُوا۟ فَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ مِّن قَبْلِ أَن يَتَمَآسَّا ذَٰلِكُمْ تُوعَظُونَ بِهِۦ وَٱللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ

    Eşlerine zıhâr yapıp sonra söylediklerinden dönenlerin, birbirlerine dokunmadan önce bir köle azat etmeleri gerekir. Size öğütlenen budur. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

  4. فَمَن لَّمْ يَجِدْ فَصِيَامُ شَهْرَيْنِ مُتَتَابِعَيْنِ مِن قَبْلِ أَن يَتَمَآسَّا فَمَن لَّمْ يَسْتَطِعْ فَإِطْعَامُ سِتِّينَ مِسْكِينًا ذَٰلِكَ لِتُؤْمِنُوا۟ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ وَتِلْكَ حُدُودُ ٱللَّهِ وَلِلْكَٰفِرِينَ عَذَابٌ أَلِيمٌ

    Bulamayan, birbirlerine dokunmadan önce iki ay peş peşe oruç tutar. Buna gücü yetmeyen ise altmış yoksulu doyurur. Bu, Allah'a ve elçisine iman edesiniz diyedir. İşte bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Gerçeği örtenler için acı bir azap vardır.

  5. إِنَّ ٱلَّذِينَ يُحَآدُّونَ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ كُبِتُوا۟ كَمَا كُبِتَ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَقَدْ أَنزَلْنَآ ءَايَٰتٍۭ بَيِّنَٰتٍ وَلِلْكَٰفِرِينَ عَذَابٌ مُّهِينٌ

    Allah'a ve elçisine karşı gelenler, kendilerinden öncekiler nasıl alçaltıldıysa öyle alçaltılırlar. Biz apaçık ayetler indirdik. Gerçeği örtenler için alçaltıcı bir azap vardır.

  6. يَوْمَ يَبْعَثُهُمُ ٱللَّهُ جَمِيعًا فَيُنَبِّئُهُم بِمَا عَمِلُوٓا۟ أَحْصَىٰهُ ٱللَّهُ وَنَسُوهُ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ شَهِيدٌ

    O gün Allah onların hepsini diriltir ve yaptıklarını kendilerine haber verir. Allah onu sayıp yazmıştır, onlar ise unutmuşlardır. Allah her şeye şahittir.

  7. أَلَمْ تَرَ أَنَّ ٱللَّهَ يَعْلَمُ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ مَا يَكُونُ مِن نَّجْوَىٰ ثَلَٰثَةٍ إِلَّا هُوَ رَابِعُهُمْ وَلَا خَمْسَةٍ إِلَّا هُوَ سَادِسُهُمْ وَلَآ أَدْنَىٰ مِن ذَٰلِكَ وَلَآ أَكْثَرَ إِلَّا هُوَ مَعَهُمْ أَيْنَ مَا كَانُوا۟ ثُمَّ يُنَبِّئُهُم بِمَا عَمِلُوا۟ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ إِنَّ ٱللَّهَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ

    Görmedin mi? Allah göklerde ve yerde olanları bilir. Üç kişi gizlice konuşsa dördüncüleri O'dur; beş kişi olsa altıncıları O'dur. Bundan az da olsa çok da olsa, nerede olurlarsa olsunlar O onlarla beraberdir. Sonra kıyamet günü yaptıklarını onlara haber verir. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir.

  8. أَلَمْ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ نُهُوا۟ عَنِ ٱلنَّجْوَىٰ ثُمَّ يَعُودُونَ لِمَا نُهُوا۟ عَنْهُ وَيَتَنَٰجَوْنَ بِٱلْإِثْمِ وَٱلْعُدْوَٰنِ وَمَعْصِيَتِ ٱلرَّسُولِ وَإِذَا جَآءُوكَ حَيَّوْكَ بِمَا لَمْ يُحَيِّكَ بِهِ ٱللَّهُ وَيَقُولُونَ فِىٓ أَنفُسِهِمْ لَوْلَا يُعَذِّبُنَا ٱللَّهُ بِمَا نَقُولُ حَسْبُهُمْ جَهَنَّمُ يَصْلَوْنَهَا فَبِئْسَ ٱلْمَصِيرُ

    Görmedin mi? Gizli konuşmaktan menedilenler sonra yasaklandıkları şeye dönüyor ve günah, düşmanlık ve elçiye karşı gelme konusunda fısıldaşıyorlar. Sana geldiklerinde, Allah'ın seni selamlamadığı bir biçimde selam veriyorlar ve içlerinden "Söylediğimiz yüzünden Allah bize azap etse ya" diyorlar. Cehennem onlara yeter; oraya girecekler. Ne kötü bir dönüş yeri!

  9. يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِذَا تَنَٰجَيْتُمْ فَلَا تَتَنَٰجَوْا۟ بِٱلْإِثْمِ وَٱلْعُدْوَٰنِ وَمَعْصِيَتِ ٱلرَّسُولِ وَتَنَٰجَوْا۟ بِٱلْبِرِّ وَٱلتَّقْوَىٰ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ ٱلَّذِىٓ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ

    Ey iman edenler! Gizlice konuştuğunuzda günah, düşmanlık ve elçiye karşı gelme konusunda fısıldaşmayın; iyilik ve sakınma konusunda fısıldaşın. Huzurunda toplanacağınız Allah'a karşı sorumlu davranın.

  10. إِنَّمَا ٱلنَّجْوَىٰ مِنَ ٱلشَّيْطَٰنِ لِيَحْزُنَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَلَيْسَ بِضَآرِّهِمْ شَيْـًٔا إِلَّا بِإِذْنِ ٱللَّهِ وَعَلَى ٱللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ ٱلْمُؤْمِنُونَ

    Fısıldaşma ancak şeytandandır; iman edenleri üzmek için. Oysa Allah'ın izni olmadan onlara hiçbir zarar veremez. Müminler yalnız Allah'a tevekkül etsinler.

  11. يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِذَا قِيلَ لَكُمْ تَفَسَّحُوا۟ فِى ٱلْمَجَٰلِسِ فَٱفْسَحُوا۟ يَفْسَحِ ٱللَّهُ لَكُمْ وَإِذَا قِيلَ ٱنشُزُوا۟ فَٱنشُزُوا۟ يَرْفَعِ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ مِنكُمْ وَٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْعِلْمَ دَرَجَٰتٍ وَٱللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ

    Ey iman edenler! Size "meclislerde yer açın" denildiğinde yer açın ki Allah da size genişlik versin. "Kalkın" denildiğinde de kalkın. Allah, içinizden iman edenleri ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltir. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

  12. يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِذَا نَٰجَيْتُمُ ٱلرَّسُولَ فَقَدِّمُوا۟ بَيْنَ يَدَىْ نَجْوَىٰكُمْ صَدَقَةً ذَٰلِكَ خَيْرٌ لَّكُمْ وَأَطْهَرُ فَإِن لَّمْ تَجِدُوا۟ فَإِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ

    Ey iman edenler! Elçiye gizlice bir şey danışacağınız zaman, danışmanızdan önce bir sadaka verin. Bu sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Bulamazsanız, şüphesiz Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.

  13. ءَأَشْفَقْتُمْ أَن تُقَدِّمُوا۟ بَيْنَ يَدَىْ نَجْوَىٰكُمْ صَدَقَٰتٍ فَإِذْ لَمْ تَفْعَلُوا۟ وَتَابَ ٱللَّهُ عَلَيْكُمْ فَأَقِيمُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتُوا۟ ٱلزَّكَوٰةَ وَأَطِيعُوا۟ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ وَٱللَّهُ خَبِيرٌۢ بِمَا تَعْمَلُونَ

    Gizli konuşmanızdan önce sadaka vermekten çekindiniz mi? Bunu yapmadığınıza göre ve Allah da sizi bağışladığına göre, namazı kılın, zekâtı verin, Allah'a ve elçisine itaat edin. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

  14. أَلَمْ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ تَوَلَّوْا۟ قَوْمًا غَضِبَ ٱللَّهُ عَلَيْهِم مَّا هُم مِّنكُمْ وَلَا مِنْهُمْ وَيَحْلِفُونَ عَلَى ٱلْكَذِبِ وَهُمْ يَعْلَمُونَ

    Görmedin mi? Allah'ın kendilerine gazap ettiği bir topluluğu dost edinenleri. Onlar ne sizdendir ne onlardan. Bile bile yalan yere yemin ediyorlar.

  15. أَعَدَّ ٱللَّهُ لَهُمْ عَذَابًا شَدِيدًا إِنَّهُمْ سَآءَ مَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ

    Allah onlara şiddetli bir azap hazırlamıştır. Yaptıkları şey ne kötüdür!

  16. ٱتَّخَذُوٓا۟ أَيْمَٰنَهُمْ جُنَّةً فَصَدُّوا۟ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ فَلَهُمْ عَذَابٌ مُّهِينٌ

    Yeminlerini kalkan yaptılar ve Allah yolundan alıkoydular. Onlar için alçaltıcı bir azap vardır.

  17. لَّن تُغْنِىَ عَنْهُمْ أَمْوَٰلُهُمْ وَلَآ أَوْلَٰدُهُم مِّنَ ٱللَّهِ شَيْـًٔا أُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلنَّارِ هُمْ فِيهَا خَٰلِدُونَ

    Ne malları ne de çocukları onları Allah'a karşı hiçbir şeyden koruyabilir. Onlar ateşin halkıdır; orada sürekli kalacaklardır.

  18. يَوْمَ يَبْعَثُهُمُ ٱللَّهُ جَمِيعًا فَيَحْلِفُونَ لَهُۥ كَمَا يَحْلِفُونَ لَكُمْ وَيَحْسَبُونَ أَنَّهُمْ عَلَىٰ شَىْءٍ أَلَآ إِنَّهُمْ هُمُ ٱلْكَٰذِبُونَ

    Allah'ın onların hepsini dirilteceği gün, size yemin ettikleri gibi O'na da yemin edecekler ve bir şey üzerinde olduklarını sanacaklar. Dikkat edin, onlar yalancıların ta kendileridir.

  19. ٱسْتَحْوَذَ عَلَيْهِمُ ٱلشَّيْطَٰنُ فَأَنسَىٰهُمْ ذِكْرَ ٱللَّهِ أُو۟لَٰٓئِكَ حِزْبُ ٱلشَّيْطَٰنِ أَلَآ إِنَّ حِزْبَ ٱلشَّيْطَٰنِ هُمُ ٱلْخَٰسِرُونَ

    Şeytan onları kuşatmış ve Allah'ı anmayı onlara unutturmuştur. Onlar şeytanın taraftarlarıdır. Dikkat edin, şeytanın taraftarları hüsrandadır.

  20. إِنَّ ٱلَّذِينَ يُحَآدُّونَ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥٓ أُو۟لَٰٓئِكَ فِى ٱلْأَذَلِّينَ

    Allah'a ve elçisine karşı gelenler, işte onlar en alçaklar arasındadır.

  21. كَتَبَ ٱللَّهُ لَأَغْلِبَنَّ أَنَا۠ وَرُسُلِىٓ إِنَّ ٱللَّهَ قَوِىٌّ عَزِيزٌ

    Allah, "Ben ve elçilerim mutlaka galip geleceğiz" diye yazmıştır. Şüphesiz Allah güçlüdür, üstündür.

  22. لَّا تَجِدُ قَوْمًا يُؤْمِنُونَ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْـَٔاخِرِ يُوَآدُّونَ مَنْ حَآدَّ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ وَلَوْ كَانُوٓا۟ ءَابَآءَهُمْ أَوْ أَبْنَآءَهُمْ أَوْ إِخْوَٰنَهُمْ أَوْ عَشِيرَتَهُمْ أُو۟لَٰٓئِكَ كَتَبَ فِى قُلُوبِهِمُ ٱلْإِيمَٰنَ وَأَيَّدَهُم بِرُوحٍ مِّنْهُ وَيُدْخِلُهُمْ جَنَّٰتٍ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَا رَضِىَ ٱللَّهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا۟ عَنْهُ أُو۟لَٰٓئِكَ حِزْبُ ٱللَّهِ أَلَآ إِنَّ حِزْبَ ٱللَّهِ هُمُ ٱلْمُفْلِحُونَ

    Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir topluluğun, Allah'a ve elçisine karşı gelenlerle sevgi bağı kurduğunu göremezsin; babaları, oğulları, kardeşleri veya akrabaları olsa bile. İşte onların kalplerine imanı yazmış ve onları kendinden bir ruh ile desteklemiştir. Onları altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır; orada sürekli kalacaklardır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da O'ndan razı olmuştur. İşte onlar Allah'ın taraftarlarıdır. Dikkat edin, kurtuluşa erenler Allah'ın taraftarlarıdır.

Arapça Kur’an metni Tanzil Project tarafından hazırlanmıştır (Uthmani imlası, sürüm 1.1). Lisans: Creative Commons Attribution 3.0 —tanzil.net

Bir kişinin şikâyetiyle açılan sure

İlk ayet, kocası hakkında tartışan ve durumunu Allah'a arz eden bir kadının sözünün işitildiğini bildirir.

Klasik tefsirlerde bu açılış üzerinde durulur: sure genel bir hükümle değil, tek bir kişinin şikâyetiyle başlar. Ayet üç kez işitmeye vurgu yapar ve Es-Semî ismiyle biter.

2-4. ayetler zıhâr uygulamasını hükümsüz kılar ve yerine bir kefaret koyar. Yani şikâyet yalnızca duyulmakla kalmaz, uygulamanın kendisi değişir.

"Dördüncüleri O'dur"

Yedinci ayet gizli konuşmayı anlatırken sayılarla ilerler: üç kişi olsa dördüncüleri O'dur, beş kişi olsa altıncıları.

Ayet sonra genelleştirir: "bundan az da olsa çok da olsa." Klasik tefsirlerde sayıların önce verilip sonra kaldırılması üzerinde durulur; somuttan başlanır, sınır konmadan bitirilir.

Er-Rakîb ve El-Alîm isimleri bu sitede ayrı sayfalarda ele alınmaktadır.

Kaynaklar

  • Kur’an
    Mücâdele 58:1-22 — Surenin metni
  • Kur’an
    Ahzâb 33:4 — Zıhâr hakkında diğer ayet

Son güncelleme: