Ahkâf Suresi
Ahkâf suresi 35 ayettir ve adı Âd kavminin yaşadığı kum tepelerinden gelir. On beşinci ayeti, anne baba ve kendi çocuğu için yapılan üç kuşaklık bir duayı taşır.
- Sure numarası
- 46. sure
- Arapça adı
- الأحقاف
- Ayet sayısı
- 35 ayet
- Nüzul yeri
- Mekki (Mekke dönemi)
- Nüzul sırası
- 66.
- Cüz
- 26. cüz
- Ana konusu
- Anne baba hakkı, şükür duası ve Âd kavmi
Adının anlamı
Ahkâf, uzun kum tepeleri anlamındadır. Sure adını 21. ayette Âd kavminin uyarıldığı yerden alır.
Temel temaları
- anne baba
- şükür
- sabır
- cin
Ahkâf suresi — Arapçası ve anlamı
Aşağıdaki Türkçe anlam bu siteye aittir; herhangi bir mealden alınmamıştır. Amacı ayetin ne dediğini açık Türkçeyle aktarmaktır, basılı bir mealin yerini tutmaz. Anlam metni Arapçanın karşılığı değil, karşılığının aktarımıdır — esas olan Arapça metindir.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
حمٓ
Hâ Mîm.
تَنزِيلُ ٱلْكِتَٰبِ مِنَ ٱللَّهِ ٱلْعَزِيزِ ٱلْحَكِيمِ
Bu kitabın indirilişi, güçlü ve hikmet sahibi Allah tarafındandır.
مَا خَلَقْنَا ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَآ إِلَّا بِٱلْحَقِّ وَأَجَلٍ مُّسَمًّى وَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ عَمَّآ أُنذِرُوا۟ مُعْرِضُونَ
Biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri ancak gerçek üzere ve belirli bir süre için yarattık. İnkâr edenler ise uyarıldıkları şeyden yüz çeviriyorlar.
قُلْ أَرَءَيْتُم مَّا تَدْعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ أَرُونِى مَاذَا خَلَقُوا۟ مِنَ ٱلْأَرْضِ أَمْ لَهُمْ شِرْكٌ فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ ٱئْتُونِى بِكِتَٰبٍ مِّن قَبْلِ هَٰذَآ أَوْ أَثَٰرَةٍ مِّنْ عِلْمٍ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
De ki: Allah'tan başka çağırdıklarınızı gördünüz mü? Gösterin bana, yerden neyi yaratmışlar? Yoksa göklerde bir ortaklıkları mı var? Doğru söylüyorsanız, bundan önce indirilmiş bir kitap ya da bir bilgi kalıntısı getirin.
وَمَنْ أَضَلُّ مِمَّن يَدْعُوا۟ مِن دُونِ ٱللَّهِ مَن لَّا يَسْتَجِيبُ لَهُۥٓ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ وَهُمْ عَن دُعَآئِهِمْ غَٰفِلُونَ
Allah'ı bırakıp da kıyamet gününe kadar kendisine cevap veremeyecek olanlara yalvarandan daha sapkın kim olabilir? Oysa onlar bunların yalvarışından habersizdirler.
وَإِذَا حُشِرَ ٱلنَّاسُ كَانُوا۟ لَهُمْ أَعْدَآءً وَكَانُوا۟ بِعِبَادَتِهِمْ كَٰفِرِينَ
İnsanlar toplandığında, bunlar onlara düşman olurlar ve onların kulluğunu inkâr ederler.
وَإِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِمْ ءَايَٰتُنَا بَيِّنَٰتٍ قَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لِلْحَقِّ لَمَّا جَآءَهُمْ هَٰذَا سِحْرٌ مُّبِينٌ
Kendilerine apaçık ayetlerimiz okunduğunda, gerçek kendilerine geldiğinde inkâr edenler dediler ki: "Bu apaçık bir büyüdür."
أَمْ يَقُولُونَ ٱفْتَرَىٰهُ قُلْ إِنِ ٱفْتَرَيْتُهُۥ فَلَا تَمْلِكُونَ لِى مِنَ ٱللَّهِ شَيْـًٔا هُوَ أَعْلَمُ بِمَا تُفِيضُونَ فِيهِ كَفَىٰ بِهِۦ شَهِيدًۢا بَيْنِى وَبَيْنَكُمْ وَهُوَ ٱلْغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ
Yoksa "Onu uydurdu" mu diyorlar? De ki: Eğer onu uydurmuşsam, Allah'tan gelecek hiçbir şeyi benden savamazsınız. O, sizin ona daldığınız şeyi en iyi bilendir. Benimle sizin aranızda şahit olarak O yeter. O çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
قُلْ مَا كُنتُ بِدْعًا مِّنَ ٱلرُّسُلِ وَمَآ أَدْرِى مَا يُفْعَلُ بِى وَلَا بِكُمْ إِنْ أَتَّبِعُ إِلَّا مَا يُوحَىٰٓ إِلَىَّ وَمَآ أَنَا۠ إِلَّا نَذِيرٌ مُّبِينٌ
De ki: Ben elçilerin ilki değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. Ben ancak bana vahyedilene uyuyorum ve ben apaçık bir uyarıcıyım.
قُلْ أَرَءَيْتُمْ إِن كَانَ مِنْ عِندِ ٱللَّهِ وَكَفَرْتُم بِهِۦ وَشَهِدَ شَاهِدٌ مِّنۢ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ عَلَىٰ مِثْلِهِۦ فَـَٔامَنَ وَٱسْتَكْبَرْتُمْ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَهْدِى ٱلْقَوْمَ ٱلظَّٰلِمِينَ
De ki: Gördünüz mü? Eğer o Allah katındansa ve siz onu inkâr etmişseniz; İsrâiloğullarından bir şahit de bunun benzerine şahitlik edip iman etmişken siz büyüklenmişseniz... Şüphesiz Allah zalim topluluğu doğru yola iletmez.
وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لِلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَوْ كَانَ خَيْرًا مَّا سَبَقُونَآ إِلَيْهِ وَإِذْ لَمْ يَهْتَدُوا۟ بِهِۦ فَسَيَقُولُونَ هَٰذَآ إِفْكٌ قَدِيمٌ
İnkâr edenler, iman edenler için dediler ki: "Eğer o bir hayır olsaydı, onlar bizden önce ona koşmazlardı." Onunla doğru yolu bulamayınca da "Bu eski bir uydurmadır" diyecekler.
وَمِن قَبْلِهِۦ كِتَٰبُ مُوسَىٰٓ إِمَامًا وَرَحْمَةً وَهَٰذَا كِتَٰبٌ مُّصَدِّقٌ لِّسَانًا عَرَبِيًّا لِّيُنذِرَ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ وَبُشْرَىٰ لِلْمُحْسِنِينَ
Ondan önce, önder ve rahmet olarak Mûsâ'nın kitabı vardı. Bu ise, zulmedenleri uyarmak ve iyilik edenleri müjdelemek için Arap diliyle doğrulayıcı bir kitaptır.
إِنَّ ٱلَّذِينَ قَالُوا۟ رَبُّنَا ٱللَّهُ ثُمَّ ٱسْتَقَٰمُوا۟ فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
Şüphesiz "Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra dosdoğru olanlar için korku yoktur; onlar üzülmeyecekler de.
أُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلْجَنَّةِ خَٰلِدِينَ فِيهَا جَزَآءًۢ بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
İşte onlar cennet halkıdır; yaptıklarına karşılık orada sürekli kalacaklardır.
وَوَصَّيْنَا ٱلْإِنسَٰنَ بِوَٰلِدَيْهِ إِحْسَٰنًا حَمَلَتْهُ أُمُّهُۥ كُرْهًا وَوَضَعَتْهُ كُرْهًا وَحَمْلُهُۥ وَفِصَٰلُهُۥ ثَلَٰثُونَ شَهْرًا حَتَّىٰٓ إِذَا بَلَغَ أَشُدَّهُۥ وَبَلَغَ أَرْبَعِينَ سَنَةً قَالَ رَبِّ أَوْزِعْنِىٓ أَنْ أَشْكُرَ نِعْمَتَكَ ٱلَّتِىٓ أَنْعَمْتَ عَلَىَّ وَعَلَىٰ وَٰلِدَىَّ وَأَنْ أَعْمَلَ صَٰلِحًا تَرْضَىٰهُ وَأَصْلِحْ لِى فِى ذُرِّيَّتِىٓ إِنِّى تُبْتُ إِلَيْكَ وَإِنِّى مِنَ ٱلْمُسْلِمِينَ
Biz insana, anne babasına iyi davranmasını tavsiye ettik. Annesi onu zorlukla taşıdı ve zorlukla doğurdu. Taşınması ve sütten kesilmesi otuz aydır. Nihayet olgunluğa erişip kırk yaşına vardığında der ki: "Rabbim! Bana ve anne babama verdiğin nimete şükretmemi ve razı olacağın salih amel işlemeyi bana nasip et. Soyumu da benim için ıslah et. Ben sana yöneldim ve ben teslim olanlardanım."
أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ نَتَقَبَّلُ عَنْهُمْ أَحْسَنَ مَا عَمِلُوا۟ وَنَتَجَاوَزُ عَن سَيِّـَٔاتِهِمْ فِىٓ أَصْحَٰبِ ٱلْجَنَّةِ وَعْدَ ٱلصِّدْقِ ٱلَّذِى كَانُوا۟ يُوعَدُونَ
İşte onlar, yaptıklarının en güzelini kabul ettiğimiz ve kötülüklerini geçtiğimiz kimselerdir; cennet halkı arasındadırlar. Bu, kendilerine vaat edilen doğru sözdür.
وَٱلَّذِى قَالَ لِوَٰلِدَيْهِ أُفٍّ لَّكُمَآ أَتَعِدَانِنِىٓ أَنْ أُخْرَجَ وَقَدْ خَلَتِ ٱلْقُرُونُ مِن قَبْلِى وَهُمَا يَسْتَغِيثَانِ ٱللَّهَ وَيْلَكَ ءَامِنْ إِنَّ وَعْدَ ٱللَّهِ حَقٌّ فَيَقُولُ مَا هَٰذَآ إِلَّآ أَسَٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ
Anne babasına "Öf size! Benden önce nice nesiller gelip geçmişken, siz beni çıkarılacağımla mı korkutuyorsunuz?" diyen kimse ise... Onlar Allah'tan yardım isteyerek "Yazık sana, iman et! Allah'ın vaadi gerçektir" derler. O ise "Bunlar öncekilerin masallarından başka bir şey değil" der.
أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ حَقَّ عَلَيْهِمُ ٱلْقَوْلُ فِىٓ أُمَمٍ قَدْ خَلَتْ مِن قَبْلِهِم مِّنَ ٱلْجِنِّ وَٱلْإِنسِ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ خَٰسِرِينَ
İşte onlar, kendilerinden önce gelip geçmiş cin ve insan toplulukları arasında haklarında söz gerçekleşenlerdir. Şüphesiz onlar hüsrandaydılar.
وَلِكُلٍّ دَرَجَٰتٌ مِّمَّا عَمِلُوا۟ وَلِيُوَفِّيَهُمْ أَعْمَٰلَهُمْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ
Herkesin yaptıklarına göre dereceleri vardır; onlara amelleri eksiksiz ödensin diye. Onlara haksızlık edilmez.
وَيَوْمَ يُعْرَضُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ عَلَى ٱلنَّارِ أَذْهَبْتُمْ طَيِّبَٰتِكُمْ فِى حَيَاتِكُمُ ٱلدُّنْيَا وَٱسْتَمْتَعْتُم بِهَا فَٱلْيَوْمَ تُجْزَوْنَ عَذَابَ ٱلْهُونِ بِمَا كُنتُمْ تَسْتَكْبِرُونَ فِى ٱلْأَرْضِ بِغَيْرِ ٱلْحَقِّ وَبِمَا كُنتُمْ تَفْسُقُونَ
İnkâr edenler ateşe sunulduğu gün: "Dünya hayatınızda güzelliklerinizi tükettiniz ve onlarla yararlandınız. Bugün ise yeryüzünde haksız yere büyüklenmeniz ve yoldan çıkmanız yüzünden alçaltıcı bir azapla cezalandırılacaksınız."
وَٱذْكُرْ أَخَا عَادٍ إِذْ أَنذَرَ قَوْمَهُۥ بِٱلْأَحْقَافِ وَقَدْ خَلَتِ ٱلنُّذُرُ مِنۢ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهِۦٓ أَلَّا تَعْبُدُوٓا۟ إِلَّا ٱللَّهَ إِنِّىٓ أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ
Âd'ın kardeşini de an. Hani Ahkâf'ta kavmini uyarmıştı; ondan önce de sonra da uyarıcılar gelip geçmişti: "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin. Doğrusu ben, sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum."
قَالُوٓا۟ أَجِئْتَنَا لِتَأْفِكَنَا عَنْ ءَالِهَتِنَا فَأْتِنَا بِمَا تَعِدُنَآ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
Dediler ki: "Sen bizi ilahlarımızdan çevirmeye mi geldin? Doğru söylüyorsan bizi tehdit ettiğin şeyi getir."
قَالَ إِنَّمَا ٱلْعِلْمُ عِندَ ٱللَّهِ وَأُبَلِّغُكُم مَّآ أُرْسِلْتُ بِهِۦ وَلَٰكِنِّىٓ أَرَىٰكُمْ قَوْمًا تَجْهَلُونَ
Dedi ki: "O bilgi ancak Allah katındadır. Ben size gönderildiğim şeyi tebliğ ediyorum; fakat sizi bilgisiz bir topluluk olarak görüyorum."
فَلَمَّا رَأَوْهُ عَارِضًا مُّسْتَقْبِلَ أَوْدِيَتِهِمْ قَالُوا۟ هَٰذَا عَارِضٌ مُّمْطِرُنَا بَلْ هُوَ مَا ٱسْتَعْجَلْتُم بِهِۦ رِيحٌ فِيهَا عَذَابٌ أَلِيمٌ
Onu vadilerine doğru gelen bir bulut olarak gördüklerinde dediler ki: "Bu bize yağmur getiren bir buluttur." Hayır! O, acele istediğiniz şeydir; içinde acı bir azap bulunan bir rüzgâr.
تُدَمِّرُ كُلَّ شَىْءٍۭ بِأَمْرِ رَبِّهَا فَأَصْبَحُوا۟ لَا يُرَىٰٓ إِلَّا مَسَٰكِنُهُمْ كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْقَوْمَ ٱلْمُجْرِمِينَ
Rabbinin emriyle her şeyi yerle bir eder. Sabaha çıktıklarında evlerinden başka bir şey görünmüyordu. Suçlu topluluğu işte böyle cezalandırırız.
وَلَقَدْ مَكَّنَّٰهُمْ فِيمَآ إِن مَّكَّنَّٰكُمْ فِيهِ وَجَعَلْنَا لَهُمْ سَمْعًا وَأَبْصَٰرًا وَأَفْـِٔدَةً فَمَآ أَغْنَىٰ عَنْهُمْ سَمْعُهُمْ وَلَآ أَبْصَٰرُهُمْ وَلَآ أَفْـِٔدَتُهُم مِّن شَىْءٍ إِذْ كَانُوا۟ يَجْحَدُونَ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ وَحَاقَ بِهِم مَّا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ
Andolsun, size vermediğimiz imkânları onlara vermiştik. Onlara kulaklar, gözler ve kalpler verdik. Fakat ne kulakları ne gözleri ne de kalpleri onlara bir fayda sağladı; çünkü Allah'ın ayetlerini bile bile inkâr ediyorlardı. Alay ettikleri şey onları kuşattı.
وَلَقَدْ أَهْلَكْنَا مَا حَوْلَكُم مِّنَ ٱلْقُرَىٰ وَصَرَّفْنَا ٱلْـَٔايَٰتِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ
Andolsun, çevrenizdeki şehirleri de helak ettik. Belki dönerler diye ayetleri tekrar tekrar açıkladık.
فَلَوْلَا نَصَرَهُمُ ٱلَّذِينَ ٱتَّخَذُوا۟ مِن دُونِ ٱللَّهِ قُرْبَانًا ءَالِهَةًۢ بَلْ ضَلُّوا۟ عَنْهُمْ وَذَٰلِكَ إِفْكُهُمْ وَمَا كَانُوا۟ يَفْتَرُونَ
Allah'ı bırakıp da yakınlık için ilah edindikleri kimseler onlara yardım etmeli değil miydi? Aksine, onlardan kayboldular. Bu, onların uydurdukları ve iftiralarıdır.
وَإِذْ صَرَفْنَآ إِلَيْكَ نَفَرًا مِّنَ ٱلْجِنِّ يَسْتَمِعُونَ ٱلْقُرْءَانَ فَلَمَّا حَضَرُوهُ قَالُوٓا۟ أَنصِتُوا۟ فَلَمَّا قُضِىَ وَلَّوْا۟ إِلَىٰ قَوْمِهِم مُّنذِرِينَ
Hani cinlerden bir grubu Kur'an'ı dinlemek üzere sana yöneltmiştik. Ona geldiklerinde "Susup dinleyin" dediler. Bitirildiğinde de uyarıcılar olarak kavimlerine döndüler.
قَالُوا۟ يَٰقَوْمَنَآ إِنَّا سَمِعْنَا كِتَٰبًا أُنزِلَ مِنۢ بَعْدِ مُوسَىٰ مُصَدِّقًا لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ يَهْدِىٓ إِلَى ٱلْحَقِّ وَإِلَىٰ طَرِيقٍ مُّسْتَقِيمٍ
Dediler ki: "Ey kavmimiz! Biz Mûsâ'dan sonra indirilen, kendinden öncekileri doğrulayan, gerçeğe ve dosdoğru yola ileten bir kitap dinledik.
يَٰقَوْمَنَآ أَجِيبُوا۟ دَاعِىَ ٱللَّهِ وَءَامِنُوا۟ بِهِۦ يَغْفِرْ لَكُم مِّن ذُنُوبِكُمْ وَيُجِرْكُم مِّنْ عَذَابٍ أَلِيمٍ
Ey kavmimiz! Allah'ın davetçisine uyun ve ona iman edin ki günahlarınızı bağışlasın ve sizi acı bir azaptan korusun."
وَمَن لَّا يُجِبْ دَاعِىَ ٱللَّهِ فَلَيْسَ بِمُعْجِزٍ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَيْسَ لَهُۥ مِن دُونِهِۦٓ أَوْلِيَآءُ أُو۟لَٰٓئِكَ فِى ضَلَٰلٍ مُّبِينٍ
Kim Allah'ın davetçisine uymazsa, yeryüzünde aciz bırakamaz; O'ndan başka dostları da olmaz. İşte onlar apaçık bir sapkınlık içindedir.
أَوَلَمْ يَرَوْا۟ أَنَّ ٱللَّهَ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَلَمْ يَعْىَ بِخَلْقِهِنَّ بِقَٰدِرٍ عَلَىٰٓ أَن يُحْـِۧىَ ٱلْمَوْتَىٰ بَلَىٰٓ إِنَّهُۥ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ
Görmediler mi? Gökleri ve yeri yaratan ve onları yaratmakta yorulmayan Allah, ölüleri diriltmeye de gücü yetendir. Evet, O her şeye gücü yetendir.
وَيَوْمَ يُعْرَضُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ عَلَى ٱلنَّارِ أَلَيْسَ هَٰذَا بِٱلْحَقِّ قَالُوا۟ بَلَىٰ وَرَبِّنَا قَالَ فَذُوقُوا۟ ٱلْعَذَابَ بِمَا كُنتُمْ تَكْفُرُونَ
İnkâr edenler ateşe sunulduğu gün: "Bu gerçek değil miymiş?" Derler ki: "Evet, Rabbimize andolsun." "Öyleyse inkâr etmenize karşılık azabı tadın" denir.
فَٱصْبِرْ كَمَا صَبَرَ أُو۟لُوا۟ ٱلْعَزْمِ مِنَ ٱلرُّسُلِ وَلَا تَسْتَعْجِل لَّهُمْ كَأَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَ مَا يُوعَدُونَ لَمْ يَلْبَثُوٓا۟ إِلَّا سَاعَةً مِّن نَّهَارٍۭ بَلَٰغٌ فَهَلْ يُهْلَكُ إِلَّا ٱلْقَوْمُ ٱلْفَٰسِقُونَ
Öyleyse azim sahibi elçilerin sabrettiği gibi sabret ve onlar için acele etme. Onlar kendilerine vaat edileni gördükleri gün, sanki gündüzün bir saatinden fazla kalmamış gibi olurlar. Bu bir tebliğdir. Yoldan çıkmış topluluktan başkası helak edilir mi?
Arapça Kur’an metni Tanzil Project tarafından hazırlanmıştır (Uthmani imlası, sürüm 1.1). Lisans: Creative Commons Attribution 3.0 —tanzil.net
Üç kuşağı kapsayan dua
On beşinci ayet, olgunluk çağına ulaşan kişinin duasını aktarır ve dua üç kuşağı birden anar.
Anne babaya verilen nimet için şükür. Kendi için salih amel. Ve kendi soyu için ıslah.
Klasik tefsirlerde bu kapsam üzerinde durulur: kişi kendini geçmiş ile gelecek arasında bir halka olarak konumlandırır.
Duanın ilk bölümü Neml 19'daki Hz. Süleyman'ın duasıyla neredeyse aynıdır. Bu sitede şükür duası ve anne baba ayetleri ayrı sayfalarda ele alınmaktadır.
İki tutum yan yana
15. ayet anne babasına şükreden kişiyi anlatır; 17. ayet ise "öf size!" diyen kişiyi.
İkinci ayetteki kelime dikkat çekicidir: "üff" — aynı ses İsrâ 23'te de yasaklanmıştır.
Klasik tefsirlerde bu karşıtlık üzerinde durulur. İki tutum arka arkaya konur ve aradaki 16. ayet birincisinin karşılığını, 18. ayet ikincisininkini bildirir.
Anne baba hakkı bu sitede ayrı bir ayet temasında ele alınmaktadır.
Kaynaklar
- Kur’anAhkâf 46:1-35 — Surenin metni
- Kur’anİsrâ 17:23 — "Öf" demenin yasaklanması
- Kur’anNeml 27:19 — Benzer şükür duası
- Kur’anCin 72:1-2 — Cinlerin Kur'an'ı dinlemesi
Son güncelleme: