Rûm Suresi
Rûm suresi 60 ayettir. 21. ayeti eşler arası ilişkiyi "meveddet ve rahmet" ile tarif eder; 30. ayeti ise fıtrat kavramının Kur'an'daki dayanağıdır.
- Sure numarası
- 30. sure
- Arapça adı
- الروم
- Ayet sayısı
- 60 ayet
- Nüzul yeri
- Mekki (Mekke dönemi)
- Nüzul sırası
- 84.
- Cüz
- 21. cüz
- Ana konusu
- Yaratılıştaki ayetler, fıtrat ve eşler arası ilişki
Adının anlamı
Rûm, o dönemde Doğu Roma için kullanılan addır. Sure adını ikinci ayette anılan olaydan alır.
Temel temaları
- fıtrat
- evlilik
- ayetler
- rızık
Rûm suresi — Arapçası ve anlamı
Aşağıdaki Türkçe anlam bu siteye aittir; herhangi bir mealden alınmamıştır. Amacı ayetin ne dediğini açık Türkçeyle aktarmaktır, basılı bir mealin yerini tutmaz. Anlam metni Arapçanın karşılığı değil, karşılığının aktarımıdır — esas olan Arapça metindir.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
الٓمٓ
Elif Lâm Mîm.
غُلِبَتِ ٱلرُّومُ
Rumlar yenildi;
فِىٓ أَدْنَى ٱلْأَرْضِ وَهُم مِّنۢ بَعْدِ غَلَبِهِمْ سَيَغْلِبُونَ
En yakın yerde. Onlar, bu yenilgilerinden sonra galip geleceklerdir;
فِى بِضْعِ سِنِينَ لِلَّهِ ٱلْأَمْرُ مِن قَبْلُ وَمِنۢ بَعْدُ وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ ٱلْمُؤْمِنُونَ
Birkaç yıl içinde. Önce de sonra da emir Allah'ındır. O gün müminler sevinecektir;
بِنَصْرِ ٱللَّهِ يَنصُرُ مَن يَشَآءُ وَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
Allah'ın yardımıyla. O dilediğine yardım eder. O güçlüdür, merhamet edendir.
وَعْدَ ٱللَّهِ لَا يُخْلِفُ ٱللَّهُ وَعْدَهُۥ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
Bu Allah'ın vaadidir. Allah vaadinden dönmez; fakat insanların çoğu bilmez.
يَعْلَمُونَ ظَٰهِرًا مِّنَ ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا وَهُمْ عَنِ ٱلْـَٔاخِرَةِ هُمْ غَٰفِلُونَ
Onlar dünya hayatının görünen yüzünü bilir; ahiretten ise habersizdirler.
أَوَلَمْ يَتَفَكَّرُوا۟ فِىٓ أَنفُسِهِم مَّا خَلَقَ ٱللَّهُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَآ إِلَّا بِٱلْحَقِّ وَأَجَلٍ مُّسَمًّى وَإِنَّ كَثِيرًا مِّنَ ٱلنَّاسِ بِلِقَآئِ رَبِّهِمْ لَكَٰفِرُونَ
Kendi içlerinde düşünmediler mi? Allah, gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri ancak gerçek üzere ve belirli bir süre için yarattı. Doğrusu insanların çoğu, Rablerine kavuşmayı inkâr edenlerdir.
أَوَلَمْ يَسِيرُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ فَيَنظُرُوا۟ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ كَانُوٓا۟ أَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَأَثَارُوا۟ ٱلْأَرْضَ وَعَمَرُوهَآ أَكْثَرَ مِمَّا عَمَرُوهَا وَجَآءَتْهُمْ رُسُلُهُم بِٱلْبَيِّنَٰتِ فَمَا كَانَ ٱللَّهُ لِيَظْلِمَهُمْ وَلَٰكِن كَانُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ
Yeryüzünde dolaşıp da kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar bunlardan daha güçlüydü; toprağı sürüp işlemişler ve orayı bunların imar ettiğinden daha çok imar etmişlerdi. Elçileri onlara apaçık delillerle gelmişti. Allah onlara zulmedecek değildi; fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.
ثُمَّ كَانَ عَٰقِبَةَ ٱلَّذِينَ أَسَٰٓـُٔوا۟ ٱلسُّوٓأَىٰٓ أَن كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ وَكَانُوا۟ بِهَا يَسْتَهْزِءُونَ
Sonra kötülük yapanların sonu daha kötü oldu; çünkü Allah'ın ayetlerini yalanladılar ve onlarla alay ediyorlardı.
ٱللَّهُ يَبْدَؤُا۟ ٱلْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُۥ ثُمَّ إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
Allah, yaratmayı başlatır, sonra tekrarlar; sonra O'na döndürülürsünüz.
وَيَوْمَ تَقُومُ ٱلسَّاعَةُ يُبْلِسُ ٱلْمُجْرِمُونَ
Kıyametin kopacağı gün suçlular ümitsizliğe düşer.
وَلَمْ يَكُن لَّهُم مِّن شُرَكَآئِهِمْ شُفَعَٰٓؤُا۟ وَكَانُوا۟ بِشُرَكَآئِهِمْ كَٰفِرِينَ
Ortaklarından kendilerine şefaatçi olan bulunmaz; ortaklarını da inkâr ederler.
وَيَوْمَ تَقُومُ ٱلسَّاعَةُ يَوْمَئِذٍ يَتَفَرَّقُونَ
Kıyametin kopacağı gün, işte o gün ayrılırlar.
فَأَمَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ فَهُمْ فِى رَوْضَةٍ يُحْبَرُونَ
İman edip salih amel işleyenlere gelince, onlar bir bahçede sevindirilirler.
وَأَمَّا ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَكَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا وَلِقَآئِ ٱلْـَٔاخِرَةِ فَأُو۟لَٰٓئِكَ فِى ٱلْعَذَابِ مُحْضَرُونَ
İnkâr edip ayetlerimizi ve ahirete kavuşmayı yalanlayanlar ise azaba getirilirler.
فَسُبْحَٰنَ ٱللَّهِ حِينَ تُمْسُونَ وَحِينَ تُصْبِحُونَ
Öyleyse akşama girdiğinizde ve sabaha çıktığınızda Allah'ı tesbih edin.
وَلَهُ ٱلْحَمْدُ فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَعَشِيًّا وَحِينَ تُظْهِرُونَ
Göklerde ve yerde hamd O'nadır; gündüzün sonunda ve öğleye erdiğinizde de.
يُخْرِجُ ٱلْحَىَّ مِنَ ٱلْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ ٱلْمَيِّتَ مِنَ ٱلْحَىِّ وَيُحْىِ ٱلْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَكَذَٰلِكَ تُخْرَجُونَ
Ölüden diriyi, diriden de ölüyü çıkarır ve ölümünden sonra yeri diriltir. Siz de böyle çıkarılacaksınız.
وَمِنْ ءَايَٰتِهِۦٓ أَنْ خَلَقَكُم مِّن تُرَابٍ ثُمَّ إِذَآ أَنتُم بَشَرٌ تَنتَشِرُونَ
Sizi topraktan yaratması O'nun ayetlerindendir; sonra siz insan olup yayılıyorsunuz.
وَمِنْ ءَايَٰتِهِۦٓ أَنْ خَلَقَ لَكُم مِّنْ أَنفُسِكُمْ أَزْوَٰجًا لِّتَسْكُنُوٓا۟ إِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُم مَّوَدَّةً وَرَحْمَةً إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَٰتٍ لِّقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
Kendileriyle huzur bulasınız diye size kendi türünüzden eşler yaratması ve aranıza sevgi ve merhamet koyması da O'nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir topluluk için ayetler vardır.
وَمِنْ ءَايَٰتِهِۦ خَلْقُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَٱخْتِلَٰفُ أَلْسِنَتِكُمْ وَأَلْوَٰنِكُمْ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَٰتٍ لِّلْعَٰلِمِينَ
Gökleri ve yeri yaratması, dillerinizin ve renklerinizin farklı olması da O'nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda bilenler için ayetler vardır.
وَمِنْ ءَايَٰتِهِۦ مَنَامُكُم بِٱلَّيْلِ وَٱلنَّهَارِ وَٱبْتِغَآؤُكُم مِّن فَضْلِهِۦٓ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَٰتٍ لِّقَوْمٍ يَسْمَعُونَ
Gece ve gündüz uyumanız, O'nun lütfundan aramanız da O'nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda işiten bir topluluk için ayetler vardır.
وَمِنْ ءَايَٰتِهِۦ يُرِيكُمُ ٱلْبَرْقَ خَوْفًا وَطَمَعًا وَيُنَزِّلُ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءً فَيُحْىِۦ بِهِ ٱلْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَآ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَٰتٍ لِّقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
Size korku ve umut olarak şimşeği göstermesi, gökten su indirip onunla ölümünden sonra yeri diriltmesi de O'nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda akleden bir topluluk için ayetler vardır.
وَمِنْ ءَايَٰتِهِۦٓ أَن تَقُومَ ٱلسَّمَآءُ وَٱلْأَرْضُ بِأَمْرِهِۦ ثُمَّ إِذَا دَعَاكُمْ دَعْوَةً مِّنَ ٱلْأَرْضِ إِذَآ أَنتُمْ تَخْرُجُونَ
Göğün ve yerin O'nun emriyle ayakta durması da O'nun ayetlerindendir. Sonra sizi yerden bir çağrıyla çağırdığında, hemen çıkarsınız.
وَلَهُۥ مَن فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ كُلٌّ لَّهُۥ قَٰنِتُونَ
Göklerde ve yerde kim varsa O'nundur; hepsi O'na boyun eğmiştir.
وَهُوَ ٱلَّذِى يَبْدَؤُا۟ ٱلْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُۥ وَهُوَ أَهْوَنُ عَلَيْهِ وَلَهُ ٱلْمَثَلُ ٱلْأَعْلَىٰ فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ
Yaratmayı başlatan, sonra tekrarlayan O'dur; bu O'na daha kolaydır. Göklerde ve yerde en yüce nitelemeler O'nundur. O güçlüdür, hikmet sahibidir.
ضَرَبَ لَكُم مَّثَلًا مِّنْ أَنفُسِكُمْ هَل لَّكُم مِّن مَّا مَلَكَتْ أَيْمَٰنُكُم مِّن شُرَكَآءَ فِى مَا رَزَقْنَٰكُمْ فَأَنتُمْ فِيهِ سَوَآءٌ تَخَافُونَهُمْ كَخِيفَتِكُمْ أَنفُسَكُمْ كَذَٰلِكَ نُفَصِّلُ ٱلْـَٔايَٰتِ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
Size kendinizden bir örnek verdi: elinizin altında bulunanlardan, size verdiğimiz rızıkta ortaklarınız var mı da onda eşit oluyorsunuz ve birbirinizden çekindiğiniz gibi onlardan da çekiniyorsunuz? Akleden bir topluluk için ayetleri işte böyle açıklıyoruz.
بَلِ ٱتَّبَعَ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓا۟ أَهْوَآءَهُم بِغَيْرِ عِلْمٍ فَمَن يَهْدِى مَنْ أَضَلَّ ٱللَّهُ وَمَا لَهُم مِّن نَّٰصِرِينَ
Hayır! Zulmedenler bilgisizce arzularına uydular. Allah'ın saptırdığını kim doğru yola iletebilir? Onların hiçbir yardımcısı yoktur.
فَأَقِمْ وَجْهَكَ لِلدِّينِ حَنِيفًا فِطْرَتَ ٱللَّهِ ٱلَّتِى فَطَرَ ٱلنَّاسَ عَلَيْهَا لَا تَبْدِيلَ لِخَلْقِ ٱللَّهِ ذَٰلِكَ ٱلدِّينُ ٱلْقَيِّمُ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
Yüzünü hanîf olarak dine çevir; Allah'ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata. Allah'ın yaratışında değişme yoktur. İşte dosdoğru din budur; fakat insanların çoğu bilmez.
مُنِيبِينَ إِلَيْهِ وَٱتَّقُوهُ وَأَقِيمُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَلَا تَكُونُوا۟ مِنَ ٱلْمُشْرِكِينَ
O'na yönelerek, O'na karşı sorumlu davranın, namazı kılın ve ortak koşanlardan olmayın;
مِنَ ٱلَّذِينَ فَرَّقُوا۟ دِينَهُمْ وَكَانُوا۟ شِيَعًا كُلُّ حِزْبٍۭ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ
Dinlerini parçalayıp gruplara ayrılanlardan. Her grup kendi yanındakiyle sevinmektedir.
وَإِذَا مَسَّ ٱلنَّاسَ ضُرٌّ دَعَوْا۟ رَبَّهُم مُّنِيبِينَ إِلَيْهِ ثُمَّ إِذَآ أَذَاقَهُم مِّنْهُ رَحْمَةً إِذَا فَرِيقٌ مِّنْهُم بِرَبِّهِمْ يُشْرِكُونَ
İnsanlara bir zarar dokunduğunda, Rablerine yönelerek O'na yalvarırlar. Sonra onlara kendinden bir rahmet tattırdığında, içlerinden bir grup Rablerine ortak koşar;
لِيَكْفُرُوا۟ بِمَآ ءَاتَيْنَٰهُمْ فَتَمَتَّعُوا۟ فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ
Kendilerine verdiklerimize nankörlük etmek için. Öyleyse yararlanın; yakında bileceksiniz.
أَمْ أَنزَلْنَا عَلَيْهِمْ سُلْطَٰنًا فَهُوَ يَتَكَلَّمُ بِمَا كَانُوا۟ بِهِۦ يُشْرِكُونَ
Yoksa onlara bir delil indirdik de o, ortak koştukları şey hakkında mı konuşuyor?
وَإِذَآ أَذَقْنَا ٱلنَّاسَ رَحْمَةً فَرِحُوا۟ بِهَا وَإِن تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌۢ بِمَا قَدَّمَتْ أَيْدِيهِمْ إِذَا هُمْ يَقْنَطُونَ
İnsanlara bir rahmet tattırdığımızda onunla sevinirler. Kendi elleriyle yaptıkları yüzünden bir kötülük dokunduğunda ise hemen ümitsizliğe düşerler.
أَوَلَمْ يَرَوْا۟ أَنَّ ٱللَّهَ يَبْسُطُ ٱلرِّزْقَ لِمَن يَشَآءُ وَيَقْدِرُ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَٰتٍ لِّقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
Görmediler mi? Allah, dilediğine rızkı bol verir, dilediğine ölçüyle. Şüphesiz bunda iman eden bir topluluk için ayetler vardır.
فَـَٔاتِ ذَا ٱلْقُرْبَىٰ حَقَّهُۥ وَٱلْمِسْكِينَ وَٱبْنَ ٱلسَّبِيلِ ذَٰلِكَ خَيْرٌ لِّلَّذِينَ يُرِيدُونَ وَجْهَ ٱللَّهِ وَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُفْلِحُونَ
Akrabaya, yoksula ve yolda kalmışa hakkını ver. Bu, Allah'ın rızasını isteyenler için daha hayırlıdır. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.
وَمَآ ءَاتَيْتُم مِّن رِّبًا لِّيَرْبُوَا۟ فِىٓ أَمْوَٰلِ ٱلنَّاسِ فَلَا يَرْبُوا۟ عِندَ ٱللَّهِ وَمَآ ءَاتَيْتُم مِّن زَكَوٰةٍ تُرِيدُونَ وَجْهَ ٱللَّهِ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُضْعِفُونَ
İnsanların malları içinde artsın diye faizle verdiğiniz, Allah katında artmaz. Allah'ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekât ise; işte kat kat artıranlar onlardır.
ٱللَّهُ ٱلَّذِى خَلَقَكُمْ ثُمَّ رَزَقَكُمْ ثُمَّ يُمِيتُكُمْ ثُمَّ يُحْيِيكُمْ هَلْ مِن شُرَكَآئِكُم مَّن يَفْعَلُ مِن ذَٰلِكُم مِّن شَىْءٍ سُبْحَٰنَهُۥ وَتَعَٰلَىٰ عَمَّا يُشْرِكُونَ
Sizi yaratan, sonra rızıklandıran, sonra öldüren, sonra dirilten Allah'tır. Ortaklarınız içinde, bunlardan birini yapan var mı? O, ortak koştuklarından yüce ve uzaktır.
ظَهَرَ ٱلْفَسَادُ فِى ٱلْبَرِّ وَٱلْبَحْرِ بِمَا كَسَبَتْ أَيْدِى ٱلنَّاسِ لِيُذِيقَهُم بَعْضَ ٱلَّذِى عَمِلُوا۟ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ
İnsanların elleriyle kazandıkları yüzünden karada ve denizde bozulma ortaya çıktı; yaptıklarının bir kısmını onlara tattırsın da belki dönerler diye.
قُلْ سِيرُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ فَٱنظُرُوا۟ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلُ كَانَ أَكْثَرُهُم مُّشْرِكِينَ
De ki: Yeryüzünde dolaşın ve öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakın. Onların çoğu ortak koşanlardı.
فَأَقِمْ وَجْهَكَ لِلدِّينِ ٱلْقَيِّمِ مِن قَبْلِ أَن يَأْتِىَ يَوْمٌ لَّا مَرَدَّ لَهُۥ مِنَ ٱللَّهِ يَوْمَئِذٍ يَصَّدَّعُونَ
Allah'tan, geri çevrilmesi olmayan bir gün gelmeden önce yüzünü dosdoğru dine çevir. O gün insanlar bölük bölük ayrılır.
مَن كَفَرَ فَعَلَيْهِ كُفْرُهُۥ وَمَنْ عَمِلَ صَٰلِحًا فَلِأَنفُسِهِمْ يَمْهَدُونَ
Kim inkâr ederse, inkârı kendi aleyhinedir. Kim salih amel işlerse, kendileri için hazırlamış olurlar.
لِيَجْزِىَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ مِن فَضْلِهِۦٓ إِنَّهُۥ لَا يُحِبُّ ٱلْكَٰفِرِينَ
Allah, iman edip salih amel işleyenleri lütfundan ödüllendirsin diye. Şüphesiz O, gerçeği örtenleri sevmez.
وَمِنْ ءَايَٰتِهِۦٓ أَن يُرْسِلَ ٱلرِّيَاحَ مُبَشِّرَٰتٍ وَلِيُذِيقَكُم مِّن رَّحْمَتِهِۦ وَلِتَجْرِىَ ٱلْفُلْكُ بِأَمْرِهِۦ وَلِتَبْتَغُوا۟ مِن فَضْلِهِۦ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
Rüzgârları müjdeleyiciler olarak göndermesi de O'nun ayetlerindendir; size rahmetinden tattırsın, gemiler emriyle aksın ve O'nun lütfundan arayasınız diye. Belki şükredersiniz.
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ رُسُلًا إِلَىٰ قَوْمِهِمْ فَجَآءُوهُم بِٱلْبَيِّنَٰتِ فَٱنتَقَمْنَا مِنَ ٱلَّذِينَ أَجْرَمُوا۟ وَكَانَ حَقًّا عَلَيْنَا نَصْرُ ٱلْمُؤْمِنِينَ
Andolsun senden önce de kendi kavimlerine elçiler gönderdik; onlara apaçık delillerle geldiler. Biz de suç işleyenlerden intikam aldık. Müminlere yardım etmek üzerimize bir haktı.
ٱللَّهُ ٱلَّذِى يُرْسِلُ ٱلرِّيَٰحَ فَتُثِيرُ سَحَابًا فَيَبْسُطُهُۥ فِى ٱلسَّمَآءِ كَيْفَ يَشَآءُ وَيَجْعَلُهُۥ كِسَفًا فَتَرَى ٱلْوَدْقَ يَخْرُجُ مِنْ خِلَٰلِهِۦ فَإِذَآ أَصَابَ بِهِۦ مَن يَشَآءُ مِنْ عِبَادِهِۦٓ إِذَا هُمْ يَسْتَبْشِرُونَ
Allah, rüzgârları gönderendir; onlar bir bulutu kaldırır. Allah onu gökte dilediği gibi yayar ve parça parça eder. Derken aralarından yağmurun çıktığını görürsün. Onu kullarından dilediğine ulaştırdığında hemen sevinirler.
وَإِن كَانُوا۟ مِن قَبْلِ أَن يُنَزَّلَ عَلَيْهِم مِّن قَبْلِهِۦ لَمُبْلِسِينَ
Oysa onlar, kendilerine indirilmeden önce ümitsizliğe düşmüşlerdi.
فَٱنظُرْ إِلَىٰٓ ءَاثَٰرِ رَحْمَتِ ٱللَّهِ كَيْفَ يُحْىِ ٱلْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَآ إِنَّ ذَٰلِكَ لَمُحْىِ ٱلْمَوْتَىٰ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ
Allah'ın rahmetinin izlerine bak: yeri ölümünden sonra nasıl diriltiyor. Şüphesiz O, ölüleri de diriltendir. O her şeye gücü yetendir.
وَلَئِنْ أَرْسَلْنَا رِيحًا فَرَأَوْهُ مُصْفَرًّا لَّظَلُّوا۟ مِنۢ بَعْدِهِۦ يَكْفُرُونَ
Andolsun bir rüzgâr göndersek de ekini sararmış görseler, bunun ardından mutlaka nankörlüğe başlarlar.
فَإِنَّكَ لَا تُسْمِعُ ٱلْمَوْتَىٰ وَلَا تُسْمِعُ ٱلصُّمَّ ٱلدُّعَآءَ إِذَا وَلَّوْا۟ مُدْبِرِينَ
Şüphesiz sen ölülere işittiremezsin; arkalarını dönüp giderken sağırlara da çağrıyı işittiremezsin.
وَمَآ أَنتَ بِهَٰدِ ٱلْعُمْىِ عَن ضَلَٰلَتِهِمْ إِن تُسْمِعُ إِلَّا مَن يُؤْمِنُ بِـَٔايَٰتِنَا فَهُم مُّسْلِمُونَ
Sen körleri de sapkınlıklarından çıkarıp doğru yola iletemezsin. Sen ancak ayetlerimize iman edenlere işittirirsin; işte onlar teslim olanlardır.
ٱللَّهُ ٱلَّذِى خَلَقَكُم مِّن ضَعْفٍ ثُمَّ جَعَلَ مِنۢ بَعْدِ ضَعْفٍ قُوَّةً ثُمَّ جَعَلَ مِنۢ بَعْدِ قُوَّةٍ ضَعْفًا وَشَيْبَةً يَخْلُقُ مَا يَشَآءُ وَهُوَ ٱلْعَلِيمُ ٱلْقَدِيرُ
Allah, sizi güçsüzlükten yaratan, sonra güçsüzlüğün ardından güç veren, sonra gücün ardından güçsüzlük ve ihtiyarlık verendir. O dilediğini yaratır. O bilendir, gücü yetendir.
وَيَوْمَ تَقُومُ ٱلسَّاعَةُ يُقْسِمُ ٱلْمُجْرِمُونَ مَا لَبِثُوا۟ غَيْرَ سَاعَةٍ كَذَٰلِكَ كَانُوا۟ يُؤْفَكُونَ
Kıyametin kopacağı gün suçlular, bir saatten fazla kalmadıklarına yemin ederler. İşte böyle çevriliyorlardı.
وَقَالَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْعِلْمَ وَٱلْإِيمَٰنَ لَقَدْ لَبِثْتُمْ فِى كِتَٰبِ ٱللَّهِ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْبَعْثِ فَهَٰذَا يَوْمُ ٱلْبَعْثِ وَلَٰكِنَّكُمْ كُنتُمْ لَا تَعْلَمُونَ
Kendilerine ilim ve iman verilenler ise derler ki: "Andolsun, Allah'ın kitabında yazılı olduğu üzere diriliş gününe kadar kaldınız. İşte bu diriliş günüdür; fakat siz bilmiyordunuz."
فَيَوْمَئِذٍ لَّا يَنفَعُ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ مَعْذِرَتُهُمْ وَلَا هُمْ يُسْتَعْتَبُونَ
O gün zulmedenlere mazeretleri fayda vermez ve onlardan özür dilemeleri de istenmez.
وَلَقَدْ ضَرَبْنَا لِلنَّاسِ فِى هَٰذَا ٱلْقُرْءَانِ مِن كُلِّ مَثَلٍ وَلَئِن جِئْتَهُم بِـَٔايَةٍ لَّيَقُولَنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ إِنْ أَنتُمْ إِلَّا مُبْطِلُونَ
Andolsun biz bu Kur'an'da insanlara her türlü örneği verdik. Onlara bir ayet getirsen, inkâr edenler mutlaka "Siz ancak batıla sapanlarsınız" derler.
كَذَٰلِكَ يَطْبَعُ ٱللَّهُ عَلَىٰ قُلُوبِ ٱلَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ
Bilmeyenlerin kalplerini Allah işte böyle mühürler.
فَٱصْبِرْ إِنَّ وَعْدَ ٱللَّهِ حَقٌّ وَلَا يَسْتَخِفَّنَّكَ ٱلَّذِينَ لَا يُوقِنُونَ
Öyleyse sabret; şüphesiz Allah'ın vaadi gerçektir. Kesin olarak inanmayanlar seni hafifliğe sürüklemesin.
Arapça Kur’an metni Tanzil Project tarafından hazırlanmıştır (Uthmani imlası, sürüm 1.1). Lisans: Creative Commons Attribution 3.0 —tanzil.net
Eşler arasına konan iki şey
21. ayet, evlilikte amacı "liteskünû ileyhâ" ile bildirir: onlarda huzur bulasınız diye. Kullanılan kök, huzur ayetlerindeki "sekîne" ile aynıdır.
Ardından iki şeyin konduğu bildirilir: meveddet ve rahmet.
Klasik tefsirlerde bu ikilinin ayrı şeyler olduğu belirtilir. Meveddet karşılıklı sevgi, rahmet ise sevginin azaldığı durumda devrede kalan şefkat olarak açıklanır.
Bu sitede aile ayetleri teması ve evlilik duası sayfaları bu ayete dayanır.
Fıtrat
30. ayet, fıtrat kavramının Kur'an'daki dayanağıdır.
Kelime f-t-r kökünden gelir; Fâtır suresinin adı da aynı köktendir ve yarıp yaratmak anlamı taşır.
Ayet üç şeyi arka arkaya söyler: yüzü dine çevirmek, bunun insanların üzerinde yaratıldığı fıtrat olması ve Allah'ın yaratışında değişme bulunmaması.
Klasik tefsirlerde bu ayet, dinin sonradan eklenen değil, yaratılışla uyumlu bir yöneliş olarak sunulması bakımından ele alınır.
Faiz ile zekâtın karşılaştırılması
39. ayet iki işlemi yan yana koyar ve sonuçlarını ters çevirir.
Artsın diye faizle verilen Allah katında artmaz. Karşılık beklemeden verilen zekât ise kat kat artar.
Klasik tefsirlerde bu karşıtlık üzerinde durulur; ölçü işlemin görünen yönü değil, niyeti ve yönüdür.
38. ayet listeyi verir: akraba, yoksul, yolda kalmış. Bu sitede rızık kavramı ayrı bir sayfada ele alınmaktadır.
Sonra güçsüzlük
54. ayet insan ömrünü üç aşamada anlatır: güçsüzlük, güç, sonra yeniden güçsüzlük ve ihtiyarlık.
Klasik tefsirlerde bu döngü üzerinde durulur; gücün ortada bir aşama olduğu, başlangıç ve sonun aynı olduğu belirtilir.
Aynı çerçeve Yâsîn 68'de de bulunur: "Kime uzun ömür verirsek, onu yaratılışta tersine çeviririz."
Sık sorulan sorular
Fıtrat ayeti hangisidir?
Rûm suresi 30. ayettir. Ayet, dine yönelmeyi "Allah'ın insanları üzerinde yarattığı fıtrat" olarak niteler ve Allah'ın yaratışında değişme bulunmadığını bildirir.
Evlilikle ilgili en çok anılan ayet hangisidir?
Rûm 21'dir. Eşlerin birbirinde huzur bulması ve aralarına sevgi ile merhamet konması, Allah'ın ayetlerinden sayılır.
Kaynaklar
- Kur’anRûm 30:1-60 — Surenin metni
- Kur’anBakara 2:187 — Eşler için elbise benzetmesi
- Kur’anYâsîn 36:68 — Ömrün tersine çevrilmesi
- Kur’anBakara 2:276 — Faizin eksiltilmesi ve sadakanın artırılması
Son güncelleme: