Fâtır Suresi

Kur’anBu sayfadaki bilgilerin ana kaynak seviyesi

Fâtır suresi 45 ayettir ve adı "yoktan var eden" anlamına gelir. On beşinci ayeti, muhtaçlık ilişkisinin yönünü tek cümlede bildirir.

Sure numarası
35. sure
Arapça adı
فاطر
Ayet sayısı
45 ayet
Nüzul yeri
Mekki (Mekke dönemi)
Nüzul sırası
43.
Cüz
22. cüz
Ana konusu
Yaratma, muhtaçlık ve rahmetin tutulup salıverilmesi

Adının anlamı

Fâtır, f-t-r kökünden gelir ve yarıp yaratan, yoktan var eden anlamındadır. El-Fâtır ismi de aynı köktendir.

Temel temaları

  • yaratma
  • muhtaçlık
  • rızık
  • sorumluluk

Fâtır suresi — Arapçası ve anlamı

Aşağıdaki Türkçe anlam bu siteye aittir; herhangi bir mealden alınmamıştır. Amacı ayetin ne dediğini açık Türkçeyle aktarmaktır, basılı bir mealin yerini tutmaz. Anlam metni Arapçanın karşılığı değil, karşılığının aktarımıdır — esas olan Arapça metindir.

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

  1. ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ فَاطِرِ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ جَاعِلِ ٱلْمَلَٰٓئِكَةِ رُسُلًا أُو۟لِىٓ أَجْنِحَةٍ مَّثْنَىٰ وَثُلَٰثَ وَرُبَٰعَ يَزِيدُ فِى ٱلْخَلْقِ مَا يَشَآءُ إِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ

    Hamd, gökleri ve yeri yoktan var eden, melekleri ikişer, üçer ve dörder kanatlı elçiler yapan Allah'a aittir. Yaratmada dilediğini artırır. Şüphesiz Allah her şeye gücü yetendir.

  2. مَّا يَفْتَحِ ٱللَّهُ لِلنَّاسِ مِن رَّحْمَةٍ فَلَا مُمْسِكَ لَهَا وَمَا يُمْسِكْ فَلَا مُرْسِلَ لَهُۥ مِنۢ بَعْدِهِۦ وَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ

    Allah'ın insanlara açtığı rahmeti tutacak yoktur; tuttuğunu da O'ndan sonra salıverecek yoktur. O güçlüdür, hikmet sahibidir.

  3. يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ ٱذْكُرُوا۟ نِعْمَتَ ٱللَّهِ عَلَيْكُمْ هَلْ مِنْ خَٰلِقٍ غَيْرُ ٱللَّهِ يَرْزُقُكُم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ وَٱلْأَرْضِ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ فَأَنَّىٰ تُؤْفَكُونَ

    Ey insanlar! Allah'ın üzerinizdeki nimetini anın. Allah'tan başka, sizi gökten ve yerden rızıklandıran bir yaratıcı var mı? O'ndan başka ilah yoktur. Öyleyse nasıl çevriliyorsunuz?

  4. وَإِن يُكَذِّبُوكَ فَقَدْ كُذِّبَتْ رُسُلٌ مِّن قَبْلِكَ وَإِلَى ٱللَّهِ تُرْجَعُ ٱلْأُمُورُ

    Seni yalanlıyorlarsa, senden önceki elçiler de yalanlanmıştı. İşler Allah'a döndürülür.

  5. يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ إِنَّ وَعْدَ ٱللَّهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ ٱلْحَيَوٰةُ ٱلدُّنْيَا وَلَا يَغُرَّنَّكُم بِٱللَّهِ ٱلْغَرُورُ

    Ey insanlar! Şüphesiz Allah'ın vaadi gerçektir. Dünya hayatı sizi aldatmasın ve çok aldatıcı da sizi Allah hakkında aldatmasın.

  6. إِنَّ ٱلشَّيْطَٰنَ لَكُمْ عَدُوٌّ فَٱتَّخِذُوهُ عَدُوًّا إِنَّمَا يَدْعُوا۟ حِزْبَهُۥ لِيَكُونُوا۟ مِنْ أَصْحَٰبِ ٱلسَّعِيرِ

    Şüphesiz şeytan sizin düşmanınızdır; siz de onu düşman edinin. O, kendi taraftarlarını ancak alevli ateşin halkı olmaya çağırır.

  7. ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ لَهُم مَّغْفِرَةٌ وَأَجْرٌ كَبِيرٌ

    İnkâr edenler için şiddetli bir azap vardır. İman edip salih amel işleyenler için ise bağışlanma ve büyük bir karşılık vardır.

  8. أَفَمَن زُيِّنَ لَهُۥ سُوٓءُ عَمَلِهِۦ فَرَءَاهُ حَسَنًا فَإِنَّ ٱللَّهَ يُضِلُّ مَن يَشَآءُ وَيَهْدِى مَن يَشَآءُ فَلَا تَذْهَبْ نَفْسُكَ عَلَيْهِمْ حَسَرَٰتٍ إِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمٌۢ بِمَا يَصْنَعُونَ

    Kötü işi kendisine süslü gösterilen ve onu güzel gören kimse mi? Şüphesiz Allah dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola iletir. Onlara üzülerek kendini tüketme. Şüphesiz Allah, onların yaptıklarını bilendir.

  9. وَٱللَّهُ ٱلَّذِىٓ أَرْسَلَ ٱلرِّيَٰحَ فَتُثِيرُ سَحَابًا فَسُقْنَٰهُ إِلَىٰ بَلَدٍ مَّيِّتٍ فَأَحْيَيْنَا بِهِ ٱلْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا كَذَٰلِكَ ٱلنُّشُورُ

    Rüzgârları gönderen Allah'tır; bir bulutu kaldırır, onu ölü bir beldeye sürer ve ölümünden sonra yeri onunla diriltiriz. Diriliş de böyledir.

  10. مَن كَانَ يُرِيدُ ٱلْعِزَّةَ فَلِلَّهِ ٱلْعِزَّةُ جَمِيعًا إِلَيْهِ يَصْعَدُ ٱلْكَلِمُ ٱلطَّيِّبُ وَٱلْعَمَلُ ٱلصَّٰلِحُ يَرْفَعُهُۥ وَٱلَّذِينَ يَمْكُرُونَ ٱلسَّيِّـَٔاتِ لَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌ وَمَكْرُ أُو۟لَٰٓئِكَ هُوَ يَبُورُ

    Kim üstünlük istiyorsa, üstünlüğün tamamı Allah'ındır. Güzel söz O'na yükselir; salih ameli de O yükseltir. Kötülükleri planlayanlar için şiddetli bir azap vardır ve onların planı boşa çıkar.

  11. وَٱللَّهُ خَلَقَكُم مِّن تُرَابٍ ثُمَّ مِن نُّطْفَةٍ ثُمَّ جَعَلَكُمْ أَزْوَٰجًا وَمَا تَحْمِلُ مِنْ أُنثَىٰ وَلَا تَضَعُ إِلَّا بِعِلْمِهِۦ وَمَا يُعَمَّرُ مِن مُّعَمَّرٍ وَلَا يُنقَصُ مِنْ عُمُرِهِۦٓ إِلَّا فِى كِتَٰبٍ إِنَّ ذَٰلِكَ عَلَى ٱللَّهِ يَسِيرٌ

    Allah sizi topraktan, sonra bir damla sudan yarattı; sonra sizi çiftler yaptı. Hiçbir dişi, O'nun bilgisi olmadan gebe kalmaz ve doğurmaz. Ömrü uzatılan ve ömründen eksiltilen hiç kimse yoktur ki bir kitapta yazılmış olmasın. Şüphesiz bu, Allah'a kolaydır.

  12. وَمَا يَسْتَوِى ٱلْبَحْرَانِ هَٰذَا عَذْبٌ فُرَاتٌ سَآئِغٌ شَرَابُهُۥ وَهَٰذَا مِلْحٌ أُجَاجٌ وَمِن كُلٍّ تَأْكُلُونَ لَحْمًا طَرِيًّا وَتَسْتَخْرِجُونَ حِلْيَةً تَلْبَسُونَهَا وَتَرَى ٱلْفُلْكَ فِيهِ مَوَاخِرَ لِتَبْتَغُوا۟ مِن فَضْلِهِۦ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

    İki deniz bir olmaz: biri tatlı, susuzluğu giderir, içimi kolaydır; diğeri tuzlu ve acıdır. Her birinden taze et yersiniz ve takındığınız süsler çıkarırsınız. Gemilerin orada suyu yararak gittiğini görürsün; O'nun lütfundan arayasınız ve şükredesiniz diye.

  13. يُولِجُ ٱلَّيْلَ فِى ٱلنَّهَارِ وَيُولِجُ ٱلنَّهَارَ فِى ٱلَّيْلِ وَسَخَّرَ ٱلشَّمْسَ وَٱلْقَمَرَ كُلٌّ يَجْرِى لِأَجَلٍ مُّسَمًّى ذَٰلِكُمُ ٱللَّهُ رَبُّكُمْ لَهُ ٱلْمُلْكُ وَٱلَّذِينَ تَدْعُونَ مِن دُونِهِۦ مَا يَمْلِكُونَ مِن قِطْمِيرٍ

    Geceyi gündüze katar, gündüzü de geceye katar. Güneşi ve ayı emrine boyun eğdirdi; her biri belirli bir süreye kadar akıp gider. İşte Rabbiniz olan Allah budur; mülk O'nundur. O'ndan başka yalvardıklarınız ise bir hurma çekirdeğinin zarına bile sahip değildir.

  14. إِن تَدْعُوهُمْ لَا يَسْمَعُوا۟ دُعَآءَكُمْ وَلَوْ سَمِعُوا۟ مَا ٱسْتَجَابُوا۟ لَكُمْ وَيَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ يَكْفُرُونَ بِشِرْكِكُمْ وَلَا يُنَبِّئُكَ مِثْلُ خَبِيرٍ

    Onlara yalvarsanız çağrınızı işitmezler; işitseler bile size karşılık veremezler. Kıyamet günü ise ortak koşmanızı inkâr ederler. Sana, her şeyden haberdar olan gibi haber veren olmaz.

  15. يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ أَنتُمُ ٱلْفُقَرَآءُ إِلَى ٱللَّهِ وَٱللَّهُ هُوَ ٱلْغَنِىُّ ٱلْحَمِيدُ

    Ey insanlar! Allah'a muhtaç olan sizsiniz. Allah ise zengindir, övgüye layıktır.

  16. إِن يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ وَيَأْتِ بِخَلْقٍ جَدِيدٍ

    Dilerse sizi giderir ve yeni bir yaratılış getirir.

  17. وَمَا ذَٰلِكَ عَلَى ٱللَّهِ بِعَزِيزٍ

    Bu, Allah'a zor değildir.

  18. وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَىٰ وَإِن تَدْعُ مُثْقَلَةٌ إِلَىٰ حِمْلِهَا لَا يُحْمَلْ مِنْهُ شَىْءٌ وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبَىٰٓ إِنَّمَا تُنذِرُ ٱلَّذِينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُم بِٱلْغَيْبِ وَأَقَامُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَمَن تَزَكَّىٰ فَإِنَّمَا يَتَزَكَّىٰ لِنَفْسِهِۦ وَإِلَى ٱللَّهِ ٱلْمَصِيرُ

    Hiçbir günahkâr, bir başkasının günahını yüklenmez. Yükü ağır olan onu taşımaya çağırsa, yakını bile olsa ondan bir şey yüklenilmez. Sen ancak, görmediği hâlde Rablerinden korkanları ve namazı kılanları uyarırsın. Kim arınırsa, kendisi için arınmış olur. Dönüş Allah'adır.

  19. وَمَا يَسْتَوِى ٱلْأَعْمَىٰ وَٱلْبَصِيرُ

    Kör ile gören bir olmaz.

  20. وَلَا ٱلظُّلُمَٰتُ وَلَا ٱلنُّورُ

    Karanlıklar ile aydınlık da.

  21. وَلَا ٱلظِّلُّ وَلَا ٱلْحَرُورُ

    Gölge ile sıcak da.

  22. وَمَا يَسْتَوِى ٱلْأَحْيَآءُ وَلَا ٱلْأَمْوَٰتُ إِنَّ ٱللَّهَ يُسْمِعُ مَن يَشَآءُ وَمَآ أَنتَ بِمُسْمِعٍ مَّن فِى ٱلْقُبُورِ

    Diriler ile ölüler de bir olmaz. Şüphesiz Allah dilediğine işittirir. Sen kabirlerdekilere işittirecek değilsin.

  23. إِنْ أَنتَ إِلَّا نَذِيرٌ

    Sen ancak bir uyarıcısın.

  24. إِنَّآ أَرْسَلْنَٰكَ بِٱلْحَقِّ بَشِيرًا وَنَذِيرًا وَإِن مِّنْ أُمَّةٍ إِلَّا خَلَا فِيهَا نَذِيرٌ

    Şüphesiz biz seni müjdeleyici ve uyarıcı olarak gerçekle gönderdik. Hiçbir ümmet yoktur ki içinde bir uyarıcı gelip geçmemiş olsun.

  25. وَإِن يُكَذِّبُوكَ فَقَدْ كَذَّبَ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ جَآءَتْهُمْ رُسُلُهُم بِٱلْبَيِّنَٰتِ وَبِٱلزُّبُرِ وَبِٱلْكِتَٰبِ ٱلْمُنِيرِ

    Seni yalanlıyorlarsa, onlardan öncekiler de yalanlamıştı. Elçileri onlara apaçık delillerle, sayfalarla ve aydınlatıcı kitapla gelmişti.

  26. ثُمَّ أَخَذْتُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ فَكَيْفَ كَانَ نَكِيرِ

    Sonra inkâr edenleri yakaladım. Cezam nasılmış!

  27. أَلَمْ تَرَ أَنَّ ٱللَّهَ أَنزَلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءً فَأَخْرَجْنَا بِهِۦ ثَمَرَٰتٍ مُّخْتَلِفًا أَلْوَٰنُهَا وَمِنَ ٱلْجِبَالِ جُدَدٌۢ بِيضٌ وَحُمْرٌ مُّخْتَلِفٌ أَلْوَٰنُهَا وَغَرَابِيبُ سُودٌ

    Görmedin mi? Allah gökten su indirdi; onunla renkleri çeşitli meyveler çıkardık. Dağlardan da beyaz, kırmızı, renkleri çeşitli ve simsiyah yollar vardır.

  28. وَمِنَ ٱلنَّاسِ وَٱلدَّوَآبِّ وَٱلْأَنْعَٰمِ مُخْتَلِفٌ أَلْوَٰنُهُۥ كَذَٰلِكَ إِنَّمَا يَخْشَى ٱللَّهَ مِنْ عِبَادِهِ ٱلْعُلَمَٰٓؤُا۟ إِنَّ ٱللَّهَ عَزِيزٌ غَفُورٌ

    İnsanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da renkleri çeşitli olanlar vardır. Allah'tan, kulları içinde ancak bilenler korkar. Şüphesiz Allah güçlüdür, çok bağışlayandır.

  29. إِنَّ ٱلَّذِينَ يَتْلُونَ كِتَٰبَ ٱللَّهِ وَأَقَامُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَأَنفَقُوا۟ مِمَّا رَزَقْنَٰهُمْ سِرًّا وَعَلَانِيَةً يَرْجُونَ تِجَٰرَةً لَّن تَبُورَ

    Şüphesiz Allah'ın kitabını okuyanlar, namazı kılanlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli ve açık harcayanlar, asla batmayacak bir ticaret umarlar;

  30. لِيُوَفِّيَهُمْ أُجُورَهُمْ وَيَزِيدَهُم مِّن فَضْلِهِۦٓ إِنَّهُۥ غَفُورٌ شَكُورٌ

    Karşılıklarını eksiksiz vermesi ve lütfundan artırması için. Şüphesiz O çok bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir.

  31. وَٱلَّذِىٓ أَوْحَيْنَآ إِلَيْكَ مِنَ ٱلْكِتَٰبِ هُوَ ٱلْحَقُّ مُصَدِّقًا لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ إِنَّ ٱللَّهَ بِعِبَادِهِۦ لَخَبِيرٌۢ بَصِيرٌ

    Sana kitaptan vahyettiğimiz, kendinden öncekini doğrulayan gerçeğin ta kendisidir. Şüphesiz Allah, kullarından haberdardır, onları görmektedir.

  32. ثُمَّ أَوْرَثْنَا ٱلْكِتَٰبَ ٱلَّذِينَ ٱصْطَفَيْنَا مِنْ عِبَادِنَا فَمِنْهُمْ ظَالِمٌ لِّنَفْسِهِۦ وَمِنْهُم مُّقْتَصِدٌ وَمِنْهُمْ سَابِقٌۢ بِٱلْخَيْرَٰتِ بِإِذْنِ ٱللَّهِ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلْفَضْلُ ٱلْكَبِيرُ

    Sonra kitabı, kullarımızdan seçtiklerimize miras bıraktık. Onlardan kimi kendine zulmeder, kimi orta yoldadır, kimi de Allah'ın izniyle iyiliklerde öne geçer. İşte büyük lütuf budur.

  33. جَنَّٰتُ عَدْنٍ يَدْخُلُونَهَا يُحَلَّوْنَ فِيهَا مِنْ أَسَاوِرَ مِن ذَهَبٍ وَلُؤْلُؤًا وَلِبَاسُهُمْ فِيهَا حَرِيرٌ

    Adn cennetlerine girerler; orada altın bilezikler ve incilerle süslenirler; oradaki elbiseleri ipektir.

  34. وَقَالُوا۟ ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ ٱلَّذِىٓ أَذْهَبَ عَنَّا ٱلْحَزَنَ إِنَّ رَبَّنَا لَغَفُورٌ شَكُورٌ

    Derler ki: "Bizden üzüntüyü gideren Allah'a hamdolsun. Şüphesiz Rabbimiz çok bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir.

  35. ٱلَّذِىٓ أَحَلَّنَا دَارَ ٱلْمُقَامَةِ مِن فَضْلِهِۦ لَا يَمَسُّنَا فِيهَا نَصَبٌ وَلَا يَمَسُّنَا فِيهَا لُغُوبٌ

    O, lütfundan bizi kalıcı yurda yerleştirdi. Burada bize ne bir yorgunluk dokunur ne de bir bıkkınlık."

  36. وَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَهُمْ نَارُ جَهَنَّمَ لَا يُقْضَىٰ عَلَيْهِمْ فَيَمُوتُوا۟ وَلَا يُخَفَّفُ عَنْهُم مِّنْ عَذَابِهَا كَذَٰلِكَ نَجْزِى كُلَّ كَفُورٍ

    İnkâr edenlere gelince, onlar için cehennem ateşi vardır. Ne haklarında hüküm verilir de ölürler ne de azapları hafifletilir. Her nankörü işte böyle cezalandırırız.

  37. وَهُمْ يَصْطَرِخُونَ فِيهَا رَبَّنَآ أَخْرِجْنَا نَعْمَلْ صَٰلِحًا غَيْرَ ٱلَّذِى كُنَّا نَعْمَلُ أَوَلَمْ نُعَمِّرْكُم مَّا يَتَذَكَّرُ فِيهِ مَن تَذَكَّرَ وَجَآءَكُمُ ٱلنَّذِيرُ فَذُوقُوا۟ فَمَا لِلظَّٰلِمِينَ مِن نَّصِيرٍ

    Orada feryat ederler: "Rabbimiz! Bizi çıkar da yaptığımızdan başkasını, salih ameli yapalım." Size, öğüt alacak kimsenin öğüt alacağı kadar ömür vermedik mi? Size uyarıcı da geldi. Öyleyse tadın! Zalimler için hiçbir yardımcı yoktur.

  38. إِنَّ ٱللَّهَ عَٰلِمُ غَيْبِ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ إِنَّهُۥ عَلِيمٌۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ

    Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gaybını bilendir. Şüphesiz O, göğüslerde olanı bilendir.

  39. هُوَ ٱلَّذِى جَعَلَكُمْ خَلَٰٓئِفَ فِى ٱلْأَرْضِ فَمَن كَفَرَ فَعَلَيْهِ كُفْرُهُۥ وَلَا يَزِيدُ ٱلْكَٰفِرِينَ كُفْرُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ إِلَّا مَقْتًا وَلَا يَزِيدُ ٱلْكَٰفِرِينَ كُفْرُهُمْ إِلَّا خَسَارًا

    Sizi yeryüzünde halifeler yapan O'dur. Kim inkâr ederse, inkârı kendi aleyhinedir. İnkâr edenlere, inkârları Rableri katında öfkeden başka bir şey artırmaz; inkâr edenlere inkârları hüsrandan başka bir şey artırmaz.

  40. قُلْ أَرَءَيْتُمْ شُرَكَآءَكُمُ ٱلَّذِينَ تَدْعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ أَرُونِى مَاذَا خَلَقُوا۟ مِنَ ٱلْأَرْضِ أَمْ لَهُمْ شِرْكٌ فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ أَمْ ءَاتَيْنَٰهُمْ كِتَٰبًا فَهُمْ عَلَىٰ بَيِّنَتٍ مِّنْهُ بَلْ إِن يَعِدُ ٱلظَّٰلِمُونَ بَعْضُهُم بَعْضًا إِلَّا غُرُورًا

    De ki: Allah'tan başka yalvardığınız ortaklarınızı gördünüz mü? Gösterin bana, yerden neyi yaratmışlar? Yoksa göklerde bir ortaklıkları mı var? Yoksa onlara bir kitap verdik de ondan apaçık bir delil üzerinde midirler? Hayır, zalimler birbirlerine ancak aldatma vaat ediyor.

  41. إِنَّ ٱللَّهَ يُمْسِكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ أَن تَزُولَا وَلَئِن زَالَتَآ إِنْ أَمْسَكَهُمَا مِنْ أَحَدٍ مِّنۢ بَعْدِهِۦٓ إِنَّهُۥ كَانَ حَلِيمًا غَفُورًا

    Şüphesiz Allah, gökleri ve yeri yok olmasınlar diye tutmaktadır. Yok olsalar, O'ndan sonra onları kimse tutamaz. Şüphesiz O halîmdir, çok bağışlayandır.

  42. وَأَقْسَمُوا۟ بِٱللَّهِ جَهْدَ أَيْمَٰنِهِمْ لَئِن جَآءَهُمْ نَذِيرٌ لَّيَكُونُنَّ أَهْدَىٰ مِنْ إِحْدَى ٱلْأُمَمِ فَلَمَّا جَآءَهُمْ نَذِيرٌ مَّا زَادَهُمْ إِلَّا نُفُورًا

    Bütün güçleriyle Allah'a yemin etmişlerdi ki kendilerine bir uyarıcı gelirse, herhangi bir ümmetten daha çok doğru yolda olacaklardı. Fakat onlara bir uyarıcı gelince, bu ancak nefretlerini artırdı;

  43. ٱسْتِكْبَارًا فِى ٱلْأَرْضِ وَمَكْرَ ٱلسَّيِّئِ وَلَا يَحِيقُ ٱلْمَكْرُ ٱلسَّيِّئُ إِلَّا بِأَهْلِهِۦ فَهَلْ يَنظُرُونَ إِلَّا سُنَّتَ ٱلْأَوَّلِينَ فَلَن تَجِدَ لِسُنَّتِ ٱللَّهِ تَبْدِيلًا وَلَن تَجِدَ لِسُنَّتِ ٱللَّهِ تَحْوِيلًا

    Yeryüzünde büyüklenmeleri ve kötü tuzak kurmaları yüzünden. Kötü tuzak ancak sahibini kuşatır. Onlar, öncekilerin kanunundan başkasını mı bekliyorlar? Allah'ın kanununda bir değişiklik bulamazsın; Allah'ın kanununda bir sapma da bulamazsın.

  44. أَوَلَمْ يَسِيرُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ فَيَنظُرُوا۟ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَكَانُوٓا۟ أَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَمَا كَانَ ٱللَّهُ لِيُعْجِزَهُۥ مِن شَىْءٍ فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَلَا فِى ٱلْأَرْضِ إِنَّهُۥ كَانَ عَلِيمًا قَدِيرًا

    Yeryüzünde dolaşıp da kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar bunlardan daha güçlüydü. Göklerde ve yerde Allah'ı aciz bırakacak hiçbir şey yoktur. Şüphesiz O bilendir, gücü yetendir.

  45. وَلَوْ يُؤَاخِذُ ٱللَّهُ ٱلنَّاسَ بِمَا كَسَبُوا۟ مَا تَرَكَ عَلَىٰ ظَهْرِهَا مِن دَآبَّةٍ وَلَٰكِن يُؤَخِّرُهُمْ إِلَىٰٓ أَجَلٍ مُّسَمًّى فَإِذَا جَآءَ أَجَلُهُمْ فَإِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِعِبَادِهِۦ بَصِيرًۢا

    Allah insanları kazandıkları yüzünden hemen cezalandırsaydı, yeryüzünde tek bir canlı bırakmazdı. Fakat onları belirlenmiş bir süreye kadar erteler. Süreleri geldiğinde, şüphesiz Allah kullarını görmektedir.

Arapça Kur’an metni Tanzil Project tarafından hazırlanmıştır (Uthmani imlası, sürüm 1.1). Lisans: Creative Commons Attribution 3.0 —tanzil.net

Muhtaçlığın yönü

15. ayet kısa ve kesindir: "Ey insanlar! Allah'a muhtaç olan sizsiniz. Allah ise zengindir, övgüye layıktır."

El-Ganî ismi burada anılır. Klasik tefsirlerde bu ayet, kulluk ilişkisinin yönünü belirlemesi bakımından ele alınır: ibadet, ihtiyacı olana yapılan bir hizmet değildir.

Aynı çerçeve Zâriyât 56-58'de de bulunur: yaratılışın amacı kulluk olarak bildirildikten hemen sonra "sizden rızık istemiyorum" denir.

16 ve 17. ayetler bunu tamamlar: yerine yeni bir yaratılış getirilebilir ve bu zor değildir.

Tutmak ve salıvermek

İkinci ayet iki yönlü bir cümle kurar: açılan rahmeti tutacak yoktur, tutulanı da salıverecek yoktur.

Klasik tefsirlerde bu simetri üzerinde durulur. Aynı yapı 41. ayette de bulunur: gökleri ve yeri tutan Allah'tır ve yok olsalar kimse tutamaz.

İki ayet birlikte okunduğunda sure, hem verme hem tutmayı aynı kaynağa bağlar. Bu sitede El-Kābız ve El-Bâsıt isimleri ayrı sayfalarda ele alınmaktadır.

Üç grup

32. ayet kitaba mirasçı olanları üçe ayırır: kendine zulmeden, orta yolda olan ve iyiliklerde öne geçen.

Dikkat çekici olan, üçünün de aynı cümlede "seçtiklerimiz" içinde sayılmasıdır. Ayet "işte büyük lütuf budur" diye biter.

Klasik tefsirlerde bu tasnif üzerinde durulur; kusurlu olan da kapsam dışında bırakılmaz.

Kaynaklar

  • Kur’an
    Fâtır 35:1-45 — Surenin metni
  • Kur’an
    Zâriyât 51:56-58 — Kulluk ve rızık
  • Kur’an
    Necm 53:38 — Sorumluluğun devredilemezliği

Son güncelleme: