Yûnus Suresi

Kur’anBu sayfadaki bilgilerin ana kaynak seviyesi

Yûnus suresi 109 ayettir. 57. ayeti Kur'an'ı gönüllerdekine bir şifa olarak niteler; 62. ayeti Allah'ın dostlarına korku olmadığını bildirir.

Sure numarası
10. sure
Arapça adı
يونس
Ayet sayısı
109 ayet
Nüzul yeri
Mekki (Mekke dönemi)
Nüzul sırası
51.
Cüz
11. cüz
Ana konusu
Sıkıntıda hatırlanıp geçince unutulan dua ve gönüllerin şifası

Adının anlamı

Sure adını, 98. ayette kavminden söz edilen Hz. Yûnus'tan alır.

Temel temaları

  • şifa
  • dua
  • korku
  • zan

Yûnus suresi — Arapçası ve anlamı

Aşağıdaki Türkçe anlam bu siteye aittir; herhangi bir mealden alınmamıştır. Amacı ayetin ne dediğini açık Türkçeyle aktarmaktır, basılı bir mealin yerini tutmaz. Anlam metni Arapçanın karşılığı değil, karşılığının aktarımıdır — esas olan Arapça metindir.

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

  1. الٓر تِلْكَ ءَايَٰتُ ٱلْكِتَٰبِ ٱلْحَكِيمِ

    Elif Lâm Râ. Bunlar, hikmetli kitabın ayetleridir.

  2. أَكَانَ لِلنَّاسِ عَجَبًا أَنْ أَوْحَيْنَآ إِلَىٰ رَجُلٍ مِّنْهُمْ أَنْ أَنذِرِ ٱلنَّاسَ وَبَشِّرِ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَنَّ لَهُمْ قَدَمَ صِدْقٍ عِندَ رَبِّهِمْ قَالَ ٱلْكَٰفِرُونَ إِنَّ هَٰذَا لَسَٰحِرٌ مُّبِينٌ

    İnsanları uyarması ve iman edenlere Rableri katında sağlam bir yer bulunduğunu müjdelemesi için içlerinden bir adama vahyetmemiz onlara şaşırtıcı mı geldi? Gerçeği örtenler dedi ki: "Bu, apaçık bir büyücüdür."

  3. إِنَّ رَبَّكُمُ ٱللَّهُ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ فِى سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ ٱسْتَوَىٰ عَلَى ٱلْعَرْشِ يُدَبِّرُ ٱلْأَمْرَ مَا مِن شَفِيعٍ إِلَّا مِنۢ بَعْدِ إِذْنِهِۦ ذَٰلِكُمُ ٱللَّهُ رَبُّكُمْ فَٱعْبُدُوهُ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ

    Şüphesiz Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra arşa istivâ eden ve işi düzenleyen Allah'tır. O'nun izni olmadan hiçbir şefaatçi olmaz. İşte Rabbiniz olan Allah budur; O'na kulluk edin. Hâlâ düşünmez misiniz?

  4. إِلَيْهِ مَرْجِعُكُمْ جَمِيعًا وَعْدَ ٱللَّهِ حَقًّا إِنَّهُۥ يَبْدَؤُا۟ ٱلْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُۥ لِيَجْزِىَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ بِٱلْقِسْطِ وَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَهُمْ شَرَابٌ مِّنْ حَمِيمٍ وَعَذَابٌ أَلِيمٌۢ بِمَا كَانُوا۟ يَكْفُرُونَ

    Hepinizin dönüşü O'nadır; Allah'ın vaadi gerçektir. O, yaratmayı başlatır, sonra iman edip salih amel işleyenlere adaletle karşılık vermek için onu tekrarlar. Gerçeği örtenlere ise, inkârları yüzünden kaynar sudan bir içecek ve acı bir azap vardır.

  5. هُوَ ٱلَّذِى جَعَلَ ٱلشَّمْسَ ضِيَآءً وَٱلْقَمَرَ نُورًا وَقَدَّرَهُۥ مَنَازِلَ لِتَعْلَمُوا۟ عَدَدَ ٱلسِّنِينَ وَٱلْحِسَابَ مَا خَلَقَ ٱللَّهُ ذَٰلِكَ إِلَّا بِٱلْحَقِّ يُفَصِّلُ ٱلْـَٔايَٰتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ

    Güneşi bir ışık, ayı bir aydınlık kılan ve yılların sayısını ve hesabı bilesiniz diye ona konaklar belirleyen O'dur. Allah bunları ancak gerçek üzere yaratmıştır. Bilen bir topluluk için ayetleri açıklar.

  6. إِنَّ فِى ٱخْتِلَٰفِ ٱلَّيْلِ وَٱلنَّهَارِ وَمَا خَلَقَ ٱللَّهُ فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ لَـَٔايَٰتٍ لِّقَوْمٍ يَتَّقُونَ

    Şüphesiz gecenin ve gündüzün birbiri ardınca gelmesinde, Allah'ın göklerde ve yerde yarattıklarında, sakınan bir topluluk için ayetler vardır.

  7. إِنَّ ٱلَّذِينَ لَا يَرْجُونَ لِقَآءَنَا وَرَضُوا۟ بِٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا وَٱطْمَأَنُّوا۟ بِهَا وَٱلَّذِينَ هُمْ عَنْ ءَايَٰتِنَا غَٰفِلُونَ

    Bize kavuşmayı ummayan, dünya hayatına razı olup onunla yetinen ve ayetlerimizden habersiz olanlar var ya;

  8. أُو۟لَٰٓئِكَ مَأْوَىٰهُمُ ٱلنَّارُ بِمَا كَانُوا۟ يَكْسِبُونَ

    işte onların varacağı yer, kazandıkları yüzünden ateştir.

  9. إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ يَهْدِيهِمْ رَبُّهُم بِإِيمَٰنِهِمْ تَجْرِى مِن تَحْتِهِمُ ٱلْأَنْهَٰرُ فِى جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ

    İman edip salih amel işleyenleri, Rableri imanları sebebiyle doğru yola iletir. Nimet cennetlerinde, altlarından ırmaklar akar.

  10. دَعْوَىٰهُمْ فِيهَا سُبْحَٰنَكَ ٱللَّهُمَّ وَتَحِيَّتُهُمْ فِيهَا سَلَٰمٌ وَءَاخِرُ دَعْوَىٰهُمْ أَنِ ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

    Oradaki duaları "Allah'ım, seni tenzih ederiz"dir; oradaki karşılaşmaları "Selam"dır. Dualarının sonu ise "Hamd, âlemlerin Rabbi Allah'a aittir"dir.

  11. وَلَوْ يُعَجِّلُ ٱللَّهُ لِلنَّاسِ ٱلشَّرَّ ٱسْتِعْجَالَهُم بِٱلْخَيْرِ لَقُضِىَ إِلَيْهِمْ أَجَلُهُمْ فَنَذَرُ ٱلَّذِينَ لَا يَرْجُونَ لِقَآءَنَا فِى طُغْيَٰنِهِمْ يَعْمَهُونَ

    Allah, insanlara iyiliği çabuklaştırdığı gibi kötülüğü de çabuklaştırsaydı, süreleri çoktan bitirilirdi. Bize kavuşmayı ummayanları, azgınlıkları içinde bocalar hâlde bırakırız.

  12. وَإِذَا مَسَّ ٱلْإِنسَٰنَ ٱلضُّرُّ دَعَانَا لِجَنۢبِهِۦٓ أَوْ قَاعِدًا أَوْ قَآئِمًا فَلَمَّا كَشَفْنَا عَنْهُ ضُرَّهُۥ مَرَّ كَأَن لَّمْ يَدْعُنَآ إِلَىٰ ضُرٍّ مَّسَّهُۥ كَذَٰلِكَ زُيِّنَ لِلْمُسْرِفِينَ مَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ

    İnsana bir sıkıntı dokunduğunda, yan yatarken, otururken ya da ayaktayken bize dua eder. Sıkıntısını giderdiğimizde ise, kendisine dokunan sıkıntı için bize hiç dua etmemiş gibi geçip gider. Aşırı gidenlere yaptıkları işte böyle süslü gösterildi.

  13. وَلَقَدْ أَهْلَكْنَا ٱلْقُرُونَ مِن قَبْلِكُمْ لَمَّا ظَلَمُوا۟ وَجَآءَتْهُمْ رُسُلُهُم بِٱلْبَيِّنَٰتِ وَمَا كَانُوا۟ لِيُؤْمِنُوا۟ كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْقَوْمَ ٱلْمُجْرِمِينَ

    Andolsun sizden önceki nesilleri, zulmettiklerinde helak ettik. Elçileri onlara apaçık delillerle gelmişti ama iman edecek değillerdi. Suçlu topluluğa işte böyle karşılık veririz.

  14. ثُمَّ جَعَلْنَٰكُمْ خَلَٰٓئِفَ فِى ٱلْأَرْضِ مِنۢ بَعْدِهِمْ لِنَنظُرَ كَيْفَ تَعْمَلُونَ

    Sonra, nasıl davranacağınıza bakalım diye, onların ardından sizi yeryüzünde halifeler yaptık.

  15. وَإِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِمْ ءَايَاتُنَا بَيِّنَٰتٍ قَالَ ٱلَّذِينَ لَا يَرْجُونَ لِقَآءَنَا ٱئْتِ بِقُرْءَانٍ غَيْرِ هَٰذَآ أَوْ بَدِّلْهُ قُلْ مَا يَكُونُ لِىٓ أَنْ أُبَدِّلَهُۥ مِن تِلْقَآئِ نَفْسِىٓ إِنْ أَتَّبِعُ إِلَّا مَا يُوحَىٰٓ إِلَىَّ إِنِّىٓ أَخَافُ إِنْ عَصَيْتُ رَبِّى عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ

    Ayetlerimiz onlara açıkça okunduğunda, bize kavuşmayı ummayanlar der ki: "Bundan başka bir Kur'an getir ya da bunu değiştir." De ki: Onu kendiliğimden değiştirmem olacak şey değildir. Ben ancak bana vahyedilene uyarım. Rabbime karşı gelirsem, büyük bir günün azabından korkarım.

  16. قُل لَّوْ شَآءَ ٱللَّهُ مَا تَلَوْتُهُۥ عَلَيْكُمْ وَلَآ أَدْرَىٰكُم بِهِۦ فَقَدْ لَبِثْتُ فِيكُمْ عُمُرًا مِّن قَبْلِهِۦٓ أَفَلَا تَعْقِلُونَ

    De ki: Allah dileseydi onu size okumazdım ve size bildirmezdi. Ondan önce aranızda bir ömür kaldım. Hâlâ akletmez misiniz?

  17. فَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ ٱفْتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًا أَوْ كَذَّبَ بِـَٔايَٰتِهِۦٓ إِنَّهُۥ لَا يُفْلِحُ ٱلْمُجْرِمُونَ

    Allah'a karşı yalan uydurandan ya da O'nun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kim olabilir? Şüphesiz suçlular kurtuluşa ermez.

  18. وَيَعْبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ مَا لَا يَضُرُّهُمْ وَلَا يَنفَعُهُمْ وَيَقُولُونَ هَٰٓؤُلَآءِ شُفَعَٰٓؤُنَا عِندَ ٱللَّهِ قُلْ أَتُنَبِّـُٔونَ ٱللَّهَ بِمَا لَا يَعْلَمُ فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَلَا فِى ٱلْأَرْضِ سُبْحَٰنَهُۥ وَتَعَٰلَىٰ عَمَّا يُشْرِكُونَ

    Allah'ı bırakıp kendilerine ne zarar ne fayda veren şeylere kulluk ediyor ve "Bunlar, Allah katında bizim şefaatçilerimizdir" diyorlar. De ki: Göklerde ve yerde Allah'ın bilmediği bir şeyi mi O'na haber veriyorsunuz? O, onların ortak koştuklarından uzaktır, yücedir.

  19. وَمَا كَانَ ٱلنَّاسُ إِلَّآ أُمَّةً وَٰحِدَةً فَٱخْتَلَفُوا۟ وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِن رَّبِّكَ لَقُضِىَ بَيْنَهُمْ فِيمَا فِيهِ يَخْتَلِفُونَ

    İnsanlar tek bir ümmetti, sonra ayrılığa düştüler. Rabbinden geçmiş bir söz olmasaydı, ayrılığa düştükleri konuda aralarında hüküm verilirdi.

  20. وَيَقُولُونَ لَوْلَآ أُنزِلَ عَلَيْهِ ءَايَةٌ مِّن رَّبِّهِۦ فَقُلْ إِنَّمَا ٱلْغَيْبُ لِلَّهِ فَٱنتَظِرُوٓا۟ إِنِّى مَعَكُم مِّنَ ٱلْمُنتَظِرِينَ

    Diyorlar ki: "Ona Rabbinden bir ayet indirilmeli değil miydi?" De ki: Gayb ancak Allah'a aittir. Bekleyin; ben de sizinle birlikte bekleyenlerdenim.

  21. وَإِذَآ أَذَقْنَا ٱلنَّاسَ رَحْمَةً مِّنۢ بَعْدِ ضَرَّآءَ مَسَّتْهُمْ إِذَا لَهُم مَّكْرٌ فِىٓ ءَايَاتِنَا قُلِ ٱللَّهُ أَسْرَعُ مَكْرًا إِنَّ رُسُلَنَا يَكْتُبُونَ مَا تَمْكُرُونَ

    İnsanlara, dokunan bir sıkıntının ardından bir rahmet tattırdığımızda, ayetlerimiz hakkında hemen bir tuzağa girişirler. De ki: Allah, tuzak kurmada daha hızlıdır. Şüphesiz elçilerimiz kurduğunuz tuzakları yazıyor.

  22. هُوَ ٱلَّذِى يُسَيِّرُكُمْ فِى ٱلْبَرِّ وَٱلْبَحْرِ حَتَّىٰٓ إِذَا كُنتُمْ فِى ٱلْفُلْكِ وَجَرَيْنَ بِهِم بِرِيحٍ طَيِّبَةٍ وَفَرِحُوا۟ بِهَا جَآءَتْهَا رِيحٌ عَاصِفٌ وَجَآءَهُمُ ٱلْمَوْجُ مِن كُلِّ مَكَانٍ وَظَنُّوٓا۟ أَنَّهُمْ أُحِيطَ بِهِمْ دَعَوُا۟ ٱللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ ٱلدِّينَ لَئِنْ أَنجَيْتَنَا مِنْ هَٰذِهِۦ لَنَكُونَنَّ مِنَ ٱلشَّٰكِرِينَ

    Sizi karada ve denizde yürüten O'dur. Nihayet gemilerde bulunduğunuzda, gemiler hoş bir rüzgârla onları alıp götürür ve bununla sevinirler. Derken şiddetli bir rüzgâr gelir, dalgalar her yandan üzerlerine gelir ve kuşatıldıklarını anlarlar. O zaman dini yalnız O'na has kılarak Allah'a dua ederler: "Bizi bundan kurtarırsan mutlaka şükredenlerden oluruz."

  23. فَلَمَّآ أَنجَىٰهُمْ إِذَا هُمْ يَبْغُونَ فِى ٱلْأَرْضِ بِغَيْرِ ٱلْحَقِّ يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ إِنَّمَا بَغْيُكُمْ عَلَىٰٓ أَنفُسِكُم مَّتَٰعَ ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا ثُمَّ إِلَيْنَا مَرْجِعُكُمْ فَنُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

    Onları kurtardığında ise, hemen yeryüzünde haksızca taşkınlık ederler. Ey insanlar! Taşkınlığınız ancak kendi aleyhinizedir; dünya hayatının geçici yararıdır. Sonra dönüşünüz bizedir ve yaptıklarınızı size haber veririz.

  24. إِنَّمَا مَثَلُ ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا كَمَآءٍ أَنزَلْنَٰهُ مِنَ ٱلسَّمَآءِ فَٱخْتَلَطَ بِهِۦ نَبَاتُ ٱلْأَرْضِ مِمَّا يَأْكُلُ ٱلنَّاسُ وَٱلْأَنْعَٰمُ حَتَّىٰٓ إِذَآ أَخَذَتِ ٱلْأَرْضُ زُخْرُفَهَا وَٱزَّيَّنَتْ وَظَنَّ أَهْلُهَآ أَنَّهُمْ قَٰدِرُونَ عَلَيْهَآ أَتَىٰهَآ أَمْرُنَا لَيْلًا أَوْ نَهَارًا فَجَعَلْنَٰهَا حَصِيدًا كَأَن لَّمْ تَغْنَ بِٱلْأَمْسِ كَذَٰلِكَ نُفَصِّلُ ٱلْـَٔايَٰتِ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ

    Dünya hayatının örneği şudur: gökten indirdiğimiz bir su gibidir. İnsanların ve hayvanların yediği yeryüzü bitkileri onunla birbirine karıştı. Nihayet yeryüzü süsünü takınıp bezendiğinde ve halkı buna güç yetirdiklerini sandığında, gece ya da gündüz emrimiz ona geldi de onu, sanki dün hiç yokmuş gibi biçilmiş hâle getirdik. Düşünen bir topluluk için ayetleri işte böyle açıklarız.

  25. وَٱللَّهُ يَدْعُوٓا۟ إِلَىٰ دَارِ ٱلسَّلَٰمِ وَيَهْدِى مَن يَشَآءُ إِلَىٰ صِرَٰطٍ مُّسْتَقِيمٍ

    Allah esenlik yurduna çağırır ve dilediğini doğru yola iletir.

  26. لِّلَّذِينَ أَحْسَنُوا۟ ٱلْحُسْنَىٰ وَزِيَادَةٌ وَلَا يَرْهَقُ وُجُوهَهُمْ قَتَرٌ وَلَا ذِلَّةٌ أُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلْجَنَّةِ هُمْ فِيهَا خَٰلِدُونَ

    İyilik yapanlara daha güzeli ve fazlası vardır. Yüzlerini ne bir karartı ne de bir aşağılanma kaplar. İşte onlar cennetin halkıdır; orada sürekli kalacaklardır.

  27. وَٱلَّذِينَ كَسَبُوا۟ ٱلسَّيِّـَٔاتِ جَزَآءُ سَيِّئَةٍۭ بِمِثْلِهَا وَتَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌ مَّا لَهُم مِّنَ ٱللَّهِ مِنْ عَاصِمٍ كَأَنَّمَآ أُغْشِيَتْ وُجُوهُهُمْ قِطَعًا مِّنَ ٱلَّيْلِ مُظْلِمًا أُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلنَّارِ هُمْ فِيهَا خَٰلِدُونَ

    Kötülük kazananlara ise, kötülüğün karşılığı bir mislidir ve onları bir aşağılanma kaplar. Onları Allah'tan koruyacak kimse yoktur. Yüzleri, karanlık geceden parçalar bürünmüş gibidir. İşte onlar ateşin halkıdır; orada sürekli kalacaklardır.

  28. وَيَوْمَ نَحْشُرُهُمْ جَمِيعًا ثُمَّ نَقُولُ لِلَّذِينَ أَشْرَكُوا۟ مَكَانَكُمْ أَنتُمْ وَشُرَكَآؤُكُمْ فَزَيَّلْنَا بَيْنَهُمْ وَقَالَ شُرَكَآؤُهُم مَّا كُنتُمْ إِيَّانَا تَعْبُدُونَ

    Onların hepsini bir araya toplayacağımız gün, ortak koşanlara deriz ki: "Yerinizde durun, siz de ortak koştuklarınız da." Sonra aralarını ayırırız ve ortak koştukları der ki: "Siz bize kulluk etmiyordunuz.

  29. فَكَفَىٰ بِٱللَّهِ شَهِيدًۢا بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ إِن كُنَّا عَنْ عِبَادَتِكُمْ لَغَٰفِلِينَ

    Bizimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. Sizin kulluğunuzdan gerçekten habersizdik."

  30. هُنَالِكَ تَبْلُوا۟ كُلُّ نَفْسٍ مَّآ أَسْلَفَتْ وَرُدُّوٓا۟ إِلَى ٱللَّهِ مَوْلَىٰهُمُ ٱلْحَقِّ وَضَلَّ عَنْهُم مَّا كَانُوا۟ يَفْتَرُونَ

    İşte orada herkes, önceden yaptığını dener. Gerçek sahipleri olan Allah'a döndürülürler ve uydurdukları şeyler kendilerinden kaybolur.

  31. قُلْ مَن يَرْزُقُكُم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ وَٱلْأَرْضِ أَمَّن يَمْلِكُ ٱلسَّمْعَ وَٱلْأَبْصَٰرَ وَمَن يُخْرِجُ ٱلْحَىَّ مِنَ ٱلْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ ٱلْمَيِّتَ مِنَ ٱلْحَىِّ وَمَن يُدَبِّرُ ٱلْأَمْرَ فَسَيَقُولُونَ ٱللَّهُ فَقُلْ أَفَلَا تَتَّقُونَ

    De ki: Sizi gökten ve yerden kim rızıklandırıyor? Kulağa ve gözlere kim sahiptir? Ölüden diriyi, diriden ölüyü kim çıkarıyor? İşi kim düzenliyor? "Allah" diyecekler. De ki: Öyleyse sakınmaz mısınız?

  32. فَذَٰلِكُمُ ٱللَّهُ رَبُّكُمُ ٱلْحَقُّ فَمَاذَا بَعْدَ ٱلْحَقِّ إِلَّا ٱلضَّلَٰلُ فَأَنَّىٰ تُصْرَفُونَ

    İşte gerçek Rabbiniz olan Allah budur. Gerçeğin ardından sapkınlıktan başka ne var? Öyleyse nasıl çevriliyorsunuz?

  33. كَذَٰلِكَ حَقَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ عَلَى ٱلَّذِينَ فَسَقُوٓا۟ أَنَّهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ

    Yoldan çıkanlar hakkında Rabbinin sözü işte böyle gerçekleşti: onlar iman etmezler.

  34. قُلْ هَلْ مِن شُرَكَآئِكُم مَّن يَبْدَؤُا۟ ٱلْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُۥ قُلِ ٱللَّهُ يَبْدَؤُا۟ ٱلْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُۥ فَأَنَّىٰ تُؤْفَكُونَ

    De ki: Ortak koştuklarınız içinde, yaratmayı başlatıp sonra onu tekrarlayan var mı? De ki: Yaratmayı Allah başlatır, sonra onu tekrarlar. Öyleyse nasıl döndürülüyorsunuz?

  35. قُلْ هَلْ مِن شُرَكَآئِكُم مَّن يَهْدِىٓ إِلَى ٱلْحَقِّ قُلِ ٱللَّهُ يَهْدِى لِلْحَقِّ أَفَمَن يَهْدِىٓ إِلَى ٱلْحَقِّ أَحَقُّ أَن يُتَّبَعَ أَمَّن لَّا يَهِدِّىٓ إِلَّآ أَن يُهْدَىٰ فَمَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ

    De ki: Ortak koştuklarınız içinde gerçeğe ileten var mı? De ki: Gerçeğe Allah iletir. Gerçeğe ileten mi uyulmaya daha layıktır, yoksa iletilmedikçe kendisi yol bulamayan mı? Size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz?

  36. وَمَا يَتَّبِعُ أَكْثَرُهُمْ إِلَّا ظَنًّا إِنَّ ٱلظَّنَّ لَا يُغْنِى مِنَ ٱلْحَقِّ شَيْـًٔا إِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمٌۢ بِمَا يَفْعَلُونَ

    Onların çoğu ancak bir zanna uyar. Şüphesiz zan, gerçek karşısında hiçbir şey kazandırmaz. Şüphesiz Allah yaptıklarını bilendir.

  37. وَمَا كَانَ هَٰذَا ٱلْقُرْءَانُ أَن يُفْتَرَىٰ مِن دُونِ ٱللَّهِ وَلَٰكِن تَصْدِيقَ ٱلَّذِى بَيْنَ يَدَيْهِ وَتَفْصِيلَ ٱلْكِتَٰبِ لَا رَيْبَ فِيهِ مِن رَّبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

    Bu Kur'an, Allah'tan başkası tarafından uydurulmuş olamaz; ancak kendinden öncekini doğrulayan ve kitabı açıklayandır. Onda hiçbir şüphe yoktur; âlemlerin Rabbindendir.

  38. أَمْ يَقُولُونَ ٱفْتَرَىٰهُ قُلْ فَأْتُوا۟ بِسُورَةٍ مِّثْلِهِۦ وَٱدْعُوا۟ مَنِ ٱسْتَطَعْتُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ

    Yoksa "Onu uydurdu" mu diyorlar? De ki: Doğru söylüyorsanız, onun benzeri bir sure getirin ve Allah'tan başka gücünüzün yettiği kimseleri de çağırın.

  39. بَلْ كَذَّبُوا۟ بِمَا لَمْ يُحِيطُوا۟ بِعِلْمِهِۦ وَلَمَّا يَأْتِهِمْ تَأْوِيلُهُۥ كَذَٰلِكَ كَذَّبَ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ فَٱنظُرْ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلظَّٰلِمِينَ

    Hayır, bilgisini kavrayamadıkları ve yorumu kendilerine henüz gelmemiş olan bir şeyi yalanladılar. Onlardan öncekiler de böyle yalanlamıştı. Bak, zalimlerin sonu nasıl oldu!

  40. وَمِنْهُم مَّن يُؤْمِنُ بِهِۦ وَمِنْهُم مَّن لَّا يُؤْمِنُ بِهِۦ وَرَبُّكَ أَعْلَمُ بِٱلْمُفْسِدِينَ

    İçlerinde ona inanan da var, inanmayan da. Rabbin bozguncuları daha iyi bilir.

  41. وَإِن كَذَّبُوكَ فَقُل لِّى عَمَلِى وَلَكُمْ عَمَلُكُمْ أَنتُم بَرِيٓـُٔونَ مِمَّآ أَعْمَلُ وَأَنَا۠ بَرِىٓءٌ مِّمَّا تَعْمَلُونَ

    Seni yalanlarlarsa de ki: Benim yaptığım bana, sizin yaptığınız size. Siz benim yaptığımdan uzaksınız, ben de sizin yaptığınızdan uzağım.

  42. وَمِنْهُم مَّن يَسْتَمِعُونَ إِلَيْكَ أَفَأَنتَ تُسْمِعُ ٱلصُّمَّ وَلَوْ كَانُوا۟ لَا يَعْقِلُونَ

    İçlerinde seni dinleyenler vardır. Akletmiyorlarken sağırlara sen mi işittireceksin?

  43. وَمِنْهُم مَّن يَنظُرُ إِلَيْكَ أَفَأَنتَ تَهْدِى ٱلْعُمْىَ وَلَوْ كَانُوا۟ لَا يُبْصِرُونَ

    İçlerinde sana bakanlar vardır. Görmüyorlarken körleri sen mi doğru yola ileteceksin?

  44. إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَظْلِمُ ٱلنَّاسَ شَيْـًٔا وَلَٰكِنَّ ٱلنَّاسَ أَنفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ

    Şüphesiz Allah insanlara hiçbir şekilde zulmetmez; fakat insanlar kendilerine zulmeder.

  45. وَيَوْمَ يَحْشُرُهُمْ كَأَن لَّمْ يَلْبَثُوٓا۟ إِلَّا سَاعَةً مِّنَ ٱلنَّهَارِ يَتَعَارَفُونَ بَيْنَهُمْ قَدْ خَسِرَ ٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ بِلِقَآءِ ٱللَّهِ وَمَا كَانُوا۟ مُهْتَدِينَ

    Onları toplayacağı gün, sanki gündüzün ancak bir saati kadar kalmışlar gibi aralarında tanışırlar. Allah'a kavuşmayı yalanlayanlar hüsrana uğramış ve doğru yolu bulamamışlardır.

  46. وَإِمَّا نُرِيَنَّكَ بَعْضَ ٱلَّذِى نَعِدُهُمْ أَوْ نَتَوَفَّيَنَّكَ فَإِلَيْنَا مَرْجِعُهُمْ ثُمَّ ٱللَّهُ شَهِيدٌ عَلَىٰ مَا يَفْعَلُونَ

    Onlara vaat ettiğimizin bir kısmını sana göstersek de, seni vefat ettirsek de, dönüşleri bizedir. Sonra Allah, yaptıklarına şahittir.

  47. وَلِكُلِّ أُمَّةٍ رَّسُولٌ فَإِذَا جَآءَ رَسُولُهُمْ قُضِىَ بَيْنَهُم بِٱلْقِسْطِ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ

    Her ümmetin bir elçisi vardır. Elçileri geldiğinde, aralarında adaletle hüküm verilir ve onlara zulmedilmez.

  48. وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَٰذَا ٱلْوَعْدُ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ

    Diyorlar ki: "Doğru söylüyorsanız, bu vaat ne zaman?"

  49. قُل لَّآ أَمْلِكُ لِنَفْسِى ضَرًّا وَلَا نَفْعًا إِلَّا مَا شَآءَ ٱللَّهُ لِكُلِّ أُمَّةٍ أَجَلٌ إِذَا جَآءَ أَجَلُهُمْ فَلَا يَسْتَـْٔخِرُونَ سَاعَةً وَلَا يَسْتَقْدِمُونَ

    De ki: Allah'ın dilemesi dışında, kendim için bile ne bir zarar ne bir fayda verebilirim. Her ümmetin bir süresi vardır; süreleri geldiğinde ne bir saat geri kalır ne de öne geçerler.

  50. قُلْ أَرَءَيْتُمْ إِنْ أَتَىٰكُمْ عَذَابُهُۥ بَيَٰتًا أَوْ نَهَارًا مَّاذَا يَسْتَعْجِلُ مِنْهُ ٱلْمُجْرِمُونَ

    De ki: Ne dersiniz, azabı size gece ya da gündüz gelirse, suçlular ondan neyi acele istiyor?

  51. أَثُمَّ إِذَا مَا وَقَعَ ءَامَنتُم بِهِۦٓ ءَآلْـَٰٔنَ وَقَدْ كُنتُم بِهِۦ تَسْتَعْجِلُونَ

    Gerçekleştiğinde mi ona iman edeceksiniz? Şimdi mi? Oysa siz onu acele istiyordunuz.

  52. ثُمَّ قِيلَ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ ذُوقُوا۟ عَذَابَ ٱلْخُلْدِ هَلْ تُجْزَوْنَ إِلَّا بِمَا كُنتُمْ تَكْسِبُونَ

    Sonra zulmedenlere denir ki: "Sürekli azabı tadın! Kazandığınızdan başkasıyla mı karşılık görüyorsunuz?"

  53. وَيَسْتَنۢبِـُٔونَكَ أَحَقٌّ هُوَ قُلْ إِى وَرَبِّىٓ إِنَّهُۥ لَحَقٌّ وَمَآ أَنتُم بِمُعْجِزِينَ

    Senden soruyorlar: "O gerçek mi?" De ki: Evet, Rabbime andolsun ki o gerçektir ve siz âciz bırakacak değilsiniz.

  54. وَلَوْ أَنَّ لِكُلِّ نَفْسٍ ظَلَمَتْ مَا فِى ٱلْأَرْضِ لَٱفْتَدَتْ بِهِۦ وَأَسَرُّوا۟ ٱلنَّدَامَةَ لَمَّا رَأَوُا۟ ٱلْعَذَابَ وَقُضِىَ بَيْنَهُم بِٱلْقِسْطِ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ

    Zulmetmiş olan herkes, yeryüzündeki her şey kendisinin olsa, onu fidye verirdi. Azabı gördüklerinde pişmanlığı içlerinde gizlerler. Aralarında adaletle hüküm verilir ve onlara zulmedilmez.

  55. أَلَآ إِنَّ لِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ أَلَآ إِنَّ وَعْدَ ٱللَّهِ حَقٌّ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ

    Bilin ki göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. Bilin ki Allah'ın vaadi gerçektir; fakat onların çoğu bilmez.

  56. هُوَ يُحْىِۦ وَيُمِيتُ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

    O diriltir ve öldürür; dönüşünüz O'nadır.

  57. يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ قَدْ جَآءَتْكُم مَّوْعِظَةٌ مِّن رَّبِّكُمْ وَشِفَآءٌ لِّمَا فِى ٱلصُّدُورِ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِّلْمُؤْمِنِينَ

    Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt, gönüllerdekine bir şifa, müminler için bir yol gösterici ve rahmet geldi.

  58. قُلْ بِفَضْلِ ٱللَّهِ وَبِرَحْمَتِهِۦ فَبِذَٰلِكَ فَلْيَفْرَحُوا۟ هُوَ خَيْرٌ مِّمَّا يَجْمَعُونَ

    De ki: Allah'ın lütfuyla ve rahmetiyle; işte bununla sevinsinler. Bu, topladıklarından daha hayırlıdır.

  59. قُلْ أَرَءَيْتُم مَّآ أَنزَلَ ٱللَّهُ لَكُم مِّن رِّزْقٍ فَجَعَلْتُم مِّنْهُ حَرَامًا وَحَلَٰلًا قُلْ ءَآللَّهُ أَذِنَ لَكُمْ أَمْ عَلَى ٱللَّهِ تَفْتَرُونَ

    De ki: Ne dersiniz, Allah'ın size indirdiği rızıktan bir kısmını haram, bir kısmını helal yaptınız. De ki: Allah mı size izin verdi, yoksa Allah'a karşı mı uyduruyorsunuz?

  60. وَمَا ظَنُّ ٱلَّذِينَ يَفْتَرُونَ عَلَى ٱللَّهِ ٱلْكَذِبَ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ إِنَّ ٱللَّهَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى ٱلنَّاسِ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَشْكُرُونَ

    Allah'a karşı yalan uyduranların kıyamet günü hakkındaki sanısı nedir? Şüphesiz Allah insanlara karşı lütuf sahibidir; fakat onların çoğu şükretmez.

  61. وَمَا تَكُونُ فِى شَأْنٍ وَمَا تَتْلُوا۟ مِنْهُ مِن قُرْءَانٍ وَلَا تَعْمَلُونَ مِنْ عَمَلٍ إِلَّا كُنَّا عَلَيْكُمْ شُهُودًا إِذْ تُفِيضُونَ فِيهِ وَمَا يَعْزُبُ عَن رَّبِّكَ مِن مِّثْقَالِ ذَرَّةٍ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَا فِى ٱلسَّمَآءِ وَلَآ أَصْغَرَ مِن ذَٰلِكَ وَلَآ أَكْبَرَ إِلَّا فِى كِتَٰبٍ مُّبِينٍ

    Hangi işte olsan, Kur'an'dan ne okusan ve siz hangi işi yapsanız, siz ona daldığınızda mutlaka üzerinizde şahidizdir. Yerde ve gökte zerre ağırlığınca hiçbir şey Rabbinden gizli kalmaz. Bundan daha küçüğü de daha büyüğü de apaçık bir kitaptadır.

  62. أَلَآ إِنَّ أَوْلِيَآءَ ٱللَّهِ لَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

    Bilin ki Allah'ın dostlarına korku yoktur; onlar üzülmezler de.

  63. ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَكَانُوا۟ يَتَّقُونَ

    Onlar, iman eden ve sakınanlardır.

  64. لَهُمُ ٱلْبُشْرَىٰ فِى ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا وَفِى ٱلْـَٔاخِرَةِ لَا تَبْدِيلَ لِكَلِمَٰتِ ٱللَّهِ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ

    Dünya hayatında da ahirette de müjde onlarındır. Allah'ın sözlerinde değişme olmaz. İşte büyük kurtuluş budur.

  65. وَلَا يَحْزُنكَ قَوْلُهُمْ إِنَّ ٱلْعِزَّةَ لِلَّهِ جَمِيعًا هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ

    Sözleri seni üzmesin. Şüphesiz üstünlük tümüyle Allah'ındır. O işitendir, bilendir.

  66. أَلَآ إِنَّ لِلَّهِ مَن فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَن فِى ٱلْأَرْضِ وَمَا يَتَّبِعُ ٱلَّذِينَ يَدْعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ شُرَكَآءَ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا ٱلظَّنَّ وَإِنْ هُمْ إِلَّا يَخْرُصُونَ

    Bilin ki göklerde ve yerde kim varsa Allah'ındır. Allah'tan başkasına yalvaranlar neye uyuyor? Ancak zanna uyuyorlar ve ancak tahminde bulunuyorlar.

  67. هُوَ ٱلَّذِى جَعَلَ لَكُمُ ٱلَّيْلَ لِتَسْكُنُوا۟ فِيهِ وَٱلنَّهَارَ مُبْصِرًا إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَٰتٍ لِّقَوْمٍ يَسْمَعُونَ

    İçinde dinlenesiniz diye geceyi, aydınlatıcı olarak da gündüzü size veren O'dur. Şüphesiz bunda işiten bir topluluk için ayetler vardır.

  68. قَالُوا۟ ٱتَّخَذَ ٱللَّهُ وَلَدًا سُبْحَٰنَهُۥ هُوَ ٱلْغَنِىُّ لَهُۥ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ إِنْ عِندَكُم مِّن سُلْطَٰنٍۭ بِهَٰذَآ أَتَقُولُونَ عَلَى ٱللَّهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ

    Dediler ki: "Allah bir çocuk edindi." O bundan uzaktır; O zengindir. Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. Bu konuda yanınızda bir delil yok. Allah hakkında bilmediğinizi mi söylüyorsunuz?

  69. قُلْ إِنَّ ٱلَّذِينَ يَفْتَرُونَ عَلَى ٱللَّهِ ٱلْكَذِبَ لَا يُفْلِحُونَ

    De ki: Allah hakkında yalan uyduranlar kurtuluşa ermez.

  70. مَتَٰعٌ فِى ٱلدُّنْيَا ثُمَّ إِلَيْنَا مَرْجِعُهُمْ ثُمَّ نُذِيقُهُمُ ٱلْعَذَابَ ٱلشَّدِيدَ بِمَا كَانُوا۟ يَكْفُرُونَ

    Dünyada bir yararlanma, sonra dönüşleri bizedir. Sonra inkâr etmelerine karşılık onlara şiddetli azabı tattırırız.

  71. وَٱتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ نُوحٍ إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِۦ يَٰقَوْمِ إِن كَانَ كَبُرَ عَلَيْكُم مَّقَامِى وَتَذْكِيرِى بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ فَعَلَى ٱللَّهِ تَوَكَّلْتُ فَأَجْمِعُوٓا۟ أَمْرَكُمْ وَشُرَكَآءَكُمْ ثُمَّ لَا يَكُنْ أَمْرُكُمْ عَلَيْكُمْ غُمَّةً ثُمَّ ٱقْضُوٓا۟ إِلَىَّ وَلَا تُنظِرُونِ

    Onlara Nûh'un haberini oku. Hani kavmine demişti ki: "Ey kavmim! Durmam ve Allah'ın ayetleriyle öğüt vermem size ağır geliyorsa, ben Allah'a tevekkül ettim. Ortaklarınızla birlikte işinizi kararlaştırın; sonra işiniz size bir tasa olmasın. Sonra bana hükmünüzü uygulayın ve bana süre tanımayın.

  72. فَإِن تَوَلَّيْتُمْ فَمَا سَأَلْتُكُم مِّنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَى ٱللَّهِ وَأُمِرْتُ أَنْ أَكُونَ مِنَ ٱلْمُسْلِمِينَ

    Yüz çevirirseniz, ben sizden bir karşılık istemedim. Benim karşılığım ancak Allah'a aittir ve bana teslim olanlardan olmam emredildi."

  73. فَكَذَّبُوهُ فَنَجَّيْنَٰهُ وَمَن مَّعَهُۥ فِى ٱلْفُلْكِ وَجَعَلْنَٰهُمْ خَلَٰٓئِفَ وَأَغْرَقْنَا ٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا فَٱنظُرْ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلْمُنذَرِينَ

    Onu yalanladılar; biz de onu ve gemide onunla birlikte olanları kurtardık, onları halifeler yaptık. Ayetlerimizi yalanlayanları da boğduk. Bak, uyarılanların sonu nasıl oldu!

  74. ثُمَّ بَعَثْنَا مِنۢ بَعْدِهِۦ رُسُلًا إِلَىٰ قَوْمِهِمْ فَجَآءُوهُم بِٱلْبَيِّنَٰتِ فَمَا كَانُوا۟ لِيُؤْمِنُوا۟ بِمَا كَذَّبُوا۟ بِهِۦ مِن قَبْلُ كَذَٰلِكَ نَطْبَعُ عَلَىٰ قُلُوبِ ٱلْمُعْتَدِينَ

    Sonra onun ardından, kavimlerine elçiler gönderdik. Onlara apaçık delillerle geldiler; fakat daha önce yalanladıkları şeye iman edecek değillerdi. Haddi aşanların kalplerini işte böyle mühürleriz.

  75. ثُمَّ بَعَثْنَا مِنۢ بَعْدِهِم مُّوسَىٰ وَهَٰرُونَ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ وَمَلَإِي۟هِۦ بِـَٔايَٰتِنَا فَٱسْتَكْبَرُوا۟ وَكَانُوا۟ قَوْمًا مُّجْرِمِينَ

    Sonra onların ardından Mûsâ'yı ve Hârûn'u, ayetlerimizle Firavun'a ve ileri gelenlerine gönderdik. Büyüklendiler ve suçlu bir topluluk oldular.

  76. فَلَمَّا جَآءَهُمُ ٱلْحَقُّ مِنْ عِندِنَا قَالُوٓا۟ إِنَّ هَٰذَا لَسِحْرٌ مُّبِينٌ

    Katımızdan onlara gerçek geldiğinde dediler ki: "Şüphesiz bu apaçık bir büyüdür."

  77. قَالَ مُوسَىٰٓ أَتَقُولُونَ لِلْحَقِّ لَمَّا جَآءَكُمْ أَسِحْرٌ هَٰذَا وَلَا يُفْلِحُ ٱلسَّٰحِرُونَ

    Mûsâ dedi ki: "Size gelen gerçek için mi böyle diyorsunuz? Bu bir büyü müdür? Oysa büyücüler kurtuluşa ermez."

  78. قَالُوٓا۟ أَجِئْتَنَا لِتَلْفِتَنَا عَمَّا وَجَدْنَا عَلَيْهِ ءَابَآءَنَا وَتَكُونَ لَكُمَا ٱلْكِبْرِيَآءُ فِى ٱلْأَرْضِ وَمَا نَحْنُ لَكُمَا بِمُؤْمِنِينَ

    Dediler ki: "Sen bizi, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeyden çeviresin ve yeryüzünde büyüklük ikinizin olsun diye mi bize geldin? Biz size inanacak değiliz."

  79. وَقَالَ فِرْعَوْنُ ٱئْتُونِى بِكُلِّ سَٰحِرٍ عَلِيمٍ

    Firavun dedi ki: "Bütün bilgili büyücüleri bana getirin."

  80. فَلَمَّا جَآءَ ٱلسَّحَرَةُ قَالَ لَهُم مُّوسَىٰٓ أَلْقُوا۟ مَآ أَنتُم مُّلْقُونَ

    Büyücüler geldiğinde Mûsâ onlara dedi ki: "Atacağınızı atın."

  81. فَلَمَّآ أَلْقَوْا۟ قَالَ مُوسَىٰ مَا جِئْتُم بِهِ ٱلسِّحْرُ إِنَّ ٱللَّهَ سَيُبْطِلُهُۥٓ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُصْلِحُ عَمَلَ ٱلْمُفْسِدِينَ

    Attıklarında Mûsâ dedi ki: "Getirdiğiniz şey büyüdür; Allah onu boşa çıkaracaktır. Şüphesiz Allah, bozguncuların işini düzeltmez.

  82. وَيُحِقُّ ٱللَّهُ ٱلْحَقَّ بِكَلِمَٰتِهِۦ وَلَوْ كَرِهَ ٱلْمُجْرِمُونَ

    Allah, suçlular hoşlanmasa da sözleriyle gerçeği ortaya çıkarır."

  83. فَمَآ ءَامَنَ لِمُوسَىٰٓ إِلَّا ذُرِّيَّةٌ مِّن قَوْمِهِۦ عَلَىٰ خَوْفٍ مِّن فِرْعَوْنَ وَمَلَإِي۟هِمْ أَن يَفْتِنَهُمْ وَإِنَّ فِرْعَوْنَ لَعَالٍ فِى ٱلْأَرْضِ وَإِنَّهُۥ لَمِنَ ٱلْمُسْرِفِينَ

    Firavun'un ve ileri gelenlerinin kendilerine bir kötülük etmesinden korktukları için, kavminden bir gençler topluluğundan başkası Mûsâ'ya iman etmedi. Şüphesiz Firavun yeryüzünde üstündü ve şüphesiz o, aşırı gidenlerdendi.

  84. وَقَالَ مُوسَىٰ يَٰقَوْمِ إِن كُنتُمْ ءَامَنتُم بِٱللَّهِ فَعَلَيْهِ تَوَكَّلُوٓا۟ إِن كُنتُم مُّسْلِمِينَ

    Mûsâ dedi ki: "Ey kavmim! Allah'a iman ettiyseniz ve teslim olduysanız, yalnız O'na tevekkül edin."

  85. فَقَالُوا۟ عَلَى ٱللَّهِ تَوَكَّلْنَا رَبَّنَا لَا تَجْعَلْنَا فِتْنَةً لِّلْقَوْمِ ٱلظَّٰلِمِينَ

    Dediler ki: "Allah'a tevekkül ettik. Rabbimiz! Bizi zalim topluluk için bir sınama konusu yapma.

  86. وَنَجِّنَا بِرَحْمَتِكَ مِنَ ٱلْقَوْمِ ٱلْكَٰفِرِينَ

    Rahmetinle bizi, gerçeği örten topluluktan kurtar."

  87. وَأَوْحَيْنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰ وَأَخِيهِ أَن تَبَوَّءَا لِقَوْمِكُمَا بِمِصْرَ بُيُوتًا وَٱجْعَلُوا۟ بُيُوتَكُمْ قِبْلَةً وَأَقِيمُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَبَشِّرِ ٱلْمُؤْمِنِينَ

    Mûsâ'ya ve kardeşine vahyettik: "Kavminiz için Mısır'da evler hazırlayın, evlerinizi kıble yapın ve namazı kılın. Müminleri müjdele."

  88. وَقَالَ مُوسَىٰ رَبَّنَآ إِنَّكَ ءَاتَيْتَ فِرْعَوْنَ وَمَلَأَهُۥ زِينَةً وَأَمْوَٰلًا فِى ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا رَبَّنَا لِيُضِلُّوا۟ عَن سَبِيلِكَ رَبَّنَا ٱطْمِسْ عَلَىٰٓ أَمْوَٰلِهِمْ وَٱشْدُدْ عَلَىٰ قُلُوبِهِمْ فَلَا يُؤْمِنُوا۟ حَتَّىٰ يَرَوُا۟ ٱلْعَذَابَ ٱلْأَلِيمَ

    Mûsâ dedi ki: "Rabbimiz! Şüphesiz sen Firavun'a ve ileri gelenlerine dünya hayatında süs ve mallar verdin. Rabbimiz! Senin yolundan saptırsınlar diye mi? Rabbimiz! Mallarını sil ve kalplerini sıkıştır; çünkü onlar acı azabı görmedikçe iman etmezler."

  89. قَالَ قَدْ أُجِيبَت دَّعْوَتُكُمَا فَٱسْتَقِيمَا وَلَا تَتَّبِعَآنِّ سَبِيلَ ٱلَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ

    Buyurdu ki: "İkinizin duası kabul edildi. Doğru olun ve bilmeyenlerin yoluna uymayın."

  90. وَجَٰوَزْنَا بِبَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ ٱلْبَحْرَ فَأَتْبَعَهُمْ فِرْعَوْنُ وَجُنُودُهُۥ بَغْيًا وَعَدْوًا حَتَّىٰٓ إِذَآ أَدْرَكَهُ ٱلْغَرَقُ قَالَ ءَامَنتُ أَنَّهُۥ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا ٱلَّذِىٓ ءَامَنَتْ بِهِۦ بَنُوٓا۟ إِسْرَٰٓءِيلَ وَأَنَا۠ مِنَ ٱلْمُسْلِمِينَ

    İsrâiloğulları'nı denizden geçirdik. Firavun ve askerleri, taşkınlık ve düşmanlıkla onları izledi. Nihayet boğulma ona yetiştiğinde dedi ki: "İnandım; İsrâiloğulları'nın kendisine iman ettiğinden başka ilah yoktur ve ben teslim olanlardanım."

  91. ءَآلْـَٰٔنَ وَقَدْ عَصَيْتَ قَبْلُ وَكُنتَ مِنَ ٱلْمُفْسِدِينَ

    Şimdi mi? Oysa daha önce isyan etmiş ve bozgunculardan olmuştun.

  92. فَٱلْيَوْمَ نُنَجِّيكَ بِبَدَنِكَ لِتَكُونَ لِمَنْ خَلْفَكَ ءَايَةً وَإِنَّ كَثِيرًا مِّنَ ٱلنَّاسِ عَنْ ءَايَٰتِنَا لَغَٰفِلُونَ

    Bugün senden sonrakilere bir ibret olasın diye, seni bedeninle kurtaracağız. Şüphesiz insanlardan birçoğu ayetlerimizden habersizdir.

  93. وَلَقَدْ بَوَّأْنَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ مُبَوَّأَ صِدْقٍ وَرَزَقْنَٰهُم مِّنَ ٱلطَّيِّبَٰتِ فَمَا ٱخْتَلَفُوا۟ حَتَّىٰ جَآءَهُمُ ٱلْعِلْمُ إِنَّ رَبَّكَ يَقْضِى بَيْنَهُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ فِيمَا كَانُوا۟ فِيهِ يَخْتَلِفُونَ

    Andolsun İsrâiloğulları'nı güzel bir yere yerleştirdik ve onları temiz şeylerle rızıklandırdık. Kendilerine ilim gelene kadar ayrılığa düşmediler. Şüphesiz Rabbin, ayrılığa düştükleri konuda kıyamet günü aralarında hüküm verecektir.

  94. فَإِن كُنتَ فِى شَكٍّ مِّمَّآ أَنزَلْنَآ إِلَيْكَ فَسْـَٔلِ ٱلَّذِينَ يَقْرَءُونَ ٱلْكِتَٰبَ مِن قَبْلِكَ لَقَدْ جَآءَكَ ٱلْحَقُّ مِن رَّبِّكَ فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ ٱلْمُمْتَرِينَ

    Sana indirdiğimizden şüphedeysen, senden önce kitabı okuyanlara sor. Andolsun sana Rabbinden gerçek geldi; sakın kuşkuya düşenlerden olma.

  95. وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ ٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ فَتَكُونَ مِنَ ٱلْخَٰسِرِينَ

    Allah'ın ayetlerini yalanlayanlardan da olma; yoksa hüsrana uğrayanlardan olursun.

  96. إِنَّ ٱلَّذِينَ حَقَّتْ عَلَيْهِمْ كَلِمَتُ رَبِّكَ لَا يُؤْمِنُونَ

    Şüphesiz haklarında Rabbinin sözü gerçekleşenler iman etmez;

  97. وَلَوْ جَآءَتْهُمْ كُلُّ ءَايَةٍ حَتَّىٰ يَرَوُا۟ ٱلْعَذَابَ ٱلْأَلِيمَ

    kendilerine her ayet gelse bile, acı azabı görene kadar.

  98. فَلَوْلَا كَانَتْ قَرْيَةٌ ءَامَنَتْ فَنَفَعَهَآ إِيمَٰنُهَآ إِلَّا قَوْمَ يُونُسَ لَمَّآ ءَامَنُوا۟ كَشَفْنَا عَنْهُمْ عَذَابَ ٱلْخِزْىِ فِى ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا وَمَتَّعْنَٰهُمْ إِلَىٰ حِينٍ

    Bir belde iman edip de imanı kendisine yarar sağlasaydı ya! Ancak Yûnus'un kavmi başka. İman ettiklerinde, dünya hayatında aşağılayıcı azabı onlardan kaldırdık ve bir süreye kadar onları yararlandırdık.

  99. وَلَوْ شَآءَ رَبُّكَ لَـَٔامَنَ مَن فِى ٱلْأَرْضِ كُلُّهُمْ جَمِيعًا أَفَأَنتَ تُكْرِهُ ٱلنَّاسَ حَتَّىٰ يَكُونُوا۟ مُؤْمِنِينَ

    Rabbin dileseydi, yeryüzündekilerin hepsi topluca iman ederdi. Öyleyse insanları, mümin olsunlar diye sen mi zorlayacaksın?

  100. وَمَا كَانَ لِنَفْسٍ أَن تُؤْمِنَ إِلَّا بِإِذْنِ ٱللَّهِ وَيَجْعَلُ ٱلرِّجْسَ عَلَى ٱلَّذِينَ لَا يَعْقِلُونَ

    Allah'ın izni olmadan hiçbir kimsenin iman etmesi olmaz. Akletmeyenlerin üzerine de kirliliği bırakır.

  101. قُلِ ٱنظُرُوا۟ مَاذَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا تُغْنِى ٱلْـَٔايَٰتُ وَٱلنُّذُرُ عَن قَوْمٍ لَّا يُؤْمِنُونَ

    De ki: Göklerde ve yerde ne olduğuna bakın. İman etmeyen bir topluluğa ne ayetler ne de uyarılar yarar sağlar.

  102. فَهَلْ يَنتَظِرُونَ إِلَّا مِثْلَ أَيَّامِ ٱلَّذِينَ خَلَوْا۟ مِن قَبْلِهِمْ قُلْ فَٱنتَظِرُوٓا۟ إِنِّى مَعَكُم مِّنَ ٱلْمُنتَظِرِينَ

    Kendilerinden önce gelip geçenlerin günlerinin benzerinden başkasını mı bekliyorlar? De ki: Bekleyin; ben de sizinle birlikte bekleyenlerdenim.

  103. ثُمَّ نُنَجِّى رُسُلَنَا وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ كَذَٰلِكَ حَقًّا عَلَيْنَا نُنجِ ٱلْمُؤْمِنِينَ

    Sonra elçilerimizi ve iman edenleri kurtarırız. İşte böyle; müminleri kurtarmak üzerimize bir haktır.

  104. قُلْ يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ إِن كُنتُمْ فِى شَكٍّ مِّن دِينِى فَلَآ أَعْبُدُ ٱلَّذِينَ تَعْبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ وَلَٰكِنْ أَعْبُدُ ٱللَّهَ ٱلَّذِى يَتَوَفَّىٰكُمْ وَأُمِرْتُ أَنْ أَكُونَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ

    De ki: Ey insanlar! Dinimden şüphedeyseniz, ben Allah'tan başka kulluk ettiklerinize kulluk etmem; ancak sizi vefat ettirecek olan Allah'a kulluk ederim ve müminlerden olmam emredildi.

  105. وَأَنْ أَقِمْ وَجْهَكَ لِلدِّينِ حَنِيفًا وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ ٱلْمُشْرِكِينَ

    Ve: Yüzünü, hakka yönelen biri olarak dine çevir ve sakın ortak koşanlardan olma.

  106. وَلَا تَدْعُ مِن دُونِ ٱللَّهِ مَا لَا يَنفَعُكَ وَلَا يَضُرُّكَ فَإِن فَعَلْتَ فَإِنَّكَ إِذًا مِّنَ ٱلظَّٰلِمِينَ

    Allah'tan başka, sana ne fayda ne zarar verecek olana yalvarma. Bunu yaparsan, şüphesiz o zaman zalimlerden olursun.

  107. وَإِن يَمْسَسْكَ ٱللَّهُ بِضُرٍّ فَلَا كَاشِفَ لَهُۥٓ إِلَّا هُوَ وَإِن يُرِدْكَ بِخَيْرٍ فَلَا رَآدَّ لِفَضْلِهِۦ يُصِيبُ بِهِۦ مَن يَشَآءُ مِنْ عِبَادِهِۦ وَهُوَ ٱلْغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ

    Allah sana bir zarar dokundurursa, onu O'ndan başka giderecek yoktur. Sana bir hayır dilerse, O'nun lütfunu geri çevirecek de yoktur. Onu kullarından dilediğine ulaştırır. O çok bağışlayan, çok merhamet edendir.

  108. قُلْ يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ قَدْ جَآءَكُمُ ٱلْحَقُّ مِن رَّبِّكُمْ فَمَنِ ٱهْتَدَىٰ فَإِنَّمَا يَهْتَدِى لِنَفْسِهِۦ وَمَن ضَلَّ فَإِنَّمَا يَضِلُّ عَلَيْهَا وَمَآ أَنَا۠ عَلَيْكُم بِوَكِيلٍ

    De ki: Ey insanlar! Size Rabbinizden gerçek geldi. Kim doğru yola gelirse, ancak kendisi için gelmiş olur; kim saparsa, ancak kendi aleyhine sapmış olur. Ben sizin üzerinize vekil değilim.

  109. وَٱتَّبِعْ مَا يُوحَىٰٓ إِلَيْكَ وَٱصْبِرْ حَتَّىٰ يَحْكُمَ ٱللَّهُ وَهُوَ خَيْرُ ٱلْحَٰكِمِينَ

    Sana vahyedilene uy ve Allah hüküm verene kadar sabret. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır.

Arapça Kur’an metni Tanzil Project tarafından hazırlanmıştır (Uthmani imlası, sürüm 1.1). Lisans: Creative Commons Attribution 3.0 —tanzil.net

Gönüllerdekine şifa

57. ayet Kur'an'ı dört şeyle niteler: öğüt, gönüllerdekine şifa, yol gösterici ve rahmet.

Şifanın nereye ait olduğu dikkat çekicidir: bedene değil, "göğüslerde olana". Bu sitede Nahl 69'da işaret edildiği gibi, Kur'an'da şifa maddi bir şeye yalnızca bir kez (balın rengine) atfedilir; diğer bütün geçişlerde şifa ya Kur'an'a ya da göğüslerde olana bağlanır.

Buradan çıkan sonuç, sitenin hastalık ve şifa sayfalarında tutulan çizgiyle aynıdır: ayet manevi bir onarımdan söz eder, tıbbi bir tedavi vaadinden değil.

Ayetin sırası da anlamlıdır: önce öğüt, sonra şifa. Şifa, işitilen sözün ardından gelir.

Sıkıntıda hatırlanan dua

12. ayet, dua konusunda surenin en açık gözlemidir: insan sıkıntıdayken "yan yatarken, otururken ya da ayaktayken" dua eder; sıkıntı geçince hiç dua etmemiş gibi geçip gider.

Üç hâlin sayılması boşuna değildir — duanın sıkıntı sırasında her duruma sızdığı, ardından hepsinden birden çekildiği anlatılır.

22-23. ayetler aynı gözlemi bir sahneyle tekrarlar: fırtınadaki gemide dini yalnız O'na has kılarak dua edilir, karaya çıkınca taşkınlık edilir.

Bu, bu sitedeki dua sayfalarının karşı durduğu şeyin Kur'an'daki karşılığıdır: dua bir acil durum aracı değildir.

Korku ve üzüntü

62. ayet iki şeyi birden kaldırır: "korku yoktur; onlar üzülmezler de."

İkisinin ayrı ayrı sayılması klasik tefsirlerde şöyle açıklanır: korku gelecek için, üzüntü geçmiş için duyulur. Ayet ikisini birlikte anar.

63. ayet kimlerden söz edildiğini açıklar ve tanımı iki şeyle sınırlar: iman ve sakınma. Ayette bunun ötesinde bir nitelik, bir mertebe ya da bir sayı bulunmaz.

65. ayet aynı temayı hitap edilene çevirir: "Sözleri seni üzmesin."

Sık sorulan sorular

Yûnus duası bu surede mi geçer?

Hayır. "Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke innî küntü mine'z-zâlimîn" ifadesi Enbiyâ suresi 87. ayettedir. Yûnus suresinde Hz. Yûnus'un kavminden 98. ayette söz edilir, ancak dua metni bu surede bulunmaz.

Yûnus 57'deki şifa ne anlama gelir?

Ayet şifayı "göğüslerde olana" bağlar, bedene değil. Kur'an'da şifa neredeyse her yerde bu şekilde geçer.

Kaynaklar

  • Kur’an
    Yûnus 10:1-109 — Surenin metni
  • Kur’an
    Enbiyâ 21:87 — Hz. Yûnus'un duasının geçtiği yer
  • Kur’an
    İsrâ 17:82 — Kur'an'ın şifa olarak nitelenmesi

Son güncelleme: