İbrâhîm Suresi
İbrâhîm suresi 52 ayettir. Yedinci ayeti şükür ile artış arasındaki bağı kurar; 35-41. ayetleri Hz. İbrâhîm'in dualarını taşır.
- Sure numarası
- 14. sure
- Arapça adı
- ابراهيم
- Ayet sayısı
- 52 ayet
- Nüzul yeri
- Mekki (Mekke dönemi)
- Nüzul sırası
- 72.
- Cüz
- 13. cüz
- Ana konusu
- Şükrün karşılığı, güzel söz benzetmesi ve Hz. İbrâhîm'in duaları
Adının anlamı
Sure adını, 35-41. ayetlerde duaları aktarılan Hz. İbrâhîm'den alır.
Temel temaları
- şükür
- dua
- söz
- tevekkül
İbrâhîm suresi — Arapçası ve anlamı
Aşağıdaki Türkçe anlam bu siteye aittir; herhangi bir mealden alınmamıştır. Amacı ayetin ne dediğini açık Türkçeyle aktarmaktır, basılı bir mealin yerini tutmaz. Anlam metni Arapçanın karşılığı değil, karşılığının aktarımıdır — esas olan Arapça metindir.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
الٓر كِتَٰبٌ أَنزَلْنَٰهُ إِلَيْكَ لِتُخْرِجَ ٱلنَّاسَ مِنَ ٱلظُّلُمَٰتِ إِلَى ٱلنُّورِ بِإِذْنِ رَبِّهِمْ إِلَىٰ صِرَٰطِ ٱلْعَزِيزِ ٱلْحَمِيدِ
Elif Lâm Râ. Bu, insanları Rablerinin izniyle karanlıklardan aydınlığa; güçlü ve övgüye layık olanın yoluna çıkarasın diye sana indirdiğimiz bir kitaptır.
ٱللَّهِ ٱلَّذِى لَهُۥ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ وَوَيْلٌ لِّلْكَٰفِرِينَ مِنْ عَذَابٍ شَدِيدٍ
Göklerde ve yerde ne varsa kendisine ait olan Allah'ın yoluna. Şiddetli bir azaptan dolayı, gerçeği örtenlerin vay hâline!
ٱلَّذِينَ يَسْتَحِبُّونَ ٱلْحَيَوٰةَ ٱلدُّنْيَا عَلَى ٱلْـَٔاخِرَةِ وَيَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ وَيَبْغُونَهَا عِوَجًا أُو۟لَٰٓئِكَ فِى ضَلَٰلٍۭ بَعِيدٍ
Onlar, dünya hayatını ahirete tercih eder, Allah'ın yolundan alıkoyar ve onda eğrilik ararlar. İşte onlar uzak bir sapkınlık içindedir.
وَمَآ أَرْسَلْنَا مِن رَّسُولٍ إِلَّا بِلِسَانِ قَوْمِهِۦ لِيُبَيِّنَ لَهُمْ فَيُضِلُّ ٱللَّهُ مَن يَشَآءُ وَيَهْدِى مَن يَشَآءُ وَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ
Biz her elçiyi ancak kendi kavminin diliyle gönderdik; onlara açıklasın diye. Allah dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola iletir. O güçlüdür, hikmet sahibidir.
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مُوسَىٰ بِـَٔايَٰتِنَآ أَنْ أَخْرِجْ قَوْمَكَ مِنَ ٱلظُّلُمَٰتِ إِلَى ٱلنُّورِ وَذَكِّرْهُم بِأَيَّىٰمِ ٱللَّهِ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَٰتٍ لِّكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍ
Andolsun Mûsâ'yı ayetlerimizle gönderdik: "Kavmini karanlıklardan aydınlığa çıkar ve onlara Allah'ın günlerini hatırlat." Şüphesiz bunda çok sabreden ve çok şükreden herkes için ayetler vardır.
وَإِذْ قَالَ مُوسَىٰ لِقَوْمِهِ ٱذْكُرُوا۟ نِعْمَةَ ٱللَّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ أَنجَىٰكُم مِّنْ ءَالِ فِرْعَوْنَ يَسُومُونَكُمْ سُوٓءَ ٱلْعَذَابِ وَيُذَبِّحُونَ أَبْنَآءَكُمْ وَيَسْتَحْيُونَ نِسَآءَكُمْ وَفِى ذَٰلِكُم بَلَآءٌ مِّن رَّبِّكُمْ عَظِيمٌ
Hani Mûsâ kavmine demişti ki: "Allah'ın üzerinizdeki nimetini anın. Hani sizi Firavun ailesinden kurtarmıştı; onlar size azabın kötüsünü tattırıyor, oğullarınızı boğazlıyor ve kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. Bunda, Rabbinizden büyük bir sınama vardı."
وَإِذْ تَأَذَّنَ رَبُّكُمْ لَئِن شَكَرْتُمْ لَأَزِيدَنَّكُمْ وَلَئِن كَفَرْتُمْ إِنَّ عَذَابِى لَشَدِيدٌ
Hani Rabbiniz bildirmişti: "Şükrederseniz mutlaka size artırırım; nankörlük ederseniz azabım şüphesiz çok şiddetlidir."
وَقَالَ مُوسَىٰٓ إِن تَكْفُرُوٓا۟ أَنتُمْ وَمَن فِى ٱلْأَرْضِ جَمِيعًا فَإِنَّ ٱللَّهَ لَغَنِىٌّ حَمِيدٌ
Mûsâ dedi ki: "Siz ve yeryüzündekilerin hepsi nankörlük etseniz, şüphesiz Allah zengindir, övgüye layıktır."
أَلَمْ يَأْتِكُمْ نَبَؤُا۟ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ قَوْمِ نُوحٍ وَعَادٍ وَثَمُودَ وَٱلَّذِينَ مِنۢ بَعْدِهِمْ لَا يَعْلَمُهُمْ إِلَّا ٱللَّهُ جَآءَتْهُمْ رُسُلُهُم بِٱلْبَيِّنَٰتِ فَرَدُّوٓا۟ أَيْدِيَهُمْ فِىٓ أَفْوَٰهِهِمْ وَقَالُوٓا۟ إِنَّا كَفَرْنَا بِمَآ أُرْسِلْتُم بِهِۦ وَإِنَّا لَفِى شَكٍّ مِّمَّا تَدْعُونَنَآ إِلَيْهِ مُرِيبٍ
Sizden öncekilerin haberi size gelmedi mi? Nûh kavminin, Âd'ın, Semûd'un ve onlardan sonrakilerin. Onları Allah'tan başkası bilmez. Elçileri onlara apaçık delillerle geldi; fakat elleriyle ağızlarını kapadılar ve dediler ki: "Biz sizinle gönderileni inkâr ediyoruz ve bizi çağırdığınız şey hakkında kuşku veren bir şüphe içindeyiz."
قَالَتْ رُسُلُهُمْ أَفِى ٱللَّهِ شَكٌّ فَاطِرِ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ يَدْعُوكُمْ لِيَغْفِرَ لَكُم مِّن ذُنُوبِكُمْ وَيُؤَخِّرَكُمْ إِلَىٰٓ أَجَلٍ مُّسَمًّى قَالُوٓا۟ إِنْ أَنتُمْ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُنَا تُرِيدُونَ أَن تَصُدُّونَا عَمَّا كَانَ يَعْبُدُ ءَابَآؤُنَا فَأْتُونَا بِسُلْطَٰنٍ مُّبِينٍ
Elçileri dedi ki: "Gökleri ve yeri yoktan var eden Allah hakkında şüphe mi var? O sizi, günahlarınızı bağışlamak ve belirlenmiş bir süreye kadar ertelemek için çağırıyor." Dediler ki: "Siz de ancak bizim gibi bir insansınız; atalarımızın kulluk ettiklerinden bizi çevirmek istiyorsunuz. Öyleyse bize apaçık bir delil getirin."
قَالَتْ لَهُمْ رُسُلُهُمْ إِن نَّحْنُ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ يَمُنُّ عَلَىٰ مَن يَشَآءُ مِنْ عِبَادِهِۦ وَمَا كَانَ لَنَآ أَن نَّأْتِيَكُم بِسُلْطَٰنٍ إِلَّا بِإِذْنِ ٱللَّهِ وَعَلَى ٱللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ ٱلْمُؤْمِنُونَ
Elçileri onlara dedi ki: "Biz de ancak sizin gibi bir insanız; fakat Allah, kullarından dilediğine lütufta bulunur. Allah'ın izni olmadan size bir delil getirmemiz olmaz. Müminler yalnız Allah'a tevekkül etsin.
وَمَا لَنَآ أَلَّا نَتَوَكَّلَ عَلَى ٱللَّهِ وَقَدْ هَدَىٰنَا سُبُلَنَا وَلَنَصْبِرَنَّ عَلَىٰ مَآ ءَاذَيْتُمُونَا وَعَلَى ٱللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ ٱلْمُتَوَكِّلُونَ
Bize yollarımızı göstermişken neden Allah'a tevekkül etmeyelim? Bize yaptığınız eziyete elbette sabredeceğiz. Tevekkül edenler yalnız Allah'a tevekkül etsin."
وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لِرُسُلِهِمْ لَنُخْرِجَنَّكُم مِّنْ أَرْضِنَآ أَوْ لَتَعُودُنَّ فِى مِلَّتِنَا فَأَوْحَىٰٓ إِلَيْهِمْ رَبُّهُمْ لَنُهْلِكَنَّ ٱلظَّٰلِمِينَ
İnkâr edenler elçilerine dediler ki: "Sizi mutlaka yurdumuzdan çıkaracağız ya da dinimize döneceksiniz." Rableri de onlara vahyetti: "Zalimleri mutlaka helak edeceğiz.
وَلَنُسْكِنَنَّكُمُ ٱلْأَرْضَ مِنۢ بَعْدِهِمْ ذَٰلِكَ لِمَنْ خَافَ مَقَامِى وَخَافَ وَعِيدِ
Onlardan sonra sizi mutlaka o yurda yerleştireceğiz. Bu, makamımdan korkan ve tehdidimden çekinen içindir."
وَٱسْتَفْتَحُوا۟ وَخَابَ كُلُّ جَبَّارٍ عَنِيدٍ
Fetih istediler; her inatçı zorba ise hüsrana uğradı.
مِّن وَرَآئِهِۦ جَهَنَّمُ وَيُسْقَىٰ مِن مَّآءٍ صَدِيدٍ
Ardından cehennem vardır ve ona irinli sudan içirilir.
يَتَجَرَّعُهُۥ وَلَا يَكَادُ يُسِيغُهُۥ وَيَأْتِيهِ ٱلْمَوْتُ مِن كُلِّ مَكَانٍ وَمَا هُوَ بِمَيِّتٍ وَمِن وَرَآئِهِۦ عَذَابٌ غَلِيظٌ
Onu yudumlamaya çalışır ama boğazından geçiremez. Ölüm ona her yandan gelir; fakat ölmez. Ardından da ağır bir azap vardır.
مَّثَلُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ بِرَبِّهِمْ أَعْمَٰلُهُمْ كَرَمَادٍ ٱشْتَدَّتْ بِهِ ٱلرِّيحُ فِى يَوْمٍ عَاصِفٍ لَّا يَقْدِرُونَ مِمَّا كَسَبُوا۟ عَلَىٰ شَىْءٍ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلضَّلَٰلُ ٱلْبَعِيدُ
Rablerini inkâr edenlerin durumu şudur: amelleri, fırtınalı bir günde rüzgârın şiddetle savurduğu küle benzer. Kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. İşte uzak sapkınlık budur.
أَلَمْ تَرَ أَنَّ ٱللَّهَ خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ بِٱلْحَقِّ إِن يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ وَيَأْتِ بِخَلْقٍ جَدِيدٍ
Görmedin mi? Allah, gökleri ve yeri gerçek üzere yarattı. Dilerse sizi giderir ve yeni bir yaratılış getirir.
وَمَا ذَٰلِكَ عَلَى ٱللَّهِ بِعَزِيزٍ
Bu, Allah'a zor değildir.
وَبَرَزُوا۟ لِلَّهِ جَمِيعًا فَقَالَ ٱلضُّعَفَٰٓؤُا۟ لِلَّذِينَ ٱسْتَكْبَرُوٓا۟ إِنَّا كُنَّا لَكُمْ تَبَعًا فَهَلْ أَنتُم مُّغْنُونَ عَنَّا مِنْ عَذَابِ ٱللَّهِ مِن شَىْءٍ قَالُوا۟ لَوْ هَدَىٰنَا ٱللَّهُ لَهَدَيْنَٰكُمْ سَوَآءٌ عَلَيْنَآ أَجَزِعْنَآ أَمْ صَبَرْنَا مَا لَنَا مِن مَّحِيصٍ
Hepsi Allah'ın huzuruna çıkar. Zayıf olanlar, büyüklenenlere derler ki: "Biz size uymuştuk; Allah'ın azabından bir şeyi bizden savabilir misiniz?" Derler ki: "Allah bize yol gösterseydi, biz de size gösterirdik. Sızlansak da sabretsek de bizim için birdir; bizim kaçacak bir yerimiz yok."
وَقَالَ ٱلشَّيْطَٰنُ لَمَّا قُضِىَ ٱلْأَمْرُ إِنَّ ٱللَّهَ وَعَدَكُمْ وَعْدَ ٱلْحَقِّ وَوَعَدتُّكُمْ فَأَخْلَفْتُكُمْ وَمَا كَانَ لِىَ عَلَيْكُم مِّن سُلْطَٰنٍ إِلَّآ أَن دَعَوْتُكُمْ فَٱسْتَجَبْتُمْ لِى فَلَا تَلُومُونِى وَلُومُوٓا۟ أَنفُسَكُم مَّآ أَنَا۠ بِمُصْرِخِكُمْ وَمَآ أَنتُم بِمُصْرِخِىَّ إِنِّى كَفَرْتُ بِمَآ أَشْرَكْتُمُونِ مِن قَبْلُ إِنَّ ٱلظَّٰلِمِينَ لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
İş bitirildiğinde şeytan der ki: "Şüphesiz Allah size gerçek bir söz verdi; ben de size bir söz verdim ama sözümden döndüm. Benim sizin üzerinizde bir gücüm yoktu; ancak sizi çağırdım, siz de bana uydunuz. Öyleyse beni kınamayın, kendinizi kınayın. Ne ben sizi kurtarabilirim ne de siz beni. Daha önce beni ortak koşmanızı da inkâr ediyorum." Şüphesiz zalimler için acı bir azap vardır.
وَأُدْخِلَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ جَنَّٰتٍ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَا بِإِذْنِ رَبِّهِمْ تَحِيَّتُهُمْ فِيهَا سَلَٰمٌ
İman edip salih amel işleyenler, altlarından ırmaklar akan cennetlere konuldu; Rablerinin izniyle orada sürekli kalacaklardır. Oradaki karşılaşmaları "Selam"dır.
أَلَمْ تَرَ كَيْفَ ضَرَبَ ٱللَّهُ مَثَلًا كَلِمَةً طَيِّبَةً كَشَجَرَةٍ طَيِّبَةٍ أَصْلُهَا ثَابِتٌ وَفَرْعُهَا فِى ٱلسَّمَآءِ
Görmedin mi? Allah nasıl bir örnek verdi: güzel söz, kökü sabit ve dalı gökte olan güzel bir ağaç gibidir.
تُؤْتِىٓ أُكُلَهَا كُلَّ حِينٍۭ بِإِذْنِ رَبِّهَا وَيَضْرِبُ ٱللَّهُ ٱلْأَمْثَالَ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ
Rabbinin izniyle her zaman meyvesini verir. Allah insanlara örnekler verir; belki öğüt alırlar.
وَمَثَلُ كَلِمَةٍ خَبِيثَةٍ كَشَجَرَةٍ خَبِيثَةٍ ٱجْتُثَّتْ مِن فَوْقِ ٱلْأَرْضِ مَا لَهَا مِن قَرَارٍ
Kötü sözün örneği ise, yerden koparılmış, hiçbir dayanağı olmayan kötü bir ağaç gibidir.
يُثَبِّتُ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ بِٱلْقَوْلِ ٱلثَّابِتِ فِى ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا وَفِى ٱلْـَٔاخِرَةِ وَيُضِلُّ ٱللَّهُ ٱلظَّٰلِمِينَ وَيَفْعَلُ ٱللَّهُ مَا يَشَآءُ
Allah, iman edenleri dünya hayatında da ahirette de sabit sözle sağlamlaştırır. Allah zalimleri saptırır ve Allah dilediğini yapar.
أَلَمْ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ بَدَّلُوا۟ نِعْمَتَ ٱللَّهِ كُفْرًا وَأَحَلُّوا۟ قَوْمَهُمْ دَارَ ٱلْبَوَارِ
Allah'ın nimetini nankörlükle değiştiren ve kavmini helak yurduna sürükleyenleri görmedin mi?
جَهَنَّمَ يَصْلَوْنَهَا وَبِئْسَ ٱلْقَرَارُ
Cehenneme; oraya girerler. Ne kötü bir yerleşme yeri!
وَجَعَلُوا۟ لِلَّهِ أَندَادًا لِّيُضِلُّوا۟ عَن سَبِيلِهِۦ قُلْ تَمَتَّعُوا۟ فَإِنَّ مَصِيرَكُمْ إِلَى ٱلنَّارِ
Allah'ın yolundan saptırmak için O'na eşler koştular. De ki: Yararlanın; şüphesiz varışınız ateşedir.
قُل لِّعِبَادِىَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ يُقِيمُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَيُنفِقُوا۟ مِمَّا رَزَقْنَٰهُمْ سِرًّا وَعَلَانِيَةً مِّن قَبْلِ أَن يَأْتِىَ يَوْمٌ لَّا بَيْعٌ فِيهِ وَلَا خِلَٰلٌ
İman eden kullarıma söyle: namazı kılsınlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden, alışverişin ve dostluğun bulunmadığı bir gün gelmeden önce gizli açık harcasınlar.
ٱللَّهُ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَأَنزَلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءً فَأَخْرَجَ بِهِۦ مِنَ ٱلثَّمَرَٰتِ رِزْقًا لَّكُمْ وَسَخَّرَ لَكُمُ ٱلْفُلْكَ لِتَجْرِىَ فِى ٱلْبَحْرِ بِأَمْرِهِۦ وَسَخَّرَ لَكُمُ ٱلْأَنْهَٰرَ
Allah, gökleri ve yeri yaratan, gökten su indirip onunla size rızık olarak meyveler çıkarandır. Emriyle denizde akıp gitmesi için gemileri size hizmete verdi; ırmakları da size hizmete verdi.
وَسَخَّرَ لَكُمُ ٱلشَّمْسَ وَٱلْقَمَرَ دَآئِبَيْنِ وَسَخَّرَ لَكُمُ ٱلَّيْلَ وَٱلنَّهَارَ
Güneşi ve ayı, sürekli hareket eden olarak size hizmete verdi; geceyi ve gündüzü de.
وَءَاتَىٰكُم مِّن كُلِّ مَا سَأَلْتُمُوهُ وَإِن تَعُدُّوا۟ نِعْمَتَ ٱللَّهِ لَا تُحْصُوهَآ إِنَّ ٱلْإِنسَٰنَ لَظَلُومٌ كَفَّارٌ
Ve size istediğiniz her şeyden verdi. Allah'ın nimetini saymaya kalksanız sayamazsınız. Şüphesiz insan çok zalim ve çok nankördür.
وَإِذْ قَالَ إِبْرَٰهِيمُ رَبِّ ٱجْعَلْ هَٰذَا ٱلْبَلَدَ ءَامِنًا وَٱجْنُبْنِى وَبَنِىَّ أَن نَّعْبُدَ ٱلْأَصْنَامَ
Hani İbrâhîm demişti ki: "Rabbim! Bu beldeyi güvenli kıl; beni ve oğullarımı putlara kulluk etmekten uzak tut.
رَبِّ إِنَّهُنَّ أَضْلَلْنَ كَثِيرًا مِّنَ ٱلنَّاسِ فَمَن تَبِعَنِى فَإِنَّهُۥ مِنِّى وَمَنْ عَصَانِى فَإِنَّكَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
Rabbim! Şüphesiz onlar insanlardan birçoğunu saptırdı. Kim bana uyarsa o bendendir; kim de bana karşı gelirse, şüphesiz sen çok bağışlayan, çok merhamet edensin.
رَّبَّنَآ إِنِّىٓ أَسْكَنتُ مِن ذُرِّيَّتِى بِوَادٍ غَيْرِ ذِى زَرْعٍ عِندَ بَيْتِكَ ٱلْمُحَرَّمِ رَبَّنَا لِيُقِيمُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ فَٱجْعَلْ أَفْـِٔدَةً مِّنَ ٱلنَّاسِ تَهْوِىٓ إِلَيْهِمْ وَٱرْزُقْهُم مِّنَ ٱلثَّمَرَٰتِ لَعَلَّهُمْ يَشْكُرُونَ
Rabbimiz! Soyumdan bir kısmını, senin dokunulmaz evinin yanında, ekin bitmeyen bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz! Namazı kılsınlar diye. Öyleyse insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meylettir ve onları meyvelerle rızıklandır; belki şükrederler.
رَبَّنَآ إِنَّكَ تَعْلَمُ مَا نُخْفِى وَمَا نُعْلِنُ وَمَا يَخْفَىٰ عَلَى ٱللَّهِ مِن شَىْءٍ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَا فِى ٱلسَّمَآءِ
Rabbimiz! Şüphesiz sen, gizlediğimizi de açığa vurduğumuzu da bilirsin. Yerde ve gökte hiçbir şey Allah'a gizli kalmaz.
ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ ٱلَّذِى وَهَبَ لِى عَلَى ٱلْكِبَرِ إِسْمَٰعِيلَ وَإِسْحَٰقَ إِنَّ رَبِّى لَسَمِيعُ ٱلدُّعَآءِ
Hamd, yaşlılığımda bana İsmâil'i ve İshâk'ı bağışlayan Allah'a aittir. Şüphesiz Rabbim duayı işitendir.
رَبِّ ٱجْعَلْنِى مُقِيمَ ٱلصَّلَوٰةِ وَمِن ذُرِّيَّتِى رَبَّنَا وَتَقَبَّلْ دُعَآءِ
Rabbim! Beni namazı gereğince kılan biri yap; soyumdan da. Rabbimiz! Duamı kabul et.
رَبَّنَا ٱغْفِرْ لِى وَلِوَٰلِدَىَّ وَلِلْمُؤْمِنِينَ يَوْمَ يَقُومُ ٱلْحِسَابُ
Rabbimiz! Hesabın görüleceği gün beni, anne babamı ve müminleri bağışla."
وَلَا تَحْسَبَنَّ ٱللَّهَ غَٰفِلًا عَمَّا يَعْمَلُ ٱلظَّٰلِمُونَ إِنَّمَا يُؤَخِّرُهُمْ لِيَوْمٍ تَشْخَصُ فِيهِ ٱلْأَبْصَٰرُ
Zalimlerin yaptıklarından Allah'ı habersiz sanma. Onları, gözlerin dehşetle bakakalacağı bir güne erteliyor.
مُهْطِعِينَ مُقْنِعِى رُءُوسِهِمْ لَا يَرْتَدُّ إِلَيْهِمْ طَرْفُهُمْ وَأَفْـِٔدَتُهُمْ هَوَآءٌ
Başlarını dikerek koşarlar; bakışları kendilerine dönmez ve gönülleri bomboştur.
وَأَنذِرِ ٱلنَّاسَ يَوْمَ يَأْتِيهِمُ ٱلْعَذَابُ فَيَقُولُ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ رَبَّنَآ أَخِّرْنَآ إِلَىٰٓ أَجَلٍ قَرِيبٍ نُّجِبْ دَعْوَتَكَ وَنَتَّبِعِ ٱلرُّسُلَ أَوَلَمْ تَكُونُوٓا۟ أَقْسَمْتُم مِّن قَبْلُ مَا لَكُم مِّن زَوَالٍ
İnsanları, kendilerine azabın geleceği günle uyar. Zulmedenler der ki: "Rabbimiz! Bizi yakın bir süreye kadar ertele de çağrına uyalım ve elçilere tâbi olalım." "Daha önce, sizin için hiçbir yok oluş bulunmadığına yemin edenler siz değil miydiniz?"
وَسَكَنتُمْ فِى مَسَٰكِنِ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ وَتَبَيَّنَ لَكُمْ كَيْفَ فَعَلْنَا بِهِمْ وَضَرَبْنَا لَكُمُ ٱلْأَمْثَالَ
Kendilerine zulmedenlerin yurtlarında oturdunuz; onlara nasıl yaptığımız size belli oldu ve size örnekler verdik.
وَقَدْ مَكَرُوا۟ مَكْرَهُمْ وَعِندَ ٱللَّهِ مَكْرُهُمْ وَإِن كَانَ مَكْرُهُمْ لِتَزُولَ مِنْهُ ٱلْجِبَالُ
Tuzaklarını kurdular; oysa tuzakları Allah'ın katındadır. Tuzakları dağları yerinden oynatacak olsa bile.
فَلَا تَحْسَبَنَّ ٱللَّهَ مُخْلِفَ وَعْدِهِۦ رُسُلَهُۥٓ إِنَّ ٱللَّهَ عَزِيزٌ ذُو ٱنتِقَامٍ
Sakın Allah'ın, elçilerine verdiği sözden döneceğini sanma. Şüphesiz Allah güçlüdür, intikam sahibidir.
يَوْمَ تُبَدَّلُ ٱلْأَرْضُ غَيْرَ ٱلْأَرْضِ وَٱلسَّمَٰوَٰتُ وَبَرَزُوا۟ لِلَّهِ ٱلْوَٰحِدِ ٱلْقَهَّارِ
O gün yer başka bir yere, gökler de başka göklere çevrilir; hepsi tek ve kahredici olan Allah'ın huzuruna çıkar.
وَتَرَى ٱلْمُجْرِمِينَ يَوْمَئِذٍ مُّقَرَّنِينَ فِى ٱلْأَصْفَادِ
O gün suçluları, zincirlerle birbirine bağlanmış görürsün.
سَرَابِيلُهُم مِّن قَطِرَانٍ وَتَغْشَىٰ وُجُوهَهُمُ ٱلنَّارُ
Gömlekleri katrandandır ve yüzlerini ateş kaplar.
لِيَجْزِىَ ٱللَّهُ كُلَّ نَفْسٍ مَّا كَسَبَتْ إِنَّ ٱللَّهَ سَرِيعُ ٱلْحِسَابِ
Allah, her nefse kazandığının karşılığını versin diye. Şüphesiz Allah hesabı çabuk görendir.
هَٰذَا بَلَٰغٌ لِّلنَّاسِ وَلِيُنذَرُوا۟ بِهِۦ وَلِيَعْلَمُوٓا۟ أَنَّمَا هُوَ إِلَٰهٌ وَٰحِدٌ وَلِيَذَّكَّرَ أُو۟لُوا۟ ٱلْأَلْبَٰبِ
Bu, insanlar için bir tebliğdir; onunla uyarılsınlar, O'nun tek bir ilah olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye.
Arapça Kur’an metni Tanzil Project tarafından hazırlanmıştır (Uthmani imlası, sürüm 1.1). Lisans: Creative Commons Attribution 3.0 —tanzil.net
Şükür ve artış
Yedinci ayet, bu sitede şükür konusunun merkezindeki ayettir: "Şükrederseniz mutlaka size artırırım."
Dikkat çekici olan, artışın neyde olacağının belirtilmemesidir. Klasik tefsirlerde bu belirsizliğin kasıtlı olduğu ve artışın hem nimete hem de nimeti taşıma gücüne işaret edebileceği belirtilir.
Sekizinci ayet çerçeveyi tamamlar ve yönü tersine çevirir: nankörlük edilse bile Allah zengindir. Yani şükür, verene bir şey kazandırmaz.
34. ayet aynı sureyi kapatırken nimetin sayılamayacağını bildirir ve insanı "çok zalim ve çok nankör" olarak niteler. İki ayet birlikte okunur.
Güzel söz, kökü sabit ağaç
24-26. ayetler bir benzetme kurar ve iki tarafını da verir.
Güzel söz: kökü sabit, dalı gökte, her zaman meyve veren bir ağaç. Kötü söz: yerden koparılmış, dayanağı olmayan bir ağaç.
Klasik tefsirlerde benzetmenin ayrıntıları üzerinde durulur. Kök yerdedir ama dal göktedir; yani sözün dayanağı ile ulaştığı yer ayrı yerlerdedir.
"Her zaman meyvesini verir" kaydı da dikkat çekicidir: süreklilik bildirilir, mevsim değil.
27. ayet benzetmeyi kişiye bağlar: sabit sözle sağlamlaştırılma.
Hz. İbrâhîm'in duası
35-41. ayetler tek bir duadır ve yedi ayet boyunca sürer.
Sıra şöyledir: beldenin güvenliği, kendisi ve oğulları için koruma, soyunun yerleştirilmesi ve rızıklandırılması, bilinmenin kabulü, verilene hamd, namaz ve nihayet bağışlanma.
39. ayetteki hamd dikkat çekicidir: talebin ortasında, verilmiş olan için şükredilir. Dua yalnızca isteme değildir.
41. ayet ise anne babayı ve bütün müminleri kapsar. Bu sitede anne baba ayetleri temasında bu ayet, vefat etmiş anne baba için dua edilebileceğinin dayanağı olarak anılmaktadır.
Sık sorulan sorular
"Şükrederseniz artırırım" ayeti hangisidir?
İbrâhîm suresi 7. ayettir. Artışın neyde olacağı belirtilmez; klasik tefsirlerde bunun kasıtlı bir belirsizlik olduğu belirtilir.
Kaynaklar
- Kur’anİbrâhîm 14:1-52 — Surenin metni
- Kur’anNahl 16:18 — Nimetin sayılamaması
- Kur’anLokmân 31:12 — Şükrün kime döndüğü
Son güncelleme: